Yegâne Rabbimiz Alİah (Azze ve Celle) şöyle buyurdu:
"Böylece Biz sizi, insanlara şahid (ve örnek)
olmanız için orta (vasat) bir ümmet kıldık, peygamber de üzerinizde bir şahid
olsun.[1]
İmam ibn Kesir (rh.a), şöyle diyor;
"Buradaki vasat kelimesi, en seçkin ve en iyi
demektir.
Alİah Teâlâ, bu ümmeti en seçkin ümmet yapın-ca,ona,
şeriatların en mükemmelini, sistemlerin en doğrusunu, yolların en açığını
vermiştir. [2]
İmam Kurtubî (rh.a.), meşhur tefsirinde
"Vasat" kelimesini şöyle açıklıyor:
"Vasat, adaletli ve dengeli demektir. Bunun asıl
anlamı ise, herşeyin en övüleninin vasatı olduğundan dolayıdır..... Vasat,
aşırılığın da, kusurun da uzağında kaldığı için övülmüştür...
Bu hususta Hz. Ali'nin şöyle dediği rivayet
edilmiştir:
Siz, vasat olan yoldan ayrılmamaya bakınız. Çünkü
daha yüksekte olan da ona doğru iner, daha aşağıda olan da ona doğru çıkar.[3]
Ebu Said (r.a.), Rasulullah (s.a.s.)'in: "Böylece
Biz sizi, insanlara şahid (ve Örnek) olmak için orta (vasat) bir ümmet
kıldık." ayeti hakkında: "Adaletli" buyurduğunu rivayet eder. [4] Ebu
Said (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Kıyamet gününde Nuh
çağrılacak. Nuh:
Davetine icabet ettim, huzuruna geldim, emrine hazırım
ya Rabb! diyecek.
Allah:
(Emirlerimi
ümmetine) tebliğ ettin mi? diye soracak.
Nuh da:
Evet ettim, diyecek.
Bunun üzerine Nuh'un Ümmetine:
Nuh, size tebliğ etti mi? diye sorulacak. Nuh'un
Ümmeti de:
Bizi, böyle ahiret azabından korkutan bir peygamber
gelmedi! diyecekler.
Bu cevab üzerine Allah:
Ey Nuh, senin tebliğ ettiğine kim şehadet eder? diye
soracak.
Oda:
Muhammed ve O'nun ümmeti, diye cevab verecek.
Akabinde Muhammed ile ümmeti, Nuh'un, ümmetine
Allah'ın hükümlerini tebliği etmiş olduğuna şehadet edecekler. Rasulünüz de
sizin üzerinize bir şahid olacaktır. İşte şu beyanım, zikri yüce olan Allah'ın
şu kavlidir:
"Böylece Biz sizi, insanlara şahid (ve örnek)
olmanız için orta (vasat) bir ümmet kıldık. Peygamberde üzerinize bir şahid
olsun. [5]
el-Vasat, el-Adi demektir.[6]
Rabbimiz Allah tarafından vasat kılınmış en son Ra-sul
(s.a.s.)'in ümmeti, hiç bir şeyde aşırılığı olmayan, her şeyi adalet üzere
dengeli olan bir ümmettir... Bu adaletli ümmetin her muvahhid mü'min olan ferdi
de, istenilen kıvamda vasat bir ferddir... İfrat ve tefritten tamamen uzak,
kendisine ne emrolunnıuş ve ne öğretilmiş ise onu hakkıyla yerine getiren
olgun bir ferddir... Her muvahhid mü'min, aynı zamanda kâmil bir insan namzedi
ve bu uğurda bütün gayretini sarf eden izzetli bir şahsiyettir...
Her şeyi, olması gerekli olan ve yaradılış gayesine
uygun yerine koymak adaletin gereğidir...Mü'min müslüman şahsiyet, her varlığın
hakkım veren ve olması gereken yerine koyan adaletli davranan bir kişidir... O,
ifrat ve tefriti birer zulüm kabul eden bir şahsiyet olduğu için zulmün her
çeşidine karşı çıkar... Zulmü ortadan kaldırmak için var gücüyle çalışır...
