Hakimiyetin kayıtsız
ve şartsız kendisine aid olan, yaratan ve emir veren Alemlerin Rabbi Aliah
(Azze ve Celle), Âdemoğlunu yüceltmiş ve yaratıklarının çoğundan üstün
kılmıştır... Bundan dolayı kendilerini karada, denizde ve havada çeşitli
araçlarla taşımış, temiz ve güzel nimetlerden rızıklar vermiştir...
Şöyle buyurur Rabbimiz
Allah:
"Andolsun Biz,
Âdemoğlunu yücelttik, onları karada ve denizde (çeşitli araçlarla) taşıdık,
temiz güzel şeylerden rızı kî and irdik, çoğundan üstün kıldık.[1]
"Yerde onların
tümünü sizin için yaratan Ö'dur.. [2]
Rabbimiz Allah,
yarattığı insan kullarını vermiş olduğu bunca nimetlere karşılık, yalnızca bir
tek şey istiyor: Kendisine hiç bir şeyi ve hiç bir şeyle şirk koşulmadan
ibadet e-dilmek... Yalnız ve yalnız O'nun emirlerine itaat etmek. , O'ndan
başka hiç kimsenin emir ve nehiylerini dinlememek... Yaratılışın gayesi de
budur... İnsanlar da, cinler de, yalnızca Âlemlerin Rabbi Aliah'a ibadet etmek,
Rab, İlâh, Melik, hakim olarak O'nu tanımak ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmamak
için yaratılmışlardır...
Bu, böyledir ve bu,
yaratılış gayesidir!..
Şöyle buyurur
Rabbimiz:
"Sizi çift çift
yarattık, uykunuzu bir dinlenme yaptık, Geceyi bîr örtü yaptık, Gündüzü bir
geçim kaynağı kıldık.[3] Bu
ayet-i kerimelerde insanın biyolojik ve sosyolojik yapısı beyan buyrulmuştur...
İnsanlar çift, yani erkekli ve dişili yaratılmışlar, ayrıca yapı olarak
birbirilerine muhtaç ki-. IınmışJardır... Dünya hayatının devamı için böyle
yaratmış, yegâne Yaratan.'.. O, böyle uygun görmüş, böyle istemiş ve böyle
yaratmıştır... İlâhî hikmet gereği böyle olması lazımmış ve böyle olmuş... Zaten
O, neyin olmasını isterse sadece "Ol" diye emir verir ve olması
istenen hemen oluverir. [4]
Çalışıp çabalayan ve
yorulan vücudun dinlenmesi için uykuyu yaratmıştır Rabbimiz Allah... Uyku için
en uygun zamanın gece olduğunu beyan buyurmuştur... Gece, gündüz çalışıp
yorulanlar için bir dinlenme örtüsü yapılmıştır... Atmosferdeki değişme,
yorulan vücudların dinlenmesi İçin en uygun bir hâle gelir gece vakti... Gece
nimetiyle dinlenen, rahat eden ve uyku hâlinde iken dış dünyanın gamından, kederinden
kurtuldukları, ayrıca mes'uliyetin üzerlerinden kaldırıldığı bir anda
oldukları için huzurlu ve dinç olarak sa-bahlayanlar. rızıklarıni elde etmek
için gündüz nimetinden faydalanıyorlar...
Gündüz, geçimlerini
te'mın etmek için çalışıp çabalayanlar için büyük bir nimettir... Gecenin
karanlığından, gü düzün aydınlığına kavuşan insanlar, sosyal hayatın içine dâhil
oluyor ve sosyal faaliyetlere katılıyorlar... Kimi iş veren, kimi işçi, kimi
âmir, kimi memur, kimi anne, kimi baba, kimi kardeş, kimileri yöneten, kimileri
yönetilen, kimi alan, kimi veren ...vs...vs... Bütün bu insanlar arası
ilişkiler, karşılıklı haklar ve birbirine karşı sorumlulukları, günlük sosyal
hayatın vazgeçilmez bir şartıdır...
Ve şöyle beyan buyurur
Rabbîmiz:
"Görmediler mi
Biz, geceyi onda sükûn bulmaları için, gündüzü de aydmhk(Ia görsünler) diye
yarattık. Şübhesiz, i-man etmekte olan bir kavim için bunda ayetler vardır.[5]
"Ve doğrusu,
insana da kendi (emek ve) çabasından başkası yoktur.
Şübhesiz, kendi (emek
ve) çabası da görülecektir.
Sonra onu, en
noksansız karşılık verilecektir.
Elbette son varış,
Rabbine olacaktır. [6]
"Andolsun, sizi
yeryüzünde yerleşik (iktidar sahibi) kıldık ve orada size geçimlikler yarattık.
Ne de az şükrediyorsunuz. [7]
"Allah, gökleri
ve yeri yaratan ve gökten su indirip o-nunla size rızık olarak türlü ürünler
çıkarandır. Ve O'nun emriyle denizde yüzmeleri için size, emre âmâde kılandır.
Irmakları da sizin için emre âmâde kılandır. [8]
Güneşi ve ay'ı da,
hareketlerinde sürekli emrinize ama-de kılan, geceyi ve gündüzü de emrinize
amade kılandır."
Rabbimiz Allah,
yalnızca kendisini tanısınlar ve ibadet etsinler, tağutu inkâr edip kendisine
iman etsinler ve sapasağlam olan ipe, yani Kur'ân'a sımsıkı sarılsınlar diye
yarattığı insan kullarına verdiği bunca nimetler için, insanın O'na
şükretmesi, hamdi ve dini yalnızca O'na has kılmasını buyurmaktadır...
Kendisine katıksız bir
imanla inanan ve emredilen a-melleri ve şartlarını uygun bir şekilde işleyen
muvahhidmü'min müslüman kullarına rizık olarak en temiz, güzel v| helâl olanını
kazanmalarını buyurmuştur...
"Ey insanlar,
yeryüzünde olan şeyleri helâl ve temiz o-larak yiyin ve şeytanın adımlarını
izlemeyin. Gerçekten o, sizin için apaçık bir düşmandır.[9]
"Allah'ın size
rızık olarak verdiklerinden helâl ve temiz olarak yiyin. Kendisine inanmakta
olduğunuz Allah'dan da korkup sakının. [10]
Muvahhid mü'min
müslümanlar, Rabbleri Allah'ın kendilerine helâl kıldığı, temiz ve
güzel dünya nimetlerini, alınların terini döke döke hakkederek kazandıkları
gibi, onu korumakla da mükellefler... Çünkü dünya hayatının bir gereği de
helâlinden çalışıp kazanmak ve hiç kimseye yük olmamaktır... Kendisi
ve bakmak zorunda
olduğu çoluk-çocuklarının
helâlinden rizıklarını te'min etmek, evin çobanı olan aile reisi için
kaçınılmaz bir vazifedir... Helâl ve temiz rızık kazanma yolunda sarfettiği
gayret ve çektiği sıkıntılar, ona sevab getirir ve günahlarına keffaret olur...
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın
rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:
"Öyle günahlar
vardır ki, ne namaz ne zekat, ne de hacc onlara keffaret olamaz. Onlara, ancak
geçim telaşı içerisinde çekilen sıkıntılar keffaret olur. [11]
El-Mikdarn (r.a.)
da,şu hadisi rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.),
şöyle buyurur:
"Hiç bir kimse,
kendi elinin çalışmasının yemekten daha hayırlı bir yiyecek asla yememiştir.
Allah'ın Peygamberi Davud (a.s.) da, kendi elinin emeğinden yer îdi. [12]
Helâlenden mal
kazanmak ve bunu korumak, en büyük imtihanlardandır... Hele hele İslâm'ın ve
mü'min müslü-manlarm mahkum kılındığı, İslâmî hükümlerin devre dışı bırakıldığı,
tağutun egemen olduğu Daru'1-Harb olan bir bölgede, helâl mal kazanmak ve onu
korumak, zorluk üzerine zorluktur... Bir mü'minin bakımıyla yükümlü olduğu hâne
halkının çokluğu ve malın azlığı, onun için en zorlu imtihan olduğu, önderimiz
Rasulullah (s.a.s.) tarafından beyan buyrulmuştur...
Abdullah b. Ömer
(r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Ra-suhıUah (s.a.s.):
"En zorlu
imtihan, malın az, geçimiyle yükümlü bulunduğun ferdlerin çok olmasıdır.[13]
Mü'min müsİümanın
helâl ve temiz kazanıp yine helâl ve temiz yerlere harcayarak, aynı zamanda
emredildiği ölçüde koruduğu mal, onun için hiç bir zaman gaye olamaz, olmamalıdır
da... Helâl mal, mü'min için gayeye varmak için sadece temiz bir araçtır...
Mü'minler, Rabbleri Allah'ın kendilerine verdiği helâl ve temiz mal ile ahiret
yurdunu ararlar... Ahiretlerini ma'mur etmek yolunda sarfederler helâl
mallarını... Elbette bu arada dünyadaki paylarını da unutmazlar... Dünyaya
kalacakları kadar değer verir, ahirete ise kalacakları kadar değer vererek
meylederler... Dünya fanî, ahiret ise bakîdir... Faniye fanî gibi, bakîye bakî
gibi muamele edilir...
Ayet-ı kerimede şöyle
beyan buyrulur:
"Allah'ın sana
verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyada da kendi payını (nasibini) unutma.
Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk
arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez. [14]
Yeryüzünde bozgunculuk
yapmak, Allah'ın rızık olarak verdiği malı gaye edinmek, ahireti unutmak,
tamamen dünya hayatına meyledip servetini zevk ve sefa yolunda israf etmektir...
Bu tavırla, insanları hor görmek, istikbar sahibi olmak ve eldeki servet ile
fakirleri ezip, adalet dengesini bozarak zulüm işlemektir...
Âlemlerin Rabbi
Allah'ın kuvvet ve kudretini unutup, tüm gücü ve kuvveti parada, malda ve
servette görmek, ondan başka güç tanımamak ve her İşi görüp, her kapıyı açacağına
inanmak, en büyük bozgunculuktur... Böyle bir inanç ve böyle bir tavır, mal
sahibini, malın kulu ve kölesi yapar... O kişi, mala ve servete tapar olur...
Çünkü tüm kuvvet ve kud-ı-eti malda, servette görmeye başlar... Allah'ın kulu
olmayıp, kendileri gibi insanlara itaat ederek onların emirlerinin gereğini
yerin getiren "emir kullan" gibi, mal sahibi zengin kişi de, mala
tapınacak olursa "mal kulu" oluverir... Böyle aşağılık bir durum,
sahibi için korkunç bir felakettir!..
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın
rİvayetiyle şöyle buyurur Ra-sulullah (s.a.s.):
"Altın kulu,
gümüş kulu, dört köşeli ve zencefilli kumaş kulu kahrolsun! Böyle kişiye
verirlerse memnun olur, verilmezse kızar. Böyle (dünya düşkünü) kişi sürünsün,
zarara yuvarlansın! Vücuduna diken battığında cımbızla çıkaran bulunmasın.
Cennet, hayır ve
saadet şu kula layıktır ki, o, Allah yolunda cihad için atının dizginini
tutmuş, başı dağınık, iki a- ij yağı tuzlanmıştır. Eğer bu gâzî (Öncü olarak)
ileri karakolda düşman beklemekte ise, o, tam manâsıyla düşman beklemekte
olur. Eğer askerin gerisinde (artçı olarak) vazifede ise, orada hakkıyla
nöbetçilik vazifesinde olur.
Bu mücahid, bir
meclise girmek için izin isterse (küçük görülüp) kendisine izin verilmez. Bir
hususta şefaat edecek olursa, şefaati kabul edilmez. (Fakat onun mevkii, Allah
yanında büyüktür, onun her dilediğini Allah kabul eder.")[15]
Yine Ebu Hüreyre
(r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Dinar'ın kuluna
lanet edildi ve Dirhem'in kuluna lanet edildi.
