Hamd, Âlemlerin Rabbi
Allah'a mahsustur.
Salât ve Selâm olsun
Rasulullah'a, Âline, Ashabına ve O'nun izinde giden yeryüzünün varisleri
muvahhid mü'min müslümanlara...
Ben, şahadet ederim ki,
Allah'dan başka ilâh yoktur ve şahadet ederim ki, Muhammed (s.a.s.) O'nun Kulu
ve Rasulü-dür.
"Dâva
Dersleri" serimizin dördüncü kitabı olan bu eserimizde, Rabbimiz Allah
(c.c.) tarafından her biri bir hakikat olarak beyan buyrulan Kur'ân-ı
Kerim'deki kıssalardan "As-habu'1-Kehf Kıssası"m ele aldık... Bu
kıssada yer alan katıksız iman ve salih amel sahibi genç yiğitlerin tavizsiz
tavrı, mü'min müslümanlar için en güzel örneklerden biridir...
"Âs-habu'1-Kehf Kıssası" hakkında Rabbimiz Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de
beyan buyurduklarından başka elde ciddî bir bilgi olmadığından dolayı, bu
konuda Rabbimizin beyamndaiı başka şeylere bakmadık...
İslâm'ın Mekke
Dönemi'nde inzal olunan KeKf Sûresi, şirkin hakim, müşriklerin iktidarda
bulunduğu, mü'min müslü-manlann zulüm ve işkence altında olduğu bir ortamda,
onlardan önce yaşamış ve aynı şeylerle karşı karşıya kalmış, mü'min muvahhid
genç yiğit kardeşlerinden bahsediyordu... Böylece tarih boyu Tevhidin ve
şirkin, muvahhidlerin ve müşriklerin değişmez karakterleri açıklanıyordu...
Şirk ideolojisinin
egemen, müşrik tağutların iktidarda bulunduğu Mekke'de işkence ve zulüm
altındaki mü'min müslümanlara, bu kıssadaki genç yiğitlerin tavrı anlatılmak
ile kendilerine hakikat beyan ediliyor, iman üzerimde sabretmenin güzel
sonuçları izah ediliyordu...
Başta yegâne
önderimiz Rasulullah (s.a.s.) ve O'nunla beraber iman eden Ashab-ı Kiram (Allah
cümlesinden razı olsun), Kendilerinden önce yaşamış olan mü'min muvahhid
müslüman kardeşlerinin tavizsiz tavırlarını duydukça, hakkın tâ kendisi olan
dâvalarına daha çok sarılıyor ve daha çok direnç sahibi olmaya
çalışıyorlardı...
Mekke şirk devletinin
egemen tağutları, mü'min müslü-manlara olmadık zulmü reva görüyor ve
akla-hayale gelmeyen işkenceler yapıyorlardı. Onlan, İslâm'dan vazgeçirmeye,
tekrar şirke döndürmeye uğraşıyorlardı... Fakat batıl dâvaları uğrunda
sarfettikleri çabaların hepsi boşa gidiyor, mü'min müslü-manlar şehid
oluyorlardı, lâkin hak din olan İslâm'dan vazgeçmiyorlardı!..
Rabbimiz Allah (Azze
ve Celle), o günleri hatırlatarak şöyle buyuruyor:
"Hatırlayın,
hani sizler sayıca azdınız ve yeryüzünde zayıf bırakılmışlardandınız.
İnsanların sizi kapıp yakalayıverme-lerinden korkuyordunuz. İşte O, sizi
(yerleşik kılıp) barındırdı, sizi yardırnıylr destekledi ve size temiz
şeylerden rızıklar yerdi. Umulur ki, şükredersiniz.[1]
İslâm'ı red eden,
atalarının ideolojisine ve bıraktığı ilkelerine, sımsıkı bağlı olan egemen
tağutların esareti altında olan mü'min müslümanlarm, canlanması, umudlanması,
kalblerinin mutmain olması ve dirençlerin artması için, onlardan önce yaşamış
ve aynı şeylerin başlarına geldiği mü'min müslüman kardeşlerinin kıssaları
anlatılıyordu.
Rabbimiz, şöyle
buyuruyordu:
"Sana Peygamberlerin
haberlerinden -kalbini kendisiyle sağlamlaştıracak- doğru haberler aktarıyoruz.