İfrat ve tefrit, hayatın huzurlu olmasını sağlayan dengeyi bozduğu için, her
aklını kullanabilen insan tarafından reddolunur... Huzur ve mutluluk, itidalli
olmakla gerçekleşir... İki aşırılıktan tamamen uzak, dengeli orta yol, huzur
ve mutluluk yoludur...
Rabbimiz Allah, bu yolun esasını şöyle beyan buyurur
ayet-i kerimelerinde:
"Elini boynunda bağlanmış olarak kılma (cimri olma),
büsbütün de açık tutma (israf da etme). Sonra kınanır, hasret (pişmanlık)
içinde kalakalırsın.[7]
"Onlar, harcadıkları zaman, ne israf ederler, ne
kısarlar, (harcamaları) ikisi arasında orta bir yoldur. [8]
"Ey Ademoğulları, her mescid yanında
ziynetlerinizi takının. Yeyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O (Allah), israf
edenleri sevmez. [9]
".......Namazında sesini çok yükseltme çok da
kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse. [10]
"Ey iman edenler, Allah'ın sizin için helâl
kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şübhesiz Allah, haddi
aşanları sevmez. [11]
Rabbimiz Allah'ın buyurduğu ve Rasulü (s.a.s.)'in
gösterdiği yol, insan fıtratına uygun eşi olmayan bir yoldur... Bu yol, İslâm
Dini'nin beyan ettiği fıtrat yoludur... İnsanlar, bu fıtrat üzere ve bu dine
uygun yaratılmışlardır.[12]
İnsanlar, bu din, bu din de insanlar içindir... Kim ki, fıtratına uygun olan bu
dosdoğru dine uymaz, ya da uyduktan sonra geriye dönerse ebedî mutsuz olur...
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah:
"Kim kendisine dosdoğru yol apaçık belli olduktan
sonra, Rasul'e muhalefet ederse ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa,
onu, döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır O!.. [13]
Muvahhid mü'minlerin yolu, yegâne İlâh ve Rabb
Allah'ın yoludur... O yol ki, onu, yegâne önder Rasulullah(s.a.s.), Allah'ın
buyurduğu ve razı olduğu şekilde izah etmiş, insanlık âleminin huzuru için en
ince ayrıntısına kadar öğretmiştir...
Cabir b. Abdillah (r. anhuma)'nın rivayetiyle şöyle
buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):
"Bundan sonra (malumunuz olsun ki), sözün en hayırlısı,
Allah'ın kitabıdır. İrşadların (yolun) en hayırlısı, Muhammed'in irşadı
(yolu)dır. Umurun (işlerin) en kötüsü, sonradan çıkarılanlardır. Her bid'at
dalâlettir. [14]
İnsanlık âlemini huzura, barışa ve sevgiye ulaştıracak
en güzel söz Allah'ın kelâmı Kur'ân-ı Kerim ve Rasu-lullah (s.a.s.)'in voıu
°*an Sünneti'dır... İnsanın tabiatına uygun olarak va'z edilen İslâm, fıtrat dini
ve hayat nizamıdır... Onun emirleri, insanın gücünü aşmayan, insanın yerine
getirmekte zevk ve huzur duyduğu hükümlerdir... İman ehli olan muvahhid insan,
fıtratına uygun olan İslâm'ın kendisine yüklediği kulluk vazifelerini
emrolunduğu ve gösterilip öğretildiği gibi yerine getirdiği zaman, dünya
hayatında huzur, mutluluk, sevgi ve barış içinde yaşar... Ahiret hayatında
ebedî cennette olur...
