span style='mso-special-character:footnote'>[85] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.3, Hds.2540.

İmam Suyutî, Camiu'-Sağir Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, çev. İsmail Mutlu, vdğ. İst.1996, C.l, Sh.37O, Hds.798 (1365).

[86] Sahih-i Buharı, Kitabu'd-Diyet, B.5, Hds.I7, Sahih-i Müslim, Kitabu'I-Kaseme, B.6, Hds.25-26. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Diyet, B. 10 Hds. 1423. -Kitabu'I-Fiten, B.l, Hds.2247.

Sünen-i Neseî, Kitabu't-Tahrimu'd-Dem, B.5, Hds.4003-4006. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'I-Hudud, B.l, Hds.4352-4353. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'I-Hudud, B.l, Hds.2534 ve 2533. Sünen-i Dârimî, Kitabul'l-Hudud, B.2, Hds.23 02-23 03.

[87] Sahih-i  Buhârî,  Kitabu'l-Muharibin min Ehli'l-Küfrî ve'r-Riddeti, B.13,Hds.21.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.4427-4428.

[88] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Muharibin, B.7, Hds.14, B.14, Hds.22. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.16. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Cenaiz, B.63, Hds.1959. Sühen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.9, Hds.2554. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.4419-4434. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.1453. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.14, Hds.2325. İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Hudud, Hds.2.

İmam SuyuÜ, Mutevatir Hadisler, çev. Mehmet Emin Akın, Ank.1992, Sh.İ35-136.Hds.83.

[89] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.1452. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.442O. Sünen-i tbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.9, Hds.2554. SÜnen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.I3, Hds.2323.

[90] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.4428.

[91] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.22.

[92] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.6, Hbr, 4378.

[93] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.6, Hds.4377. îmam Malik, Muvatta', Kitabu'i-Hudud, Hds.3.

[94] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.23. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudüd, B.25, Hds.4442. İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Hudud, Hds.5.

[95] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.24. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Cenaiz, B.64, Hds.1958. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'i-Hudud, B.9, Hds.1461. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.25, Hds.4440. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.9, Hds.2555. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.I7, Hds.2330.

[96] Ahmed Davudoğlu, A.g.e. C.8, Sh.365 (4811)

[97] Muhsan: Akıllı, baliğ ve evli kişi;

[98] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.4435.

[99] Sahih-i Buhârî, Kitabıı'l-Muharribin, B.32, Hds.50. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.25. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.7, Hds.2548. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.25, Hds.4445. Sünen-i Timıizî, Kitabu'l-Hudud, B.8, Hds.1457. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Adabu'l-Kudat, B.22, Hds.5375-5376 Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.I2, Hds.2322. İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Hudud, Hds.6.

[100] Sahih-i Buhâri, Kitabu'I-Muharribin, B.I6, Hbr.25. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.4, Hbr.15. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.9, Hbr.2553. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.7, Hbr.1455-1456. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.23, Hbr.4418. Not:Sünen-i Ebu Davud'da şu kayıt da vardır: "Allah'a yemin ederim ki, Eğer insanlar:

Ömer Allah'ın Kİtabı'na ziyade etti, demeyecek olsalardı, bu ayeti, Kur'ân'da yazardım."

Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.16, Hbr.2327. İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Hudud, Hbr. 10.

[101] Mehmed Sofiıoğlu, Sahih-i Buhârî Tercemesi, İst.1989, C.14, Sh.6681 (31.dipnot)

[102] Sahih-İ Müslim, Kitabu'i-Hudud, B.3, Hds.12-13-14. Sünen-i Efau Davud, Kitabu'l-Hudud, B.23, hds.4415'. Sünen-i Tirmizî, KitabıTl-Hudud, B.8, Hds.1460. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.7, Hds.2550.

[103] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Muharribin, B.6, Hbr.l 3.

[104] Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.16, Hds.2328. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.9, Hbr.2553 (İmam Ömer, (ra)'ın beyan buyurduğu recm ayeti)

İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Hudud, Hbr.10 (Recm ayeti)

[105] Sünen-i tbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B. 1 l,Hds.2559.

[106] Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Talak, B.35, Hds.59. Sahih-i Müslim, Kitabu'L-Liân, B.l, Hds.13. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.l I, Hds.2560. Sünen-i Neseî, Kitabu't-Talak, B.39, Hds.3453-3454.

[107] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.l8, Hds.2574. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.34, Hds.4472-4473.

[108] Ebu Bekir Muhammed b. ibrahim b. El-Munzir, Kitabu'1-îcmâ', çev. Doç. Dr. Abdulkadir Şener, Ank. 1983, Sh.79-80.

[109] Bu felaketin boyutunu biraz daha iyi kavramaya yardımcı olacak bir hadisi de buraya kaydedelim.

Ebu Hüreyre (ra)'dan.

Rastıhillah (s.a.s.), şöyle buyurdu:

"Bir kul, zina ederken iman ondan ayrılır ve gölgelik gibi başının üstünde bulunur. O işten çıktığı vakit iman, kendisine avdet eder (geri döner)."

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'f-İman. B.l I Hds.2760.

[110] Buhârî, Hudud, B.2, Hds.l

[111] İsra, 17/32

[112] Abdurrahman Cezîrî, Dört Mezhebe Göre İslâm Fıkhı, çev. Mehmet Keskin, İst. 1990, C.7, Sh.293 9-2942,

[113] Müslim, Birr, B.32, Hds.112-116

[114] Nur, 24/2

[115] Abdurrahman Cezîrî, A.g.e. C.7, Sh.295O-2954.

[116] A'râf, 7/81-82.

[117] Şuara, 26/165-166.

[118] A'râf, 7/82.

[119] Andolsun, Bİz her ümmete: 'Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının (diye tebliğ etmesi için) bir peygamber gönderdik. Böylelikle, onlardan kimi­ne Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine de sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün." NahI, 16/36.

[120] Şuarâ, 26/167

[121] Bkz. Bakara, 2/193, Enfâl, 8/39.

[122] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.12, Hds.2563. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.1484.

[123] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'r-Rada, B. 12, Hds. 1175.

[124] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.12, Hds.2561. Siinen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.1483. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.29.Hds.4462.

[125] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.12, Hds.2562. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.29, Hds.4463.

[126] A'râf, 7/80

[127] Abdurrahman Cezîrî, A,g.e. C.7, Sh.3062-3063, ve devamında Ehl-ı Sünneti'nİiı dört meşhur mezhebinin bu konudaki görüşleri beyan edilir. Ge­niş bilgi için eserin malûm cilt ve sahifelerine bakınız...

[128] Müsned, 1/217

[129] Abdurrahman Cezfrî, A.g.e C.7, Sh.3070-3073.

[130] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'I-Hudud, B.22, Hds.1480. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'I-Hudud, B.7, Hds.4379.

[131] Nur, 24/3.

[132] Nur, 24/26.

[133] Nur, 24/19.

[134] Nur, 24/4-5.

[135] Nur, 24/23-24-25.

[136] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Vesaya, B.24, Hds.29. Sahih-i Müslim, Kitabu'I-İman, B.38, Hds.145. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Vesaya, B.10, Hds.2874. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Vesaya, B.12, Hds.3654.

[137] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.35, Hbr.4474. Sünen-i TirmiZÎ, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B.25, Hbr.3393. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.15, Hbr.2567.

[138] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.35, Hbr.4475.

[139] Hucurât, 49/12.

[140] Nur, 24/15

[141] Abdurrahman Cezirî, A.g.e. C.7, Sh.3160-3162.

[142] Ebu Bekir Muhammed b. İbrahim b. El-Munzir, A.g.e. Sh.80.

[143] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Menâkıb, B.26, Hds.136. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.6, Hds.26-28. Siinen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.26, Hds.4446. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.IO, Hbr.1462-1463.

[144] Bakara, 2/204-205-206.

[145] Muhammed (Kıtal), 47/22-23.

[146] Nisa, 4/36, Bakara, 2/83.

[147] Muhammed, 47/7

[148] Hacc, 22/40.

[149] Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.16, Hds.53,

[150] Sahih-i Buhâri, Kitabu'z-Zekat, B.17, Hds.27. Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.30, Hds.90.

Sünen-i Neseî, Kitabu Adabu'I-Kudat, B.I, Hds.5345. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.4I, Hds.2500. İmam Malik, Muvatta', Kitabu'ş-Şa'r, Hds.14.

[151] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Buyu, B.98, Hds.158.

Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zikr ve'd-Dua ve't-Tevbe, B.27, Hds. 100.

[152] Lâik-Demokratik ve gayr-ı İslâmî, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde de, bu olay yasal bir şeküde gündemdedir. Bkz. Yargıtay, 5.C.D. 11 Şubat 1948, Esas No:298, Karar No:422. (Naklen: Melâhat Aktaş, İslâm Toplumunda ve Çağımızda Kadın, Ank.1997, Sh.19 ve 176.)

[153] Lâİk-Demokratik ve gayr-ı İslâmî, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde de, zİnâ ve zinâkârlar yasallaştırılmış ve bu konuda Lâik devletçe bir tüzük ha­zırlanıp yürürlüğe konulmuştur:

"XVII-GeneI kadınlar ve Genelevlerin Tabi olacakları hükümler ve Fuhuş Yüzünden Bulaşan Zührevî Hastalıklara Mücadele Tüzüğü ve Uygulaması:

"5/984 sayılı Bakanlar kurulu ile yürürlüğe konulan" genel kadınlar ve genelevlerin tabi olacakları hükümler ve fuhuş yüzünden bulaşan zührevî hastalıklarla Mücadele Tüzüğüne göre;

1- Tarifler

Genel Kadın; başkalarının cinsî zevkini menfaat karşılığı tatmin etmeyi sanat edinen ve bunun için değişik erkeklerle münasebette bulunan kadına denir,

Genel Evler; Genel kadınların bir arada oturarak fuhuş yaptıkları veya bu maksat için toplandıkları yerlere denir.

Birleşme yeri; fuhuş maksadı ile muhtelif kimselere kısa müddetler için a-çık bulundurulan kapalı yerlere denir.

2- Genel Karınların Tescil Şartlan; Genel Kadın olarak tescili için komis­yon karan olması gerekir. Komisyon kararı olmadan aşağıdaki şartların mev­cut olup olmadığını araştırır.

Şartlara;

Üçüncüsü de:

Ben de, kadınlardan ayrı yaşayacağım, hiç evlenmeye­ceğim, dedi.

Onlar, bu sözleri söylerken Rasuiullah (s.a.s.), onların yanlarına çıkageldi de:

Sizler, şöyle şöyle söyleyen kimselersiniz. Dikkat e-din! Allah'a yemin ederim ki, ben, sizin AUah'dan en çok korkanınız ve en takvalı olanınız bulunuyorum. Bununla be­raber ben, oruç tutarım, oruçsuz bulunurum, nafile namaz kılarım, (gecenin bir kısmında) uyurum; kadınlarla da evle­nirim. (İşte benim Sünnetim, hayat yolum budur.) Her kim benim Sünnetimden (hayat yolumdan) yüz çevirirse o, ben­den değildir.[27]

Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'dan.

Rasulullah (s.a.s.), bir şey yapmış da, o hususta insanla­ra ruhsat vermişti. Bir topluluk, o işten çekindi ve ona ya­naşmadılar. Onların bu çekingenliği, Rasulullah'a ulaşınca, hemen hutbeye çıkıp Allah'a hamdetti, sonra:

"Bir takım cemaatlere ne oluyor ki, benim yapmış ol­duğum işten çekiniyorlar? Allah'a yemin ederim ki, ben Allah'ı, onların, en bileniyimdir ve Allah'a saygısı en şiddetli olaniarryımdır." buyurdu. [28]

Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.), şöyle anlatır:

Kadınları terk edip (onlardan uzak yaşayan) kimseler­den olan Osman b. Maz'un'un işi ortaya çıktığında Ra-sulullah (s.a.s.), Ona (haber) gönderip (çağırttı. Gelince) de şöyle buyurdu:

"Osman, şübhe yok ki ben, ruhbanlıkla emrolunmadım. Sen, benim Sünnetimi terk mi ettin?"

(Osman:)

Hayır, ya Rasulullah, cevabını verdi.

(O zaman Rasulullah, s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Şübhe yok ki, namaz kılmam, uyumam, oruç tutmam, yemek yemem, evlenmem, boşamam benim Sünnetimdir. Artık kim benim Sünnetimi terk ederse, benden değildir.

Osman, muhakkak ki, üzerinde ailenin hakkı vardır, ü-zerinde nefsinin hakkı vardır.[29]

Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.), şunu da nakleder:

Rasulullah (s.a.s.), Osman b. Mez'un'un kadınlardan kesilip evlenmekten çekinmesini reddetti. Eğer Rasulullah, O'nun kadınlardan kesilip çekinmesine izin verseydi (biz, daha ileri giderek) muhakkak hadımlaşırdık. [30]

Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha),şöyle beyan eder:

Rasulullah (s.a.s.), tebettüiü (evlenmeyip kadınlardan , uzak yaşamayı) nehyetti (yasakladı), [31]

Meşru şartlarda, yani İslâm'a uygun evliliğin teşviki ve evlenmemekten alıkonulma, yalnız erkekler için geçerli değil kadınlar için de geçerlidir... Çünkü mükellef olma bakı­mından erkek ve kadın arasında hiç bir fark yoktur... Mü'rnin müslüman erkek salih amel konusunda neye muha-tab ise, mü'min müslüman kadın da ona muhatabdır ve her ikisi de aynı şeyden mes'uldürler. [32] Elbette kadının, kadın­lık özelliğinden dolayı ibadet konusunda bazı şartlarda de­ğişmeler malumdur... Yalnız evlenmek konusunda erkek için olan, kadın için de geçerlidir... Çünkü ayet-i kerime'de de buyrulduğu gibi, mü'min erkek, mü'min kadın için bir örtü olduğu gibi, mü'min kadında, mü'min erkek için bir örtü­dür... Dolayısıyla her ikisi de, birbirilerinin tamamlayıcısı ve koruyucusudurlar... Birbirlerinin lazımı ve muhtaçlarıdırlar...

Şöyle buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ (c.c):

"Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak, size helâl kı­lındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz.[33]

İslâmî şartlarda evlenmenin gayesi, sadece şehevî ve duygusal olarak teskin olmak değildir... Evlilik sonucu yeni neslin türemesi ve onların Müslümanca yaşamalarına vesile olmak, yani İslâmî bir ortamda Ümmetin vasıflarını üzerinde taşıyan ve ümmeti temsil eden ferdlerin oluşmasını sağla­mak, evlenmenin en önemii gayesidir... Bu yüce gayeye hizmet etmek için evlenilir... Elbette bu hareket ile de, tabiî ve şehevî duygular teskin olur ve karşı cinse karşı olan arzu tatmin edilmiş bir hâle gelir... fakat es.a.s. gaye, Ümmetin olgun şahsiyetlerini yetiştirmektir... Bu nesil, Öyle yetişmeli ve pişmelidir ki, Allah'a ve Rasulü (s.a.s.) kendilerinden razı olsun... Diğer ümmetlere karşı Rasulullah (s.a.s.)'in övüne­ceği ümmet, bu olgun şahsiyetlerden oluşsun...

Ma'kil b. Yesar (r.a.) anlatıyor:

Bir adam, RasuiuHah (s.a.s.)re gelerek:

Ben, güzel ve soylu bir kadın buldum, yalnız çocuk doğurmuyor, onunla evlenebilir miyim? diye sordu.

Rasul-i Ekrem de:

"Hayar" diye cevab verdi.

Sonra kendisine (o adam) ikinci defa geldi, onu (bundan yine) men'etti. Üçüncü defa geldi. Bunun üzerine:

"(Kocalarını) çok seven, çok doğuran kadm(lar)fa evle­niniz. Çünkü ben (kıyamet gününde) sizlerin çokluğuyla di­ğer ümmetler(in Peygamberlerime karşı iftihar edeceğim." buyurdu.[34]

(Abdullah) İbn Abbas (r.a.)'ın rivayetiyle yegâne Önde­rimiz Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:

"Birbirini sevenler için nikâh kadar sevgiyi artırıcı hiç bir şey görmedik veya görülmedi. [35]

İslâmî şartlarına dikkat edilerek, meşru ve helâl yoldan evlenen muvahhid rnü'min erkek ve kadının, Allah'ın izni üe sahiblenecekieri çocuklarını Allah ve Rasulü (s.a.s.)'in hükmüne göre yetiştirmesi, oniarin vefatlarından sonra da kendisi için sevab olur... Geriye bıraktıkları mü'min ve salih çocukları, onların amel defterlerinin kapanmamasına vesile olur ve kendilerine devamlı sevab yazılır... Rasuluiiah (s.a.s.)'in kendileriyle iftihar edeceği ümmetin bir ferdi ol-maya hak kazanan anne ve baba, yine aynı vasıftaki çocuklan yetiştirmeleri kadar sevab bir şey olmaması gerekir... Çünkü evlenmekteki gaye budur... Allah'a gerçekten kul ve Rasulullah (s.a.s.)'in iftihar edeceği ümmedden bir ferd ol­mak, yaratılışın ve varlığın gayesidir...

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle mü'minlerin önderi Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:

"İnsan öldüğü vakit bütün amelleri ondan kesilir. Yal­nız şu üç şey kesilmez:

Sadaka-ı câriye

Faydalanılan İlim

Kendisine dua eden salih eviad.[36]

Ölümden sonra da amel defterinin açık kalmasına ve sevab yazılmasına vesile olan muvahhid, mü'min ve mütakki salih evladın olması için nesil emniyetinin sağlanması gere­kir..-. Hangi zaman ve hangi mekânda olursa olsun bu vazife, ertelenemeyen, anın vacibi olan bir vazifedir... Her muvahhid mü'min'in kendi nefsini ve mes'ulü bulunduğu yakınlarını, yani hanımını, çocuklarım, anne ve babasını, to­runlarını ve velayeti altındakiler! bu dünyada, şirkten, küfür­den, nifaktan, irtidaddan, fısk ve fücurdan korunması lazım­dır ki, ahirette cehennem azabından ve alevli ateşinden ko­runmuş olsunlar....

Rabbimiz Allah (c.c), mü'min müslüman kullarına şöyle emreder:

"Ey iman edenler, kendinizi ve ehlinizi (yakınlarınızı) ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Üzerin­de oldukça sert ve güçlü melekler vardır. Allah, kendilerine neyi emretmiş ise, ona isyan etmezler ve emredildiklerini ye­rine getirirler,[37]

Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.), ümmetinin heri ferdinin mes'uliyetinin bulunduğu, dolayısıyla mes'ul ol­duklarından dolayı bir çobana benzediğini beyan buyurur.,.; Nasıl ki çoban, sürüsünden mes'ul ise, her mü'min müslü-man da velayeti altında bulunanlardan mes'uldur... Bu so­rumluğu yüklenen mü'minler, vazifelerini yaparken İslâm il­kelerine çok dikkat etmeli, Allah ve Rasulü (s.a.s.) nasıl em-.İ retmiş ise, öylece hareket etmelidirler... Hangi konu olursa olsun, ortada "Nas" var iken veya yetkili Müctehiderin gö­rüşleri var iken, yetkisi olmadığı hâlde şahsî kanaatini gün­deme getirenler, böylece Kitab'a, Sünnet'e, îcmâ'a ve Kıya­sa aykırı hareket edenler, elbette zarar etmiş ve zarar ver­mişlerdir... Bu tavır, akil nimetine sahib ve onu kullanabilen mü'min müslümana yakışmaz... Mü'min, Allah ve Rasulü (s.a.s.)'e iman eden; Müslüman, Allah ve Rasulü (s.a.s.)'e teslim olandır... Mü'min müslüman, iman eden ve İslâm'a teslim olandır... İmanın ve teslimiyetin gereği ise, itaat et­mektir...

