span style='mso-special-character:footnote'>[85] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.3, Hds.2540.
İmam Suyutî, Camiu'-Sağir Muhtasarı, Tercüme ve Şerhi, çev. İsmail
Mutlu, vdğ. İst.1996, C.l, Sh.37O, Hds.798 (1365).
[86] Sahih-i Buharı, Kitabu'd-Diyet, B.5, Hds.I7, Sahih-i
Müslim, Kitabu'I-Kaseme, B.6, Hds.25-26. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Diyet, B. 10
Hds. 1423. -Kitabu'I-Fiten, B.l, Hds.2247.
Sünen-i Neseî, Kitabu't-Tahrimu'd-Dem, B.5, Hds.4003-4006. Sünen-i Ebu
Davud, Kitabu'I-Hudud, B.l, Hds.4352-4353. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'I-Hudud,
B.l, Hds.2534 ve 2533. Sünen-i Dârimî, Kitabul'l-Hudud, B.2, Hds.23 02-23 03.
[87] Sahih-i
Buhârî, Kitabu'l-Muharibin min
Ehli'l-Küfrî ve'r-Riddeti, B.13,Hds.21.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.4427-4428.
[88] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Muharibin, B.7, Hds.14, B.14,
Hds.22. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.16. Sünen-i Neseî,
Kitabu'l-Cenaiz, B.63, Hds.1959. Sühen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.9,
Hds.2554. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.4419-4434. Sünen-i
Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.1453. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.14,
Hds.2325. İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Hudud, Hds.2.
İmam SuyuÜ, Mutevatir Hadisler, çev. Mehmet Emin Akın, Ank.1992,
Sh.İ35-136.Hds.83.
[89] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.1452.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.442O. Sünen-i tbn Mace,
Kitabu'l-Hudud, B.9, Hds.2554. SÜnen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.I3, Hds.2323.
[90] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.4428.
[91] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.22.
[92] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.6, Hbr, 4378.
[93] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.6, Hds.4377. îmam
Malik, Muvatta', Kitabu'i-Hudud, Hds.3.
[94] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.23. Sünen-i
Ebu Davud, Kitabu'l-Hudüd, B.25, Hds.4442. İmam Malik, Muvatta',
Kitabu'l-Hudud, Hds.5.
[95] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.24. Sünen-i
Neseî, Kitabu'l-Cenaiz, B.64, Hds.1958. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'i-Hudud, B.9,
Hds.1461. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.25, Hds.4440. Sünen-i İbn Mace,
Kitabu'l-Hudud, B.9, Hds.2555. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.I7, Hds.2330.
[96] Ahmed Davudoğlu, A.g.e. C.8, Sh.365 (4811)
[97] Muhsan: Akıllı, baliğ ve evli kişi;
[98] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.4435.
[99] Sahih-i Buhârî, Kitabıı'l-Muharribin, B.32, Hds.50.
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.5, Hds.25. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud,
B.7, Hds.2548. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.25, Hds.4445. Sünen-i
Timıizî, Kitabu'l-Hudud, B.8, Hds.1457. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Adabu'l-Kudat,
B.22, Hds.5375-5376 Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.I2, Hds.2322. İmam Malik,
Muvatta', Kitabu'l-Hudud, Hds.6.
[100] Sahih-i Buhâri, Kitabu'I-Muharribin, B.I6, Hbr.25.
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.4, Hbr.15. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud,
B.9, Hbr.2553. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.7, Hbr.1455-1456. Sünen-i Ebu
Davud, Kitabu'l-Hudud, B.23, Hbr.4418. Not:Sünen-i Ebu Davud'da şu kayıt da
vardır: "Allah'a yemin ederim ki, Eğer insanlar:
Ömer Allah'ın Kİtabı'na
ziyade etti, demeyecek olsalardı, bu ayeti, Kur'ân'da yazardım."
Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.16, Hbr.2327. İmam Malik, Muvatta',
Kitabu'l-Hudud, Hbr. 10.
[101] Mehmed Sofiıoğlu, Sahih-i Buhârî Tercemesi, İst.1989,
C.14, Sh.6681 (31.dipnot)
[102] Sahih-İ Müslim, Kitabu'i-Hudud, B.3, Hds.12-13-14.
Sünen-i Efau Davud, Kitabu'l-Hudud, B.23, hds.4415'. Sünen-i Tirmizî,
KitabıTl-Hudud, B.8, Hds.1460. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.7, Hds.2550.
[103] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Muharribin, B.6, Hbr.l 3.
[104] Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Hudud, B.16, Hds.2328.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.9, Hbr.2553 (İmam Ömer, (ra)'ın beyan
buyurduğu recm ayeti)
İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Hudud, Hbr.10 (Recm ayeti)
[105] Sünen-i tbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B. 1 l,Hds.2559.
[106] Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Talak, B.35, Hds.59. Sahih-i
Müslim, Kitabu'L-Liân, B.l, Hds.13. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.l I,
Hds.2560. Sünen-i Neseî, Kitabu't-Talak, B.39, Hds.3453-3454.
[107] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.l8, Hds.2574.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.34, Hds.4472-4473.
[108] Ebu Bekir Muhammed b. ibrahim b. El-Munzir,
Kitabu'1-îcmâ', çev. Doç. Dr. Abdulkadir Şener, Ank. 1983, Sh.79-80.
[109] Bu felaketin boyutunu biraz daha iyi kavramaya
yardımcı olacak bir hadisi de buraya kaydedelim.
Ebu Hüreyre (ra)'dan.
Rastıhillah (s.a.s.),
şöyle buyurdu:
"Bir kul, zina
ederken iman ondan ayrılır ve gölgelik gibi başının üstünde bulunur. O işten
çıktığı vakit iman, kendisine avdet eder (geri döner)."
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'f-İman. B.l I Hds.2760.
[110] Buhârî, Hudud, B.2, Hds.l
[111] İsra, 17/32
[112] Abdurrahman Cezîrî, Dört Mezhebe Göre İslâm Fıkhı,
çev. Mehmet Keskin, İst. 1990, C.7, Sh.293 9-2942,
[113] Müslim, Birr, B.32, Hds.112-116
[114] Nur, 24/2
[115] Abdurrahman Cezîrî, A.g.e. C.7, Sh.295O-2954.
[116] A'râf, 7/81-82.
[117] Şuara, 26/165-166.
[118] A'râf, 7/82.
[119] Andolsun, Bİz her ümmete: 'Allah'a kulluk edin ve
tağuttan kaçının (diye tebliğ etmesi için) bir peygamber gönderdik. Böylelikle,
onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine de sapıklık hak
oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu
görün." NahI, 16/36.
[120] Şuarâ, 26/167
[121] Bkz. Bakara, 2/193, Enfâl, 8/39.
[122] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.12, Hds.2563.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.1484.
[123] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'r-Rada, B. 12, Hds. 1175.
[124] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.12, Hds.2561.
Siinen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.24, Hds.1483. Sünen-i Ebu Davud,
Kitabu'l-Hudud, B.29.Hds.4462.
[125] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud, B.12, Hds.2562.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.29, Hds.4463.
[126] A'râf, 7/80
[127] Abdurrahman Cezîrî, A,g.e. C.7, Sh.3062-3063, ve
devamında Ehl-ı Sünneti'nİiı dört meşhur mezhebinin bu konudaki görüşleri beyan
edilir. Geniş bilgi için eserin malûm cilt ve sahifelerine bakınız...
[128] Müsned, 1/217
[129] Abdurrahman Cezfrî, A.g.e C.7, Sh.3070-3073.
[130] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'I-Hudud, B.22, Hds.1480.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'I-Hudud, B.7, Hds.4379.
[131] Nur, 24/3.
[132] Nur, 24/26.
[133] Nur, 24/19.
[134] Nur, 24/4-5.
[135] Nur, 24/23-24-25.
[136] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Vesaya, B.24, Hds.29. Sahih-i
Müslim, Kitabu'I-İman, B.38, Hds.145. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Vesaya, B.10,
Hds.2874. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Vesaya, B.12, Hds.3654.
[137] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.35, Hbr.4474.
Sünen-i TirmiZÎ, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B.25, Hbr.3393. Sünen-i İbn Mace,
Kitabu'l-Hudud, B.15, Hbr.2567.
[138] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Hudud, B.35, Hbr.4475.
[139] Hucurât, 49/12.
[140] Nur, 24/15
[141] Abdurrahman Cezirî, A.g.e. C.7, Sh.3160-3162.
[142] Ebu Bekir Muhammed b. İbrahim b. El-Munzir, A.g.e.
Sh.80.
[143] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Menâkıb, B.26, Hds.136.
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hudud, B.6, Hds.26-28. Siinen-i Ebu Davud,
Kitabu'l-Hudud, B.26, Hds.4446. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.IO,
Hbr.1462-1463.
[144] Bakara, 2/204-205-206.
[145] Muhammed (Kıtal), 47/22-23.
[146] Nisa, 4/36, Bakara, 2/83.
[147] Muhammed, 47/7
[148] Hacc, 22/40.
[149] Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.16, Hds.53,
[150] Sahih-i Buhâri, Kitabu'z-Zekat, B.17, Hds.27. Sahih-i
Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.30, Hds.90.
Sünen-i Neseî, Kitabu
Adabu'I-Kudat, B.I, Hds.5345. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.4I, Hds.2500.
İmam Malik, Muvatta', Kitabu'ş-Şa'r, Hds.14.
[151] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Buyu, B.98, Hds.158.
Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zikr ve'd-Dua ve't-Tevbe, B.27, Hds. 100.
[152] Lâik-Demokratik ve gayr-ı İslâmî, Türkiye Cumhuriyeti
Devletinde de, bu olay yasal bir şeküde gündemdedir. Bkz. Yargıtay, 5.C.D. 11
Şubat 1948, Esas No:298, Karar No:422. (Naklen: Melâhat Aktaş, İslâm Toplumunda
ve Çağımızda Kadın, Ank.1997, Sh.19 ve 176.)
[153] Lâİk-Demokratik ve gayr-ı İslâmî, Türkiye Cumhuriyeti
Devletinde de, zİnâ ve zinâkârlar yasallaştırılmış ve bu konuda Lâik devletçe
bir tüzük hazırlanıp yürürlüğe konulmuştur:
"XVII-GeneI
kadınlar ve Genelevlerin Tabi olacakları hükümler ve Fuhuş Yüzünden Bulaşan
Zührevî Hastalıklara Mücadele Tüzüğü ve Uygulaması:
"5/984 sayılı
Bakanlar kurulu ile yürürlüğe konulan" genel kadınlar ve genelevlerin tabi
olacakları hükümler ve fuhuş yüzünden bulaşan zührevî hastalıklarla Mücadele
Tüzüğüne göre;
1- Tarifler
Genel Kadın;
başkalarının cinsî zevkini menfaat karşılığı tatmin etmeyi sanat edinen ve
bunun için değişik erkeklerle münasebette bulunan kadına denir,
Genel Evler; Genel
kadınların bir arada oturarak fuhuş yaptıkları veya bu maksat için
toplandıkları yerlere denir.
Birleşme yeri; fuhuş
maksadı ile muhtelif kimselere kısa müddetler için a-çık bulundurulan kapalı
yerlere denir.
2- Genel Karınların
Tescil Şartlan; Genel Kadın olarak tescili için komisyon karan olması gerekir.
Komisyon kararı olmadan aşağıdaki şartların mevcut olup olmadığını araştırır.
Şartlara;
Ben de, kadınlardan
ayrı yaşayacağım, hiç evlenmeyeceğim, dedi.
Onlar, bu sözleri
söylerken Rasuiullah (s.a.s.), onların yanlarına çıkageldi de:
Sizler, şöyle şöyle
söyleyen kimselersiniz. Dikkat e-din! Allah'a yemin ederim ki, ben, sizin
AUah'dan en çok korkanınız ve en takvalı olanınız bulunuyorum. Bununla beraber
ben, oruç tutarım, oruçsuz bulunurum, nafile namaz kılarım, (gecenin bir
kısmında) uyurum; kadınlarla da evlenirim. (İşte benim Sünnetim, hayat yolum
budur.) Her kim benim Sünnetimden (hayat yolumdan) yüz çevirirse o, benden
değildir.[27]
Mü'minlerin annesi
Aişe (r.anha)'dan.
Rasulullah (s.a.s.),
bir şey yapmış da, o hususta insanlara ruhsat vermişti. Bir topluluk, o işten
çekindi ve ona yanaşmadılar. Onların bu çekingenliği, Rasulullah'a ulaşınca,
hemen hutbeye çıkıp Allah'a hamdetti, sonra:
"Bir takım
cemaatlere ne oluyor ki, benim yapmış olduğum işten çekiniyorlar? Allah'a
yemin ederim ki, ben Allah'ı, onların, en bileniyimdir ve Allah'a saygısı en
şiddetli olaniarryımdır." buyurdu. [28]
Sa'd b. Ebi Vakkas
(r.a.), şöyle anlatır:
Kadınları terk edip
(onlardan uzak yaşayan) kimselerden olan Osman b. Maz'un'un işi ortaya
çıktığında Ra-sulullah (s.a.s.), Ona (haber) gönderip (çağırttı. Gelince) de
şöyle buyurdu:
"Osman, şübhe yok
ki ben, ruhbanlıkla emrolunmadım. Sen, benim Sünnetimi terk mi ettin?"
(Osman:)
Hayır, ya Rasulullah,
cevabını verdi.
(O zaman Rasulullah,
s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Şübhe yok ki,
namaz kılmam, uyumam, oruç tutmam, yemek yemem, evlenmem, boşamam benim
Sünnetimdir. Artık kim benim Sünnetimi terk ederse, benden değildir.
Osman, muhakkak ki,
üzerinde ailenin hakkı vardır, ü-zerinde nefsinin hakkı vardır.[29]
Sa'd b. Ebi Vakkas
(r.a.), şunu da nakleder:
Rasulullah (s.a.s.),
Osman b. Mez'un'un kadınlardan kesilip evlenmekten çekinmesini reddetti. Eğer
Rasulullah, O'nun kadınlardan kesilip çekinmesine izin verseydi (biz, daha
ileri giderek) muhakkak hadımlaşırdık. [30]
Mü'minlerin annesi
Aişe (r.anha),şöyle beyan eder:
Rasulullah (s.a.s.),
tebettüiü (evlenmeyip kadınlardan , uzak yaşamayı) nehyetti (yasakladı), [31]
Meşru şartlarda, yani
İslâm'a uygun evliliğin teşviki ve evlenmemekten alıkonulma, yalnız erkekler
için geçerli değil kadınlar için de geçerlidir... Çünkü mükellef olma bakımından
erkek ve kadın arasında hiç bir fark yoktur... Mü'rnin müslüman erkek salih
amel konusunda neye muha-tab ise, mü'min müslüman kadın da ona muhatabdır ve
her ikisi de aynı şeyden mes'uldürler. [32]
Elbette kadının, kadınlık özelliğinden dolayı ibadet konusunda bazı şartlarda
değişmeler malumdur... Yalnız evlenmek konusunda erkek için olan, kadın için
de geçerlidir... Çünkü ayet-i kerime'de de buyrulduğu gibi, mü'min erkek,
mü'min kadın için bir örtü olduğu gibi, mü'min kadında, mü'min erkek için bir
örtüdür... Dolayısıyla her ikisi de, birbirilerinin tamamlayıcısı ve
koruyucusudurlar... Birbirlerinin lazımı ve muhtaçlarıdırlar...
Şöyle buyurur Rabbimiz
Allah Teâlâ (c.c):
"Oruç gecesinde
kadınlarınıza yaklaşmak, size helâl kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de
onlara örtüsünüz.[33]
İslâmî şartlarda
evlenmenin gayesi, sadece şehevî ve duygusal olarak teskin olmak değildir...
Evlilik sonucu yeni neslin türemesi ve onların Müslümanca yaşamalarına vesile
olmak, yani İslâmî bir ortamda Ümmetin vasıflarını üzerinde taşıyan ve ümmeti
temsil eden ferdlerin oluşmasını sağlamak, evlenmenin en önemii gayesidir...
Bu yüce gayeye hizmet etmek için evlenilir... Elbette bu hareket ile de, tabiî
ve şehevî duygular teskin olur ve karşı cinse karşı olan arzu tatmin edilmiş
bir hâle gelir... fakat es.a.s. gaye, Ümmetin olgun şahsiyetlerini
yetiştirmektir... Bu nesil, Öyle yetişmeli ve pişmelidir ki, Allah'a ve Rasulü
(s.a.s.) kendilerinden razı olsun... Diğer ümmetlere karşı Rasulullah
(s.a.s.)'in övüneceği ümmet, bu olgun şahsiyetlerden oluşsun...
Ma'kil b. Yesar (r.a.)
anlatıyor:
Bir adam, RasuiuHah
(s.a.s.)re gelerek:
Ben, güzel ve soylu
bir kadın buldum, yalnız çocuk doğurmuyor, onunla evlenebilir miyim? diye
sordu.
Rasul-i Ekrem de:
"Hayar" diye
cevab verdi.
Sonra kendisine (o
adam) ikinci defa geldi, onu (bundan yine) men'etti. Üçüncü defa geldi. Bunun
üzerine:
"(Kocalarını) çok
seven, çok doğuran kadm(lar)fa evleniniz. Çünkü ben (kıyamet gününde) sizlerin
çokluğuyla diğer ümmetler(in Peygamberlerime karşı iftihar edeceğim."
buyurdu.[34]
(Abdullah) İbn Abbas
(r.a.)'ın rivayetiyle yegâne Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:
"Birbirini
sevenler için nikâh kadar sevgiyi artırıcı hiç bir şey görmedik veya görülmedi. [35]
İslâmî şartlarına
dikkat edilerek, meşru ve helâl yoldan evlenen muvahhid rnü'min erkek ve
kadının, Allah'ın izni üe sahiblenecekieri çocuklarını Allah ve Rasulü
(s.a.s.)'in hükmüne göre yetiştirmesi, oniarin vefatlarından sonra da kendisi
için sevab olur... Geriye bıraktıkları mü'min ve salih çocukları, onların amel
defterlerinin kapanmamasına vesile olur ve kendilerine devamlı sevab yazılır...
Rasuluiiah (s.a.s.)'in kendileriyle iftihar edeceği ümmetin bir ferdi ol-maya
hak kazanan anne ve baba, yine aynı vasıftaki çocuklan yetiştirmeleri kadar
sevab bir şey olmaması gerekir... Çünkü evlenmekteki gaye budur... Allah'a
gerçekten kul ve Rasulullah (s.a.s.)'in iftihar edeceği ümmedden bir ferd olmak,
yaratılışın ve varlığın gayesidir...
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın
rivayetiyle mü'minlerin önderi Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:
"İnsan öldüğü
vakit bütün amelleri ondan kesilir. Yalnız şu üç şey kesilmez:
Sadaka-ı câriye
Faydalanılan İlim
Kendisine dua eden
salih eviad.[36]
Ölümden sonra da amel
defterinin açık kalmasına ve sevab yazılmasına vesile olan muvahhid, mü'min ve
mütakki salih evladın olması için nesil emniyetinin sağlanması gerekir..-.
Hangi zaman ve hangi mekânda olursa olsun bu vazife, ertelenemeyen, anın vacibi
olan bir vazifedir... Her muvahhid mü'min'in kendi nefsini ve mes'ulü bulunduğu
yakınlarını, yani hanımını, çocuklarım, anne ve babasını, torunlarını ve
velayeti altındakiler! bu dünyada, şirkten, küfürden, nifaktan, irtidaddan,
fısk ve fücurdan korunması lazımdır ki, ahirette cehennem azabından ve alevli
ateşinden korunmuş olsunlar....