[16]
Dinar ve Dirhem'in
kulu, yani altın ve gümüş kulu demektir...
Mal ve servet, sahibi
için başlı başına bir fitnedir... Bu fitneden sağlık ve selâmet içinde
kurtulmak için, malı helâl ve temiz yoldan kazanıp, gururlanmadan,
kibirlenmeden, mütevazı davranıp yine helâl ve temiz yoldan harcamak gerekir...
Kâ'b b. Iyar (r.a.)'ın
rivayetiyle şöyle buyurur Rasuîul-lah (s.a.s.):
"Her ümmetin bir
fitnesi vardır ve benim ümmetimin fitnesi maldır. [17]
Kâ'b b. Malik
el-Ensarî (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurur:
"Bir koyun sürüsü
üzerine salıverilen iki aç kurdun o koyuna zararı, kişinin mal ve şeref
hırsının dinine olan zararından daha ağır değildir. [18]
Muvahhid mü'minler,
tüm bu gerçeklerin şuurunda olarak hareket eder, helâl yoldan kazandıkları
helâl mâllarına
sahib çıkar, onu korur
ve Allah yolunda infak etmeye devam ederler... Mü'min, emin bir emanetçidir ve
kendisine emanet edilen helâl malı, emanet edenin talimatları doğrultusunda
sarf etmeye gayret eder...
Bu şuurlu muvahhid
mü'minlerin değişmez şahsiyetini şöyle beyan buyurur Rabbimiz Allah:
"Onlar ki, Allah
anıldığı zaman kalbleri ürperir. Onlar, kendilerine isabet eden musibetlere
sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rizık olarak verdiklerimizden infak
edenlerdir.[19]
Mü'minler, yegâne
Rabbleri Allah'ın kendilerine nzık olarak verdiklerini nasıl harcayacaklarını,
diğer bütün hayatî konularda olduğu gibi bu konuda da, Allah'ın emirlerine tabi
olmalarının gereğinin şuurundadırlar... Helâl ve haram sınırlarını ancak Allah
Teâlâ belirler... Allah'ın Peygamberleri (Allah'ın salat ve selâmı cümlesinin
üzerine olsun), Allah'ın kendilerine verdiği yetki ile' Kitab'da açıkça
bulunmayan helâl ve haram sınırlarını tesbit ederler. [20]
"Ey ÂdemoğuIIarı,
her mescid yanında ziynetlerinizi takının, yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü
O (Allah), israf edenleri sevmez.
De kî: 'Allah'ın
kullan için çıkardığı ziynet ve temiz nzıkları kim haram kılmıştır?' De ki:
'Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise, yalnızca
onlarindir. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.[21]
"Artık namazı
kılınca, yeryüzünde dağılın, Allah'ın fazlını isteyip arayın ve Allah'ı çokça
zikredin, umulur ki, felaha (kurtuluşa ve umduklarınıza) kavuşmuş olursunuz. [22]
Mü'minler, Allah'ın
kendileri için helâl kılmış olduğu rızkı, O'nun fazlından isteyip ararken,
Rabbinin kendisine nasib etmiş olduğunu iyi korumalı, israf etmemeli... Rabbimiz
Allah, kullarına vermiş olduğu nimetlerin kullar tarafından ihtiyaçları
ölçüşünce ve gereği gibi sarf etmelerini dilediğinden dolayı, onlara bunu
emretmiştir... Kulların, Allah'ın nimetlerini ihtiyaç olmadan ve haddini
aşarak, ölçüyü taşarak harcamaları israftır, hatadır, suçtur ve günahtır...
Rabbimiz Allah, bu günahı işleyen müsrifleri sevmez.., Allah, emirleri
doğrultusunda hareket eden, adil ve mütakki kullarım sever. [23] O'nu
seven ve O'na dost, yani veli olanı sever ve ona dost, yani veli olur... [24]
Katıksız iman sahibi
salih ve mütakki mü'min kullar i-çin helâl ve hayırlı mal çok güzel bir
nimettir... mütakki mü'minler, Allah'ın sınırlarını çok iyi koruyan şahsiyetli
kullardır... Malı nereden ve nasıl kazanacaklarının, bu kazandıkları helâİ
malı nereye harcayacaklarının hesabını çok iyi yaparlar... Ahirette Allah'a
verecekleri hesabı iyi düşünüp yaptıkları için, bu dünyadaki hesabları da çok
iyi yapmış
Olurlar.
Amr İbni'1-As, şöyle
dedi:
Rasulullah (s.a.s.),
bana (haber) gönderip elbisemi ve silahımı kuşanmamı, sonra O'na gitmemi
emretti. Ben de, emrini yaptım da O'na vardım ki, abdest alıyordu. Gözünü bana
kaldırdı, sonra aşağı indirdi, sonra şöyle buyurdu:
"Ya Amr, ben
seni, savaş için askere göndermek istiyorum. Böylece Allah, sana ganimet ihsan
eder. Ben de, sana topluca hayırlı mal veririm"
Ben, dedim ki:
Ben, mala rağbet
ederek müslüman olmadım. Ben, ancak Rasulullah ile beraber olayım diye İslâm'a
rağbet ederek müslüman oldum.
RasuluİIah (s.a.s.):
"Ey Amr, salih
kimse için, hayırlı mal ne güzeldir!" buyurdu.[25]
Muaz b. Abdullah b.
Hudeyb'in amcası (r.anhuma)'dan. Şöyle demiştir:
Biz, bir mecliste
idik. Rasulullah (s.a.s.), başında ıslaklık eseri bulunduğu hâlde
(meclisimize) teşrif etti. Bazımız O'na:
Seni, bugün rahat ve
hoş gönüllü görüyoruz, dedi.
Bunun üzerine O da:
"Evet ve Allah'a
hamd olsun" buyurdu.
Sonra cemaat,
zenginliği anlatmaya daldılar.
Rasul-ı Ekrem
(s.a.s.), şöyle buyurdu:
"Takva sahibi
(günahtan sakınan kimse) için zenginlikte bir mahzur yoktur. Takva sahibi için
sağlıklı olmak, zengin olmaktan daha hayırlıdır ve gönül hoşluğu, rahatlığı bir
nimettir. [26]
Mal, Allah tarafından
yaratılıp insanların ihtiyacını karşılayan, istenildiği vakit elde edilip
kullanılan insandan başka her şey olduğu bilinen bir gerçektir... Mal, dünya
hayatında insanın helâl ihtiyacını karşılayan, helâl şeylerdir...
Mütakki mü'minlerin,
mala ve servete karşı rağbetleri, onu helâl yollardan kazanıp Allah yolunda
sarfetmek içindır...[27]
Yoksa dünya zevk ve
sefası için mal kazanmak, servet yığmak muvahhid mü'minlerin işi değildir...
mü'minler, serveti üst üstte yığıp Allah yolunda harcamamak durumundan
alabildiğine kaçınır, kendilerine bu dünya hırsından korumaya gayret
ederler... Altın ve gümüşü, malı ve serveti yığıp da Allah yolunda harcamayan I
ar, şöyle beyan buyrulur ayet-i kerimelerde:
Altını ve gümüşü biriktirip
de Allah yolunda harcamayanlar ise, onlara da acıklı bir azabı müjdele.
Bunların üzerlerinin
cehennem ateşinde kızdınlacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtlan
bunlarla dağlanacak (ve): 'İşte bu, kendileriniz için yığıp sakladıklarınızda,
yığıp sakladıklarınızı tadın (denilecek). [28]
Muvahhid mü'minler,
helâl kazançlarıyla ahiret yurdunu ararken, dünyadan da paylarını unutmamaya
gayret eder ve dünya malı için sınırı geçip haddini aşıp hırslı davranamazlar...
Böyle düşük bir karekter, mü'minin şahsiyetine yakışmaz.,. Zaten ondaki
katıksız iman ve işlediği salih amel, sahib olduğu Tevhid şuurun, kendisini
böyle aşağılık bir seviyeye düşmesini engeller înşaallah!..
îbn Büreyde,
babasından naklediyor:
Rasulullah (s.a.s.),
şöyle bururdu:
"Dünya ehlinin
(gerek nikâhda, gerekse diğer işlerde) en çok rağbet ettikleri şey, mal
(servet)dır.[29]
Enes b. Malik
(r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:
"Ademoğlunun
altından bir vadisi olsa, kendisinin iki vadisi olmasını ister. Onun ağzını
topraktan başka bir şey asla dolduramaz. (Hırstan) tevbe edenin, tevbesini
Allah kabu eder. [30]
Abdullah îbn Zübeyr
(r.a.) da, aynı konuda şu hadis-i şerifi rivayet eder:
Rasulullah (s.a.s.),
şöyle buyurur:
"Eğer Ademoğluna
altın ile dolu bir vadi verilseydi o, kendisine ikinci bir vadî verilmesini
arzu ederdi. Şayet kendisine ikinci bir vadi verilse, üçüncüsünü isterdi.
Âdemoğlu-nun iç boşluğunu ancak toprak kapatır. Allah da. (hırstan) tevbe eden
kimsenin tevbesini kabul eder. [31]
Muvahhid mü'minler,
gerçek zenginliğin iman, gönül ve kanaat zenginliği olduğuna şuurlu bir şekilde
inanırlar... Gönül zengini olmak demek, dünyadan el ve tek çekmek, kıt kanaat
geçinmek, çalışıp kazanmamak demek olmadığı yine mü'minler tarafından bilinen
bir gerçektir...
Ebu Zerr (r.a.)'ın
rivayetiyîe Rasululİah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Dünyaya rağbet
göstermemek, ondan yüz çevirmek, ne helâl şeyi haram etmekledir, ne de malı
zayi etmek (atmak veya yersiz harcamakladır. Ve lâkin dünyaya rağbet göstermemek,
senin ellerinde bulunan (nimet ve imkânlar)a , Allah'ın elinde, (yani
hazinesinde) olan (nimet ve imkânlardan fazla güvenir (umudİanır) olmamandır
ve başına bir musibet geldiği zaman, sevabından dolayı ona gösterdiğin rağbet
(ve nzan)m, başına o musibetin faraza gelmemiş olması arzusundan fazla
olmasıdır.[32]
İşte yegâne Örnek ve
önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in beyanıyla, dünya ve dünyaya rağbetin ne olduğu
böyle izah olunmuştur...
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın
rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:
"Zenginlik, mal
çokluğundan meydana gelir değildir. Lâkin asıl zenginlik, insanın gönül
zenginliğidir!" [33]
Gönül zenginliğine
sahib, aynı zamanda mal ve servet yönünden zengin olan mütakki mü'minler, Allah
yolunda harcarken, devamlı yüksek el olmayı yeğlemelidir... Helâl yoldan
hakkıyla kazanan mü'minler, kazandıklarını Allah yolunda infak ederler...
Bundan dolayı veren el durumuna gelirler... Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), her
zaman yüksek ve veren el olmayı tavsiye buyurmuşlardır... Her zamanda ve her
mekânda hayır olan veren el, mütakki mü'minlerin eli olmalıdır...
Abdullah b. Ömer
(r.a.) şöyle anlatır:
Rasulullah (s.a.s.),
minber üzerinde iken, sadakayı, iffetli kalmaya çalışmayı ve isteyiciliği
zikredip:
"Yüksek el, alçak
elden hayırlıdır. Çünkü yüksek el, infak edici (yani verici), alçak el ise, isteyici
eldir." buyurdu.[34]
Veren el konumunda
olan mü'min, sadaka verirken ve Allah yolunda infakta bulunurken, ehil olan,
fakir mü'min kardeşlerini gözetmeli, onlara gerekli yardımı yapmalıdır...
Açları doyurup ihtiyaçlarını gidermeye çalışırken, verdiğini başa kakıcı
olmamalıdır.
Abbad b. Şurahbîl
(r.a.)'dan. Şöyle anlatır:
Ben, yoksul ve açtım.