Bunda da, sana hak ve mü'minlere bir öğüt ve uyarı gelmiştir. [2]
"Andolsun,
onların kıssalarında temiz akıl s;ıhibleri için ibretler vardır. (Bu Kur'ân),
düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden Öncekileri doğrulayıcı,
her şeyin çeşitli biçimlerde açıklaması ve iman edecek, bir topluluk için bir
hidayet ve rahmettir. [3]
"Bunlar, sana
vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları, sen ve kavmin bundan Önce bilmiyordunuz.
Şu hâlde sabret. Şübhesiz, (güzel olan) sonuç, takva sahiblerinindir. [4]
Kehf Sûresi'nİn nazil
olduğu Mekke ortamı, küfrün ve şirkin egemen, İslam'ın red edilerek tamamen
hayatın dışında bırakılmak istendiği, mü'min müslümanlarm insan yerine konulmadığı,
horlandığı ve inançlarından vazgeçmeleri için ağır baskıların, korkunç
işkencelerin yapıldığı bir ortamdı...
Bugün egemen
tağutların işgali altındaki İslâm topraklarındaki yaşanan durum, dünkü
Mekke'de yaşanan durumun bir benzeri olduğu konusunda fazla söz söylemeye
ihtiyaç yoktur... Gören gözler, idrak sahibi olanlar tarafından görülüyor ve
bilinip idrak ediliyordur...
İşgal altında ve
egemen tağutların zulmünde bulunan mü'min müslümanlarm yaşadığını, Mekke
dönemindeki mü'minler yaşamışlardı... Onlardan önce de, "Ashabu'1-Kehf'
olan genç yiğitler yaşamışlardı... Mü'min müslümanlarm, egemen müşrik
tağutlardan çektikleri, birbirinin aynısı olan işkence ve zulümlerdir...
Bu inkâr edilemez hakikatten
hareketle, doğru olduğundan hiç bir şübhemizin bulunmadığı "Ashabu'1-Kehf
Kıssa-sı"na yeniden ve daha sıkı bir şekilde sarılarak okuduk, inceledik,
düşündük, sorduk, araştırdık ve sonuçta, "Ashabu'1-Kehf olan genç
yiğitlerin, çağımızda yaşayan tavizsiz mü'min müslümanlar olduğunu gördük!..
Onların kıssaları, şu anda egemen tağutların İşgal etmiş olduğu İslâm
topraklarında yaşayan, küfre, şirke ve istikbara karşı kıyam etmiş olan mü'min
müslü-manlarm yaşadıklarıydı!..
Bu inanç, bu kanaat
ve bu bakış açısıyla ele aldığımız Kehf Sûresi'nin birinci ayetinden
yirmidokuzuncu ayetine ka-darki ayet-i kerimelerin bize hatırlattıklarını,, bu
eserimizde okuyucuya hatırlatmaya gayret ettik...
Rabbimiz Alİah, şöyle
buyuruyor:
"Ey iman
edenler, hepiniz toptan barış ve güvenliğe (Silm'e, İslâm'a) girin ve şeytanın
adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
Size, apaçık belgeler
(ayetler) geldikten sonra yine ayağınız kayarsa, bilin ki Allah, gerçekten
üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.[5]
Hangi çağda, hangi
ülkede ve hangi ortamda olursa olsun, mü'min müslümanların toptan İslam'a
girmeleri, kaçınılmaz bir vazifeleridir... Ortamın şartlarında Allah ve Rasulü
(s.a.s.)'in emirleri doğrultusunda hareket edilmeli, Tevhidden, katıksız
imandan ve salih amelden taviz verilmemelidir...
İşgal altında ve
egemen tağutların baskıcı, zorba ve işkenceci tavırlarına rağmen, mü'min
müslümanlar, bir "Asha-bu'1-Kehf'in tavrını, bir Mekke dönemindeki Ashab'ı
Kiram'ın tavrını sergileyecek olurlarsa, beklenilen mutlu sonucu varılır
inşaallah...
Allah'ın yardımı,
Allah'ın dinine yardım eden, sabırlı mü'min müslümanlarla beraberdir. [6]
Dâvamızın başı ve
sonu, Âlemlerin Rabbi Allah'a hamd etmektir.
KUL SADİ YÜKSEL
Mart-1998/Zilkaîde-1418
Ihlamurkuyu/Ümraniy
e-İstanbul