Rabbimiz Allah (c.c),
mü'min müslüman kullarına şöyle emreder:
"Ey iman edenler,
kendinizi ve ehlinizi (yakınlarınızı) ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlar
ve taşlardır. Üzerinde oldukça sert ve güçlü melekler vardır. Allah,
kendilerine neyi emretmiş ise, ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine
getirirler,[37]
Yegâne önderimiz
Rasulullah (s.a.s.), ümmetinin heri ferdinin mes'uliyetinin bulunduğu,
dolayısıyla mes'ul olduklarından dolayı bir çobana benzediğini beyan
buyurur.,.; Nasıl ki çoban, sürüsünden mes'ul ise, her mü'min müslü-man da
velayeti altında bulunanlardan mes'uldur... Bu sorumluğu yüklenen mü'minler,
vazifelerini yaparken İslâm ilkelerine çok dikkat etmeli, Allah ve Rasulü
(s.a.s.) nasıl em-.İ retmiş ise, öylece hareket etmelidirler... Hangi konu
olursa olsun, ortada "Nas" var iken veya yetkili Müctehiderin görüşleri
var iken, yetkisi olmadığı hâlde şahsî kanaatini gündeme getirenler, böylece
Kitab'a, Sünnet'e, îcmâ'a ve Kıyasa aykırı hareket edenler, elbette zarar
etmiş ve zarar vermişlerdir... Bu tavır, akil nimetine sahib ve onu
kullanabilen mü'min müslümana yakışmaz... Mü'min, Allah ve Rasulü (s.a.s.)'e
iman eden; Müslüman, Allah ve Rasulü (s.a.s.)'e teslim olandır... Mü'min
müslüman, iman eden ve İslâm'a teslim olandır... İmanın ve teslimiyetin gereği ise,
itaat etmektir...
Abdullah İbn Ömer
(r.anhuma)'nm rivayetiyfe Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:
"Her birerleriniz
birer çobandır ve elinin altındakilerini layıkıyla korumasından sorumludur.
Devlet başkanı da bir çobandır ve idare altındakilerden sorumludur. Erkek de,
ailesi için bir çobandır, o da, idaresinde olandan sorumludur. Kadın da,
kocasının evinde bir çobandır, o da, idaresi altındakilerin iyi korunmasından
sorumludur. Hizmetçi de, efendisinin malında bir çobandır, o da, elinin
altındaki emanetlerden sorumludur."
İbn Ömer:
Ben bunları, Rasulullah'dan
işittim. Bir de, Rasulullah'ın şöyle dediğini zannediyorum:
"İnsan, babasına
aid maida da bir çobandır ve elinin altındaküerden sorumludur. Böylece her
birerleriniz çoban ve her birerleriniz güttüklerinizden sorumludur.[38]
Hasan Basrî (r.a.),
şöyle demiştir:
Biz, Ma'kil îbn Yesâr
(r.a.)'a geldik de kendisine hasta ziyareti yapıyorduk. Bu sırada yanımıza vâlî
UbeyduIIah (İbn Ziyad) girdi. Ma'kıl da, valiye hemen şöyle dedi:
Ben sana, Rasulullah
(s.a.s.)'den işittiğim bir hadis tahdis edeceğim. Şöyle buyurdu:
"Müslümanlardan
bir ahaliye valilik eden vâlî, o ahaliyi aldatıp zulmetmiş olduğu hâlde ölürse,
muhakkak Allah, ona cenneti haram kılmıştır. [39]
Bu hadisin şerhinde,
şunlar beyan edilir:
"Hiyaneti helâl
itikad eden kâfir olur ve ebediyyen cennete giremez. Fakat helâl itikad
etmezse, dinden çıkmaz, ancak cennete ilk giren bahtiyarlarla beraber olmaz.
Bu gecikme, ona bir cezadır. Cezası, ya cehennemde yanmakla, ya da hesab anında,
yahud başka yerde verilir. [40]
Yegâne hayat nizâmı ve
Allah'ın razı olup ondan başkasını kabul buyurmadığı din olan İslâm'da, nesil
emniyetini zedeleyecek ve ortadan kaldıracak her ne var ise, haram kılınmış,
yani tamamen yasaklanmıştır... muvahhid Aile'yi oluşturan, bu aile de Allah ve
Rasulü (s.a.s.)'in hükmüne göre hayat süren muvahhid mü'min kadın ve kocanın
arasını bozmak, onların aralarına fitne sokmak, büyük günahlardandır... Hangi
yol ile olursa olsun bu suçu ve bu cinayeti işleyenler, büyük bir kötülük
etmişlerdir...
Müslüman ailesinde,
her şeyin İslâm ilkelerine göre olduğunu beyanla yegâne Rezzak Allah olduğuna
iman edilmiş ve yoksulluk korkusuyla çocukların öldürülmesinin söz konusu
olmadığını kaydedelim... İslâm ülkesinde, yani İslâm'ın hakim olduğu
"Daru'l-İslâm"da, devlet millettir, millet de devlettir...
Dolayısıyla içice ve elele çalışırlar... Hakimiyetin kayıtsız ve şartsız
Allah'a aid olduğu ve iktidarda adil mü'min müslümanların bulunduğu, İslâm
nizâmıyla yönetilen İslâm ülkesinde yaşayan her ferd, İslâm Devleti'nin teminatı
altındadır... Daru'l-İslâm'da yaşayan gerek mü'min müslüman, gerekse gayr-ı
müslim zimmîlerin tek sigortası, adil İslâm Devleti'dir!.. Bundan dolayı
herhangi bir yoksulluk korkusu gündeme gelmediği için, bu kaygı ila. çocukları
öldürmek, cahiliyyenin çirkin adetlerinden olan bu suçun ortaya çıkması söz
konusu olamaz!.. Herkesin rızkını Allah verir ve her canimin rızkı Allah'a
aiddir...
Bu konuda Rabbimiz,
şöyle buyurur:
"Yeryüzünde hiç
bir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a aid olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de
ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) tümü apaçık bir Kitab'tadır.[41]
"Kendi rızkını
taşıyamayan nice canlı vardır ki,, onu da, sizi de Allah rızıklandırmaktadır.
O, işitendir, bilendir. [42] Tevhid ve iman üzere terriellendirilmiş,
salih amel ile korunmuş Muvahhid İslâm Ailesi'nin emniyeti koruma altına
alınmıştır... İslâm Devleti'nin hakim olduğu İslâm ülkesinde bu görevi, İslâm
Devletî yapar... İsİâm Devleti'nin olmadığı, tağutlarm hakim, müslümanların
mahkum ve Kur'ân'ın yönetimden uzaklaştırıldığı Daru'İ-Harb'de, nesil emniyeti
görevini, bir araya gelip cemaatleşen muvahhid mü'minler üstlenirler...
Ellerinde bulunan maddî ve manevî tüm imkânları kullanarak ve tüm fırsatlarını
değerlendirerek bu sorumluluklarının gereğini hakkıyla yerine getirmeye çalışırlar...
Nesil emniyetine karşı girişilen tecavüzleri engeller, hücumları geri
püskürtmeye çalışırlar...
Nesil emniyeti ve
Muvahhid Aile'nin korunması hakkında şöyle buyurur Rabbimiz Allah:
Onlar, insanlara sihri
ve Babil'deki iki Melek'e
Harut'a ve Marufa
indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: 'Biz, yalnıza bir fitne (denemeden
geçiren kimse)yiz, sakın küfretme"demedikçe hiç kimseye (bir şey)
öğretmezlerdi. Fakat onlardan, erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı.
Oysa Allah'ın izni olmadıkça, onunla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Onlar ise,
kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğretiyorlardı. Andolsun
onlar, bunu satın alanın ahiretten hiç bir payı olmadığını bildiler. Kendi
nefisleri karşılığında sattıkları şey ne kötü, bir bilselerdi.[43]
"De ki: 'gelin,
size Rabbinizin neleri haram kıldığını o-kuyayim: O'na hiç bir şeyi ortak
koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı
öldürmeyin. Sizin de, onların da rızıklarını Biz vermekteyiz.
Çirkin-kötülüklerin (fuhşiyatın) açığına da, gizli olanına da yaklaşmayın.
Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın (öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi
öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti, umulur ki, akıl erdirirsiniz. [44]
"Elini boynunda
bağlanmış olarak kılma, büsbütün de açık tutma. Sonra kınanır, hasret
(pişmanlık) içinde kalırsın.
Şübhesiz, senin Rabbin
rızkı, dilediğine genişletir-yayar ve daraltır. Gerçekten O, kullarından haberi
olandır, görendir.
Yoksulluk endişesiyle
çocuklarınızı öldürmeyin. Onlara da, size de Biz, nzık veririz. Şübhe yok,
onları öldürmek, büyük bir hata (suç ve günah)dır.[45]
"Ey Peygamber,
mü'min kadınlar, Allah'a hiç bir şeyi şirk koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina
etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayaklan arasında bîr iftira düzüp
uydurmamak (gayr-ı meşru olan çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma'ruf (iyi,
güzel ve yararlı bir iş) konusunda sana isyan etmemek üzere, sana biat etmek
amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'dan
mağfiret iste. Şübhesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. [46]
Burada şunu beyan
etmek gerekir ki, mü'min müslü-manlar, Rabbleri Allah'ın kendilerine verdiği
rızka sahib o-lur ve dünyayı-ifsad eden müstekbir tağutlara, yani çağdaş süper
eşkıyalara kaptırmaz ise, rızıkfan kendilerine yeterli gelir... Fakat İslâm
topraklarını işgal edip egemen olan tağutların egemenliğine boyun eğer, onlara
karşı kıyam etmez ve egemenliklerini yok edip hakimiyeti, kayıtsiz-şartsız
Allah'a has kılmaz ise, elbette tağutlar kendilerini sömüre-cek ve mallarını
yiyeceklerdir... Kurtuluş, yeryüzünde fitneyi ve fitnecileri gidermek, onların
yerine tüm yeryüzüne Allah'ın dinini hakim kılıp adalet ile insanların
arasında barışı sağlamaktır... Bu, muvahhid mü'miniere, Allah tarafından
veriien ve yapılması anın vacibi olan emirlerden bir emirdir. [47]
Nesil emniyetinin en
büyük düşmanı, bir toplumda zi- I nânın ve her türlü fuhşun yayılmasıdır...
İslâm'ın zinaya yaklaşmayı dahi haram kılması, yani kesinlikle yasaklamasının
hikmeti iyi kavranmahdır...
Sehl İbn Sa'r
(r.a.)'ın rivayetiyle muvahhidlerin ve mütakkilerin önderi Rasulullah (s.a.s.),
şöyle buyurur:
Her kim iki çene
kemiği arasındaki dilini ve iki budu arasında bulunan organını (şerrden
korumayı) bana te'min ederse, ben de, ona cenneti te'min ederim.[48]
Ebu Hüreyre
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.),
şöyle buyurdu:
"Allah, her kinvn
iki çenesi arasındakinin şerri ile iki bacağı arasındakinin şerrinden korursa,
şübhesiz cennete girer. [49]
Yegâne Rabbimiz ve
biricik hakimimiz Mevlâmız Allah Teâlâ (Azze ve Celle) şöyle buyurur:
"Zinaya
yaklaşmayın, şübhe yok o, çirkin bir hayasızlıktır ve kötü bîr yoldur. [50]
Çirkin-kötülüklerin
(fuhşiyatın) açığına da, gizli olanına da yaklaşmayın.. [51]
Şu'be, Amr b. Mürre'den,
o da, Ebu VaiPden tahdis etti ki, Abdullah İbn Mes'ud (r.a.) şöyle demiştir:
"Mü'minleri,
Allah'dan ziyade kötülüklerden koruyan bir kimse yoktur. Mü'minîerin en büyük
koruyucusu olduğu için Allah, açık-gizli bütün kötülükleri (fuhşiyatı), çirkin
işleri haram kılmıştır.
Bir de, Allah'dan
ziyade medhedilip övülmeyi seven kimse de yoktur. İşte bunun için Allah
kendisini (Kur'ân'da bir çok güzel sıfatlarla) medhetmiştir."
Ravî Amr b. Mürre dedi
ki:
Ben, Ebu Vaile:
Sen bu hadisi,
Abdullah îbn Mes'ud'dan işittin mi?, diye sordum. Ebu Vaii:
Evet, ben bunu,
Abdullah İbn Mes'ud'dan işittim, dedi. Ben, yine O'na:
Abdullah İbn Mes'ud,
bu hadisi Rasulullah'a yükseltti mi?, dedim.
O:
Evet, yükseltti, dedi.[52]
Bu hadisin şerhinde
şunlar beyan olunur:
Abdullah İbn Abbas'dan,
Hasan-t Basrî'den, Sûd-dî'den rivayet olunduğuna göre, alenî (açık) zina çirkin
görüldü de, gizli zina ayıplanmazdı. Bu ayet-İ kerime nazil olarak, zinanın
aşikâr (açıkça) olanı da, gizlisi de nehyolundu. Hatta iki türlü fuhşun ikisi
de nehyolunduğu gibi, ayet-i ke-rime'de: (Bunlara yaklaşmayın!) buyrulduğuna
göre, zinanın her türlü devâî (teşvik edici) vesaiki dahi haram kılınmıştır.
Zahir ve aşikâr olan
zina umumhânhelerde (genelevlerde), gizlileri de hususî (özel) mahallerde
(yerlerde) irtikab (yapılan) zinâkârlıklardır.
[53]
Bu vesile ile üstad
Elmalılı Muhammed Hamdı Yazır (rh.a), şunları beyan eder:
"Yani zina ve
livata (homoseksüellik) gibi her nevî nihşiyyat, gerek erazil-i müşrikinin
(rezil müşriklerin) yaptıkları gibi açık kerhaneler (genelevlerde)de olsun ve
gerek eşraf (elit/sosyete/seçkin) denilenlerin yaptıkları gibi, ittİhaz-ı ahdan
(dost-metres tutmak) ile gizli surette olsun hepsi haram olduktan başka
bunların, mukeddematı (başlangıcı), esbabı (sebebleri) ve vesaili (yollan) de
haramdır.
Açık ve gizli
fuhşiyyatt yapmak şöyle dursun, onlara yaklaşmayınız bile.[54]
Nesil emniyetinin
sıhhatli bir şekilde sağlanması için iman eden mü'min kadın ve erkek kullarının
nasıl davranmalarının gereğini şöyle beyan buyurur Rabbimiz Allah (Azze ve Celle):
"Mü'minlere
söyle: 'Gözlerini (haran\a çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar.
Bu, onlar için daha temizdir. Gerçekten Allah, yapmakta olduklarından haberi
olandır.'
Mü'min kadınlara da
söyle: 'Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar,
süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Başörtülerini,
yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini kendi
kocalarından, ya da babalarından, ya da kocalarının babalarından, ya da
oğullarından, ya da kocalarının o-ğullularından, ya da kendi kardeşlerinden, ya
da kardeşlerinin oğullarından, ya da kızkardeşlerinin oğullarından, ya da
kendi kadınlarından, ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan, ya da kadına
ihtiyacı olmayan (arzusuz ve iktidarsız) hizmetçilerden, ya da kadınların henüz
mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri
süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tevbe
edin ey mü'minler, umulur ki, felah bulursunuz. [55]
"Ey Peygamber,
eşlerine, kıalarma ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden
(cilbablarmdan) üstlerine giymelerini söyle. Onların (özgür ve iffetli)
tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışlayandır. [56]
Mü'min erkekler ve
mü'min kadınlar, gerek evlerinin jj cinde, ve gerekse dışarıda, yani sokakta,
caddede, pazar ve çarşıda nasıl davranacakları böylece apaçık, tek tek beyan
buyrufmuştur... Çünkü Âlemlerin Rabbi Allah (Azze ve Celle), mü'min kullarını
her türlü kötülüklerden korumuş ve korunmalarını emretmiştir... Harama bakış,
haram ve korkunç bir afet olan zinanın davetçisidir... Bakanı, zinaya yaklaştırır...
Halbuki Allah Teâlâ: "Zinaya yaklaşmayınız" diye buyurur...
Rabbimiz Allah'ın bu
emirlerini, yegâne önderimiz ve Örneğimiz RasuluIIah (s.a.s.)'in uygulamaları,
tavsiyeleri ve emirleriyle gözden geçirelim... Bilelim, öğrenelim ve biz
muvahhid mü'minlere düşeni, emredilen ölçülerde gerçekleştirmeye çalışalım...
Cerir b. Abdullah
(r.a.)? şöyle demiştir:
-RasuluIIah (s.a.s.)'e
ansızın görmeyi sordum. Bana, gözümü (başka tarafa) çevirmemi emretti.[57]
İbn Büreyde'nin babası
(Büreyde, r.a.), RasuluIIah (s.a.s.)'in Hz. Ali'ye (hitaben şöyle) buyurduğunu
haber vermiştir:
"Ey Ali, bir
bakışa hemen ardından bir bakış daha katma. Çünkü önceki bakış senin için
(arTedilmiş)dir. Sonraki bakış ise, senin için (bağışlanmış) değildir. [58]
Cabir b. Abdullah
(ranhuma) (RasuluIIah s.a.s.'in Veda Haccını anlatmaya devam etmekte):
Müteakiben güneş
doğmadan yola revan oldu. Terkisine de, Fadl b. Abbas'ı aldı. Fadl, saçı güzel,
beyaz ve yakışıklı bir zat idi.
RasuluIIah (s.a.s.),
yola çıkınca yanından koşarak, bir takım kadınlar geçtiler. Fadl,onlara bakmaya
başladı. Bunun üzerine RasuluIIah (s.a.s.) elini, Fadl'in gözüne koydu. Fadl
da, yüzünü öbür tarafa çevirerek bakmaya başladı. Bu sefer, RasuluIIah (s.a.s.)
de elini, öbür tarafa çevirerek Fadl'in yüzünü kapadı. Fadl, yüzünü öbür
tarafa çevirerek bakıyordu.[59]
İmam Ali b. Ebi Talib
(r.a.) anlatıyor:
Rasul-ı Ekrem
(s.a.s.), vadiyi geçince durdu ve (bu kez) El-Fadl'ı terkisine aldı. Sonra
Cemre'ye (taşlamaya) gelerek Cemre'yi (taş) attı. Sonra kurban kesme yerine
geldi ve:
"İşte bu
gördüğünüz kurban kesme yeridir, Mina'ın her tarafı kurban kesme yeridir."
buyurdu.
Has'am'dan bir genç
kız, Rasul-ı Ekrem'e fetva sorarak:
Babam bir ihtiyardır.
Hacc farizası kendisine ulaşmış bulunuyor. Onun yerine Haccetmekliğim caiz
midir?, dedi.
Rasul-ı Ekrem:
Babanın yerine
haccet!" buyurdu ve (bu esnada) El-Fadl'ın boynunu çevirdi.
Bunun üzerine
El-Abbas:
Ya RasuluIIah,
amcazadenin boynunu neden çevirdin?, dedi.
(RasuluIIah) buyurdu
ki:
"Bir delikanlı ve
bir genç kız gördüm ve onlara şeytandan emin olamadım. [60]
Ümmü Seleme (r.anha),
azadlısı Nebhan'a, kendisinin Meymûn'e ile beraber Rasulullah (s.a.s.)'in yanında
olduklarını anlattı ve şöyle dedi:
Biz, Rasul-ı Ekrem'in
yanında iken Abdullah b. Ümmü Maktum gelerek, Rasulullah'ın yanına girdi. Bu
hadise, bize Örtünme emri geldikten sonra idi.
Rasulullah (s.a.s.):
Ondan kaçın!"
buyurdu.
Bunun üzerine:
Ya Rasulullah, o, âmâ
değil mi? Bizi, göremez ve tanıyamaz, dedim.