Bunun üzerine Medine'nin bahçelerinden bir bahçeye girip bir (miktar) başağı
ovalayıp yedim. (Bir kısmını da) elbisemin içerisine koydum. Az sonra bahçenin
sahibi çıkageldi, beni döğdü ve elbisemi aldı. Bunun üzerine Rasulullah
(s.a.s.)'e vardım (durumu, O'na haber verdim).
Bunun üzerine
(Rasulullah, s.a.s.), ona (hitaben):
"Sen, (bu adama)
bir şey öğretmedin, o, cahildi. Ve onu doyurmadın, o, açtı." buyurdu.
Ona, elbisemi geri
vermesini emretti. (Bahçe sahibi de) bana, bir vesk, yahud yarım vesk buğday
verdi. [35]
Mülkün de, milkin de
yegâne sahibi Allah'dir... Allah Teâlâ, varlığın sahibi olduğu gibi hakimdir
de... Yaratma ve emir yalnız ve yalnız O'na aiddir... [36]
Rabbimiz Allah, dilediğine mülk verir, dilediğinden alır... Dilediğini
yüceltir, dilediğini alçaitır... Egemenlik, kayıtsız ve şartsız yalnız ve
yalnız Allah'a aiddir...
Şöyle buyurur Rabbimiz
Allah;
"De ki: 'Ey
mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip
alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsm. Hayır Senin elindedir.
Gerçekten Sen, her şeye güç yetirensin.[37]
Yegâne Rabbimiz Allah
mü'min müslüman kullarına verdiği ve kendilerine rızık kıldığı helâl ve temiz
nimetlere sahib çıkmak, onları zayi etmemek, har vurup harman savurmamak,
mü'min müslümanların baş vazifelerindendir... Malını korumak ve her türlü
şerrden saklamak, hayır üzere harcamak, mala sahib olan muvahhid mü'minlerin
karakterlerinin belirgin özelliklerirıdendir...
Rabbimiz, şöyle
buyurur:
"Allah'ın sizler
için (kendileriyle hayatınızı) kaim (geçiminizi sağlamaya destekleyici bir
araç) kıldığı mallarınızı, düşük akıllılara (süfeha'ya) vermeyin.. [38]
"Süfeha"
kelimesi, akıl yönünden fakir, akılları kıl ve zayıf, aynı zamanda ellerine
geçenin kıymetini bilmeden har vurup harman savuran müsrif kimseler için
kullanılan çoğul bir kelimedir. Tekili, "Sefih"tir.
Mü'min müslümanlar,
Allah Teâlâ'nın kendilerine verdiği ve korumalarım emrettiği helâl malı,
müşriklere, kâfirlere, egemen tağutlara, mürtedlere, fisk-u fücur içinde olanlara
ve harbîlere veremez... Onlara dost olmadıkları gibi, yardım da edemez, hele
hele onlar tarafından sömürülmeyi asla kabul etmez, buna rıza gösteremezler. [39]
Yegâne hayat nizâmı
olan İslâm'ın bütün kurumlara, kuruluşlara, gönül ve bedenlere, yani hayatın
tümüne hakim olduğu Daru'I-İslâm, yani İslâm ülkesinde, diğer emniyetler gibi,
mal emniyeti de gereği gibi sağlanmıştır...
İslâm Devleti, devlet
imkânlarıyla ve mü'min müslü-manların tümüyle elele vererek şahsiyetli, imanlı
ve salih, izzet ve şeref sahibi faziletli İslâm toplumunun tüm ferd-Ierinin
yetiştirilmesini sağlamaya çalışır... Kalblere katıksız iman yerleşmesi ve
imanın gereğinin ferdde ve toplumda yerine getirilmesi için gerekli îslâmî
eğitim ve öğretimi sağlar... Her mü'min müslüman, doğumundan ölümüne kadar bu
eğitim, öğretim ve edeb üzere hayatını devam ettirirler... Akîde konulan başta
olmak üzere, tüm amelî mes'eleler en sahih kaynaklardan hareketle müslümanlara
öğretilir...
Allah ve Rasulü
(s.a.s.)'in helâl kıldıkları öğretilir ve teşvik edilir, haram kıldıkları da
öğretilir ve yasaklanır.., î-yiliklerin emredilip yapılmasını sağlamak,
kötülüklerin yasaklanması ve yapılmamasını gerçekleştirmek, ferdden devlete
her mü'min müslümanm vazifesidir.[40]
Mal emniyetine karşı
işlenen suçların en büyüğünün hırsızlık olduğunun, bunun büyük günahlardan
birisi bulunduğunun şuuru, anlayışı, inancı ve düşüncesi her mü'min müslümana
eğitim yoluyla verilir... Hırsızlık günahının ve suçunun ferde ve topluma
verdiği korkunç zararlar anlatılır ve öğretilir... Mü'min müsiümanlar
eğitilirken İslâm'ın temel kaynağı olan Kur'ân-ı Kerim'den ve Sünnet-ı Rasulullah
(s.a.s.)'den hareket edilir...
Rabbimiz Allah (c.c.)
buyurur
"Ey Peygamber,
mü'min kadınlar, Allah'a hiç bir şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina
etmemek, çocuklarını Öldürmemek,........üzere onların biatim kabul et..[41]
Ebu Hüreyre (r.a,)'m
rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:
Hırsız da, hırsızlık
yaptığı sırada, mü'min olduğu hâlde hırsızlık etmez.. [42]
Şu hadisi de, Ebu
Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurur:
"Allah, şu
hırsıza lanet etsin ki, o, bir miğfer çalar da eli kesilir, bir ip çalar da (o
küçük şey sebebiyle) eli kesilir." [43]
Mü'minlerin annesi
Aişe (r.anha)'dan.
Aişe (r.anha)'nm bir
şeyi çalınmıştı, hırsız aleyhinde dua ediyordu.
Rasulullah (s.a.s.),
O'na:
"Hırsız aleyhinde
yaptığın duayı hafifletme" buyurdu.[44]
Muğire İbn Şu'be
(r.a.)'dan. Rasuluİlah (s.a.s.), şöyfe buyurdu: "Allah size, verilmesi
gereken borcunuzu men'etmeyi ve alma hakkınız olmayan şeyi almayı haram kıldı. [45]
Enes b. Malik (r.a.)
şöyle anlatır:
Rasuluİlah (s.a.s.),
zamanında fiyatlar yükseldi ve bunun üzerine:
Ya Rasuluİlah, bize
fiyatları tayin ve tahdid buyur, dediler.
Rasul-ı Ekrem ,
buyurdu ki:
"Narh koyan,
darlık yaratan, bolluk getiren, rıziklandıran şübhesiz Allah'dır.
Sizden hiç bîriniz can
ve mal bakımından herhangi bir haksızlıkla beni mütabele etmediği hâlde Rabbime
kavuşmayı kuvvetle umud ederim. [46]
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın
rivayetiyle Rasuluİlah (s.a.s.) şöyle buyurdu.
"Emaneti, sana
emanet eden kişiye ver ve sana hiyânet eden kişiye sen, hiyânet etme! [47]
Kazanma ile ilgili
helâl ve haram sınırlarını göstererek, alnının terlemesi sonucunda helâl yollardan
nasıl kazanılacağı ile ilgili tüm bilgileri verilir... Kişinin bu konuda özürü
kalmayacak şekilde eğitilip aydınlatıldıktan sonra, ihtiyaç sahibi olmadığı
hâlde nisab miktarını geçecek şekilde bir mal çalana da, gerekli ceza
verilir...
Hırsızlık yaptığı
şahidler ve delillerle, ya da kendi i'tirafıyla sabit olan kişi, yetkili
mercinin huzuruna çıkarıldıktan sotıra, hakkındaki hüküm kesinleşmiş oiup ona
verilecek ceza da kesinleşmiş olur... Bu konuda hiç bir şefaatçi kabul edilmez
ve ceza icra edilir... Hükmü kesinleşmiş hadd-lerin yerine gelmemesi için araya
girenler, Allah'ın emirlerine aykırı davranmış olurlar... Her suç için Nas ile
sabit olan ceza, İslâm'ın hakim olduğu İslâm toplumunda bazılarına uygulanır,
bazılarına uygulanmaz ise, bu adaletsizlik ve zulüm tavrı, haktan bir sapma
olduğu gibi, toplumun ve devletin helak olmasına «sile olur...
Adil İslâm Devlefi,
faziletliler toplumu olan İslâm toplumundaki her ferdin tüm zarurî ve hayatî
ihtiyaçlarını gereği üzere te'min. ettikten sonra hırsızlık, yapanlara gereken
ceza uygulanmış olur...
İbn Abbas (r.a.)'dan.
Rasuluİlah (s.a.s.)
şöyle buyurur:
"Komşusu aç olup
dii karnını doyuran, kimse, mü'min değildir.[48]
Enes b. Malik
(r.a.)'dan.
Rasuluİlah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Hiç biriniz
kendiniz için arzu ettiğinizi, kardeşiniz için arzu etmedikçe (kemâliyle) iman
etmiş olamazsınız. [49]
Numan b. Beşir
(r.a.)'dan.
Rasuluİlah (s.a.s.)
şöyle buyurur:
"Bütün
mü'minleri, birbirlerine merhamette, muhabbette, lutufta ve yardımlaşma
hususunda sanki bir vücud misâli görürsün. O vücudun bir organı hastalanınca,
vücudun diğer kısımları birbirlerini hasta organın elemine uykusuzlukla hararete-
ortak olmaya çağırırlar.[50]
Ebu Musa (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.),
şöyle buyurdu:
"Mü'rmnin,
mü'mine bağlılığı, taşlan birbirine kenetleyen duyar gibidir."
Sonra iki elinin
parmaklarını birbirine geçirip sımsıkı kilitledi. [51]
. Ebu Hüreyre
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyie buyurdu:
"Allah, şöyle
buyurdu: Üç sınıf insan vardır ki, kıyamet gününde Ben, onların hasmıyımdır:
Biri şu kimse ki,
Benim adıma yemin edip (ahd eder de) sonra ahdini bozar.
İkincisi, hür bir
insanı köle diye satar da parasını yer.
Üçüncüsü şu kimse ki,
bir işçiyi ücretle tutar, onu çalıştırıp işi tam yaptırır da, onun ücretini vermez, [52]
Abdullah b. Ömer
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.),
şöyle buyurur:
"'İşçiye, ücretini
teri kurumadan veriniz. [53]
Faziletli
İsiânı-toplumunda, aş ve iş meselesi adalet öî-çüsünce hâl olmuş, birbirlerinin
kardeşleri olan mü'minler, [54]
birbirlerine karşı olan vazifelerini hakkıyla yerine getirmiş ve ihtiyaç
sahiblerinin tabiî ihtiyaçları giderilmiştir...
Kaydedilen, Rasulullah
(s.a.s.)'in buyruklarından da net olarak anlaşılan odur ki, izzet ve şeref
sahibi îslâm toplumunda yaşayanların tabiî ihtiyaçları giderildikten sonra
haklan olmadıkları hâlde hırsızlık yapacak olurlarsa, hak ettikleri cezaya
çarptırılırlar... Delillerle sabit olan bir hırsızlıktan dolayı şefaat ve af
hakkı yoktur...
Mü'minlerin annesi
Aişe (r.anha) şunu rivayet eder:
Kureyş'in mahzun soyundan
olup da hırsızlık etmiş bulunan bir kadının durumu, Kureyş'e hayli üzüntü
vermişti.
Onlar:
Bu kadını cezadan avf
hususundu Rasulullah ile kim konuşabilir?, Bu hususta kelâm etmeye Rasulullah'm
Sevgilisi olan Usâme'den başka kim cesaret edebilir ki?, dediler.
Nihayet Usâme, bu
hususta Rasulullah ile konuştu. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):
"Allah'ın tayin
ettiği cezalardan bir ceza hususunda şefaat mı ediyorsun?" buyurdu.
