Rabbimiz
Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurur:
“Muhammed, Allah’ın Rasulü’dür. Ve O’nunla
birlikte olanlar da, kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merha-metlidirler.
Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün. Onlar, Allah’dan bir fazl
(lütf ve ihsan) ve hoş-nudluk arayıp isterler. Belirtileri, secde izinden
yüzlerin-dedir. İşte onların, Tevrat’taki vasıfları budur. İncil’deki vasıfları
ise: Sanki bir ekin, filiz çıkarmış, derken onu kuv-vetlendirmiş, derken
kalınlaşmış, sonra sapları üzerinde doğrulup boy atmış (ki bu) ekincilerin
hoşuna gider. (Bu örnek,) onunla kâfirleri öfkelendirmek içindir. Allah,
içlerin-den iman edip salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir
ecir va’detmiştir.”([1])
Böyle
beyan buyuruyordu yeryüzünün en hayırlı neslinin[2] vasıflarını
yegâne Rabbimiz Allah… Bu her biri bir insan-ı kâmil olan muvahhid mü'minleri,
kıyamete ka-dar gelecek iman ehli nesillere örnek kılmıştı…
Ve
şöyle buyuruyordu Rabbimiz Allah:
“Nitekim Rabbleri onlara (dualarını kabul
ederek) cevab verdi: Şübhesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte
bulunanın işini boşa çıkarmam. Sizin kiminiz, kiminiz-dendir. İşte, hicret
edenlerin, yurtlarından sürülüp çıkarı-lanların ve yolunda işkence görenlerin,
çarpışıp öldürülen-lerin, mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları,
altların-dan ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (Bu,) Allah ka-tından bir
karşılık (sevab)tır. (O) Allah, karşılığın (sevabını) en güzeli O’nun
katındadır.”([3])
“Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara
güzellikle uyanlar, Allah onlardan hoşnud olmuştur, onlar da O’ndan hoşnud
olmuşlardır ve (Allah) onlara, içinde
ebedi kalacak-ları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bü-yük
kurtuluş ve mutluluk budur.”([4])
Rabbimiz
Allah, katıksız imanları ve salih amelleriyle yaratılış gayeleri olan yalnızca
Allah’a ibadet eden, en ha-yırlı nesil olan Ashab-ı Kiram’dan (Allah,
cümlesinden razı olsun) böyle bahsediyor… Onlardan razı olduğunu beyanla
kendilerini bu şekilde övüyor… Onlar, Rabbleri Allah’a ve önderleri Rasulullah
(s.a.s.)’e gereği gibi itaat ettiklerinden dolayı, Âlemlerin Rabbi Allah’ın
övgüsüne ve rızasına mahzar olmuşlardır…
Pek büyük bir
ahlâk üzere olan[5]
ve âlemlere rahmet olarak gönderilen yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.),
Ashab-ı Kiram’ın ulaştığı dereceyi ve bâhâsı çok kıymetli olan mevkilerini
hadislerinde beyan buyurmuştur… Üm-met, Ashab’ın kıymetini bilmesi için
Rasulullah (s.a.s.) tara-fından uyarılıp bilgilendirilmiştir…
Abdullah b.
Muğaffel (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
“Ashabım
hakkında Allah’dan korkunuz, Allah’dan korkunuz. Benden sonra onları hedef
almayınız. Onları se-ven, beni sevdiğinden sever. Onlara buğzeden, bana buğzet-tiğinden
buğzeder. Onlara eziyet eden, bana eziyet etmiş olur. Bana eziyet eden, Allah’a
eziyet etmiş olur ve Allah’a eziyet edeni de Allah, hemen cezalandırır.” ([6])
Ebu Bürde
(r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurdu:
“Ashabım, ümmetim için bir
emniyettir. Ashabım gitti mi, ümmetim için va’dolunan şeyler gelir.”([7])
Ebu Said el-Hudrî
(r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurdu:
“Sahabîlerime sövmeyiniz.
Sizden biriniz, Uhud dağı kadar altın
İmam Nevevî (rh.a.) şöyle
diyor:
“Fitnelere karışmış
olsun olmasın, Ashab-ı Kiram’a söv-mek haramdır, haram kılınan
kötülüklerdendir. Çünkü on-lar, müctehiddirler. Sahabelerin faziletleri
bahsinde izah ettiğimiz gibi onlar, bu harbler hususunda te’vilcidirler.
Kadî Iyâz, onlardan birine
sövmenin büyük günahlardan sayıldığını söylemiştir. Bizim mezhebimizle Cumhura
göre, Ashab’a söven öldürülmez, ta’zir olunur. Malikîlerden bazıları
öldürüleceğine kâil olmuşlardır.”
Yerinde de görüldüğü
vecihle "müd", okkadan küçük bir ölçektir. Firenkler nazarında ise,
on sekiz litrelik kapdır.