Rasul-ı Ekrem, şöyle
buyurdu: "Siz de kör müsünüz? Siz, onu görmüyor musunuz?"[61]
Hamza b. Ebu Useyd el-Ensarî (r.a.)'m babasından O, şöyle anlatır:
Mescidin dışında
kadınlarla erkeklerin birbirine karıştığını gören Rasulullah (s.a.s.),
kadınlara hitaben şöyle buyurdu:
"Geriye kalın!
Sizin için yolun ortasından yürümek yoktur. Sizlere yoİun kenarlarından yürümek
gerekir."
Bunun üzerine
kadınlar, duvara bitişerek yürüdü. Ken; dişi duvara sürünürcesine yürüdüğünden
elbiseleri duvara takılırdı. [62]
İmam Ömer b. Hattab
(r.a.), şöyle demiştir: -Rasulullah (s.a.s.), erkeğin mahremi olmayan iki kadın
arasında yürümesinden nehyetti. [63]
İslâm'ın hakim olduğu
İslâm ülkesinde bütün evler, yabancı gözlerden ve yabancı kulaklardan
korunmuştur... Birisinin, yabancı bir evin açık penceresi ve kapısından
içeriyi dikizlemesi ve alıcı göz ile bakması haramdır, yani yasak kilınmıştır...
Evlerin mahremiyeti koruma altına alınmış, bu konuda edeb ilkeleri konulmuştur...
Yabancı bir evin dikiz-lenmesi, gözler vasıtasıyla zinaya açılan bir kapı, o
tarafa doğru uzanan bir yoldur... İslâm, bu kapıları kapatmış ve bu yolları
tıkamıştır... Ayrıca evlerin kapılarına ve pencerelerine yaklaşıp içeride ne
oluyor-ne bitiyor diye dinleyerek kulak hırsızlığı yapmak da haram kılınmış,
yani yasaklanmıştır... Böyle bir günaha tevessül etmek, kulak hırsızlığı
olduğu gibi, kulak zinasını da gündeme getirir.... Kulağa gelen ve nefsin
hoşuna giden herhangi cazibeli bir ses, duyanı zinaya yaklaştırabilir... Bundan
dolayı ve evlerin mahremiyetlerinden dolayı bu hâl ve hareket,
yasaklanmıştır... Böylece kişiyi zinaya yaklaştıracak en küçük bir ihtimal bile
ortadan kaldırılmıştır...
Sen! b. Sa'd (r.a.),
şöyle dedi:
Rasulullah (s.a.s.)'in
evindeki pencerenin birinden bir adam, içeriye doğru bakmıştı. O sırada
Rasulullah, beraberindeki mıdrâ denilen demir bir tarakla başını (tarayıp)
kaşıyordu.
O kişiye:
"Eğer senin böyle
mahrem yere bakar olduğunu daha önce bilseydim, muhakkak şu demir tarağı
gözünün içine saplardım.
İzin isteme, ancak
gözün görmesinden dolayı vazife kılınmıştır." buyurdu.[64]
Enes b. Malik (r.a.),
şöyle dedi:
Bir adam, Rasulullah
(s.a.s.)'in hücrelerinin birinden i-çeriye uzanıp baktı. RasuluHah da, mışkas
denilen uzunca ok demiri veya demirleriyle o adama doğru kalktı.
Enes, dedi ki:
Ben, Rasulullah'a
bakıyordum, sanki Rasıılullah'ın o a-damı dürtmek için, onun görmez tarafından
yanaşıyor gibiydi.[65]
Ebu Hüreyre
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.),
şöyle buyurdu:
"Bir kimse
izinleri olmaksızın bir kavmin evine bakarsa, gözünü çıkarmaları onlara helâl
olur. [66]
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın
rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
"Eğer bir kimse
izinsiz olarak senin mahremiyyetine bakar, sen de iki parmağın arası ile bir
çakıl taşı atarak onun gözünü çıkarırsan,bundan dolayı artık sana bir günah
sabit olmaz. [67]
Huzeyl (r.a.), şöyle
anlatır:
Rasulullah (s.a.s.)'e
bir zat geld Ravî Osman: Gelen Said'di, dedi Rasulullah (s.a.s.)'in kapısı
önünde kapıya karşı durdu.
Rasulullah (s.a.s.),
Ona:
"Ya şöyle, ya
şöyle dur! Gerçekten izin almak, gözün bakmasından dolayıdır." buyurdu. [68]
Mü'min müslümanlar,
kendilerine yabancı olan evleri dikizlemekten gözlerini alıkoydukları gibi,
kendilerine haram olanlara da bakmaktan gözlerini alıkorlar... Şehvetli bakışlar,
haram olduğu gibi, korkunç bir felaket olan zinanın başlangıcı ve
davetçisidir...
Ebu Musa (El-Eş'arî,
r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Her göz (ki
şehvetle yabancı bir kadına bakmıştır) zina işlemiştir. Kadın da, güzel koku
sürünerek bir meclisten geçtiği vakit o da, şöyle ve şöyledir, yani zina
işlemiştir.[69]
Ebu Said El-Hudrî
(r.a.)'in rivayetiyle şöyl buyurur Rasulullah (s.a.s.):
"Sizleri,
yollarda oturmaktan sakındırırım."
Sahabîler:
Ya Rasulullah, bizim
için oralarda oturmalarımızdan kurtuluş yoktur. Biz, yollarda oturup konuşuruz,
dediler.
Bunun üzerine
Rasulullah:
"Madem ki, sizler
için oralarda oturmak zarureti var, öyleyse yola hakkını veriniz,"
buyurdu.
Sahabîler:
Yolun hakkı nedir, ya
Rasulullah?, dedüer.
Rasulullah:
"Haramdan bakışı
kısmak, gelip geçenlere ezâ vermekten çekinmek, selâm alıp vermek, ma'rufu
emredip münker-den nehyetmek." buyurdu. [70]
Ebu Hüreyre
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Allah, Ademoğlu
üzerine zinadan nasibini yazmıştır. Ademoğlu (ezelden) takdir edilip yazılmış
olan bu akibete muhakkak erişecektir.
Gözün zinası, (yabancı
kadına şehvetle) bakmaktır. Dilin zinası, (helâl olmayan sözleri zevk alarak)
konuşmaktır. Nefs, zina temenni eder ve buna arzu ve iştiyak besler. (Bu da,
nefsin zinâsıdır.) Cinsiyet organı da, bu organların hepsinin arzularını, ya
tasdik edip gerçekleştirir (fiile çıkarır), yahud bunları bırakarak yalanlar.[71]
Birbirlerine yabancı,
yani haram olan kadın ve erkeklerin beraberce arada hiç bir koruyucu engel
olmadan bir mekânda bulunmaları, beraber çalışmaları, birlikte oturup, sohbet
etmeleri, göz, kulak, dil, el ve ayak zinasının apaçık gündeme gelmesini
sağlamış olur... Bundan sonrası nefsin ve kalbin zinası... Bütün bu zinalar, korkunç
bir felaket ofan, nesli mahveden, evler yıkan, ocaklar söndüren ve bir çok
ö-lüm olaylarını ortaya çıkaran diğer zinaya götürür...
İslâm Nizâmı, yegâne
hayat nizâmı olduğu için bütün bu felaketleri, tâ işin başında engellemiş ve
ortaya çıkmaması, gündeme gelmemesi için her türlü önlemi almıştır...
Ebu Said El-Hudrî
(r.a.)'m rivayetiyle şöyle buyurur yegâne önderimiz ve örneğimiz Rasulullah
(s.a.s.):
"Şübhesiz dünya,
tatlı, yeşildir ve şübhesiz Allah, sizi dünyaya halife kılmıştır. Amma ne
yapacaksınız diye bakar. O hâlde dünyadan korunun, kadınlardan da korunun!
Çünkü Beni İsrail'in ilk fitnesi, kadınlardan idi. [72]
Usame b. Zeyd
(r.anhuma)'dan.
Rasulullah (s.a.s.),
şöyle buyurdu:
"Benden sonra
erkeklere, kadınlardan daha zararlı hiç bir fitne (fesad amili) bırakmadım.[73]
Ma'kıl b. Yesâr
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Birinizin başına
demir bir çubukla vurulması (çuvaldızla dürtülmesi), yabancı bir kadına el
sürmesinden daha hayırlıdır. [74]
Ebu Said (el-Hudrî,
r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.),
şöyle buyurdu:
"Her sabah iki
Melek:
-Erkeklere,
kadınlardan dolayı yazıklar olsun ve kadınlara, erkeklerden dolayı yazıklar
olsun, diye bağırır. [75]
El-Muğire (r.a.), şu
olayı anlatır:
Ensar'dan Hazrec'in
Seyyidi Sa'd İbn Ubade:
Eğer ben, karımın
yanında (yabancı) görsem onu, kılıcımın geniş yüzü ile değil, keskin tarafı
ile vurur öldürürdüm, dedi.
O'nun bu sözü,
Rasulullah'a ulaştı da, Rasulullah (s.a.s.):
"Sa'd İbn
Ubade'nin bu gayret (kıskançlık) ve hamiyetinden hayret mi ediyorsunuz?
(Hayret etmeyiniz!) Vallahi, ben, elbette Sa'd'dan daha kıskancım. Allah da,
benden daha kıskançtır.
İşte Allah'ın bu
gayretinden dolayıdır ki, Allah, açık, kapalı bütün çirkin işleri haram
kılmıştır. Allah'dan daha çok hücceti seven hiç kimse de yoktur. İşte bundan
dolayıdır ki, Allah, bir çok mübeşşir (müjdeci)ier ve münzir (korkutu-cu)ler
göndermiştir.[76]
Bîr de, Allah
Teâlâ'dan fazla medh ve senâ'yı seven kimse de yoktur, İşte bundan dolayıdır
ki, kendisine itaat edenlere cenneti va'detmiştir." buyurdu. [77]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Kıskançlığın
bazısını Allah sever, bazısını da çirkin görür. Allah Teâlâ'nın sevdiği
kıskançlık, kötülük olduğu kuvvetle sanıldığında gösterilen tepkidir. Allah'ın
çirkin gördüğü kıskançlığa gelince, kötülük belirtisi olmadığı yerde gösterilen
tepkidir. [78]
Salim b. Abdullah,
babasından naklediyor: Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu: .
"Üç grub kimseye
kıyamet günü Aziz ve Celil olan Allah bakmaz:
(Mü'min) Anne-babasına
asî olanlar. Erkekliğe özenen kadınlar. Ailesini kıskanmayan erkekler
(deyyusler). Üç grub kimse de, cennete giremez:
(Mü'min) Anne-babasına
asî olanlar. İçkiye mübtelâ olanlar.
Verdiğini başa
kakanlar.[79]
Hadiste beyan buyrulan
"cennete giremez" ibaresini, mü'min olmak kaydıyla ilk önce cennete
girenler arasında yer alamaz, "İçkiye mübtelâ olanlar," cümlesini de,
yine mü'min olmak kaydıyla içkiye mübtelâ olup tevbe etmeden ölenler şeklinde
anlaşılmalıdır... Çünkü akidemizce amel, i-mandan bir cüz değildir!..
Nesil emniyetinin en
büyük düşmanı ve zarar vereni o-İan zinayı hatırlatan, teşvik eden ve ona
meylettiren tüm yollar kapatılmış ve tüm ihtimaller ortadan kaldırılmış bir
tertemiz ortam sağlandıktan sonra, her şeye rağmen zina yapanlara maddî ve
manevî ağır ceza veren İslâm Nizamındaki uygulamaya dikkat edelim!
Daha önce de bir
vesile ile hatırlatmaya çalıştığımız Ebu Hüreyre (r.a.)'m rivayet ettiği şu
hadis-ı şerife dikkat edilsin!
Rasulullah (s.a.s.),
şöyle buyurur:
"Zina eden kişi
zina ettiği sırada mü'min olduğu hâlde zina etmez.. [80]
İmam Buhârî (rh.a.),
bu hadisi kaydettiği bab başlığında, konuyla ilgili İbn Abbas (r.a.)'m şu
tesbitini nakletmektedir.
"İbn Abbas:
Zina sırasında, zina
eden kimseden iman nuru çekilip çıkarılır, demiştir. [81]
Kâmil iman sahibi
rauvahhid mü'minler, elbette zinaya yaklaşmazlar... Kaîblerini ihata eden,
hatta iliklerine kadar işleyen katıksız iman, muvahhid mü'minleri haramlara düşmekten
ahkor...
Bu konuda yegâne
Rabbimiz Allah (c.c.) şöyle buyurur: "Zina eden kadm ve zina eden erkeğin
her birine yüzer deynek vurun. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız,
onlara Allah'ın dini (ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın. Onlara
uygulanan cezaya mü'minlerden bir grup da şahid bulunsun.[82]
Malum olduğu üzere bu
ceza ve tatbik şekli, müslüman olup bekâr olan kadın ve erkek için uygulanan
cezadır... Müslüman olup evli veya dul olan kadın ve erkek zina edecek olursa,
kendileri recmolunarak, yani taşlanarak öldürülür... Yapılan zina suçuna, ya
dört adil şahid, şartlarına uygun bir şekilde şahid olmalı, ya da zina yapan
kişi, şuuru yerinde ve kendi isteğiyle dört defa itiraf ettikten sonra ceza
uygulanır...
Şimdi hakimiyetin
kayıtsız ve şartsız Allah'a aid olduğu ve iktidarda adil mü'minlerin bulunduğu
Daru'l-îslâm'm tertemiz İslâm toplumunda zina haddi nasıl uygulanmış ve j nasıl
uygulanmalıdır ona bakalım... Zaman, asırların en hayırlısı olan Asr-ı Saadet,
yer, yerlerin en mübarek olanlarından Medine ve toplum, İnsanlığın en hayırlı
toplumu, yani Medine İslâm Devleti'nde İslâm Milleti. [83]
Zeyd b. Eşlem (r.a.)
anlatır:
Rasulullah (s.a.s.)
zamanında bir adam zina yaptığını i-tiraf edince, Rasulullah, bir kırbaç
istedi. Hemen kendisine kırık bir kırbaç getirilince:
"Daha
sağlamını," buyurdu.
Bu defa budakları
kesilmiş yeni bir sopa getirilince:
"Biraz
küçüğünü," buyurdu.
Bu defa da budakları
kesilmiş, düzgün ve eğilebilen bir kırbaç getirilince Rasulullah (s.a.s.)
emretti, adam kırbaçlandı.
Sonra Rasulullah
(s.a.s.), şöyle buyurdu:
"Ey insanlar,
Allah'ın takdir ettiği cezalardan uzaklaşma zamanı geldi. Şu çirkin şeylerden
birini kim işlerse, açığa vurmasın, tevbe ve Allah'ın affıyla gizli kalsın.
Zira kim gizlenmesi gereken şeyi açığa çıkarırsa, biz de, Allah'ın Kitabını
(hükmünü) kendisine tatbik ederiz.[84]
Ubade b. es-Samit
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.),
şöyle buyurdu:
"(Ey
müslümanlar,) Siz, Allah'ın had (ceza)lannı (akrabalıkta veya güçlükte ve
güçsüzlükte size) yakın olan ve u-zak olan herkes hakkında dosdoğru infaz
ediniz. Sakın hiç bir kınayanın kınaması, sizi Allah (in hükmünü uygulamak)
konusunda tutmasın (yani alıkoymasın). [85]
Abdullah İbn Mes'ud
(r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Ailah'dan başka
(ibadete layık) ilâh bulunmadığına ve benim Allah'ın Rasulü olduğuma şehadet
etmekte olan müslüman bir kimsenin kanı helâl olmaz, ancak şu üç şeyin biriyle
helâl olur:
Maktulün hayatı
karşılığında öldürülmesi.
Zina edenin evli (dul)
olması.
İslâm dininden çıkıp
müslüman cemaatini terk etmesi.[86]
İbn Abbas (r.a.),
şöyle demiştir:.
Maiz îbn Malik,
Rasulullah (s.a.s.)'e gelip zina suçunu itiraf ettiği zaman, Rasulullah
(s.a.s.), (O'ndan bir kaç defalar yüz çevirdikten, deli ve sarhoş olup
olmadığını araştırdıktan sonra) O'na:
"Belki sen, o
kadını Öptün, yahud elinle elleyip çimcik-ledin, yahud sadece baktın?"
buyurdu. Maiz;
-Hayır, ya Rasulullah!
diye zina ettiğini ısrarla belirtince Rasulullah, hiç bir kinayeli laf
kullanmayarak açıkça: "Onunla hilafsız tam cima ettin mi?" diye
sordu. İbn Abbas:
-Maiz'in açıkça zina
ettiğini ikrar etmesi sırasında artık Rasulullah, O'nun recm edilmesini
emretti, dedi.87
Ebu Hüreyre (r.a.),
şöyle anlatır:,
Rasulullah (s.a.s.),
mescidde iken bir adam geldi de, O'na nida etti:
-Ya Rasulullah, ben
zina ettim, dedi. [87]
Rasulullah, ondan yüz
çevirdi. Bu adam, bu şekildeki kendi aleyhindeki itirafını dört kerre tekrar
etti. Kendi aleyhinde dört kerre şahadet edince Peygamber, onu çağırdı da:
"Sende delilik
var mı?" diye sordu.
O zat:
Hayır (yoktur), dedi.
Rasulullah:
"Sen evli
misin?" diye sordu.
O zat:
Evet (evliyim), dedi.
Bunun üzerine
Rasulullah, oradakilere:
"Bunu götürünüz
ve recmediniz (taşlayınız)!" emrini verdi.
İbn Şihâb, şöyle dedi:
Bana, Cabir İbn
Abdullah'dan işiten kimse haber verdi ki, Cabir:
-Ben, o zatı
taşlayanlar içinde bulundum. Bizler, onu (cenazelere namaz kılınan) musalla da
taşladık. Taşlar, ona isabet edip acıtınca kaçtı. Biz de ona, Harre'de yetiştik
ve recmettik, demiştir.[88]
Ebu Hüreyre
(r.a.)'dan.
Maiz, taşların acısını
duyunca var gücünü toplayarak kaçtı ve elinde deve çene kemiği bulunan bir adam
yanından geçerken o adam, deve çene kemiği ile ona vurdu. (Arkadan yetişen)
insanlar da, ölünceye kadar onu vurdular. Sonra Rasulullah (s.a.s.)'e bu
durumu, taşların değmesini ve ölümün dokunmasını duyunca Maiz'in kaç(maya
teşebbüset)tiğini anlattılar.
Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.s.):
"Bırakmalıydınız onu!"
buyurdu.[89]
Önderimiz Rasulullah
(s.a.s.) bu buyruğu, Maiz'in kaçması, onun i'tirafindan caydığının işareti
olarak beyan e-di İm iştir... Şahidler olmadan bir kişinin zina ettiğini dört
defa i'tiraf etmesi sonucu recmedîlirken kalkıp kaçması, onun i'tirafından
döndüğü anlamı taşır... İ'tiraf ettiği suçunda şübhe hasıl olmuş olduğundan
şübhe, haddi düşürür...
Ebu Hüreyre (r.a.)
anlatıyor.
Eslemli (Maiz b.
Malik) recmolundu.
Rasulullah (s.a.s.)'in
Ashabından iki zattan birisi, diğerine:
Bak şu adama! Allah,
kusurunu gizlemişken nefsi, onu bırakmadı. Köpeğin recmolunduğu gibi recmolundu
(taşlandı), diyordu.
Rasulullah (s.a.s.),
onu işitti, amma onlara bir şey söylemeyip sükût etti. Sonra bir saat kadar
yürüdü. Şişmiş, kokmuş olduğundan ayağı yukarı kalkmış bir eşek ölüsüne
rastladı.
Bunun üzerine şöyle
buyurdu:
"Falan ve falan
nerede?"
O ikisi, birden:
Onlar bizleriz, ya
Rasulullah, dediler.
