Rabbimiz Allah şöyle buyurdu:
"Ey insanlar, gerçekten Biz, sizi bir erkek ve
bir dişiden yarattıkve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler
(şeklinde) kıldık. Hiç şübhesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız
takvaca en ileride olamnız-dır. Hiç şübhe yok Allah, bilendir, haber alandır.[1]
İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir:
Bu ayet ile amel eden kimseyi göremiyorum.
İnsan, insana; ben, senden daha iyiyim, diyor.
Halbuki insan, Allah'dan korkmakla (takva sahibi
olamakla) ancak başkasından daha iyi olur! [2]
Seyyid Şerif Cürcânî (rh.a.), takva kleimesi için şunları
söyler:
"Takva; Lügatta, ittika, yani sakınma ve korunma
anlamındadır.
Ehl-i Hakikata göre takva: Allah'a itaala O'nun
azabından sakınmadır. Nefsi, yapmak veya terk etmekle azaba müstehak olacağı
şeylerden korumaktır.[3]
Takva, muvahhid şahsiyetin en büyük özelliğ olan
katıksız imanın vazgeçilmez bir gereğidir...
İman ve takva, mü'min müslümanlrın iki temel vasfıdır...
Muvahhid mü'minler, takva sahibi, eldeki bütün imkânları kullanarak muttaki
olmaya gayret ederler... Yaratılış gayeleri olan yanbzca Allah'a ibadet etmeye
çalışan mü'min müslümanlar, Allah'ın "yapın" diye emir buyurduklarını
hakkıyla yapar, "yapmaym-yaklaşmayın" diye vahiy ettikleri şeylerden
de alabildiğince kaçınırlar...
"Takvanın tanım ve sınırı nedir? En müttakî kimdir?"
diye soran İmam Fahruddin er-Râzî (rh.a.), bu soruları şu şekilde
cevablandırıyor:
"Takvanın en düşük mertebesi, kulun, yasaklardan
kaçınması, emredileni yapması, ancak bu ikisi ile, huzur bulup, kendini emniyet
içinde duymasıdır. Binaenaleyh şayet o, tesadüfen menhiyattan işlerse, kendini
emniyet içinde duymaz, güvencede kabul etmez, tam aksine bunun peşinden bir
iyilik yapar, bu menhiyatı yaptığından dolayı iyice pişman olup, tevbe eder.
Bir kimse her zaman menhiyatta, ama anında tevbe etmez, zaman bakımından
sonraya güvenir ve tûl-i emeli, kendini bu tür şeyleri hatnlamaktan alıkorsa,
işşte bu kimse müttakî değildir.
En müttakîye gelince, bu da, emrolunduğu şeyi yapan,
yasak edilenleri yapmayan, bununla birlikte Rabbinden haşyet duyan, Alİah'dan
başka hiçbir şeyle meşgul olmayan ve Allah'ın, kalbini nurlandırdığı kimsedir.[4]
Müttakî mü'min, her anında Rabbi Allah'ın huzurunda
olduğunun şuurunda ve idrakinde olduğu için, her halini kontrol altında tutmaya
çalışan olgun bir şahsiyettir... Hangi halde olursa olsun, Rabbi Allah'ın razı
olacağı ve hayat örneği Rasulullah (s.a.s.)'in gösterdiği biçimde davranmaya
gayret eder... Bunun gerçekleşmesi için de, Allah'ın razı olduğu ve yapılmasını
emrettiği şeyleri bilmek, önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in hayat tarzını, yani
Sünnetini öğrenmek gerekir... Allah'ın emrini ve Rasulullah (s.a.s.) Sünnetini
bilip öğrenen kişi âlim olur... Âlim olan, Allah'dan gereği şekilde korkar,
yani müttakî olup, ilmiyle amel eder... Çünkü Allah'ı en iyi tanıyan âmil olan
âlimler, O'na karşı en iyi takvalı olanlardır...
