Yegâne Rabbimiz Allah'ın insan kullarının arasından
seçip vazifeli kıldığı hidayet rehberlerinin Rasul ve Nebî olarak en sonuncusu
olan [1]
Rasulullah (s.as.)'e vahiy gelmeden bir kaç yıl önce Mekke'de "Kabe"
yeni baştan tamir olunmuştu... Kabe'nin inşâsı sırasında,
"Haceru'l-Esved"i Kabe'nin köşe duvanndaki yerine koyma konusunda
ihtilaf çıkmıştı... Cahiliyye döneminde ve şirk yasaları ile yönetilen Mekke
devletinde yer alan kabilelerden her biri, "Hace-ru'l-Esved"i yerine koyma
işinin kendileri tarafından yapılmasını istiyorlardı... Bir çok cahilce
haraketten sonra nihayet bir çözüm önerisiyle olay sonuçlandı...
Muhammed ibn İshak (rh.a.) olayı, şu şekilde naklediyor:
"Kureyşliler, dört veya beş gece, birbirlerinden
uzak olarak beklediler. Sonra mescidde toplandılar, müşavere ettiler ve
birbirlerine eşit davrandılar. Bütün Kureyşlilerin büyüğü ve efendisi olan Ebu
Ümeyye:
Ey Kureyş cemaatı, aranızdaki ihtilafı, mescid
kapısından ilk girecek kimsenin hâlletmesini kabul edin, dedi.
Bu teklife muvafakat gösterip razı oldukları sırada,
Rasulullah (s.a.s.) girdi. O'nu görünce:
Bu, kendisine güvenilen (el-Emin) kimsedir. Aramızda
vereceği hükme razıyız, dediler.
Rasulullah (s.a.s.), yanlarına varınca, meseleyi O'na
anlattılar.
"Bir bez getirin." Dedi.
Getirdiler. Rasulullah (s.a.s.), onun içine
Heceru'l-Esved'i kendi elleriyle koydu. Sonra:
"Her kabile, bezin bir tarafından tutsun, sonra
da hep birlikte kaldırın." dedi.
Kaldırdılar. Hacerü'l-Esved'i, konulacak yerine getirdiklerinde
Rasulullah (s.a.s.) onu, bizzat kendi eliyle yerine yarleştirdi.
Rasulullah (s.a.s.)'e, cahiliyye döneminde, kendisine
vahiy gelmeden önce "El-EMİN" deniliyordu.[2]
Vahyin gelmesinden ve Rasulullah (s.a.s.) ile ilk muvahhid
mü'minlerin Mekke şirk devletinin zalim tağutlarından çektikleri korkunç
işkence yıllarından onüç yıl geç-mişti Ashab-ı Kiram'dan bir bölümü iki defa
Habeşistan'a hicret etmişlerdi... Bu seferki hicret yurdu, daha sonra ismi
"Medine" olacak "Yesrib"ti... Rasulullah (s.a.s.) Ümmü'1-Kura
(şehirlerin anası) [3] ve Beledi'1-Emin [4] olan Mekke'den hicret etmek zorunda
kalmıştı... Mekke'nin egemen müşrik tağutlan, O'nu öldürmeye karar vermiş ve
evinin etrafını sarmışlardı...
"Bunun üzerine Cibril (a.s.), Rasulullah
(s.a.s.)'e geldi ve dedi ki:
Bu gece sen, yatağında yatma!
Gecenin ilk üçte biri geçtiği zaman, O'nun kapısına
toplandılar. Ne zaman uyuyacağını kolluyorlardı ki, O'nun üzerine atılsınlar.
Rasulullah (s.a.s.), onların yerlerini aldıklarını görünce,
Ali b. Ebi Talib'e dedi ki:
"Benim yatağıma yat ve benim bu yeşil hadramî
cübbemle örtün ve onun içinde uyu! Sana, hoşlanmadığın hiç bir şey isabet
etmez!"
Rasulullah (s.a.s.), uyuduğu zaman, O cübbe içinde
uyurdu. [5]
İbn ishak (rh.a.) dedi ki:
Bana gelen habere göre, Rasulullah (s.a.s.) çıktığı
zaman ancak, Ali b. Ebi Talib, Ebu Bekr es-Sıddîk ve Ebu Bekr'in ev halkı
biliyordu.