Rasulullah (s.a.s.),
onlara:
"İniniz şu ölü
himarın (eşeğin) etinden yiyiniz.", buyurdu.
Her ikisi de:
Ya Rasulullah, bunları
kim yer?, dediler.
Rasulullah (s.a.s.):
"Sizin, biraz
önce mü'min kardeşinizin haysiyetinden nail olduğunuz şey, bu himarın etini
yemekten daha şiddetlidir.
Nefsim kudretinde olan
Allah'a yemin ederim ki, şimdi
o Eslemli, cennet
nehirleri içerisinde dalıp dalıp üstüne çıkmaktadır.[90]
Süleyman b.
Büreyde'nin babası, şöyle demiştir:
Ve Maiz recmedildi.
Onun hakkında cemaat
iki fırka olmuştu.
Kimisi:
Helak oldu, onu günahı
kuşattı, diyor,
Bazısı da:
Maiz'in tevbesinden
efdal tevbe olmaz! Zira O, Rasulullah (s.a.s.)'e gelerek elini, O'nun eline
koydu. Sonra:
"Beni taşlarla
Öldür" dedi, diyordu.
Bu minval üzre İki
veya üç gün durdular. Bilâhare onlar otururken, Rasulullah (s.a.s.) gelerek
selâm vererek oturdu. Arkacığından: ,Maiz b. Malik için istiğfar edin!"
buyurdular.
Ashab:
Allah, Maiz b. Malik'e
mağfiret eylesin, dediler.
Rasuluîlah (s.a.s.):
"Gerçekten öyle
bir tevbe etti ki, bu tevbe, bir ümmet arasında taksim edilse, onlara
yeterdi." buyurdular. [91]
îbn Münkedir'den
rivayet edildiğine göre:
(Eslemli) Hezzal,
(Eslemli) Maiz'e, Rasulullah (s.a.s.)'e varıp başından geçeni haber vermesini
emretti. [92]
Yezid'din babası Nuaym
(r.a.)'dan.
Maiz (r.a.),
Rasulullah (s.a.s.)'in yanına gelerek döt defa (zina ettiğini) i'tiraf etti.
Rasulullah (s.a.s.),
onun recmedilmesini emretti. Rasulullah (s.a.s.), Hezzal'a:
"Eğer onu,
recmedilirken elbisenle örtmüş olsaydın, nin için daha hayırlı olurdu."
buyurdu.[93]
Abdullah b.
Büreyde, babasından naklen rivayet etmektedir:
Bilahare Gamidli kadın
gelmiş ve:
Ya Rasulullah, ben,
zina ettim, o hâlde beni temizle, demiş.
Rasulullah (s.a.s.),
onu geri çevirmiş. Ertesi gün gelince kadın:
Ya Rasulullah, beni
niye geri çeviriyorsun? Galiba beni, Maiz'i çevirdiğin gibi geri çevireceksin!
Vallahi, ben gebeyim, demiş. Rasulullah (s.a.s.):
"Olmazsa, haydi
doğuruncaya kadar git
(buradan), "buyurmuşlar.
Kadın, doğurduğu zaman
çocuğu bir bez parçası içinde getirmiş ve:
İşte, onu doğurdum,
demiş. (Yine)
"Git de, bu
çocuğu sütten kesilinceye kadar em-zir!"buyurmuş.
Kadın onu, memeden
ayırdıktan sonra çocuğu, elinde bir parça ekmek olduğu hâlde getirmiş ve:
İşte ya Nebiyyallah,
onu memeden ayırdım. Yemek yemeye de başladı, demiş.
Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.s.), çocuğu müslü-manlardan birine vermiş, sonra emir buyurarak
kadın için göğsüne kadar bir çukur kazılmış. Cemaate emir vermiş ve kadını
recmetmişler.
Halid b. Velid, bir
taşla gelerek başına atmış da kan, Halid'in yüzüne sıçramış, Halid de, Ona
sövmüş.
Rasulullah (s.a.s.),
O'nun, kadına sövdüğünü işiterek:
"Yavaş ol ya Halid!
Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, o kadın,öyle bir tevbe
etti ki, onu, bir şeddit zalim yapsaydı, mutlaka mağfiret olunurdu!" buyurmuşlar.
Sonra kadın(m
hazırlanıİmasın)ı emrederek cenazesini kılmış ve demedi İmi ştir.[94]
İmran b. Husey (r.a.),
anlatıyor.
Bunun üzerine
Nebiyyallah (s.a.s.), kadın hakkında e-mir vererek üzerine elbise bağlanmış.
Sonra emir buyurarak recmedilmesi ve cenazesini kılmış.
Ömer, kendisine:
Bunun cenazesini
kılacak mısın ya Nebiyyallah? Halbuki, zina etmiştir!, demiş.
Rasulullah (s.a.s.):
"Gerçekten O,
öyle bir tevbe etti ki, bu tevbe, Medine-lilerden yetmiş kişi arasında taksim
edilse, onlara yeterdi. Sen, Allah için canını vermekten daha faziletli bir tevbe
gördün mü?" buyurmuşlar. [95]
Bu konuda,
"Sahih-i Müslim Şerhi"nde şunlar beyan e-dilir:
"Tevbe ile, büyük
suçların günahı sakıt olur. Bu hususta müslümanlarm icmâı vardır. Yalnız
katilin tevbesi hususunda îbn Abbas (r.a.) cumhura muhalefet etmiştir.
Burada, şöyle bir sual
hatıra gelebilir:
O hâlde Maiz (r.a.)
Gamıdli kadın (r.anha), neden tevbe ile iktifa etmemişler de, canlarına
kıymışlardır?
Cevab:
Hadd-i Şer'î beraet
etmek ve günahm sükûtu, yüzde yüzdür. Tevbenin kabulü, yüzde yüz malum
değildir. Şartlarından bazısı bulunmayıp makbul olmayabilir. Bu takdirde günah
da bakîdir.
İşte Hz. Maiz ile
kadın, bu ciheti düşünerek günahlarından beraet için yüzde yüz malum olan yolu
ihtiyar etmişler[96]
Halid b. Leclac'ın
babası Leclac (r.a.)'dan.
Leclac, çarşıda
oturarak, kendi kendine iş yapıyormuş. Kucağında Sabî bulunan bir kadın geçmiş.
Birden halk, kadına doğru koşmuşlar.
(Leclac, dedi ki:)
Ben de, halkın koştuğu
tarafa koştum. Tâ Rasulullah (s.a.s.)'e kadar vardım.
Rasulullah (s.a.s.),
kadına:
"Şu senin
yanındaki çocuğun babası kimdir?" buyurdu.
Kadın sükût etti.
Kadının tam hizasında bulunan bir delikanlı:
O çocuğun babası benim
ya Rasulullah, dedi.
Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.s.), kadına döndü ve:
"Bu çocuğun
babası kimdir?" buyurdu.
Yine delikanlı:
Benim ya Rasulullah,
dedi.
Rasulullah,
etrafındakilere baktı ve onlara bu delikanlının durumunu soruyordu.
Onlar da:
Onun hakkında hayırdan
başka bir şey bilmeyiz, dediler.
Rasulullah (s.a.s.),
delikanlıya:
"Muhsan
mısın?" dedi.[97]
Delikanlı: . -Evet, cevabını verdi.
Rasulullah (s.a.s.),
emir buyurdu, genç recmolundu.
Leclac, dedi ki:
Biz, delikanlıyı
çıkardık. Recmetmemiz mümkün olacak bir şekilde çukur açtık. Ölünceye kadar
ona taş attık.
Bir zat geldi.
Recmoîunan kimse hakkında soru soruyordu. Onu, Rasulullah'a götürdük ve:
Bu zat, recmedüen pis
adamı soruyor, dedik.
Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:
"O recmedüen
kimse, Allah indinde Misk kokusundan daha güzeldir." buyurdu.
Meğer o zat,
recmedüenin babası imiş.
Onun yıkanması,
kefenlenmesi ve defni için ona yardım ettik. [98]
Ebu Hüreyre ile Zeyd
b. Halid (r.anhuma), şöyle demişler:
Rasulullah (s.a.s.)'e
bir adam geldi de:
Ya Rasulullah, sana
karşı Allah adına yemin eder, muhakkak bizim aramızda Allah'ın Kitabı üe hüküm
vermeni isterim, dedi.
Bunun üzerine hasmı da
ayağa kalktı. Hasım, ötekinden daha anlayışlı ve dirayetli hâldeydi.
Oda:
(Evet) o, doğru
söyledi. Aramızda Allah'ın Kitabı ile hükmet ve davamı söylemem için bana izin
ver ya Rasulullah, dedi.
Rasulullah, ona:
"Söyle!" buyurdu. O da, şöyle anlattı:
Benim oğlum, bu adamın
ailesi içinde ücretli idi, onun karısıyla zina etmiş. Ben bu adama, oğlum adına
yüz koyun ve bir erkek hizmetçi fıtye verip oğlumu kurtardım. Ve ben bu
meseleyi, ilim ehlinden bir takım adamlara sordum. Onlar, bana oğluma yüz
deynek ve bir yıl sürgün cezası gerektiğini, bu adamın karısına da recm
(taşlama) cezası gerektiğini haber verdiler, dedi.
Rasulullah (s.a.s.)
de:
Nefsim elinde bulunan
Allah'a yemin ederim ki, ben, sizin aranızda elbette Allah'ın Kitabı ile hüküm
veririm:
Yüz koyun ve hizmetçi
sana geri verilir, oğlun üzerinde yüz çleynek ve bir yıl gurbete gönderme
cezası verilir.
'Ya Uneys, sen de, bu
adamın karısının üzerine git de, ona sorup bu isnadı tahkik et. Eğer kadın zina
suçunu (sabit olacak tarzda) i'tiraf ederse, onu recmet!" buyurdu.
Uneys, kadına gitti,
tahkikatta kadın, zina ettiğini i'tiraf edince ona, recm cezası uygulandı.[99] İbn
Abbas (r.anhuma), şöyle demiş:
Emiru'l-Mü'minin Ömer
(r.a.) bir hutbesinde şöyle buyurmuş:
Şübhesiz ki Allah,
Muhammed'i hak Peygamber gönderdi ve O'na Kitab indirdi. Allah'ın indirdiği
şeyler içinde, "Recm Ayeti" de vardı. Bizler, o ayeti okuduk, akledip
anladık ve iyice ezberledik.
Bunun içindir ki,
Rasulullah recmetti, O'ndan sonra biz de recmettik. Ben, insanlara zaman uzayıp
da bir sözcünün:
Biz Allah'ın Kitabında
recm ayetini bulamıyoruz" demesinden ve Allah'ın indirmiş olduğu bir
farizayı terk etmeleri suretiyle insanların sapıklığa düşmelerinden endişe
e-diyorum.
Recm, Allah'ın
Kitabında sabit bir haktır. Bu, erkeklerden ve kadınlardan evlenip de zina eden,
zinası da, beyyine ile yahud gebelik, yahud da i'tiraf ile sabit olan kimselere
uygulanır.[100]
"Ömer (r.a.)'
Allah'ın indirmiş
olduğu bir fariza, dediği: "Evli bir erkek ile evli bir kadın zina
ederlerse, Allah'ın cezası olarak, recm edin. Allah, Azizdir, Hakimdir."
kelamıdır.
Bu keyfiyet, Hz.
Ömer'in rivayetini dayanmaktadır. Bu lafsın okunması nesholunup, hükmü ibkaa
olunmuştur. [101]Ubade b. Samit (r.a.)'dan
rivayet olunduğuna göre Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurdu:
"Benden Öğrenin,
benden Öğrenin! Allah, o (kadm)lara (çıkar) bir yol halk etti. Bekârla bekâr
(zina ederse) yüz dayak, bir sene sürgün. Evli (veya dul) ile evli (veya dul)
(zina ederse) yüz dayak ve recm (var)![102]
Bize, Seleme İbn
Kuheyl tahdis edip şöyle dedi: Ben, Eş-Şa'bî Amir İbn Şurahbiî'den işittim. O,
Ali ibn Ebi Talib (r.a.)'m Cuma günü (Şuraha el-Hamdaniyye denilen) kadını
recmettiği zaman, Ali 'nin:
Ben bu kadını,
Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti (yani kanunu) ile recmetm i simdir, dediğini
tahdis ediyorum. [103] Zeyd b. Sabit (r.a.),
şöyle demiştir: Şahidlik ederim, andolsun ben, Rasulullah (s.a.s.)'den şöyle
buyurduğunu işittim:
"Evli erkek ile
evli kadın zina ettiklerinde, onları kesinlikle recmedin. [104]
(Abdullah) İbn Abbas
(r.a.), şöyle rivayet eder: Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "(Zina
suçundan dolayı) her hangi bir kimseyi şahidsiz (ve i'tirafsiz) recmetmiş olsaydım,
falan kadını recmedecektim. Çünkü konuşma tarzından, vaziyetinden ve yanına girenlerden
dolayı cidden kendisinden şübhe meydana gelmiştir. [105]
İbn Abbas (r.a.)'dan.
Bir adam, bu mecliste
İbn Abbas'a:
Bu kadın,
Rasulullah'in:
"Eğer ben, bîr
kimseyi delilsiz olarak recmeder olsaydım, elbette bu kadını
recmederdim." buyurduğu kadın mıdır?, diye sordu.
İbn Abbas:
-Hayır, bu, İslâm
içinde fahişeliği açıktan yapan (fakat i'tiraf etmeyen, aleyhinde bu hususta
beyyine de dikilmeyen) bir kadındı, demiştir.
Said b. Sa'd b. Ubade
(r.a.), şöyle demiştir:[106]
Evlerimiz arasında
vücud yapısı noksan ve zayıf bir a-dam vardı. (Bir defa) binanın cariyelerinden
birisiyle kötü vaziyette aniden yakalandı. Bunun üzerine (babam) Sa'd b. Ubade,
onun durumunu Rasulullah (s.a.s.)'e arzetti.
Rasui-i ekrem
(s.a.s.):
"Ona, yüz sopa
atınız." buyurdu.
Sahabîler:
Ey Allah'ın Nebisi,
adam, bu dayağa dayanamayacak derecede çok zayıftır. Ona, yüz sopa atmış
olsaydık ölecekti, dediler.
Rasul-ı Ekrem
(s.a.s.):
O hâlde onun için yüz
salkımlı bir hurma dalı alınız ve onu, (o dal ile) bir defa dövünüz."
buyurdu. [107]
Devletine, ülkesine ve
yaşayan insanlarına İslâm'ın hakim olduğu Daru'l-İslâm'da, diğer emniyetlerin
sağlandığı gibi, nesil emniyeti de, en geniş boyutları ve en ciddî şartları ile
sağlanmıştır... Uygulanan zina haddi bu emniyetin ciddî mânâda sağlanmasını
hedefliyordu... Asırların en güzeli, nesillerin en hayırlısı olan Asr-ı Saadet
ve ilk İslâm nesli arasmda yaşanan olayları en sahih kaynaklarımızdan
naklettik... Elbette her delil hakkında sahifelerce yorum yazılabilinir, fakat
onlardan alınacak ibreti ve çıkarılacak dersleri, aklını kullanabilen her
okuyucumuza bırakıyoruz...
Bu konuda, Ebu Bekir
Muhammed b. İbrahim b. El-Munzir (rh.a)'in hazırladığı
"Kitabu'1-İcmâ" adlı eserde şunlar kayıtlıdır:
"Zina yasaktır.
Zina eden bekârın
cezası dayaktır.
Hür bir kimse, sahih
bir nikâhla evlenir ve karısıyla normal yolla cinsî ilişkide bulunursa o,
muhsan olur. Eğer böyle bir karı veya koca zina ederse recm olunur.
Kişi, sırf nikâh
aktıyla muhsan olmaz. Nikâhla birlikte cinsî ilişkinin de gerçekleşmesi
icabeder.
Recm olunan kimse,
ölünceye kadar taşlanmaya devam edilir.
Hamile olan bir kadın,
zina ettiğini i'tiraf ederse, doğu-runcaya kadar recmolunmaz.
Dayak, kırbaçla atılır
ve kırbacın da orta halli olması gerekir.
Zina yapan bekâr
kimse, ayrıca sürgün de edilir. Numan (Ebu Hanife) ve İbn el-Hasen bu görüşe
katılmaz ve onun sürgün edilmeyeceğini söylerler.
Bir kimse, halasıyla,
kaynanasıyla veya herhangi bîr mahremiyle zina ederse, hadd cezasına
çarptırılır.
Şübheli hâllerde hadd
cezaları uygulanmaz.
Bir köle, zina
yaptığını i'tiraf ederse, hadd cezasına çarptırılır, ister efendisi bunu kabul
etsin, isterse reddetsin.
Zinanın isbatı için
dört şahid gerekir, daha az olursa kabul edilmez.[108]
İcmâ' konularını
kaydettikten sonra, başlı başına korkunç bir felaket olan zina suçunun
zararları[109] için "Dört Mezhebe
Göre İslâm Fıkhı" adlı eserde şunlar beyan edilir:
"Çirkin bir fiil
olan zinanın zararlarına ve onun sevimsiz sonuçlarına gelince; bunlar,
sayılamayacak kadar çoktur. Çünkü bunlar, ahlakî, dinî, bedenî, içtimaî ve
ailevî zararlardır.
Seni, işlerken failin
sevinçli ve mutlu olduğu,, amma buna karşı Rabbinin öfke ve gazabını üzerine
çektiği, şiddetli azaba maruz kaldığı şenî' bir fiilden men'ederim.
Bu çirkin fiil, bu
kadarla da kalmıyor... Gömleğin bedenden çıkarılışı gibi, zina yapan kişinin
imam da kalbinden sıyrılıp çıkıyor. Bu fiili işlerken ölen, gayr-ı müslim
olarak ölür. Hz. Peygamber (s.a.s.), buyurmuş:
"Zina eden kişi, zina.
ederken mü'min değildir.[110] Bu
hadisi, Buhârî ve diğerleri rivayet etmiştir. Bu fuhuş fiilinin işlenmesi
dolayısıyla kadına dokunan zararlara gelince, bunların başhcaları şunlardır:
Her şeyden önce
kadının ırzı pay-ı mal olur, şerefi elden gider, utanma duygusunu yitirir,
dininden olur, toplumdaki seviyesi düşer, günahların en büyüğünü ve içtimaî
suçların en fecisini işlemeye maruz kalır. Oysa ki, kendisi, bunu yaparken çok
kısa bir süreyle ve değersiz bir şehvetle sevinç ve neşe duyup eğlenir.
Onun, ailesinin
şerefini kirlettiğini ve kadın-erkek suçsuz, günahsız akrabalarını utanca
boğduğunu unutmamalıyız. Sonra zina dolayısıyla doğacak çocuğa karşı da cinayet
işlenmiş oluyor. Çocuk zinanın semeresi olarak doğuyor. Çoğunlukla Öldürülmeye
mâruz kalıyor. Yaşarsa da, zayi olup berbatIaşıyor. Hayatı boyunca alnındaki
utanç lekesinden kurtulamıyor. Toplum, kendisini hor görüp ondan nefretle
kaçıyor. Öyle ki, ölüm kendisi için bu hayattan daha iyi oluyor, Nesebi belii
olmayan kimse, hükmen ölüdür.
Kadının kocası varsa,
kocasına karşı da cinayet işlemiş oluyor. Onun namusunu lekeliyor, namını ve
şanını öldürüyor. Arkadaşları, komşuları ve tanıdıkları arasında küçük düşürüyor.
Hayatı boyunca, hatta öldükten sonra bile ona, u-tanç lekesi sürüyor.
