SÜNNETE SARILMAK,
HİDAYETTİR
Suhayb (r.a.)’ın
rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
“Mü’minin işine şaşarım!
Gerçekten onun bütün işleri hayırdır. Bu, mü’minden başka hiç kimsede yoktur.
Kendisine varlık isabet
ederse, şükreyler. Bu, onun için hayır olur. Darlık isabet ederse, sabreyler.
Bu da, onun için hayır olur.”([21])
Bu hadisin şerhinde şunlar
beyan edilmiştir:
“Hadis-i Şerif, kâmil bir
mü’minin nasıl hareket etmesi lazım geldiğine işaret buyurmaktadır. Mü’min,
zenginlerse şükredecektir. Bunun mânâsı zekatını vermek, muhtaçları gözetmek
vesairedir.
Dara düştüğü zaman da
sabredecektir. Zira sabrın so-nu, mutlaka selâmettir. Muvakkaten sıkıntıya
düçar olan mü’min, bir imtihan geçiriyor demektir. Bu imtihanda mu-vaffak
olmanın sırrı sabırdır. Böylece mü’minin her işi ken-disi için hayır olmuş
olur.”([22])
Muvahhid mü’min, Âlemlerin
Rabbine katıksız iman edip tam teslim olmuş izzet sahibi bir kişidir... O,
Rabbi Allah’ın kendisini yarattığı fıtrat üzere yaşamaya gayret ederken,[23] hiçbir şirk koşmadan
yaratılış gayesi olan yalnızca Allah’a ibadet eder[24] O, her anında imtihan
hâlinde olduğunun idrakindedir... O, imtihanını şuurlu bir şekilde, Rabbi Allah’ın
yardımıyla[25] sabrederek
başaracağına ina-nır([26])...
O, gerek imanından gerekse
amelinden asla taviz vermeyen, hâlinin ilmini bilip, bildiğiyle amel eden bir
kişi-dir...
el-Hakem (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurdu:
“Kişi, ibadetlerinden taviz
verdikçe, Allah da onu, kuruntu hastalığına mübtelâ kılar.”([27])
İbadet, bütün hayatı
kuşatıcıdır... Her hâl, ya Allah’ın emredip razı olduğu ve Rasulullah
(s.a.s.)’in gösterdiği gibidir, ya da Allah’ın yasakladığı ve razı olmadığı
gibidir... Allah’ın razı olduğu ve Rasulullah (s.a.s.)’in uygulamasını
gösterdiği gibi olan hâl, ibadet hâlidir... Bunun zıddı, isyan hâlidir...
Emrolunup gösterildiği şekilde tanzim edilen hayat, ibadet ve itaat üzere
olunan bir hayattır... Eğer Alla-h’ın emrettiği ve Rasulullah (s.a.s.)’in
gösterdiği gibi davra-nılmaz ise, isyan hâli gündeme gelir...
Muvahhid mü’min kulun,
bütün ibadetleri, hayatı ve ölümü Allah için olmalıdır... Hayatı Allah için,
ibadeti Allah için olan mü’min kulun hayatı ibadet, ibadeti hayat olur... Rabbimiz
Allah, muvahhid mü’min kullarına böyle emret-miştir:
“De ki: ‘Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm,
Âlemleri Rabbi olan Allah’ındır.
O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben, böyle emrolundum ve ben,
müslüman olanların ilkiyim.”([28])
Muvahhid mü’min kul, bu
iman ve bu şuur ile hareket eder... Emrolunduğu gibi dosdoğru olmaya çalışır...[29] Emrolunduğu
gibi dosdoğru olmak, bütün haytını Allah’ın emrine ve
Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’ne uygun bir şekilde düzenlemekle gerçekleşir...
Gerek ferdî, gerek ailevî ve ge-rekse toplumsal hayat, bu şekilde
düzenlendiğinde, Alla-h’ın koyduğu helâl-haram sınırlarına riayet edilerek,
helâl-ler işlenip haramlara yaklaşılmadığında ve her an Allah’ın kendisini
gördüğü inancıyla ihsan ile hareket edildiğinde kul, ibadet üzere, itaat
üzeredir!..