Sonra ayağa kalkıp bir
hitabe yaparak şöyle buyurdu:
"Ey insanlar,
sizden evvelki (ümmet)ler, ancak şu sebebden sapmışlardır:
Onlar, aralarında
şerefli bir kimse çaldığı zaman onu, bırakırlardı da, zayıf olan çaldığı zaman
ona, ceza uygularlardı. Allah'a yemin ederim ki, eğer Muharnmed'in kızı Fatima
çalmış olsaydı, muhakkak O'nun elini de keserdim![55]
Abdullah b. Ömer
(r.a.)'m rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Kimin şefaati,
Allah'ın emri olan haddlerden birinin yerine gelmesine engel olursa, Allah'ın
emrine zıd hareket etmiş haksız olduğunu
bile bile bir şeyde mücadele eâSrse, ftu mücadeleden vaz geçinceye kadar
Allah'ın gazabındadır. Bir kimse, mü'minde olmayan bir sıfatı, mü'min hakkında
söylerse Allah (c.c.) onu, bu sözden tevbe ' edinceye kadar ateşte yananların
vücudundan akan pislikle çamurlanmış yerde yerleştirir. [56]
Ufve İbn Zübeyr, şunu
anlatır: Bir kadın, Fetih gazvesinde hırsızlık yapmıştı. Akabinde bu kadm,asululjah'a.
getirildi. Sonra Rasulullah emretti de, kadının eli kesildi. Aişe (r.anha),
dedi ki:
Sonra bu kadının tevbesi güzel oldu ve
evlendi. Qu.kadın, .bundan sonra bana gelirdi. Ben de, onun hacetini Rasalullah'a
yükseltirdim (arz ederdim). [57]
Alemlere rahmet olarak
gönderilen[58] ve bütün insanlara
Peygamber olarak vazifeli kılman Hasulullah (s.a.s.), Allah'ın, emirlerini
uygulama konusunda hiç bir taviz vermemiştir... Rasulullah (s.a,s.), bütün
insanlar için bir uyarıcı ve korkutucu olarak gönderilen son Nebî ve son
Rasudur. [59]
Yegâne önderimiz
Rasulullah (s.a.s.), Allah'ın emirlerini uygulama konusunda çok ciddî,
dirayetli ve hiç bir taviz vermeyen bir tavır sahibiydi... Allah'ın emirlerini
ve haddle-rini uygulama konusunda O'ndan daha dirençlisi yoktu...
Mü'minlerin annesi
Aişe (r.anha) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.) dünya
işlerinden- iki şey arasında muhayyer kalındığında muhakkak onlarda» -günah
olmadığı müddetçe en kolay olanını alırdı. Eğer günah getirecek o-lursa, o
kolay şeyden insanlardan en uzak bulunanı Ra-suluilah olurdu.
Rasulullah, kendisi
için kin tutup öc almamıştır. Ancak Allah'ın hürmetine saygısızlık edilmesi
hâli müstesnadır. İşte bu hâlde yapılan hürmetsizlik sebebiyle Allah için (öfkelenir)
intikam alırdı.[60]
İşte önderimiz
Rasulullah'm net ve tavizsiz tavrından bir kesit:
(Rasulullah, s.a.s.)
Bir gün evden dışarıya iki adam arasında çıktı. Bunlardan birisi, Hz. Abbas'ın
oğlu Fadl, diğeri ise, Hz. Ali idi.
El-Fadl, dedi ki:
O'nu minber üzerine
oturuncaya kadar çıkardım. Allah'a hamd etti. Peygamber (s.a.s.)'in İlk
konuştuğu şey, Uhud'da bulunanlara ve şehid olanlara dua etmek, onlara çokça
dua ve İstiğfarda bulunmak oldu. Daha sonra şöyle buyurdu:
"Ey insanlar,
sizin aranızda bana bir takım haklar geçmiş bulunuyor. Her kimin sırtına
vurmuş isem, İşte sırtım, aynı şekilde kıs.a.s. yapsın. Her kimin namus ve
şerefine dil uzattıysam, işte benim namus ve şerefim, gelsin ondan öcünü alsın.
Her kimin malından bir şey aldrysam, işte malım, gelsin ondan alsın.
Ben ona, düşmanlık
ederim diye asla çekinmesin. Çünkü bu, benim yapabileceğim bir şey değildir.
Şunu biliniz ki, benim en sevdiğim kişi, bende hakkı varsa, hakkını alan ya da
helâl eden kişidir. Böylelikle ben, nefsim rahat ve huzur içerisinde Rabbime
kavuşmuş olurum.[61]
Bu, böyledir!..
Faziletler toplumu
olan İslâm toplumunda yaşayan mü'min müslümanların ve gayr-ı müslim
vatandaşların tabiî ihtiyaçları giderildikten sonra hırsızlık olayı gündeme
geldiğinde, "Hadd-ı Sirkat", yani hırsızın elinin kesilmesi gerçekleştirilir...
"Sirkat
(hırsızlık): Lügat yönünden hangi şey olursa olsun, bir şeyi başkasından
gizlice almaya derler.
Şer'an, mükellefin,
yani akîl ve balîğ olan kimsenin, bir yerde veya bir mahfazada korunan ceyid,
darb olunmuş on dirhem miktarı malı gizlice almasıdır.
Lûgavî mânâsı üzerine,
Şer'an bir takım vasıflar eklenmiştir. O vasıflardan biri, çalandadır. O da,
çalanın mükellef olmasıdır. Bir vasfı da, çalınandır. O da, mütekavvim (kiymeti
haiz) ve mukadder (miktarı belli) mal olmasıdır. Bir vasfı da, mesrûkun minhde
(mal sahibinde)dir. O da, onun muhriz olmasıdır. [62]
Her hangi bir
mükellef, bir başkasının mülkiyetinde bulunan taşınabilir (menkul), mubah ve
dayanıklı (mütekavvim), nisab miktarı olan on dirhem gümüşten fazla olan saklı
bir malı gizliden alıp bulunduğu yerden dışarıya çıkarması ile hırsızlık suçunu
işlemiş olur... Böyle bir günah ve suçu işleyenlere, şu cezanın verilmesini
emrediyor Rabbi-miz Allah (Azze ve Celle):
"Hırsız erkek ve
hırsız kadının (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah'dan da, tekrarı
önleyen kesin bir ceza olmak üzere ellerini kesin. Aîlah, üstün ve güçlü
olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ancak kim işlediği
zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şübhesiz Allah,
O'nun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.[63]
Helâl ve temiz malın
korunmasının en emin yolu, mal emniyetine karşı işlenen suçu, diğer insanları
bu suça teşebbüsten caydırıcı, ibret ve ders verici bir cezanın uygulanmasıdır...
Müzminlerin annesi
Aişe (r.anha)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
Hırsızın eîi, dörtte
bir dinar ve daha fazla kıymette'rnal çaldığı zaman kesilir. [64]
İfrrahman b. Muhayriz,
rivayet eder:
Kesilen etin hırsızın
boynuna asılması meselesini, Fudale b. Ubeyd'e:
Bu, Sünnet midir?,
diye sordum.
(Cevaben) dedi ki:
Rasulullah (s.a.s.)'e
bir hırsız getirilerek (suçu sabit olması üzerine) eli kesildi ve sonra verilen
emre binaen o kesik el, hırsızın boynuna takıldı.[65]
SafVan (b. Umeyye,
r.a.)'ın anlattığına göre:
Bir kerre kendisi,
Mescid-ı Nebevî'de ridasım (abasını) başına yastık edip uyumuş ve ridası,
başının altından alınmıştı. Sonra SafVan, hırsızı yaklayıp Rasulullah
(s.a.s.)'e götürmüş, Rasulullah (s.a.s.) de, (suçu subut bulunan) hırsızın
elinin kesilmesini emretmiştir.
Öunun üzerine SafVan:
-Ya Rasulullah, ben
bunu (yani elinin kesilmesini), istemedim. Ridam, ona sadaka olsun, deyince,
Rasulullah (s.a.s.),
SafVan'a:
"Adamı, bana
getirmeden Önce (bu işi) yapmalıydın." buyurdu.
(Ve hırsızın elini
kestirdi.) [66]
Şuayb, babasından
naklen rivayet eder:
Rasulullah (s.a.s.),
şöyle buyurdu:
"Had (muayyen
ceza) icab eden dâvalarınızda -huzuruma gelmeden- kendi aranızda anlaşın. Bu
davalar, bana getirilince hüküm vermem vacib olur.[67]
Ebu Abdurrahman oğlu
Rebia, anlatır:
Zübeyr b. Avam, hırsız
yakalamış bir adamla karşılaştı. Bu adam, hırsızı hakime götürmek istiyordu.
Züber, adamın hırsızı
serbest bırakması için şefaatçi o-lunca, adam:
-Hayır, hakime
götürmeden dâvamdan vazgeçmem, dedi.
Bunun üzerine Zübeyr:
-Onu, hakimin huzuruna
götürünce, Allah, onu kurtarmaya çalışana da ve bunu kabul edene de Iâtjet
etsin (huzura çıkınca dâvadan vazgeçsen de eli kesilir), dedi. [68]
Abdurrahman'in libası
Kasım, nakleder:
Yemen ahalisinden eli
ve ayağı kesik bir adam gelip Hz. Ebu Bekir'e misafir oldu ve Yemen valisinin
kendisine zulmettiğinden şikayet etti. Bu adam, geceleyin namaz da kılıyordu.
Hz. Ebu Bekir (bunu
görünce):
Yemin ederim, senin
gecen, hırsızın gecesi gibi değil, dedi. [69]
Sonra Hz. Ebu Bekir
(r.a.)'m hanımı Umeys kızı Es-ma'nın gerdanlığını kaybettiler. Adam da, onlarla
beraber gerdanlığı arıyordu ve:
Ey Allah'ım, şu güzel,
hayırlı aileye geceleyin baskın yapıp gerdanlığı alanın durumunu sana havale
ediyorum, diye bedduada bulunuyordu.
Daha sonra gerdanlığı
bir kuyumcuda buldular. Kuyumcu, kendisine eli-ayağı kesik adamın getirdiğini
iddia etti.
O da, suçunu i'tiraf
edince, ya da onun çaldığına dair şahid bulununca Hz. Ebu Bekir, emir verdi,
adamın sol eli de kesildi.
Hz. Ebu Bekir:
Vallahi, bana göre
adamın kendi aleyhinde bedduada bulunması, hırsızlığından daha kötü. dedi.[70]
"Bazı zındıklar,
ortaya şu manzum soruyu atarak İslâm hukukunda bu hükmünü eleştirmeye
yeltenmişlerdir.
Bu heriflerden
bazıları derler ki:
"Bir el ki,
beşyüz dinardır,
Nasıl oîur çeyrek
dinar için kesilir?
Bu, bir çelişkidir,
susmamız gerekir
Cehennemden korusun
diye bizi,
Her an Rabbimizden
eman dileriz.'
Bazı fakihler, 'elin,
hiyanet etmedikçe değerli bir varlık olduğunu amma hiyanet edince de bu
değerini yitirdiğini, i-fade etmişlerdir.
Bununla ilgili olarak
Şair der ki:
'Bir el ki, değeri
beşyüz altındır
Çeyrek altından ötürü
kesilir
Kanı korumak
değerlidir,
Amma bu, bir mala
hiyanet ederse çok değersizdir.
Yaradan'm hikmeti bak
nicedir?'
Rivayete göre Şafiî
Hazretleri de, bu soruyu şöyle cevab and ırm ıştır:
Bir tarafta kıymetli
olan bir mal çalınmakta
Diğer taraftan
Yaradan'a ihanet eden zaiim bir el kesilmekte.[71]
Ebu Ümeyye (r.a.)'dan.
Bir hırsız, Rasulullah
(s.a.s.)'in huzuruna getirildi. Hırsız, suçuna sıhhatli bir şekilde i'tiraf
etti. Fakat çalınan eşya onun beraberinde, yanında bulunmamıştı.
Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.s.) (kendisine hitaben):
"Senin çaldığını
zannetmiyorum" buyurdu.