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"Kulları içinde ise, Allah'dan ancak âlim olanlar
içleri titreyerek korkar. Şübhesiz Allah, üstün ve güçlü olandır,
bağışlayandır. [5]
Âlim ve müttakî mü'minler, Âlemlerin Rabbi Allah'ın,
onların her hâlini, her niyetini bildiğini ve kendilerini her durumda
gördüğünü bilen, idrak edenşuurlu kişilerdir... bu hakikatin farkında olan
müttakî âlim mü'minler, her zamanda ve her mekânda gayet dikkatli davranırlar...
Emrolunduklan şekilde hareket etmeye çalışırlar...
Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor:
"O (insan), Allah'ın (kendisini) gördüğünü
bilmiyor mu?" [6]
Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Bir gün Rasulullah
(s.a.s.), meydanda oturuyordu. Yanına bir adam (Cebrail, a.s.) geldi ve:
O zât (Cebrail):
İhsan nedir? diye sordu.
Rasulullah (s.a.s.):
"Allah'ı sanki görüyormuşsun gibi ibadet etmendir.
Eğer sen, Allah'ı görmüyorsan, şübhesiz O, seni görmektedir," buyurdu.[7]
Bu iman ve bu şuur ile ihsan makamının gereğini yapan
müttakî mü'minler, üstünlüğün, izzet ve şerefin takvada olduğunu çok iyi idrak
etmişlerdir...
Takva, kullar arasındaki üstünlük sebebidir... Kim
katıksız iman etmiş ve en çok takvalı ise O, böyle olmayan, ya da bu konuda
gevşek davrananlardan üstündür... Ebu hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.):
"İnsanların en kerimi, en müttakî olanıdır" buyurdu. [8]
Takva, insanlık âlemi için bütün iyilikleri,
bayrıları, güzellikleri ve faziletleri kendinde toparlayıcı bir haslettir...
Takvanın gerçeği, Rabbimiz Allah'a emrolunduğu gibi
iman ve itaat etmektir... Böylece O'nun rızasını kazanmak ve azabından
sakınmak gerçekleşmiş olur... Takva, önce şirkten, sonra günah olan bütün söz
ve fiillerden korunmaktır... Günah olma ihtimali bulunan şeylerden de sakınmak
takvadır.
Abdullah İbn Abbas (r. Anhuma)şöyle demiştir:
Kerim kimi sayıyorsunuz? Allah, kerim (üstün) olanı
beyan edip:
"Sizin, Alîah katında en üstününüz (keriminiz)
takvası en ziyade olanınızdır" [9]
buyurmuştur.
Hasebi (şerefi) ne sayıyorsunuz?
Haseb bakırımdan en üstününüz, ahlâkça en güzel
olanınızdır.[10]
Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), hasebin ve keremin ne
olduğunu şöyle beyan etmiştir...
Semure b. Cündüb (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Haseb (kişiyi halk nazarında yücelten şey),
maldır. Kerem (kişiyi Allah katında yücelten şey) de takvadır. [11]
Takva, kalbte başlar ve vücûdun diğer organlarına
dağılıp onlara egemen olur... Mü'min kalb, Allah korkusuyla dolunca, müslüman
olan beyin bu korkuyu hisseder ve ona teslim olur... Böylece vücûdun diğer
organları takvanın tesirinde kalırlar... Bu şekildeki iman ve teslimiyet,
muvahhid mü'mini müttakîleştirir... Muvahhid ve muttaki mü'min insan, insan-ı
kâmil olur...
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"İşte böyle, kim Allah'ın şiarlarını yüceltirse,
şübhe-siz bu, kalblerin takvasındandır.[12]
Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), üç defa kalbine işaret ederek:
"Takva, şuradadır." buyurdu. [13]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Şübhesiz Allah, bedenlerinize ve suretlerinize
bakmaz; lâkin kalblerinize bakar!"