Talha ibn Ubeydullah (r.a.) anlatıyor:
(Necd ahalisinden) başının saçı darmadağın bir
be-devî, Rasulullah (s.a.s.)'in huzuruna geldi de:
Ya Rasulullah, Allah'ın benim üzerime namazdan neyi
farz kıldığını bana haber ver, dedi.
Rasulullah (s.a.s.):
"Beş vakit namaz farz kıldı. Ancak kendiliğinden
bir şey kılabilirsin." buyurdu. Bedevi:
Allah'ın, benim üzerime oruçtan neyi farz kıldığını
haber ver, dedi.
Rasulullah:
"Ramazan ayında oruç tutmayı farz kıldı. Ancak
kendiliğinden de bir mikdar oruç tutabilirsin." buyurdu. Bedevi:
Allah'ın, bana zekattan neyi farz kıldığını haber ver,
dedi.
Rasulullah (s.a.s.)de ona, İslâm'ın şeriatlerini haber
verdi.
Bedevi:
Sana (umumî peygamberlik) ikram eden Allah'a yemin
ederim ki ben, kendiliğimden gönüllü olarak hiç bir şey yapmam ve Allah'ın bana
farz kılmış olduğu hiçbir şeyi de noksan yapmam, dedi(ve arkasını dönüp
gitti).
Rasulullah (s.a.s.):
"Eğer doğru söylüyorsa felah buldu. Yahud, Eğer
doğru söylüyorsa, cennete girdi." buyurdu.[15]
Fıtratı bozulmamış bir 'bedevî'nin tertemiz anlayışıyla
fıtrat dinini kavramak, ihlâs ile itaat edip yaşamak... İtidal üzere olan,
kurtuluşa eren şahsiyetin tavrıdır, bu tavır... Tek millet olan küfrün sağına
ve soluna meyletmeyen, her zaman adalet üzere olan, zulmün her türlüsüne
kimden geldiğine bakmadan reddedip karşı çıkan muvahhid mü'minler, hayatın her
alanında dengeli olmaya gayret ederler... Taşkınlık yapanların helak olduğunu
beyan buyuran önderleri Rasulullah (s.a.s.)'in izinde olmanın, dengeli olmak
olduğunun farkında ve şuurundadırlar...
Abdullah ibn Mes'ud (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyuruyor
Rasulullah (s.a.s.):
"Taşkınlar (aşırı gidenler ince eleyip sık
dokuyanlar) helak olmuştur."
Bunu, üç defa söyledi.[16]
Yegâne hayat nizamı ve fıtrat dini olan İslâm'ın hangi
ilkesine bakılırsa bakılsın görülecek hakikat odur ki İslâm, itidal üzere olan
bir nizamdır... Ferdî hayatta olsun, toplumsal hayatta olsun emirleri ve
nehiyleri, insanın faydasına dönük olup aşırı gitmeyen orta yolun takib edilmesini
isteyen bir nizamdır... Dinde aşırılığı yasaklayan İslâm, insanlığın huzuru
için her şeyin itidal üzere olmasını emretmiştir...
İbn Abbas (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), Akabe sabahı bineğinin üzerinde
bana:
"Gel, benim için taş topla." buyurdu.
Ben de topladım. Onları, eline koyunca (elindeki bir
tanesini göstererek):
"İşte, böylelerini topla. Dinde aşırılıktan
sakınınız. Çünkü sizden öncekiler, dinde kendilerini zorlayarak aşırılığa
gittikleri için helak olmuşlardır." buyurdu. [17]
Rabbimiz Allah'ın büyük nimeti olan İslâm Dini tamamlanmıştır. [18]
İnsanların hayatını en güzel ve sağlıklı devam ettirebilmesi için ihtiyaçları
olan bütün imkânlar, Allah tarafından bahşedilmiş ve bu imkânların nasıl kullanılacağı
da beyan olunmuştur... Bundan dolayı dine, ne bir şey eklenilir, ne de herhangi
bir şey çıkarılabilinir... Her şey yerli yerinde ve her şey olması gerekli
olduğu gibi tam kıvarmndadır... İslâm Dini adına aşırı gidip dinden olmayan
şeylerin, iyi niyet ve ibadet kastı ile dine eklenesinin helak olmaya sebep
olacağı gibi, dinden olan bir şeyin de dinden çıkarılması, insanları helak
eder...