Hadisin mânâsı: Sizden
biriniz, Uhud dağı kadar altın ta
Kadî İyâz (rh.a.):
“Bu da gösterir ki,
Ashab-ı Kiram, kendilerinden sonra gelen bütün insanlardan daha
faziletlidirler. Onların
İnsanlık âleminin hidayet
rehberi Rasulullah (s.a.s.)’in Ashabı, Allah’dan gelen vahye ve vahyi tebliğ eden hayat örneği Rasulullah (s.a.s.)’e
katıksız iman etmiş, imanlarının gereği olan Tevhidî bir anlayışla Allah’a şirk
koşmadan ibadet etmişlerdir...([10])
Yeryüzünün en hayırlı
nesli olan Ashab-ı Kiram, Tev-hid cephesini oluşturmuş ve İslâm Milleti olup,
her türlü küfür ve şirkten arınmışlardı… Onların bu şirksiz Tevhid’i, bu
küfürsüz imanları, bid’atsız ve hurafesiz amelleri, her zamanda olduğu gibi
şirk cephesi tarafından kin ve nefretle karşılanmıştır… Şirk cephesinin ve
küfür milletinin men-subları olan müşrik kâfirler, “Hak Dâvâ”nın önderi olan
Rasulullah (s.a.s.)’e karşıki düşmanlıkları, O’na iman edip muvahhid mü'min
olmuş Ashab-ı Kiram’a karşı da en şid-detli bir şekilde gündeme gelmiştir… Bu
düşmanlık, mu-vahhid mü'minlere en vahşî işkenceler yapmak, zulmün en
şiddetlisini uygulamak ve onların kanını döküp şehid et-mekle sonuçlanıyordu…
Şirkin merkezi hâline
getirdikleri Mekke’de, Ashab-ı Kiram’a hakaret edip, onları en acımasız
işkencelerden geçiren egemen zalim tağutların bu insanlık dışı hareketlerine
karşı hep sabır tavsiye ediliyordu… Yegâne önderimiz Ra-sulullah (s.a.s.), bu
baskılara karşı direndiği gibi, Ashabını da direnmeye davet ediyordu… Onlar,
imanlarından asla taviz vermeyecek ve bütün zorluklara katlanacaklardı…
Onların bu dirençleri ve bu tavizsiz tavırları, müşrik ege-men tağutların şirk
ve zulüm üzerine kurdukları düzenle-rini kökten sarsıp, tâ temelden yıkacaktı…
Bunun için sabrı çatlatacak bir sabır gerekiyordu… Aktif baskılara karşı pasif
bir direniş!.. Az da olsa, devamlı olan, mutlaka güzel bir sonuç verir… Damlaya
damlaya göl olduğu gibi, dam-lamanın devamlı oluşu, sert kayaları deldiği bir
gerçektir…
Bundan dolayı Rasulullah
(s.a.s.), katıksız iman edip şirksiz salih amel işleyen Ashab-ı Kiram’a devamlı
olarak hakkı ve sabrı tavsiye ediyordu… Çünkü kurtuluşun, iman edip salih amel
işlemek, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmekle gerçekleşeceğine[11] hiçbir muvahhid mü'minin
şüb-hesi yoktur!.. Şirk düzenlerini yıkan bu net tavır ve bu devamlı olan
dirençti… Sabrın sonu zaferdir!..
İbn Abbas (r.anhuma) anlatıyor:
(Hicretten önce)
Rasulullah (s.a.s.) Mekke’de iken, Ab-durrahman b. Avf ile bir arkadaşı,
Rasulullah’a gelerek:
- Ya Rasulullah, biz,
müşrik iken daha çok itibar görüyorduk. Fakat iman edince hakir ve zelîl olduk
(onlara karşı savaş için müsâde ver), dediler.
Rasulullah (s.a.s.):
“Ben, affetmekle
emrolundum (savaşla emrolunma-dım). Bu sebeble (kâfirlerle) savaşmayın!” buyurdu.([12])
En hayırlı nesil olan
Ashab-ı Kiram’ın Allah yolunda İslâmca yaşamaya çalışırken, egemen zalim
tağutlardan gördükleri zulüm ve işkencelerden bazı örnekler verelim… Bu
örnekler, bütün mü’min müslümanlar için ders ve ibrettir!..
İbn İshak (rh.a.)
anlatıyor:
“Sonra onlar (Mekke
müşrikleri), İslâm’a giren ve Ra-sulullah (s.a.s.)’e tabi olan Ashabına karşı
tecavüz ettiler. Her kabile, içindeki müslümanlara saldırıp onları habset-meye,
vurmak, açlık ve susuzluk ile ve hararet şiddetlendiği zaman Mekke’nin
sıcağıyla zayıf görünenlere işkence etmeye, onları dinlerinden saptırmaya
başladılar.
Müslümanlardan başlarına
gelen belânın şiddetinden dolayı dininden dönenler oldu. Onlardan kâfirlere
karşı koyan salabet gösterenler de oldu. Allah da, onları korudu.”([13])
1) Rasulullah
(s.a.s.)’in Halifesi İmam Ebu Bekr es- Sıddîk (r.a.)
a) Enes (r.a.) anlatıyor:
Bir defasında Peygamber (s.a.s.)’i
bayıltıncaya kadar dövdüler. Hemen Ebu Bekr ayağa fırlayıp bağırdı:
- “Rabbim Allah’dır” dedi
diye adamı öldürecek misiniz? Vay hâlinize!..
- Kimdir bu bağıran kişi?
dediler.
- Mecnun Ebu Bekr,
denilince, O’nu bırakıp Ebu Bekr’e hücum ettiler.([14])
b) İbn İshak
(rh.a.) anlatıyor:
Ümmü Külsüm bint Ebu Bekr
şöyle dedi:
- Andolsun, o günde Ebu
Bekr’in sakalını çeke çeke başını yarmışlar. O, bol saçlı bir adam idi.([15])
c) Mü'minlerin annesi Aişe
(r.anha) anlatıyor:
Peygamber (s.a.s.)’in otuz
sekiz kişiden ibaret olan Ashabı toplandıklarında Ebu Bekr, ortaya çıkmak için
Rasulullah’a ısrar etti.
Rasulullah (s.a.s.):
“Ey Ebu Bekir, doğrusu
bizim sayımız azdır.” buyurdu.
Ebu Bekr, ısrarını
sürdürdü. Nihayet Rasulullah (s.a.s.) ortaya çıktı. Müslümanların her biri,
Mescid-i Haram’ın bir tarafına
kendi aşiretlerinin yanına gitti. Ebu Bekr de, halk arasında dikilip hitabda bulundu. Rasulullah (s.a.s.) de orada
oturmuştu. İnsanları, Allah’a ve Rasulüne davet eden ilk hatib, Ebu Bekr
olmuştu. Bu sebeble müşrikler, O’na ve diğer müslümanlara saldırmaya, Mescid-i
Haram’ın her tarafında onları şiddetle dövmeğe başladılar.
Ebu Bekr, ayaklar altına
alındı, şiddetle dövüldü. Müşrik Utbe b. Rabia, ona yaklaşarak dikişli
ayakkabılarıyla vurmaya ve yüzüne çarpmaya başladı. Ebu Bekr’in karnı-nın
üzerine çıkarak vurmaya devam etmiş, öyle ki, yüzü ile burnu birbirinden ayırt
edilemez hâle gelmişti.
Nihayet Teym oğulları
koşarak geldiler. Müşrikleri Ebu Bekr’in üzerinden uzaklaştırdılar. Ebu Bekr’i,
bir kumaşa sarıp evine götürdüler. Artık öleceğine kesinlikle inanıyor-lardı.
Tekrar dönüp Mescid-i Haram’a gelerek:
- Allah’a andolsun ki, Ebu
Bekr ölürse, biz de mutlaka Utbe b. Rabia’yı öldürürüz, dediler.
