2) Âd Kavmi

Ad’ın kardeşini hatırla! Onun, önünden ve ardından nice uyarıcı-korkutucular gelip geçmişti. Hani O, Ahkaf’-taki kavmini: ‘Allah’dan başkasına iman etmeyin, gerçekten ben, sizin büyük bir günün azabından kork­maktayım’ diye uyarıp korkutmuştu.

Dediler ki: ‘Sen, bizi ilâhlarımızdan çevirmek için mi bize geldin? Şu hâlde eğer doğru söylüyorsan, tehdit ettiğin şeyi bize getir.”([1])

“Âd (kavmi) de gönderilen (Peygamber)leri yalanladı.

Hani onlara kardeşleri Hûd: ‘Sakınmaz mısınız?’ de­mişti.

‘Gerçek şu ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Pey­gamberim.

Artık Allah’dan korkup sakının ve bana itaat edin.

Buna karşılık ben, sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnız Âlemlerin Rabbine aiddir.

Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşâ edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz?

Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı edini­yorsunuz?

Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?

Artık Allah’dan korkup sakının ve bana itaat edin.

Bilmekte olduğunuz şeylerle size yardım edenden kor­kup sakının.

Size, hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti.

Bahçeler ve pınarlar da.

Doğrusu ben, sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım.([2])

Rabbinin, Âd (kavmin)e ne yaptığını görmedin mi?

Yüksek sütunlar sahibi İrem’e?

Ki, şehirler içinde onun bir benzeri yaratılmış de­ğil-di.([3])

Âd (kavmin)e gelince: Onlar, yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve dediler ki: ‘Kuvvet bakımından bizden da-ha üstün kimmiş?’ Onlar, gerçekten kendilerini yaratan Allah’ı görmediler mi? O, kuvvet bakımından kendilerinden daha üstündür. Oysa onlar, Bizim ayetlerimizi (bilerek) inkâr ediyorlardı.([4]) 

Kavminin önde gelenlerinden küfre sapanlar dediler ki: ‘Gerçekten biz, seni aklî bir yetersizlik içinde görmekteyiz ve doğrusu biz, senin yalancılardan olduğunu da san­mak-tayız.’

(Hûd:) ‘Ey kavmim, bende akıl yetersizliği yoktur. Am-ma ben , gerçekten Âlemlerin Rabbinden bir Peygambe­rim’ dedi.([5])

Dediler ki: ‘Sen bize, yalnızca Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru sözlülerden isen, bize va’det-tiğin şeyi (çöküş ve azabı) getir bakalım!([6])

 



[1])   Ahkaf, 46/21-22.

[2])   Şuara, 26/123-135.

[3])   Fecr, 89/6-8.

[4])   Fussilet, 41/15.

[5])   A’râf, 7/66-67.

[6])   A’râf, 7/70.