İnsanın hayatının dengeli olması için gerekli tavsiyelerde
bulunan yegâne Önder Rasulullah (s.a.s.), sevgi ve nefret konusunda da itidalli
olmaya davet etmiştir... Sevgi ve nefret konusundaki aşırılık, insanın
hayatının dengesini bozar, onu her zaman hayal kırıklığına uğratır...
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah
(s.a.s.):
"Sevdiğini azar azar sev, belki günün birinde
sevmediğin kişi olur ve sevmediğine de azar azar buğz et, belki günün birinde
sevdiğin kişi olur.[19]
Emirû-mü'minin İmam Ömer ibnü'l-Hattab (r.a.) şöyle
demiş:
Sevgin, taşkınlık derecesinde bir yük olmasın.
Düşmanlığın da (yok etmek derecesinde) telef olmasın.
(Ravîlerden
Eşlem):
Bu, nasıldır? diye sordum. O, şöyle dedi:
Sevdiğin zaman, çocuğun düşkünlükle sevmesi gibi
külfetle seversin ve düşmanlık ettiğin zaman da, arkadaşının yok olmasını
istersin.[20]
İzzet sahibi şahsiyetli mü'minler, her zaman bu şahsiyetlerine
yakışan tavır içinde olur ve gerek akidelerinden, gerekse güzel ahlâklarından
asla taviz vermezler... Onlar, hâl ve hareketlerini halka göre değil, hakka
göre ayarlar, hak ölçülerine uymada hassas davranırlar... Kuru kalabalıklara
tabi olmaktan uzak durur, şuurlu, planlı ve programlı hareket ederler... Nerede
olurlarsa olsunlar, her anlarında iyilik üzere olur, kendilerini kötülerden ve
kötülüklerden uzak tutarlar...
Huzeyfe (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah
(s.a.s.):
"Herkes iyilik yaparsa, biz de iyilik yaparız ve
onlar, haksızlık yaparsa, biz de haksızlık yaparız, diyen şahsiyetsiz
kimselerden olmayın! Fakat kendinizi herkes iyilik yaparsa iyilik yapmaya ve
şayet kötülük yaparsa onların kötülüklerinden uzak durmaya hazırlayınız. [21]
İnsan tabiatına uygun biricik ve eşsiz nizam olan İslâm
Dini, insana hiç bir güçlük yüklemeyen kolaylık dinidir... Allah'ın
emirlerini, Rasulullah (s.a.s.) örneğinde olduğu gibi bilen ve uygulayan kişi,
hiç zorluk çekmeden gerekli ibadetini yapmış olur... İslâm'da ne emrolmuş ise
onu yapan ve ne yasaklanmış ise ondan kaçınan mü'min müslüman kişi, ifrat ve
tefrite düşmez... Aşırılıktan uzak kalır ve itidal üzere olmaya devam eder...
Fakat din konusunda emredilenleri az görür de daha çok yapmak isteyenler,
sonunda yenik düşer, gerekli ibadetleri yapma konusunda da zayıflık gösterir,
hatta ibadeti terk bile ederler... Akîde ve ibadet konusunda, ya korkunç bir
sapışla sapar, ya da hakkıyla yerine getiremez olur... Böylece aşırılığın bir
felaket olduğu ortaya çıkar... Halbuki Rabbimiz Allah, biz kulları için kolay
olanını emretmiş, önderimiz Rasulullah (s.a.s.) kolay olanını tercih etmiş ve
bize örnek olmuştur...