Kız olsun, erkek olsun
kendi çoluk-çocuğuna da karşı suç işlemiş, hem de öldürmeye, bedenlerindeki
ruhu almaya denk bir suç işlemiş oluyor. Bu şenî' suç, zamanla unutul- • maz ve
hiç kimseye de gizli kalmaz. Çünkü bunun pis ve iğrenç kokusu, nefisleri
salgın hastalığa yakalatır. Fırtına hızıyla etrafa yayılır. "Suçların,
kendileriyle uçtuğu kanatları vardır" denilmiştir.
Zina yaparak çocuk
doğuran bir kadının bu çocuğu, meşru çocukların arasına ve kocasının evine
yabancı bir unsur olarak soktuğunda bu suçun, bu cürmün doğuracağı sonuçlan
varın siz düşünün! Bu veled-i zina, hiç hakkı yokken o çocuklara ortak oluyor,
geçimlerine, şereflerine, isimlerine, miraslarına ve bütün Özelliklerine ortak
oluyor. Daha bir çok büyük zararlar da, bunların ardı sıra gelir ki, bunları,
gayb âleminden haberi olan Allah'dan başkası bilemez. Bu zina suçunun ne kadar
çirkin ne feci olduğunu anladın mı?
Sonra zina suçunun ne
kadar çirkin ve feci olduğunu anladın mı?
Sonra zina suçunun
sağlık alanında neden olduğu ve hakkında kitaplar yazıldığı zührevî
hastalıklarla akıntı hasahklan gibi zararlara baktığında, İslâm'ın zinayı
yasaklarken koyduğu şiddetli hükmün hikmetini anlarsın!..
Sonra bu tehlikeli
belâ var ya... Kişi, bir defa içine düştü mü artık tadına varıp lezzetini
alırsa, bir daha bıraknıaz ve devam etmek ister. Böylece de kötülüğü artar,
zararı çoğalır. Topluma bulaşan bir salgına dönüşür. Şu hâlde bu suçu işeyenin
manen tedavisi için, bekârsa yüz sopa vurulması tuhaf karşılanmamalıdır kî,
dostlarının ve komşularının gözü önünde rezil rüsvay olsun. Onların gönlünde
sahib olduğu mertebeyi vitirsin. Aralarında ihrazetmiş olduğu makamdan aşağı
düşsün. Onlar da, ona karşı tedbirlerini alsınlar, ona yaklaşmasınlar ve
arkadaşlık etmekten uzak dursunlar. Çünkü nefsi murdar, gidişatı kötü, fiili
çirkin olduğu ve kendisiyle irtibat kuran ferdlere karşı çok tehlikeli olduğu
için, uyuz bir hasta hâline gelmiştir. Bu, zinâkârın dünyevî cezasıdır. Eğer
tevbe etmezse, uhrevî azabı çok daha şiddetli ve daha fazla kalıcıdır.
Evli zinâkârlarm taşla
recmedilme cezasına gelince, bunda, zina eden erkekle kadının, sosyal
mertebelerinin düştüğü erdemli ve olgun insanlıktan sıyrıldıkları anlamı
vardır. Acıtıcı darbeler veya çirkin bir ölüm olmaksızın teeddüb ve kınamadan
anlamayan hayvanlar sınıfına katıldıkları anlamı vardır. Çünkü bunlara, ne
azar, ne de öğüt fayda verir. Şiddetli ve acıtıcı bir darbeden başka bunları
terbiye edecek şey kalmamıştır. İşte bu nedenle Hikmet sahibi Şeriat koyucu,
bunların bir mü'min topluluğu önünde sopaya çekilmelerini, ya da
recmedilmelerini emretmiştir ki, rezillik ve rüsvayhk bunlar hakkında tam
gerekli bir ceza olsun.
İşin sonucunu
gördükten sonra da artık bu suçu işleme niyetinde olanlar, bu niyetinden
caysınlar. Hikmet sahibi şeriat koyucu, zina haddini kanunlaştırmakla, bu
kanunu suçluya uygulamaktan çok topluma bu cürümden men'etmeyi ve diğer
kimseleri korkutup caydırmayı amaçlamıştır. Kul, zina sebebiyle eîde edeceği
geçici lezzetle, bu lezzetin ardısıra gelecek olan şiddetli cezayı, hayatında
veya ölümünden sonra toplum Önünde maruz kaiacağı rezillik ve rüsvaylığı,
alnına vurulacak olan utanç damgasını mukayese eder ve bu suçu işlemeye yanaşmaz.
Aklı sayesinde bu suçtan uzak durmayı tercih eder. Onur ve değerini, ırzını ve
bedenini korumak için bu suçtan kaçmayı yeğler.
Sevgi ve barış ortamı
içinde yaşasın diye toplumu bu suça karşı korumak için Şeriat koyucu, ihtiyatı
tedbirler almıştir. Zina suçu kadar toplum ferdleri arasında düşmanlığı yayan
ve toplumsal bağları koparan bir sebeb düşünülemez. Bütün bunlardan ötürü
Şeriat koyucu, İnsanları zinaya yaklaşmaktan, zinanın öncülü olan hareketleri
yapmaktan men'etmiştir. Zira bu hareketleri yaparlarsa, zina tuzağına
yakalanmalarından kurtulamazlar. Tıpkı bir mühendisin farkında olmaksızın
tehlikeli durumlara düşmesinler diye insanları, elektrik yüklü trafolara,
mayın tarlalarına, patlayıcı madde depolarma ve bu gibi tehlikeli yerlere
yaklaşmalarını yasaklaması gibi...
Yüce Allah buyuruyor:
"Zinaya
yaklaşmayın. Çünkü o, pek çirkindir ve kötü bir yoldur.[111]
Yani zina yapmak bir
tarafa, zinanın uzak ve yakın sebeblerinden biie uzak durun. Şeriat koyucu,
zinaya yaklaşmaktan bizleri men'ediyor. Çünkü ona yaklaşmak, o işi yapma
yolunu açar. Oysa ki, o fiil, "pek çirkindir." Çünkü zina fiilinin
iğrençliği son derece açıktır, çünkü haddi aşmıştır. "Ve kötü bir
yoldur", yani zsnâ yolu pek kötü bir yoldur. O, tenasül organını
gasbetmektir ki, bu da, soyların karışmasına, fitnenin kıvılcımlanmasına, toplumun
bozulmasına yol açar. Nasıl açmasın ki?!.. Cenab-ı Allah, zinayı şirkten ve
katiden hemen sonra sayarak, büyük günahlar sınıfına dahil etmiştir.
Yüce Allah buyuruyor:
"Ve onlar, Allah
ile beraber başka ilâha tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere
öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa, ağır bir ceza ile
karşılaşır.
Kıyamet günü azab, ona
kat kat artırılır ve o, içinde a-şağılanmış olarak temelli kalır[112]
Zinanın zararları için
bu yerinde ve çok değerli açıklamadan sonra bu konuda, aynı eserden şunları da
kaydetmekte fayda vardır:
"Fıkıhçılar görüş
birliği ederek demişler ki: Bir kimse kendisinde muhsanlık şartları tekemmül
ettikten sonra, hür, baliğa, akıllı müslümanken sahih bir nikâha dadanılarak
kendisiyle gerdeğe girilmiş olduğu için muhsanlık şartlarım tam olarak taşıyan
kadınla zina ederse, bu erkekle bu kadın zinâkâr ve de muhsandırlar. Bunların
her ikisi de ölünceye dek taşa tutularak recmedilirler.
Peygamber (s.a.s.),
Maiz'i, Gâmidiye'yi ve diğerlerini recmetmiştir. Râşid Halifeler de, hiç bir
itirazla karşiİaşmak-sızın icmâ' ile recm haddini uygulamışlardır. Recm haddi,
mütevatir hadislerle, Peygamber (s.a.s.)'in tatbikiyle ve İcmâ-ı ümmetle
sabittir. Recm hadisi, Kur'ân ayetinden olup sonra nesh edilmiş ve hükmü bakî
kalmıştır diyenlere göre, Kitab ile de sabittir.
Zina eden erkek veya
kadın üzerine ikrar veya şahid-lerin şehadeti veya beyyine ile recm haddini
uygulamak va-cib olduğunda suçlu, normal taşlarla taşlanır. Ne azab ve e-limin
uzun sürmesi için hafif çakıllarla taşlanır, ne de çabukça can alıcı kaya
parçalarıyla öldürülür. Böyle yapılacak o-lursa, had uygulama amacı olan ibret
alma gayesi elde dilmiş olmaz. Aksine avuç dolusu iriliğindeki taşlarla
recmedilir. Yüze vurmaktan sakınılır. Zira Müslim, Cabir b. Abdullah'ın şöyle
dediğini rivayet eder:
"Rasulullah
(s.a.s.), yüze vurmaktan ve yüze dövme yapmaktan men'etti.[113]
Ayrıca Peygamber
Efendimiz, Gâmidiye'yi recmetmeyi emrettiğinde nohut gibi bir çakıl alıp ona
attı. Sonra dedi ki: "Ey insanlar, ona (taş) atın ve yüze vurmaktan
sakının." Zina eden erkek, kendisine had tatbik edilirken, bir yere
bağlanmayip eli-kolu da bağlanmaz. Onun için çukur kazılmaz. Kadın ise,
recmedilirken kendisi için çukur kazılması caizdir. Avreti açılıp görülmesin
diye göğsüne kadar çukura gömülür. Had tatbiki esnasında giysileri üzerine
bağlanır ki, vücudunun bazı kısımları görülmesin. Çünkü o, avrettir. Avretinin
açılması, had tatbiki esnasında bile haram olur. Nitekim Asr-i Saadet'te de
Sahabîİer, böyle yapmışlardı.
Fikihçılar, şiddetli
sıcakta da, soğukta da recm haddinin uygulanacağı hususunda görüş birliği
etmişlerdir. Hasta kimseye de bu had uygulanır. Çünkü bu had ile kişi,
sağlıklı da olsa zaten Öldürülecektir. Dolayısıyla yüz deyneklik haddin tersine
olarak recm haddi, hastanın iyileşmesi zamanına ertelenemez.
Yine fıkıhçılar, gebe
ise zina eden kadın recm haddinin uygulanmayacağı ve bu haddin kadının
doğurmasına, çocuğunu emzirmesi ve çocuğun yiyecek yiyebileceği zamana kadar
ertelenmesi gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir. Nitekim Gamidiye'nin
haddinde Peygamber (s.a.s.) böyle yapmıştı. Ayrıca gebe kadına had tatbik
edilmesi durumunda, karnındaki yavru da öldürülmüş olacaktır ki, bu da, suçsuz
bir yavrunun öldürülmesi demektir. Alimler, had tatbiki sırasında ölmesi
hâlinde zinâkârın yıkanacağı, üzerine namaz kılınacağı ve Müslüman Mezarlığına
defnedileceği hususunda görüş birliği etmişlerdir. Nitekim Peygamber (s.a.s.)
de, had nedeniyle ölen kişi için böyle bir muamele tarzı uygulamıştır.
Fıkıhçılar, hür, baliğ,
akıllı ve müslüman bekârın zina yapmaları durumunda, her birine yüz deynek
vurulması gerektiği hususunda ittifak etmişlerdir ki, bu hüküm, Allah'ın
Kitabında yer almaktadır:
"(Bekâr olup da)
Zina eden kadınla, zina eden erkeğin her birine yüz deynek vurun. Allah'a ve
ahiret gününe inanıyorsanız bunlara, Allah'ın dini hususunda (emirlerini
yerine getirmede) merhametiniz tutmasın. Mü'minlerden bir topluluk da bunların
ceza tatbikîne şahid olsun." [114]
Müfessirler, dediler
ki:
Bu ayet, evli bir
kimsenin rezmedilmesi hususunda varid olan hadislerle tahsis edilmiştir. Ayet
evli olmayan (zinakâr) kimsenin hükmü hakkında bakî kalmıştır.
Fıkıhçılar, dediler
ki:
Ta'zir dayağı, zina
dayağından daha şiddetlidir. Zina dayağı da içki içene çekilen dayaktan daha
şiddetlidir. Had tatbiki durumunda, yeni kırbaçla vurulmaz ki, şiddetli acı
vermesin. Darbeler, acı versin diye çürümüş eski kırbaçla da vurulmaz. Ancak
deriden yapılmış vasat bir kırbaçla vurulur. Suçlu, yere yatırılmaz, bağlanmaz.
Cellad, vururken aşırılığa kaçmaz.
Giysilerin tümü
üzerinden çıkarılmaz. Avretini kapatacak şekilde iç çamaşırları üzerinde
bırakılır. Kürkü ve deri elbiseleri üzerinden çıkarılır. Her organa darbedeki
payını vermiş olmak için darbeler, bütün organlar üzerinde taksim edilir. Çünkü
suçlu, zina yaparken lezzeti, her organında hissedip tatmıştır. Ayrıca
darbelerin tümünü bir tek uzvun üzerine vurmak, teleflyete sebeb olabilir.
Oysa ki, suçlu, telef olmaya müstehak değildir. Darbeler, bütün organlar
üzerine taksim edilir ki, Peygamber (s.a.s.)'in yasaklamış olduğu öldürmeye
sebeb olmasın.
Gjrtlak, tenasül
organı ve yüz gibi yerlere vurulmaktan sakınılmalidır. Çünkü yüz, güzellikleri
bir arada bulundurur.
Kadına gelince o,
oturmuş vaziyette iken kendisine had tatbik edilir. Avret yerleri örtülür.
Elbisesi, üzerinden çıkarılmaz. Çünkü o, setredilmesi gereken bir avrettir.
Ancak kürk, aba ve deri giysisi üzerinden çıkarılır ki, darbelerin acisı
vücuduna sirayet etsin. Tâ ki, had tatbikinden kastedilen amaca ulaşılabilsin.
Bu amaç,, darbelerin acısını duymaktır ki, suçlu, artık suç işlemeye bir daha
kesinlikle yanaşmasın. Kadın, oturmuş vaziyette iken kendisine had tatbik
edilir. Zira Hz. Ömer (r.a.) buyurmuş ki:
"Erkek
ayaktayken, kadın da oturmuş vaziyetteyken kendilerine had tatbik edilir."
Ayrıca erkeğin hâli
alaniyyet ve âşikârlık üzerine kuruludur ki, başkaları onun bu durumundan
ibret alsınlar. Kadının hâli ise, örtünme ve gizlilik üzerine kuruludur.[115]
Bunu da, böylece
kaydettikten sonra günahların en çirkinlerinden olan Livata fiilinin beyanına
geçelim. İslâm'ın ve mü'min müslümanların mahkum, gayr-ı İslâmî hükümlerin
hakim olduğu işgal edilmiş İslâm topraklarında, Livata, oğlancılık, eşcinsellik
ve homoseksüellik kelimeleri, aynı çirkin fiili anlatmak için kullanılır...
Livata, erkeğin erkek ile cinsel ilişkide bulunmasıdır... Bu fiilin, yapılması
ve yaygınlık kazanması, en korkunç felaketlerin en şiddetlisidir... İnsanlık
tarihi boyunca bir çok gayr-ı müslimlerin yaşadığı ülkelerde ortaya çıkan bu
çirkin zina fiili, özellikle Lut (as)'ın kendilerini İslâm'a davet etmek üzere
peygamber olarak gönderildiği müşrik ve kâfir ahlaksız toplumun en büyük
ö-zelliği olarak bilinmektedir...
Rabbimiz Allah (Azze
ve Celle), toplumun felaketinin en büyük sebeblerinden birisi olan Livata fiiliyle
meşgul o-lan Lût (as)'ın Müşrik ve Kâfir kavmi için şunları beyan buyurur:
"Hani Lût da,
kavmine şöyle demişti: 'Sizden önce â-lemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasız
çirkinliği mi yapıyorsunuz?
Gerçekten siz,
kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan
(azgın) bir kavimsiniz.[116]
"Siz, insanlardan
(cinsel arzu ile sadece) erkeklere mi gidiyorsunuz?
Rabbinizin sizler için
yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz? Hayır, siz, sınırı çiğneyen bir
kavimsiniz[117]
"Kavminin cevabı:
'Yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları! Çünkü bunlar, çokça temizlenen (fuhuştan
arınan, eşcinsellikten kaçman) insanlarmış', demekten başka olmadı. [118]
Rabbimiz Allah (c.c.)
tarafından vazifeli kılınan Peygamberlerden biri olan Lût (as), en çirkin
özellikleri eşcinsellik olan müşrik ve kâfir toplumu, imana davet ederken,
onları bu korkunç çirkin fiilden alıkoymak için nasihat verirken, [119] çok
kötü huylu olan müşrik kavmi ise, O'na şöyle cevab veriyordu:
Bizim gibi inanmayan,
atalarımızın bize bıraktığı düzeni, rejimi beğenmeyen, atalarımızın ilkelerine
reddeden, bizim gibi davranmayan ve yaptığımız eşcinsellik fiilini hoş
karşılamayan, bundan ve bu gibi bizim değer verdiğimiz şeylerden kaçınan, kabul
etmeyen, bizim değer ölçülerimizden arınan ve tertemiz olmak isteyen bu
muvahhid, mütakki, mü'min müslümanları yurdumuzdan sürüp çıkarın... Bunlar gibi
mü'min müslümanların, ahlaklı ve temiz kişilerin bizim yurdumuzda yerleri
yoktur...
Böyle diyordu müşrik
ve eşcinsel toplumun ileri gelenleri... Lût (as) ve O'nunla birlikte ancak bir
aile ferdleri i-
Muvahhidİere,
mütakkilere, mü'min müslümanlara, ahlâklı, iffetli ve namuslulara, böyle adî
bir toplumda yer yoktu... Ta-ğutların egemen olduğu bu müşrik ve ahlâksız
toplumu, bu toplumun yaşadığı ülkeyi, "Ya sev, ya terk et!" diye
mü'min müslümanlara baskı yapılıyordu zalim, cahil ve' müşrik egemenler
tarafından...
"Dediler ki: 'Ey
Lût, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (burdan)
sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.[120]
Gerek inanç, gerekse
ahlâk bakımından lağamlaştın lan bir toplum yapısında elbette iyilerin,
temizlerin, namusluların ve katıksız iman sahibi mü'min müslümanlann bulunmasına
tahammül edilemez!.. "Ya bize benzeyin, ya da terk e-din!"diyen
işgalci egemen tağutlarla mücadele edip işgal e-dilen İslâm toprakları işgalden
kurtarılmalıdır.,. Egemen şirk fitnesi giderilip yerine, Allah'ın dini hakim
kılınmalıdır... Muvahhid mü'minler, müşrik egemen tağutlar tarafından işgal
edilip İslâm ve müslümanların mahkum edilerek Daru'I-Harbe dönüştürülen İslâm
topraklarını, tekrar İslâm'ın ha-kim, mü'minlerin iktidar olduğu Daru'l-İslâm'a
dönüştürmek için tüm imkânlarıyla çalışmalı, malları ve canlarıyla gayr-ı
Müslim egemen tağutî güçlerle cihad etmelidir.
[121]
Zina fiilinin en çirkini
olan Livata, yani eşcinsellik için Önderimiz Rasululİah (s.a.s.)'in de, çok
uyarıları olmuş ve Ümmeti için en çok kaygı duyduğu fiillerden biri olduğu beyan
edilmiştir...
Cabir b. Abdullah
(r.anhuma)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasuİuİlah (s.a.s.):
"Ümmetim için en
çok korktuğum şey(İerden birisi), Lût kavminin ameli(ni işlemesidir.[122]
îbn Abbas (r.a.)'dan.
Rasululİah (s.a.s.),
şöyle buyurur:
"Bir erkeğe veya
arkasından kadına yaklaşan kişiye Allah, (rahmet nazarı ile) bakmaz! [123]
İbn Abbas (r.a.)'dan.
Rasululİah (s.a.s.),
şöyle buyurur:
"Kimin Lût
kavminin amelini işlediğini bilirseniz, bu (çirkin) fiili işleyeni de, kendisi
ile bu fiili işleneni de öldürünüz. [124]
Ebu Hüreyre (r.a.) da,
şu hadisi rivayet eder:
Rasululİah (s.a.s.)
