YİTİRİLMİŞ EMNİYET

 

Önsöz

 

Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah'a Mahsustur...

Salat ve Selâm olsun Rasullullah'a, Âline, Ashabına ve Kıyamete kadar O'nun izinden giden muvahhid mü'minlere...

Ben, şahadet ederim ki, Allah'dan başka hiç bir ilâh, rab, ve kanun koyucu melik yoktur ve yine şahadet ederim ki, Muhammed (s.a.s.) Allah'ın kulu ve Rasulü, muvahhid mü'minlerin yegâne Önderi ve örneğidir...

Müstekbir tağutlann egemen oldukları ve cahiliyyenin hükmüyle hükmettikleri, dünyanın ağalığını ve kâhyalığını elİerinde bulundurdukları modern çağ, her şeyi ile cahiliyye çağıdır!..

Asr-ı Saadet öncesi cahiüyyenin tüm özellikleri, geliş­miş ve fazlalaşmış haliyle bu çağda egemen olmuş ve yaşanmaktadır... İslâm'ın tüm özellikleriyle, akidevî ve amelî tüm boyutlarıyla, kurum ve kuruluşlarıyla, bilinmesine rağ­men, egemen tağutlar ve yerli mürted uşakları, cahiliyyenin hükmü ile hükmediyor, Allah'ın hükümlerini istemedikleri gibi, onunla savaşıyorlar...

"Onlar, hala cahiliyye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Yakîn (ile iman) eden bir kavim için Allah'dan daha güzel hüküm veren kim olabilir?[1]

"O zaman inkâr edenler, kalblerine taassubu, cahiliyye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da Rasulü'ne ve mü'min-lere sükunet ve güveni indirdi. Onları takva sözü üzerinde durdurdu. Zaten onlar, buna pek layık ve ehil kimselerdi. Allah, her şeyi bilendir.[2]

O günkü cahiliyye ne ise, bugünkü cahiliyye de aynı­dır... Küfür cephesinde yeni bir şey olmadığı gibi, her zamanda ve her mekânda küfür, tek millet olup değişmez bir karaktere sahihtir...

Mü'minler de, tek millettir... Muvahhid mü'minlerin milliyeti, İslâmdır... Allah, onlara huzur ve emniyeti, kalblerine takva kelimesi üzere birleştiğinde verir... Takva ke­limesini (Kelimete't-Takva), "Lailahe illallah" olarak tefsir buyurmuş muvahhid ve muttakilerin önderi Rasulullah (s.a.s.) [3]

Kalblerine Keiime-i Tevhid, yani Lailahe illallah keli­mesi yerleşen ve İliklerine kadar nüfuz edilen mü'min müslümanlar, hayatlarının en küçük biriminde bile bu kelimenin gereğini yerine getirirler... Böylece cahiliyyenin tüm özel­liklerinden sıyrılır, İslâm'ın özelliklerine bürünürler... Cahiliyyenin hükmünü reddeder, "Hükmün, hakimiyetin yalnız ve yalnız Allah'a aid olduğuna inanır ve gereğini ya­sarlar"...    .

Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Doğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler. [4]

"Mülk elinde bulunan (Allah) ne yücedir. O, her şeye ;üç yetirendir. [5]

"De ki: 'Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü 'erirsin ve dilediğinde mülkü çekip alırsın, dilediğini aziz

kılar, dilediğini alçaltirsın. Hayır senin elindedir. Gerçekten sen, her şeye güç yetirensin.[6]

"Haberiniz olsun, şübhesiz göklerde kim var, yerde kim var tümü Allah'ındır. Allah'tan başkasına tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere (gerçekte) uymazlar. Oniar, yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar, ancak zan ve tahminde bulunarak yalan söylemektedirler. [7]

Muvahhid mü'min müslümanlar, bu hakikate iman et­miş ve imanına zulmü karıştırmamış, yani şirki, küfrü, bid'at ve hurafeyi karıştırmadan katıksız ve emredilen gibi iman etmişlerdir...

Yaratma ve emrin yalnız ve yalnız Alemlerin yegâne Rabbi Allah'a aid olduğunu bilip imân ettikleri için Al-lah'dan başka hiç bir kimsenin emrine, hükmüne ve isteğine tabi olmaz, itaat etmezler...