Rasulullah (s.a.s.), Ali'ye çıkışını haber verdi ve
O'-na, Mekke'de O'nun halefi kalmasını emretti ki, Rasulullah (s.a.s.)'in
yanında olan milletin emanetlerini versin. Çünkü daha Önce Mekke'de herkes,
muhafazasında korktuğu emanetlerini O'na bırakıyordu. O'nun doğruluğunu ve
emanete riâyet ettiğini biliyorlardı.[6]
İbn Ishak (rh.a.), olayın devamını şöyle anlatıyor:
Ali b. Ebi Talib (r.a.), Mekke'de üç gün - üç gece
kaldı. Nihayet Rasulullah (s.a.s.)'in yerine O'nun yanında olan emanetlerini
sahiblerine verdi. Onları bitirdiği zaman, Rasulullah (s.a.s.)'e kavuştu ve
O'nunla birlikte Külsüm b. Hidm'in yanına indi. [7]
Muvahhid mü'minlerin ve müttakî müslümanların yegâne
Önderi Rasulullah (s.a.s.), "el-EMİN" olup emanet konusunda bu kadar
hassas idi... Şirk yasaları ile yönetilen Mekke'nin egemen müşrik tağutlan,
O'nu öldürmeye çalışıyor, O'na ölümcül tuzaklar kuruyorlardı... O (s.a.s.)
ise, onların kendisine emanet ettikleri kıymetli eşyaları onlara vermesi için
Emirü'l-mü'minin İmam Ali b. Ebi Talib (r.a.)'ı vazifeli kılıyordu... Ve çok
sevdiği Mekke'den Medine'ye doğru yola çıkıyordu...
Abdullah b. Adiyy b. Hamra (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)'i, Hazve'de ayakta gördüm. Şöyle
buyurdu:
"Vallahi, sen (ey Mekke) Allah'ın, Allah'a en
hayırlı ve Allah'a en sevgili olan ülkesisin! Senden çıkarılmış olmasaydım
çıkmazdım.[8]
İbn Abbas (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), Mekke için şöyle buyurdu:
"Ne güzel bir beldesin ve bana ne kadar
sevimlisin! Benim kavmim beni çıkarmamış olsaydı, senden başkasında
oturmazdım. [9]
Her yönüyle "el-Emin" olan ve emanetin her
türlüsüne karşı çok hassas davranıp riâyet eden önderimiz Rasulullah (s.a.s.)
gibi, Allah'ın insan kulları arasında seçip vazifelendirdiği diğer Nebi ve
Rasulleri de emanete riâyet hususunda son derece hassas idiler... Çünkü bütün
Nebî ve Rasuller, anneleri ayrı, babaları ve dinleri bir olan kardeşlerdir. [10]
Ulu-azm peygamberlerden olan Musa (a.s.)'ın kıssasından
bir bölümünü örnek olarak kaydedelim...
Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor:
"(Musa,) Medyen'e doğru yöneldiğinde de: 'Umarım
Rabbim, beni doğru bir yola yöneltip, iletir" dedi.
Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan
topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten
çekinen) iki kadın buldu.
Dedi ki: 'Bu durumunuz nedir?' 'Çobanlar sürülerini
sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız. Babamız, yaşı ilerlemiş bir
ihtiyardır' dediler.
Hemencecik onların sürülerini suladı, sonra yine
gölgeye çekilerek dedi ki:'Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım.
Çok geçmeden o iki (kadın)dan biri, (utana utana)
yürüyerek O'na geldi:'Babam, bizim için sürüleri sulamana karşılık sana
mükafaat vermek üzere seni davet etmektedir' dedi. Bunun üzerine O'na gelip de
olup bitenleri anlatınca O: 'Korkma' dedi. 'Zalimler topluluğundan kurtulmuş
oldun.'
O (kadm)lardan biri dedi ki: 'Ey babacığım, O'nu
ücretli olarak tut. Çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı gerçekten o
kuvvetli, güvenilir (el-Emin) dır.[11]
Her muvahhid mü'min, imanla ve amelle ilgili
mes'eleleri delilleriyle bilmesi gerekir... ilim, her müslü-man için farzdır... [12] Bu
farzı hakkıyla yerine getiren kişi de, ilmiyle âmil olduğu müddetçe âlimdir...