Tekrar Ebu Bekr’in yanına
döndüler.
Babası Ebu Kuhafe ile Teym
oğulları, kendisinden cevab alıncaya kadar onu konuşturmaya çalıştılar. Nihayet
akşama doğru Ebu Bekr konuşmaya başladı ve:
- Rasulullah ne yaptı?
diye sordu.
Bunun üzerine onlar da,
kendisine dil uzatıp kınadılar, daha sonra da kalkıp giderken annesi Ümmü’l-Hayr’a:
- Bak hele! Şuna, bir
şeyler yedirmeye veya içirmeye çalış, dediler.([16])
2)
Emiru’l-Mü'minin İmam Ömer İbnü’l-Hattab (r.a.)
a) Abdullah İbn Ömer
(r.anhuma) anlatıyor:
Babam Ömer, müslüman
olduğu zaman:
- Kureyş’ten haberleri iyi
anlatan kim var? diye sordu.
Ona,
denildi ki:
- Cemil b. Mamer el-Cumahî
var!
Bunun üzerine babam, onun
yanına gitti. Ben de, onun peşinden gittim. Yanına gittikten sonra:
- Ey Cemil, müslüman
olduğumu ve Muhammed’in dinine girdiğimi biliyor musun? dedi.
Allah’a andolsun Cemil,
haberi alır almaz cübbesini kaldırıp gitmeye başladı. Ömer de, onun peşinden
gitti. Ben de, babamın peşine düştüm. (Cemil) nihayet mescidin kapısının önüne
geldiği zaman onlar, Kâbe’nin etrafında meclislerinde bulunmakta idiler. O, en
yüksek sesiyle şöyle bağırdı:
-
Ey Kureyş, agâh olunuz ki, Ömer b. el-Hattab dininden
başka bir dine çıkmıştır.
Ömer, onun ardından:
-
Yalan söylüyor! Ben, yalnız müslüman oldum ve
şehadet ettim ki, Allah’dan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur ve Muhammed,
O’nun kulu ve Rasulü’dür, der de-mez onun üzerine atıldılar ve onunla
çarpıştılar.
Nihayet güneş zeval
vaktine yaklaştı. Ömer, yoruldu ve oturdu. Onlar, başına dikildiler.
O ise, şöyle diyordu:
- Aklınıza geleni yapınız.
Allah’a yemin ederim ki, şayet biz, üç yüz adam olsaydık, Mekke’yi, ya sizin
için terk ederdik veya siz, bizim için terk ederdiniz.
Onlar, bu durumda iken,
Kureyş’ten bir yaşlı geldi. Üzerinde yemenî bir cübbe ve renklerle nakışlı bir
gömlek bulunmaktaydı. Nihayet yanlarında durdu ve şöyle dedi:
- Nedir bu hâliniz?
- Ömer, dininden çıkmış,
dediler.
- Bırakın! Adam, kendine
bir yol seçmiş size ne? Beni Adiyy b. Ka’b’ın, bu adamlarını size teslim
edeceklerini, onu yardımsız bırakacaklarını mı zan ediyorsunuz? Adamı bırakın
gitsin. Allah’a andolsun, sanki onlar bir elbise idi de onun üzerinden
soyuldular, dedi.
Ben, Medine’ye hicret
ettikten sonra babama dedim ki:
- Ey babacığım, Mekke’de
müslüman olduğun zaman, kavmin seninle savaşırken onları senden men’eden adam
kimdi?
(Babam:)
- Ey oğulcuğum, o, As b. Vâil
es-Sehmî idi, dedi.([17])
b) Abdullah İbn Ömer
(r.anhuma) anlatıyor:
Ömer İbnü’l-Hattab,
müslüman olduğu zaman evde Kureyş’ten korkar hâlde bulunurken, birdenbire onun
yanına Ebu Amr Âs İbnu Vâil es-Sehmî çıkageldi. Üzerinde çizgili bir takım
elbise ve ipekle dikili bir gömlek vardı. Bu Âs, Sehmoğullarındandı. Onlar,
bizim cahiliyyet devrinde yeminli dostlarımızdılar.
Âs, Ömer’e:
- Hâlin nedir? diye sordu.
Ömer:
- Senin kavmin olan
Sehmoğulları, ben İslâm’a girdi-ğim için beni öldüreceklerini söylediler, dedi.
Âs İbnu Vâil de Ömer’e:
- Onlar için seni
öldürmeye hiç yol yoktur, dedi.
Ömer:
- Âs, bu sözü söyledikten
sonra korkum gidip emniyet-te oldum, demiştir.
Akabinde Âs çıktı ve Mekke
vadisinde sel gibi akan insanlara kavuştu.
Âs, onlara:
- Nereye gitmek
istiyorsunuz? diye sordu.
Onlar:
- Şu babalarının dininden
sapan Hattaboğlu’na gitmek istiyoruz, dediler.
Âs, onlara:
- Sizin için ona ulaşmaya
hiç yol yoktur, dedi.
Onun bu sözü üzerine, o
kalabalık geriye döndüler.([18])
3) Bilâl b. Rabah el-Habeşî (r.a.)
a) Abdullah İbn Mes’ud
(r.a.) anlatıyor:
Müslüman olduğunu ilk
açıklayan (şu) yedi zat idi:
Rasulullah (s.a.s.), Ebu
Bekr, Ammar, annesi Sümeyye, Suhayb, Bilâl ve Mikdad (b. el-Esved).
(Müşriklerin bunlara karşı
takındığı tavra gelince) Allah, Rasulullah (s.a.s.)’i amcası Ebu Talib(in
himayesi) ile (müşriklerden) korudu. Ebu Bekr’i de kavminin nüfuzu ile korudu.
Fakat diğer müslümanlar ise, müşrikler, onları ya-kaladı. Demirden mamul
gömlekler giydirip, vücudlarının yağlarını eritmek sureti ile tazib etmek için
onları (Mek-ke’nin) kızgın güneşi altında yatırdılar.
İslâmiyet’ten döndürmek
için sürdürdükleri bu azab-lara dayanamayan bu müslümanların hepsi, müşriklerin
istediğini (zahiren) kabullendiler. Fakat Bilâl müstesna (o, zahiren bile
müşriklere en ufak bir taviz vermedi)! Çünkü Bilâl, Allah uğrunda canını fedâ
etmesini gerçekten küçüm-sedi. Tazib eden kavmi de, onu öldürmeyi küçümsediler.