Abdullah İbn Ömer (r.anhuma)'nm rivayetiyfe Ra­sulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:

"Her birerleriniz birer çobandır ve elinin altındakilerini layıkıyla korumasından sorumludur. Devlet başkanı da bir çobandır ve idare altındakilerden sorumludur. Erkek de, ai­lesi için bir çobandır, o da, idaresinde olandan sorumludur. Kadın da, kocasının evinde bir çobandır, o da, idaresi altın­dakilerin iyi korunmasından sorumludur. Hizmetçi de, efen­disinin malında bir çobandır, o da, elinin altındaki emanet­lerden sorumludur."

İbn Ömer:

Ben bunları, Rasulullah'dan işittim. Bir de, Rasulullah'ın şöyle dediğini zannediyorum:

"İnsan, babasına aid maida da bir çobandır ve elinin altındaküerden sorumludur. Böylece her birerleriniz çoban ve her birerleriniz güttüklerinizden sorumludur.[38]

Hasan Basrî (r.a.), şöyle demiştir:

Biz, Ma'kil îbn Yesâr (r.a.)'a geldik de kendisine hasta ziyareti yapıyorduk. Bu sırada yanımıza vâlî UbeyduIIah (İbn Ziyad) girdi. Ma'kıl da, valiye hemen şöyle dedi:

Ben sana, Rasulullah (s.a.s.)'den işittiğim bir hadis tahdis edeceğim. Şöyle buyurdu:

"Müslümanlardan bir ahaliye valilik eden vâlî, o ahaliyi aldatıp zulmetmiş olduğu hâlde ölürse, muhakkak Allah, ona cenneti haram kılmıştır. [39]

Bu hadisin şerhinde, şunlar beyan edilir:

"Hiyaneti helâl itikad eden kâfir olur ve ebediyyen cen­nete giremez. Fakat helâl itikad etmezse, dinden çıkmaz, an­cak cennete ilk giren bahtiyarlarla beraber olmaz. Bu gecik­me, ona bir cezadır. Cezası, ya cehennemde yanmakla, ya da hesab anında, yahud başka yerde verilir. [40]

Yegâne hayat nizâmı ve Allah'ın razı olup ondan baş­kasını kabul buyurmadığı din olan İslâm'da, nesil emniyetini zedeleyecek ve ortadan kaldıracak her ne var ise, haram kı­lınmış, yani tamamen yasaklanmıştır... muvahhid Aile'yi oluşturan, bu aile de Allah ve Rasulü (s.a.s.)'in hükmüne göre hayat süren muvahhid mü'min kadın ve kocanın arasını bozmak, onların aralarına fitne sokmak, büyük günahlardan­dır... Hangi yol ile olursa olsun bu suçu ve bu cinayeti işle­yenler, büyük bir kötülük etmişlerdir...

Müslüman ailesinde, her şeyin İslâm ilkelerine göre ol­duğunu beyanla yegâne Rezzak Allah olduğuna iman edilmiş ve yoksulluk korkusuyla çocukların öldürülmesinin söz ko­nusu olmadığını kaydedelim... İslâm ülkesinde, yani İslâm'ın hakim olduğu "Daru'l-İslâm"da, devlet millettir, millet de devlettir... Dolayısıyla içice ve elele çalışırlar... Hakimiyetin kayıtsız ve şartsız Allah'a aid olduğu ve iktidarda adil mü'min müslümanların bulunduğu, İslâm nizâmıyla yöneti­len İslâm ülkesinde yaşayan her ferd, İslâm Devleti'nin te­minatı altındadır... Daru'l-İslâm'da yaşayan gerek mü'min müslüman, gerekse gayr-ı müslim zimmîlerin tek sigortası, adil İslâm Devleti'dir!.. Bundan dolayı herhangi bir yoksul­luk korkusu gündeme gelmediği için, bu kaygı ila. çocukları öldürmek, cahiliyyenin çirkin adetlerinden olan bu suçun ortaya çıkması söz konusu olamaz!.. Herkesin rızkını Allah verir ve her canimin rızkı Allah'a aiddir...

Bu konuda Rabbimiz, şöyle buyurur:

"Yeryüzünde hiç bir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a aid olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) tümü apaçık bir Kitab'tadır.[41]

"Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki,, onu da, sizi de Allah rızıklandırmaktadır. O, işitendir, bilendir. [42] Tevhid ve iman üzere terriellendirilmiş, salih amel ile korunmuş Muvahhid İslâm Ailesi'nin emniyeti koruma altı­na alınmıştır... İslâm Devleti'nin hakim olduğu İslâm ülke­sinde bu görevi, İslâm Devletî yapar... İsİâm Devleti'nin ol­madığı, tağutlarm hakim, müslümanların mahkum ve Kur'ân'ın yönetimden uzaklaştırıldığı Daru'İ-Harb'de, nesil emniyeti görevini, bir araya gelip cemaatleşen muvahhid mü'minler üstlenirler... Ellerinde bulunan maddî ve manevî tüm imkânları kullanarak ve tüm fırsatlarını değerlendirerek bu sorumluluklarının gereğini hakkıyla yerine getirmeye ça­lışırlar... Nesil emniyetine karşı girişilen tecavüzleri engel­ler, hücumları geri püskürtmeye çalışırlar...

Nesil emniyeti ve Muvahhid Aile'nin korunması hak­kında şöyle buyurur Rabbimiz Allah:

Onlar, insanlara sihri ve Babil'deki iki Melek'e

Harut'a ve Marufa indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: 'Biz, yalnıza bir fitne (denemeden geçiren kimse)yiz, sakın küfretme"demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi. Fakat onlardan, erkekle karısının arasını açan şeyi öğreni­yorlardı. Oysa Allah'ın izni olmadıkça, onunla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Onlar ise, kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğretiyorlardı. Andolsun onlar, bu­nu satın alanın ahiretten hiç bir payı olmadığını bildiler. Kendi nefisleri karşılığında sattıkları şey ne kötü, bir bilse­lerdi.[43]

"De ki: 'gelin, size Rabbinizin neleri haram kıldığını o-kuyayim: O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyi­lik edin, yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Si­zin de, onların da rızıklarını Biz vermekteyiz. Çirkin-kötülüklerin (fuhşiyatın) açığına da, gizli olanına da yaklaş­mayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti, umulur ki, akıl erdirirsiniz. [44]

"Elini boynunda bağlanmış olarak kılma, büsbütün de açık tutma. Sonra kınanır, hasret (pişmanlık) içinde kalırsın.

Şübhesiz, senin Rabbin rızkı, dilediğine genişletir-yayar ve daraltır. Gerçekten O, kullarından haberi olandır, gören­dir.

Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Onlara da, size de Biz, nzık veririz. Şübhe yok, onları öldürmek, büyük bir hata (suç ve günah)dır.[45]

"Ey Peygamber, mü'min kadınlar, Allah'a hiç bir şeyi şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuk­larını öldürmemek, elleri ve ayaklan arasında bîr iftira düzüp uydurmamak (gayr-ı meşru olan çocuğu kocalarına dayan­dırmamak), ma'ruf (iyi, güzel ve yararlı bir iş) konusunda sana isyan etmemek üzere, sana biat etmek amacıyla gel­dikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'dan mağfiret iste. Şübhesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. [46]

Burada şunu beyan etmek gerekir ki, mü'min müslü-manlar, Rabbleri Allah'ın kendilerine verdiği rızka sahib o-lur ve dünyayı-ifsad eden müstekbir tağutlara, yani çağdaş süper eşkıyalara kaptırmaz ise, rızıkfan kendilerine yeterli gelir... Fakat İslâm topraklarını işgal edip egemen olan tağutların egemenliğine boyun eğer, onlara karşı kıyam et­mez ve egemenliklerini yok edip hakimiyeti, kayıtsiz-şartsız Allah'a has kılmaz ise, elbette tağutlar kendilerini sömüre-cek ve mallarını yiyeceklerdir... Kurtuluş, yeryüzünde fitneyi ve fitnecileri gidermek, onların yerine tüm yeryüzüne Al­lah'ın dinini hakim kılıp adalet ile insanların arasında barışı sağlamaktır... Bu, muvahhid mü'miniere, Allah tarafından veriien ve yapılması anın vacibi olan emirlerden bir emirdir. [47]

Nesil emniyetinin en büyük düşmanı, bir toplumda zi- I nânın ve her türlü fuhşun yayılmasıdır... İslâm'ın zinaya yaklaşmayı dahi haram kılması, yani kesinlikle yasaklaması­nın hikmeti iyi kavranmahdır...

Sehl İbn Sa'r (r.a.)'ın rivayetiyle muvahhidlerin ve mütakkilerin önderi Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:

Her kim iki çene kemiği arasındaki dilini ve iki budu arasında bulunan organını (şerrden korumayı) bana te'min ederse, ben de, ona cenneti te'min ederim.[48]

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:

"Allah, her kinvn iki çenesi arasındakinin şerri ile iki bacağı arasındakinin şerrinden korursa, şübhesiz cennete girer. [49]

Yegâne Rabbimiz ve biricik hakimimiz Mevlâmız Al­lah Teâlâ (Azze ve Celle) şöyle buyurur:

"Zinaya yaklaşmayın, şübhe yok o, çirkin bir hayasız­lıktır ve kötü bîr yoldur. [50]

Çirkin-kötülüklerin (fuhşiyatın) açığına da, gizli olanına da yaklaşmayın.. [51]

Şu'be, Amr b. Mürre'den, o da, Ebu VaiPden tahdis etti ki, Abdullah İbn Mes'ud (r.a.) şöyle demiştir:

"Mü'minleri, Allah'dan ziyade kötülüklerden koruyan bir kimse yoktur. Mü'minîerin en büyük koruyucusu olduğu için Allah, açık-gizli bütün kötülükleri (fuhşiyatı), çirkin iş­leri haram kılmıştır.

Bir de, Allah'dan ziyade medhedilip övülmeyi seven kimse de yoktur. İşte bunun için Allah kendisini (Kur'ân'da bir çok güzel sıfatlarla) medhetmiştir."

Ravî Amr b. Mürre dedi ki:

Ben, Ebu Vaile:

Sen bu hadisi, Abdullah îbn Mes'ud'dan işittin mi?, diye sordum. Ebu Vaii:

Evet, ben bunu, Abdullah İbn Mes'ud'dan işittim, dedi. Ben, yine O'na:

Abdullah İbn Mes'ud, bu hadisi Rasulullah'a yükseltti mi?, dedim.

O:

Evet, yükseltti, dedi.[52]

Bu hadisin şerhinde şunlar beyan olunur:

Abdullah İbn Abbas'dan, Hasan-t Basrî'den, Sûd-dî'den rivayet olunduğuna göre, alenî (açık) zina çirkin gö­rüldü de, gizli zina ayıplanmazdı. Bu ayet-İ kerime nazil ola­rak, zinanın aşikâr (açıkça) olanı da, gizlisi de nehyolundu. Hatta iki türlü fuhşun ikisi de nehyolunduğu gibi, ayet-i ke-rime'de: (Bunlara yaklaşmayın!) buyrulduğuna göre, zinanın her türlü devâî (teşvik edici) vesaiki dahi haram kılınmıştır.

Zahir ve aşikâr olan zina umumhânhelerde (genelevler­de), gizlileri de hususî (özel) mahallerde (yerlerde) irtikab (yapılan) zinâkârlıklardır. [53]

Bu vesile ile üstad Elmalılı Muhammed Hamdı Yazır (rh.a), şunları beyan eder:

"Yani zina ve livata (homoseksüellik) gibi her nevî nihşiyyat, gerek erazil-i müşrikinin (rezil müşriklerin) yaptıkları gibi açık kerhaneler (genelevlerde)de olsun ve gerek eşraf (elit/sosyete/seçkin) denilenlerin yaptıkları gibi, ittİhaz-ı ahdan (dost-metres tutmak) ile gizli surette olsun hepsi ha­ram olduktan başka bunların, mukeddematı (başlangıcı), es­babı (sebebleri) ve vesaili (yollan) de haramdır.

Açık ve gizli fuhşiyyatt yapmak şöyle dursun, onlara yaklaşmayınız bile.[54]

Nesil emniyetinin sıhhatli bir şekilde sağlanması için iman eden mü'min kadın ve erkek kullarının nasıl davran­malarının gereğini şöyle beyan buyurur Rabbimiz Allah (Azze ve Celle):

"Mü'minlere söyle: 'Gözlerini (haran\a çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Gerçekten Allah, yapmakta olduklarından haberi olandır.'

Mü'min kadınlara da söyle: 'Gözlerini (harama çevir­mekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar, süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Başörtüle­rini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süsle­rini kendi kocalarından, ya da babalarından, ya da kocaları­nın babalarından, ya da oğullarından, ya da kocalarının o-ğullularından, ya da kendi kardeşlerinden, ya da kardeşleri­nin oğullarından, ya da kızkardeşlerinin oğullarından, ya da kendi kadınlarından, ya da sağ ellerinin altında bulunanlar­dan, ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz ve iktidarsız) hizmetçilerden, ya da kadınların henüz mahrem yerlerini ta­nımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki, felah bulursunuz. [55]

"Ey Peygamber, eşlerine, kıalarma ve mü'minlerin ka­dınlarına dış elbiselerinden (cilbablarmdan) üstlerine giy­melerini söyle. Onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışla­yandır. [56]

Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, gerek evlerinin jj cinde, ve gerekse dışarıda, yani sokakta, caddede, pazar ve çarşıda nasıl davranacakları böylece apaçık, tek tek beyan buyrufmuştur... Çünkü Âlemlerin Rabbi Allah (Azze ve Celle), mü'min kullarını her türlü kötülüklerden korumuş ve korunmalarını emretmiştir... Harama bakış, haram ve kor­kunç bir afet olan zinanın davetçisidir... Bakanı, zinaya yak­laştırır... Halbuki Allah Teâlâ: "Zinaya yaklaşmayınız" diye buyurur...

Rabbimiz Allah'ın bu emirlerini, yegâne önderimiz ve Örneğimiz RasuluIIah (s.a.s.)'in uygulamaları, tavsiyeleri ve emirleriyle gözden geçirelim... Bilelim, öğrenelim ve biz muvahhid mü'minlere düşeni, emredilen ölçülerde gerçek­leştirmeye çalışalım...

Cerir b. Abdullah (r.a.)? şöyle demiştir:

-RasuluIIah (s.a.s.)'e ansızın görmeyi sordum. Bana, gözümü (başka tarafa) çevirmemi emretti.[57]

İbn Büreyde'nin babası (Büreyde, r.a.), RasuluIIah (s.a.s.)'in Hz. Ali'ye (hitaben şöyle) buyurduğunu haber vermiştir:

"Ey Ali, bir bakışa hemen ardından bir bakış daha kat­ma. Çünkü önceki bakış senin için (arTedilmiş)dir. Sonraki bakış ise, senin için (bağışlanmış) değildir. [58]

Cabir b. Abdullah (ranhuma) (RasuluIIah s.a.s.'in Veda Haccını anlatmaya devam etmekte):

Müteakiben güneş doğmadan yola revan oldu. Terkisine de, Fadl b. Abbas'ı aldı. Fadl, saçı güzel, beyaz ve yakışıklı bir zat idi.

RasuluIIah (s.a.s.), yola çıkınca yanından koşarak, bir takım kadınlar geçtiler. Fadl,onlara bakmaya başladı. Bunun üzerine RasuluIIah (s.a.s.) elini, Fadl'in gözüne koydu. Fadl da, yüzünü öbür tarafa çevirerek bakmaya başladı. Bu sefer, RasuluIIah (s.a.s.) de elini, öbür tarafa çevirerek Fadl'in yü­zünü kapadı. Fadl, yüzünü öbür tarafa çevirerek bakıyordu.[59]

İmam Ali b. Ebi Talib (r.a.) anlatıyor:

Rasul-ı Ekrem (s.a.s.), vadiyi geçince durdu ve (bu kez) El-Fadl'ı terkisine aldı. Sonra Cemre'ye (taşlamaya) gelerek Cemre'yi (taş) attı. Sonra kurban kesme yerine geldi ve:

"İşte bu gördüğünüz kurban kesme yeridir, Mina'ın her tarafı kurban kesme yeridir." buyurdu.

Has'am'dan bir genç kız, Rasul-ı Ekrem'e fetva sora­rak:

Babam bir ihtiyardır. Hacc farizası kendisine ulaşmış bulunuyor. Onun yerine Haccetmekliğim caiz midir?, dedi.

Rasul-ı Ekrem:

Babanın yerine haccet!" buyurdu ve (bu esnada) El-Fadl'ın boynunu çevirdi.

Bunun üzerine El-Abbas:

Ya RasuluIIah, amcazadenin boynunu neden çevirdin?, dedi.

(RasuluIIah) buyurdu ki:

"Bir delikanlı ve bir genç kız gördüm ve onlara şeytan­dan emin olamadım. [60]

Ümmü Seleme (r.anha), azadlısı Nebhan'a, kendisinin Meymûn'e ile beraber Rasulullah (s.a.s.)'in yanında oldukla­rını anlattı ve şöyle dedi:

Biz, Rasul-ı Ekrem'in yanında iken Abdullah b. Ümmü Maktum gelerek, Rasulullah'ın yanına girdi. Bu hadise, bize Örtünme emri geldikten sonra idi.

Rasulullah (s.a.s.):

Ondan kaçın!" buyurdu.

Bunun üzerine:

Ya Rasulullah, o, âmâ değil mi? Bizi, göremez ve tanı­yamaz, dedim.

Rasul-ı Ekrem, şöyle buyurdu: "Siz de kör müsünüz? Siz, onu görmüyor musunuz?"[61] Hamza b. Ebu Useyd el-Ensarî (r.a.)'m babasından O, şöyle anlatır:

Mescidin dışında kadınlarla erkeklerin birbirine karıştı­ğını gören Rasulullah (s.a.s.), kadınlara hitaben şöyle buyur­du:               

"Geriye kalın! Sizin için yolun ortasından yürümek yoktur. Sizlere yoİun kenarlarından yürümek gerekir."

