Yirminci asnn son
çeyreğinde biz müslümanların çok uyanık olmasının gerekli olduğuna inanıyoruz.
İslâm arifi Muhammed İkbal'in vurguladığı gibi, "derin uykudan
uyanmak" gerekir. Uyutulmuşluktan, sömürülmüş Kikten ye zayıf
bırakılmışhktan kurtulmanın zamanı geçmek üzere... Yine İkbal'in tabiri ile:
"Bak bütün şark
ne halde,
Külü göğe savrulmuş..
Boğulmuş bir inilti
susuyor...
Eseri yok... Bu
kaybolmuş bir feryat...
Bu toprakla her zerre
bir muztarib nazardır.
Hindistan'dan isyan
et, Semerkant'dan
Irak'tan, Hemedan'dan
tuğyan et,
Bir hayat göster,
canlan
Uyan derin uykudan!
Derin uykudan uyan!
Derin uykudan
uyan!"[1]
Böyle derin ve ciddi
bir uyanışın eşiğinde olan İslâm dünyası, artık şu gerçeğin farkına varmıştır:
İslâm'dan, yani Kitab ve Sünnetten uzaklaştıkça mağlubiyet başlamıştır. Tekrar
galibiyet için yeniden İslâm'a dönmekten, kaynaklara sarılmaktan başka çıkar
yol yoktur. îmanların, gönüllerin ve şuurların tazelenmesi şarttır. İman,
hurafe ve bid'atlardan; gönüller, gafletten ve dünyaya bağlılıktan; şuurlar,
tağutî ve cahili değerlerden kurtulmak zorundadır. İman, gönül ve şuur...
Bunların İslâm'la, İslâmî değerlerle ihya edilmesi gereklidir.
Gerek Kut'ân-ı Kerim,
gerekse Sünnet-i Seniyye, yeniden gündeme girmeli ve cahilî güçler tarafından
üzerlerine örtülen örtülerin kaldırılması, hapsedildikleri kapıların açılması
veyahut kırılması lazımdır. Bundan dolayı İslâmî kaynakların Şer'i ölçülere
uygun olarak ve günümüzün ihtiyaçlarına cevap vermesi amacayla yeniden
yorumlanması ve İslâmî mantık ile günümüzün anlayışına sunulması en faydalı
bir çalışmadır. Kitab ve Sünnet'ten beslenen bindörtyüz yıllık
kaynaklarımızdaki bilgilerin sadece nakledilmesi yetmez. İslâm kültürünün bu
dev eserlerinin zamanımızın icaplarına göre açıklanması ve örneklenmesi
gerekir. Bütün mücerret/soyut kavramlar, müşahhas somut hale getirilmelidir.
İkiyüz yıldan beridir, tahrip edilen müslümanların şuuru, meseleyi ancak somut
bir şekilde su-nulursa kavrayabilir. Pratik bir örnek, teorik binlerce örnekten
daha te'sirlidir.
Böyle bir düşünceden
yola çıkarak, İslâm Milleti'nin babası ve tek başına bir ümmet olan Hz. İbrahim
Aleyhisselam ile putçu babası Âzer'in arasında geçen meşhur olayı tahlil etmek
isteriz. .
Oğul, yani Hz. İbrahim
Aieyfnsseiam, Allah Teâlâ'nın dostu (Halilullah) ve Peygamberi iken; baba, yani
Âzer, Allah Teâlâ'nın düşmanlarından olup, put yapıcısı ve satıcısı idi. Âzer, Allah
Teâlâ'ya şirk koşan bir müşrik olmasının yanında, aynı zamanda Babil'in tağutu
Kral Nemrud'un "puthâne nazmıydı da. "Puthâne nazın", bugünkü
anlayışta yakın anlamıyla "Din İşleri Bakanı" demektir.