(Rasulullah), parmaklarıyla göğsüne işaret etmişünt[14]
"Takva şuradadır" sözünden murad: Zahirî
amellerle takva hasıl olmaz. Takva, ancak kalbte yer eden, Allah'ın azameti,
Allah korkusu ve murakabesi ile olur, demektir. Allah'ın bakması, mücazat ve
muhasebesinden kinayedir. Bu muhasebe, zahire bakarak değil, kalbteki inanca
göredir.
İmam Nevevî (rh.a.):
Allah'ın bakması, her şeyi ihatalı bir şekilde görmesidir,
diyor. [15]
Ferdî, ailevî ve sosyal hayatlarında yaratılış
gayelerine uygun inanan ve davranan muvahhid şahsiyetler, Rabbleri Allah'ın ve
O'nun Rasulü (s.a.s.)'in dostlarıdırlar...
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"Haberiniz olsun, Allah'ın velileri (dostları),
onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.
Onlar, iman edenler ve (Allah'dan) sakınanlardır.
Müjde, dünya hayatıda ve ahirette onlarındır. Allah'ın
sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.[16]
Abdullah ibn Ömer (r.anhuma)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Gerçekten benim dostlarım müttakîlerdir. [17]
Enes b. Malik (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)'e:
Muhammed'in Ehl-i Beyti kimlerdir? diye soruldu.
Rasulullah (s.a.s.):
"Bütün müttakîler." buyurdu.
Ve:
"O'nun dostları müttakîlerdir[18] ayetini
okudu. [19]
Alemlerin Rabbi Allah'dan gereği gibi sakınan, yani
muttaki kadın ve erkek mü'min müslümanlar, Allah'ın hükümleriyle amel eder,
hayatlarına Rabbleri Allah'ın karamları hakim olur... Onlar, dünyanın hangi
bölgesinde olurlarsa olsunlar ve hangi hâlde bulunurlarsa bulunsunlar, yalnız
Allah'a ve Allah'ın itaat etmelerini emrettiklerine itaat ederler[20]
Onlar, Allah'ı bırakıp, yeryüzü tağutları-na asla itaat etmezler... Aksine
tağutları reddeder ve Allah'a katıksız inanarak itaat ederler. [21]
Sapasağlam olan kurtuluş kulpuna yapışmanın ve kurtuluşa ermenin tek yolunun
böyle iman edip, böyle davranmak olduğunda asla şübheleri olmaz...
Rabbimiz Allah, muvahhid mü'min kullarına takvayı
emretmektedir:
"Ey İman edenler, Allah'dan nasıl korkup sakınmak
gerekiyorsa, öylece korkup sakının ve siz, ancak müslü-man olmaktan başka (bir
din ve tutum üzerinde) Ölmeyin. [22]
"Ey iman edenler, Allah'dan sakının ve sözü doğru
söyleyin. [23]
"Ey iman edenler, Allah'dan korup sakınırsanız,
size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir.
Kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah, büyük fazl sahibidir. [24]
"Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'dan korkup
sakının, dinleyin ve itaat edin. [25]
Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.):
'Takva sahibi (onu kabul etmeye ehil olan) O'dur.
Mağfiret sahibi (bağışlamaya ehil olan da) O'dur.[26]ayetini
okudu ve buyurdu ki:
"Allah (Azze ve Celle):
Ben (azabımdan) sakınılarak, Ben'den başka ilâh
edinilmemeye (bana ortak koşulmamaya) Iayıkını. Artık kim Benimle başka bir
ilâh edinmekten sakınırsa, o kimseyi Ben bağışlarım, buyurdu.[27]
Muvahhid mü'min, iman konusunda müttakîdir... İman
konusunda müttakî olması, Alemlerin Rabbi Allah'ın zâtına ve sıfatlarına hiç
bir şeyi asla şirk koşmamak-la olur... Yeryüzü tağutlann hiç birine itaat
etmemesi ve yalnızca Allah'ın hükümlerine tabi olması, iman konusunda müttakî
olmanın vazgeçilmez şartıdır...