Bunun üzerine kadınlar, duvara bitişerek yürüdü. Ken; dişi duvara sürünürcesine yürüdüğünden elbiseleri duvara takılırdı. [62]

İmam Ömer b. Hattab (r.a.), şöyle demiştir: -Rasulullah (s.a.s.), erkeğin mahremi olmayan iki kadın arasında yürümesinden nehyetti. [63]

İslâm'ın hakim olduğu İslâm ülkesinde bütün evler, ya­bancı gözlerden ve yabancı kulaklardan korunmuştur... Biri­sinin, yabancı bir evin açık penceresi ve kapısından içeriyi dikizlemesi ve alıcı göz ile bakması haramdır, yani yasak kilınmıştır... Evlerin mahremiyeti koruma altına alınmış, bu konuda edeb ilkeleri konulmuştur... Yabancı bir evin dikiz-lenmesi, gözler vasıtasıyla zinaya açılan bir kapı, o tarafa doğru uzanan bir yoldur... İslâm, bu kapıları kapatmış ve bu yolları tıkamıştır... Ayrıca evlerin kapılarına ve pencereleri­ne yaklaşıp içeride ne oluyor-ne bitiyor diye dinleyerek ku­lak hırsızlığı yapmak da haram kılınmış, yani yasaklanmış­tır... Böyle bir günaha tevessül etmek, kulak hırsızlığı olduğu gibi, kulak zinasını da gündeme getirir.... Kulağa gelen ve nefsin hoşuna giden herhangi cazibeli bir ses, duyanı zinaya yaklaştırabilir... Bundan dolayı ve evlerin mahremiyetlerin­den dolayı bu hâl ve hareket, yasaklanmıştır... Böylece kişiyi zinaya yaklaştıracak en küçük bir ihtimal bile ortadan kaldı­rılmıştır...

Sen! b. Sa'd (r.a.), şöyle dedi:

Rasulullah (s.a.s.)'in evindeki pencerenin birinden bir adam, içeriye doğru bakmıştı. O sırada Rasulullah, berabe­rindeki mıdrâ denilen demir bir tarakla başını (tarayıp) kaşı­yordu.

O kişiye:

"Eğer senin böyle mahrem yere bakar olduğunu daha önce bilseydim, muhakkak şu demir tarağı gözünün içine saplardım.

İzin isteme, ancak gözün görmesinden dolayı vazife kı­lınmıştır." buyurdu.[64]

Enes b. Malik (r.a.), şöyle dedi:

Bir adam, Rasulullah (s.a.s.)'in hücrelerinin birinden i-çeriye uzanıp baktı. RasuluHah da, mışkas denilen uzunca ok demiri veya demirleriyle o adama doğru kalktı.

Enes, dedi ki:

Ben, Rasulullah'a bakıyordum, sanki Rasıılullah'ın o a-damı dürtmek için, onun görmez tarafından yanaşıyor gibiy­di.[65]

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:

"Bir kimse izinleri olmaksızın bir kavmin evine bakar­sa, gözünü çıkarmaları onlara helâl olur. [66]

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Ra­sulullah (s.a.s.):

"Eğer bir kimse izinsiz olarak senin mahremiyyetine bakar, sen de iki parmağın arası ile bir çakıl taşı atarak onun gözünü çıkarırsan,bundan dolayı artık sana bir günah sabit olmaz. [67]

Huzeyl (r.a.), şöyle anlatır:

Rasulullah (s.a.s.)'e bir zat geld Ravî Osman: Gelen Said'di, dedi Rasulullah (s.a.s.)'in kapısı önünde kapıya karşı durdu.

Rasulullah (s.a.s.), Ona:

"Ya şöyle, ya şöyle dur! Gerçekten izin almak, gözün bakmasından dolayıdır." buyurdu. [68]

Mü'min müslümanlar, kendilerine yabancı olan evleri dikizlemekten gözlerini alıkoydukları gibi, kendilerine haram olanlara da bakmaktan gözlerini alıkorlar... Şehvetli ba­kışlar, haram olduğu gibi, korkunç bir felaket olan zinanın başlangıcı ve davetçisidir...

Ebu Musa (El-Eş'arî, r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Her göz (ki şehvetle yabancı bir kadına bakmıştır) zina işlemiştir. Kadın da, güzel koku sürünerek bir meclisten geçtiği vakit o da, şöyle ve şöyledir, yani zina işlemiştir.[69]

Ebu Said El-Hudrî (r.a.)'in rivayetiyle şöyl buyurur Ra­sulullah (s.a.s.):

"Sizleri, yollarda oturmaktan sakındırırım."

Sahabîler:

Ya Rasulullah, bizim için oralarda oturmalarımızdan kurtuluş yoktur. Biz, yollarda oturup konuşuruz, dediler.

Bunun üzerine Rasulullah:

"Madem ki, sizler için oralarda oturmak zarureti var, öyleyse yola hakkını veriniz," buyurdu.

Sahabîler:

Yolun hakkı nedir, ya Rasulullah?, dedüer.

Rasulullah:

"Haramdan bakışı kısmak, gelip geçenlere ezâ vermek­ten çekinmek, selâm alıp vermek, ma'rufu emredip münker-den nehyetmek." buyurdu. [70]

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Allah, Ademoğlu üzerine zinadan nasibini yazmıştır. Ademoğlu (ezelden) takdir edilip yazılmış olan bu akibete muhakkak erişecektir.

Gözün zinası, (yabancı kadına şehvetle) bakmaktır. Di­lin zinası, (helâl olmayan sözleri zevk alarak) konuşmaktır. Nefs, zina temenni eder ve buna arzu ve iştiyak besler. (Bu da, nefsin zinâsıdır.) Cinsiyet organı da, bu organların hepsi­nin arzularını, ya tasdik edip gerçekleştirir (fiile çıkarır), yahud bunları bırakarak yalanlar.[71]

Birbirlerine yabancı, yani haram olan kadın ve erkekle­rin beraberce arada hiç bir koruyucu engel olmadan bir me­kânda bulunmaları, beraber çalışmaları, birlikte oturup, soh­bet etmeleri, göz, kulak, dil, el ve ayak zinasının apaçık gün­deme gelmesini sağlamış olur... Bundan sonrası nefsin ve kalbin zinası... Bütün bu zinalar, korkunç bir felaket ofan, nesli mahveden, evler yıkan, ocaklar söndüren ve bir çok ö-lüm olaylarını ortaya çıkaran diğer zinaya götürür...

İslâm Nizâmı, yegâne hayat nizâmı olduğu için bütün bu felaketleri, tâ işin başında engellemiş ve ortaya çıkmama­sı, gündeme gelmemesi için her türlü önlemi almıştır...

Ebu Said El-Hudrî (r.a.)'m rivayetiyle şöyle buyurur yegâne önderimiz ve örneğimiz Rasulullah (s.a.s.):

"Şübhesiz dünya, tatlı, yeşildir ve şübhesiz Allah, sizi dünyaya halife kılmıştır. Amma ne yapacaksınız diye bakar. O hâlde dünyadan korunun, kadınlardan da korunun! Çünkü Beni İsrail'in ilk fitnesi, kadınlardan idi. [72]

Usame b. Zeyd (r.anhuma)'dan.

Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:

"Benden sonra erkeklere, kadınlardan daha zararlı hiç bir fitne (fesad amili) bırakmadım.[73]

Ma'kıl b. Yesâr (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Birinizin başına demir bir çubukla vurulması (çuval­dızla dürtülmesi), yabancı bir kadına el sürmesinden daha hayırlıdır. [74]

Ebu Said (el-Hudrî, r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:

"Her sabah iki Melek:

-Erkeklere, kadınlardan dolayı yazıklar olsun ve kadın­lara, erkeklerden dolayı yazıklar olsun, diye bağırır. [75]

El-Muğire (r.a.), şu olayı anlatır:

Ensar'dan Hazrec'in Seyyidi Sa'd İbn Ubade:

Eğer ben, karımın yanında (yabancı) görsem onu, kılı­cımın geniş yüzü ile değil, keskin tarafı ile vurur öldürürdüm, dedi.

O'nun bu sözü, Rasulullah'a ulaştı da, Rasulullah (s.a.s.):

"Sa'd İbn Ubade'nin bu gayret (kıskançlık) ve hamiye­tinden hayret mi ediyorsunuz? (Hayret etmeyiniz!) Vallahi, ben, elbette Sa'd'dan daha kıskancım. Allah da, benden daha kıskançtır.

İşte Allah'ın bu gayretinden dolayıdır ki, Allah, açık, kapalı bütün çirkin işleri haram kılmıştır. Allah'dan daha çok hücceti seven hiç kimse de yoktur. İşte bundan dolayıdır ki, Allah, bir çok mübeşşir (müjdeci)ier ve münzir (korkutu-cu)ler göndermiştir.[76]

Bîr de, Allah Teâlâ'dan fazla medh ve senâ'yı seven kimse de yoktur, İşte bundan dolayıdır ki, kendisine itaat edenlere cenneti va'detmiştir." buyurdu. [77]

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Kıskançlığın bazısını Allah sever, bazısını da çirkin görür. Allah Teâlâ'nın sevdiği kıskançlık, kötülük olduğu kuvvetle sanıldığında gösterilen tepkidir. Allah'ın çirkin gördüğü kıskançlığa gelince, kötülük belirtisi olmadığı yerde gösterilen tepkidir. [78]

Salim b. Abdullah, babasından naklediyor: Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:  .

"Üç grub kimseye kıyamet günü Aziz ve Celil olan Allah bakmaz:

(Mü'min) Anne-babasına asî olanlar. Erkekliğe özenen kadınlar. Ailesini kıskanmayan erkekler (deyyusler). Üç grub kimse de, cennete giremez:

(Mü'min) Anne-babasına asî olanlar. İçkiye mübtelâ olanlar.

Verdiğini başa kakanlar.[79]

Hadiste beyan buyrulan "cennete giremez" ibaresini, mü'min olmak kaydıyla ilk önce cennete girenler arasında yer alamaz, "İçkiye mübtelâ olanlar," cümlesini de, yine mü'min olmak kaydıyla içkiye mübtelâ olup tevbe etmeden ölenler şeklinde anlaşılmalıdır... Çünkü akidemizce amel, i-mandan bir cüz değildir!..

Nesil emniyetinin en büyük düşmanı ve zarar vereni o-İan zinayı hatırlatan, teşvik eden ve ona meylettiren tüm yollar kapatılmış ve tüm ihtimaller ortadan kaldırılmış bir tertemiz ortam sağlandıktan sonra, her şeye rağmen zina ya­panlara maddî ve manevî ağır ceza veren İslâm Nizamındaki uygulamaya dikkat edelim!

Daha önce de bir vesile ile hatırlatmaya çalıştığımız Ebu Hüreyre (r.a.)'m rivayet ettiği şu hadis-ı şerife dikkat edilsin!

Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:

"Zina eden kişi zina ettiği sırada mü'min olduğu hâlde zina etmez.. [80]

İmam Buhârî (rh.a.), bu hadisi kaydettiği bab başlığın­da, konuyla ilgili İbn Abbas (r.a.)'m şu tesbitini nakletmek­tedir.

"İbn Abbas:

Zina sırasında, zina eden kimseden iman nuru çekilip çıkarılır, demiştir. [81]

Kâmil iman sahibi rauvahhid mü'minler, elbette zinaya yaklaşmazlar... Kaîblerini ihata eden, hatta iliklerine kadar işleyen katıksız iman, muvahhid mü'minleri haramlara düş­mekten ahkor...

Bu konuda yegâne Rabbimiz Allah (c.c.) şöyle buyurur: "Zina eden kadm ve zina eden erkeğin her birine yüzer deynek vurun. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, onlara Allah'ın dini (ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın. Onlara uygulanan cezaya mü'minlerden bir grup da şahid bulunsun.[82]

Malum olduğu üzere bu ceza ve tatbik şekli, müslüman olup bekâr olan kadın ve erkek için uygulanan cezadır... Müslüman olup evli veya dul olan kadın ve erkek zina ede­cek olursa, kendileri recmolunarak, yani taşlanarak öldürü­lür... Yapılan zina suçuna, ya dört adil şahid, şartlarına uygun bir şekilde şahid olmalı, ya da zina yapan kişi, şuuru ye­rinde ve kendi isteğiyle dört defa itiraf ettikten sonra ceza uygulanır...

Şimdi hakimiyetin kayıtsız ve şartsız Allah'a aid olduğu ve iktidarda adil mü'minlerin bulunduğu Daru'l-îslâm'm tertemiz İslâm toplumunda zina haddi nasıl uygulanmış ve j nasıl uygulanmalıdır ona bakalım... Zaman, asırların en ha­yırlısı olan Asr-ı Saadet, yer, yerlerin en mübarek olanlarından Medine ve toplum, İnsanlığın en hayırlı toplumu, yani Medine İslâm Devleti'nde İslâm Milleti. [83]

Zeyd b. Eşlem (r.a.) anlatır:

Rasulullah (s.a.s.) zamanında bir adam zina yaptığını i-tiraf edince, Rasulullah, bir kırbaç istedi. Hemen kendisine kırık bir kırbaç getirilince:

"Daha sağlamını," buyurdu.

Bu defa budakları kesilmiş yeni bir sopa getirilince:

"Biraz küçüğünü," buyurdu.

Bu defa da budakları kesilmiş, düzgün ve eğilebilen bir kırbaç getirilince Rasulullah (s.a.s.) emretti, adam kırbaçlan­dı.

Sonra Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:

"Ey insanlar, Allah'ın takdir ettiği cezalardan uzaklaş­ma zamanı geldi. Şu çirkin şeylerden birini kim işlerse, açığa vurmasın, tevbe ve Allah'ın affıyla gizli kalsın. Zira kim gizlenmesi gereken şeyi açığa çıkarırsa, biz de, Allah'ın Ki­tabını (hükmünü) kendisine tatbik ederiz.[84]

Ubade b. es-Samit (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:

"(Ey müslümanlar,) Siz, Allah'ın had (ceza)lannı (ak­rabalıkta veya güçlükte ve güçsüzlükte size) yakın olan ve u-zak olan herkes hakkında dosdoğru infaz ediniz. Sakın hiç bir kınayanın kınaması, sizi Allah (in hükmünü uygulamak) konusunda tutmasın (yani alıkoymasın). [85]

Abdullah İbn Mes'ud (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Ailah'dan başka (ibadete layık) ilâh bulunmadığına ve benim Allah'ın Rasulü olduğuma şehadet etmekte olan müs­lüman bir kimsenin kanı helâl olmaz, ancak şu üç şeyin bi­riyle helâl olur:

Maktulün hayatı karşılığında öldürülmesi.

Zina edenin evli (dul) olması.

İslâm dininden çıkıp müslüman cemaatini terk etmesi.[86]

İbn Abbas (r.a.), şöyle demiştir:. 

Maiz îbn Malik, Rasulullah (s.a.s.)'e gelip zina suçunu itiraf ettiği zaman, Rasulullah (s.a.s.), (O'ndan bir kaç defa­lar yüz çevirdikten, deli ve sarhoş olup olmadığını araştır­dıktan sonra) O'na:

"Belki sen, o kadını Öptün, yahud elinle elleyip çimcik-ledin, yahud sadece baktın?" buyurdu. Maiz;

-Hayır, ya Rasulullah! diye zina ettiğini ısrarla belirtin­ce Rasulullah, hiç bir kinayeli laf kullanmayarak açıkça: "Onunla hilafsız tam cima ettin mi?" diye sordu. İbn Abbas:

-Maiz'in açıkça zina ettiğini ikrar etmesi sırasında artık Rasulullah, O'nun recm edilmesini emretti, dedi.87

Ebu Hüreyre (r.a.), şöyle anlatır:,

Rasulullah (s.a.s.), mescidde iken bir adam geldi de, O'na nida etti:

-Ya Rasulullah, ben zina ettim, dedi. [87]

Rasulullah, ondan yüz çevirdi. Bu adam, bu şekildeki kendi aleyhindeki itirafını dört kerre tekrar etti. Kendi aley­hinde dört kerre şahadet edince Peygamber, onu çağırdı da:

"Sende delilik var mı?" diye sordu.

O zat:

Hayır (yoktur), dedi.

Rasulullah:

"Sen evli misin?" diye sordu.

O zat:

Evet (evliyim), dedi.

Bunun üzerine Rasulullah, oradakilere:

"Bunu götürünüz ve recmediniz (taşlayınız)!" emrini verdi.

İbn Şihâb, şöyle dedi:

Bana, Cabir İbn Abdullah'dan işiten kimse haber verdi ki, Cabir:

-Ben, o zatı taşlayanlar içinde bulundum. Bizler, onu (cenazelere namaz kılınan) musalla da taşladık. Taşlar, ona isabet edip acıtınca kaçtı. Biz de ona, Harre'de yetiştik ve recmettik, demiştir.[88]

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Maiz, taşların acısını duyunca var gücünü toplayarak kaçtı ve elinde deve çene kemiği bulunan bir adam yanından geçerken o adam, deve çene kemiği ile ona vurdu. (Arkadan yetişen) insanlar da, ölünceye kadar onu vurdular. Sonra Ra­sulullah (s.a.s.)'e bu durumu, taşların değmesini ve ölümün dokunmasını duyunca Maiz'in kaç(maya teşebbüset)tiğini anlattılar.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

"Bırakmalıydınız onu!" buyurdu.[89]

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.) bu buyruğu, Maiz'in kaçması, onun i'tirafindan caydığının işareti olarak beyan e-di İm iştir... Şahidler olmadan bir kişinin zina ettiğini dört defa i'tiraf etmesi sonucu recmedîlirken kalkıp kaçması, onun i'tirafından döndüğü anlamı taşır... İ'tiraf ettiği suçunda şübhe hasıl olmuş olduğundan şübhe, haddi düşürür...

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor.

Eslemli (Maiz b. Malik) recmolundu.

Rasulullah (s.a.s.)'in Ashabından iki zattan birisi, diğe­rine:

Bak şu adama! Allah, kusurunu gizlemişken nefsi, onu bırakmadı. Köpeğin recmolunduğu gibi recmolundu (taşlan­dı), diyordu.

Rasulullah (s.a.s.), onu işitti, amma onlara bir şey söy­lemeyip sükût etti. Sonra bir saat kadar yürüdü. Şişmiş, kokmuş olduğundan ayağı yukarı kalkmış bir eşek ölüsüne rastladı.

Bunun üzerine şöyle buyurdu:

"Falan ve falan nerede?"

O ikisi, birden:

Onlar bizleriz, ya Rasulullah, dediler.

Rasulullah (s.a.s.), onlara:

"İniniz şu ölü himarın (eşeğin) etinden yiyiniz.", buyur­du.

Her ikisi de:

Ya Rasulullah, bunları kim yer?, dediler.

Rasulullah (s.a.s.):

"Sizin, biraz önce mü'min kardeşinizin haysiyetinden nail olduğunuz şey, bu himarın etini yemekten daha şiddetli­dir.

Nefsim kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, şimdi

o Eslemli, cennet nehirleri içerisinde dalıp dalıp üstüne çık­maktadır.[90]

Süleyman b. Büreyde'nin babası, şöyle demiştir:

Ve Maiz recmedildi.

