Ebu Hüreyre (r.a.)’ın
rivayetiyle şöyle buyuruyor Ra-sulullah (s.a.s.):
“Ben, Meryem oğlu İsa’ya
dünya ve ahirette insanların en yakınıyım.
Esasen Peygamberler,
babaları bir kardeştirler, anneleri ayrı ayrıdır, dinleri birdir.”([1])
Bu hadisin şerhinde şöyle
denilmiştir:
“Cumhur-u ulemâya göre
hadisten murad: Bütün Pey-gamberlerin iman esasları bir, şeriatları
muhteliftir. Bir Al-lah’a inanmakta hepsi müttefiktirler. Yalnız şeriatlarının fürûunda ihtilaf vâki
olmuştur.
Peygamber (s.a.s.)’in:
“Dinleri birdir” sözünden
murad da budur. Yani, bütün Peygamberlerin getirdikleri dinlerin aslı
birdir. O da, Tevhid’dir, demektir.”([2])
Zikredilen
hadis-i şeriften ve cumhur-u ulemâ’nın görüşünden apaçık anlaşıldığı üzere
bütün Rasuller ve Nebîler, aynı akîdeyi, yani Tevhid’i insanlara tebliğ
etmişlerdir... Rasullerin, insanları davet ettiği Tevhid akîdesine inananlar,
iman cephesini oluşturmuşlardır... Tevhid akîdesinde herhangi bir değişme söz
konusu olmadığı için iman cephesinde de herhangi bir değişiklik olmamıştır...
Küfür, tek millet olup şirk cephesini oluşturmuş ve o cephede de yeni bir şey
olmadığı gibi değişen bir şey de olmamıştır... İman, imandır; küfür, küfürdür...
Her iki cephenin taraftarları olanlarda
da herhangi bir değişme olmamıştır... İ-man cephesinin muvahhid mü’minleri,
katıksız imanlarının gereğini ortaya koyarken; küfür cephesinin müşrik
kâfirleri de, inadî küfürlerinin gereği olan tuğyanı ve zulmü en vah-şî
şekliyle ortaya koymuşlardır...
Muvahhid mü’minler,
haktan, iyiden, hayırdan ve barıştan yana tavır koyarken; müşrik kâfir
tağutlar, batıldan, kötüden, zulümden, sömürüden ve insanlık huzurunu bo-zan,
katliâmlar gerçekleştiren savaştan yana tavır sergilemişlerdir...
Başta Rasuller (Allah’ın
salat ve selâmı cümlesinin üzerine olsun) olmak üzere bütün muvahhid
mü’minler, küfür cephesini oluşturan müşrik kâfirleri, imana ve İslâm’a
mer-hametle davet ederken, onlar, muvahhid mü’minlerin bu durumlarından dolayı
onlara savaş açmış ve her türlü zul-mü yapmışlardır...
İman cephesinin niyeti ve
mak
Küfür cephesinin müşrik
zalim tağutları, yeryüzünde işgal ettikleri rablik ve ilâhlık makamlarını
sarsıcı ve yıkıcı her türlü hareketin düşmanı olmuş, o hareketin içinde bulunan
herkese karşı sert tavır alıp her türlü işkenceye uğramışlardır...
İman cephesini oluşturan
muvahhid mü’minlerin önderleri ve örnekleri olan Rasuller, şirk ve tuğyan
içinde olan kavimlerini uyardıklarında, onlara İslâm’ı tebliğ edip kendilerini
Allah’a davet ettiklerinde, müşrik kavimleri tarafından yalanlanmış, bununla
beraber onlardan çok zulüm görmüşlerdir...
Rabbimiz Allah’ın, hayat
dusturumuz Kur’ân-ı Kerim’de beyan buyurduğu Rasullerin, müşrik ve tağut kavimlerinden
gördükleri eziyetlerden örnekler sunuyoruz...