İlk Adım

 

Allah'ın adıyla.

Âlemlerin Rabb'i Allah Cette Ceiaiuhu'nun adıyla başlamak ve-O'nun gösterdiği yolda devam edip, razı olduğu bir sonuca ulaş­mak, mü'minlerin vazgeçilmez vasfıdır. Böyle bir başlangıç ile başlarken, âlemlerin Rabb'i Allah Ceiie Ceiaiuhu'ya hamd ve Rasulü Muhammed saiiaiiahu Aleyhi ve sdiem'e salât ve selâm ediyoruz. Ay­rıca salât ve selâm olsun Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemitl Ehl-i Beyt'ine, Ashabına ve Kıyamet'e kadar O'nun izinden giden nıuvahhid mü'minlere...

Miladi 20. Asrm son çeyreğindeki insanlık âleminin, içinde bulunduğu buhrandan ve hüsrandan kurtulmak için çeşitli çır­pınışlarda bulunduğuna ve yollar araştırdığına şâhid oluyoruz! Bu arayışlar ve çırpınışların onları yeni bunalımlara attığını da görüyoruz.

Beşerî ideolojilerden birisinden kurtulurken, diğerinin kıs­kacına yakalanıyor; bir puttan kurtulurken, diğer bir putun ta-pıcısı oluyorlar. Bir tağuttan kaçarken, değerine yakalanıyorlar.

Eskiyen putları atıp yeni ve daha süslü olan puta sarılıyorlar. Bir süre sonra o da eskiyor ve kendilerine yeterli gelmeyince, tarihin çöplüğüne atıyor; bir müddet sonra aynı akıbete uğ­ratacakları yeni yeni putlara ve putçuklara itibar ediyorlar. Bu kısır ve muasır küfür çarkı dönüp duruyor.

Bu arayış daha ne zamana kadar devam edecek? Tahmin etmek imkânımız dahilinde olmamakla beraber, gerçekten kur­tulmak ve her türlü hüsranı aşıp, gerçek saadete ulaşmak için tek yol vardır. Evet, yalnız ve yalnız bir tek yol vardır: 'İman etmek, salih âmel işlemek, birbirilerine Hakk'ı ve sabrı tavsiye etmek" yolu. Bu bunalımdan, bu buhrandan ve bu felaketten kurtulmanın yolu, bundan başkası değildir.

İnsanlar bu yola gelmedikçe, kendi kafalarından sistemler uydurdukça; zaman ve mekân kaydıyla sınırlı olan aciz ka­falarından çözümler ortaya attıkça, bataklıktan kurtulacaklarına, daha çok batmaktadırlar. Putlar değişiyor, ibadetler yeniden şe­killeniyor, puthaneler süsleniyor; fakat insanlar, birbirlerini rab-ler edinip, birbirlerine tapmaya devam ediyorlar.

Maalesef bugün yeryüzündeki dikta rejimlerinin tümünde aynı şeytanî anlayış devam etmektedir. Gayr-i İslâmî tüm ni­zamlar, insanın insana rab olduğu nizamlardır. Bunların ki­minde servet sahipleri, kiminde güç sahipleri, kiminde bir sı­nıfın üstünlüğü ilâh olarak kabul edilmiştir. Bu yalancı ilâhların otoritelerine boyun eğilmiş, onların nevalarından kay­naklanan kanun ve tüzüklerine tâbi olunmuştur. Böylece in­sanlar, şaşkın bir duruma düşmüşlerdir.

Kimi zaman demokrasilerde olduğu gibi, halkın tümü otorite sahibi bir ilâh olarak kabul edilmiş; onlar da bu otorite haklarını vekiller aracılığıyla kullanmış ve hâlâ da kullanmaya devam etmektedirler. Kimi zaman bir kişiyi veya bazı kişileri, birer "insan üstü" kahraman ilân edip onun ilâhlığma ve rabliğine inanmış, bir dediğini iki etmemişlerdir.

Gayr-i İslâmî tüm ideolojilerde durum budur. Bugün insanlık âlemine hakim olan da bu düşüncedir. Elbette ki, mü'minleri ve

mü'minler topluluğunu bundan tenzih ediyoruz. Bunalımda olan dünyamızın kurtuluş rehberliğini mü'minler üstlenmişlerdir. İn­sanlık tarihinin başlangıcından Kıyamet'e kadar bu rehberlik devam edecektir. Çünkü bu rehberlik vaazifesini, kendisinden başka ilâh, Rabb ve Hakim bulunmayan âlemlerin Rabb'İ Allah Cdie Cciaiuhu vermiştir:

"Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. İyiliği emreder, kötülükten men edersiniz ve Allah'a ina­nırsınız. [1]

Şeytana kul olup, Rahman'a kul olmayı reddedenler, Allah Celle Celaluhu ile misaklarım bozanlar, kötülükleri emretmek ve iyilikleri engelleyip yasaklamak suretiyle yeryüzünü ifsad et­tiler.