Hırsız:
-Bilakis (ben çaldım),
dedi.
Sonra Rasulullah
(s.a.s.) (Tekrar):
"Senin çaldığını
sanmıyorum" buyurdu.
Hırsız:
-Bilakis (ben çaldım),
dedi.
Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.s.)'in emriyle onun eli kesildi.
Sonra Rasulullah
(s.a.s.) (hırsıza):
"De ki: 'Ben,
Aliah'dan mağfiret dilerim ve O'na dönüş yaparım." buyurdu.
Hırsız:
-Ben, Aliah'dan
mağfiret dilerim ve O'na dönüş yaparım, dedi.
Rasul-ı Ekrem (s.a.s.)
de, iki kez:
"Allah'ım, onun
tevbesini kabul eyle" diye dua etti. [72]
Sa'Iebi el-Ensarî
(r.a.) da, şu olayı anlatıyor: Amr b. Semire b. Habib b. Abdi Şems (r.a.),
Rasulullah (s.a.s.)'in yanına gelerek:
Ya Rasulullah, falanın
oğullarına aid bir deveyi çaldım. (Cezamı vermekle) beni (günahtan) temizle,
dedi.
Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.s.), (Amr'm dediği) kabileye adam göndererek soruşturdu.
Adamlar:
Gerçekten, bir
devemizi bulamadık, dediler.
Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.s.)'in emriyle Amr'm eli kesildi
Sa'lebe, demiştir ki:
Amr'm eli kesilip yere
düştüğü zaman ben, ona bakıyordum. Kendisi, şöyle söylüyordu:
(Ey hırsızlık yapan
el,) beni senden temizleyen Allah'a hamd olsun. Sen,cesedimi cehennem ateşine
sokmak istedin.[73]
Abdullah b. Amr
(r.a.)'dan.
Rasuiullah
(s.a.s.)'den dallarına asılı hurmanın hükmünde soruldu.
Rasulullah (s.a.s.):
"Muhtaç olan bir
kimse, eteğine doldurmaksızın ağzına isabet edip yediği şeyden dolayı bir şey
lazım gelmez. Amma kim ondan bir şey almış olarak çıkarsa, iki misli ödemesi
ve ceza gerekir.
Koru altına alındıktan
sonra kim ondan bir şey çalar, kıymeti de bir kalkan kıymetine ererse, onun eli
kesilir. Amma kim bundan daha az bir şey çalarsa, çaldığının iki mislini
ödemesi ve ukubat (ibret sopası) lazım gelir. [74]
"Hadd-ı
Sirkat" hakkında "Kitabu'l-İcmâ"da şunlar beyan edilir:
"El kesilmeyi
gerektirecek kadar bir malı, muhafaza altında iken çalsa, eli kesilir. Hasan
el-Basrî, bu görüşe katılmaz ve evdeki eşyayı toplayan kimsenin eli kesilir,
der. Başka bir rivayete göre ise o da, diğer Müctehidlere katılır.
Bir kimse kıymeti el
kesilecek kadar olan bir şeyi çadırdan çalsa, eli kesiiir.
Bir kimse ödünç bir
şey alsa, sonra da onu inkâr etse, eli kesilmez. İshak (b. Râhûye) bu görüşe
katılmaz ve onun elinin kesileceğini söyler. Ahmed (b. Hanbel) ise, 'bu konuda
onu reddedecek bir şey biimiyorum' der.
Birinin malını hileli
yollarla alan kimsenin eli kesilmez. İyas b. Muaviye, bu görüşe katılmaz ve
'ben, onun elini keserim' der.
Emanete hiyanet edenin
eli kesilmez.
Bir kimse, bir kaç
defa hırsızlık yapsa ve sonunda hakim huzucuna çıksa, bir elinin kesilmesi, bu
suçlan için yeterli olur.
Bir kimsenin hırsızlık
yaptığına dair âdil, hür ve müslü-man iki kişi şahidlik etse ve elin
kesilmesini icab eden şeyin niteliklerini söylese, eli kesilir. Bu şahıs,
tekrar aynı suçu işlerse, (öteki) eli de kesilir.
Şahidler gelip bir
kimsenin hırsızlık yaptığına dair şahidlik etseler ve bunun üzerine o şahsın
eli kesilse, sonra da başka birini getirip 'hırsız, bu idi. Biz, öncekinde
yanılmışız.' Deseler, o kesilmesine sebeb oldukları elin diyetini vermeye
mahkum edilirler ve ikinci şahıs hakkında şeha-drtleri kabul edilmez.
Köle, efendisinin
malını çalsa, eli kesilmez.
Hırsızın eli
kesilince, çaldığı mal da sahibine iade edilir.
Bir kimse, müslüman
kardeşinin şarabım çalsa, eli kesilmez.
Şarab, haram
kılınmıştır.
Farzlar ve hükümler,
ergin olan müslümana vacib olur.
Hükümler, ayhalinden
temizlenen kadına da vacib olur. Kadın ve erkek, İslâm'ın hükümleri bakımından
eşittirler.
Savaşarak soygun yapan
kimsenin durumu Sultan'a havale edilir. Böyle bir kimse savaşarak bîrinin
kardeşini veya babasını Öldürürse, diyet isteme yetkisini sahib olan bu şahıs,
savaş hâlinde onu, affetmesi caiz değildir.[75]
Bu konuda "Dört
Mezhebe Göre İslâm Fıkhı" adlı eserde şunlar, beyan edilir:
"Adamın biri
çıkıp şöyle diyebilir: İsîâm hukuku topluma eziyet verici diğer suç türleriyle
değil de, niçin özel olarak hırsızlıkla alakadar olmuştur?
Gasbediciyi, ihtilas
yapan ve;hiyanet edeni bir tarafa bırakmıştır. Nitekim malını zararlı ve
müfsid şehvetler yolunda veya topluma eziyet verme uğruna yahud buna benzer diğer
hususlar için sarfeden kimseyi kendi hâline bırakmıştır. Bunun sebebi nedir?
Buna cevaben deriz ki:
İslâm hukukunun bu
mevzuda koyduğu hükümler, hikmet sahibi yüce Rabbin takdiridir ki, bu da, tamı
tamına hikmetli ve doğrudur.
Bunu, şöyle
açıklayabiliriz:
Hırsızlık, muhafaza
altında bulunan başkasına aid malı gizlice almaktır. Kuşkusuz bu fiili işlemeye
teşebbüs eden kimsenin her zaman ve her yerde tehlikesi vardır. Çünkü bu işi
amacına ulaşmak ve istediğini elde etmek için her türlü suçu rahatlıkla
işleyebilir. Binada gedik açar, kilidi kırar, yolunda durup kendisine engel
olan veya ona karşılık veren kimseyi öldürmekten geri durmaz. İnsanların
canlarını, mallarını ve ırzlarını tehdid eder. Evvel emirde hırsızın eline
vurulmaz, kendisine engel olunmaz ve şiddetli cezalar verilmezse, kötülüğü
büyük, tehlikesi şiddetli olur. Çalınacak mallara kavuşmak için hırsızların çok
can aldıklarını ve sayısız ırzlara tecavüz ettiklerini, olaylar bize
göstermiştir.[76]
Bütün bu zikredilen
"Naslar"dan ve açıklamalardan anlaşılan şudur ki, yegâne hayat nizâmı
İslâm'ın devletine, kurum ve kuruluşlarına, kalb, vicdan ve bedenlerine, aile
ve toplumuna hakim olduğu Daru'l-îsfâm'da, yani İslâm ülkesinde, mal emniyeti
her yönüyle sağlanmıştır... Hırsızlık yaptığı sabit olanlara verilen ceza,
toplumda bu yasak fiile meyledenler için en uygun ceza olup, ona niyet edenler
için de caydırıcı en güzel yoldur... Bu konuda, izzet ve şeref sahibi
faziletli İslâm toplumunu ifsad etmek isteyen bütün bozguncular ibret ve ders
alır, sonuçtaki cezayı düşünerek vazgeçerler... Böylece İslâm toplumu, huzur ve
saadet toplumu olduğu dost-düşman tarafından görülüp kabul edilir...
İslâm topraklarını
işgal edip İslâm'ı ve mü'min müslü-manları mahkum eden zalim tağutî düzenlerin
gayr-ı müsiim yöneticilerin ortaya koydukları kanunlar ve uygulamaları, hırsızdan
yana olduğu apaçık görülmüştür... Toplumda kim daha iyi çalişabiliyorsa o, en
ideal iş adamı ve takdire şayan yönetici olarak kabul görür... Kamyon kamyon,
tır tır, uçak uçak, gemi gemi çalarken, çok iyi örgütlenmiş bir düzen i-çinde
çalışırlar... Konu ile ilgili tüm kurum ve kuruluşlar, şahıslar, yöneticiler,
âmirler, memurlar, hatta kapıcılar ve işçiler, hepsi amma hepsi kendilerine
düşen görevi yapıyor ve kendilerine ayrılan payı elde ediyorlar... Her gün
basının, radyo ve televizyon kanallarının baş haberi: Yolsuzluk... Yolsuzluk,
İslâm'ın ve müslümanların mahkum edildiği işgal edilmiş İslâm topraklarında
yolunu bulanların en iyi becerdikleri san'atları ve meslekleri olmuştur...
Yolsuzluk yolu ile milyarları, hatta trilyonları iç edenlerin, zaman zaman
birbirlerine düşüp toplu anlaşmayı bozdukları görülür... O zaman onların
dışında olan diğer insanların, yani halkın duyuşu gündeme gelir... Bu durumda
karakollar, hapishaneler ve mahkemeler olaya müdahil olur... Bu arada yine
birileri el yordamıyla görülür, dayılar ve amcalar, ayrıca çeşitli babalar
araya girer ve olayın üstü sıkı sıkı sarılarak örtülür, kokusunun dahi
duyulmaması için önlemler alınarak, sonucu tatlıya bağlanır... Böylece vurgunu
bir kaç ortak daha dahil edilerek üstü açılan olayın üstü örtülür,.[77] Üç
maymunun örneğinde olduğu gibi birilerine "sus, duyma ve görme"
paylarının verilmesiyle görenlerin kör, duyanların sağır, konuşanların a-nadan
doğma dilsiz oluverdikleri bir durumu yorumlamak ve acı sonuçlarını ortaya
koymak için derin araştırmalara ihtiyaç duyulmaz bile!..
Az çalanın adî suçlu
kabul edilip hapishanelere tıkandığı ve niçin ekip çalışmasıyla çok
çalmadığının hesabının sorulduğu bir ülkede, ma! emniyetinden bahsetmek,
hayalden de öteye bir şey olduğu saklanılmaz bir gerçektir... Soyguncunun,
vurguncunun, sömürücünün takdir gördüğü, iyi, güzel, doğru ve şahsiyetli
kişilerin horlandığı bir ülkedeki düzeninin ne olduğunu kavramak için süper
zekalı olmaya bile ihtiyaç yoktur... Baykuş ve karganın dinlenip takdir edildiği
bir diyarda, bülbüllere yer yoktur... Bülbüllerin mekânı işgal edilip baykuş ve
kargalara teslim edilmesinin mahiyetini iyice düşünmek, her aklım kullanabilen
kişinin üzerine bir borçtur!..
Gayr-ı müslim tağutî
sistemlerin karekterl er indeki bu düzensizliği adalet olarak kabul edenler,
egemenliği elinde bulunduranlardırlar... İşgal altındaki İslâm topraklarındaki
tağutların mahkum ettiği mü'min müslümanlarin tek kurtuluş yolunun, yeniden
İslâm'a dönmek ve gereğini yapmaktan başka bir şey olmadığı idrak
edilmelidir...
Aklını kullanabilenler
düşünsünler!.. Her zaman ve her mekânda mazlumdan yana olan ve zalime aman
vermeyen adil İslâm nizâmı nerede, zulüm üzere bina edilmiş, her zaman ve her
mekânda zalimin yardımcısı, koruyucusu olan, mazlumu atabildiğine ezen hatta
insan yerine bile koymayan bir avuç mutlu ve kutlu azınlığın egemenliğinde olan
tağutî rejimler nerede?!..