T.C. Diyanet İşleri
Başkanlığı'nrnı yayınlatmış olduğu, "Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i
Sarih Tercemesî' adlı eserde bu konu ile ilgili şu bilgiler verilmektedir:
"Sa'lebî;
"İbrahim'in babasının asıl adı, Tarih idi. Nemrûd tarafından puthânesine
nazır tayin olunduğu zaman Tarih adını Âzer'e tahvil etmiştir ki, Âzer,
puthânedeki putlardan birisinin adı idi"diyor.[2]
Bu bilgiyi diğer,
kaynaklar da destekliyor ve Âzer'in put yapıcısı ve put satıcısı olduğunu
kaydediyor. [3]
Tipik bir "Bel'am"
olan Âzer, tağut Nemrud tarafından "Put-hane Bakanı", yani "Din
İşleri Bakanı" olarak tayin edildikten sonra tek vazifesi, halkı din adına
aldatmak ve Nemrud'un hakimiyetini sağlamaktı, "köpek sıfatlı
Bel'am"m tarih boyu yapmış olduğu vazife, mevcut tağutî ve cahilî düzenin
ayakta kalması için "din"i bir afyon haline getirip onunla din adına
halkı uyut-masıdır. Bu, geçmiş zamanda böyleydi, bu gün de böyledir. [4]
Günümüzdeki
"Bel'am Sistem?, İslâm topraklarını istilâ etmek isteyen emperyalist
kâfir güçlere zemin hazırlamaktadır. Nitekim birçok îslâm beldesinde bunu
becermişlerdir. İşte Afganistan'ın devrik tağutu Babrak Karmal'ın kurduğu
"Ulema Yüksek Konseyi1' böyle Bel'amî bir müessesedir. Bu, "Bel'amlar
Yüksek Konseyi", komünist Rusya'nın Afganistan'ı işgal etmesini
alkışlamış, onları birer kurtarıcı gibi göstermiştir. Tağut Babrak Karmal'in
yaptığı kâfirlikleri, ihanetleri ve zulümleri meşru göstermek için fetvalar
vermişler.
Âzer de, o devrin bir
bel'amıydı. Devrin tağutu olan Nemrud'un icraatlarım meşru gösteriyor, halkı
putlara ibadete çağırıyordu. Mustez'af halka, "Din nedir?' diye bir soru
sorulursa cevabı hazırdive bu cevap, Âzer'in de verdiği cevaptır: "Bu şey,
bizim atalarımızın dinidir."
Âzer, aynı zamanda bir
"din tacirf'ydi. Din, onun geçim kaynağıydı. Her çağda insanları din adına
sömüren Azerlere rastlanmıştır. Çağımızda da bu müessese söz konusudur. Gerçek
dinin icabını bir yana kaldıran, hatta onu perdeleyen, zindanlara tıkayan
çağdaş Âzerler de, "din" adına halka çeşitli hurafe ve bid'atleri
satıyorlar. Put yapan ve put satan Azer gibi...
Allah Teâlâ'dan aldığı
vahyi insanlara açıklamak ve onları "Tevhid Dinî'ne davet etmek isteyen
Hz. İbrahim Aieyhisseiâm, karşısında Azer'i bulmuştu. Azer, devrin siyasî
otoritesini elinde bulunduran ve bölgenin insanlarının rabbi olduğunu ilân eden
tağut Nemrud'un.en büyük destekleyicisi idi. O öyle bir destekçi idi ki,
Nemrud tarafından "Puthane Nazarlığı/Din İşleri Bakanlığına, getirilmiş ve
Nemrud'un putçu sistemine bağlılık yemini içmişti.
İşte bu bağlılıktan
dolayıdır ki, oğlu Hz. İbrahim Afeyhisseiama karşı koymuş, O'nu yanından
kovmuştu. Eğer böyle bir bağlılığı olmasa idi, öz evladına karşı en ağır sözler
söylemez ve O'nu kendisinden uzaklaştırmazdı. Bütün bunları Kur'ân'daki ayetlerden
anlıyoruz.
Yine ayetlerden
anlıyoruz ki, Nemrud tarafından Azer'e verilen bu makam, devrin en yüksek
makamlarından biridir. Âzer, bu makamdan çok faydalanıyor ve halk arasında
itibar sahibi oluyordu. Bu, Âzer'in bir nev'i geçim kaynağı ve nzık kapısıydı.
Bunu terketmek ve kendisini "Tevhid Dinf'ne davet eden Hz. İbrahim
Aleyhisselam'a. uymak O'nun işine gelmiyordu.
Bu ilginç ve gerçek
olay, Kur'ân-ı Kerim'de şöyle beyan buyuruluyor:
"Kitapta
İbrahim'i de an, çünkü O, çok doğru bir Peygamberdi. Babasına demişti ki:
"Babacığun! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir şey kazandırmayacak şeylere
niçin tapıyorsun? Babacığım, bana, sana gehneyen bir bilgi geldi, bana uy,
seni düzgün bir yola ileteyim. Babacığım, şeytana tapma. Çünkü şeytan, Rahman'a
isyan etmişti. Babacığım; ben, sana Rahman'dan bir azabın dokunmasından
korkuyorum. O zaman (sen) şeytanın dostu olursun."