Ve âlimler, peygamberlerin varisleridir.[13]
Dolayısıyla her muvahhid rnü'min ilim ile amel ettiği için âlimdir ve
peygamberlerin varisidir.;. Hepsi birer "el-Emin" olan Rasul ve
Nebilerin varisleri olan muvahhid mü'minler, onlar gibi çağlarının ve
toplumlarının "el-Eminleri" olmalıdırlar... Her muvahhid mü'min,
bulunduğu mekânda ve yetkili olduğu kadarıyla sorumludur... Kendilerinden
sorumlu oldukları şeylerin hepsi onlara emanettir ve muvahhid şahsiyetler,
birer el-Emin oldukları için emanete riâyet ederler...
Yegâne önderimiz el-Emin Rasuiullah (s.a.s.), ümmetinden
olan ve O'nun izini takîb eden her ferdin, yetkisinde olanlardan mes'ul
olduğunu beyan buyurmuştur...
Abdullah ibn Ömer (r.anhuma)'nın rivayetiyle şöyle
buyuruyor Rasuiullah (s.a.s.):
"Her birerleriniz çobandır ve her birerleriniz
elinin altındakinden sorumludur.
İmam (devlet başkanı), birer çobandır ve elinin
altın-dakileri layıkıyla muhafaza etmekten sorumludur.
Erkek, ailerinde bir çobandır ve o da eli
altındakiler-den sorumludur.
Kadın da, kocasının evinde bir çobandır ve eli
altın-dakilerden sorumludur.
Hizmetçi de, efendisinin malında bir çobandır ve elinin
altındakilerden sorumludur.
Ve kişi, babasının malında bir çobandır ve elinin altındakilerden
sorumludur.
(Hulasa) her birerleriniz çoban ve her birerleriniz
elinin altındakilerden sorumlusunuzdur.[14]
Kişinin kendisinden sorumlu olduğu elinin altındakiler,
yani sevk ve idaresi yetkisinde bulunanlar, birer emanettir... Mü'min
müslümanlar, emanet konusunda emin insanlardır... Hakkından gelemeyecek
oldukları, altından kalkamayacakları emanetleri yüklenme hatâsına düşmemeye
gayret eder, bu konuda birbirlerini uyarmaya çalışırlar...
Ebu Zerr el-Gifârî (r.a.) anlatıyor:
Ya Rasulallah, beni vali yapmıyor musunuz? dedim.
Bunun üzerine eli ile omuzuma vurdu. Sonra:
"Ya Ebu Zerr, sen zayıfsın. Bu valilik bir
emanettir. Gerçekten kıyamet gününde o, kepazelik ve pişmanlıktır. Yalnız onu,
hakkı ile alarak, o hususta üzerine düşeni yapan müstesna!" buyurdu. [15]
Ağır bir mes'uliyet olan emanet kendilerine verilen
mü'min müslümanlar, bu ağır yükün ehli olmadığını ve altında ezileceklerini
anlayınca, emaneti geri iade etmişlerdir... Emanet, ehli olmayana teslim
edilince, insanlar için bir felaket olur!..
Adiyy b. Amirate'l-Kindî (r.a.) anlatıyor: Ben,
Rasulullah (s.a.s.)'i şöyle buyururken işittim: "Sizden herhangi bir
kimseyi biz, memur tayin eder de bir iğneyi veya fazlasını bizden gizlerse bu,
hıyanet olur. Kıyamet günü onu getirir!"
Bunun üzerine Ensar'dan siyah bir zât, kalkarak O'-nun
yanına gitti. O'nu halâ görür gibiyim. Ve:
Ya Rasulullah, vazifeni benden kabul eyle! dedi.
Rasulullah (s.a.s.):
"Sana ne oldu?" diye sordu.