Şöyle buyurur Rabbimiz Allah:
"Allah, size kolaylık diler, size zorluk dilemez.[22]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Şübhesiz ki bu din, kolaylıktır. Hiç bir kimse
yoktur ki, bu din hususunda (amelim noksansız olsun diye) kendini zorlasın da
din, ona galebe etmesin (ve erinip büsbütün amelden kesilmesin). Öyle olunca
orta yolu takib edin /ifrat ve tefritin ortasını bulun. (Eğer en kâmilini yapamazsanız,
ona) yaklaşın. (Az olsa da devamlı amel ve ibadetten dolayı) sevinin. Sabah, akşam
ve gecenin bir bölümünde (ibadete tevfik vermesi için Allah'dan) yardım
isteyin. [23]
Mü'min müsıümanlara,hayatlarının her alanında kendilerine
emrolunduğu ve öğretildiği gibi davranmalarını, ifrat ve tefritten uzak
durmalarını, emreden önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in şu beyanlarına dikkat
edelim...
Amr b. Harise (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Her işte ifrat ve tefritin ortasını tercih et!
Çünkü işlerin en hayırlısı orta olandır.[24]
Abdulmuttalib b. Abdullah (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Meşru dairede eğleniniz ve oynayımz. Ben,
dininizde bir kabalığın görünmesinden hoşlanmıyorum. [25]
Kadın olsun, erkek olsun her muvahhid mü'min, önderi
ve hayat örneği olan Rasulullah (s.a.s.)'in bu emirlerine titizlikle
uymalıdır... Her işte emrolundukları gibi davranmalı ve en hayırlı olan orta
yoldan ayrılmamalıdırlar... Rasulullah (s.a.s)'in Sünneti budur... O'nun
Sünneti'ni ta-kib eden mü'min müslümanlar, aşırılığa düşmekten ve her türlü
sapmalardan kurtulmuşlardır...
Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor:
Üç kişi, Peygamberin hanımlarının evlerine geldiler de
Peygamberin ibadetinden soruyorlardı. Bunlara, Peygamberin ibadeti haber verilince
kendileri bu ibadeti azımsadılar ve:
Biz nerede, Peygamber nerede? Muhakkak ki Allah,
Peygamberinin geçmiş olan ve gelecekte işlenmesi muhtemel bulunulan bütün
günahlarını mağfiret etmiştir, dediler.
İçlerinden biri:
Bana gelince, ben, geceleri daima namaz kılacağım,
dedi.
Diğeri:
Ben, her zaman oruç tutacağım ve oruçsuz olmayacağım,
dedi.
Diğeri de:
Ben de, kadınlardan ayrı yaşayacağım, hiç evlenmeyeceğim,
dedi.
Onlar, bu sözleri söylerken Rasulullahh (s.a.s.), onların
yanlarına çıkageldi de:
"Sizler, şöyle şöyle söyleyen kimselersiniz,
Dikkat edin! Allah'a yemin ederim ki, ben sizin Allah'dan en çok korkanınız ve
en çok takvalı olanınız bulunuyorum.
Bununla beraber ben, oruç tutarım, oruçsuz da bulunurum.
Nafile namaz kılarım (gecenin bir kısmında) uyurum. Kadınlarla da evlenirim,
(işte benim sünnetim / hayat yolum budur).