Namazım dosdoğru kılması, zekatını tam ve helâl
kazançtan ödemesi, Ramazan orucunu, Sünnette ki ölçüsüne dikkat ederek
tutması, Haccmı, yol emniyeti ve diğer şartlarına dikkat ederek edâ etmesi,
ticaretine, İslâm'ın helâl ve haram sınırlarına titizlikle uyarak yapması,
muvahhid mü'minin takvasmdandır... Müttakî mü'min bunlara ve diğer ibadî
vazifelerine karşı hassas davranır... Ferdî olanlarını ferdî yapar, toplumsal
yapılması gerekenleri de diğer nûi'min kardeşleriyle beraber yapmaya gayret
eder... Her konuda takva sahibi olmak ve ahlâk yönünden en güzel ahlâk üzere
bulunmak, mü'min müslümanları en hayırlı sonuca ulaştırır... Çünkü takva ve
güzel ahlâk mü'min müslümanın cennete girmesine sebeb olan amellerdir... Ebu
Hürayre (r.a.) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s.)'e:
(Mü'mini) cennete dahil eden (cennete girmesine sebeb
olan) amellerin çoğu hangisidir? diye soruldu.
"Takva (Allah korkusu) ve huy güzelliğidir."
buyurdu. [28]
Âlemlerin Rabbi Allah'ı bilen, tanıyan ve O'na hakkıyla
kulluk eden itaatkâr mü'min müslümanları Allah, ummadıkları bir yönden
nzıklandınr ve onlara bir kurtuluş kapısı açar... Hayatları ve ölümleri Allah
için olan muvahhid mü'minlere, Rabbleri Alİah'dan bir mükafaat olarak ilâhî
yardım edilmektedir... Bir maunet olarak mü'minlere ulaşan bu ilâhî yardım,
onların birer müttakî olmalarındandır... Ebu Zerr (r.a.)'dan. Rasulullah
(s.a.s.) şöyle buyurdu: "Şübhesiz ben, öyle bir kelime (ayet) bilirim ki,
eğer insanların hepsi onu tutsaydılar, hepsine yetecekti."
Sahabîler:
Ya Rasulullah, hangi ayettir? dediler.
O (s.a.s.), buyurdu ki:
"Kim Allah'dan korkup sakınırsa, (Allah) ona bir
çıkış yolu gösterir. [29]
Muvahhid şahsiyetler, Âlemlerin Rabbi Allah'ın farkında
olan şuur sahibi kişilerdir... Allah'ın her anlarında onlarla beraber olduğunun
farkında oldukları için, gerek niyetlerine, gerekse amellerine çok dikkat
ederler... Rabbleri Allah, onları yaratmıştır... Onların her hâlini biliyor,
görüyor ve onların açık olsun, gizli olsun bütün konuşmalarını duyuyor...
Allah, onlarla beraberdir, onlar da Allah'ı unutmadan, katıksız bir iman ile
kulluk vazifelerini yaptıkları için Allah ile beraberdirler... Bu, Rabb ve kul
ilişkisin-deki beraberlik, müttakî mü'minlerin dünya hayatlarında izzet ve
şeref üzere yaşamlarını sağladığı gibi, ahirette ebedî cennet hayatına
ulaşmanın tek yoludur...
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"Her nerede iseniz, O (Allah) sizinle beraberdir.
Allah, yaptıklarınzı görendir.[30]
"Şübhesiz Allah, korkup-sakınanlarla
(müttakîlerle) ve iyilik (ihsan) edenlerle beraberdir. [31]
"Allah, mü'minlerle beraberdir. [32]
Rabbimiz Allah, kendilerine dost olduğu ve onların da
kendisine dost oldukları muvahhid mü'min kullarının ahirette ulaşacakları
nimetleri şöyle beyan buyuruyor:
"Onlar (zalimler), hiç şuurunda değilken
kendilerine apansız geliverecek olan kıyamet saatinden başkasını mı gözlüyorlar.