Lût kavminin (çirkin) amelini işlyen kimse hakkında:
"Üstekini ve
alttakini recmediniz. Her ikisini de recme-din iz. "buyurmuştur. [125]
Bu berbat ve çirkin
fiilinden dolayı ortaya çıkan suç i-çin Livata (eşcinsellik/homoseksüellik)
haddi uygulanır... Bu konuda "Dört Mezhebe Göre İslâm Fıkhı" adlı
eserde şöyle denilmektedir:
"Livata
(homoseksüellik), insanın nev'îne ve fıtratına yakışmayan ahlâkî suçlardan
biridir. Livatada, yani erkeğin erkek ile cinsel temasta bulunmasında insanlığa
karşı açıkça düşmanlık edilmekte ve Allah'ın kanunlarının sınırları dışına
çıkılmaktadır. Bu nedenle Cenab-ı Allah bu suçu, tıpkı zina gibi fuhuş olarak
adlandırmıştır:
"Sizden önce
âlemlerin hiç birinin yapmadığı rezaleti (oğlancılığı) mı yapıyorsunuz?" [126]
Bu çirkin fiili
işleyen kimse hakkında İmamlar, farli görüşler ileriye sürmüşlerdir. Bazıları
demişlerdir ki:
Oğlancılık yapan kişi,
eğer evliyse, zinâkârın cezasına çarptırılır ki, o da, idamdır. Yapiîan kimseye
gelince, onun . cezası, bekâr zinâcıların gibi deynek cezasıdır. Çünkü onda
evlilik söz konusu olmaz.
Diğer bazıları
demişler ki:
Oğlancılık (Livata)
yapanın cezası, had babından değil de, ta'zir babmdandır. Kadı, onu bu suçtan
caydırmak için, uygun gördüğü tarzda habseder veya deynek altına yatırır. Suçu
tekrar işler ve terk etmezse, onu idamla ta'zir eder.[127]
Aynı eserde bu konura şunlar da beyan edilir: "Gerçekten livata, Allah'ın
lanet ve gazabını, Meleklerle bütün insanların lanetini getirir. Çünkü o,
akl-i selimle ve sağlıklı zevkle çelişen anormal bir fiildir. Bu fiil sahibinin
mürüvvet ve haya perdesini söküp çıkardığına, onurlu kimselerin
niteliklerinden sıyrıldığına, hatta hayvanların adetlerinden bile tecerrüd
ettiğine, hayvanlardan daha çirkin ve al-çak olduğuna delâlet eder. Köpeklerin,
eşek ve domuzların bile kaçındıkları bir rezillikten seni men'ediyorum. Bu
fiili işlemek, büyük ve cüsseli veya zengin ya da azamet sahibi bir kimseye
nasıl yaraşır?
Hayır, bu fiili
işleyen, hayvandan da aşağıdır. Daha meş'umdur. Pis leşlerden daha kötü
kokuludur. Şer ve kötülüklere daha layıktır. Katiller, hırsızlar ve
zinâkârlar, toplum nazarında oğlancılar gibi değildirler. Bunlar, hâi
bakımından oğlancılardan daha iyi ve daha şereflidir. Çünkü o, Allah'ın ahdine
ve emanetine hıyanet etmiştir. Yok olsun cehennemde helak olsun. Cehennem ne
kötü bir duraktır.
Bu nedenle İslâm
âlimlere, bu cürümden uzak durmak, tüysüz, özellikle parlak yüzlü çocuklara
uzun uzadıya bakmaktan kaçınmak için işi sıkı tutmuşlardır. Bazıları, bu vasıftaki
çocuklara bakmanın haram oluşu için, bakışın şehvetli olmasını şart koşmuşlardır.
Çünkü bu bakış, fuhşu davet eder, durgun ve gizli oîan şehveti körükler.
Rahmetli Zekvan oğlu
Hasan demiş ki:
Zenginlerin
çocuklarıyla bir arada oturmayın. Onların, kadınlar gibi güzel yüzleri ve
suretleri vardır. Onlar, kadınlardan daha çok fitneye düşürürler.
Merhum Şüdî oğlu Necib
de, şöyle demiştir:
Bir erkek, tüysüz
gençler ve çocuklarla gecelemesin, deniliyordu.
İbn SehPin de, şöyîe
dediği rivayet olunmuştur:
Bu Ümmette,
kendilerine Lûtî denen bir takım kimseler türeyecektir. Onlar, üç sınıftırlar:
Bir sınıf bakar, bir sınıf musafaha eder, bir sınıf da bu fiili (oğlancılık)
yaparlar.
Mücahid'in de, şöyle
dediği rivayet edilir:
Bu fiili işleyen, yani
oğlancılık yapan kimse, gökte i-nen ve yerde bulunan suların bütün damlalarıyla
yıkanıp gusletse bile, bu günahdan tevbe etmedikçe murdar kalmakta devam eder.
Adamın biri Ahmed b.
Hanbel'in meclisine geldi. Beraberinde güzel yüzlü ve parlak suretii bîr çocuk
vardı.
İmam Ahmed, ona:
Bu, senin neyin olur?,
diye sorunca,
Adam:
Bacımın oğludur, diye
cevab verdi.
Bunun üzerine İmam,
ona şu uyarıda bulundu:
Onu, bir daha buraya
getirme. Yolda, onunla beraber yürüme ki, seni ve onu tanımayanlar, hakkında
kötü zanda
bulunmasınlar.
Süfyan-ı Sevrî, umumî
bir hamama girdi. Sonra da güzel yüzlü, çıplak bedenli bir çocuk, onun
bulunduğu yere geldi. Süfyan, gözlerini yumup bağırarak şöyle dedi:
Onu, yanımdan çıkarın,
yanımdan çıkarın. Ben, her kadında beraber bîr şeytan görüyorum. Her çocuk ve
tüysüzle beraber on küsur şeytan görüyorum.
Bütün bunların sebebi
şudur:
Bu çirkin fiilin
zararı, erkeklere ve kadınlara, hatta ferd ve topluma, bütün insanlığa dokunan
zararların en tehlikeli-sidir. Yüce Allah'dan, bizleri bu Şen'î cürümden
korumasını ve muhafaza buyurmasını diliyoruz. Şübhesiz O, duaları işitendir.
Alimler oğlancılığın
zararlarını özet olarak aşağıda maddeler hâlinde sıralamışlardır:
1) Selim
beşer fıtratına karşı cinayet işlenmektedir. Çünkü selim nefisler bunu pek
çirkin görür ve onu zinadan daha kötü sayarlar. Zira cinsel temasın yapıldığı
mahal pistir, pislik yeridir.
2) Şehvet israfı
nedeniyle gençler bozulmaktadır. Çünkü burada erkeklere pek
kolay yaklaşılmaktadır.
3) Kendilerinde
ibnelik hastalığı meydana geldiği için erkekler rezil olurlar. Bir defa
başlarını yere indirdiler mi, artık bir daha kaldıramazlar.
4) Oğlancılıktan hoşlandıkları için kocalarının,
kendilerinden yüz çevirmeleri nedeniyle kadınlar bozulmaktadır: Kocaları,
karılarının iffetlerini muhafaza etmek, şehvetlerini tatmin etmek hususunda
kusurlu davranmaktadırlar. Böylece de onları, ırzlarını hafife alınacak
derekeye düşürmektedir.
5) Bu
fuhuşun yayılması nedeniyle nesil azalır. Çünkü, oğlancılık, erkeklerin
evlenmeye rağbet etmemeleri ve kadınlardan yüz çevirmeleri sonucunu doğurur.
6) Oğlancılık, erkeklerin
kadınlara arkadan temas yapma eğilimini artırır ki, bu da, son
derece berbat bir alışkanlıktır.
7) Bu fuhşu
alışkanlık hâline getiren kişi, mastürbasyon yapmaya ve hayvanlarla cinsel
temas yapmaya meyleder ki, bunlar da, iki çirkin suçturlar. Bedene şiddetli
zararlar verirler, ahlâkı bozarlar. Tehlikeli ve öldürücü zararları olduğu
için bunlar, tüm din ve milletlerde zina ve oğlancılık gibi yasaklanmıştır.
8) Evlilik
hayatı bozulup aileler ve yuvalar parçalanır. Kin ve düşmanlık tohumları
ekilir.
9) Oğlancılık
nedeniyle gençler, evlenmekten ve aile sorumluluklarını yüklenmekten
kaçınırlar. Çünkü bu pis alışkanhk, toplumu ayakta tutan sütunları yıkar. Oysa
evlilik, eşlerin her ikisinin de iffetini korur.
10)
Oğlancılık yapanda, Frengi ve bel soğukluğu hastalıkları gibi tehlikeli
zararlar meydana getirir.
11)
Kendisine yapılan da, bazı zararlar meydana gelir. Örneğin, tutamadığı için,
anusundan pislik akar.
Genel olarak bu fuhşun
zararlarını saymakla bitiremeyiz. Umumî olarak hem ferd, hem toplum için tehlike
arzederler. Oğlancılık (Livata) korkunun habercisi, zarar ve ziyanın sebebi,
düşüşün delili, alçaklığın nedeni, onur ve izzetin yetirilişidir.
Salgın öldürücü ve pis
hastalıkların yayılmasına yol a-çar. İnsanı, ince illete ve safra hastalığına
mübtela eder. Allah'ın rahmetini kaldırıp gazabım indirir. Yapana ve yaptırana
azab ve lanet getirir. Yüzlerden utanmayı kaldırır. Yapanın da, yaptıranın da
sahicilikleri reddolunur. Onlara, dünya ve ahirette azabın en şiddetlisidir
vacib olur.
Bu nedenle Peygamber
Efendimiz (s.a.s.), Medine toplumunu bozmasın diye muhannes bir erkeğin Medine
dışına sürgün edilmesini emretmiştir.
Hikmet sahibi Şeriat
koyucu, bu çirkin fiili, üzerinde durarak yasaklamış, bu suçtan caydırıcı bir
cezayı va'zctmiş-tir. Bu çirkinliğe düşmekten insanları nefret ettirici, onları
bu fiilin vehim sonucundan sakindıncı, şenaatinden ürkütücü, büyük fecaat ve
tehlikesini açıklayıcı mahiyette bir çok ha-dis-ı şerif varid olmuştur.
Ebu Hüreyre (r.a.),
Peygamber (s,a,s.)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Cenab-ı Allah,
yarattıklarından yedi kimseye, yedi kat göğün üzerinden Lanet etmiş ve onlardan
her birinin üzerine laneti üç kez tekrarlamıştır. Onlardan her birine kendisine
yetecek miktarda lanet etmiştir: Lût kavminin amelini işleyen mel'undur. Lût
kavminin amelini işleyen mel'undur. Lût kavminin amelini işleyen mel'undur.
Allah'dan başkası için (kurban) kesen mel'undur. Hayvanlarla cinsel temasta
bulunanlar mel'undur. Anne-babasma asî olan mel'undur. Bir kadınla beraber
(başka kocadan doğmuş olan) kızını kendisine nikahlayan mei'undur. Yeryüzünün
hududunu değiştiren mel'undur. Velisinden başkasına nisbet edilen mel'undur.[128]/[129]
Lİvatanm korkunç
zararlarına çağımızda ortaya çıkan AİDS hastalığını da eklemek gerekir... Çünkü
bu hastalığın ortaya çıkmasının tek sebebi Livata, yani homoseksüelliktir...
İnsanlığa ferd ve toplum olarak verdiği zarar, hemen hemen her insan tarafından
bilinen AİDS hastalığı, tibb tarafından çaresi keşfediledursun, her imanlı ve
aklım kullanmasını bilen insan idrak eder ki, bundan kurtulmanın tek yolu var
o da, Livatayı ve zinânm her türlüsünü ortadan kaldırmak, ona
yaklaşmamaktır... Bunun gerçekleşmesi için de, yeryüzünde şirk, küfıir, irtidad
fitnesinin kaldırılması, müşrik, müstekbir, kâfir ve zaiim tağutların
egemenliklerine son verilmesi, yeryüzüne İslâm'ın hakim kılınması gerekir... Ancak
İslâm, hayata, gönüllere, ruhlara ve bedenlere hakim o-lursa hayat, yaşamaya
değer...
Yegâne hayat nizâmı
olan İslâm, tüm bu korkunç felaketleri önlediği gibi, karşılıklı rıza ile
yapılan zinanın her türlüsünü yasakladığı gibi, ırza tecavüzü de, haram
kılmış,, yani yasaklamış ve bu suçu işleyenlere gereken cezayı vermiştir...
Böylece nesil emniyetini tertemiz bir şekilde sağlamıştır...
Vail (b. Hucr)
el-Kindî (r.a.), anlatır:
Rasulullah (s.a.s.)'in
zamanında(cemaatle) namaz kılmayı kasdederek (evinden) çıkan bir kadını, bir
adam tuttu ve kadının üstüne kapanarak ona tecavüz etti. Kadın bağırınca, adam
sıvıştı. Derken kadının yanından (başka) bir adam geçti ve kadın:
Beni, şöyle şöyle
yapan işte bu adamdır!, dedi.
Muhacirlerden bir
cemaate rastladı ve onlara:
Şu adam, beni şöyle
şöyle yaptı, dedi.
Kadının, kendisine
tecavüz ettiğini sandığı adamı gidip aldılar ve kadına getirdiler.
Kadın:
Evet, işte bu!, dedi.
Bunun üzerine adamı,
Rasulullah (s.a.s.)'e getirdiler. Rasulullah (s.a.s,), recmedilmesi
(taşlanması)nı emredince, kadına tecavüz eden kişi ayağa kalktı ve:
-Ya Rasulullah, o
kadının adamı (hasmı) benim, dedi.
Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.s.), kadına:
"Sen git, Allah,
seni affetti" buyurdu.
(Suçsuz yere
yakalanan) adama da, (Gönül alıcı) güzel sözler söyledi.
Müteakiben kadına
tecavüz eden adam için:
"Onu,
recmedin!" emrini verdi ve sonra:
"(Yemin olsun, bu
zat, kusurunu ikrar etmekle öyie) bir tevbe etti ki, Medine halkı, o tevbeyi
etselerdi, kendilerinden muhakkak kabul edilirdi (bütün Medine halkının
günahlarına kefTaret olurdu)." buyurdu.[130]
Tüm kurum ve
kuruluşlarıyla İslâm'ın hayata hakim olduğu Daru'l-İslâm'da yaşayan izzet ve
şeref sahibi olan faziletli İslâm toplumunu bozmaya ve nesil emniyetini tehdit
ederek zedelemeye çaba harcayan zinâkârlara, hayatları boyunca bir de mânevi
ceza verilmiştir... Onlar, işlemiş oldukları bu suçtan dolayı, âleme ibret
olsun diye, bu suçu işlememiş teiniz kişilerle evlenemezler... Ancak kendileri
gibi günahkâr olan birileriyle evlenebilirler veya ancak onlar birbirlerine
layıktırlar...
Şöyle buyurur Rabbimiz
Allah Teâlâ:
"Zina eden erkek,
zina eden, ya da müşrik olan bir kadından başkasını nikâhlayamaz. Zina eden kadın
da, zina eden ya da müşrik olan bir erkekten başkası nikâhlayamaz. Bu,
mü'minlere haram kılınmıştır. [131]
"Kötü kadınlar,
kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi ve temiz kadınlar, iyi ve
temiz erkeklere; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). [132]
Faziletli İslâm
toplumunda, namuslu mü'min müslü-manların, namuslarına ve iffetlerine dil
uzatmak, onları rendice etmek ve namuslarından dolayı kendilerine iftira etmek
de haram kılınmış, yani tamamiyle yasaklanmıştır... İzzet ve Şeref sahibi,
namuslu ve tertemiz olan mü'min müslü-manların namuslarına dil uzatıp iftira
edenlere de, gerekli ceza verilmiştir... Böylece nesil emniyeti sapasağlam bir
şekilde korunmuş ve ona toz kondurul mamaya çalışılmıştır...
Şöyle buyurur Rabbimiz
Allah:
"İman edenler
için de, çirkin-utanmazhklarm (fuhşun) yaygınlaşmasından hoşlananlara, dünyada
da, ahirette de acıkh bir azab vardır. Allah bilir, siz ise bilmiyorsunuz.[133]
"Korunan
(iffetli) kadınlara (zina suçu) atan ve sonrada dört şahid getiremeyenlere de,
seksen deynek vurun ve onların sahiciliklerini ebedî olarak kabul etmeyin.
Onlar, fasık olanlardır.
Ancak bundan sonra
tevbe eden ve salihçe davrananlar hariç.
Çünkü gerçekten Allah,
bağışlayandır, esirgeyendır. [134]
"Namus sahibi,
bir şeyden habersiz, mü'min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette
lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab vardır.
O gün, kendi dilleri,
elleri ve ayakları aleyhlerinde yaptıklarına dair şahidlikte bulunacaklardır.
O gün, Allah onlara,
hak ettikleri cezayı eksiksiz verecektir ve onlar da. Allah'ın hiç şübhesiz hak
olduğunu bilecekleridir. [135]
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın
rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Helak edici olan
yedi şeyden çekininiz."
Sahabîîer:
Ya Rasuluîlah, bu yedi
şey nedir?, diye sordular.
Rasulullah: (onlardan
birisi de:)
Zinadan Kal'a'ya
girmişçesine korunmuş olup hatırından bile geçirmeyen mü'min kadınlara zina
iftirası atmak." buyurdu. [136]
Mü'minlerin annesi
Aİşe (r.anha) şöyle anlatıyor:
Bana yapılan iftirada
suçsuz olduğumu bildiren Nur Sûresi (24/1-23) ayeti indiği vakit Rasulullah
(s.a.s.), minbere çıktı, iftirayı anlattı, indirilen ayeti okudu. Minberden indiği
vakit, iki erkekle bir kadının cezalandırılmasını emretti Onlara, had cezası
tatbik olundu.[137]
Nufeyl, şöyle dedi:
Rasulullah (s.a.s.),
Aişe'ye ftıhşiyat yaptığını söyleyen Hasan b. Sabit, Mıstah b. Es.a.s.e'ye
(NufeyFe göre) Hamne bint Cahş'a olmak üzere iki erkek ve bir kadına iftira
sopası vurulmasını emir etti. [138]
Rabbimiz Allah, şöyle
buyurur:
"Ey iman edenler,
zandan çok kaçının, çünkü zanin bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin
(birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın).. [139]
İffet sahibi
mü'minlere zina yaptı diye iftirada bulunan müfterilere (iftiracılara), hadd-ı
Kazf uygulanır... Hadd-ı Kazf, ayette de beyan olunduğu üzere seksen
deynektir...
Bu konuda "Dört
Mezhebe Göre İslâm Fıkhı" adlı değerli eserde şunlar beyan edilir:
"İzzet ve celâl
sahibi Allah, Nur Sûresi'nin başında zina suçundaki fuhşun büyüklüğünü,
şenaatinin çokluğunu, diğer hiç bîr suçta bulunmayan cürüm fazlalığını ve
çirkinlik aşırılığını açıklamıştır. Irz ve namus konusunda yapılan isnad ve
ithamlar, insanın başını Önüne eğer, şerefini yıkar. Kıymetli İslâm Hukuku'nun
amaçlarından biri de, kişinin ırz ve namusunu muhafaza etmek, şeref, onur ve
değerini, izzet-i nefsini korumaktır. Şanı yüce Allah, hikmetinin bir gereği
olarak, azgın kimseler için bu caydırıcı hadleri koymuştur.
Azgın kimselerin kin
ve öfkeleri, onların insanların haysiyetlerini darbelemeye, onurlarını
tırmalamaya itmektedir. Oysa ki, insanların şeref ve haysiyetleri, kendileri
İçin çok kıymetlidir. Amma suç işledikleri takdirde değersiz olur.