Onun hakkında cemaat iki fırka olmuştu.

Kimisi:

Helak oldu, onu günahı kuşattı, diyor,

Bazısı da:

Maiz'in tevbesinden efdal tevbe olmaz! Zira O, Ra­sulullah (s.a.s.)'e gelerek elini, O'nun eline koydu. Sonra:

"Beni taşlarla Öldür" dedi, diyordu.

Bu minval üzre İki veya üç gün durdular. Bilâhare onlar otururken, Rasulullah (s.a.s.) gelerek selâm vererek oturdu. Arkacığından: ,Maiz b. Malik için istiğfar edin!" buyurdular.

Ashab:

Allah, Maiz b. Malik'e mağfiret eylesin, dediler.

Rasuluîlah (s.a.s.):

"Gerçekten öyle bir tevbe etti ki, bu tevbe, bir ümmet arasında taksim edilse, onlara yeterdi." buyurdular. [91]

îbn Münkedir'den rivayet edildiğine göre:

(Eslemli) Hezzal, (Eslemli) Maiz'e, Rasulullah (s.a.s.)'e varıp başından geçeni haber vermesini emretti. [92]

Yezid'din babası Nuaym (r.a.)'dan.

Maiz (r.a.), Rasulullah (s.a.s.)'in yanına gelerek döt defa (zina ettiğini) i'tiraf etti.

Rasulullah (s.a.s.), onun recmedilmesini emretti. Rasulullah (s.a.s.), Hezzal'a:

"Eğer onu, recmedilirken elbisenle örtmüş olsaydın, nin için daha hayırlı olurdu." buyurdu.[93]

Abdullah b. Büreyde,  babasından naklen rivayet et­mektedir:

Bilahare Gamidli kadın gelmiş ve:

Ya Rasulullah, ben, zina ettim, o hâlde beni temizle, demiş.

Rasulullah (s.a.s.), onu geri çevirmiş. Ertesi gün gelince kadın:

Ya Rasulullah, beni niye geri çeviriyorsun? Galiba be­ni, Maiz'i çevirdiğin gibi geri çevireceksin! Vallahi, ben ge­beyim, demiş. Rasulullah (s.a.s.):

"Olmazsa,    haydi    doğuruncaya    kadar   git    (bura­dan), "buyurmuşlar.

Kadın, doğurduğu zaman çocuğu bir bez parçası içinde getirmiş ve:

İşte, onu doğurdum, demiş. (Yine)

"Git de, bu çocuğu sütten kesilinceye kadar em-zir!"buyurmuş.

Kadın onu, memeden ayırdıktan sonra çocuğu, elinde bir parça ekmek olduğu hâlde getirmiş ve:

İşte ya Nebiyyallah, onu memeden ayırdım. Yemek yemeye de başladı, demiş.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), çocuğu müslü-manlardan birine vermiş, sonra emir buyurarak kadın için göğsüne kadar bir çukur kazılmış. Cemaate emir vermiş ve kadını recmetmişler.

Halid b. Velid, bir taşla gelerek başına atmış da kan, Halid'in yüzüne sıçramış, Halid de, Ona sövmüş.

Rasulullah (s.a.s.), O'nun, kadına sövdüğünü işiterek:

"Yavaş ol ya Halid! Nefsim yed-i kudretinde olan Al­lah'a yemin ederim ki, o kadın,öyle bir tevbe etti ki, onu, bir şeddit zalim yapsaydı, mutlaka mağfiret olunurdu!" buyur­muşlar.

Sonra kadın(m hazırlanıİmasın)ı emrederek cenazesini kılmış ve demedi İmi ştir.[94]

İmran b. Husey (r.a.), anlatıyor.

Bunun üzerine Nebiyyallah (s.a.s.), kadın hakkında e-mir vererek üzerine elbise bağlanmış. Sonra emir buyurarak recmedilmesi ve cenazesini kılmış.

Ömer, kendisine:

Bunun cenazesini kılacak mısın ya Nebiyyallah? Hal­buki, zina etmiştir!, demiş.

Rasulullah (s.a.s.):

"Gerçekten O, öyle bir tevbe etti ki, bu tevbe, Medine-lilerden yetmiş kişi arasında taksim edilse, onlara yeterdi. Sen, Allah için canını vermekten daha faziletli bir tevbe gör­dün mü?" buyurmuşlar. [95]

Bu konuda, "Sahih-i Müslim Şerhi"nde şunlar beyan e-dilir:

"Tevbe ile, büyük suçların günahı sakıt olur. Bu hususta müslümanlarm icmâı vardır. Yalnız katilin tevbesi hususun­da îbn Abbas (r.a.) cumhura muhalefet etmiştir.

Burada, şöyle bir sual hatıra gelebilir:

O hâlde Maiz (r.a.) Gamıdli kadın (r.anha), neden tevbe ile iktifa etmemişler de, canlarına kıymışlardır?

Cevab:

Hadd-i Şer'î beraet etmek ve günahm sükûtu, yüzde yüzdür. Tevbenin kabulü, yüzde yüz malum değildir. Şartla­rından bazısı bulunmayıp makbul olmayabilir. Bu takdirde günah da bakîdir.

İşte Hz. Maiz ile kadın, bu ciheti düşünerek günahların­dan beraet için yüzde yüz malum olan yolu ihtiyar etmişler[96]

Halid b. Leclac'ın babası Leclac (r.a.)'dan.

Leclac, çarşıda oturarak, kendi kendine iş yapıyormuş. Kucağında Sabî bulunan bir kadın geçmiş. Birden halk, ka­dına doğru koşmuşlar.

(Leclac, dedi ki:)

Ben de, halkın koştuğu tarafa koştum. Tâ Rasulullah (s.a.s.)'e kadar vardım.

Rasulullah (s.a.s.), kadına:

"Şu senin yanındaki çocuğun babası kimdir?" buyurdu.

Kadın sükût etti. Kadının tam hizasında bulunan bir de­likanlı:

O çocuğun babası benim ya Rasulullah, dedi.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), kadına döndü ve:

"Bu çocuğun babası kimdir?" buyurdu.

Yine delikanlı:

Benim ya Rasulullah, dedi.

Rasulullah, etrafındakilere baktı ve onlara bu delikanlı­nın durumunu soruyordu.

Onlar da:

Onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmeyiz, dedi­ler.

Rasulullah (s.a.s.), delikanlıya:

"Muhsan mısın?" dedi.[97]

Delikanlı: .   -Evet, cevabını verdi.

Rasulullah (s.a.s.), emir buyurdu, genç recmolundu.

Leclac, dedi ki:

Biz, delikanlıyı çıkardık. Recmetmemiz mümkün ola­cak bir şekilde çukur açtık. Ölünceye kadar ona taş attık.

Bir zat geldi. Recmoîunan kimse hakkında soru soru­yordu. Onu, Rasulullah'a götürdük ve:

Bu zat, recmedüen pis adamı soruyor, dedik.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:

"O recmedüen kimse, Allah indinde Misk kokusundan daha güzeldir." buyurdu.

Meğer o zat, recmedüenin babası imiş.

Onun yıkanması, kefenlenmesi ve defni için ona yardım ettik. [98]

Ebu Hüreyre ile Zeyd b. Halid (r.anhuma), şöyle de­mişler:

Rasulullah (s.a.s.)'e bir adam geldi de:

Ya Rasulullah, sana karşı Allah adına yemin eder, mu­hakkak bizim aramızda Allah'ın Kitabı üe hüküm vermeni isterim, dedi.

Bunun üzerine hasmı da ayağa kalktı. Hasım, ötekinden daha anlayışlı ve dirayetli hâldeydi.

Oda:

(Evet) o, doğru söyledi. Aramızda Allah'ın Kitabı ile hükmet ve davamı söylemem için bana izin ver ya Rasulullah, dedi.

Rasulullah, ona: "Söyle!" buyurdu. O da, şöyle anlattı:

Benim oğlum, bu adamın ailesi içinde ücretli idi, onun karısıyla zina etmiş. Ben bu adama, oğlum adına yüz koyun ve bir erkek hizmetçi fıtye verip oğlumu kurtardım. Ve ben bu meseleyi, ilim ehlinden bir takım adamlara sordum. On­lar, bana oğluma yüz deynek ve bir yıl sürgün cezası gerekti­ğini, bu adamın karısına da recm (taşlama) cezası gerektiğini haber verdiler, dedi.

Rasulullah (s.a.s.) de:

Nefsim elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, ben, sizin aranızda elbette Allah'ın Kitabı ile hüküm veririm:

Yüz koyun ve hizmetçi sana geri verilir, oğlun üzerinde yüz çleynek ve bir yıl gurbete gönderme cezası verilir.

'Ya Uneys, sen de, bu adamın karısının üzerine git de, ona sorup bu isnadı tahkik et. Eğer kadın zina suçunu (sabit olacak tarzda) i'tiraf ederse, onu recmet!" buyurdu.

Uneys, kadına gitti, tahkikatta kadın, zina ettiğini i'tiraf edince ona, recm cezası uygulandı.[99] İbn Abbas (r.anhuma), şöyle demiş:

Emiru'l-Mü'minin Ömer (r.a.) bir hutbesinde şöyle bu­yurmuş:

Şübhesiz ki Allah, Muhammed'i hak Peygamber gön­derdi ve O'na Kitab indirdi. Allah'ın indirdiği şeyler içinde, "Recm Ayeti" de vardı. Bizler, o ayeti okuduk, akledip anla­dık ve iyice ezberledik.

Bunun içindir ki, Rasulullah recmetti, O'ndan sonra biz de recmettik. Ben, insanlara zaman uzayıp da bir sözcünün:

Biz Allah'ın Kitabında recm ayetini bulamıyoruz" demesinden ve Allah'ın indirmiş olduğu bir farizayı terk et­meleri suretiyle insanların sapıklığa düşmelerinden endişe e-diyorum.

Recm, Allah'ın Kitabında sabit bir haktır. Bu, erkekler­den ve kadınlardan evlenip de zina eden, zinası da, beyyine ile yahud gebelik, yahud da i'tiraf ile sabit olan kimselere uygulanır.[100]

"Ömer (r.a.)'

Allah'ın indirmiş olduğu bir fariza, dediği: "Evli bir erkek ile evli bir kadın zina ederlerse, Allah'ın cezası olarak, recm edin. Allah, Azizdir, Hakimdir." kelamı­dır.

Bu keyfiyet, Hz. Ömer'in rivayetini dayanmaktadır. Bu lafsın okunması nesholunup, hükmü ibkaa olunmuştur. [101]Ubade b. Samit (r.a.)'dan rivayet olunduğuna göre Ra­sulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:

"Benden Öğrenin, benden Öğrenin! Allah, o (kadm)lara (çıkar) bir yol halk etti. Bekârla bekâr (zina ederse) yüz da­yak, bir sene sürgün. Evli (veya dul) ile evli (veya dul) (zina ederse) yüz dayak ve recm (var)![102]

Bize, Seleme İbn Kuheyl tahdis edip şöyle dedi: Ben, Eş-Şa'bî Amir İbn Şurahbiî'den işittim. O, Ali ibn Ebi Talib (r.a.)'m Cuma günü (Şuraha el-Hamdaniyye deni­len) kadını recmettiği zaman, Ali 'nin:

Ben bu kadını, Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti (yani ka­nunu) ile recmetm i simdir, dediğini tahdis ediyorum. [103] Zeyd b. Sabit (r.a.), şöyle demiştir: Şahidlik ederim, andolsun ben, Rasulullah (s.a.s.)'den şöyle buyurduğunu işittim:

"Evli erkek ile evli kadın zina ettiklerinde, onları ke­sinlikle recmedin. [104]

(Abdullah) İbn Abbas (r.a.), şöyle rivayet eder: Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "(Zina suçundan dolayı) her hangi bir kimseyi şahidsiz (ve i'tirafsiz) recmetmiş olsaydım, falan kadını recmedecektim. Çünkü konuşma tarzından, vaziyetinden ve yanına gi­renlerden dolayı cidden kendisinden şübhe meydana gelmiş­tir. [105]

İbn Abbas (r.a.)'dan.

Bir adam, bu mecliste İbn Abbas'a:

Bu kadın, Rasulullah'in:

"Eğer ben, bîr kimseyi delilsiz olarak recmeder olsay­dım, elbette bu kadını recmederdim." buyurduğu kadın mı­dır?, diye sordu.

İbn Abbas:

-Hayır, bu, İslâm içinde fahişeliği açıktan yapan (fakat i'tiraf etmeyen, aleyhinde bu hususta beyyine de dikilmeyen) bir kadındı, demiştir.

Said b. Sa'd b. Ubade (r.a.), şöyle demiştir:[106]

Evlerimiz arasında vücud yapısı noksan ve zayıf bir a-dam vardı. (Bir defa) binanın cariyelerinden birisiyle kötü vaziyette aniden yakalandı. Bunun üzerine (babam) Sa'd b. Ubade, onun durumunu Rasulullah (s.a.s.)'e arzetti.

Rasui-i ekrem (s.a.s.):

"Ona, yüz sopa atınız." buyurdu.

Sahabîler:

Ey Allah'ın Nebisi, adam, bu dayağa dayanamayacak derecede çok zayıftır. Ona, yüz sopa atmış olsaydık ölecekti, dediler.

Rasul-ı Ekrem (s.a.s.):

O hâlde onun için yüz salkımlı bir hurma dalı alınız ve onu, (o dal ile) bir defa dövünüz." buyurdu. [107]

Devletine, ülkesine ve yaşayan insanlarına İslâm'ın ha­kim olduğu Daru'l-İslâm'da, diğer emniyetlerin sağlandığı gibi, nesil emniyeti de, en geniş boyutları ve en ciddî şartları ile sağlanmıştır... Uygulanan zina haddi bu emniyetin ciddî mânâda sağlanmasını hedefliyordu... Asırların en güzeli, ne­sillerin en hayırlısı olan Asr-ı Saadet ve ilk İslâm nesli arasmda yaşanan olayları en sahih kaynaklarımızdan naklettik... Elbette her delil hakkında sahifelerce yorum yazılabilinir, fakat onlardan alınacak ibreti ve çıkarılacak dersleri, aklını kullanabilen her okuyucumuza bırakıyoruz...

Bu konuda, Ebu Bekir Muhammed b. İbrahim b. El-Munzir (rh.a)'in hazırladığı "Kitabu'1-İcmâ" adlı eserde şunlar kayıtlıdır:

"Zina yasaktır.

Zina eden bekârın cezası dayaktır.

Hür bir kimse, sahih bir nikâhla evlenir ve karısıyla normal yolla cinsî ilişkide bulunursa o, muhsan olur. Eğer böyle bir karı veya koca zina ederse recm olunur.

Kişi, sırf nikâh aktıyla muhsan olmaz. Nikâhla birlikte cinsî ilişkinin de gerçekleşmesi icabeder.

Recm olunan kimse, ölünceye kadar taşlanmaya devam edilir.

Hamile olan bir kadın, zina ettiğini i'tiraf ederse, doğu-runcaya kadar recmolunmaz.

Dayak, kırbaçla atılır ve kırbacın da orta halli olması gerekir.

Zina yapan bekâr kimse, ayrıca sürgün de edilir. Numan (Ebu Hanife) ve İbn el-Hasen bu görüşe katılmaz ve onun sürgün edilmeyeceğini söylerler.

Bir kimse, halasıyla, kaynanasıyla veya herhangi bîr mahremiyle zina ederse, hadd cezasına çarptırılır.

Şübheli hâllerde hadd cezaları uygulanmaz.

Bir köle, zina yaptığını i'tiraf ederse, hadd cezasına çarptırılır, ister efendisi bunu kabul etsin, isterse reddetsin.

Zinanın isbatı için dört şahid gerekir, daha az olursa ka­bul edilmez.[108]

İcmâ' konularını kaydettikten sonra, başlı başına kor­kunç bir felaket olan zina suçunun zararları[109] için "Dört Mezhebe Göre İslâm Fıkhı" adlı eserde şunlar beyan edilir:

"Çirkin bir fiil olan zinanın zararlarına ve onun sevim­siz sonuçlarına gelince; bunlar, sayılamayacak kadar çoktur. Çünkü bunlar, ahlakî, dinî, bedenî, içtimaî ve ailevî zararlar­dır.

Seni, işlerken failin sevinçli ve mutlu olduğu,, amma buna karşı Rabbinin öfke ve gazabını üzerine çektiği, şid­detli azaba maruz kaldığı şenî' bir fiilden men'ederim.

Bu çirkin fiil, bu kadarla da kalmıyor... Gömleğin be­denden çıkarılışı gibi, zina yapan kişinin imam da kalbinden sıyrılıp çıkıyor. Bu fiili işlerken ölen, gayr-ı müslim olarak ölür. Hz. Peygamber (s.a.s.), buyurmuş:

"Zina eden kişi, zina. ederken mü'min değildir.[110] Bu hadisi, Buhârî ve diğerleri rivayet etmiştir. Bu fuhuş fiilinin işlenmesi dolayısıyla kadına doku­nan zararlara gelince, bunların başhcaları şunlardır:

Her şeyden önce kadının ırzı pay-ı mal olur, şerefi elden gider, utanma duygusunu yitirir, dininden olur, toplumdaki seviyesi düşer, günahların en büyüğünü ve içtimaî suçların en fecisini işlemeye maruz kalır. Oysa ki, kendisi, bunu ya­parken çok kısa bir süreyle ve değersiz bir şehvetle sevinç ve neşe duyup eğlenir.

Onun, ailesinin şerefini kirlettiğini ve kadın-erkek suç­suz, günahsız akrabalarını utanca boğduğunu unutmamalıyız. Sonra zina dolayısıyla doğacak çocuğa karşı da cinayet iş­lenmiş oluyor. Çocuk zinanın semeresi olarak doğuyor. Çoğunlukla Öldürülmeye mâruz kalıyor. Yaşarsa da, zayi olup berbatIaşıyor. Hayatı boyunca alnındaki utanç lekesinden kurtulamıyor. Toplum, kendisini hor görüp ondan nefretle kaçıyor. Öyle ki, ölüm kendisi için bu hayattan daha iyi olu­yor, Nesebi belii olmayan kimse, hükmen ölüdür.

Kadının kocası varsa, kocasına karşı da cinayet işlemiş oluyor. Onun namusunu lekeliyor, namını ve şanını öldürü­yor. Arkadaşları, komşuları ve tanıdıkları arasında küçük dü­şürüyor. Hayatı boyunca, hatta öldükten sonra bile ona, u-tanç lekesi sürüyor.

Kız olsun, erkek olsun kendi çoluk-çocuğuna da karşı suç işlemiş, hem de öldürmeye, bedenlerindeki ruhu almaya denk bir suç işlemiş oluyor. Bu şenî' suç, zamanla unutul- • maz ve hiç kimseye de gizli kalmaz. Çünkü bunun pis ve iğ­renç kokusu, nefisleri salgın hastalığa yakalatır. Fırtına hı­zıyla etrafa yayılır. "Suçların, kendileriyle uçtuğu kanatları vardır" denilmiştir.