Seni, şöyle şöyle derken işittim, dedi. Rasulullah
(s.a.s.):
"Halbuki ben onu, şimdi söylüyorum! Sizden kimi
bir zekat işine memur tayin edersek, onun azını-çoğunu getirsin! Ondan
kendisine ne verilirse alır, ne yasak edilirse vazgeçer!" buyurdu.[16]
Rabbimiz Allah, mü'min müslüman ve kurtuluşa eren
kullarının vasfını beyan ederken şöyle buyurur:
"Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riâyet edenlerdi»
[17]
Emanet konusunda, itaat eden müttakî kullarına şu emri
veriyor Rabbimiz Allah:
"Şübhesiz Allah, size emanetleri ehline
(sahihlerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle
hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu
Allah, işitendir, görendir.[18]
"Eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven
duyulan, Rabbi olan Allah'dan sakınsın da emanetini ödesin. [19]"Ey
iman edenler, Allah'a ve Rasulüne ihanet etmeyin, bile bile emanetlerinize de
ihanet etmeyin. [20]
Emanet, çok ağır bir sorumluluktur... Ona ihanet, büyük
bir suç, ona riâyet etmek, büyük bir sevab ve insanın yaratılış gayesine uygun
hareket etmesidir...
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"Gerçek şu ki, Biz emaneti, göklere, yere ve
dağlara sunduk da onlar, bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya
kapıldılar. Onu, insan yüklendi. O, çok zalim, çok cahildir. [21]
Bu ayetin tefsirinde, İmam İbn Kesir (rh.a.) şunları
kaydeder:
"Ali b. Ebu Talha, Abdullah ibn Abbas (r.a.)'dan
emanetin, farzlar olduğunu söylediğini nakleder.
Allah bu farzları, göklere, yeryüzüne ve dağlara sunmuş
ve onu yerine getirdikleri takdirde kendilerini sevaba, kaybettikleri takdirde
azaba müstehak kılacağını bildirmiş, onlar, bundan hoşlanmayarak, isyan
etmeksizin emaneti üstlenmekten kaçınmışlar. Onlar, Allah'ın borcunu yerine
getirememekten korkarak, ta'zimden dolayı bunu üstlenmekten kaçınmışlardı.
Sonra Allah Teâlâ onu, Âdeme sunmuş, Âdem de ondaki
her şeyi kabul etmiştir. İşte Allah Teâlâ'nın:
"Onu, insan yüklendi. Doğrusu insan pek zalim ve
pek cahil oldu." Kavlinin mânâsı budur.[22]
Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), emanetin gereğini yerine
getirmeyen ve ona ihanet eden kişi de, nifak alâmetlerinden bir alâmetin
bulunduğunu beyan buyurmuştur...
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Münafığın alâmeti üçtür:
Söz söylediği zaman yalan söyler.
Va'd ettiği zaman sözünde durmaz.
Kendisine bir şey emanet edildiği zaman hıyanet eder. [23]
el-Alâ b. Abdurrahman (rh.a.)'m rivayetinde:
"Münafığın alâmeti üçtür. İster oruç tutsun, namaz kılsın ve kendini
müslürnan saysın." denilmiştir. [24]
Gerçek insan-ı kâmil olan mü'min-i kamil, bütün kulluk
vazifelerinin birer emanet olduğunun şuurunda olan bir muvahhid şahsiyettir...
Gerek Rabbi Allah'a karşı, gerekse kendisi gibi kullara karşı, her emanet
vazifesini yerine getirir...
Ebu Hüreyre (r.a.)'rn rivayetiyle şöyle buyurur
Ra-sulullah (s.a.s.):
"Emaneti, sana emanet eden kişiye ver ve sana
hıyanet edene, sen hıyanet etme.[25]
Abdullah ibn Ömer (r.anhuma)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Emanete riâyet etmeyenin imam yoktur. [26]
Emanete riâyet etmek, katıksız imanın bir gereğidir...
Her kim ki, içine zulüm, yani şirk karıştırılmamış i-man sahibiyse o, emin bir
kişidir... İman, emanete hıyanet etmeyi engeller... Eğer herhangi bir yerde ve
herhangi bir işte nıyanet varsa, iyi bilinsin ki, bu ihanet, iman
sakatlı-ğmdandır... Ferdin ve toplumun kıyametinin kopması, emanetin ehli
olmayana verilmesiyle gerçekleşir...
Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), bir A'rabînin sorusuna cevab olarak:
"Emanet zayi' edildiği zaman kıyameti
bekle!" buyurdu.