Bu yüzden müşrikler, (Bilâl’den istediklerini koparamayınca) onu, tutup
çoluk-çocuklara (ayak takımına) teslim ettiler. Bu (serseri) takımı, onu Mekke
sokaklarında ve çevresindeki dağ yollarında süründürdüler.
Bilâl ise:
- Ahad, Ahad (Allah
birdir), diyordu.([19])
b) Bilâl, Ebu Bekr (r.a.)’ın âzâdlısı idi. Beni Cumeh’den birine
aid idi. Onların muvelletlerinden bir muvellet
(cariyelerin doğurduğu çocuk) idi. Bu, Bilâl b. Rabah’dır. Annesinin
ismi Hâmiye idi. Bilâl, İslâm'a
Umeyye b. Halef b. Vehb b.
Huzafe b. Cumeh, öğlenin sıcağı kızdığı zaman, onu çıkartıyor ve onu sırt üstü
Mek-ke’nin vadisine atıyor, sonra büyük kaya parçasının getiril-mesini
emrediyor ve o kaya, onun göğsüne konuluyordu. Sonra ona, şöyle derdi:
- Hayır, vallahi, böyle
ölünceye kadar devam edeceksin veya Muhammed’e küfredeceksin, Lât ve Uzzâ’ya
ibadet edeceksin.
O ise, işte bu belâ içinde
olduğu hâlde:
- Ahadun, Ahadun (Allah
birdir, birdir), diyordu.
Varaka b. Nevfel, o
işkence içinde iken ve “Ahad… Ahad” derken ona rastladı. Bunun üzerine o da:
- Vallahi, ya Bilâl, Ahad,
Ahad, dedi.
Sonra Umeyye b. Halef’e ve
Beni Cumeh’den bunu ona yapanlara gitti ve dedi ki:
- Allah’a yemin ederim,
eğer onu bu şekilde katlederseniz, elbette onun kabrini şefkat ve merhamet
türbesi yapacağım.
Nihayet Ebu Bekr es-Sıddîk
b. Ebi Kuhafe (r.a.), bir gün onlar, ona işkence yaparlarken rastladı. Ebu
Bekr’in evi, Beni Cumeh’de idi.
Umeyye b. Halef’e dedi ki:
- Bu miskin hakkında
Allah’dan korkmuyor musun? Ne zamana kadar bunu yapacaksın?
(Umeyye b. Halef) dedi ki:
- Onu, if
Ebu Bekr de:
- Yaparım! Yanımda siyah,
ondan daha güçlü ve daha kuvvetli bir köle vardır. O da, senin dinindedir. Onu,
onun mukabilinde sana veririm, dedi.
(Umayye) dedi ki:
- Kabul ettim.
O da dedi ki:
- O, senin içindir.
Böylece Ebu Bekr es-Sıddîk
(r.a.), bu kölesini ona verdi ve Bilâl’ı alıp âzâd etti.([20])
c) Bu sebeble âlimler,
küfre zorlanan kimsenin hayatını devam ettirmek için zorlandığı şeyi yapar
görünmesinin de, ölüm pahasına yolunda ısrar etmesinin de caiz olduğunda
ittifak etmişlerdir.
Nitekim Hz. Bilâl (r.a.),
bütün yapılanlara rağmen onların söylediklerini kabule yanaşmamıştı. O kadar
ki onlar, şiddetli sıcakta göğsüne büyük kayalar koyuyorlar ve Allah’a şirk
koşmasını emrediyorlardı.
O ise, onların bu
isteklerini reddediyor ve:
- Birdir O, birdir, diyor
ve şöyle ekliyordu:
- Allah’a yemin olsun ki,
sizi, bundan daha fazla kızdıracak bir kelime bilmiş olsaydım, onu mutlaka
söylerdim.([21])
d) Cabir b. Abdillah (r.anhuma) anlatıyor:
Ömer (r.a.):
- Ebu Bekr, bizim
seyyidimizdir. O, bizim seyyidimizi de hürriyetine kavuşturdu, diyor ve bununla da, Bilâl‘i kasdediyordu.([22])
4) Habbab İbnü’l-Eret (r.a.)
a) Şa’bî (rh.a.)
anlatıyor:
Hz. Ömer (r.a.), Bilâl ve
etrafındakilere (ve oradakilere) müşriklerin yaptığı muameleyi sorunca, Habbab
şöyle dedi:
- Ey Mü'minlerin Emiri,
sırtıma bak!
Hz. Ömer (r.a.):
- Hiç bu kadar kötüsünü
görmemiştim, dedi.
Habbab:
- Benim için ateş yaktılar
ve sırtımı dağladılar, dedi.([23])
b) Ebu Leyla el-Kindî
(r.a.) anlatıyor:
Habbab (r.a.), Ömer
(r.a.)’ın yanına geldi.
Ömer, ona:
- Yanıma gel! Çünkü Ammar
müstesna, bu meclise senden daha fazla hak kazanmış (liyakatlı) kimse yoktur,
dedi.
Bunun üzerine Habbab,
müşriklerin yaptıkları işkence ve azabın kendisinin sırtında bıraktığı izleri
Ömer’e göstermeye başladı.([24])
c) Şa’bî (rh.a.) anlatıyor:
Müşrikler, mü'minleri
işkence ederek konuştuyorlardı. Azab çeken herkes birbir konuşuyordu. Ancak
Habbab, ateşte kızdırılmış taşlara yatırıldığı hâlde ağzını bile açmadı.([25])
d) Habbab İbnü’l-Eret
(r.a.) anlatıyor:
(İslâm’ın ilk günlerinde)
Rasulullah (s.a.s.), Kâbe’nin gölgesinde kaftanını yastık yaparak dayandığı bir
sırada kendisine (Kureyş müşriklerinin işkencelerinden) şikayet et-tik:
- (Ya Rasulullah,) bizim
için Allah’dan zafer dileyemez misin? (Bunların zulmünden) kurtulmamız için
Allah’a dua edemez misin? dedik.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurdu:
“Sizden önceki ümmetler
içinde öyle (mazlum) kişi bulunmuştur ki, müşrikler tarafından onun için yerde
bir çukur kazılır, o kişi bu çukura (başı meydanda kalarak) gömülürdü. Sonra
büyük bir testere getirilir, başı üstüne konulur, ikiye bölünürdü
de (bu işkence,) o mü'mini dinin-den döndüremezdi.