Üstad Abdurrahman
Cezîrî'nin bir tesbitini kaydettikten sonra bu konuyu noktalayalım...
"Burada bilinen
bir soruya değinmek istiyorum.
Diyorlar ki:
El kesmek, insanın
organlarından birini telef etmektir. Bu da, çalınan malın az olması durumunda
suçla orantılı olmaz. El kesme cezasını gerektiren en az mai miktarı, on dirhemdir.
Şu hâlde bu çok ağır bir cezadır.
Bu söz, hırsızlık
suçunun anlamını ve bu suçun doğurduğu zararlı sonuçları bilmemekten
kaynaklanmıştır.
Kuşkusuz biliyorsun
ki, bu suç, suçların en tehlikelisi-dir. İnsanların arasında hırsızlık
yaygınlaşırsa, birbirlerinin mallarını, ırzlarını ve canlarını tehdid ederler.
Nitekim daha önceleri de bunu, anlatmıştık. Hayatları acı ve yararsız olur.
Hırsız, her karşılaştığı şeyi, parçalayan yırtıcı bir hayvan gibidir. İnsanlar
arasında hırsızların kökü temmeli olarak kazılsın diye hırsızın suçuna
şiddetle karşılık verilmesi gerekir. Bir şahıs, cezanın şiddetli olduğunu
tahayyül ederse, bu suçun fecaatinin ve toplumda meydana getirdiği sonuçların
daha kötü ve daha şiddetli olduğunu bilmesi gerekir. Sonra cezalar, ancak
kötü ahlâklı kimseleri suçtan caydırmak için konulmuştur. Bu gibi insanlarsa,
kesinlikle yumuşaklık ve merhametle suç işlemekten vazgeçmezler. Cezanın
şiddeti gözlerinin önünde sonuçlanmadıkça, bu suçtan ebediyyen caymazlar[78]
Alın teri dökülerek
kazanılan helâl malı, malın sahihlerinin yolunu kesip alanlar için ayrı bir
ceza uygulanır... Yol kesip mal sahihlerini öldürüp mallarını alan eşkıya için
çok ağır ceza konulmuştur... Allah'a ve Rasulü (s.a.s.)'e karşı isyan edip
savaş bayrağı açan eşkıya, yani teröristler, anarşistler için şöyle bir ceza
uygulanmasını emreder yegâne Rabbimiz Allah (Azze ve Celle):
"Allah ve
Rasulü'ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çaba harcayanların
cezası, ancak Öldürülmeleri, asılmaları, ya da elleriyle ayaklarının çaprazca
kesilmesi veya (o) yerden sürülmeleridir. Bu, onlar için dünyadaki
aşağılanmadır, ahirette de onlar için büyük bir azab vardır.
Ancak sizin onlara güç
yetirmenizden önce tevbe e-denler başka. Biliniz ki, Şübhesiz Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. [79]
Cabir b. Abdullah
(r.a.)'m rı'vayetiyle RasuluIIah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Kim apaçık bir
şekilde malı gasbederse (veya cebir kullanarak yağmalarsa) o kimse, bizden
değildir. [80]
Yine Cabir b. Abdullah
(r.a.) şu hadisi rivayet eder. RasuluIIah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Birisinin malını
kapıp kaçan kimsenin elini kesmek yoktur. Açıkta bulunan bir malı kapıp kaçan
bir kimse, bizden değildir.[81]
Hadd-ı Hıraba, yani
yol kesmenin haddi için Ehl-ı Sünnet ve'1-Cemaat Müctehid İmamlarının çeşitli
görüşleri gündeme gelmiştir... Aralarında çok az fark bulunan bu görüşlerden
bir tanesini zikretmek konumuz için kâfi gelir... Dileyenler, adı geçen esere
ve eserede gösterilen kaynaklara müracaat edip diğer görüşleri de
görebilirler...
"Hanefîlere göre,
eğer malı almışlarsa, sağ elleri İle sol ayakları çaprazlama kesilir. Eğer
sadece yolcuları öldürmüşlerse, onlar da öldürülürler. Eğe hem adam Öldürmüş,
hem de malı almışlarsa İmam (devlet yetkilisi) muhayyerdir. Dilerse çaprazlama
el ve ayaklarını kestirir, sonra da onları öldürür, yahud astırır, dilerse el
ve ayaklarını kestirmez, sadece öldürtür, yahud astırır.
Kimseyi öldürmeden ve
ma! almadan sadece yolcuları korkutmuş olan, sadece oralardan nefyedilir, yani
bir hapis ve ta'zir cezalarına çarptırılır. [82]
Mal emniyeti, hadd-i
Hıraba ile daha sıkı koruma altına alınmış olan Daru'l-İslâm'da, ölçü ve tartı
yoluyla mal emniyetinin tehlikeye düşürülmesi engellenmiştir...
Bu konuda şöyle
buyurur Rabbimiz Allah:
"Noksan ölçüp
tartanların vay hâline,
Ki onlar insanlardan ölçerek
aldıklarında noksansız alirlar,
Kendileri onlara
ölçtüklerinde veya tarttıklarında eksiltirler. [83]
"Ölçtüğünüz zaman
ölçüyü tam tutun ve dosdoğru bir tartıyla tartın. Bu, daha hayırlıdır ve sonuç
bakımından daha güzeldir."[84]
Ölçüyü ve tartıyı
noksan yapanlar günah işlemiş suçlulardır.,. Ölçü ve tartıda adalet
emredilmiş, noksanlık ve ihanet haram kılınmış, yani yasaklanmıştır.
İslâm Devleti'nin
egemen olduğu Daru'l-İslâm'da rüşvetin her türlüsü haram kılınmıştır...
Rüşvet, yani haksız kazanç ve dolayısıyla gayr-ı meşru yol ile adaletten sapıp
zulmederek birilerin hakkını yemek, haram kılınmış, yani tamamiyle
yasaklanmıştır...
Yegâne Rabbimiz Allah,
şöyle buyurur: "Birbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve siz, bile
bile günahla insanların mallarından bir bölümünü, yemeniz için onları hakimlere
aktarmayın. [85]
Abdullah b. Amr
(r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Allah'ın laneti
rüşvet verenin ve alanın üzerinedir (veya üzerine olsun). [86]
"Tuhfe yazarı, bu
hadisin şerhinde Dzetle şu bilgiyi verir:
Râşî, rüşvet verendir.
Müşteri, rüşvet alandır. Râiş de, bunlar arasında gidip gelen aracıdır.
Rüşvet: Hak olmayan
bir şeyi hak imiş gibi elde etmek için verilen mal ve menfaattir.
Kişinin hakkı olan bir
şeyi elde edebilmesi için mecburiyet karşısında verdiği şey rüşvet sayılmaz.
Keza bir zulmü defetmek ve kurtulmak için verilen şey de rüşvet sayılmaz.
Rivayet edildiğine
göre Ashab-ı Kiram'dan İbn Mes'ud (r.a.), Habeşistan'da bir şeyden dolayı
yakalanmış ve iki dinar vermek suretiyle kurtulabilmiştir. Tabiîlerin
imamlarından bir cemaattan rivayet edildiğine göre, onlar:
Bir kimsenin zulüm
korkusuyla kendi canını veya malını korumak ve kurtarmak için bir şey
vermesinde bir sakınca yok, demişlerdir.
Avnü'l-Mabûd yazan da,
EI-Karî'den naklen özetle şöyle der:
Rüşvet: Bir hakkın
ibtali veya hak olmayan bir şeyi hak imiş gibi elde etmek veya göstermek
amacıyla verilen şeye denir. Fakat bir zulmü defetmek veya hak olan bir şeyi
elde edebilmek için mecburiyet altında verilen şey rüşvet sayılmaz. Keza, hak
sahibinin hakkını kazandırmak için çalışıp emek veren kimsenin aldığı mal da
rüşvet sayılmaz.
Mecmau'l-Bihar'da:
Bir kimse, kendi
hakkını elde edebilmesi veya bir zulmü başından defetmesi için verdiği şey,
rüşvet değildir, denilmiştir.[87]
Ebu Humeyd es-Saidî
(r.a.), şöyle anlatır:
Rasuiullah (s.a.s.),
Ezd kabilesinden İbnu'l-Edbiye -yahud ibnu'l-Ludbiye- denilen bir adamı, Zekat
memuru tayin etti. Bu adam, zekat mallarını tahsil edip geldiğinde:
(Ya Rasulullah,) bu,
sizin zekat malınızdır. Bu da, bana hediye verilmiştir, dedi.
(Ve kendisine bir pay
ayırdı.)
Bunun üzerine
Rasulullah:
"Bu adam (bir mal
memuru olmayıp da), babasının veyahud annesinin evinde otursaydı da baksaydı,
kendisine hediye verilir miydi, yoksa verilmez miydi?
Nefsim elinde olan
Allah'a yemin ederim ki, zekat memurlarından her hangi bir kişi, zekat malından
haksız bir şey alırsa, kıyamet gününde muhakkak o kimse, o çaldığı malı
boynunda yüklenerek getirir.
Çaldığı bir deve ise,
inleyip bağırarak, eğer sığır ise, böğürerek, koyun ise, meleyerek
getirir." buyurdu.
Sonra Rasulullah
(s.a.s.) elini, biz. koltuk altının bozumtirak rengini görünceye kadar kaldırıp
ve üç defa:
"Ya Allah,
emirlerini tebliğ ettim mi?" buyurdu.[88]Mal
emniyetinin sağlanması için Faiz, Yani ribanın her türlüsü haram kılınmıştır,
yani yasaklanmıştır... Faiz, bir ülkenin ekonomisinin iflas sebebinin en
korkuncudur,.. Faizin piyasada serbest yer alması mal emniyetine vurulan en korkunç
darbedir... Haksız kazanç zulmünün en felaketi ve felakete sürükleyen
faizdir...
Bundan dolayı Rabbimiz
Allah şöyle buyurur:
"Faiz (riba).
yiyenler, ancak kendisini şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi, çarpılmış
olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların: 'Aliş-verİş de ancak faiz
gibidir' demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, aliş-verişi helâl, faizi i-se
haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse,
artık geçmişi kendisine, işi de Allah'a aiddir. Kim de, (faize) geri dönerse,
artık onlar ateşin halkıdır. Ora-da onlar, sürekli kalacaklardır. [89]
"Ey iman edenler,
Allah'dan korkup sakının ve eğer i-nanmış iseniz, faizden arta kalanı bırakın.
Şayet böyle
yapmazsanız, Allah'a ve Rasulü'ne karşı savaş açtığınızı bilin. Eğer tevbe
ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) ne zulmetmiş olursunuz, ne
de zulme uğratılmış olursunuz.
İslâm'ın hakimiyetindeki
Daru'l-îslâm'da, yani İslâm ülkesinde tamamen yasaklanan faiz, ticarete
ekonomiye karıştırılmadiğı için piyasa, devamlı adil ve dengeli bir seyii takib
eder... İslâm ekonomisi faizsiz bir ekonomidir... İş gücünün kullanılması ve
almterinin hakkına dayalı bir nizâmdır, İslâm ekonomisi... İşçi ve işverenin
haklarını adalet ölçüşünce dengeleyen İslâm, temeli haksız ve sömürüye dayanan
faizi yasaklamakla, korkunç bir zulmü önlemiş ve ortadan kaldırmıştır... Bu
helak edici yedi felaketten biri olan faiz, yani riba için yegâne önderimiz
Rasulullah (s.a.s.)'in buyruklarından bir kaç tanesini kaydedelim.
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın
rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Helak edici olan
yedi şeyden çekininiz.
Sahabîler:
Ya Rasulullah, bu yedi
şey nedir?, diye sordular.