A'rabî:
Emaneti zayi' etmek nasıl olur ya Rasulullah? diye
tekrar sorunca:
"İşi, ehli olmayan kimseye havale edilip
dayandırıldığı zaman, kıyameti bekle!.." buyurdu.[27]
EmirüT-müminin İmam Ömer b. Hattab (r.a.)'ın rivayetiyle
şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):
"İnsanlardan ilk kaldırılacak şey, emanettir. Son
kalkacak olan da namazdır. Nice namaz kılanlar vardır ki, kendilerinde hayır
yoktur. [28]
Emirü'l-mü'minin İmam Ömer b. Hattab (r.a.), mü'min-i
kâmili şöyle tarif ediyor:
Bir adamın tantanası (yüksekten atıp övünmesi), sizi
hayrete düşüresin. Fakat kim emaneti yerine getirir ve insanların mal ve
namusundan elini çekerse (olgun) adam odur. [29]
İşgal edilmiş İslâm topraklarındaki egemen tağutla-rın
zulmü ve mü'min müslümanların içine düştükleri esaret zilletinin en büyük
sebebi, emanete riâyet etmemek ve onu, ehline vermemektir... Ne zaman ki,
muvahhid mü'minlerin vahdeti ile gayretleri bir araya gelir, çalışır-çabalar ve
Allah'ın yardımıyla emanet ehil olanlara verilirse, o zaman zillet esaretinden
kurtuluş gündeme gelir...
Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.), dualarında
emanete ihanetten çokça Allah'a sığmıyor ve O'nun izinden yürümeye ahd eden
mü'minlerin de böyle davranmasını emrediyor...
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle dua ederdi:
"Allahım, açlıktan sana sığınırım. Şübhesiz o,
kötü bir yatak arkadaşıdır. (Emanete) hıyanetten de sana sığınırım. Çünkü o,
pek kötü bir sırdaştır (O,ne kötü duygu ve tabiattır).[30]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"İman, ihaneti bağlamıştır. Mü'min, ihanet etmez. [31]
[1] Bkz. Ahzab, 33/40.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'r- Ru'ya, B.2, Hds.2374.
Sünen-i İbn Mace, KitabuTabirü'r-Ru'ya, B.l, Hds.3896.
Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Ru'ya, B.3, Hds.2144.
İbn Kesir, A.g.e. C.12, Sh.6549. İmam Ahmed b. Hanbel'den.
[2] Muhammed ibn İshak, Siyer, çev. SezaîÖzel, İst. 1991,
Sh.161. İbn Hişam, A.g.e. C.l, Sh.261-262.
İbn Kesir, El-Bidaye ve'n-Nihaye-Büyük İslâm Tarihi, çev. Mehmet
Keskin, İst. 1994, C.2, Sh.470. Ahmed b. Hanbel, (Müsned, C.3, Sh.425)'den.
[3] Bkz. Şura, 42/7.
[4] Bkz. Tin, 95/3.
[5] İbn Hişam, A.g.e. C.2, Sh.147. İbn Kesir, A.g.e. C.3,
Sh.269.
[6] İbn Hişam, A.g.e. C.2, Sh.151. İbn Kesir, A.g.e. C.3,
Sh.272.
İbnü'1-Esir, El-Kâmil Fi't-Tarih Tercümesi İslâm
Tarihi, çev. M. Beşİr Ersoy, İst. 1985, C.2, Sh.104.
Taberî, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, çev. Zakir Kadiri Ugan, Ahmet
Temir, İst. 1992, C.4, Sh.205.
[7] İbn Hişam, A.g.e. C.2, Sh.161. İbn Kesir, A.g.e. C.3,
Sh.298. Taberî, A.g.e. C.4, Sh.210.
[8] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Menakıb, (Mekke'nin
Fazileti), Hds.4180.
[9] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Menakıb, Hds.4181.
[10] Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) söyle
buyurur:
"Peygamberler, babalan bir kardeştirler, anneleri
ayrı ayrıdır, dinleri birdir."
Sahah-i Buhârî, Kitabul-Enbiya, B.50, Hds.113. Sahih-i Müslim,
Kitabu'l-Fedail, B.40. Hds.143-145.
[11] Kassas, 28/22-26.
[12] Enes b. Malik (r.a.)'dan. Rasuiullah (s.a.s.) şöyle
buyurur:
"İlim aramak, her müslüman üzerine farzdır."
Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.İ7, Hds.224.