(Bir başkasının da) demir
taraklarla etinin altındaki ke-miği ve siniri taranırdı da bu işkence, o
mü'mini dininden çeviremezdi.
Allah’a yemin ederim ki,
O, şu İslâm Dini’ni muhakkak sûrette kemale erdirecektir. Öyle bir derecede ki,
bir süvari (yalnız başına) San’a’dan Hadramevt’e kadar (selâmetle) gidecek,
Allah’dan başka hiçbir şeyden korkmayacak yahud koyun sahibi yolcu
e) Habbab İbnü’l-Eret
(r.a.) anlatıyor:
Ben, cahiliyyet devrinde
kılıç yapıcısı bir kimse idim. Benim, Âs b. Vâil üzerinde bir alacağım vardı.
Bir gün ala-cağımı tahsil etmek üzere ona geldim.
O, bana:
- Sen, Muhammed’e
küfretmedikçe sana borcumu ver-mem, dedi.
Ben de:
- Allah, benim canımı alıp
sonra sen diriltmedikçe ben, Muhammed’e küfretmem, dedim.
Bu defa o:
- Öyle ise, ben ölünceye,
sonra diriltilinceye, (ahirette) bana mal, oğul-kız verilinceye kadar sen, beni
bırak da sana borcumu orada vereyim, dedi.
Bundan sonra şu ayetler
indi:
“Ayetlerimizi inkâr edip, bana: ‘Elbette mal ve çocuklar verilecektir’
diyeni gördün mü?
O, gayba mı tanık oldu,
yoksa Rahmân (olan Allah)’ın katında(n) bir ahid mi aldı?
Asla! Demekte olduğunu
yazacağız ve onun için azab-ta(n) da süre tanıdıkça tanıyacağız.
Onun söylemekte olduğuna
Biz, mirascı olacağız. O, Bize yapayalnız tek başına gelecektir.”(Meryem, 19/77-80)([27])
5) Ammar b. Yasir (r.anhuma)
a) Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
“Kim imanından sonra
Allah’a (karşı) küfre sapıp -kalbi imanla tatmin bulmuş olduğu hâlde baskı
altında zorlanan hariç– küfre göğüs açarsa, işte onların üstünde Allah’dan bir
gazab vardır ve büyük azab onlarındır.” ([28])
b) İbn Abbas (r.anhuma)’ın
rivayetine göre bu ayet (Nahl, 16/106), Ammar b. Yasir (r.anhuma) hakkında inmiştir.
Müşrikler, onu, babası
Yasir’i, annesi Sümeyye’yi, Su-hayb’ı, Bilâl’ı, Habbab’ı ve Salim’i yakalayıp
kendilerine iş-kence yapmışlardı.
Sümeyye’ye gelince O, iki
deveye bağlanıp önünden mızraklandı. ona, müşrikler tarafından:
- Sen, erkekler için
müslüman oldun, diye iftira olundu ve nihayet öldürüldü.
Kocası Yasir de öldürüldü.
Onlar, İslâm uğrunda öldürülen ilk şehidlerdir.
Ammar’a gelince o,
müşriklerin istediklerini zorbalıkla
O ise:
“Hayır, muhakkak ki Ammar,
tepeden tırnağa kadar iman doludur. İman, onun etine, kanına karışmıştır.” buyurdu.
Nihayet Ammar, ağlar bir
vaziyette Rasulullah (s.a.s.)’e geldi. Rasulullah (s.a.s.), onun göz yaşlarını
siliyor ve şöyle buyuruyordu:
“O sözü söylediğin zaman
kalbin nasıldı? Söylediğin sözden dolayı rahat mıydın?” diye sordu.
Ammar b. Yasir:
- Hayır, aksine kalbim
iman ile dolu idi, dedi.
Rasulullah (s.a.s.):
“Eğer onlar, sana yine
işkence yaparlarsa, demiş olduğun sözü tekrar söyle!” buyurmuş.
Derken Allah Teâlâ, bu
ayeti indirdi.([29])
c) Ebu Hüreyre (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurdu:
“Ümmetim, gönüllerinden geçen
(günah işleme) tema-yüllerini (fiilleri) işlemedikçe, yahud (dilleri ile)
söylemedik-çe, bir de onların zorlandıkları şeyleri Allah Teâlâ, şübhesiz
affetmiştir.” ([30])
Ebu Zerr el-Gifarî
(r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurur:
“Ümmetimin yanılmasını,
unutmasını ve zorlandığı şe-yi(n günahını) Allah Teâlâ, şübhesiz affetmiştir.”([31])
İbn Ömer (r.anhuma)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurdu:
“Allah, masiyet olan bir
işin yapılmasından hoşlanmadığı gibi, ruhsatları ile amel edilmesini sever.” ([32])
d) Beni Mahzum, Ammar b.
Yasir’i, onun babasını ve annesini çıkarıyorlardı –ki onlar, İslâm’ın ehl-i
beyt’i olmuşlardı– öğlenin sıcağı kızdığı zaman onlara, Mekke’nin kızgın
kumlarıyla azab ediyorlardı.
Rasulullah (s.a.s.),
onlara rastlıyor ve:
“Ey Âl-i Yasîr, sabır!
Gidecek yeriniz cennettir.” buyu-ruyordu.
Onun annesine gelince,
İslâm’dan başkasını kabul etmemekte direnirken onu, şehid ettiler.([33])
e) Ümmü’l-mü’minin Aişe
(r.anha)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurdu:
“Ammar, kendisine arz
olunan iki şeyden daima en doğrusunu seçmiştir.”([34])
Hani b. Hani (r.a.)
anlatıyor:
Ammar, Ali (r.a.)’ın
yanına girdi. Ali (onu kastederek):
- Tayyib (aslında güzel
olan) ve Mutayyeb (daha güzelleştirilen)e merhaba! Ben, Rasulullah
(s.a.s.)’den işittim. Buyurdu ki:
“Ammar, kemiklerinin
uçlarına kadar (bütün vücudu) iman ile doldurulmuştur.”([35])
Huzeyfe (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)’in
yanında oturmakta idik.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurdu:
“İçinizde (daha) ne kadar
kalacağımı bilemiyorum. Ben-den sonraki iki zata (Ebu Bekr ile Ömer’e işaret
etti) uyu-nuz, Ammar’ın gösterdiği yoldan gidiniz ve İbn Mes’ud, si-ze bir şey
anlatırsa onu doğrulayınız!”([36])
6) Ebu Zerr Cundeb İbn Cunade
(r.a.)
a) Abdullah İbn
Abbas (r.anhuma) anlatıyor:
(...............................)