Haberiniz  olsun,  yaratmak  da  emir  de  (yalnız)

O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. [8]

Rabbimiz Allah (c.c.) tarafından yeryüzünün varisleri olarak tayin edilen salih mü'minler, miraslarına sahib çıkmalı ve onu, zalim tağutlara kaptırmamalıdırlar..:

"Andolsun Biz, Zikir'den sonra Zebur'da da: 'Hiç şübhesiz, Arz'a salih kullarım varis olacaktır' diye yazdık. [9]

Muvahhid mü'minler, hangi ırktan, hangi dilden, hangi renkten ve hangi bölgeden olurlarsa olsunlar, şübhesiz ki birbirilerinin kardeşleridirler... "Mü'minler, ancak kardeş­tirler. [10] Mü'min kardeşler bir araya gelecek, takva üzere kalbler ve bedenler birbirilerine kenetlenecek, İslâm toprak­larını işgal eden müstekbir egemen tağutların zalim pen­çesinden miras haklarını kurtaracaklardır... Özgürlük ve bağımsizhğın başka bir yolunun olmadığı şübhesizdir... Yol, katıksız iman ve salih amel üzere birleşmek, Kitab ve Sün-net'in emirlerince hareket etmektir!..

"Ey iman edenler, hepiniz topluca barış ve güvenliğe (Silm'e/İslâm'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.[11]

İslâm topraklarını yüz yıla yakın bir zamandır işgal e-den müstekbir egemen tağutlar, muvahhid mü'min müslü-manlarm miras hakkını gasbettikleri gibi, Âlemlerin Rabbi Allah'ın da egemenlik hakkını gasbetmİş, Allah'ın hükümle­rini bir yana bırakmış, İslâm'ı devre dışına çıkarmış ve heva-u heveslerinden kaynaklanan kanunları yürürlüğe koymuş­lardır... Bu müşrik ve kâfir sömürücü tağutlardan gasbettik­leri Allah'ın yeryüzündeki egemenlik hakkını ve muvahhid mü'minlerin mirasını tekrar geri almak ve sahihlerine iade etmek vazgeçilmez bir vazifedir...

Egemen tağutların işgal ettikleri İslâm topraklarını yer altı ve yer üstü servetleriyle sömürmeye devam ederken, mü'min müslümanlan mahkum etmiş ve kanunlarının son damlasına kadar sömürmüşlerdir... Maddî ve manevî sömü­rünün devam ettiği bu topraklarda yaşayan mahkum edilmiş mü'min müslümanlar, din, can,akıl, nesil ve mal emniyetle­rini yitirmişlerdir... Diğer bir anlatımla müstekbir egemen tağutlar, mü'min müslümanların emniyetlerini gasbetmişlerdir...

Bu eserimizde, İslâm'a göre din, can, akıl, nesil ve mal emniyetinin ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini, bu gün hangi durumda bulunduğunu ana kaynaklardan delillendirerek anlatmaya gayret ettik... Bu konuda Rabbimiz Allah tara­fından beyan buyrulan sınırlan muhafaza etmek, onları aş­mamak ve aşanları engellemek, mü'minlerin vazifeleridir...

Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırları­nı çiğnerse, gerçekten o, kendi nefsine zulmetmiş demektir.[12]

"Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve Rasulü'ne itaat ederse onu, altından ırmaklar akan, içinde ebedî kala­cakları cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. [13]

İslâm'a göre din, can, akıl, nesil ve mal emniyetini iza­ha çalışırken, İslâm'ın ne kadar yüce ve fıtrî bir hayat nizâmı olduğunu delilleriyle gündeme getirmeye çalıştık... İslâm devletinin hakimiyetinde, yani Daru'l İslâm'da bu emniyet­lerin nasıl sağlandığını ve bu emniyetlere saldıran, sınırı aşan ve suç işleyenlere karşı hangi cezaların uygulandığını anlatmaya, delillerini göstermeye gayret ettik...

Allah'ın ve Rasulullah (s.a.s.)'ın emrettiği ve uygulan­maları gereken cezaların, insanları suç işlemekten caydırıcı cezalar olduğunu, toplumun kurtuluşu, selameti için gerekti­ğini, bu arada İslâm'ın merhametli tavrını dile getirmeye ça­lıştık... Önderimiz Rasulullah (s.a.s.):

"İyi hâl sahihlerinin ayak sürçme kabilinden kusurlarını bağışlayı ver in. Haddi gerektiren suçları hariç. [14]buyruğu çerçevesinde meseleyi göz önüne serdik...

Gayret bizden, yardım ve zafer Allah'dandir...

Dâvamızın başı ve sonu, Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdetmektir...

KUL SADİ YÜKSEL

5-Cemaziyelahir-1418/7-Ekim- i 997 Ihlamur Kuyu / İSTANBUL

 

 



[1] Mâide 5/50

[2] Fetih 48/26

[3] Tirmizî, Tefsir, s.48, Hds.3480

[4] Yûsuf 12/40 ve 67, En'âm 6/57

[5] Mülk 67/1

[6] Âi-i İmrân 3/26

[7] Yûnus 10/66

[8] A'râf7/54

[9] Enbiya2I/105

[10] Hucurât 49/10

[11] Bakara 2/208

[12] Talak 65/1

[13] Nisa 4/13

[14] Ebu Davud, Hudud, B.4, Hds.4375