Yüce Allah buyuruyor
ki:
"O vakit siz, o
iftirayı dillerinizle birbirinize anlatıyordunuz. Hakkında hiç bir bilgi
sahibi olmadığınız şeyi, ağızlarınızla söylüyor ve bunu kolay (günah olmayan
şey) sanıyordunuz. Halbuki Ailah katında (günah bakımından) çok büyüktür.[140]
Cenab-ı Allah, koymuş
olduğu hükümlerle, yani caydırıcı olan kazf haddiyle -ki bu had, ırz ve namusu
korumaya kefildir- insanların şeref ve haysiyetlerini korumamız emredilmiştir
ki, insanlar, bu feci suçu işlemeye yeltenmesinler. Bütün mü'minler, diğer
kardeşleri hakkında iyi zanda bulunma isteğinde terbiye olsunlar. İnsanlar
hakkında, alelacele kötü zanda bulunmasınlar. Dillerini, temiz tutmaya devam
etsinler, Edeblerini muhafaza etsinler. Hakkında bilgi sahibi olmadan büyük
suçlamalara girişmesinler. Fecaatiyle orantılı olarak itham ve suçlama
delillerini iyice araştırsınlar ki, insanlar yalan suçlama tuzağını, başkalarını
haksız yere rüsvay etmek ve şereflerini lekeleyip tırmaklamak için vesile
edinmesinler.
Dil suçundan başka hiç
bir suç bulamazsın ki, sahibi yaptığı işin ne kadar tehlikeli olduğundan
habersiz olsun. Tabiatıyla dil, kolayca hareket ettiği için dil suçu kolayca
işlerin. Tabiî garib şeyleri anlatmak da insana tadlı gelir. İnsanları kolayca
itham etmek için şu da, yeterli bir sebebtir:
Söylenen söz,
sahibinde kaaleye alınacak duyulur bir eksiklik meydana getirmediği
zannedilmektedir. Bunun yanı sıra insanlar kolayca konuşur ve konuşulanı
dinlerler. Bütün bu sebeblerden ötürü insanlar, başkasını itham etmeyi önemsiz
ve kolay bir şey zannederler. Oysa ki, bunun günahı, Allah (c.c.) katında çok
büyüktür.
Bu nedenle Şeriat
koyucu, kazf haddine son derece ö-nem vermiş ve üzerinde durmuştur. Hırsızlık
hakkında bir ayet, yol kesme haddi hakkında bir ayet indirmiştir, Kazf haddine
gelince, onunla ilgili olarak İki ayet indirmiştir. Sonra da kazfın bir başka
çeşidi olan Liân hakkında beş ayet indirmiştir. Bunun ardı sıra "İfk
Hadisesi'.'ni anlatmış, bu o-laya ilişkin dokuz ayet indirmiştir. Bütün
bunların peşisira da,zinâdan haberi olmayan mü'min. kadınlara iftirada bulunmayı
yasaklamaya dair dört ayet indirmiş ve şöyle noktalamıştır:
"Bunlar,
iftiracıların dediklerinden beridirler. Kendileri için bir mağfiret ve
(cennette) kerim bir nzık vardır."
Böyle oiunca da
Cenab-i Allah, Kazf haddi, bu haddin hükümleri, nev'îleri, azabın ve cezanın
açıklanması, toplumda yol açtığı zararların izahı, kazften yasaklanılmasi,
iftiraya teşebbüsden sakındın İması, iftira etmeye yellenmenin fecaati hakkında
Nur Sûresi'nde yirmi kadar ayet indirmiş olmaktadır. Sonra Cenab-ı Allah,
insanlara zina iftirasında bulunan ve onların aleyhinde isbatlayıcı beyyineler
getire-meyerek ırzlarını, namuslarını lekeleyen suçluların cezalarını, bu
ayetlerde şöyle açıklamıştır:
1) Kendilerine
seksen deynek vurulacak.
2) Şahidlikleri
ebediyyen kabul edilmeyecek.
3) Kasıklardan,
suçlulardan ve büyük günah sahiblerin-den sayılacaklardır.
4) Allah
katında yalancılardan sayılacaklardır.
5) Dünya ve
ahirette lânetli kimselerden olacaklardır.
6) Kıyamet
gününde Allah tarafından kendileri için
saklanıp bekletilmekte
olan azaba çarptırılacaklardır.
7) Daha
fazla rezil ve rüsvay olsunlar diye organları, kendilerinin aleyhinde şahidlik
yapacak olan şahidlerin başında gelecektir.
8)Yaptıklarının
karşılığını Cenab-ı Allah, onlara çektirecektir. Amellerine göre cehennem
ateşinde hakkettikleri kadar azabı onlara taddiracaktır.
Zina iftirasında
bulunmanın en büyük günahlardan biri olduğu hususunda İcmâ-ı Ümmet vardır.
Kazf haddi, Kîtab,
Sünnet ve İcmâ-ı Ümmetle sabittir.[141]
Bu konuda,
"Kitabu'i-İcmâ"dâ şunlar beyan edilir:
"Bir hristiyan,
hür bir müslümana kazifte ( zina isnadında) bulunursa, müslüman, müslümana kazifte
bulunduğu zaman nasıl bir ceza veriliyorsa ona, aynı şekilde ceza verilir.
Bir kimse, babasına,
dedesine, dede veya ninelerinden birisine zina iftirasında bulunursa, ona had
cezası gerekir.
Zina iftirasına
uğrayan kimse, kendisinde kazifte bulunan şahsa gerekli had cezasının
uygulanmasını isteyebilir. [142]Daru'I-İslâm
vatandaşları olan gayr-ı müslim zimmîlerin de nesil emniyetleri, İslâm Devleti
tarafından korunmaya alınmıştır... İslâm Devleti'nin üstünlüğünü kabul e-dip
Daru'l-İslâm'da ikamet eden gayr-ı müslim zimmîlerin içinden biri çıkıp nesil
emniyetini tehlikeye düşüren zina suçunu işlerse, ona gerekli ceza verilir...
Böylece izzet ve şeref sahibi mü'minlerin yaşadığı iffetli ve faziletli İslâm
toplumunda nesil emniyeti çok sıkı bir şekilde koruma altına a-hnmıştır...
Abdullah b. Ömer
(r.anhuma), şöyle anlatır:
Bir takım yahudîler
(Medine'de) Rasulullah (s.a.s.)'e geldiler de O'na, içlerinden bir erkek ile
bir kadının zina ettiğini söylediler (ve ne hükmedersin?, dediler).
Rasulullah (s.a.s.), onlara:
"Sizler, recm
hükmü hakkında Tevrat'ta ne buluyorsunuz?" diye sordu. Onlar:
Biz, zina edenleri
teşhir ederiz. Bunlar, deynekle de döğülürler, dediler.
Abdullah İbn Selâm,
bunlara:
Yalan söylediniz!
Tevrat'ta recm ayeti vardır, dedi.
Bunun üzerine Tevrat'ı
getirdiler ve Kitabı açtılar. Yahudilerden birisi (Abdullah İbn Surya) elini
recm ayeti üzerine koydu da, ondan Önceki ve sonraki ayetleri okumaya başladı.
Abdullah İbn Selâm,
ona: -Elini kaldır!, dedi.
O da, elini kaldırınca
recm ayeti görülüverdi. Yahudiler:
Ya Muhammed, Abdullah
İbn Selâm doğru söylemiştir: Tevrat'ta recm ayeti vardır, dediler.
Akabinde subût üzerine
Rasulullah, bunların recm olunmalarına hüküm ve emretti.
Abdullah İbn Ömer:
Ben, o yahudî
erkeğini, taşlardan kadını korumak için kadının üzerine kapanıyor hâlde gördüm,
demiştir.[143]
Nesil emniyetine karşı
işlenen suç, suçların en korkuncu ve günahların en büyüklerinden olduğunu bir
kez daha hatırlatıp bu konuda Rabbimiz Allah'ın şu emirlerini unutmamalıyız:
"İnsanlardan
öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve
kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir. Oysa o, azılı bir düşmandır.
O, iş başına geçti mi
yeryüzünde fesad çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise,
fesadı (bozgunculuğu ve kışkırtıcılığı) sevmez.
Ona, 'Allah'dan kork'
denildiği zaman onu, büyüklük gururu günaha sürükleyerek alıp kuşatır.
Böylesine cehennem yeter, ne kötü bir yataktır o.[144]
"Demek iş başına
gelip yönetimi ele alırsanız hemen, yeryüzünde fesad (bozgunculuk) çıkaracak ve
akrabalık bağlarını koparıp parçalayacaksınız öyle mi?
İşte bunlar, Allah
onları lanetlemiş, böylece (kulaklarını) sağirlaştırmış ve basiret (göz)lerini
de kör etmiştir. [145]
"Allah'a ibadet
edin ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya,
yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa,
yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü
Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. [146]
Helal malın ve temiz
neslin düşmanlarına karşı çok u-yanık ve tedbirli olmak lazımdır... Bu
düşmanlar, fırsatı buldukları anda nesli ve helâl malı yok etmeye ve bozmaya
başlarlar... Temiz nesli ve helâl malı ifsad etmek, onlar için mü'mîn
müslümanlara vurulacak en büyük darbe olarak görüldüğünden, bu ihaneti
yapmaktan çekinmezler...
Dikkat! Yeryüzünün
iktidarı bu hainlere verilmemeli, eğer iktidarda iseler, egemenliğin onlardan
alınıp gerçek sahibi olan Allah'a verilmelidir... Yani Allah'ın dinine yardım
edilmeli, mahkum edilen İslâm, hakim konumuna getirilmelidir...
Rabbimiz Allah, şöyle
buyurur:
"Ey iman edenler,
eğer siz Allah'a (Allah adına İslâm'a ve müsîümanlara) yardım ederseniz, O da,
size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır.[147]
Allah, kendi (dini)ne
yardım edenlere, kesin olarak yardım eder. Şübhesiz Allah, güçlü olandır, Aziz
olandır. [148] Dünyanın maddî iktidarını
elinde tutan süper müşrik egemen güçler, nesli ve malı ifsad etmeye devam
ediyorlar... Onlar ve işgal altında bulunan İslâm topraklarındaki yerli
u-şaklan, mü'min müslümanlarm mallarını sömiirüyor, ellerinden alıyor, alın
terlerini kadehlerde içiyorlar... Ayrıca şirk ve küfür Kültürüyle genç nesli,
kendilerine yabancı, özlerinden kopmuş, köksüz ve ahlâksız hâle getirmeye
çalışıyorlar... Muvahhid mü'min müslümanlar bu, İslâm, nesil ve mal düşmanları
olan yerli ve yabancı tağutlan yok etmek için cihada kuşanmalarıdırlar... Bu,
muvahhid müzminlerin üzerlerine farz-ı ayn olmuştur...
Nesil emniyeti için
meşru, yani Şeriata uygun ve helâl yol olan evlilik, her zaman ve her mekanda
tavsiye olunmuştur... Muvahhid mü'min müslümanlar, helâl yoldan eşleriyle bir
araya gelmeleri kendileri için sevab olduğunu bildiren önderimiz Rasulullah
(s.a.s.), neslin korunması için gereken yolu göstermiştir.
Ebu Zerr (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)'in
Ashabından bazı zevat, Muham-med (s.a.s.)'e:
Ya Rasuluîlah, servet
sahihleri sevablan alıp gittiler. (Zira) bizim kıldığımız namazı kılıyorlar,
bizim gibi oruç tutuyorlar. (Fakat) onlar mallarının fazlalarını tasadduk ediyorlar,
demişler.
Rasulullah (s.a.s.):
"Size Allah,
tasadduk edecek bir şey vermemiş mi? Her teşbih mukabilinde bir sadaka, her
tekbir bir sadaka, her tahmid bir sadaka, her tehlil bir sadaka, emr-i
bi'1-ma'ruf sadaka, kötülükten nehy sadakadır. Birinizin cinsî münasebetinde
bile sadaka vardır." buyurmuşlar.
Ashab;
Ya Rasulullah, birimiz
şehvetini kaza eder de, onda da ecir mi olur?, diye sordular.
Rasulullah (s.a.s.):
"Ne dersiniz, o
kimse, şehvetini haramla tatmin ederse, ona günah olur mu? İşte bunun gibi
helâlde tatmin ettiği zaman da sevab olur." buyurmuşlar.[149]
Ebu Hüreyre (r.a.)'m
rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:
"Yedi sınıf insan
vardır ki, Allah, kendi gölgesinden başka hiç bir gölge bulunmayan kıyamet
gününde bunları, kendi Arş'in gölgesinde gölgelendirir:
Adil imam (yani devlet
başkanı).
Allah'a ibadet ederek
temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç.
Gönlü mescidlere
sevgiyle bağlanmış olan namazlı kimse.
Allah için birbirini
seven ve bu sevgi ile birleşip, bu sevgi ile ayrılan iki kişi.
İçtimaî mevkî sahibi
ve güzelliği olan bir kadın tarafından çağrılıp da kadınlığı kendisine
arzettiğinde: 'Ben, Allah'dan korkarım' cevabıyla karşılık veren er kişi.
Sağ elinin verdiği
sadakayı, sol eli duymayacak derecede gizli sadaka veren zengin kişi.
İnsanlardan tenha
(yalnız) olarak Allah'ı anıp gözleri yaş döken takvalı kişi. [150]
Yalnız Allah'ın rızası
ve Allah'dan korktuğu için haramlardan
kaçman, helâller ile
amel eden muvahhid mü'minler, Allah'ın dostluğunu
kazanmış, evliyaullah'dan olmuştur... Allah'ın veli kullarından olan bu değerli
şahsiyete sahib, izzet ve şeref sahibi mü'min müslümanlarm istikamet üzere
olmaları en büyük keramet olduğu bilinen gerçeklerdendir... Keramet, katıksız
iman ve salih amel sahibiyle beraberdir.,. Tağutu tamamıyla reddedip Allah'a
katıksız iman edenler, Allah'ın veli kullarıdır...
İbn Ömer (r.a.)'ın
rivayetı'yle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:
"Üç kişi sefere
çıktılar. Yürürlerken yağmura tutuldular ve dağda bir mağaraya girdiler.
Bunlar, orada iken bir taş düşüp mağaranın kapısının üzerine kapadı.
Bunlar, birbirilerine:
Hayatımızda
işlediğimiz en hayırlı işi söyleyerek Allah'a dua ediniz (belki Allah, kapıyı
açar), dediler.
Bunlardan bir diğeri
şöyle dedi;
Ya Allah, Sen, yaidnen
bilirsin ki, ben, amcamın kızlarından birini bir erkeğin, kadınları sevmesinin
en hararetli-siyle severdim. Ben, ona sevgi açıkladıkça o, bana:
Sen, bu kıza yüz dinar
vermedikçe, bu kızdan bir şeye nail olmazsın, derdi.
Ben, bu parayı
kazanmak için çalıştım. Nihayet parayı biriktirip amucamm kızına getirdim.
Emele nail olmak için hiç bir mani' kalmayıp, onun iki ayağı arasına
oturduğumda kız, bana:
Allah'dan kork!
Yaratıcı kudretin koyduğu
mührü
bozma. O bekaret
mührü, yalnız hak yoluyla nikâhla açılır, dedi.
Ben, bu söz akabinde
kalktım ve kızı bıraktım. Ey Rabbim, Sen, çok iyi bilirsin ki, ben, kızdan
çekilmemi Senin rızanı kazanmak için yaptım. Binaenaleyh bizden bu kayayı
aç!, dedi.
Kapı, onlardan üçte
iki miktarınca açıldı.[151]
Irzını temiz tutmak ve
namus konusunda başkaların ırzını, kendi ırzı gibi korumak, istikamet üzre
olan muvahhid mü'minlerin vasıfîarmdandır...
İslâm Dini'nin
kaîblere, beyinlere, ruhlara, bedenlere, devlete, ülkeye ve tüm kurum ve
kuruluşlara hakim olduğu Daru'l-İslâm'da, yani İslâm ülkesinde yaşayan izzet ve
şeref sahibi faziletli muvahhid mü'minlerden oluşmuş İslâm toplumunda durum
bundan ibrettir... Bu, böyledir!..
Bu gün ise, İslâm
toprakları, müstevli müşrikler, zalim kâfirler ve sömürücü egemen tağutlar
tarafından işgal edilmiş, İslâm devre dışı bırakılmış, mü'min müslümanlar mahkum
edilmiştir... İslâm topraklarını işgal eden müşrik ve mürted egemen tağutlar,
egemen oldukları bölgelerde Allah'ın ve Rasulullah (s.a.s.)'in haram
kıldıklarını, helâlleş-tirmiş, helâl kıldıklarını da haramİaştırmışlardır. Yani
Allah ve Rasulü (s.a.s.)'in yasakladıklarını serbest bırakmış, serbest
kıldıklarını da, yasaklamışlardır...
Nesil emniyetini
ortadan kaldıran zinanın her türlüsü serbest bırakıldığı gibi, zinâhânelerin ve
zinâkârların her türlü emniyeti, egemen gayr-ı İslâmî düzenin emniyet güçlerince
sağlanmıştır... Zinaya her türlü teşvik yollan serbest bırakılmış, hatta
egemen tağutlar tarafından vatandaşlar teşvik de edilmiştir... Zina yapmak ve
zina evleri açmak kanunlaştı-nlmış, bu konuda ilkeler belirlenip tüzükler
hazırlanmıştır... Nesli perişan eden zina fiili,bir kazanç yolu kabul edilmiş, genelev
patronları memleketin vergi rekortmeni ilân edilmiştir... Bu çirkin ve korkunç
yola düşürülen memleketin kız ve kadınları, genelevlerde, randevu evlerinde,
barlarda, pavyonlarda, klüplerde, kumarhanelerde, diskolar ve plajlarda
vergilendirilmiş belli para karşılığı isteyenlere satışa sunulmuştur...
Genelevler ve genel kadınlar yasal bir şekilde serbest bırakılmıştır..[152]
Her türlü zinanın
serbest bırakıldığı işgal altındaki İslâm topraklarında egemen olan gayr~ı
İslâmî güçler, zina ve zinâkârları koruma altına alıp onlar için tüzükler
hazırlamışlardır. [153] Böylece, nesil
emniyetine en büyük ihanet edilmiş ve en korkunç darbe indirilmiştir...
Allah'ın ve Rasulü
(s.a.s.)'in hükümlerini yürürlükten kaldıran, onun yerine heva ve heveslerinden
kaynaklanan kanunları icra edenler, İslâm topraklarına egemen olmuş ve
fitnenin kaynağı hâline
gelmişlerdir... Allah ve
Rasulü (s.a.s.)'e karşı baş kaldıran, isyan eden, İslâm'ın hükümlerini
beğenmeyip bir yana bırakanlar, kendileriyle beraber, mah-kumlaştirdıkian
müstaz'af mü'min müslümanlan da ateşe sürüklüyor, uçurumun kenarına doğru çekip
götürüyorlar... Rabbimiz Allah (Azze ve Celle), şöyle buyurur: "O yüzükoyun
cehenneme doğru sürülüptoplanacak olanlar, işte onlar, yer bakımından çok kötü,
yol bakımından da sapık olanlardır.[154]
Azabı görecekleri
zaman, kim yol bakımından daha sapıkmış, onlar öğreneceklerdir.
Kendi istek ve
tutkularını (nevasını) ilâh edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil
olacaksın?