Her kim benim sünnetimden (hayat yolumdan) yüz
çevirirse o, benden değildir.[26]
Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti, Rabbimiz
Allah'ın O'na emrettiği hayat yoludur... Bu yol, başta Tev-hid akidesi olmak
üzere, farz ve nafile bütün amellere şamildir.[27]
Rasulullah (s.a.s.), nevasından hiçbir şey söylemez ve yapmaz... Çünkü O
(s.a.s.), bütün muvahhid mü'minlerin önderi ve Örneğidir... O (s.a.s.), her ne
söylemiş ve yapmış ise, Allah Tealâ'nm O'na vahiy etmesiyle söyleyip
yapmıştır. [28] Rasulullah (s.a.s.),
söyledikleri ve yaptıklarının bütünü, Allah Teâlâ'nın emriyle olmuş, Rabbimiz
Allah'ın razı olduğu şeylerdir... Bundan dolayı O'-nun Sünneti'nden yüz
çevirmek, Allah Tealâ'nm emrinden yüz çevirmek demektir... O'nun sözlerini
dinlememek, yani itaat etmemek, Allah'ın emirlerini dinlememek ve itaat
etmemek demektir... Rasulullah (s.a.s.)'e itaat etmek, Allah'a itaat etmek
demektir...
Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Kim Rasul'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat
etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni, onların üzerine koruyucu
göndermedik. [29]
Ebu Hüreyre (r.a.)'rn rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyuruyor:
"Bana itaat eden, Allah'a itaat etmiştir. Bana
isyan eden, Allah'a isyan etmiştir. [30]
Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), kendisine sımsıkı sarıldığınızda
asla sapmayacağımız iki kaynak bırakmıştır: Kur'ân-ı Kerim ve O'nun Sünneti!
İmam Malik (rh.a.)'e şu rivayet edilmiş.
Rasulullah (s.a.s.):
"Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı
bağlandığınız müddetçe, asla doğru yoldan sapmayacaksınız. Bunlar:
Allah'ın Kitabı ve Nebisinin Sünneti'dir." buyurmuştur.
[31]
Muvahhidlerin ve müttakîlerin önderi Rasulullah
(s.a.s.), hayatta iken, iyi niyetle ve ibadet kastı ile hareket edip aşırı
giderek Ölçüyü aşan Ashabına karşı nasıl davrandığı ve onların bu hareketini
reddeden tavrı, sahih hadislerde beyan olunmuştur...
Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.) oruçta, birbirine eklemekten
neh-yetmişti. Müslümanlardan bir kimse, Rasulullah'a hitaben:
Ya Rasulullah, sen, bir günün orucunu öbür günün
orucuna ekliyorsun, dedi.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):
"Sizin hanginiz benim gibidir? Ben, Rabbim beni
doyurur ve sular bir hâlde gecelerim" buyurdu.
Fakat sahabeler, bir günün orucunu, diğer günün
orucuna eklemekten vazgeçmekten (yine) çekindiklerinde, Rasulullah (s.a.s.) oruçlarını
bir gün, sonra bir gün daha (arka arkaya iki gün) birbirine ekletti. Sonra
(üçüncü günü) hilâli gördüler.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), orucu birbirine
eklemekten vazgeçmek istemeyenleri cezalandırma yapar gibi:
"Eğer hilâl geri kalsaydı, eklemeyi sizin için
(bir i'ti-bar olsun diye) o kadar arttırırdım." buyurdu.[32]
Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), Ramazan ayının sonunda (iftar
vaktinde yemeyip içmeyerek) orucunu birbirine uladı (visal) Bunun üzerine bir
takım insanlar da oruçlarını (arada bir şey yemeyerek) birbirine uladılar.
Onların bu oruç ulamaları, Rasululîah (s.a.s.)'e ulaşınca:
"Eğer ay, benim için uzatılsaydı, bu
derinlemesine (aşırı) gidenlerin, aşırılıklarını (derinleştirmelerini) terk
edecekleri bir ulamayı muhakkak yapardım. Şüphesiz ben, sizin gibi değilim.
Ben, Rabbim beni doyurur ve içirir hâlde bulunurum" buyurdu. [33]
İbn Mes'ud el-Bedrî el-Ensarî (r.a.) anlatıyor: Bir
adam, Rasulullah (s.a.s.)'e geldi de:
Falan kimse, bize namaz kıldırırken o kadar uzatıyor
ki, vallahi, sabah namazına gitmekten
(adetâ) geri kalıyorum, dedi.