Müttakîler hariç olmak üzere o gün, dostların kimi kimine
düşmandır.
'Ey kullarım, bugün sizin için korku yoktur ve siz,
mahzun olmayacaksınız.
Ki onlar, Benim ayetlerime iman edenler ve müslüman
olanlardır.
Siz ve eşleriniz cennete girin, sevinç içinde ağırlanacaksınız.
Onların etrafında altın tepsiler ve destilerle
dolaşılır. Orada, nefislerinin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı her
şey var. Ve siz, orada süresiz kalacaksınız.
İşte yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı kılındığınız cennet
budur.
Orada sizin için bir çok meyveler vardır, onlardan yiyeceksiniz.[33]
Ebu Ümâme (r.a.) anlatıyor:
Veda Haccı'nda Rasulullah (s.a.s.)'i hutbe okurken
dinledim. Şöyle buyurdu:
"Rabbiniz Allah'dan korkun, beş vakit namazı
kılın, (Ramazan) ayınızda oruç tutun, mallarınızın zekatını verin, (Allah'ın
hükmüyle hükmeden) yöneticilerinize itaat edin! Bu takdirde Rabbinizin
cennetine girersiniz. [34]
Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), insanın yeryüzündeki
hilafetini beyan ederek, nelere karşı takvalı davranacaklarına özellikle
dikkat çekmiştir... Elbette müttakî mü'min kulu, Allah'dan alıkoyan her şeye
karşı takvalı davranmak gerekir... Dünyevîleşme konusunda hassas davranan
müttakî mü'minler, kendilerini dünyevîleşmekten anndırm ve bundan uzak durmaya
çalışırlar... Dünya, muvahh'd şahsiyeti, Allah'dan ve O'nun rızasından alıkoyan
her şevdir... Ne ki, Allah ile kulun arasına girip perde oluyor, engel teşkil
ediyor ve kulu, Allah'dan, O'nun zikrinden ve rızasını kazanmaktan geri
bırakıyorsa, işte O, dünyadır.. Kadın olsun, erkek olsun bütün mü'min
müslümanlar dünyevîleşmekten kendilerini uzak tutmalıdırlar... Böyle davranmak,
müttakî olmanın bir gereğidir...
Ebu Said el-Hudrî (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah
(s.a.s.) şöyle buyurur:
"Şübhesiz dünya, tatlı yeşildir. Ve şübhesiz
Allah sizi, dünyaya halife kılmıştır. Ama ne yapacaksınız diye bakar. Bundan
dolayı dünyadan korunun, kadınlardan da korunun! Çünkü Beni İsrail'in ilk
fitnesi, kadınlarda idi.[35]
Önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.), her
zaman ve her vesileyle merhamet olunmuş ümmetine takvayı, yani Allah'dan gereği
gibi korkmayı emretmiştir... Rasulullah (s.a.s.)'in bu emrini, bu şefkat
tavsiyesini yerine getirenler, dünyada da, ahirette de kurtuluşa ve mutluluğa
ermişlerdir...
Enes (r.a.) anlatıyor:
Adamın biri, Rasulullah (s.a.s.)'e gelerek:
Ya Rasulullah ben, sefere çıkmak istiyorum. Bana azık
ver (hayır dua et), dedi.
Rasulullah (s.a.s.):
"Allah, azığını takva kılsın!" buyurdu.
Adam:
Bana, daha ver, dedi. Rasulullah (s.a.s.):
"Günahın bağışlasın!" buyurdu.
Adam:
Bana daha ver, babam ve annem senin uğruna feda
olsun! dedi.
Rasulullah (s.a.s.) de:
"Her nerede olursan hayrı, sana müyesser
kılsın!" buyurdu.[36]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Adamın biri:
Ya Rasulullah, ben, seyahate çıkmak istiyorum.
Bana, tavsiyide bulun! dedi. Rasulullah (s.a.s.):
"Allah korkusunu ve her yüksek yer üzerinde tekbiri
elden bırakma." buyurdu.