Zina yaparak çocuk doğuran bir kadının bu çocuğu, meşru çocukların arasına ve kocasının evine yabancı bir unsur olarak soktuğunda bu suçun, bu cürmün doğuracağı so­nuçlan varın siz düşünün! Bu veled-i zina, hiç hakkı yokken o çocuklara ortak oluyor, geçimlerine, şereflerine, isimleri­ne, miraslarına ve bütün Özelliklerine ortak oluyor. Daha bir çok büyük zararlar da, bunların ardı sıra gelir ki, bunları, gayb âleminden haberi olan Allah'dan başkası bilemez. Bu zina suçunun ne kadar çirkin ne feci olduğunu anladın mı?

Sonra zina suçunun ne kadar çirkin ve feci olduğunu anladın mı?

Sonra zina suçunun sağlık alanında neden olduğu ve hakkında kitaplar yazıldığı zührevî hastalıklarla akıntı hasahklan gibi zararlara baktığında, İslâm'ın zinayı yasaklarken koyduğu şiddetli hükmün hikmetini anlarsın!..

Sonra bu tehlikeli belâ var ya... Kişi, bir defa içine düştü mü artık tadına varıp lezzetini alırsa, bir daha bıraknıaz ve devam etmek ister. Böylece de kötülüğü artar, zararı çoğalır. Topluma bulaşan bir salgına dönüşür. Şu hâlde bu suçu işeyenin manen tedavisi için, bekârsa yüz sopa vurul­ması tuhaf karşılanmamalıdır kî, dostlarının ve komşularının gözü önünde rezil rüsvay olsun. Onların gönlünde sahib ol­duğu mertebeyi vitirsin. Aralarında ihrazetmiş olduğu ma­kamdan aşağı düşsün. Onlar da, ona karşı tedbirlerini alsın­lar, ona yaklaşmasınlar ve arkadaşlık etmekten uzak dur­sunlar. Çünkü nefsi murdar, gidişatı kötü, fiili çirkin olduğu ve kendisiyle irtibat kuran ferdlere karşı çok tehlikeli olduğu için, uyuz bir hasta hâline gelmiştir. Bu, zinâkârın dünyevî cezasıdır. Eğer tevbe etmezse, uhrevî azabı çok daha şiddetli ve daha fazla kalıcıdır.

Evli zinâkârlarm taşla recmedilme cezasına gelince, bunda, zina eden erkekle kadının, sosyal mertebelerinin düş­tüğü erdemli ve olgun insanlıktan sıyrıldıkları anlamı vardır. Acıtıcı darbeler veya çirkin bir ölüm olmaksızın teeddüb ve kınamadan anlamayan hayvanlar sınıfına katıldıkları anlamı vardır. Çünkü bunlara, ne azar, ne de öğüt fayda verir. Şid­detli ve acıtıcı bir darbeden başka bunları terbiye edecek şey kalmamıştır. İşte bu nedenle Hikmet sahibi Şeriat koyucu, bunların bir mü'min topluluğu önünde sopaya çekilmelerini, ya da recmedilmelerini emretmiştir ki, rezillik ve rüsvayhk bunlar hakkında tam gerekli bir ceza olsun.

İşin sonucunu gördükten sonra da artık bu suçu işleme niyetinde olanlar, bu niyetinden caysınlar. Hikmet sahibi şe­riat koyucu, zina haddini kanunlaştırmakla, bu kanunu suç­luya uygulamaktan çok topluma bu cürümden men'etmeyi ve diğer kimseleri korkutup caydırmayı amaçlamıştır. Kul, zina sebebiyle eîde edeceği geçici lezzetle, bu lezzetin ardısıra gelecek olan şiddetli cezayı, hayatında veya ölü­münden sonra toplum Önünde maruz kaiacağı rezillik ve rüsvaylığı, alnına vurulacak olan utanç damgasını mukayese eder ve bu suçu işlemeye yanaşmaz. Aklı sayesinde bu suçtan uzak durmayı tercih eder. Onur ve değerini, ırzını ve be­denini korumak için bu suçtan kaçmayı yeğler.

Sevgi ve barış ortamı içinde yaşasın diye toplumu bu suça karşı korumak için Şeriat koyucu, ihtiyatı tedbirler almıştir. Zina suçu kadar toplum ferdleri arasında düşmanlığı yayan ve toplumsal bağları koparan bir sebeb düşünülemez. Bütün bunlardan ötürü Şeriat koyucu, İnsanları zinaya yak­laşmaktan, zinanın öncülü olan hareketleri yapmaktan men'etmiştir. Zira bu hareketleri yaparlarsa, zina tuzağına yakalanmalarından kurtulamazlar. Tıpkı bir mühendisin far­kında olmaksızın tehlikeli durumlara düşmesinler diye in­sanları, elektrik yüklü trafolara, mayın tarlalarına, patlayıcı madde depolarma ve bu gibi tehlikeli yerlere yaklaşmalarını yasaklaması gibi...

Yüce Allah buyuruyor:

"Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, pek çirkindir ve kötü bir yoldur.[111]

Yani zina yapmak bir tarafa, zinanın uzak ve yakın sebeblerinden biie uzak durun. Şeriat koyucu, zinaya yaklaş­maktan bizleri men'ediyor. Çünkü ona yaklaşmak, o işi yap­ma yolunu açar. Oysa ki, o fiil, "pek çirkindir." Çünkü zina fiilinin iğrençliği son derece açıktır, çünkü haddi aşmıştır. "Ve kötü bir yoldur", yani zsnâ yolu pek kötü bir yoldur. O, tenasül organını gasbetmektir ki, bu da, soyların karışması­na, fitnenin kıvılcımlanmasına, toplumun bozulmasına yol açar. Nasıl açmasın ki?!.. Cenab-ı Allah, zinayı şirkten ve katiden hemen sonra sayarak, büyük günahlar sınıfına dahil etmiştir.

Yüce Allah buyuruyor:

"Ve onlar, Allah ile beraber başka ilâha tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa, ağır bir ceza ile karşılaşır.

Kıyamet günü azab, ona kat kat artırılır ve o, içinde a-şağılanmış olarak temelli kalır[112]

Zinanın zararları için bu yerinde ve çok değerli açıkla­madan sonra bu konuda, aynı eserden şunları da kaydet­mekte fayda vardır:

"Fıkıhçılar görüş birliği ederek demişler ki: Bir kimse kendisinde muhsanlık şartları tekemmül ettikten sonra, hür, baliğa, akıllı müslümanken sahih bir nikâha dadanılarak ken­disiyle gerdeğe girilmiş olduğu için muhsanlık şartlarım tam olarak taşıyan kadınla zina ederse, bu erkekle bu kadın zinâkâr ve de muhsandırlar. Bunların her ikisi de ölünceye dek taşa tutularak recmedilirler.

Peygamber (s.a.s.), Maiz'i, Gâmidiye'yi ve diğerlerini recmetmiştir. Râşid Halifeler de, hiç bir itirazla karşiİaşmak-sızın icmâ' ile recm haddini uygulamışlardır. Recm haddi, mütevatir hadislerle, Peygamber (s.a.s.)'in tatbikiyle ve İcmâ-ı ümmetle sabittir. Recm hadisi, Kur'ân ayetinden olup sonra nesh edilmiş ve hükmü bakî kalmıştır diyenlere göre, Kitab ile de sabittir.

Zina eden erkek veya kadın üzerine ikrar veya şahid-lerin şehadeti veya beyyine ile recm haddini uygulamak va-cib olduğunda suçlu, normal taşlarla taşlanır. Ne azab ve e-limin uzun sürmesi için hafif çakıllarla taşlanır, ne de çabuk­ça can alıcı kaya parçalarıyla öldürülür. Böyle yapılacak o-lursa, had uygulama amacı olan ibret alma gayesi elde dilmiş olmaz. Aksine avuç dolusu iriliğindeki taşlarla recmedilir. Yüze vurmaktan sakınılır. Zira Müslim, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasulullah (s.a.s.), yüze vurmaktan ve yüze dövme yapmaktan men'etti.[113]

Ayrıca Peygamber Efendimiz, Gâmidiye'yi recmetmeyi em­rettiğinde nohut gibi bir çakıl alıp ona attı. Sonra dedi ki: "Ey insanlar, ona (taş) atın ve yüze vurmaktan sakının." Zina eden erkek, kendisine had tatbik edilirken, bir yere bağlanmayip eli-kolu da bağlanmaz. Onun için çukur kazıl­maz. Kadın ise, recmedilirken kendisi için çukur kazılması caizdir. Avreti açılıp görülmesin diye göğsüne kadar çukura gömülür. Had tatbiki esnasında giysileri üzerine bağlanır ki, vücudunun bazı kısımları görülmesin. Çünkü o, avrettir. Av­retinin açılması, had tatbiki esnasında bile haram olur. Nite­kim Asr-i Saadet'te de Sahabîİer, böyle yapmışlardı.

Fikihçılar, şiddetli sıcakta da, soğukta da recm haddinin uygulanacağı hususunda görüş birliği etmişlerdir. Hasta kim­seye de bu had uygulanır. Çünkü bu had ile kişi, sağlıklı da olsa zaten Öldürülecektir. Dolayısıyla yüz deyneklik haddin tersine olarak recm haddi, hastanın iyileşmesi zamanına er­telenemez.

Yine fıkıhçılar, gebe ise zina eden kadın recm haddinin uygulanmayacağı ve bu haddin kadının doğurmasına, çocu­ğunu emzirmesi ve çocuğun yiyecek yiyebileceği zamana kadar ertelenmesi gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir. Ni­tekim Gamidiye'nin haddinde Peygamber (s.a.s.) böyle yap­mıştı. Ayrıca gebe kadına had tatbik edilmesi durumunda, karnındaki yavru da öldürülmüş olacaktır ki, bu da, suçsuz bir yavrunun öldürülmesi demektir. Alimler, had tatbiki sı­rasında ölmesi hâlinde zinâkârın yıkanacağı, üzerine namaz kılınacağı ve Müslüman Mezarlığına defnedileceği hususun­da görüş birliği etmişlerdir. Nitekim Peygamber (s.a.s.) de, had nedeniyle ölen kişi için böyle bir muamele tarzı uygu­lamıştır.

Fıkıhçılar, hür, baliğ, akıllı ve müslüman bekârın zina yapmaları durumunda, her birine yüz deynek vurulması ge­rektiği hususunda ittifak etmişlerdir ki, bu hüküm, Allah'ın Kitabında yer almaktadır:

"(Bekâr olup da) Zina eden kadınla, zina eden erkeğin her birine yüz deynek vurun. Allah'a ve ahiret gününe inanı­yorsanız bunlara, Allah'ın dini hususunda (emirlerini yerine getirmede) merhametiniz tutmasın. Mü'minlerden bir top­luluk da bunların ceza tatbikîne şahid olsun." [114]

Müfessirler, dediler ki:

Bu ayet, evli bir kimsenin rezmedilmesi hususunda varid olan hadislerle tahsis edilmiştir. Ayet evli olmayan (zinakâr) kimsenin hükmü hakkında bakî kalmıştır.

Fıkıhçılar, dediler ki:

Ta'zir dayağı, zina dayağından daha şiddetlidir. Zina dayağı da içki içene çekilen dayaktan daha şiddetlidir. Had tatbiki durumunda, yeni kırbaçla vurulmaz ki, şiddetli acı vermesin. Darbeler, acı versin diye çürümüş eski kırbaçla da vurulmaz. Ancak deriden yapılmış vasat bir kırbaçla vurulur. Suçlu, yere yatırılmaz, bağlanmaz. Cellad, vururken aşırılığa kaçmaz.

Giysilerin tümü üzerinden çıkarılmaz. Avretini kapata­cak şekilde iç çamaşırları üzerinde bırakılır. Kürkü ve deri elbiseleri üzerinden çıkarılır. Her organa darbedeki payını vermiş olmak için darbeler, bütün organlar üzerinde taksim edilir. Çünkü suçlu, zina yaparken lezzeti, her organında his­sedip tatmıştır. Ayrıca darbelerin tümünü bir tek uzvun üze­rine vurmak, teleflyete sebeb olabilir. Oysa ki, suçlu, telef olmaya müstehak değildir. Darbeler, bütün organlar üzerine taksim edilir ki, Peygamber (s.a.s.)'in yasaklamış olduğu öl­dürmeye sebeb olmasın.

Gjrtlak, tenasül organı ve yüz gibi yerlere vurulmaktan sakınılmalidır. Çünkü yüz, güzellikleri bir arada bulundurur.

Kadına gelince o, oturmuş vaziyette iken kendisine had tatbik edilir. Avret yerleri örtülür. Elbisesi, üzerinden çıka­rılmaz. Çünkü o, setredilmesi gereken bir avrettir. Ancak kürk, aba ve deri giysisi üzerinden çıkarılır ki, darbelerin acisı vücuduna sirayet etsin. Tâ ki, had tatbikinden kastedilen amaca ulaşılabilsin. Bu amaç,, darbelerin acısını duymaktır ki, suçlu, artık suç işlemeye bir daha kesinlikle yanaşmasın. Kadın, oturmuş vaziyette iken kendisine had tatbik edilir. Zi­ra Hz. Ömer (r.a.) buyurmuş ki:

"Erkek ayaktayken, kadın da oturmuş vaziyetteyken kendilerine had tatbik edilir."

Ayrıca erkeğin hâli alaniyyet ve âşikârlık üzerine ku­ruludur ki, başkaları onun bu durumundan ibret alsınlar. Ka­dının hâli ise, örtünme ve gizlilik üzerine kuruludur.[115]

Bunu da, böylece kaydettikten sonra günahların en çir­kinlerinden olan Livata fiilinin beyanına geçelim. İslâm'ın ve mü'min müslümanların mahkum, gayr-ı İslâmî hükümle­rin hakim olduğu işgal edilmiş İslâm topraklarında, Livata, oğlancılık, eşcinsellik ve homoseksüellik kelimeleri, aynı çirkin fiili anlatmak için kullanılır... Livata, erkeğin erkek ile cinsel ilişkide bulunmasıdır... Bu fiilin, yapılması ve yaygın­lık kazanması, en korkunç felaketlerin en şiddetlisidir... İn­sanlık tarihi boyunca bir çok gayr-ı müslimlerin yaşadığı ül­kelerde ortaya çıkan bu çirkin zina fiili, özellikle Lut (as)'ın kendilerini İslâm'a davet etmek üzere peygamber olarak gönderildiği müşrik ve kâfir ahlaksız toplumun en büyük ö-zelliği olarak bilinmektedir...

Rabbimiz Allah (Azze ve Celle), toplumun felaketinin en büyük sebeblerinden birisi olan Livata fiiliyle meşgul o-lan Lût (as)'ın Müşrik ve Kâfir kavmi için şunları beyan bu­yurur:

"Hani Lût da, kavmine şöyle demişti: 'Sizden önce â-lemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasız çirkinliği mi ya­pıyorsunuz?

Gerçekten siz, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yak­laşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz.[116]

"Siz, insanlardan (cinsel arzu ile sadece) erkeklere mi gidiyorsunuz?

Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bı­rakıyorsunuz? Hayır, siz, sınırı çiğneyen bir kavimsiniz[117]

"Kavminin cevabı: 'Yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları! Çünkü bunlar, çokça temizlenen (fuhuştan arınan, eşcinsel­likten kaçman) insanlarmış', demekten başka olmadı. [118]

Rabbimiz Allah (c.c.) tarafından vazifeli kılınan Pey­gamberlerden biri olan Lût (as), en çirkin özellikleri eşcin­sellik olan müşrik ve kâfir toplumu, imana davet ederken, onları bu korkunç çirkin fiilden alıkoymak için nasihat ve­rirken, [119] çok kötü huylu olan müşrik kavmi ise, O'na şöyle cevab veriyordu:

Bizim gibi inanmayan, atalarımızın bize bıraktığı dü­zeni, rejimi beğenmeyen, atalarımızın ilkelerine reddeden, bizim gibi davranmayan ve yaptığımız eşcinsellik fiilini hoş karşılamayan, bundan ve bu gibi bizim değer verdiğimiz şeylerden kaçınan, kabul etmeyen, bizim değer ölçülerimiz­den arınan ve tertemiz olmak isteyen bu muvahhid, mütakki, mü'min müslümanları yurdumuzdan sürüp çıkarın... Bunlar gibi mü'min müslümanların, ahlaklı ve temiz kişilerin bizim yurdumuzda yerleri yoktur...

Böyle diyordu müşrik ve eşcinsel toplumun ileri gelen­leri... Lût (as) ve O'nunla birlikte ancak bir aile ferdleri i-

Muvahhidİere, mütakkilere, mü'min müslümanlara, ahlâklı, if­fetli ve namuslulara, böyle adî bir toplumda yer yoktu... Ta-ğutların egemen olduğu bu müşrik ve ahlâksız toplumu, bu toplumun yaşadığı ülkeyi, "Ya sev, ya terk et!" diye mü'min müslümanlara baskı yapılıyordu zalim, cahil ve' müşrik egemenler tarafından...

"Dediler ki: 'Ey Lût, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan) sürülüp çıkarılan­lardan olacaksın.[120]

Gerek inanç, gerekse ahlâk bakımından lağamlaştın lan bir toplum yapısında elbette iyilerin, temizlerin, namuslula­rın ve katıksız iman sahibi mü'min müslümanlann bulunma­sına tahammül edilemez!.. "Ya bize benzeyin, ya da terk e-din!"diyen işgalci egemen tağutlarla mücadele edip işgal e-dilen İslâm toprakları işgalden kurtarılmalıdır.,. Egemen şirk fitnesi giderilip yerine, Allah'ın dini hakim kılınmalıdır... Muvahhid mü'minler, müşrik egemen tağutlar tarafından iş­gal edilip İslâm ve müslümanların mahkum edilerek Daru'I-Harbe dönüştürülen İslâm topraklarını, tekrar İslâm'ın ha-kim, mü'minlerin iktidar olduğu Daru'l-İslâm'a dönüştür­mek için tüm imkânlarıyla çalışmalı, malları ve canlarıyla gayr-ı Müslim egemen tağutî güçlerle cihad etmelidir. [121]

 

 

Zina fiilinin en çirkini olan Livata, yani eşcinsellik için Önderimiz Rasululİah (s.a.s.)'in de, çok uyarıları olmuş ve Ümmeti için en çok kaygı duyduğu fiillerden biri olduğu be­yan edilmiştir...

Cabir b. Abdullah (r.anhuma)'ın rivayetiyle şöyle buyu­rur Rasuİuİlah (s.a.s.):

"Ümmetim için en çok korktuğum şey(İerden birisi), Lût kavminin ameli(ni işlemesidir.[122]

îbn Abbas (r.a.)'dan.

Rasululİah (s.a.s.), şöyle buyurur:

"Bir erkeğe veya arkasından kadına yaklaşan kişiye Allah, (rahmet nazarı ile) bakmaz! [123]

İbn Abbas (r.a.)'dan.