Ebu Mes'ud dedi ki:
Ben, Rasulullah'ı hiç bir konuda o günkü kadar öfkeli
görmedim.
Bu şikayet üzerine Rasulullah (s.a.s.):
"Ey insanlar, içinizden bazı kimselerde cemaatı
dinden nefret ettirme hasleti vardır.
Herhangi biriniz namaz kıldıracak olursa, hafif tutsun!
Çünkü cemaatın içinde hasta olanı var, yaşlı olanı var, işgüç sahibi olanı
vardır." buyurdu.[34]
Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), mescide girdi. Girince mescidin
iki direği arasında bir ip gerilmiş olduğunu gördü.
"Bu ip nedir?" diye sordu.
Sahibeler:
Bu, Zeyneb (bintu Cahş)'ın ipidir. Zeyneb (namazda
ayakta durmaktan) yorulunca bu ipe tutunur, dediler.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):
"Hayır (ibadette böyle güçlük olmaz)! Bu ipi çözünüz.
Sizin biriniz zinde ve kuvvetli oldukça namazı (ayakta) kılsın. Yorulup
gevşeyince de hemen otursun (ve oturarak tamamlasın)." buyurdu.[35]
Ümmü'l-mü'minin Aişe (r.anha) anlatıyor: Rasulullah
(s.a.s.), Aişe'nin yanında bir kadın varken yanlarına girdi:
"Bu kadın kimdir?"
Aişe:
Falanca kadındır, dedi ve o kadının kıldığı namazları
anlatmaya başladı.
Rasulullah (s.a.s.) ise:
"Bu sözü bırak! Daima elinizden gelecek şeyleri
yapınız. Yoksa Allah'a yemin olsun ki, siz usanmadıkça Allah
usanmaz."buyurdu. [36]
Bu hadisin şerhinde şunlar denilmiştir:
Usanmak: Bıkmak manasınadır. Bu mânâ, Allah Te-âlâ
hakkında muhaldir. Şu hâlde hadisi te'vil icâb eder.
Filhakika ulemânın muhakkıkları bu cümleyi te'vil
etmiş ve:
Allah, size usanıp bıkan kimse muamelesi yapmaz.
Binaenaleyh sizden sevab ve mükâfatını kesmez. Meğer ki siz, yapmakta olduğunuz
hayırlı amellerden vazgeçmiş olasınız! demişlerdir.
Bazılarına göre bu cümlenin mânâsı:
Siz bıkarsanız, Allah bıkmaz, demektir.
İbn Kuteybe ile diğer bir takım ulemâ bu mânâya kaail
olmuşlardır.[37]
Hayat örneğimiz ve önderimiz RasuluHah (s.a.s.),
mü'min müslümanlara hayatlarının her hâlinde iyilik, güzellik ve hayır üzere
olmalarını tavsiye edip, nasıl olmalarının gereğini de öğretmiştir... Merhamet
olunmuş ümmetin
[38]birer ferdleri olan mü'min müslümanlar, gerek ferdî,
gerek ailevî, gerekse toplumsal hayatlarında takib edecekleri yegâne önder
Rasulullah (s.a.s.) olduğu için, her hâllerinde Rasulullah'ın hayatını öğrenip
ona tabi olmaları gerekir... İtidalli olmanın, olmazsa olmaz şartı da budur!..
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.), gülmekte ve konuşmakta olan bir
topluluğun yanına varıp:
"Nefsim, kudret elinde olan (Allah)a yemin ederim
ki, eğer benim bildiğimi siz bilseydiniz, az gülerdiniz ve
çok ağlardınız." buyurdu.
Sonra Rasulullah, döndü (gitti) de o cemaat ağladı.
Sonra Allah (Azze ve Celle), Rasulullah'a vahyetti ki:
"Ya Muhammed, niçin kullarımı umutsuzluğa düşürürsün?"