Rasulullah (s.a.s.):
(Bunlardan birisi de:)
Riba (faiz kazancı)
yemek," buyurdu.[90]
Cabir b. Abdullah
(r.a.) şöyle anlatıyor:
(Rasulullah, s.a.s.)
Müteakiben Urane vadisine geldi ve cemaate hutbe okuyarak şöyle buyurdu:
"Şübhesİz, sizin
kanlarınız ve mallarınız şu beldenizde, şu ayınızda, şu gününüzün hürmeti gibi
haramdır.
Dikkat edin!
Cahiliyyet umuruna (işlerine) aid her şey ayaklarımın altına konulmuştur.
Cahiliyyet devrinin
ribası da sakıttır. İlk iskat ettiğim riba, bizim (yani) Abbas b.
Abdulmuttalib'ın ribasıdır. Bu ribanın hepsi muhakkak sakıttır. [91]
Ebu Hüreyre (r.a.)'m
rivayetiyle şöyle buyurur Ra-sulullah (s.a.s.)
"Muhakkak
insanlara öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi eline geçirdiği malı helâlden
mi, yoksa haramdan mı kazandığını düşünmeyecektir.[92]
Cabir (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s,):
Ribayı, yiyene,
yedirene, kâtibine ve şahidlerine lanet etti ve:
"Onlar, müsavîdirler!"
buyurdu. [93]
Ebu Hüreyre
(r.a.)'m rivayetiyle şöyle
buyurur Ra-sululiah (s.a.s.):
"İnsanlar üzerine
öyle bir zaman gelecek ki, faiz yemeyen tek bir kişi kalmayacak, faiz yemese
bile faizin buharından ona bulaşacak." İbn İsa rivayetinde:
"Ona, faizin
tozundan bulaşacak." dedi. îbn
Mes'ud (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Faizden mal
çoğaltan hiç bir kimse yoktur ki, işinin akibeti malın azalmasına dönüşmesin. [94]
[1] Isra, 17/70.
[2] Bakara, 2/29.
[3] Nebe\ 78/8-11.
[4] Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri, ona yalnızca 'ol'
demesidir, o da. hemen oluverir.
Her şeyin Melekûtu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunduran (Allah) ne
yücedir. Ve siz, O'na döndürüleceksiniz." Yasin, 36/82-83.
[5] Nemi, 27/86.
[6] Necm, 53/39-42.
[7] A'râf,7/10.
[8] İbrahim, 14/32-33 ve Nahl, 16/12-13-14.
[9] Bakara, 2/168.
[10] Mâide, 5/88.
[11] Aclunî,
Keşfu'1-Hafa, C.l, Sh.254,
Hds.783 (Taberâııî ve
Ebu Nuaym'dan)
[12] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Buyu, B.I5, Hds.24. Sünen-i
Ebu Davud,Kitabu'l-Buyu ve'I-İcarat, B.79, Hds.3528. Sünen-i İbn Mace,
Kitabu't-Ticara, B.l, Hds.2137-2138 (Birinci cümle)
[13] İmam Suyutî, Camiu's-Sağir Muhtasarı, Terceme ve
Şerhi, çev. İsmail Mutlu, vdğ. lst.1996,
C.2, Sh.291, Hds.1923
(3603) Hakim'in Müstedre'inden.
[14] Kasas, 28/37.
[15] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer, B.69,
Hds.100.
Sahih-İ Buhârî
Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, Şerh: Kamil Miras, Ank.1980, 5.
Baskı, C.8, Sh.324, Hds.1218.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd,B.8, Hds.4135-4136 (Birinci Bölüm)
[16] Siinen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.29, Hds.2481.
[17] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.19, Hds.2439.
İmam Suyuti, Camiu's-Sagir Muhtasarı, C.2, Sh.31, Hds.1340 (2407) İ-mam
Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, C.4, Sh-160'dan.
[18] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.3Û, Hds.2482.
Sunen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.2I, Hds.2733.
İmam Suyutî, A.g.e. C.3, Sh.269, Hds.3393 (7908), İmam Ahmed b. Hanbel,
EI-Müsned, C.3, Sh.456-460.
[19] Hacc, 22/35.
[20] El-Mikdam b. Ma'diyekrib (ra)'dan. Rasulullah
(s.a.s.), şöyie buyurur :
''Dikkat! Kendine
benden bir hadis ulaşacak ve koltuğuna gerilmiş olduğu halde: 'Bizimie sizin
aranızda Allah'ın Kitabı vardır. Bu Kitab'da neyi helâl bulursak, onu helâl
kabul eder ve neyi haram bulursak, onu haram kılarız!" diyecek olan bir
adam çıkacak mı?
Oysa Rasuluilah'ın
haram kıldığı şey, Allan tarafından haram kılınan şey gibidir."
Sünen-i Tirmizî,
Kitabu'l-İlm, B.10, Hds.280I.
Sünen-i Ebu Davud,Kitabu's-Sünnet, B.6, Hds.4604.
[21] A'râf, 7/31-32.
[22] Cuma, 62/10.
[23] Çünkü Allah adaîet yapanları sever." Mümtehine,
60/8. Ve (her konuda) adil davranın. Şübhesiz Allah adil olanları sever."
Hucurât, 49/9.
[24] Allah İse, müttakilerin velisidir." Câsiye,
45/19.
"Sizin dostunuz
(veliniz) ancak Allah, O'nun Rasulü, rukii' ediciler olarak namaz kılan ve
zekatı veren mü'minlerdir.
Kim Allah'ı O'nun Rasuiü'nü ve İman edenleri dost (veli) edinirse, hiç
şübhe yok, galib gelecek olanlar. Allah'ın taraftarlarıdır." Mâide.
5/55-56.
[25] İmam Buhârî, Edeb'l-Müfred, B.140, Hds.299
Aclunî, Keşfû'I-Hafa, C.2, Sh.32O, Hds.2833 (Ahmed b. Hanbel,
EI-Müsned'den)
[26] Sünen-i İbn Mace, Kitabu't-Ticare, B.İ, Hds.214I.
İmamBufıârî, Edeb'l-Müfred, B.142, Hds.301.
[27] Rabbinizden olan mağfirete ve eni gökierle yer kadar
olan cennete (kavuşmak için) yarışın. O, müttakiler için hazırlanmıştır.
Onlar, bollukta da,
darlıkta da, infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlardaki hakların)dan
bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever."Âl-i
îmrân, 3/133-134.
"Onlar ki, mallarını gece, gündüz, gizli ve açık infak ederler.
Artık bunla-nn ecirleri Rabbleri katındadır, onlar için korku yoktur, onlar
mahzun olmayacaklardır." Bakara, 2/274.
[28] Tevbe, 9/34-35.
[29] Sünen-i Neseî, Kitabu'n-Nikâh, B.9, Hds.3211.
[30] Sahih-i Buhârî, Kiîabu'r-Rikak, B.10, Hds.27. Sahih-i
Müslim, KitabıTz-Zekat, B.39, Hds.117, Î16-118.
[31] Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikak. B.IO, Hds.26 ve 24-25.
[32] Sünen-i îbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.I, Hds.4I00. Not:
Hişam dedi ki: Ebu İdris El-Hav!anî konuşmasında: "Hadisler içinde bu
hadisin durumu, altının içinde som altının durumu gibidir." demiştir.
Sünen-İ Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.22, Hds.2443.
[33] Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikak, B.I5, Hds.33. Sahih-i
Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.40, Hds.I20. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.27,
Hds.2479. Sünen-i Ibn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.9 Hds.4!37.
[34] Sahih-i Buhârî, Kitabu'z-Zekat, B.19, Hds.32. Sahih-i
Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.32, Hds.94. İmam Malik, Muvatta', Kitabu'S-Sadaka,
Hds.8.
[35] Sünen-i.Ebu Davud, Kitabu'1-Cihad, B.85, Hds.2620.
Sünen-i Neseî, Kitabu Adabu'l-Kudat, B.21, Hds.5374. Sünen-i İbn Mace,
Kitabu!t-Ticare, B.67, Hds.2298. Not: Bir vesk = 19 kilo 960 gr.'dır.
[36] Bkz. A'râf, 7/54.
[37] Âl-i tmrân, 3/26.
[38] Nisa, 4/5.
[39] Müminler, mü'minleri J«rakıp da, kâfirleri veliler
(dostlar) edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allah'dan hiç bir şey (yardım)
yoktur. Ancak onlardan korunma gayesi ile sakınma(nız) başka. Allah, sizi
kendisiyle sakındırır. Varış, Allah'adır." Âl-i İmrân, 3/28.
"Ey iman edenler, yahudî ve hristiyanlari dostlar (veliler)
edinmeyin, Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden, onları kim dost edinirse,
kuşkusuz onlardandır. Şübhesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet
vermez." Mâide, 5/51.
[40] Mü'min erkek ve mü'min kadınlar birbirlerinin
velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru
kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Rasulü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın
kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şiibhesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm
ve hikmet sahibidir." Tevbe, 9/71
"Sizden, hayira
çağıran, iyiliği (ma'rufij) emreden ve kötülükten (münker-den) sakındıran bir
topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler İşte bunlardır." Âl-i îmrân, 3/104.
Ebu Said (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:
"Sîzden herhangi biriniz bir kötülük görürse, onu, hemen eliyle
değiştirsin. Eğer buna gücü yetmiyorsa, diliyle değiştirsin. Ona da gücü
yetmiyorsa. ' kalbiyle değiştirsin (buğuz etsin). îmanın en zayıfı da,
budur." -Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.20, Hds.78. Sünen-i Tirmizî,
Kitabu'l-Fiten, B.10, Hds.2263. Sünen-iNeseî, Kitabu'l-İman, B.I7, Hds.4975-4976.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.20, Hds.4013. Sünen-İ Ebu Davud,
Kitabu'l-Melahim, B.17, Hds.4340.
[41] Mümtehine, 60/12.
[42] Sahih-i Buharı, Kİtabu'l-Hudud, B.2, Hds.l. Sahih-i
Müslim, Kitabu'l-İman, B.24, Hds.100. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sünnet, B.16,
Hds.4689. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İman, B. 11. Hds.2760. Sünen-i Neseî,
Kitabu'l-Eşribe, B.42, Hds.5626. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.3,
Hds.3936. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Eşribe, B.4, Hds.2112.
[43] Sahih-i Buhâri, Kitabu'l-Hudud, B.14, Hds.29. Sahih-i
Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.l, Hds.7. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.22,
Hds.2583. Sünen-i Neseî, Kitabu Katu's-Sarik, B.l, Hds.4844.
[44] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.54, Hds.4909.
[45] Sahih-i Buhârî, Kitabu Fil-İstikraz, B.20, Hds.22. Sahih-i
Müslim, Kitabu'I-Akdiyye, B.5, Hds.10-14.
[46] Sünen-i Tİmıizî, Kitabu'1-Buyu, B.71, Hds.1329.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Buyu ve'1-İcarat, B.5I, Hds.3450-3451.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu't-Ticare, B.27, Hds.2200-2201.
[47] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-Buyu, B.38, Hds.1280.
[48] İmam Buhârî, Edeb'l-Müfred, B.6I, Hds. 112.
[49] Sahih-i Buhârî, Kitabu'i-îman, B.6, Hds.6. Sahih-i
Müslim, Kitabu'L-İman, B.17, Hds.7I. Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.9, Hds.66.
Sünen-i Neseî, Kitabu'I-îman, B.I9, Hds.4984. Sünen-i Tirmizî, Kitabu
Sıfatu'l-Kıyame, B.22, Hds.2634. Sünen-i Dârtp<Kitabu'r-Rikak, B.29,
Hds.2743.
[50] Sahih-i Buhâri, Kitabu'I-Edeb, B,27, Hds.41. Sahih-i
Müslim, Kitabu'I-Birri veVSrfâ, B.17, Hds.66.
[51] Sahih-i Buhâri, Kitabırl-Edeb, B.36, Hds.56.
-Kitabu's-Saiat B.88, Hds.124. -KitabıTl-Mezalinı ve'1-Gasb, B.5, Hds.7.