Nihayet Ali, Rasulullah
(s.a.s.)’in huzuruna girdi. Ebu Zerr de, onun beraberinde huzuruna girdi.
Rasulullah’ın sözlerinden işitti ve olduğu yerde müslüman oldu.
Rasulullah (s.a.s.), ona:
“Sen, şimdi kendi kavminin
yanına dön ve benim Peygamberliğimi onlara haber ver! Benim emrim sana gelinceye
kadar orada kal!” buyurdu.
Ebu Zerr:
- Nefsim elinde olan
Allah’a yemin ederim ki ben, muhakkak bu şehadet kelimesini müşriklerin
ortasında haykıracağım, dedi.
Akabinde Ebu Zerr,
huzurundan çıktı. Kâbe mescidine geldi ve en yüksek sesle:
- Eşhedu en lâ ilâhe
illallah ve eşhedu enne Muham-meden Rasulullah (Şehadet ederim ki, Allah’dan
başka ilâh yoktur ve Muhammed O’nun Rasulü’dür) diye haykırdı.
Bu bağırmadan sonra kureyş
cemaaatı, ayağa kalkıp Ebu Zerr’i dövdüler ve onu yere yatırdılar. Bu sırada
Abbas, gelip onun üzerine kapandı da:
- Size yazıklar olsun!
Bunun, Gıfar Kabilesinden bir kimse olduğunu ve Şam ticaret yolunuzun onlardan
geçtiğini bilmiyor musunuz? dedi.
Ebu Zerr’i, müşrikler
topluluğundan kurtardı. Sonra Ebu Zerr, ertesi günü de mescide döndü ve dün
yaptığı gibi yüksek sesle şehadet kelimesini söyledi. Müşrikler, yine ona doğru
fırlayıp onu dövdüler. Abbas, yine onun üzerine kapandı (ve kurtardı).([37])
a) Ebu Zerr
(r.a.) anlatıyor:
- Az sonra vadinin
sakinleri, bütün topaç ve kemiklerle üzerime hücum ettiler. Hatta bayılarak
düştüm. Kalktığım vakit, dikili taşlar (putlar) gibi kıpkırmızı idim. Hemen
Zemzem’e giderek üzerimdeki kanları yıkadım ve suyundan içtim.([38])
7) Abdullah İbn Mes’ud (r.a.)
Rasulullah (s.a.s.)’den
sonra Mekke’de Kur’an’ı açıktan okuyan ilk kimse, Abdullah İbn Mes’ud’dur.
Bir gün Ashab toplanıp:
- Vallahi, Kureyş,
Kur’an’ın açıktan okunuşunu hiç duymadı. Onlara, birisi duyursun. Kim
duyuracak? dediler.
Abdullah İbn Mes’ud (r.a.)
:
- Beni diye öne atıldı.
Ashab:
- Sana kötülük
etmelerinden korkarız. Aşireti olan bir adam olsun isteriz. Kureyş, ona eziyet
etmek isterse, aşireti engel olur, dediklerinde, O:
- Bırakın! Allah, beni
koruyacaktır, karşılığını verdi.
Abdullah gitti, kuşluk
vakti makama vardı. Kureyşliler de toplantı yerlerindeydi.
Abdullah İbn Mes’ud,
yüksek sesle:
-
"Bismillahirrahmanirrahim.
Er-Rahmân,
alleme’l-Kur’ân” (Rahmân sûresi) diye okumaya başladı.
Onlara doğru yüzünü döndü
ve sûreyi okudu.
Kureyşliler, düşündüler,
düşündüler ve:
- Ümmü Abd oğlu ne diyor?
demeye başladılar.
Bazıları:
- O, Muhammed’in getirdiği
bazı ayetleri okuyor, deyince, ayağa kalkıp yüzüne vurmaya başladılar.
O ise, okumaya devam
ediyordu. Okuyabildiği kadar okudu. Sonra yüzünde yara-bere iziyle
arkadaşlarının yanına döndü.
Arkadaşları:
- Bu durumdan korkuyorduk!
dediler.
Bunun üzerine o:
- Allah düşmanları, hiçbir
zaman bana o andakinden daha zayıf ve hakir gelmedi. Eğer isterseniz, yarın
onlara aynısını yapmak üzere gideyim, karşılığını verdi.
Arkadaşları da:
- Yeter! Onlara,
istemedikleri şeyleri duyurdun, dediler.([39])
8) Urve b. Mes’ud (r.a.)
İbn İshak (r.a.)
anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.),
Ramazan’da Tebûk’den Medine’ye geldi. İşte bu ayda Sakif’in elçiler heyeti,
O’nun yanına geldiler.
Onların haberleri
şöyledir:
Rasulullah (s.a.s.),
onlardan ayrıldığı zaman Urve b. Mes’ud es-Sakafî, O’nun izine düştü. Nihayet
O’na, Medi-ne’ye varmadan önce kavuştu ve müslüman oldu. Rasulul-lah’dan
kavmine İslâm’ı iletmesi için geri dönmeyi istedi. Rasulullah (s.a.s.) de, ona
(onun kavminin rivayet ettiği gibi) şöyle dedi:
“Onlar, seni öldürürler!”
Rasulullah (s.a.s.),
onların inad ve serkeşliklerini biliyordu.
Urve de şöyle dedi:
- Ya Rasulullah, ben
onlara, onların ilk çocuklarından daha sevgiliyim.
Onların gözlerinden daha
sevgiliyim.
O, onların içinde işte
böyle sevilen ve itaat edilen bir kimse idi. Kavmini İslâm’a çağırmak üzere
yola çıktı. Onla-rın, ona muhalefet etmeyeceklerini umuyordu. Çünkü on-ların
içinde onun bir makam-ı menzilesi vardı. Onlara yönelmek için kendisinin
odasına çıktığı zaman onları İslâm’a davet ederken ve dinini onlara açıklarken
onlar, onu her cihedle oklarla vurdular. Bir ok ona isabet etti, onu katletti.