Bu iman ile ibadet
anlayışından verilen herhangi bir taviz, muvahhid mü’minin yolunu kesen
eşkiyadır... Bu eşkıyanın zoruyla nasıl ki, bilinen, kabul edilen ve en doğ-ru
yol bırakılarak başka yollara sapılıyorsa, imandan ve akîdeden verilecek taviz
de kişiyi, dosdoğru yoldan saptırır, bid’at ve hurafelerin içine atar... Bu
bid’at ve hurafeler içinde çok çalışan, gayret edip hareket hâlinde olan, kendisi-ni
ibadet ediyor zanneder, fakat yaptıklarının boşa gittiğinin farkında bile
olmaz...
Abdullah b. Mes’ud (r.a.)
şöyle diyor:
- Sünnet dahilinde orta
yollu çalışmak, bid’at içinde var gücüyle çalışmaktan daha hayırlıdır.([30])
Muvahhid mü’minler,
kendilerinden önce imtihan olmuş olan ümmetlerden ve kavimlerden ibret ve ders
almalıdırlar... Dünya hayatlarındaki imtihanlarında başarılı olup Rabbleri
Allah’ın rızasını kazananlar gibi davranmalıdırlar... O razı olunmuş, mutmain
bir kalb-i selim ile Rabbi Allah’ı razı edip cennetine, salih kullarının
arasına giren mü’min müslüman muttakî kullar gibi yaşamak gerekir...
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
“Cennet de muttakîler için uzakta değildir, (o gün) yakınlaştırılmıştır.
Bu, size va’dolunandır (gönülden Allah’a) yönelip dönen
(İslâm’ın hükümlerini) koruyan,
Görmediği hâlde Rahmân’a karşı içi titreyerek korku duyan ve
içten Allah’a yönelmiş bir kalb ile gelen içindir.
Ona, esenlik ve barış (selâm)a girin. Bu, ebedîlik günüdür.
Orada diledikleri her şey onlarındır. Katımızda daha fazlası
da var.”([31])
“Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis,
Rabbine, hoşnud edici ve hoşnud edilmiş olarak dön.
Artık kullarımın arasına gir.
Cennetime gir.”([32])
Böyle ebedî huzur ve
saadete kavuşmak, Rabbimiz Allah’ın razı olduğu bir kul olmak için,
yeryüzündeki hayatımızda emrolunduğumuz gibi tertemiz ve hayır üzere bir hayat
yaşamamız gerekiyor... Hayırlı bir sonuç, hayırlı bir başlangıç ve hayırlı bir
gidiş ile gerçekleşir... Bu hayır, iman edip salih ameller işlemekle elde
edilir... Böyle olanlar, yaratılmışların en hayırlılarıdır...
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
“İman edip salih amellerde bulunanlar ise, işte onlar da,
yaratılmışların en hayırlılarıdır.
Rabbleri katında onların ödülleri, içinde ebedî kalıcılar
olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah, onlardan razı
olmuştur, kendileri de O’ndan razı (hoşnud, memnun) kalmışlardır. İşte bu,
Rabbinden içi titreyerek korku duyan kimse içindir.”([33])
Yegâne önderimiz ve hayat
örneğimiz Rasulullah (s.a.s.), imtihan sahasında başarılı olmanın ilkelerini ve
bu ilkelerin uygulanış şeklini, kıyamete kadar yaşayacak üm-metine
göstermiştir... Kadın olsun, erkek olsun her muvah-hid mü’min ferdiyle ümmet,
Rasulullah (s.a.s.)’in göster-diği gibi hareket etmeli ve O’nun yolu olan
Sünnetini takib ile hidayet üzere olmalıdır...
Abdullah İbn Amr (r.a.)’ın
rivayetleriyle şöyle buyu-ruyor Rasulullah (s.a.s.):
“Her işin bir gayret
dönemi vardır. Her gayret döne-minin de bir gevşeme (fetret) devri vardır.