Sahih-i Müslim, Kitabu'İ-Birri ve's-Sılâ, B.17, Hds.65.
[52] Sahih-i Buhâri, KıtabuM-Buyu, B.106, Hds.S7O. Sünen-i
İbn Mace, Kitabu'r-Rehine, B.4, Hds.2442.
[53] Sünen-i İbn Mace, Kilabu'r-Rehine, B.4, Hds.2443.
[54] Mü'minler ancak kardeştirler....." Hucurât,
49/10.
[55] Sahih-i Buhâri Kitabu'l-Hudud, B.13, Hds.17,
B.I2,Hds.l6. -Kitabu'1-Enbiya, B.56, Hds.142. -Kitabu Fedaüu Ashabı!n-Nebî. B.
18,Hds.77. Sahih-i Müslim, Kiîabu'l-Hudud, B.2, Hds.8. Sünen-i Neşet, Kitabu Katu's-Sarik,
B.6, Hds.4864-4873. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud. B.I5, Hds.43%-4397.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.6, Hds.1454. Sünen-i İbn Mace,
Kitabu'l-Hudud, B.6, Hds.2547-2548. Not: "(Müellifin Şeyhi) Muhammed b.
Rumh. dedi ki: Ben, El-Leys b. Sa'd'dan: Allah (Azze ve Celle), Rasul-ı Ekrem
(s.a.s.)'in kızı Fatıma'yi, hırsızlık etmekten şübhesİz korumuştur, sözünü
söylerken işittim. ' Her müslüman da
bunu söylemelidir."
Sünen-.i Dârimî, Kitabu'1-Hudud, B.5, Hdg.2307.
[56] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu M-Akdiyye, B.14, Hds.3597
[57] Sahih-i Buhârî, Kitabu'ş-Şehadet, B.8, Hbr. 13. "
Sünen-i Neseî, Kitabu Katu's-Sarik, B.6, Hbr,4873.
[58] Biz seni, âlemler için yalnızca bir rahmet olarak
gönderdik. "Enbiyâ, 21/107.
[59] Bİz seni, insanlara bîr peygamber olarak gönderdik,
§ahid olarak Allah yeter." Nisa, 4/79.
. "Biz seni, ancak bütün İnsanlara bir müjde verici ve
uyarıcı-korkutucu o-larak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar."
Sebe', 34/28.
Alemlere
uyarıcı-korkutucu olsun diye, kuluna Furkan'i indiren (Allah), ne
yücedir." Furkan, 25/1.
1 "Muhammed, sizin
erkeklerinizden hiç birinizin babası değildir. Ancak O, Allah'ın Rasulü ve
peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir." Ahzâb, 33/40.
€abir b. Abdullah
(ra)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
".....Peygamber,
hasseten kendi kavmine gönderilirken ben, (kızıl-siyah)
bütün insanlığa
gönderildim." ^
Sahih-i Buhârî,
Kitabu's-Salat, B.56, Hds.84.
Sahih-i Müslim,
Kitabu'1-Mesacid, Hds.3.
Sünen-i Dârimî, Kitabu's-Siyer, B.29, Hds.2470.
[60] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Menakıb, B.23, Hbr.67.
Kitabu'1-Edeb, B.80,
Hbr.151.
Sahih-i
MüslinCKitabu'l-Fedail, B.20 ,Hbr.77.
Sünen-i Ebu Davud,
Kitabu'I-Edeb, B.5, Hbr.4785.
İmam Malik, Muvatta', Kitabu Hüsnu'I-Hulk, Hbr.2.
[61] İbnu'l-Esir, El-Kâmil Fİ't-Tarih Tercümesi - İslâm
Tarihi, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 1985, C.2, Sh.292.
İbn Kesir, El-Bidaye ve'n-Nihaye, Büyük İslâm Tarihi, çev. Mehmet
Keskin, İsî.1994, C.5, Sh.398, vd.
[62] Molla Husrev, Gurer ve Dürer Tercümesi - Kaynaklarıyla
Büyük İslâm Fıkhı, çev. Arif Erkan. İst. T.y. C.3, Sh.41. vd.
Fetâvayı Hindiyye (Fetâvayı Alemgiriyye), çev. Mustafa Efe. Ank.T.y. CA,
Sh.85, vd.
[63] Mâide, 5/38-39.
[64] Sahih-î Buhârî, Kitabı»11-Hudud, B.I4, Hds. 18-19-20.
Saîiih-î Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.l, Hds.i
Sünen-i İbn Mace. Kitabu'l-Hudud,
B.22, Hds.2585. Sünen-i Neseî, Kitabıı
Kaîi's-Sarik, B.9, Hds.4834-4897, B.İ0, Hds.4898-4908. Sünen-i Ebu Dsvud,
Kitabu'l-Hudud, B. 11, Hds.4384.
Sünen-i Tirmizî,
Kitabu'l-Hudud, B.16,Hds.l471.
İmam Malik, Muvatta',
Kİtabu'l-Hudud, Hds.24-25.
Sünen-i Dârimî,
Kitabu'l-Hudud, B.4, Hds.2305.
îçt: Dörtte bir dinar:
Çeyrek altın ve fazlası, on dirhem gümüş ve fazlası.
[65] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.17, Hbr.1473.
Sünen-i Ebu Davud,
Kitabu'l-Hudud, B.21, Hbr.4411,
Sünen-İ İbn Mace,
Kitabu'1-Hud*!, B.22, Hbr.2587.
Sünen-i Neseî, Kitabu Katu's-Sarik, B.18, Hbr.4949-4950.
[66] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.28, Hds.2595.
Sünen-i Ebu Davud,
Kitabu'l-Hudud, B.14, Hds.4394,
Sünen-i Ne'seî, Kitabu
Katu's-Sarik, B.5, Hds.4852-4855.
Sünen-i Dârimî,
Kitabu'l-Hudud, B.3, Hds.2304.
İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Hudud, Hds.28.
[67] Sünen-i Neseî, Kitabu Katu's-Sarik, B.5,
Hds.4856-4857. Sünen-i Ebu Davud,. Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.4376.
[68] İmam Malik, Muvatta', Kitabu'I-Hudüd, Hbr.29.
[69] Çünkü hırsız, ya sabaha kadar uyuyarak gecesini
geçirir, ya da hırsızlık yapmak için sağa-sola dolaşır. İbadetle, özellikle
gece ibadetiyle hırsızlık bir arada bağdaşmaz.
[70] İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Hudud, Hbr.30.
[71] İmam İbn Teymİyye ve İbn Kayyum e!-Cevzî, İslâm
Hukukunda Kıyas, çev. Mehmet Keskin, İst. Î985, Sh.169-170.
[72] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.29, Hds.2597.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.8, Hds.4380. Sünen-i Neseî, Kitabu
Katu's-Sarik, B.3, Hds.4848. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.6, Hds.2308.
[73] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.4, Hbr.2588.
[74] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.I2, Hds.4390.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.28, Hds.2596. Sünen-i Neseî, Kitabu
Katu's-Sarik, B.12, Hds.4925-4926. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-Buyu, B.54,
Hds.1303-1304.
[75] Ebu Bekir Muhammet) b. İbrahim b. el-Munzir,
Kitabu'1-İcmâ', çev. Doç. Dr. Abdullcadir Şener, Ank.I983, Sh.78-79.
[76] Abdurrahman Cezîrî, Dört Mezhebe Göre İslâm Fıkhı,
çev. Mehmet Keskin, İst. 1990, C.7, Sh.3104. Aynı konu, 3081-3158 sahifeleri
arasındaki Dört Mezhebin görüşleri çerçevesinde izah olunmuştur...
[77] Mezhebierin merhum İmamları ittifak ederek dediler ki:
Bir grup hırsız, bir malı çalmaya İştirak eder ve her birisi o maldan nisab
miktarı bir kısmı elde ederse, hırsızlardan her birine had tatbik etmek gerekir
ve elleri kesilir. Çünkü hepsi de hırsızlığa iştirak etmiştir. Çalınan malın
mahfazası içine girdikleri için hepsi de, manen o malı yerinden çıkarıp almıştır.
Çalınan malı, yerinden almakta biri, diğerine yardım ettiği için fiilen hırsızlığa
iştirak etmiştir. Zaten hırsızlar bunu, adet haline getirmişlerdir. Şu hâlde
çalma eylemi, Şer'an onlardan her birine ayrı ayrı nisbet edilir....."
Abdurrahman Cezîrî, A.g.e. C.7, Sh.3134.
[78] Abdurrahman Cezîrî, C.7, Sh.3135.
Hadd-i Sirkat için ayrıca bkz. Prof. Dr. Vehbe Zuhaylî, İslâm Fıkhı Ansiklopedisi,
çev. Ahmet Efe, vdg. İst.l99J, C.7, Sh.387-416.
[79] Mâide, 5/33-34.
[80] Siinen-i îbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.3, Hds.3935-3937.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'J-Cihad, B.128, Hds.2703-2705.
[81] Sünen-ı Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.13 Hds 4391
[82] Prof. Dr. Vehbe Zuhaylî, A.e e Cl Sh 473
[83] Mutaffifin, 83/1-3.
[84] Isra, 17/35, Şııarâ, 26/82, Rahman, 55/9, Hûd,
11/84-85, A'râf, 7/85.
[85] Bakara, 2/188, Nisa, 4/29.
[86] Sünen-i îbn Mace, Kitabu'I-Ahkam, B.2, Hds.2313.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'I-Ahkam, B.9, Hds.1351-1352. Sünen-i Ebu Davud,
Kitabu'I-Akdiyye, B.4, Hds.3580.
[87] Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbn Mace Tercemesi ve Şerhi
İst 1983 C6 Sh.368-369.
[88] Sahih- Buhârî, Kitabu'1-Hibe ve Fadliha ve't-Tahid
aleyha, B.15, Hds.31.
Diğer nvaeyetler için
bkz:
İmam Malik, Muvatta',
Kilabu'1-Buyu, Hbr.68.
Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Eşribe, B.43, Hbr.5631.
[89] Bakara, 2/275.
[90] Sahih-i Buhârî, Kitabu'I-Vesaya, B.24, Hds.29. Sahih-i
Müslim, Kitabu'I-îman, B.38, Hds.I45. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'i-Vesaya, B.10,
Hds.2874. Sllnen-i Neseî, Kitabu'I-Vesaya, B.12, Hds.3652.
[91] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Hacc, B.19, Hds.147. Sünen-i
İbn Mace, Kitabu'I-Menasık, B.84, Hds.3074. Sünen-i Ebu Davud,
Kitabu'l-Menasık, B.56. Hds. 1905. Sünen-i Tirmizî, Kitabu't-Tefsiru'l-Kur'ân,
B.IO.
Not: Tirmizî'de şu
ziyade vardır:
"Ana mallarınız
sizindir. Haksızlık etmeyecek ve haksızlık görmeyeceksi-
Sünen-i Dârimî,
Kitabu'I-Menasiku'l-Hacc. B.34, Hds.1857.
[92] Sahih-i Buharı, Kitabu'i-Buyu, B.23, Hds.35, Sünen-i
Neseî, Kitabu'1-Buyu, B.2, Hds.4432.
[93] Sahih-i Müslim, Kitabu'I-Musakat, B.19, Hds.106.
Sahih-i Buhârî, Kitabu'I-Buyu, B.I13, Hds.I80, B.25, Hds.38. Sünen-i Tirmizî,
Kitabu'I-Buyu, B.2, Hds,I22I.
Sünen-i İbn Mace,
Kitabu't-Ticare, B.58, Hds,2277.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Buyu ve'l-İcarat, B.4, Hds.3333
[94] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'I-Buyu ve'I-îcarat, B.3,
Hds.3331.
Sünen-i İbn Mace,
Kitabu'l-Ticare, B.58, Hds.2278.
Sünen-i Neseî,
Kitabu'I-Buyu, B.2, Hds.4433.