Rasululİah (s.a.s.), şöyle buyurur:

"Kimin Lût kavminin amelini işlediğini bilirseniz, bu (çirkin) fiili işleyeni de, kendisi ile bu fiili işleneni de öldürünüz. [124]

Ebu Hüreyre (r.a.) da, şu hadisi rivayet eder:

Rasululİah (s.a.s.) Lût kavminin (çirkin) amelini işlyen kimse hakkında:

"Üstekini ve alttakini recmediniz. Her ikisini de recme-din iz. "buyurmuştur. [125]

Bu berbat ve çirkin fiilinden dolayı ortaya çıkan suç i-çin Livata (eşcinsellik/homoseksüellik) haddi uygulanır... Bu konuda "Dört Mezhebe Göre İslâm Fıkhı" adlı eserde şöyle denilmektedir:

"Livata (homoseksüellik), insanın nev'îne ve fıtratına yakışmayan ahlâkî suçlardan biridir. Livatada, yani erkeğin erkek ile cinsel temasta bulunmasında insanlığa karşı açıkça düşmanlık edilmekte ve Allah'ın kanunlarının sınırları dışına çıkılmaktadır. Bu nedenle Cenab-ı Allah bu suçu, tıpkı zina gibi fuhuş olarak adlandırmıştır:

"Sizden önce âlemlerin hiç birinin yapmadığı rezaleti (oğlancılığı) mı yapıyorsunuz?" [126]

Bu çirkin fiili işleyen kimse hakkında İmamlar, farli gö­rüşler ileriye sürmüşlerdir. Bazıları demişlerdir ki:

Oğlancılık yapan kişi, eğer evliyse, zinâkârın cezasına çarptırılır ki, o da, idamdır. Yapiîan kimseye gelince, onun . cezası, bekâr zinâcıların gibi deynek cezasıdır. Çünkü onda evlilik söz konusu olmaz.

Diğer bazıları demişler ki:

Oğlancılık (Livata) yapanın cezası, had babından değil de, ta'zir babmdandır. Kadı, onu bu suçtan caydırmak için, uygun gördüğü tarzda habseder veya deynek altına yatırır. Suçu tekrar işler ve terk etmezse, onu idamla ta'zir eder.[127] Aynı eserde bu konura şunlar da beyan edilir: "Gerçekten livata, Allah'ın lanet ve gazabını, Melek­lerle bütün insanların lanetini getirir. Çünkü o, akl-i selimle ve sağlıklı zevkle çelişen anormal bir fiildir. Bu fiil sahibinin mürüvvet ve haya perdesini söküp çıkardığına, onurlu kim­selerin niteliklerinden sıyrıldığına, hatta hayvanların adetle­rinden bile tecerrüd ettiğine, hayvanlardan daha çirkin ve al-çak olduğuna delâlet eder. Köpeklerin, eşek ve domuzların bile kaçındıkları bir rezillikten seni men'ediyorum. Bu fiili işlemek, büyük ve cüsseli veya zengin ya da azamet sahibi bir kimseye nasıl yaraşır?

Hayır, bu fiili işleyen, hayvandan da aşağıdır. Daha meş'umdur. Pis leşlerden daha kötü kokuludur. Şer ve kötü­lüklere daha layıktır. Katiller, hırsızlar ve zinâkârlar, toplum nazarında oğlancılar gibi değildirler. Bunlar, hâi bakımından oğlancılardan daha iyi ve daha şereflidir. Çünkü o, Allah'ın ahdine ve emanetine hıyanet etmiştir. Yok olsun cehennem­de helak olsun. Cehennem ne kötü bir duraktır.

Bu nedenle İslâm âlimlere, bu cürümden uzak durmak, tüysüz, özellikle parlak yüzlü çocuklara uzun uzadıya bak­maktan kaçınmak için işi sıkı tutmuşlardır. Bazıları, bu va­sıftaki çocuklara bakmanın haram oluşu için, bakışın şeh­vetli olmasını şart koşmuşlardır. Çünkü bu bakış, fuhşu da­vet eder, durgun ve gizli oîan şehveti körükler.

Rahmetli Zekvan oğlu Hasan demiş ki:

Zenginlerin çocuklarıyla bir arada oturmayın. Onların, kadınlar gibi güzel yüzleri ve suretleri vardır. Onlar, kadın­lardan daha çok fitneye düşürürler.

Merhum Şüdî oğlu Necib de, şöyle demiştir:

Bir erkek, tüysüz gençler ve çocuklarla gecelemesin, deniliyordu.

İbn SehPin de, şöyîe dediği rivayet olunmuştur:

Bu Ümmette, kendilerine Lûtî denen bir takım kimse­ler türeyecektir. Onlar, üç sınıftırlar: Bir sınıf bakar, bir sınıf musafaha eder, bir sınıf da bu fiili (oğlancılık) yaparlar.

Mücahid'in de, şöyle dediği rivayet edilir:

Bu fiili işleyen, yani oğlancılık yapan kimse, gökte i-nen ve yerde bulunan suların bütün damlalarıyla yıkanıp gusletse bile, bu günahdan tevbe etmedikçe murdar kalmakta devam eder.

Adamın biri Ahmed b. Hanbel'in meclisine geldi. Be­raberinde güzel yüzlü ve parlak suretii bîr çocuk vardı.

İmam Ahmed, ona:

Bu, senin neyin olur?, diye sorunca,

Adam:

Bacımın oğludur, diye cevab verdi.

Bunun üzerine İmam, ona şu uyarıda bulundu:

Onu, bir daha buraya getirme. Yolda, onunla beraber yürüme ki, seni ve onu tanımayanlar, hakkında kötü zanda

bulunmasınlar.

Süfyan-ı Sevrî, umumî bir hamama girdi. Sonra da gü­zel yüzlü, çıplak bedenli bir çocuk, onun bulunduğu yere geldi. Süfyan, gözlerini yumup bağırarak şöyle dedi:

Onu, yanımdan çıkarın, yanımdan çıkarın. Ben, her kadında beraber bîr şeytan görüyorum. Her çocuk ve tüy­süzle beraber on küsur şeytan görüyorum.

Bütün bunların sebebi şudur:

Bu çirkin fiilin zararı, erkeklere ve kadınlara, hatta ferd ve topluma, bütün insanlığa dokunan zararların en tehlikeli-sidir. Yüce Allah'dan, bizleri bu Şen'î cürümden korumasını ve muhafaza buyurmasını diliyoruz. Şübhesiz O, duaları işi­tendir.

Alimler oğlancılığın zararlarını özet olarak aşağıda maddeler hâlinde sıralamışlardır:

1) Selim beşer fıtratına karşı cinayet işlenmektedir. Çünkü selim nefisler bunu pek çirkin görür ve onu zinadan daha kötü sayarlar. Zira cinsel temasın yapıldığı mahal pistir, pislik yeridir.

2) Şehvet   israfı   nedeniyle   gençler   bozulmaktadır. Çünkü burada erkeklere pek kolay yaklaşılmaktadır.

3) Kendilerinde ibnelik hastalığı meydana geldiği için erkekler rezil olurlar. Bir defa başlarını yere indirdiler mi, artık bir daha kaldıramazlar.

4)  Oğlancılıktan hoşlandıkları için kocalarının, kendi­lerinden yüz çevirmeleri nedeniyle kadınlar bozulmaktadır: Kocaları, karılarının iffetlerini muhafaza etmek, şehvetlerini tatmin etmek hususunda kusurlu davranmaktadırlar. Böylece de onları, ırzlarını hafife alınacak derekeye düşürmektedir.

5) Bu fuhuşun yayılması nedeniyle nesil azalır. Çünkü, oğlancılık, erkeklerin evlenmeye rağbet etmemeleri ve ka­dınlardan yüz çevirmeleri sonucunu doğurur.

6) Oğlancılık,   erkeklerin   kadınlara   arkadan   temas yapma eğilimini artırır ki, bu da, son derece berbat bir alış­kanlıktır.

7) Bu fuhşu alışkanlık hâline getiren kişi, mastürbas­yon yapmaya ve hayvanlarla cinsel temas yapmaya meyleder ki, bunlar da, iki çirkin suçturlar. Bedene şiddetli zararlar ve­rirler, ahlâkı bozarlar. Tehlikeli ve öldürücü zararları olduğu için bunlar, tüm din ve milletlerde zina ve oğlancılık gibi ya­saklanmıştır.

8) Evlilik hayatı bozulup aileler ve yuvalar parçalanır. Kin ve düşmanlık tohumları ekilir.

9) Oğlancılık nedeniyle gençler, evlenmekten ve aile sorumluluklarını yüklenmekten kaçınırlar. Çünkü bu pis alışkanhk, toplumu ayakta tutan sütunları yıkar. Oysa evlilik, eşlerin her ikisinin de iffetini korur.

10) Oğlancılık yapanda, Frengi ve bel soğukluğu hasta­lıkları gibi tehlikeli zararlar meydana getirir.

11) Kendisine yapılan da, bazı zararlar meydana gelir. Örneğin, tutamadığı için, anusundan pislik akar.

Genel olarak bu fuhşun zararlarını saymakla bitireme­yiz. Umumî olarak hem ferd, hem toplum için tehlike arzederler. Oğlancılık (Livata) korkunun habercisi, zarar ve ziyanın sebebi, düşüşün delili, alçaklığın nedeni, onur ve iz­zetin yetirilişidir.

Salgın öldürücü ve pis hastalıkların yayılmasına yol a-çar. İnsanı, ince illete ve safra hastalığına mübtela eder. Al­lah'ın rahmetini kaldırıp gazabım indirir. Yapana ve yaptıra­na azab ve lanet getirir. Yüzlerden utanmayı kaldırır. Yapa­nın da, yaptıranın da sahicilikleri reddolunur. Onlara, dünya ve ahirette azabın en şiddetlisidir vacib olur.

Bu nedenle Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Medine top­lumunu bozmasın diye muhannes bir erkeğin Medine dışına sürgün edilmesini emretmiştir.

Hikmet sahibi Şeriat koyucu, bu çirkin fiili, üzerinde durarak yasaklamış, bu suçtan caydırıcı bir cezayı va'zctmiş-tir. Bu çirkinliğe düşmekten insanları nefret ettirici, onları bu fiilin vehim sonucundan sakindıncı, şenaatinden ürkütücü, büyük fecaat ve tehlikesini açıklayıcı mahiyette bir çok ha-dis-ı şerif varid olmuştur.

Ebu Hüreyre (r.a.), Peygamber (s,a,s.)'in şöyle buyur­duğunu rivayet etmiştir:

"Cenab-ı Allah, yarattıklarından yedi kimseye, yedi kat göğün üzerinden Lanet etmiş ve onlardan her birinin üzerine laneti üç kez tekrarlamıştır. Onlardan her birine kendisine yetecek miktarda lanet etmiştir: Lût kavminin amelini işle­yen mel'undur. Lût kavminin amelini işleyen mel'undur. Lût kavminin amelini işleyen mel'undur. Allah'dan başkası için (kurban) kesen mel'undur. Hayvanlarla cinsel temasta bulu­nanlar mel'undur. Anne-babasma asî olan mel'undur. Bir kadınla beraber (başka kocadan doğmuş olan) kızını kendi­sine nikahlayan mei'undur. Yeryüzünün hududunu değişti­ren mel'undur. Velisinden başkasına nisbet edilen mel'undur.[128]/[129]

Lİvatanm korkunç zararlarına çağımızda ortaya çıkan AİDS hastalığını da eklemek gerekir... Çünkü bu hastalığın ortaya çıkmasının tek sebebi Livata, yani homoseksüellik­tir... İnsanlığa ferd ve toplum olarak verdiği zarar, hemen hemen her insan tarafından bilinen AİDS hastalığı, tibb ta­rafından çaresi keşfediledursun, her imanlı ve aklım kullan­masını bilen insan idrak eder ki, bundan kurtulmanın tek yolu var o da, Livatayı ve zinânm her türlüsünü ortadan kal­dırmak, ona yaklaşmamaktır... Bunun gerçekleşmesi için de, yeryüzünde şirk, küfıir, irtidad fitnesinin kaldırılması, müş­rik, müstekbir, kâfir ve zaiim tağutların egemenliklerine son verilmesi, yeryüzüne İslâm'ın hakim kılınması gerekir... An­cak İslâm, hayata, gönüllere, ruhlara ve bedenlere hakim o-lursa hayat, yaşamaya değer...

Yegâne hayat nizâmı olan İslâm, tüm bu korkunç fela­ketleri önlediği gibi, karşılıklı rıza ile yapılan zinanın her türlüsünü yasakladığı gibi, ırza tecavüzü de, haram kılmış,, yani yasaklamış ve bu suçu işleyenlere gereken cezayı ver­miştir... Böylece nesil emniyetini tertemiz bir şekilde sağla­mıştır...

Vail (b. Hucr) el-Kindî (r.a.), anlatır:

Rasulullah (s.a.s.)'in zamanında(cemaatle) namaz kıl­mayı kasdederek (evinden) çıkan bir kadını, bir adam tuttu ve kadının üstüne kapanarak ona tecavüz etti. Kadın bağırın­ca, adam sıvıştı. Derken kadının yanından (başka) bir adam geçti ve kadın:

Beni, şöyle şöyle yapan işte bu adamdır!, dedi.

Muhacirlerden bir cemaate rastladı ve onlara:

Şu adam, beni şöyle şöyle yaptı, dedi.

Kadının, kendisine tecavüz ettiğini sandığı adamı gidip aldılar ve kadına getirdiler.

Kadın:

Evet, işte bu!, dedi.

Bunun üzerine adamı, Rasulullah (s.a.s.)'e getirdiler. Rasulullah (s.a.s,), recmedilmesi (taşlanması)nı emredince, kadına tecavüz eden kişi ayağa kalktı ve:

-Ya Rasulullah, o kadının adamı (hasmı) benim, dedi.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), kadına:

"Sen git, Allah, seni affetti" buyurdu.

(Suçsuz yere yakalanan) adama da, (Gönül alıcı) güzel sözler söyledi.

Müteakiben kadına tecavüz eden adam için:

"Onu, recmedin!" emrini verdi ve sonra:

"(Yemin olsun, bu zat, kusurunu ikrar etmekle öyie) bir tevbe etti ki, Medine halkı, o tevbeyi etselerdi, kendilerinden muhakkak kabul edilirdi (bütün Medine halkının günahlarına kefTaret olurdu)." buyurdu.[130]

Tüm kurum ve kuruluşlarıyla İslâm'ın hayata hakim ol­duğu Daru'l-İslâm'da yaşayan izzet ve şeref sahibi olan faziletli İslâm toplumunu bozmaya ve nesil emniyetini tehdit ederek zedelemeye çaba harcayan zinâkârlara, hayatları bo­yunca bir de mânevi ceza verilmiştir... Onlar, işlemiş olduk­ları bu suçtan dolayı, âleme ibret olsun diye, bu suçu işle­memiş teiniz kişilerle evlenemezler... Ancak kendileri gibi günahkâr olan birileriyle evlenebilirler veya ancak onlar bir­birlerine layıktırlar...

Şöyle buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ:

"Zina eden erkek, zina eden, ya da müşrik olan bir ka­dından başkasını nikâhlayamaz. Zina eden kadın da, zina eden ya da müşrik olan bir erkekten başkası nikâhlayamaz. Bu, mü'minlere haram kılınmıştır. [131]

"Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü ka­dınlara; iyi ve temiz kadınlar, iyi ve temiz erkeklere; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). [132]

Faziletli İslâm toplumunda, namuslu mü'min müslü-manların, namuslarına ve iffetlerine dil uzatmak, onları rendice etmek ve namuslarından dolayı kendilerine iftira et­mek de haram kılınmış, yani tamamiyle yasaklanmıştır... İz­zet ve Şeref sahibi, namuslu ve tertemiz olan mü'min müslü-manların namuslarına dil uzatıp iftira edenlere de, gerekli ceza verilmiştir... Böylece nesil emniyeti sapasağlam bir şe­kilde korunmuş ve ona toz kondurul mamaya çalışılmıştır...

Şöyle buyurur Rabbimiz Allah:

"İman edenler için de, çirkin-utanmazhklarm (fuhşun) yaygınlaşmasından hoşlananlara, dünyada da, ahirette de acıkh bir azab vardır. Allah bilir, siz ise bilmiyorsunuz.[133]

"Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atan ve sonrada dört şahid getiremeyenlere de, seksen deynek vurun ve onla­rın sahiciliklerini ebedî olarak kabul etmeyin. Onlar, fasık olanlardır.

Ancak bundan sonra tevbe eden ve salihçe davrananlar hariç.   Çünkü  gerçekten  Allah,   bağışlayandır,   esirgeyendır. [134]

"Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü'min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab vardır.

O gün, kendi dilleri, elleri ve ayakları aleyhlerinde yap­tıklarına dair şahidlikte bulunacaklardır.

O gün, Allah onlara, hak ettikleri cezayı eksiksiz vere­cektir ve onlar da. Allah'ın hiç şübhesiz hak olduğunu bile­cekleridir. [135]

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Helak edici olan yedi şeyden çekininiz."

Sahabîîer:

Ya Rasuluîlah, bu yedi şey nedir?, diye sordular.

Rasulullah: (onlardan birisi de:)

Zinadan Kal'a'ya girmişçesine korunmuş olup hatırın­dan bile geçirmeyen mü'min kadınlara zina iftirası atmak." buyurdu. [136]

Mü'minlerin annesi Aİşe (r.anha) şöyle anlatıyor:

Bana yapılan iftirada suçsuz olduğumu bildiren Nur Sûresi (24/1-23) ayeti indiği vakit Rasulullah (s.a.s.), minbere çıktı, iftirayı anlattı, indirilen ayeti okudu. Minberden in­diği vakit, iki erkekle bir kadının cezalandırılmasını emretti Onlara, had cezası tatbik olundu.[137]

Nufeyl, şöyle dedi:

Rasulullah (s.a.s.), Aişe'ye ftıhşiyat yaptığını söyleyen Hasan b. Sabit, Mıstah b. Es.a.s.e'ye (NufeyFe göre) Hamne bint Cahş'a olmak üzere iki erkek ve bir kadına iftira sopası vurulmasını emir etti. [138]

Rabbimiz Allah, şöyle buyurur:

"Ey iman edenler, zandan çok kaçının, çünkü zanin bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın).. [139]

İffet sahibi mü'minlere zina yaptı diye iftirada bulunan müfterilere (iftiracılara), hadd-ı Kazf uygulanır... Hadd-ı Kazf, ayette de beyan olunduğu üzere seksen deynektir...

Bu konuda "Dört Mezhebe Göre İslâm Fıkhı" adlı de­ğerli eserde şunlar beyan edilir:

"İzzet ve celâl sahibi Allah, Nur Sûresi'nin başında zina suçundaki fuhşun büyüklüğünü, şenaatinin çokluğunu, diğer hiç bîr suçta bulunmayan cürüm fazlalığını ve çirkinlik aşı­rılığını açıklamıştır. Irz ve namus konusunda yapılan isnad ve ithamlar, insanın başını Önüne eğer, şerefini yıkar. Kıy­metli İslâm Hukuku'nun amaçlarından biri de, kişinin ırz ve namusunu muhafaza etmek, şeref, onur ve değerini, izzet-i nefsini korumaktır. Şanı yüce Allah, hikmetinin bir gereği olarak, azgın kimseler için bu caydırıcı hadleri koymuştur.