Taberânî, Mu'cemu's-Sağir Tercümesi, C.l, Sh.72, Hds.14.
[13] Ebu'd-Derda (r.a.)'dan'
Rasuiullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Muhakkak âlimler, peygamberlerin mirasçılarıdır.
Peygamberler,
ne altın, ne de gümüşü miras bırakırlar.
Peygamberler, miras olarak ancak ilim bırakırlar. Bu
itibarla kim,
peygamberlerin mirası olan ilmi elde ederse, tam bir
hisse almış olur.1'
Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.17, Hds.223.
Sünen-i Tirmizî, Kitabul-İlm, B.19, Hds.2822.
Süneni Ebu Davud, Kitabu'1-İlm, B.l, Hds.3641.
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.32, Hds.349.
[14] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Cuma, B.l 1, Hds.18. Sahih-i
Müslim, Kitabul-İmare, B.5, Hds.20. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Harac, B.l,
Hds.2928. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Cihad, B.27, Hds.1757.
[15] Sahih-i Müslim, Kitabu-1-îmare, B.4, Hds.16.
[16] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmare, B.7, Hds.30.
[17] Mü'minun, 23/8.
[18] Nisa, 4/58.
[19] Bakara, 2/283.
[20] Enfal, 8/27.
[21] Ahzab, 33/72.
[22] İbn Kesir, Hadislerle Kur'ân-ı Kerim Tefsiri, C.12,
Sh.6612.
[23] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.69, Hds.120.
Kitabu'1-İman, B.24, Hds.26. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.25,
Hds.107-108. Sünen-i Neseî, Kitabu'1-İman, B.20, Hds.4988-4990, Sünen-i
Tirmizî, Kitabu'1-İman, B.14, Hds.2766.
[24] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.25, Hds.109-110.
[25] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-Buyu, B.38, Hds.1280.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'I-Buyu, B.81, Hds. 35 34-3 53 5. Sünen-i Dârimî,
Kitabu'1-Buyu, B.57, Hds.2600. Taberânî, Mu'cemu's-Sağir Tercümesi, C.l,
Sh.445, Hds.331.
[26] Taberânî, Mu'cemu's-Sağir Tercümesi, C.l, Sh.171,
Hds.107. İbn Hacer el-Askalânî, Terğib ve Terhib, Sh.75, Hds.99. İmam Hafız
el-Munzirî, A.g.e. C.l, Sh.365, Hds.33.
İmam Suyutî, A.g.e. C.3, Sh.425, Hds.3848 (9704). Ahmed
b. Hanbel, Müsned, C.3, Sh.135 ve 154'den.
İmam Muhammed b. Muhammed b. Süleyman er-Rûdânî, Cemu'l Fevaid-Büyük
Hadis Külliyatı, çev. Naİm Erdoğan, İst. T.Y C.2, Sh.381, Hds.4987. Ebu Ya'lâ
ve Bezzar'dan.
[27] Sahİh-i Buhârî, Kitabu'r-Rİkak, B.35, Hds.83.
Kitabu'1-İIm, B.2,Hds.l.
[28] Taberânî, Mu'cemu's-Sağir Tercümesi, C.l, Sh.358,
Hds.268. Abdullah ibnü'l-Mübarek, Kitabu'z-Zühd, Sh.47, Hds. 172 (ilk cümle).
Ebu Nuaym el-Isfahânî, Hilyetü'l-Evliya-Sahabeden
Günümüze
Allah Dostları, çev. Said Aykut, vdğ. İst. 1995, C.2,
Sh.185.
Emanetin nasıl kaldırılacağına dair Rasulullah
(s.a.s.)'in beyanı için bkz.
Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikak, B.35, Hds.84.
Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.64, Hds.230.
[29] Abdullah ibnü'l-Mübarek, Kitabu'z-Zühd, Sh.173,
Hbr.695.
[30] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Vitr, B.32, Hds.1547. Sünen-i
Neseî, Kitabu'l-İsti'aze, B.f 9, Hds.5433-5434. Süneni İbn Mace,
Kitabu'l-Et'ime, B.53, Hds.3354.
[31] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B.157, Hds.2769.
İmam Suyutî, A.g.e. C.2, Sn.183, Hds.1679 (3098). Ahmed b. Hanbel,
Müsned, C.l, Sh.l66-167'den.