Yoksa sen, onların
çoğunu (söz) işitir, ya da akimi kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak
hayvanlar gibidirler, hayır, onlar, yol bakımından daha şaşkın (ve
aşağı)dırlar, [155]
İşgal edilmiş İslâm
topraklarında egemen olan tağutlar, Rabbimiz Allah'ın ayetlerinde beyan
buyurduğu tiplerin aynısının tıpkısıdir!.. Bunların, Allah'a ve O'nun nizâmı
olan İslâm'a karşı sergiledikleri red ve isyan tavrının yüzünden İslâm
topraklan kan gölü hâline gelmiştir... Her yerde katledilen müslümanlann oluk
oluk akan kanları, İslâm topraklarını kan gölü hâline getirmiştir... Yine
onların, şirk, küfür ve 1 irtidadlarmın gereği olarak işgal altındaki İslâm
toprakları fitnenin kaynağı hâline gelmiştir!..
Bu fısk, fticûr ve
zulüm ile hakim olanların ihaneti yüzünden her tarafta ahlâksızlık
alabildiğine çoğalmış, din, can, akıl, nesil ve mal emniyeti yitirilmiştir...
Eğer bu kötü ve korkunç gidişata "dur" denilmezse, kurunun yanında yaşın
yandığı gibi, kötünün yanında iyinin de helak olması gündeme gelecektir...
Mü'minlerin annesi
Zeyneb bint Cahş (r.anha) şöyle anlatır:
RasuluIIah (s.a.s.),
bir kerresinde telaşla Zeyneb'in yanına girmiş ve:
"Lâ ilahe
illallah, vuku'u yaklaşan bir şerrden, büyük bir fitneden dolayı vay Arab'ın
hâline! Bugün Ye'cüc ve Me'cuc'un şeddinde şunun gibi bir delik açıldı."
buyurup başparmağı ile onu ta'kib eden şahadet parmağını halka yapmıştır.
Bunun üzerine Zeyneb
bint Cahş:
Ya RasuluIIah,
içimizde bu kadar salih kimseler varken biz, helak olur muyuz?
Rasuluflah:
"Evet,
ahlâksızlık ve masiyet çoğaldığı zaman (helak olursunuz).[156]
İslâm topraklarını
işgal eden ve İslâm'ı yürürlükten kaldırıp müslümanları mahkumlaştıran
müstekbir tağutlarm isyanı ve zulmü her gün biraz daha artan, zinanın sanat, eşcinsellerin
sanat güneşi olarak kabul edilen, her türlü içkinin üretimi için bakanlık
kurulan ve kumarın millîleştiriidiği bir ülkenin hâli ne olacak? Sorusuna çok
ciddî cevablar bulunmalıdır!..
İbn Ömer (r.a.)'m
rivayetiyle RasuluIIah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Allah, bir kavme
azab indirince, o kavim içimde bulunan (iyi-kötü) her ferde azab isabet der.
Sonra (Kıyamet gününde) herkes kendi amellerine göre diriltilir. [157]
Bu konuda Abdullah İbn
Abbas (r.a.)'m şu çok değerli ve ciddî tesbitim de kaydederek cümlelerimizi
şimdilik; noktalayalım!...
Şöyle buyurur Abdullah
îbn Abbas (r.a.): -Ganimete hıyanet edip de kalblerine korku düşmeyen bir
toplum yoktur. Zina yaygınlaştığı hâlde ölümlerin artmadığı, ölçü ve tartıyı
eksik yaptıkları hâlde rızıkları kesilmeyen, haksız kararlar verildiği hâlde,
kan dâvaları artmayan ve sözlerinde durmadıkları hâlde Allah'ın kendilerine
düşmanlarını musallat etmediği bir topluluk yoktur.[158]
Ve ayetinde Rabbimiz Allah
(Azze ve Celle), şöyle buyurdu.
"Ve sizlerden
yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup sakının.
Bilin ki, gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. [159]
[1] Hacc, 22/5.
[2] Secde. 32/7-8-9.
[3] Bkz.- Zariyât, 51/56.
[4] Bkz.- Bakara, 2/256, Nisa, 4/60, Nah!, 16/36.
[5] Andolsıın Biz, zikir (Levh-i Mahfuz veya Tevrat)den
sonra Zebur'da da: 'Hiç şübhesiz, Arz'a salih kullarım varis olacaktır, diye
yazdık." Enbiya, 21/105 ve bkz. Kas.a.s., 28/5-6.
[6] En 'âm, 6/165.
[7] Gerçejt şu ki, İnsanın üzerinden, daha kendisi
anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hîn) gelip
geçti.
Hiç şübhesiz, Biz
insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu denemekteyiz. Bundan
dolayı onu işiten ve gören yaptık.
Biz, ona yolu gösterdik (artık o) ya şükredici olur, ya da
nankör.'" İnsan. 76/J-2-3.
[8] Nisa, 4/1. Zümer, 39/6.
[9] Bkz. Hucurât, 49/13.
[10] Bkz. A'râf, 7/172-173.
[11] Nahl, 16/72
[12] Rum, 30/21, Şûra 42/11.
[13] Bkz. Nahl, 16/36, Bakara, 2/256.
[14] Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve
destekleyicisinin Onları, karanlıklardan nura çıkarır, küfredenlerin velisi
ise tağuttur. Onları da, nurdan karanlıklara çıkarırlar. îşte onlar, ateşin
halkıdırlar, onda sürekli olarak kalacaklardır." Bakara,2/257.
"İman edenler, Allah yolurtda savaşırlar, küfredenler de tağutun
yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şübhesiz,
şeytanın hileli düzeni pek zayıftır." Nisa. 4/76.
[15] Aralarında hükmetmesi için, Allah'a ve Rasuiü'ne
çağrıldıkları zaman mü'min olanların sözü: 'İşittik ve itaat ettik'
demeleridir. İşte felaha kavuşanlar bunlardır.
Kİm Allah'a ve Rasuiü'ne itaat ederse ve Allah'dan korkup ondan sakınırsa,
işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bun!ardır." Nur, 24/51 -52.
[16] Nisa, 4/34.
[17] ÂI-i İmrân, 3/38.
[18] Bakara, 2/127-131.
[19] Furkan, 25/63-76.
[20] Burada, şu ayetleri hatırlatalım:
"Hani Rabbin.
Âdemoğuüannm sırtlarından zürriyetîerirn almış ve onları kendi nefislerine
şahid kılmıştı: 'Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?' (demişti de) Onlar: 'Evet,
(Rabbimizsin), şahid oldbk' demişlerdi. (Bu.) kıyamet günü: 'Biz, bundan
habersizdik' dememeniz içindir.
Ya da: 'Bizden önce
alalarımız şirk kokmuştu, biz ise. çınlardan sonra gelme bir kuşağız, işleri
batıi olanların yaptıklanndan dolayı bizi helak mı e-decekşin?' dememeniz için.
İşte Biz. ayetleri böyle birer birer açıklarız, umulur ki, dönerler.''
A'râf. 7/172-173-174.
[21] Bu vesile ile şu ayetleri de hatırlatalım:
"Elif-Lârri-Mîm'.
Bu, kendisinden şübhe
olmayan, müttakilcr İçin kılavuz olan bir Kiusb'tır.
Ki onla., gayba
inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine nzik olarak verdiklerimizden
infak ederler.
Ve (yine) onlar, sana
indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir
bilgi ile inanırlar.
İşte bunlar, Rabblerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa
erenler de bunlardır.'' Bakara, 2/1-5.
[22] Râ'd, 13/20-24.
[23] Mü'min (Ğafir), 40/7-8-9.
[24] Fetâvâyi Hindiyye (Fetâvâyi Aieıngiriyye), çev.
Mustafa Efe, Ank.T.y. C.4, Sh.249.
[25] Sahih Sahih-i Sünen-i Sünen-i Sunen-i Sünen-i Sünen-i
^Sünen
Buhârî, Kitabu'n-Nikâh, B.3, Hds.4 ve 3. Müslim, Kitabu'n-Nikâh, B. 1,
Hds.3 ve 2. Ebu Davud, Kitabu'n-Nikâh, B.I, Hds.2046. Tinnîzî, Kiiabu'n-Nikâh,
B.İ, Hds.1087. Neseî, Kitabu'n-Nikâh, B.3, Hds.3192-3197. İbn Mace,
Kitabu'n-Nikâh, B.I, Hds-1845. Dârimî, Kitabu'n-Nikâh, B.2, Hds.2171-2172
[26] İbn Mace, Kitabu'n-Nikâh, B.İ, Hds.1846.
[27] Sahih-i Buhârî, Kitabu'n-Nikâh, B.İ, Hds.l. Sahih-i
Müslim, Kitabu'n-Nikâh, B.İ, Hds.5. Sünen-i Neseî, Kitabu'n-Nikâh, B.4,
Hds.3203.
Net: Rasulullah (s.a.5.)!in evİerine giden üç Sahabînin, Ali b. Ebi
Talib: Abdullah b. Amr b, el-Âs, Osman b. Mcz'un (r.anhuma) olduğu beyan
edilir.
[28] Sahih-i Buhârî, Kitabtf'I-Edeb, B.72, Hds.126. Sahih-i
Müslim, Kitabıı'l-Fedail, B.35, Hds.127-128. Not: Hds.l28'de şu ziyade
kayıtlıdır
"Bu, Rasululiah (s.a.s.)'hı kulağına geldi ve kızdı. O derece ki,
gadab yüzünden belli oldu. Sonra şöyle buyurdu:
[29] Sünen-i Dârimî, Kitabu'n-Nikâh, B.3, Hds.2I75. Sünen-i
Kitabu Salaru't-Tatavvu, B.27, Hds.1369
[30] Sahih-i Buhârî, Kitabu'n-Nikâh, B.8, Hbr.l 1-12.
Sahih-i Müslim, Kitabu'n-Nikâh, B.l, Hbr.6-8. Sünen-i Neseî, Kitabu 'n-Nikâh,
B.6, Hbr.3198. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'n-Nikâh, B.2, Hbr.1088-1089. Sünen-i İbn
Mace, Kitabu'n-Nikâh, B.2, Hbr. 1848-1849. Sünen-i Dârimî, Kitabu'n-Nikâh, B.3,
Hbr.2173-2174.
[31] Sünen-i Neseî, Kitabu'n-Nikâh, B.4, Hbr.3199. Sünen-i
Tirmizî, Kitabu'n-Nikâh, B.2, Hbr.1098. Sünen-i Dârimî, Kitabu'n-Nikâh, B.3,
Hbr.2174.
[32] Hiç şübhesiz müslüman erkekler ve müslüman kadınlar,
mü'min olan erkekler ve mü'min olan kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat eden
erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve
sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla
(Allah'dan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'dan) korkan kadınlar, sadaka
veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan
kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı
çokça zikreden erkekler ve (Allah'ı çokça) zikreden kadınlar, (işte) bunlar
için Allah, bir bağışlama ve büyük bir ecir hazırlamıştır." Ahzab, 33/35.
[33] Bakara, 2/187.
[34] Sünen-i Ebu Davud. Kitabu'n-Nİkâh, B.3-4 arası
numarasız, Hds.2050. Siinen-i Nescî, Kitabu'n-Nikâh, B.I1, Hds.3213. Sünen-i
îbn Mace, Kitabırn-Nikâh. B.8, Hds.1863.
[35] Sinen-i İbn Mace, Kitabu'n-Nikâh, B.l, Hds.1847.
[36] Sahih-i Müslim, Kitabu'I-Vesaya, B.2, Hds. 14. Sünen-i
Tirmizî, Kitabu'l-Ahkam, B.36, Hds.1393. Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.20,
Hds.241. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'I-Vesaya, B.I4, Hds.2880. Sünen-i Neseî,
Kitabu'I-Vesaya, B.8, Hds.3632.
[37] Tahrim, 66/6.
[38] Sahih-i Buhârî, Kitabu'Utk, B.19, Hds.40. -Kitabım
fi'1-İstikraz, B.21, Hds.23. Sahih- Müslim, Kitabu'İ-tmare, B.5, Hds.20.
Sünen-i Davud, Kitabu'I-Harac ve'1-îmare ve'l-Fey, B. 1, Hds.2928. Sünen-i
Tirmizî, Kitabu'i-Cİhad, B.27, Hds.1757.
[39] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Ahkam, B.8, Hds.15 ve 14.
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-îmare, B.5, Hds.21-22.
[40] Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, İst.
1983, C.8, Sh.695 (5141).
[41] Hûd, 11/6.
[42] Ankebut, 29/60.
[43] Bakara, 2/102.
[44] En'âm, 6/151.
[45] İsra, 17/29-30-31.
[46] Mümtehine, 60/12.
[47] Bkz. Bakara, 2/193, Enfal, 8/39.
[48] Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikak, B.23, Hds.61. Sünen-i
Tirmizî, Kitabu'z-Zühd: B.47, Hds.2520.
[49] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.47, Hds.2521.
[50] İsra, 17/32.
[51] En'âm, 6/151, A'râf, 7/33.
[52] Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tefsir, B.121, Hds.156.
[53] Ziyau'd-Din Ahmed b. Ahmed b. Abduİlatifi'z-Zebidî,
Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-İ Sarih Tercemesi ve Şerhi, Şerh: Kâmil Miras,
Ank.1980, C.11, Sh.105 (Beşinci baskı).
[54] Elmalılı M.Hamdî Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, İst.
T.y. (Yenda Yayınlan), C.4, Sh.37.
[55] Nur, 24/30-31.
[56] Ahzab, 33/59.
[57] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Adab, B.10, Hds.45. Sünen-i
Ebu Davud, Kitabu'n-Nikâh, B.42-43, Hds.2148. Sünen-i Tirmizî,
Kitabu'l-lsti'zan ve'I Adab, B.62, Hds.2925. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-lsti'zan,
B.15, Hds.2646.
[58] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'n-Nikâh, B.42-43, Hds.2149.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-lsti'zan ve'i-Adab, B.62, Hds.2926. Sünen-i Dârimî,
Kitabu'r-Rikak, B.3, Hds.2712.
[59] Sahih-i Müslim, Kitabu'İ-Hacc, B.19, Hds.147. Sünen-i
Ebu Davud, Kitabu'İ-Hacc, B.56, Hds.1905. Sünen-i îbn Mace, Kitabu'l-Menasık,
B.84, Hds.3074. Sünen-i Dârimî, Kitabu'İ-Hacc, B.34. Hds.1857.
[60] Sünen-ı Tirmizî, Kitabu'1-Hacc, B.54, Hds.886.
[61] Sünen-i Tirmizî.Kitabu'l-îsti'zan ve'l-Adab,B.63,
Hds.2927. Siinen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Libas, B.37, Hds.4112.
[62] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.180, Hds.5272
[63] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.180, Hbr.5273.
[64] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İsti'zan, B.l 1, Hds. 14.
-Kitabu'd-Diyet, B.22, Hds.40. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Adab, B.9, Hds.40-41.
Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Kaseme, B.45, Hd.4830.
[65] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İsti'zan, B.I1, Hbr,!5.
Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Adab, B.9, Hbr.42. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'î-Edeb,
B.136, Hbr.5171.
[66] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Adab, B.9, Hds.43. Sünen-i
Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.36, Hds.5172.
[67] Sahih-i Buhârî, Kitabu'd-Dİyet, B.22, Hds.41, B.Î4,
Hds.26 Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Adab, B.9, Hds.44.
[68] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.136, Hds.5174.
[69] Sünen-i Tirmizî,Kitabu'l-îsti'zan ve'l-Adab,B.68,
Hds.2936. Sünen-i Neseî, Kitabu'z-Zinet, B.35, Hds.5093.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu't-Tereçcül, B.7, Hds.4173. Sünen-i Dârimî,
Kitabu'l-İsti'zan, B.18, Hds.2649.
[70] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İsti'zan, B.2, Hds.3.
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Libas ve'z-Zine, B.32, Hds.l 14. Sünen-i Ebu
Davud, Kitabu'l-Edeb, B.13, Hds.4815. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-tsti'zan
ve'1-Adab ,B.3O, Hds.2869. Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-İsti'zan, B.26, Hds.2658.
[71] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İsti'zan, B.12, Hds.I6,
Sahih-i Müslim,
Kitabu'I-Kader, B.5, Hds.20.
Sünen-i Ebu Davud,
Kitabu'n-Nikâh, B.42-43, Hds.2152.
Not: Konuyu pekiştirmek
açısından bir benzer hadisi de buraya kaydedelim...
Ebu Hüreyre (ra)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Âdemoğluna
zinadan nasibi yazılmıştır. Buna, mutlaka erişecektir. Gözlerin zinası bakmak,
kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayağın
zinası da yürümektir. Kalb ise, heves eder, diler. Fere bunu, ya tasdik eder,
ya tekzib."
Sahih-i Müslim,
Kitabu'l-Kader,B.6, Hds.21.
Sünen-i Ebu davud, Kitabu'n-Nikâh, B.42-43, Hds.2153.
[72] Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zikr ve'd-Dua ve't-Tevbe,
B.26, Hds.99.
Sünen-i Tirmizî,
Kitabu'l-Fiten, B.24, Hds.2286.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.19, Hds.4000.
[73] Sahih-i Buhârî, Kitabu'n-Nikâh, B.18, Hds.34. Sahih-i
Müslim, Kitabu'z-Zikr, B.26, Hds.97-98. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.Î9,
Hds.3998.
[74] El-Hafız Şihabu'd-Din Ahmed b. Ali İbnü Hacer
el-Askalanî, Terğib ve Terhib,
çev. Abdulvehhab Öztürk,
İst.1982, Sh.442, Kitabu'n-Nikâh; Hds.675. (Taberânî ve
Beybakî rivayet etmişlerdir, ravîleri sikadır.)
İmam Hafız El-Munzirî, Hadislerle İslâm - Teğib ve Terhib, çev. A.Muhtar
Büytikçınar, îst.1985, C.4, Sh.197, Kitabu'n-Nikâh, Hds.16 (Tabe-ranî ve
Beyhakî'den)
[75] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.19, Hds.3999.
[76] Peygamberler, müjdeciler ve uyarıcı-korkutucu olarak
(gönderildi). Öyle ki, Peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı
(savunacak) delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm
sahibidir." Nisa, 4/165.
[77] Sahih-i Buhârî, Kitabu'î-Tevhid, B.20, Hds.44. Sahih-i
Müslim, Kitabu'1-Liân, B.l, Hds. 17 ve 16. Sünen-i Dârimî, Kitabu'n-Nikâh,
B.37, Hds.2233.
[78] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'n-Nikâh, B.56, Hds. 1996.
Sünen-i Neseî, Kitabu'z-Zekat, B.66, Hds.2548.
[79] Sünen-i Neseî, Kitabu'z-Zekat, B.69, Hds.2552.
[80] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Hudud, B.2, Hds.l. Sahih-i
Müslim, Kitabu'1-îman, B.24, Hds. 100. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sünnet,
B.16, Hds.4689. , Sünen-i Tirmizî,
Kitabu'1-lman, B.l 1, Hds.2760. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Eşribe, B.42, Hds.5626.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.3, Hds.3936. Sünen-i Dârimî,
Kitabu'l-Eşribe, B.ll, Hds.2112
[81] Sahih-i Buhârî, Kitabu'i-Hudud, B.2 (Bab başlığında)
[82] Nur, 24/2.
[83] Abdullah îbn Mes'ud (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s..),
şöyle buyurdu:
"İnsanların
hayırlısı, benim asnm(daki Sahabîlerim)dir. Sonra onlara yakın olan
(tabîî)lardır. Sonra onlara yakın olanlardır (Etbau't-Tabiîn). Sonra bir takım
kavimler gelir ki, onlardan her hangi birinin şehadeti, yeminin önüne, yemini
de şehadetinin önüne geçer."
Sahih-i Buhârî,
Kitabu'ş-Şehadet, B.9, Hds.17.
Sahih-i Müslim, Kitabu Fedailu's-Sahabe, B.52, Hds.211.
[84] İmam Malik, Muvatt\ Kitabu M-Hudud, Hds.12.