Azgın kimselerin kin ve öfkeleri, onların insanların haysiyetlerini darbelemeye, onurlarını tırmalamaya itmektedir. Oysa ki, insanların şeref ve haysiyetleri, kendileri İçin çok kıymetlidir. Amma suç işledikleri takdirde değersiz olur.

Yüce Allah buyuruyor ki:

"O vakit siz, o iftirayı dillerinizle birbirinize anlatıyor­dunuz. Hakkında hiç bir bilgi sahibi olmadığınız şeyi, ağızla­rınızla söylüyor ve bunu kolay (günah olmayan şey) sanıyor­dunuz. Halbuki Ailah katında (günah bakımından) çok bü­yüktür.[140]

Cenab-ı Allah, koymuş olduğu hükümlerle, yani caydı­rıcı olan kazf haddiyle -ki bu had, ırz ve namusu korumaya kefildir- insanların şeref ve haysiyetlerini korumamız emre­dilmiştir ki, insanlar, bu feci suçu işlemeye yeltenmesinler. Bütün mü'minler, diğer kardeşleri hakkında iyi zanda bu­lunma isteğinde terbiye olsunlar. İnsanlar hakkında, alela­cele kötü zanda bulunmasınlar. Dillerini, temiz tutmaya de­vam etsinler, Edeblerini muhafaza etsinler. Hakkında bilgi sahibi olmadan büyük suçlamalara girişmesinler. Fecaatiyle orantılı olarak itham ve suçlama delillerini iyice araştırsınlar ki, insanlar yalan suçlama tuzağını, başkalarını haksız yere rüsvay etmek ve şereflerini lekeleyip tırmaklamak için vesile edinmesinler.

Dil suçundan başka hiç bir suç bulamazsın ki, sahibi yaptığı işin ne kadar tehlikeli olduğundan habersiz olsun. Tabiatıyla dil, kolayca hareket ettiği için dil suçu kolayca işlerin. Tabiî garib şeyleri anlatmak da insana tadlı gelir. İn­sanları kolayca itham etmek için şu da, yeterli bir sebebtir:

Söylenen söz, sahibinde kaaleye alınacak duyulur bir eksiklik meydana getirmediği zannedilmektedir. Bunun yanı sıra insanlar kolayca konuşur ve konuşulanı dinlerler. Bütün bu sebeblerden ötürü insanlar, başkasını itham etmeyi önem­siz ve kolay bir şey zannederler. Oysa ki, bunun günahı, Al­lah (c.c.) katında çok büyüktür.

Bu nedenle Şeriat koyucu, kazf haddine son derece ö-nem vermiş ve üzerinde durmuştur. Hırsızlık hakkında bir ayet, yol kesme haddi hakkında bir ayet indirmiştir, Kazf haddine gelince, onunla ilgili olarak İki ayet indirmiştir. Sonra da kazfın bir başka çeşidi olan Liân hakkında beş ayet indirmiştir. Bunun ardı sıra "İfk Hadisesi'.'ni anlatmış, bu o-laya ilişkin dokuz ayet indirmiştir. Bütün bunların peşisira da,zinâdan haberi olmayan mü'min. kadınlara iftirada bu­lunmayı yasaklamaya dair dört ayet indirmiş ve şöyle nok­talamıştır:

"Bunlar, iftiracıların dediklerinden beridirler. Kendi­leri için bir mağfiret ve (cennette) kerim bir nzık vardır."

Böyle oiunca da Cenab-i Allah, Kazf haddi, bu haddin hükümleri, nev'îleri, azabın ve cezanın açıklanması, toplum­da yol açtığı zararların izahı, kazften yasaklanılmasi, iftiraya teşebbüsden sakındın İması, iftira etmeye yellenmenin fecaati hakkında Nur Sûresi'nde yirmi kadar ayet indirmiş olmaktadır. Sonra Cenab-ı Allah, insanlara zina iftirasında bulunan ve onların aleyhinde isbatlayıcı beyyineler getire-meyerek ırzlarını, namuslarını lekeleyen suçluların cezaları­nı, bu ayetlerde şöyle açıklamıştır:

1) Kendilerine seksen deynek vurulacak.

2) Şahidlikleri ebediyyen kabul edilmeyecek.

3) Kasıklardan, suçlulardan ve büyük günah sahiblerin-den sayılacaklardır.

4) Allah katında yalancılardan sayılacaklardır.

5) Dünya ve ahirette lânetli kimselerden olacaklardır.

6) Kıyamet gününde Allah tarafından kendileri için

saklanıp bekletilmekte olan azaba çarptırılacaklardır.

7) Daha fazla rezil ve rüsvay olsunlar diye organları, kendilerinin aleyhinde şahidlik yapacak olan şahidlerin ba­şında gelecektir.

8)Yaptıklarının karşılığını Cenab-ı Allah, onlara çek­tirecektir. Amellerine göre cehennem ateşinde hakkettikleri kadar azabı onlara taddiracaktır.

Zina iftirasında bulunmanın en büyük günahlardan biri olduğu hususunda İcmâ-ı Ümmet vardır.

Kazf haddi, Kîtab, Sünnet ve İcmâ-ı Ümmetle sabittir.[141]

Bu konuda, "Kitabu'i-İcmâ"dâ şunlar beyan edilir:

"Bir hristiyan, hür bir müslümana kazifte ( zina isna­dında) bulunursa, müslüman, müslümana kazifte bulunduğu zaman nasıl bir ceza veriliyorsa ona, aynı şekilde ceza veri­lir.

Bir kimse, babasına, dedesine, dede veya ninelerinden birisine zina iftirasında bulunursa, ona had cezası gerekir.

Zina iftirasına uğrayan kimse, kendisinde kazifte bulu­nan şahsa gerekli had cezasının uygulanmasını isteyebilir. [142]Daru'I-İslâm vatandaşları olan gayr-ı müslim zimmîlerin de nesil emniyetleri, İslâm Devleti tarafından korunmaya alınmıştır... İslâm Devleti'nin üstünlüğünü kabul e-dip Daru'l-İslâm'da ikamet eden gayr-ı müslim zimmîlerin içinden biri çıkıp nesil emniyetini tehlikeye düşüren zina su­çunu işlerse, ona gerekli ceza verilir... Böylece izzet ve şeref sahibi mü'minlerin yaşadığı iffetli ve faziletli İslâm toplu­munda nesil emniyeti çok sıkı bir şekilde koruma altına a-hnmıştır...

Abdullah b. Ömer (r.anhuma), şöyle anlatır:

Bir takım yahudîler (Medine'de) Rasulullah (s.a.s.)'e geldiler de O'na, içlerinden bir erkek ile bir kadının zina et­tiğini söylediler (ve ne hükmedersin?, dediler).

Rasulullah (s.a.s.), onlara:

"Sizler, recm hükmü hakkında Tevrat'ta ne buluyorsu­nuz?" diye sordu. Onlar:

Biz, zina edenleri teşhir ederiz. Bunlar, deynekle de döğülürler, dediler.

Abdullah İbn Selâm, bunlara:

Yalan söylediniz! Tevrat'ta recm ayeti vardır, dedi.

Bunun üzerine Tevrat'ı getirdiler ve Kitabı açtılar. Ya­hudilerden birisi (Abdullah İbn Surya) elini recm ayeti üzerine koydu da, ondan Önceki ve sonraki ayetleri okumaya başladı.

Abdullah İbn Selâm, ona: -Elini kaldır!, dedi.

O da, elini kaldırınca recm ayeti görülüverdi. Yahudiler:

Ya Muhammed, Abdullah İbn Selâm doğru söylemiş­tir: Tevrat'ta recm ayeti vardır, dediler.

Akabinde subût üzerine Rasulullah, bunların recm olunmalarına hüküm ve emretti.

Abdullah İbn Ömer:

Ben, o yahudî erkeğini, taşlardan kadını korumak için kadının üzerine kapanıyor hâlde gördüm, demiştir.[143]

Nesil emniyetine karşı işlenen suç, suçların en korkun­cu ve günahların en büyüklerinden olduğunu bir kez daha hatırlatıp bu konuda Rabbimiz Allah'ın şu emirlerini unut­mamalıyız:

"İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir. Oysa o, azılı bir düşmandır.

O, iş başına geçti mi yeryüzünde fesad çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, fesadı (bozgun­culuğu ve kışkırtıcılığı) sevmez.

Ona, 'Allah'dan kork' denildiği zaman onu, büyüklük gururu günaha sürükleyerek alıp kuşatır. Böylesine cehen­nem yeter, ne kötü bir yataktır o.[144]

"Demek iş başına gelip yönetimi ele alırsanız hemen, yeryüzünde fesad (bozgunculuk) çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparıp parçalayacaksınız öyle mi?

İşte bunlar, Allah onları lanetlemiş, böylece (kulakları­nı) sağirlaştırmış ve basiret (göz)lerini de kör etmiştir. [145]

"Allah'a ibadet edin ve O'na hiç bir şeyi ortak koşma­yın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, ya­kın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle dav­ranın. Çünkü Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. [146]

Helal malın ve temiz neslin düşmanlarına karşı çok u-yanık ve tedbirli olmak lazımdır... Bu düşmanlar, fırsatı bul­dukları anda nesli ve helâl malı yok etmeye ve bozmaya başlarlar... Temiz nesli ve helâl malı ifsad etmek, onlar için mü'mîn müslümanlara vurulacak en büyük darbe olarak gö­rüldüğünden, bu ihaneti yapmaktan çekinmezler...

Dikkat! Yeryüzünün iktidarı bu hainlere verilmemeli, eğer iktidarda iseler, egemenliğin onlardan alınıp gerçek sa­hibi olan Allah'a verilmelidir... Yani Allah'ın dinine yardım edilmeli, mahkum edilen İslâm, hakim konumuna getirilme­lidir...

Rabbimiz Allah, şöyle buyurur:

"Ey iman edenler, eğer siz Allah'a (Allah adına İslâm'a ve müsîümanlara) yardım ederseniz, O da, size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır.[147]

Allah, kendi (dini)ne yardım edenlere, kesin olarak yardım eder. Şübhesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır. [148] Dünyanın maddî iktidarını elinde tutan süper müşrik egemen güçler, nesli ve malı ifsad etmeye devam ediyorlar... Onlar ve işgal altında bulunan İslâm topraklarındaki yerli u-şaklan, mü'min müslümanlarm mallarını sömiirüyor, elle­rinden alıyor, alın terlerini kadehlerde içiyorlar... Ayrıca şirk ve küfür Kültürüyle genç nesli, kendilerine yabancı, özlerin­den kopmuş, köksüz ve ahlâksız hâle getirmeye çalışıyor­lar... Muvahhid mü'min müslümanlar bu, İslâm, nesil ve mal düşmanları olan yerli ve yabancı tağutlan yok etmek için ci­hada kuşanmalarıdırlar... Bu, muvahhid müzminlerin üzerle­rine farz-ı ayn olmuştur...

Nesil emniyeti için meşru, yani Şeriata uygun ve helâl yol olan evlilik, her zaman ve her mekanda tavsiye olun­muştur... Muvahhid mü'min müslümanlar, helâl yoldan eşle­riyle bir araya gelmeleri kendileri için sevab olduğunu bildi­ren önderimiz Rasulullah (s.a.s.), neslin korunması için ge­reken yolu göstermiştir.

Ebu Zerr (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.)'in Ashabından bazı zevat, Muham-med (s.a.s.)'e:

Ya Rasuluîlah, servet sahihleri sevablan alıp gittiler. (Zira) bizim kıldığımız namazı kılıyorlar, bizim gibi oruç tutuyorlar. (Fakat) onlar mallarının fazlalarını tasadduk edi­yorlar, demişler.

Rasulullah (s.a.s.):

"Size Allah, tasadduk edecek bir şey vermemiş mi? Her teşbih mukabilinde bir sadaka, her tekbir bir sadaka, her tahmid bir sadaka, her tehlil bir sadaka, emr-i bi'1-ma'ruf sadaka, kötülükten nehy sadakadır. Birinizin cinsî münase­betinde bile sadaka vardır." buyurmuşlar.

Ashab;

Ya Rasulullah, birimiz şehvetini kaza eder de, onda da ecir mi olur?, diye sordular.

Rasulullah (s.a.s.):

"Ne dersiniz, o kimse, şehvetini haramla tatmin ederse, ona günah olur mu? İşte bunun gibi helâlde tatmin ettiği za­man da sevab olur." buyurmuşlar.[149]

Ebu Hüreyre (r.a.)'m rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:

"Yedi sınıf insan vardır ki, Allah, kendi gölgesinden başka hiç bir gölge bulunmayan kıyamet gününde bunları, kendi Arş'in gölgesinde gölgelendirir:

Adil imam (yani devlet başkanı).

Allah'a ibadet ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç.

Gönlü mescidlere sevgiyle bağlanmış olan namazlı kimse.

Allah için birbirini seven ve bu sevgi ile birleşip, bu sevgi ile ayrılan iki kişi.

İçtimaî mevkî sahibi ve güzelliği olan bir kadın tarafın­dan çağrılıp da kadınlığı kendisine arzettiğinde: 'Ben, Allah'dan korkarım' cevabıyla karşılık veren er kişi.

Sağ elinin verdiği sadakayı, sol eli duymayacak derece­de gizli sadaka veren zengin kişi.

İnsanlardan tenha (yalnız) olarak Allah'ı anıp gözleri yaş döken takvalı kişi. [150]

 

Yalnız Allah'ın rızası ve Allah'dan korktuğu için ha­ramlardan   kaçman,   helâller   ile   amel   eden   muvahhid mü'minler, Allah'ın dostluğunu kazanmış, evliyaullah'dan olmuştur... Allah'ın veli kullarından olan bu değerli şahsi­yete sahib, izzet ve şeref sahibi mü'min müslümanlarm isti­kamet üzere olmaları en büyük keramet olduğu bilinen ger­çeklerdendir... Keramet, katıksız iman ve salih amel sahi­biyle beraberdir.,. Tağutu tamamıyla reddedip Allah'a katık­sız iman edenler, Allah'ın veli kullarıdır...

İbn Ömer (r.a.)'ın rivayetı'yle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:

"Üç kişi sefere çıktılar. Yürürlerken yağmura tutuldular ve dağda bir mağaraya girdiler. Bunlar, orada iken bir taş düşüp mağaranın kapısının üzerine kapadı.

Bunlar, birbirilerine:

Hayatımızda işlediğimiz en hayırlı işi söyleyerek Al­lah'a dua ediniz (belki Allah, kapıyı açar), dediler.

Bunlardan bir diğeri şöyle dedi;

Ya Allah, Sen, yaidnen bilirsin ki, ben, amcamın kızla­rından birini bir erkeğin, kadınları sevmesinin en hararetli-siyle severdim. Ben, ona sevgi açıkladıkça o, bana:

Sen, bu kıza yüz dinar vermedikçe, bu kızdan bir şeye nail olmazsın, derdi.

Ben, bu parayı kazanmak için çalıştım. Nihayet parayı biriktirip amucamm kızına getirdim. Emele nail olmak için hiç bir mani' kalmayıp, onun iki ayağı arasına oturduğumda kız, bana:

Allah'dan  kork!   Yaratıcı  kudretin  koyduğu  mührü

bozma. O bekaret mührü, yalnız hak yoluyla nikâhla açılır, dedi.

Ben, bu söz akabinde kalktım ve kızı bıraktım. Ey Rabbim, Sen, çok iyi bilirsin ki, ben, kızdan çekil­memi Senin rızanı kazanmak için yaptım. Binaenaleyh biz­den bu kayayı aç!, dedi.

Kapı, onlardan üçte iki miktarınca açıldı.[151]

Irzını temiz tutmak ve namus konusunda başkaların ır­zını, kendi ırzı gibi korumak, istikamet üzre olan muvahhid mü'minlerin vasıfîarmdandır...

İslâm Dini'nin kaîblere, beyinlere, ruhlara, bedenlere, devlete, ülkeye ve tüm kurum ve kuruluşlara hakim olduğu Daru'l-İslâm'da, yani İslâm ülkesinde yaşayan izzet ve şeref sahibi faziletli muvahhid mü'minlerden oluşmuş İslâm top­lumunda durum bundan ibrettir... Bu, böyledir!..

Bu gün ise, İslâm toprakları, müstevli müşrikler, zalim kâfirler ve sömürücü egemen tağutlar tarafından işgal edil­miş, İslâm devre dışı bırakılmış, mü'min müslümanlar mah­kum edilmiştir... İslâm topraklarını işgal eden müşrik ve mürted egemen tağutlar, egemen oldukları bölgelerde Al­lah'ın ve Rasulullah (s.a.s.)'in haram kıldıklarını, helâlleş-tirmiş, helâl kıldıklarını da haramİaştırmışlardır. Yani Allah ve Rasulü (s.a.s.)'in yasakladıklarını serbest bırakmış, ser­best kıldıklarını da, yasaklamışlardır...

Nesil emniyetini ortadan kaldıran zinanın her türlüsü serbest bırakıldığı gibi, zinâhânelerin ve zinâkârların her türlü emniyeti, egemen gayr-ı İslâmî düzenin emniyet güçle­rince sağlanmıştır... Zinaya her türlü teşvik yollan serbest bı­rakılmış, hatta egemen tağutlar tarafından vatandaşlar teşvik de edilmiştir... Zina yapmak ve zina evleri açmak kanunlaştı-nlmış, bu konuda ilkeler belirlenip tüzükler hazırlanmıştır... Nesli perişan eden zina fiili,bir kazanç yolu kabul edilmiş, genelev patronları memleketin vergi rekortmeni ilân edil­miştir... Bu çirkin ve korkunç yola düşürülen memleketin kız ve kadınları, genelevlerde, randevu evlerinde, barlarda, pav­yonlarda, klüplerde, kumarhanelerde, diskolar ve plajlarda vergilendirilmiş belli para karşılığı isteyenlere satışa sunul­muştur... Genelevler ve genel kadınlar yasal bir şekilde ser­best bırakılmıştır..[152]

Her türlü zinanın serbest bırakıldığı işgal altındaki İs­lâm topraklarında egemen olan gayr~ı İslâmî güçler, zina ve zinâkârları koruma altına alıp onlar için tüzükler hazırlamışlardır. [153] Böylece, nesil emniyetine en büyük ihanet edilmiş ve en korkunç darbe indirilmiştir...