Adam, dönüp gidince, Rasulullah (s.a.s.):
"Allah'ım, ona uzağı katla (yaklaştır) ve yolculuğu asan kıl." diye
dua etti. [37]
Yezid b. Seleme el-Cufî (r.a.) anlatıyor:
Dedim ki:
Ya Rasulullah, senden bir çok hadisler işittim.
Sonraki hadisin öncekini unutturmasından endişe ediyorum. Bana (içinde bir çok
hususları) toplayan bir tabirle konuşunuz.
Rasulullah (s.a.s.):
"Bildiğin hususlarda Allah'dan kork!"
buyurdu.[38]
İlk insan, ilk peygamber ve ilk medeniyet kurucusu
Âdem (a.s.)'dan beri bütün mü'min müslümanlar, birbirlerinin mürşidi olmuş ve
bibirlerine takvayı tavsiye etmişlerden.. Birbirlerine takvayı tavsiye etmek,
takva ile emreylemek, muvahhid mü'minlerin vazifesidir... Çünkü yaratılış
gayesi doğrultusunda hayat sürmek, ancak takva ile olur...
Lokman Hekim (a.s.), oğluna şu nasihati yapmış:
Yavrum, dünya, dipsiz bir deryadır. Alimler ve pek
çokları bunda helak oldular.
Bu deryada gemin, Allah'a iman etmek olsun. Geminin
donanımı, takva ve ibadet olsun. Denizlerde seyr-u sefer ettiğin yelkenin
tevekkül olsun.
Böyle olursan belki kurtulursun, belki de kurtulamazsın
(durumun, Allah'ın mağfırtine kalmış). [39]
Emirü'l-mü'minin İmam Ali (r.a.) şöyle demiştir:
Takva ile beraber olan amel az değildir, zira o,
makbuldür.
Yüce Allah buyuruyor ki:
"Allah, ancak korkup sakınanlardan (müttakîlerden)
kabul eder.[40]
Ebu'd-Derda (r.a.) şöyle söyler:
Kulun, zerre mikdarı bir şey hakkında Allah'dan
korkması, takvanın kemâlindendir.
Emirü'l-mü'minin İmam Ömer b. Abdulaziz (rh.a.) şöyle
der:
Hiç bir kimse, dünyada ve ahirette kendisini utandıracak
şeylerden uzak bulunmadıkça takva makamına uaşmaz!..
Bir defasında adamın biri, O'na:
Kişi, takva makamına ne zaman ulaşır? diye sormuştu.
O, şöyle karşılık verdi:
Kul, kalbindeki düşüncelerin hepsini bir tabak içine
kor ve bunu, çarşıda dolaştırır da içinde kendisini utandıracak bir şey
bulunmazsa, takva makamına ermiş olur.
İmam Ömer b. Abdulaziz (rh.a.)'ın takva konusundaki
başka bir beyanı da şöyledir:
Takva, gündüz sâim, gece kâim olup ikisi arasını
karıştırmak değildir. Takva, ancak Allah'ın yasaklarından uzak durmak, farz
kıldıklarını eda etmektir. Kim bundan fazlasını yaparsa, hayır üstüne hayır
işlemiş olur.
Yine O'ndan dinliyoruz:
Takva sahibi olmanın alâmeti, ihrama girenin ihram
hâlinde kendisini kelâmdan men'ettiği gibi, kelâmdan nefsini men'etmektir. Ve
takva sahibi, İslâm Şeriatı'nı iyice bilmek zorundadır. Aksi hâlde farkında
olmadan takvadan çıkar.
Süfyan es-Sevrî (rh.a.) anlatıyor:
Biz, öyle müslümanlara yetiştik ki, onlardan birine:
"Allah'dan kork!" denildiği zaman bunu,
sevgi ile karşılar idi. Şimdi ise, birisine: "Allah'dan kork!"
denilse inciniyor...
