Hamd, Âlemlerin Rabbi
Allah'a Mahsustur...
Salat ve Selâm olsun
Rasullullah'a, Âline, Ashabına ve Kıyamete kadar O'nun izinden giden muvahhid
mü'minlere...
Ben, şahadet ederim ki,
Allah'dan başka hiç bir ilâh, rab, ve kanun koyucu melik yoktur ve yine şahadet
ederim ki, Muhammed (s.a.s.) Allah'ın kulu ve Rasulü, muvahhid mü'minlerin
yegâne Önderi ve örneğidir...
Müstekbir tağutlann
egemen oldukları ve cahiliyyenin hükmüyle hükmettikleri, dünyanın ağalığını ve
kâhyalığını elİerinde bulundurdukları modern çağ, her şeyi ile cahiliyye
çağıdır!..
Asr-ı Saadet öncesi
cahiüyyenin tüm özellikleri, gelişmiş ve fazlalaşmış haliyle bu çağda egemen
olmuş ve yaşanmaktadır... İslâm'ın tüm özellikleriyle, akidevî ve amelî tüm
boyutlarıyla, kurum ve kuruluşlarıyla, bilinmesine rağmen, egemen tağutlar ve
yerli mürted uşakları, cahiliyyenin hükmü ile hükmediyor, Allah'ın hükümlerini
istemedikleri gibi, onunla savaşıyorlar...
"Onlar, hala
cahiliyye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Yakîn (ile iman) eden bir kavim için
Allah'dan daha güzel hüküm veren kim olabilir?[1]
"O zaman inkâr
edenler, kalblerine taassubu, cahiliyye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da
Rasulü'ne ve mü'min-lere sükunet ve güveni indirdi. Onları takva sözü üzerinde
durdurdu. Zaten onlar, buna pek layık ve ehil kimselerdi. Allah, her şeyi
bilendir.[2]
O günkü cahiliyye ne
ise, bugünkü cahiliyye de aynıdır... Küfür cephesinde yeni bir şey olmadığı
gibi, her zamanda ve her mekânda küfür, tek millet olup değişmez bir karaktere
sahihtir...
Mü'minler de, tek
millettir... Muvahhid mü'minlerin milliyeti, İslâmdır... Allah, onlara huzur ve
emniyeti, kalblerine takva kelimesi üzere birleştiğinde verir... Takva kelimesini
(Kelimete't-Takva), "Lailahe illallah" olarak tefsir buyurmuş
muvahhid ve muttakilerin önderi Rasulullah (s.a.s.) [3]
Kalblerine Keiime-i
Tevhid, yani Lailahe illallah kelimesi yerleşen ve İliklerine kadar nüfuz edilen
mü'min müslümanlar, hayatlarının en küçük biriminde bile bu kelimenin gereğini
yerine getirirler... Böylece cahiliyyenin tüm özelliklerinden sıyrılır,
İslâm'ın özelliklerine bürünürler... Cahiliyyenin hükmünü reddeder,
"Hükmün, hakimiyetin yalnız ve yalnız Allah'a aid olduğuna inanır ve
gereğini yasarlar"... .
Hüküm, yalnızca
Allah'ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Doğru olan
din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler. [4]
"Mülk elinde
bulunan (Allah) ne yücedir. O, her şeye ;üç yetirendir. [5]
"De ki: 'Ey
mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü 'erirsin ve dilediğinde mülkü çekip
alırsın, dilediğini aziz
kılar, dilediğini
alçaltirsın. Hayır senin elindedir. Gerçekten sen, her şeye güç yetirensin.[6]
"Haberiniz
olsun, şübhesiz göklerde kim var, yerde kim var tümü Allah'ındır. Allah'tan
başkasına tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere (gerçekte)
uymazlar. Oniar, yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar, ancak zan ve tahminde
bulunarak yalan söylemektedirler. [7]
Muvahhid mü'min
müslümanlar, bu hakikate iman etmiş ve imanına zulmü karıştırmamış, yani
şirki, küfrü, bid'at ve hurafeyi karıştırmadan katıksız ve emredilen gibi iman
etmişlerdir...
Yaratma ve emrin
yalnız ve yalnız Alemlerin yegâne Rabbi Allah'a aid olduğunu bilip imân
ettikleri için Al-lah'dan başka hiç bir kimsenin emrine, hükmüne ve isteğine
tabi olmaz, itaat etmezler...