(Babası): "Ey
İbrahim! Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (onlara dil
uzatmaktan) vazgeçmezsen, an-dolsun seni taşlarım, uzun süre benden ayn git"
dedi. (İbrahim): "Selam sana" dedi. "Senin için Rabb'imden
mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana çok lütufkârdır. Sizden de, Allah'tan başka
yalvardıkiannızdan da ayrılıyor ve Rabb'ime yalvarıyorum. Umarım ki, Rabb'ime
yalvarmakla (sizin gibi) bahtsız olmam (istediklerimden mahrum bırakılmam).[5]
Hz. İbrahim
Aieyhissdath'm şirk ideolojisinin en büyük din adamı olan ve putçu sistemin
koruyucusu Âzer'e İslâmî tebliği yapış tarzı, tüm müslüman davetçilerin alacağı
en güzel örneklerden biridir. Hz. İbrahim Alcyhissehm tağut Nemrud'a İslâmî
tebliği götürmeden önce, en büyük yol kesici eşkıya olan Azer'e yönelmesinde
çok önemli bir işaret vardır. Bu da şudur:
Âzer'in elinde din
görünümlü bir silah vardı. Dine karşı din savaşıdır bu... Hz. İbrahim'in getirdiği
"TevhidDinf'ne karşılık, Âzer'in temsil edip savunduğ batıl ve şirk dini
vardı. Cahil bırakılmış halkın gözünde din, dindir. Onun hak ya da batıl olması
önemli değildir. Hem asırlardır atalarının dini olan bu putçu din, nasıl olup
da batıl olabilirdi? Hele hele Âzer gibi, bir "Din İşleri Bakanları",
yani "Puthane Bakanları" varken, bu dinlerinden nasıl
vazgeçebilirlerdi? Hem Hz. İbrahim Aleyhişselam de kim oluyordu? O, Azer kadar
mı bilirdi ki, yeni bir din ortaya atıyordu? Hayır, Azer ve onun savunduğu din
oldukça Hz. İbrahim Aleyhisselam'a ve getirdiklerine itibar etmeyeceklerdi!
İşte bunun için Hz.
İbrahim Aleyhişselam, önce Azer'e yöneldi ve onu "Tevhid Dinf'ne davet
etti. O önce Azer'le çarpıştı. Çünkü cahil halkı din adına uyutup mevcut tağutî
sistemin yaşamasına vesile olanlar, Azer ve onun gibi kişilerdi... Onların
yıkılması demek, tağutun yıkılması demekti.
Bu, böyledir. Ve Hz.
İbrahim Âteyhisselam'm tavrı ve yolu budur. "Gâîû Belâmdan beri müslüman
olanlar Hz. İbrahim Aicy-hîsseiam milletindendir. Yani
Hz. İbrahim Alâyhisselâmm, dinindendir. Bilindiği gibi İslâmî ıstılahta
"ınilîef\ "din" anlamına gelir.[6]
Rabb'imiz Allah Teâlâ
buyurdu ki:
"De ki: Allah
doğru söyledi, öyle ise dosdoğru Allah'ı bir-ieyici olarak İbrahim'in dinine
uyun. O puta tapanlardan değildi.[7]
Hz. İbrahim
Aleyhisselamin dininden olan müslümanlar, çağdaş Azerlere karşı, O'nun tavrım
ortaya koymalıdırlar. Elzem olan şey de budur.
Rabb'imiz Allah
Teâlâ'nm şu
buyruğuyla konuyu noktayalım:
"Nefsini aşağılık
yapan (beyinsiz) den başka, kim İbrahim dininden yüz çevirir? Andolsun ki, biz
onu dünyada beğenip seçmiştik, ahirette de O, iyilerdendir. [8]
[1] Dr. Muhammed İkbal, Zebur-u Acemden Seçmeler. Çev.
Prof. Dr. Ali Nihat Tarlan, İst. 1964, s. 12
[2] Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi,
Çev. Kâmil Miras, D.İ.B.Y. Ank. 1980, C.9, sh. 107 (Beşinci Baskı)
[3] Bkz. Afif Abdülfettah Tabara, Kur'âtVda Peygamberler
ve Peygamberimiz, Çev. A.R.Temel, Y. AJkın, İst. 1985, sh. 126.. ' ,
[4] Bel'am için Bkz. Zübeyir Yelik, Bel'am İst. 1986.
[5] Meryem 19/41-48
[6] Bkz. Yusuf Kerimoğlıı, Kelimeler Kavramlar, İsi. 1985,
Sh.5O.
[7] Âl-i İmran 3/95
[8] Bakara 2/130