Adamın biri, Ömer b. Abdulaziz (rh.a.)'e:
"Ya Ömer, Allah'dan kork!" dediğinde Ömer,
hey-bet-i ilâhiyeden bayılıp yere düştü.[41]
Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) şu tavsiyede bulunuyor:
Allah'dan korkmanı tavsiye ederim! Eğer Allah'dan
korkarsan, insanlara karşı Allah sana yeter. Amma insanlardan korkarsan,
Allah'a karşı onların san hiç bir faydası olmaz. Sen, Allah'dan korkmaya bak!. [42]
Rabbimiz Allah, muttaki mü'minlerin dostu olup onları
sevmektedir... Allah'ın dostu olan müttakî mü'minler, kendilerine Rabbleri
Allah'ın farz kıldıklarım edâ etmek ve nafile ibadet işlemekle Allah'a yaklaşıp
O'nun sevgini kazanmışlardır... Allah, böyle inanıp davranan kulunu sevdi mi
onun, işitir kulağı, görür gözü, tutar eli, yürür ayağı mesabesinde olur...
Diliyle, Allah'dan her ne isterse Allah, onu kendisine ihsan eder ve Allah'a
sığındığı zaman Allah, o kulunu muhakkak korur. [43]
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"Şübhesiz zalimler, birbirlerinin velisidirler.
Allah ise, müttakîlerin velisidir (dostudur).[44]
"Hayır, kim ahdine vefa eder ve sakınırsa,
şübhesiz Allah da sakınanları (müttakîleri) sever.[45]
Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), dualarında Rabbimiz
Allah'dan devamlı takva dilemiştir... O'nun varisleri olan muvahhid mü'minler
de böyle davranmalıdırlar!..
Abdullah ibn Mes'ud (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.), şöyle dua ederdi:
"Allahım, ben Senden hidayet, takva, iffet ve
(gönül) zenginlik(i) dilerim. [46]
Zeyd b. Erkam (r.a.) şöyle demiş:
Size, ancak Rasulullah (s.a.s.)'in söylediği gibi söylüyorum.
O:
"Allah'ım ben, aczden, tembellikten,
korkaklıktan, cimrilikten, ihtiyarlıktan ve kabir azabından sana sığmrım.
Allah'ım, nefsime takvasını ver ve onu pak eyle. Onu pâk edecek yegâne Sen
varsın. Onun velisi ve mevlâsı sensin.
Allah'ım ben, fayda vermeyen ilimden, korkmayan
kalbten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım."
derdi. [47]
[1] Hucurât,49/13.
[2] İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.40, Hbr.898.
[3] Seyyid Şerif Cürcânî, Kitabu't-Ta'rifât-Arabça-Türkçe
Terimler sözlüğü, çev. Arif Erkan, İst. 1997, Sh.64.
[4] Fahruddin er-Râzî, A.g.e. C.20, Sh.238.
[5] Fatır, 35/28.
[6] Alâk, 96/14.
[7] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İman, B.37, Hds.43. Sahih-i
Müslim, Kitabu'S-İman, B.l, Hds.l. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'i-İman, B.4,
Hds.2738. Sünen-i Ebu Davud, KitabuVSünnet, B.17, Hds.4695. Sünen-i Neseî,
KitabuT-İman, B.5, Hds.4957. Sünen-İ ibn Mace, Mukaddime, B.9, Hds.63,
[8] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Enbiya, B.l6, Hds.48.
Kitabu'I-Menakıb, B.l, Hds.2. Kitabu't-Tefsir,B.116, Hds.209. Sahih-i Müslim,
Kitabu'l-Fedail, B.44, Hds.168. Beyhakî, Kitabu'z-Zühd, Sh.98, Hds. 199-200.
[9] Hucurat, 49/13
[10] İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.400, Hbr.899.
[11] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.24, Hds.4219.
Sünen-İ Tirmizî, Kitabu Tefsirü'l-Kur'ân, B.49, Hds.3489.