Mü'minler, Rahman'a kul oldukları ve şeytanı reddettikleri için, şeytanîlerin aksine iyiliği emreder ve kötülükten sa­kındırırlar. Çünkü mü'minler, Allah'a ve O'nun yegane otorite olduğuna iman ederler. Vazifeleri, yalnız Allah'a kul olmak ve tağutu reddetmektir. Tağutun tüm birimlerini, her ne şekilde olursa olsun reddetmek ve ona karşı mücadele etmek müminlerin vazgeçilmez sıfatıdır.

Âlemlerin Rabb'i Allah Ceiie Celaluhu, mti'min kullarını yeryü­züne varis kılmış ve kâfirlere hayat hakkı tanımamıştır. Kâfirler, ya iman edip kurtulurlar, ya da zillet içinde hor ve hakir bir şe­kilde İslâm'ın üstünlüğünü kabul ederler.

Rabb'imiz Allah Celle ceiahhu buyuruyor:

"Allah sizden, inanıp iyi işler yapanlara va'detti; onlardan öncekileri nasıl hükümran kıldıysa, onlan da yeryüzünde hü­kümran kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini ken­dilerine sağlamlaştıracak ve korkuların ardından kendilerini (tam) bir güvene erdirecektir.[2]

"Biz de istiyorduk ki, o yerde zayıflatıîanlara (müstez'aflara) lütfedelim, onları önderler yapalım, onları mirasçı kılalım. [3]

Çeşitli şeytanî oyun ve tuzaklarla yeryüzündeki mü'minlerin veraset hakkını gasbeden şeytanî güçler, aynı zamanda Allah Celle Ceiaiuhu'nun yeryüzündeki hakimiyet hakkını da gasbetmiş-ler. Bu gaspları yok etmek, Allah ceiie Ceiaiuhu'nun otorite hakkım ve kendi veraset haklarını geriye almak için mü'minlerin hare­kete geçmeleri lâzımdır. Şeytanîler puta tapmaya devam eder­lerken, otoriteyi ellerine geçirdikleri için tüm insanlığı ateşe ve­riyorlar. Kurtuluş diye insanları yok olmakla yüz yüze getiriyor; adım adım uçuruma doğru sürüklüyorlar. Medenileşmek, iler­lemek, modernleşmek, çağdaşlaşmak ve aydın olmak gibi yal­dızlı sözlerle aldatılan insanlar, dünyanın çeşitli bölgelerinde bu yalancı üahlai'a kul olduklarının farkında olmadan onlara itaate devam etmektedirler.

Mü'minler, artık bu yalancı ilahların, bu sahtekâr rablerin farkına varmış ve onlara karşı ilâhî kıyamı başlatmışlardır. Bir-iki asırdan beridir Doğu Komünizmi ve Bati Kapitalizmi ile onları çeşitli birimleri insanlık âlemine rehberlik yapmak is­tediler. Allah Cdh Ceiaiuhu'nun yeryüzündeki hakimiyetini ve mü'minlerin mirasını gasbederek yürütmeye çalıştıkları reh­berlikleri son bulmak üzeredir, Allah'a sonsuz hamd-u sena olsun...

İster Doğu, ister Batı müstekbir şeytanî güçleri olsun, isterse onlar adma müstez'aflan istismar ve istihmar (himarlaştırma) yoluyla sömüren yerli uşakları olsun, sonlarının yaklaştığının farkına varmaya başladılar. Yeni yeni şeytanî planlar kurma ve yeniden aldatmaca tuzaklarına başvuruyorlar. Kendi içlerindeki menfaatleri yenileme, yeniliklerini gündeme getirirken, İslâm topraklarındaki yönetici kuklalarına yeniden çeki-düzen ver­mektedirler. Allah Celle Ceiaiuhu'nun yeryüzündeki hakimiyet hak­kını gasbedip -sözde- halka devredenler ve yaptıkları beşerî ka­nunlarla tekrar halktan devralıp, halkın adına yönetenler, uyanan müslümanları aldatmak için namaz kılmaya, müslüman görünmeye başladılar. Gayeleri, yıkılışlarım biraz daha geciktir­mektir. Fakat ne olursa olsun,  Zulmedenler, yalanda nasıl bir inkilaba uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir.[4] Gö­receklerdir o zalimler, o kâfirler ve fasıklar...

Müşrikleri, kâfirleri, zalimleri, fasikları,.münafıkları ve mür-tedleri; yani yeryüzünü ifsad edenleri, insanlık âlemini yok olma uçurumuna doğru sürükleyenleri alt-üst edecek, bir iman ve tevhid neslinin yetişmesi lazımdır. Çağdaş Fir'avnlann gas-betmiş olduğu haklarımızı geri alacak ve Fir'avn'ı, Hâman'ı ve onların ordularını denizin dibine gömecek yepyeni bir nesle ih­tiyaç var. Allah Celle Ceiaiuhu'ya dayanan, O'nun adına ve O'nuıı gösterdiği   şekilde hareket eden, O'ndan gayrı hiç kimsenin oritesini kabul etmeyen muvahhid bir neslin yetişmesi için, tüm imkânların seferber edilmesi elzemdir.