Vurulduktan sonra Urve’ye:
- Senin kanın için ne
düşünüyorsun? denildi.
O da:
- Bu, Allah’ın bana ikram
ettiği bir ikramdır ve bana gönderdiği bir şehadettir. Benim kanım, ancak
Rasulullah (s.a.s.), bu şehirden gitmeden önceki katledilen şehidlerin kanı
gibidir. Beni onlarla, birlikte defnediniz! dedi.
Onlarda onu, onlarla
birlikte defnettiler.
Rasulullah (s.a.s.), onun
hakkında şöyle buyurdu:
“Onun, kavmi içindeki
durumu, Yasin sûresi’nde adı geçen kavmini hidayete davet eden adamın (Sahib-i
Yasin) durumu gibidir.”([40])
9) Ebu Fuheyhe (r.a.)
Ebu Fuheyhe de, işkence
gören zayıf müslümanlar-dandı. Onun asıl adı Eflâh’dır. Yesar’dır diyenler de
vardır. Cumah kabilesinden Safran b. Umeyye b. Halef’in kölesi idi. Bilâl ile
birlikte müslüman olmuştu.
Umuyye b. Halef, onu
yakalayıp ayağına bir urgan bağlamış, daha sonra emir vererek kızgın kumlar
üzerinde çekilmesini istemiş, bu şekilde çekilirken Umeyye, ona şöyle sormuş:
- Bu, senin Rabbin değil
midir?
Ebu Fuheyhe:
- Benim de, bunun da,
senin de Rabbimiz Allah’dır, diye cevab vermişti.
Bunun üzerine Umeyye, çok şiddetli
bir şekilde boğazını sıkmıştı. Umeyye’nin yanında kardeşi Ubey b. Halef de
vardı.
Ubey de:
- Onun azabını
arttırabildiğin kadar arttır. Muhammed gelsin, büyüsüyle onu kurtarsın
bakalım, derdi.
Bu şekilde işkencelere
devam ettiler ve sonunda öldü sanıp bıraktılar. Daha sonra kendisine gelince
Ebu Bekr, ona rastgeldi. Onu, satın alıp âzâd etti.([41])
10) Cariyeler
a) Lebibe
(r.anha):
(Ebu Bekr,) Beni
Mü’emmel’in bir cariyesine rastladı. Bunlar, Beni Adiyy b. Ka’b’dan bir
kabiledirler. Bu cariye, müslüman olmuştu.
Ömer b. el-Hattab, ona
İslâm’ı terk etmesi için işkence ediyordu. O (Ömer), o zaman müşrikti ve o
cariyeyi dövüyordu. Nihayet usandığı zaman şöyle dedi:
- Sana özürler sunarım.
Seni ben, başka şey için değil, ancak usandığım için terk ettim.
Cariyye:
- Allah da, sana böyle
yapsın! diyordu.
Sonra Ebu Bekr (r.a.), o
cariyeyi satın aldı ve âzâd etti.([42])
b) Zinnire
(r.anha)
İşkence gören bu zayıf
müslümanlardan birisi de, Zin-nire’dir. Beni Adiyy’in cariyesi idi. Ömer, ona
işkence ya-pardı. Mahzum oğullarının cariyesi idi ve gözlerini kaybe-dinceye
kadar Ebu Cehil, ona işkence yapardı, diyenler de vardır.
Gözlerini kaybettikten
sonra Ebu Cehil, ona:
- Bunu, sana Lât ve Uzza
yaptı, deyince,
Zinnire:
- Lât ve Uzzâ, kendilerine
kimin ibadet ettiğinin farkın-da mıdır ki? Hayır, bu iş, semadan, Allah’dan
gelen bir şey-dir ve benim Rabbim,
gözlerimi bana geriye vermeye kadir-dir, diye cevab vermişti. Ertesi gün yüce
Allah, Zinnire'ye tekrar gözlerini geri vermişti.
Bunun üzerine Kureyş:
- İşte bu da, Muhammed’in
bir büyüsüdür, diye söyle-mişti. Ebu Bekr (r.a.), onu satın alarak âzâd
etmiştir.([43])
11) Genel İşkence
Said b. Cübeyr (r.a.)
anlatıyor:
Abdullah b. Abbas’a dedim
ki:
- Müşrikler, Rasulullah
(s.a.s.)’in Ashabına yaptığı işkence, müslümanların dinlerini terk etmekte
mazur sayılacakları bir raddeye vardı mı?
(İbni Abbas) dedi ki:
- Evet, vallahi, onlardan
birini döverler ve onu, aç ve susuz bırakırlardı. Bir dereceye kadar ki, onun
uğradığı za-rarın şiddetinden oturamazdı. Nihayet o, onlara, ondan istedikleri
sapıklığı verirdi. Hatta ona, şöyle derlerdi:
- Lât ve Uzzâ, Allah’dan
gayrı olarak senin ilâhın değil-ler mi? O da:
- Evet, derdi.
Hatta siyah, mezmum bir
adam onlara uğrar ve ona derdi ki:
- İşte bu siyah adam,
Allah’dan gayrı olarak senin ilâhın değil midir? O da:
- Evet, derdi.
Bunu, aşırı azabdan
kurtulmak için yaparlardı.([44])
[1]) Fetih, 48/29.
[2]) Bkz. Sahih-i Buhârî, Kitabu’ş-Şehadet, B. 9,
Hds.17.
Sahih-i Müslim, Kitabu
Fedaili’s-Sahabe, B. 52, Hds. 211.
[3]) Âl-i İmrân, 3/195.
[4]) Tevbe, 9/100.
[5]) Bkz. Kalem, 68/4.
[6]) Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Menakıb, Hds.
4116.
[7]) Sahih-i Müslim, Kitabu Fedaili’s-Sahabe, B.
51, Hds. 207.
[8]) Sahih-i Buhârî, Kitabu Fedaili
Ashabi’n-Nebî, B. 5, Hds. 22.
Sahih-i Müslim, Kitabu
Fedaili’s-Sahabe, B. 54, Hds. 221-222.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’s-Sünnet,
B. 10, Hds. 4658.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Menakıb,
Hds. 4114.
Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 11,
Hds. 161.
[9]) Ahmed Davudoğlu, A.g.e., C.10, Sh. 465.
[10]) Bkz. Kehf, 18/110.