Allah'ın ve Rasulü (s.a.s.)'in hükümlerini yürürlükten kaldıran, onun yerine heva ve heveslerinden kaynaklanan kanunları icra edenler, İslâm topraklarına egemen olmuş ve fitnenin  kaynağı   hâline  gelmişlerdir...   Allah   ve   Rasulü (s.a.s.)'e karşı baş kaldıran, isyan eden, İslâm'ın hükümlerini beğenmeyip bir yana bırakanlar, kendileriyle beraber, mah-kumlaştirdıkian müstaz'af mü'min müslümanlan da ateşe sürüklüyor, uçurumun kenarına doğru çekip götürüyorlar... Rabbimiz Allah (Azze ve Celle), şöyle buyurur: "O yüzükoyun cehenneme doğru sürülüptoplanacak olanlar, işte onlar, yer bakımından çok kötü, yol bakımından da sapık olanlardır.[154]

Azabı görecekleri zaman, kim yol bakımından da­ha sapıkmış, onlar öğreneceklerdir.

Kendi istek ve tutkularını (nevasını) ilâh edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?

Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir, ya da akimi kul­lanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler, hayır, onlar, yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı)dırlar, [155]

İşgal edilmiş İslâm topraklarında egemen olan tağutlar, Rabbimiz Allah'ın ayetlerinde beyan buyurduğu tiplerin ay­nısının tıpkısıdir!.. Bunların, Allah'a ve O'nun nizâmı olan İslâm'a karşı sergiledikleri red ve isyan tavrının yüzünden İslâm topraklan kan gölü hâline gelmiştir... Her yerde katle­dilen müslümanlann oluk oluk akan kanları, İslâm toprakla­rını kan gölü hâline getirmiştir... Yine onların, şirk, küfür ve 1 irtidadlarmın gereği olarak işgal altındaki İslâm toprakları fitnenin kaynağı hâline gelmiştir!..

Bu fısk, fticûr ve zulüm ile hakim olanların ihaneti yü­zünden her tarafta ahlâksızlık alabildiğine çoğalmış, din, can, akıl, nesil ve mal emniyeti yitirilmiştir... Eğer bu kötü ve korkunç gidişata "dur" denilmezse, kurunun yanında ya­şın yandığı gibi, kötünün yanında iyinin de helak olması gündeme gelecektir...

Mü'minlerin annesi Zeyneb bint Cahş (r.anha) şöyle anlatır:

RasuluIIah (s.a.s.), bir kerresinde telaşla Zeyneb'in ya­nına girmiş ve:

"Lâ ilahe illallah, vuku'u yaklaşan bir şerrden, büyük bir fitneden dolayı vay Arab'ın hâline! Bugün Ye'cüc ve Me'cuc'un şeddinde şunun gibi bir delik açıldı." buyurup başparmağı ile onu ta'kib eden şahadet parmağını halka yapmıştır.

Bunun üzerine Zeyneb bint Cahş:

Ya RasuluIIah, içimizde bu kadar salih kimseler varken biz, helak olur muyuz?

Rasuluflah:

"Evet, ahlâksızlık ve masiyet çoğaldığı zaman (helak olursunuz).[156]

İslâm topraklarını işgal eden ve İslâm'ı yürürlükten kaldırıp müslümanları mahkumlaştıran müstekbir tağutlarm isyanı ve zulmü her gün biraz daha artan, zinanın sanat, eş­cinsellerin sanat güneşi olarak kabul edilen, her türlü içkinin üretimi için bakanlık kurulan ve kumarın millîleştiriidiği bir ülkenin hâli ne olacak? Sorusuna çok ciddî cevablar bulun­malıdır!..

İbn Ömer (r.a.)'m rivayetiyle RasuluIIah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Allah, bir kavme azab indirince, o kavim içimde bulu­nan (iyi-kötü) her ferde azab isabet der. Sonra (Kıyamet gününde) herkes kendi amellerine göre diriltilir. [157]

Bu konuda Abdullah İbn Abbas (r.a.)'m şu çok değerli ve ciddî tesbitim de kaydederek cümlelerimizi şimdilik; noktalayalım!...

Şöyle buyurur Abdullah îbn Abbas (r.a.): -Ganimete hıyanet edip de kalblerine korku düşmeyen bir toplum yoktur. Zina yaygınlaştığı hâlde ölümlerin artma­dığı, ölçü ve tartıyı eksik yaptıkları hâlde rızıkları kesilme­yen, haksız kararlar verildiği hâlde, kan dâvaları artmayan ve sözlerinde durmadıkları hâlde Allah'ın kendilerine düşman­larını musallat etmediği bir topluluk yoktur.[158]

Ve ayetinde Rabbimiz Allah (Azze ve Celle), şöyle buyurdu.

"Ve sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup sakının. Bilin ki, gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. [159]

 

 



[1] Hacc, 22/5.

[2] Secde. 32/7-8-9.

[3] Bkz.- Zariyât, 51/56.

[4] Bkz.- Bakara, 2/256, Nisa, 4/60, Nah!, 16/36.

[5] Andolsıın Biz, zikir (Levh-i Mahfuz veya Tevrat)den sonra Zebur'da da: 'Hiç şübhesiz, Arz'a salih kullarım varis olacaktır, diye yazdık." Enbiya, 21/105 ve bkz. Kas.a.s., 28/5-6.

[6] En 'âm, 6/165.

[7] Gerçejt şu ki, İnsanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hîn) gelip geçti.

Hiç şübhesiz, Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu de­nemekteyiz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.

Biz, ona yolu gösterdik (artık o) ya şükredici olur, ya da nankör.'" İnsan. 76/J-2-3.

[8] Nisa, 4/1. Zümer, 39/6.

[9] Bkz. Hucurât, 49/13.

[10] Bkz. A'râf, 7/172-173.

[11] Nahl, 16/72

[12] Rum, 30/21, Şûra 42/11.

[13] Bkz. Nahl, 16/36, Bakara, 2/256.

[14] Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekleyicisinin Onları, ka­ranlıklardan nura çıkarır, küfredenlerin velisi ise tağuttur. Onları da, nurdan karanlıklara çıkarırlar. îşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda sürekli olarak kala­caklardır." Bakara,2/257.

"İman edenler, Allah yolurtda savaşırlar, küfredenler de tağutun yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şübhesiz, şeytanın hileli düzeni pek zayıftır." Nisa. 4/76.

[15] Aralarında hükmetmesi için, Allah'a ve Rasuiü'ne çağrıldıkları zaman mü'min olanların sözü: 'İşittik ve itaat ettik' demeleridir. İşte felaha kavu­şanlar bunlardır.

Kİm Allah'a ve Rasuiü'ne itaat ederse ve Allah'dan korkup ondan sakı­nırsa, işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bun!ardır." Nur, 24/51 -52.

[16] Nisa, 4/34.

[17] ÂI-i İmrân, 3/38.

[18] Bakara, 2/127-131.

[19] Furkan, 25/63-76.

[20] Burada, şu ayetleri hatırlatalım:

"Hani Rabbin. Âdemoğuüannm sırtlarından zürriyetîerirn almış ve onları kendi nefislerine şahid kılmıştı: 'Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?' (demişti de) Onlar: 'Evet, (Rabbimizsin), şahid oldbk' demişlerdi. (Bu.) kıyamet günü: 'Biz, bundan habersizdik' dememeniz içindir.

Ya da: 'Bizden önce alalarımız şirk kokmuştu, biz ise. çınlardan sonra gelme bir kuşağız, işleri batıi olanların yaptıklanndan dolayı bizi helak mı e-decekşin?' dememeniz için.

İşte Biz. ayetleri böyle birer birer açıklarız, umulur ki, dönerler.'' A'râf. 7/172-173-174.

[21] Bu vesile ile şu ayetleri de hatırlatalım: "Elif-Lârri-Mîm'.

Bu, kendisinden şübhe olmayan, müttakilcr İçin kılavuz olan bir Kiusb'tır.

Ki onla., gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine nzik olarak verdiklerimizden infak ederler.                                                  

Ve (yine) onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgi ile inanırlar.

İşte bunlar, Rabblerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de bunlardır.'' Bakara, 2/1-5.

[22] Râ'd, 13/20-24.

[23] Mü'min (Ğafir), 40/7-8-9.

[24] Fetâvâyi Hindiyye (Fetâvâyi Aieıngiriyye), çev. Mustafa Efe, Ank.T.y. C.4, Sh.249.

[25] Sahih Sahih-i Sünen-i Sünen-i Sunen-i Sünen-i Sünen-i ^Sünen

Buhârî, Kitabu'n-Nikâh, B.3, Hds.4 ve 3. Müslim, Kitabu'n-Nikâh, B. 1, Hds.3 ve 2. Ebu Davud, Kitabu'n-Nikâh, B.I, Hds.2046. Tinnîzî, Kiiabu'n-Nikâh, B.İ, Hds.1087. Neseî, Kitabu'n-Nikâh, B.3, Hds.3192-3197. İbn Mace, Kitabu'n-Nikâh, B.I, Hds-1845. Dârimî, Kitabu'n-Nikâh, B.2, Hds.2171-2172

[26] İbn Mace, Kitabu'n-Nikâh, B.İ, Hds.1846.

[27] Sahih-i Buhârî, Kitabu'n-Nikâh, B.İ, Hds.l. Sahih-i Müslim, Kitabu'n-Nikâh, B.İ, Hds.5. Sünen-i Neseî, Kitabu'n-Nikâh, B.4, Hds.3203.

Net: Rasulullah (s.a.5.)!in evİerine giden üç Sahabînin, Ali b. Ebi Talib: Abdullah b. Amr b, el-Âs, Osman b. Mcz'un (r.anhuma) olduğu beyan edilir.

[28] Sahih-i Buhârî, Kitabtf'I-Edeb, B.72, Hds.126. Sahih-i Müslim, Kitabıı'l-Fedail, B.35, Hds.127-128. Not: Hds.l28'de şu ziyade kayıtlıdır

"Bu, Rasululiah (s.a.s.)'hı kulağına geldi ve kızdı. O derece ki, gadab yü­zünden belli oldu. Sonra şöyle buyurdu:

[29] Sünen-i Dârimî, Kitabu'n-Nikâh, B.3, Hds.2I75. Sünen-i Kitabu Salaru't-Tatavvu, B.27, Hds.1369

[30] Sahih-i Buhârî, Kitabu'n-Nikâh, B.8, Hbr.l 1-12. Sahih-i Müslim, Kitabu'n-Nikâh, B.l, Hbr.6-8. Sünen-i Neseî, Kitabu 'n-Nikâh, B.6, Hbr.3198. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'n-Nikâh, B.2, Hbr.1088-1089. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'n-Nikâh, B.2, Hbr. 1848-1849. Sünen-i Dârimî, Kitabu'n-Nikâh, B.3, Hbr.2173-2174.

[31] Sünen-i Neseî, Kitabu'n-Nikâh, B.4, Hbr.3199. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'n-Nikâh, B.2, Hbr.1098. Sünen-i Dârimî, Kitabu'n-Nikâh, B.3, Hbr.2174.

[32] Hiç şübhesiz müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü'min olan erkekler ve mü'min olan kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan ka­dınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'dan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'dan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını ko­ruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden erkekler ve (Allah'ı çokça) zikreden kadınlar, (işte) bunlar için Allah, bir bağışlama ve büyük bir ecir hazırlamıştır." Ahzab, 33/35.

[33] Bakara, 2/187.

[34] Sünen-i Ebu Davud. Kitabu'n-Nİkâh, B.3-4 arası numarasız, Hds.2050. Siinen-i Nescî, Kitabu'n-Nikâh, B.I1, Hds.3213. Sünen-i îbn Mace, Kitabırn-Nikâh. B.8, Hds.1863.

[35] Sinen-i İbn Mace, Kitabu'n-Nikâh, B.l, Hds.1847.

[36] Sahih-i Müslim, Kitabu'I-Vesaya, B.2, Hds. 14. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Ahkam, B.36, Hds.1393. Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.20, Hds.241. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'I-Vesaya, B.I4, Hds.2880. Sünen-i Neseî, Kitabu'I-Vesaya, B.8, Hds.3632.

[37] Tahrim, 66/6.

[38] Sahih-i Buhârî, Kitabu'Utk, B.19, Hds.40. -Kitabım fi'1-İstikraz, B.21, Hds.23. Sahih- Müslim, Kitabu'İ-tmare, B.5, Hds.20. Sünen-i Davud, Kitabu'I-Harac ve'1-îmare ve'l-Fey, B. 1, Hds.2928. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'i-Cİhad, B.27, Hds.1757.

[39] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Ahkam, B.8, Hds.15 ve 14. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-îmare, B.5, Hds.21-22.

[40] Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, İst. 1983, C.8, Sh.695 (5141).

[41] Hûd, 11/6.

[42] Ankebut, 29/60.

[43] Bakara, 2/102.

[44] En'âm, 6/151.

[45] İsra, 17/29-30-31.

[46] Mümtehine, 60/12.

[47] Bkz. Bakara, 2/193, Enfal, 8/39.

[48] Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikak, B.23, Hds.61. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd: B.47, Hds.2520.

[49] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.47, Hds.2521.

[50] İsra, 17/32.

[51] En'âm, 6/151, A'râf, 7/33.

[52] Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tefsir, B.121, Hds.156.

[53] Ziyau'd-Din Ahmed b. Ahmed b. Abduİlatifi'z-Zebidî, Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-İ Sarih Tercemesi ve Şerhi, Şerh: Kâmil Miras, Ank.1980, C.11, Sh.105 (Beşinci baskı).

[54] Elmalılı M.Hamdî Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, İst. T.y. (Yenda Ya­yınlan), C.4, Sh.37.

[55] Nur, 24/30-31.

[56] Ahzab, 33/59.

[57] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Adab, B.10, Hds.45. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'n-Nikâh, B.42-43, Hds.2148. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-lsti'zan ve'I Adab, B.62, Hds.2925. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-lsti'zan, B.15, Hds.2646.

[58] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'n-Nikâh, B.42-43, Hds.2149. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-lsti'zan ve'i-Adab, B.62, Hds.2926. Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.3, Hds.2712.

[59] Sahih-i Müslim, Kitabu'İ-Hacc, B.19, Hds.147. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'İ-Hacc, B.56, Hds.1905. Sünen-i îbn Mace, Kitabu'l-Menasık, B.84, Hds.3074. Sünen-i Dârimî, Kitabu'İ-Hacc, B.34. Hds.1857.

[60] Sünen-ı Tirmizî, Kitabu'1-Hacc, B.54, Hds.886.

[61] Sünen-i Tirmizî.Kitabu'l-îsti'zan ve'l-Adab,B.63, Hds.2927. Siinen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Libas, B.37, Hds.4112.

[62] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.180, Hds.5272

[63] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.180, Hbr.5273.

[64] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İsti'zan, B.l 1, Hds. 14. -Kitabu'd-Diyet, B.22, Hds.40. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Adab, B.9, Hds.40-41. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Kaseme, B.45, Hd.4830.

[65] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İsti'zan, B.I1, Hbr,!5. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Adab, B.9, Hbr.42. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'î-Edeb, B.136, Hbr.5171.

[66] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Adab, B.9, Hds.43. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.36, Hds.5172.

[67] Sahih-i Buhârî, Kitabu'd-Dİyet, B.22, Hds.41, B.Î4, Hds.26 Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Adab, B.9, Hds.44.

[68] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.136, Hds.5174.

[69] Sünen-i Tirmizî,Kitabu'l-îsti'zan ve'l-Adab,B.68, Hds.2936. Sünen-i Neseî, Kitabu'z-Zinet, B.35, Hds.5093.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu't-Tereçcül, B.7, Hds.4173. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-İsti'zan, B.18, Hds.2649.

[70] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İsti'zan, B.2, Hds.3.

Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Libas ve'z-Zine, B.32, Hds.l 14. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.13, Hds.4815. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-tsti'zan ve'1-Adab ,B.3O, Hds.2869. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-İsti'zan, B.26, Hds.2658.

[71] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İsti'zan, B.12, Hds.I6,

Sahih-i Müslim, Kitabu'I-Kader, B.5, Hds.20.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'n-Nikâh, B.42-43, Hds.2152.

Not: Konuyu pekiştirmek açısından bir benzer hadisi de buraya kaydede­lim...

Ebu Hüreyre (ra)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Âdemoğluna zinadan nasibi yazılmıştır. Buna, mutlaka erişecektir. Göz­lerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayağın zinası da yürümektir. Kalb ise, heves eder, diler. Fere bunu, ya tasdik eder, ya tekzib."

Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Kader,B.6, Hds.21.

Sünen-i Ebu davud, Kitabu'n-Nikâh, B.42-43, Hds.2153.

[72] Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zikr ve'd-Dua ve't-Tevbe, B.26, Hds.99.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Fiten, B.24, Hds.2286.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.19, Hds.4000.

[73] Sahih-i Buhârî, Kitabu'n-Nikâh, B.18, Hds.34. Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zikr, B.26, Hds.97-98. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.Î9, Hds.3998.

[74] El-Hafız Şihabu'd-Din Ahmed b. Ali İbnü Hacer el-Askalanî, Terğib ve Terhib,   çev.   Abdulvehhab   Öztürk,   İst.1982,   Sh.442,   Kitabu'n-Nikâh; Hds.675. (Taberânî ve Beybakî rivayet etmişlerdir, ravîleri sikadır.)

İmam Hafız El-Munzirî, Hadislerle İslâm - Teğib ve Terhib, çev. A.Muhtar Büytikçınar, îst.1985, C.4, Sh.197, Kitabu'n-Nikâh, Hds.16 (Tabe-ranî ve Beyhakî'den)

[75] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.19, Hds.3999.

[76] Peygamberler, müjdeciler ve uyarıcı-korkutucu olarak (gönderildi). Öyle ki, Peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir." Nisa, 4/165.

[77] Sahih-i Buhârî, Kitabu'î-Tevhid, B.20, Hds.44. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Liân, B.l, Hds. 17 ve 16. Sünen-i Dârimî, Kitabu'n-Nikâh, B.37, Hds.2233.

[78] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'n-Nikâh, B.56, Hds. 1996. Sünen-i Neseî, Kitabu'z-Zekat, B.66, Hds.2548.

[79] Sünen-i Neseî, Kitabu'z-Zekat, B.69, Hds.2552.

[80] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Hudud, B.2, Hds.l. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-îman, B.24, Hds. 100. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sünnet, B.16, Hds.4689.    , Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-lman, B.l 1, Hds.2760. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Eşribe, B.42, Hds.5626. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.3, Hds.3936. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Eşribe, B.ll, Hds.2112

[81] Sahih-i Buhârî, Kitabu'i-Hudud, B.2 (Bab başlığında)

[82] Nur, 24/2.

[83] Abdullah îbn Mes'ud (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s..), şöyle buyurdu:

"İnsanların hayırlısı, benim asnm(daki Sahabîlerim)dir. Sonra onlara ya­kın olan (tabîî)lardır. Sonra onlara yakın olanlardır (Etbau't-Tabiîn). Sonra bir takım kavimler gelir ki, onlardan her hangi birinin şehadeti, yeminin önü­ne, yemini de şehadetinin önüne geçer."

Sahih-i Buhârî, Kitabu'ş-Şehadet, B.9, Hds.17.

Sahih-i Müslim, Kitabu Fedailu's-Sahabe, B.52, Hds.211.

[84] İmam Malik, Muvatt\ Kitabu M-Hudud, Hds.12.