Haberiniz olsun,
yaratmak da emir
de (yalnız)
O'nundur. Âlemlerin
Rabbi olan Allah ne yücedir. [8]
Rabbimiz Allah (c.c.)
tarafından yeryüzünün varisleri olarak tayin edilen salih mü'minler,
miraslarına sahib çıkmalı ve onu, zalim tağutlara kaptırmamalıdırlar..:
"Andolsun Biz,
Zikir'den sonra Zebur'da da: 'Hiç şübhesiz, Arz'a salih kullarım varis
olacaktır' diye yazdık. [9]
Muvahhid mü'minler,
hangi ırktan, hangi dilden, hangi renkten ve hangi bölgeden olurlarsa olsunlar,
şübhesiz ki birbirilerinin kardeşleridirler... "Mü'minler, ancak kardeştirler. [10]
Mü'min kardeşler bir araya gelecek, takva üzere kalbler ve bedenler birbirilerine
kenetlenecek, İslâm topraklarını işgal eden müstekbir egemen tağutların zalim
pençesinden miras haklarını kurtaracaklardır... Özgürlük ve bağımsizhğın başka
bir yolunun olmadığı şübhesizdir... Yol, katıksız iman ve salih amel üzere
birleşmek, Kitab ve Sün-net'in emirlerince hareket etmektir!..
"Ey iman
edenler, hepiniz topluca barış ve güvenliğe (Silm'e/İslâm'a) girin ve şeytanın
adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.[11]
İslâm topraklarını
yüz yıla yakın bir zamandır işgal e-den müstekbir egemen tağutlar, muvahhid
mü'min müslü-manlarm miras hakkını gasbettikleri gibi, Âlemlerin Rabbi Allah'ın
da egemenlik hakkını gasbetmİş, Allah'ın hükümlerini bir yana bırakmış,
İslâm'ı devre dışına çıkarmış ve heva-u heveslerinden kaynaklanan kanunları
yürürlüğe koymuşlardır... Bu müşrik ve kâfir sömürücü tağutlardan gasbettikleri
Allah'ın yeryüzündeki egemenlik hakkını ve muvahhid mü'minlerin mirasını tekrar
geri almak ve sahihlerine iade etmek vazgeçilmez bir vazifedir...
Egemen tağutların
işgal ettikleri İslâm topraklarını yer altı ve yer üstü servetleriyle sömürmeye
devam ederken, mü'min müslümanlan mahkum etmiş ve kanunlarının son damlasına
kadar sömürmüşlerdir... Maddî ve manevî sömürünün devam ettiği bu topraklarda
yaşayan mahkum edilmiş mü'min müslümanlar, din, can,akıl, nesil ve mal
emniyetlerini yitirmişlerdir... Diğer bir anlatımla müstekbir egemen tağutlar,
mü'min müslümanların emniyetlerini gasbetmişlerdir...
Bu eserimizde,
İslâm'a göre din, can, akıl, nesil ve mal emniyetinin ne olduğunu, nasıl olması
gerektiğini, bu gün hangi durumda bulunduğunu ana kaynaklardan delillendirerek
anlatmaya gayret ettik... Bu konuda Rabbimiz Allah tarafından beyan buyrulan
sınırlan muhafaza etmek, onları aşmamak ve aşanları engellemek, mü'minlerin
vazifeleridir...
Bunlar, Allah'ın
sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını çiğnerse, gerçekten o, kendi nefsine
zulmetmiş demektir.[12]
"Bunlar,
Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve Rasulü'ne itaat ederse onu, altından ırmaklar
akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş ve
mutluluk budur. [13]
İslâm'a göre din,
can, akıl, nesil ve mal emniyetini izaha çalışırken, İslâm'ın ne kadar yüce ve
fıtrî bir hayat nizâmı olduğunu delilleriyle gündeme getirmeye çalıştık...
İslâm devletinin hakimiyetinde, yani Daru'l İslâm'da bu emniyetlerin nasıl
sağlandığını ve bu emniyetlere saldıran, sınırı aşan ve suç işleyenlere karşı
hangi cezaların uygulandığını anlatmaya, delillerini göstermeye gayret ettik...
Allah'ın ve
Rasulullah (s.a.s.)'ın emrettiği ve uygulanmaları gereken cezaların, insanları
suç işlemekten caydırıcı cezalar olduğunu, toplumun kurtuluşu, selameti için
gerektiğini, bu arada İslâm'ın merhametli tavrını dile getirmeye çalıştık...
Önderimiz Rasulullah (s.a.s.):
"İyi hâl
sahihlerinin ayak sürçme kabilinden kusurlarını bağışlayı ver in. Haddi
gerektiren suçları hariç. [14]buyruğu
çerçevesinde meseleyi göz önüne serdik...
Gayret bizden, yardım
ve zafer Allah'dandir...
Dâvamızın başı ve
sonu, Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdetmektir...
KUL SADİ YÜKSEL
5-Cemaziyelahir-1418/7-Ekim-
i 997 Ihlamur Kuyu / İSTANBUL