Kimin gevşeme (fetret) dönemi, benim Sünnetim ölçüsünde olursa o, hidayete
ermiştir. Kiminki böyle değilse, helâk olmuştur.”([34])
İşte, hidayet ve dalâletin
ölçüsü!.. İşte, ebedî kurtuluşun ve helâk oluşun ilkesi!.. Kim ki, yegâne
önder Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’ni hayat ölçüsü olarak kabul edip onunla
amel ederse, hidayete ermiş olur... Gayret dönemlerinde, muvahhid mü’minlerin
heyecanları ve çalışmaları doruk noktadadır... Allah’ın emirlerini, Rasulullah
(s.a.s.)’in gös-terdiği şekilde uygulamaya gayret ederler... Gerek ferden,
gerekse cemaat olarak bu dönem, en verimli ve en başarılı dönemdir...
Gerek nefsin
tembelliğinden, gerek dünyevîleşmenin getirdiği bir gevşeme, gerekse işgal
edilmiş İslâm topraklarında egemen tağutların baskılarından dolayı zaman zaman
mü’min müslümanlar arasında gevşemeler olmaktadır... Takib edilen metod
konusunda, seçilen hedef konusunda ve toplumsal ilişkiler ile yapılanma
konusunda insanların u-mutsuzluğa kapıldığı görülmektedir... Bu da, kendilerini gevşemeye ve bıkmışlığa
sürüklemektedir... “Böyle olmaz veya olmuyor!..” gibi
Gayret döneminde Kitab ve
Sünnet ile amel ettiği gibi, herhangi bir sebebten dolayı bu dönemin kesintiye
uğra-dığı fetret döneminde de kurtuluş, Kitab ve Sünnet’e sarılıp onunla amel
etmektedir!.. Kur’ân ve Sünnet’e sarılıp gereği gibi hareket edenler, Allah’ın
kendilerinden razı olduğu ve her çağda, her bölgede kendilerine zafer verdiği
muvahhid mü’min kullarıdır... Bu kullar, gayret dönemlerinde de, gevşeme yani
fetret dönemlerinde de, Allah’ın ve Rasulü (s.a.s.)’in emrettiği gibi
davranırlar... Hak üzere direnir ve fetret dönemini sabırla geçip zafere
ulaşmaya çalışırlar...
Rabbimiz
Allah şöyle buyurur:
“Bu, (Kur’ân), insanlar için bir beyan,
sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür.
Gevşemeyin, üzülmeyin! Eğer (gerçekten) iman etmişseniz en
üstün olan sizlersiniz.”([35])
Dâvâmızın başı ve sonu,
Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd etmektir.
[21]) Sahih-i Müslim, Kitabu’z-Zühd, B.13, Hds.64.
Sünen-i Dârimî,
Kitabu’-Rikak, B.61, Hds. 2780.
[22]) Ahmed Davudoğlu, A.g.e., C.11, Sh. 471.
[23]) Bkz. Rum, 30/30.
[24]) Bkz. Kehf, 18/110. Zariyat, 51/56.
[25]) Bkz. Fatiha, 1/5.
[26]) Bkz. Bakara,
2/153-157.
[27]) Ahmed İbn Hanbel, Kitabu’z-Zühd, C.1, Sh. 25, Hds.52.
[28]) En’âm, 6/162-163.
[29]) Bkz. Hud, 11/112.
[30]) Sünen-i Dârimî,
Mukaddime, B.23, Hbr.223.
[31]) Kaf, 50/31-35.
[32]) Fecr, 89/27-30.
[33]) Beyyine, 98/7-8.
[34]) İmam Suyutî,
A.g.e., C.2, Sh. 36, Hds.
1352 (2426). Beyhakî, Şua'bu’l-İman’dan.
Münâvî, Feyzü’l-Kadir, C.2, Sh. 514, Hds. 2426. Not: Hadis, Sahih’dir.
[35]) Âl-i İmrân,
3/138-139.