Akaidi sağlam, ameli salih, metodu ilâhi olan bir nesil... Böyle bir nesil, ortaya çıkacak, iyiliği emredecek ve kötülükten vazgeçirecek; buhranda olan insanlık âlemine rehberlik yapıp, kurtuluşunu sağlayacaktır.

Bu neslin ortaya çıkması için de. İlâhi metod ile İslâmî bir eğitimden geçmesi lâzımdır. Dikkat edilecek olursa, ayet-i kerî­mede tüm mü'minlere seslenilerek, "Siz, insanlar için çıkarıl­mış en hayırlı ümmet oldunuz" buyurulmuş ve tüm mü'minler muhatap alınmıştır.

O halde nerede olursa olsun, mü'minlerin her yönden ye­tiştirilmesi gereklidir. Hele hele tağutun hakim olduğu bölge­lerde bu eğitim çalışmalarına daha da hız verilmeli ve mü'min­lerin bir an önce yetişmesi sağlanmalıdır. "Yeniden îslâm'a"ha­reketi diriltilme!! ve iyiliği emreden, kötülükten nehyeden, Allah Ceiie Ceiatuhdnun ipine sıkı sıkıya sarılmış, Allah ceiie Ce-laiuhu yolunda saf bağlayıp çarpışan; aynı zamanda veraset hak­kına kavuşan müslümanların vahdeti sağlanmalıdır. Elbette bütün bunlar, Allah ceiie Ceiaiuhu'nun izniyle yine müslümanların eliyle gerçekleşecektir. Tüm bu çalışmaları sabırla omuz-lamadıkça ve gereğini yerine getirmedikçe, mutlu bir sonuç beklemek hiç kimsenin hakkı değildir.

Allah Ceiie Ceiaiuhumm razı olduğu bir çalışma ve sonuca ere-bilmek için, îslâmî bir metodun harfiyen uygulanması gerekir. Yoksa oturup miskince beklemek, "düzelecek" umuduyla, hiç­bir çalışma yapmadan beklemek hiçbir şey halledemeyecektir. Kaldı ki, böyle bir hareket "Sünnetulîah"a. ve "Siinnetu'r-RasuIull'a. aykırıdır.

Diğer yanda, "biz kendimize bakalım. Kendimizi düzeltirsek ve nefsimizi ıslah edersek, sapıtanîar bize zarar vermez" man­tığıyla, kendisini cahilî toplumdan soyutlamaya çalışanların du­rumu da, "Sünnetullah"a aykırıdır. Kaldı ki, böyle bir dü­şüncenin, yaşanan hayatta hiçbir uygulama imkânı da yoktur.

Bakın Hz. Ebu Bekir Radıyaiiahu Anh efendimiz, bu konuda ne buyuruyor:

"Hz. Ebu Bekir Radıyaiiahu Anh hamd ve senadan sonra buyurdu ki:

Ey insanlar! Siz, "Ey iman edenler, siz kendinize düşene ba­kınız. Hidayet yolunda olduğunuz zaman sapıtan size zarar ver­mez"[5] ayetini okuyorsunuz (ve hükmünün ge­nelliğini sanarak iyiliği emretmeyi ve fenalığı menetmeyi bırakıyorsunuz). Halbuki biz, Rasulullah Sallatiahu Aleyhi ve Sei-iem'den şu kesin buyruğu işittik:

"Şüphesiz insanlar kötü bir şeyi görüp de menetmedikleri zaman, Allah'ın onlara umumî bir ceza vermesi çabuklaşır (veya yakınlaşır).[6]

Hal böyle olunca, hiçbir fert mes'uliyetten kurtulamaz. Her inanan fert mes'uldür. İyiliği emredecek ve kötülüğü menedecek gerçek bir müesseseyi oluşturmak, her mü'minin üzerine va-cibdir. Ferdî ve içtimaî vazifeleri icra etmelidir. Bundan dolayı da her fert çok iyi yetişmeli ve kendisini hazırlamalıdır. Ferdî planda ve içtimaî planda hazır olmalıdır. İslâm'ı her yönüyle çok iyi bilmeli, bildiklerini yaşamalı ve tebliğ etmelidir. Bu, inanan her mü'minin, Allah yolunda atacağı ilk adımdır.

 



[1] Al-i İmran, 3/110

[2] Nur, 24/55

[3] Kasas, 28/5

[4] Şuara, 26/227

[5] Maide, 5/105

[6] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'İ-Fiten, B. 20, Hds. 4005 Ayrıca bakınız: Sünen-i Ebi Davud, Kitabu'l-Melahim, B. 17, Hds. 4338