[11]) Bkz. Asr, 103/3.
[12]) Sünen-i Neseî, Kitabu’l-Cihad, B. 1, Hds.
3073.
et-Taberî, Taberî Tefsiri, C.3, Sh.
44.
İbn Kesir, Hadislerle Kur’ân-ı Kerim
Tefsiri, C.4, Sh. 1764. İbn Ebu Hatim’den.
[13]) İbn Hişam, A.g.e., C.1, Sh. 429.
İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye,
C.3, Sh. 84.
İbnü’l-Esir, A.g.e., C.2, Sh. 68.
[14]) İmam er-Rûdânî, A.g.e., C.3, Sh. 257, Hbr.
6391. Ebu Ya’lâ ve Bezzâr’dan.
[15]) İbn Hişam, A.g.e., C.1, Sh. 385.
[16]) İbn Kesir, A.g.e., C.1, Sh. 46-47.
[17]) İbn Hişam, A.g.e., C.1, Sh. 465-466.
İbn Kesir, A.g.e., C.3, Sh. 122-123.
Sahih-i Buhârî, Kitabu
Menakıbi’l-Ensar, B. 34, Hbr. 85.
[18]) Sahih-i Buhârî, Kİtabu Menakıbi’l-Ensar, B.
34, Hbr. 84.
[19]) Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 11, Hbr.
150.
Ebu Nuaym el-Isfahânî, A.g.e. C.1, Sh.
304.
İbn Kesir, A.g.e. C. 3, Sh. 44. Ahmed
b. Hanbel’den.
[20]) İbn Hişam, A.g.e., C.1, Sh. 429, Vd.
Ebu Nuaym el-Isfahânî, A.g.e., C.1,
Sh. 302-303.
İbn Kesir, A.g.e., C.3, Sh. 84.
İbnü’l-Esir, A.g.e., C.2, Sh. 68.
[21]) İbn Kesir, Hadislerle Kur’ân-ı Kerim
Tefsiri, C.9, Sh. 4581.
[22]) Sahih-i Buhârî, Kitabu Fedaili
Ashabu’i-Nebî, B. 25, Hbr. 90.
[23]) Ebu Nuaym el-Isfahânî, A.g.e., C.1, Sh. 299.
[24]) Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 11, Hbr.
153.
[25]) Ebu Nuaym el-Isfahânî, A.g.e., C.1, Sh. 299.
[26]) Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Menakıb, B. 25,
Hds. 116.
Kitabu Menakıbi’l-Ensar, B. 28, Hds. 71.
Kitabu’l-İkrah, B. 1, Hds.4.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Cihad, B.
97, Hds. 2649.
Ebu Nuaym el-Isfahânî, A.g.e., C.1,
Sh. 299.
İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye C.3,
Sh. 89.
Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned,
C.5, Sh. 109-110.
Sünen-i Neseî, Kitabu’z-Zinet, B.98,
Hds. 5285. (Kısmen)
[27]) Sahih-u Buhârî, Kitabu’l-Buyu, B. 29, Hbr.
43.
Kitabu’l-İcare, B. 15, Hbr. 15.
Kitabu’l-Husumet, B.9, Hbr. 15.
Kitabu’t-Tefsir, B. 203, Hbr. 253-256.
Sahih-i Müslim, Kitabu
Sıfati’l-Münafikin, B.4, Hbr. 35.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu
Tefsiri’l-Kur’ân, B.20, Hbr. 3371.
İmam el-Vahidî, A.g.e., Sh. 337.
Abdulfettah el-Kadî, A.g.e., Sh.
248-249.
İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, C.
3, Sh. 87.
[28]) Nahl, 16/106.
[29]) İmam el-Vahidî, A.g.e., Sh. 312.
Abdulfettah el-Kadî, A.g.e., Sh. 235.
et-Taberî, Taberî Tefsiri, C.5, Sh.
240.
İbn Kesir, Hadislerle Kur’ân-ı Kerim Tefsiri,
C.9, Sh.4581.
Ebu Nuaym el-Isfahânî, A.g.e., C.1,
Sh. 296.
[30]) Sünen-i İbn Mace, Kitabu’t-Talak, B.16, Hds.
2044.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu’t-Talak, B.8,
Hds. 1193.
[31]) Sünen-i İbn Mace, Kitabu’t-Talak, B.16, Hds.
2043.
[32]) Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.2, Sh. 108.
Ayrıca Bkz. Abdurrezzak, Musannef,
11/291. İbn Huzeyme, Sahih, 3/259.
[33]) İbn Hişam, A.g.e., C.1, Sh. 432.
İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye,
C.3, Sh. 86.
İbnü’l-Esir, A.g.e., C.2, Sh. 69.
Muhammed İbn İshak, Siyer, Çev. Sezai
Özel, İst. 1991, Sh.238.
[34]) Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.11, Hds. 148.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Menakıb,
Hds. 4048.
[35]) Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.11, Hds. 147.
Sünen-i Neseî, Kitabu’l-İman, B.17,
Hds. 4974.
Ebu Nuaym el-Isfahânî, A.g.e., C.1,
Sh.295.
[36]) Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Menakıb, Hds.4049.
[37]) Sahih-i Buhârî, Kitabu Menakıbi’l-Ensar,
B.32, Hds.81.
Sahih-i Müslim, Kitabu
Fedaili’s-Sahabe, B.28, Hds.133.
Ebu Nuaym el-Isfahânî, A.g.e., C.1,
Sh. 313.
[38]) Sahih-i Müslim, Kitabu Fedaili’s-Sahabe,
B.28, Hds. 132.
[39]) Muhammed İbn İshak, A.g.e., Sh. 245.
İbn Hişam, A.g.e., C.1, Sh.424.
[40])
İbn Hişam, A.g.e., C.4, Sh. 244-245.
İbn Kesir, Hadislerle Kur’ân-ı Kerim
Tefsiri, C.12, Sh.6731. İbn Ebi
Hatim’den.
[41]) İbnü’l-Esir, A.g.e., C.2, Sh. 70.
[42]) İbn Hişam, A.g.e., C.1, Sh. 431.
[43]) İbnü’l-Esir, A.g.e., C.2, Sh.71.
İbn Hişam, A.g.e., C.1, Sh. 430.
[44]) İbn Hişam, A.g.e., C.1, Sh. 433.
İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye,
C.3, Sh.86.