[12] Hacc, 22/32.
[13] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.10,
Hds.32. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.18, Hds.1992.
[14] Sahihi-i Müslim, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.10,
Hds.33.
[15] Ahmed Davudoğlu, A.g.e. CIO, Sh.5O9.
[16] Yunus, 10/62-64.
[17] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Fiten, B.l, Hds.4242. İmam
Buhârî, Edebü'I-Müfred, B.400, Hds.897. Beyhakî, Kitabu'z-Zühd, Sh.97,
Hds.196-197.
[18] Enfa,8/34
[19] Taberânî, Mu'cemu's-Sağir Tercümesi, C.1, Sh.310,
Hds.219. Kadî Iyaz, Şifa-ı Şerif, çev. Suat Cebeci, Ank. 1992, Sh.366.
[20] Bkz. Nisa, 4/59.
[21] Bkz. Bakara, 2/256.
[22] Âl-İİmrân, 3/102.
[23] Âhzab, 33/70.
[24] Enfal, 8/29.
[25] Teğabün, 64/16.
[26] Müd-dessir,74/56
[27] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.35, Hds.4299.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B.70, Hds.3546. Sünen-i
Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.16, Hds.2727.
[28] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.29, Hds.4246.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.61, Hds.2072. İmam Buhârî,
Edebü'l-Müfred, B.138, Hds.289 ve 294.
[29] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.24, Hds.4220.
Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.16, Hds.2728.
Beyhakî, Kitabu'z-Zühd, Sh.151, Hds.475.
Ahmed İbn Hanbel, Kitabu'z-Zühd, C.l, Sh.77, Hds.245.
İbn Kesir, A.g.e. C.14, Sh.7940.
[30] Hadid, 57/4.
[31] Nahl, 16/128.
[32] Enfal, 8/19.
[33] Zuhruf, 43/66-73.
[34] Sünen-i Tirmizî, Kitabu's-Sefer, B.430, Hds.611.
[35] Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zikr, B.26, Hds.99. Sünen-i
Tirmizî, Kitabu'l-Fiten, B.24, Hds.2286. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten,
B.19, Hds.4000. Ahmed ibn Hanbel, Kitabu'z-Zühd, C.l, Sh,67, Hds.208.
[36] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Daavat, B.45^ Hds.3669.
[37] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Daavat, B.46, Hds.3670.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Cihad, B.8, Hds.2771. Beyhakî, Kitabu'z-Zühd, Sh.98,
Hds.198.
[38] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-İlm, B.19, Hds.2823.
Beyhakî, Kitabu'z-Zühd, Sh.73, Hds.77.
[39] Beyhakî, Kitabu'z-Zühd, Sh.73, Hbr.78.
Abdullah ibnü'l-Mübarek, Kitabu'z-Zühd, Sh.134,
Hbr.537. Ahmed ibn Hanbel, Kitabu'z-Zühd, C.l, Sh.157, Hbr.530.
[40] Mâide,5/27
[41] İmam Şa'rânî, Tenbihu'l-Muğterrin-İslâm Büyüklerinin
Örnek Ahlâkı ve Hikmetli Sözleri, çev. ÖmerTemizel, İst. 1970, Sh.243-244.
[42] Beyhakî, Kitabu'z-Zühd, Sh.99, Hbr.206.
Abdullah ibnü'l-Mübarek, Kitabu'z-Zühd, Sh.53, Hbr.193.
[43] Bkz. Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikak, B.38, Hds.89.
Ebu Nuaym el-Isfahânî, Hilyetü'l-EvIİya-Sahabeden Günümüze Allah
Dosları,C.l,Sh.56.
[44] Casiye, 45/19.
[45] Âl-İ İmrân, 3/76.
[46] Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zikr, B.18, Hds.72. Sünen-i Tirmizî,
Kitabu'd-Daavat, B.72, Hds.3717. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'd-Dua, B.2, Hds.3832.
[47] Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zikr, B.18, Hds.73.