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), geri dönüp şöyle buyurdu:
"Müjdeleyiniz, doğruyu söyleyiniz ve itidal üzere
olunuz (büsbütün sevinmeyiniz, tamamen umutsuzluğa düşmeyiniz)[39]
Ümmü'l-mü'minin Aişe (r.a.)'dan.
Rasulullah(s.a.s.) şöyle buyurur:
"Amellerin Allah'a en sevgili olanı, az olsa bile
devamlı yapılanıdır. [40]
Muvahhid mü'minler, az da olsa devamlı yapmaya
çalıştıkları bütün amellerini, yalnızca Allah'ın rızasını kazanmak için
yaparlar... Rasulullah (s.a.s.)'in kendilerine gösterdiği gibi ve yalnız
Allah'ın rızasını kazanmak için
işledikleri salih amellerinin Allah tarafından kabul
edileceğine inanırlar.[41]
Muvahhid mü'minler, dünyanın neresinde olurlarsa
olsunlar, kendilerine miras olarak bırakılmaş iki kaynağa sımsıkı sarılıp
ayrılmadıkları ve gerek akidelerinden, gerekse salih amellerinde taviz
vermedikleri müddetçe, izzet üzere olmaya devam edecek, şerefli, huzurlu ve
dengeli bir hayat yaşayacaklar...
Mü'min müslümanların bu dengeli hayatı yaşamaları için
kendilerine gerekli bütün imkânlar verilmiştir... Rab-bimiz Allah'ın bize
verdiği bu imkânları, Rasulullah (s.a.s.) örneğinde kullandığımız takdirde,
bütün sıkıntılardan kurtulacak, huzurlu bir ortama kavuşacağız...
Şu iki hadislerinde dengeli hayatın şartlarını beyan
buyurur Rasulullah (s.a.s.).
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Sizden biriniz, yaratılış, mal ve evlad
hususunda kendisinden üstün kılınmış kimselere baktığı zaman (üzülmesin), hemen
kendisinden aşağı (hâili) kimselere baksın. [42]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurur: "Sizden daha aşağı olanlara bakın! Sizin fevkinizde olanlara
bakmayın!
Bu, Allah'ın nimetini küçümsememenize daha layıktır.[43]
Rasulullah (s.a.s.)'in bu tavsiyelerini can-u gönülden
dinleyip itaat eden hangi muvahhid mü'min, huzurlu ve mutlu bir hayat yaşamadı
ki?.. Huzurlu ve mutlu bir hayat yaşamak, sağlıklı bir ömür geçirmek ve
ahirette ebedî bir saadet isteyenler, Âlemlerin Rabbi Allah'a ve O'nun Rasu-lü
(s.a.s.)'e katıksız iman edip itaat etmelidirler!..
[1] Bakara, 2/143.
[2] İbn Kesir, A.g.e, C.3, Sh.596.
[3] İmam Kurtubî, el-Câmiu Li Ahkâmİ'l-Kur'ân, çev. M.
Beşir Eryar-soy, İst. 1997, C.2, Sh.375-376.
[4] Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsirû'l-Kur'ân, B.3,
Hds.3138.
İbn Kesir, A.g.e. C.3, Sh.599. İmam Ahmed b. Hanbel, (Müsned,
C.3,Sh.9ve32)'den.
[5] Bakara, 2/143
[6] Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tefsir, B.l 1, Hds.14.
Kitabu'l-İ'tisam, B.19, Hds.77.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B.3, Hds.3139. İbn Kesir,
A.g.e. C.3, Sh.598. İmam Ahmed b. Hanbel (Müsned, C.3, Sh.32)'den.
[7] îsra, 17/29.
[8] Furkan, 25/67.
[9] A'raf, 7/31.
[10] İsra, 17/110.
[11] Mâide, 5/87.
[12] Bkz. Rum, 30/30
[13] Nisa, 4/115.
[14] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Cuma, B.13, Hds.43.
Sahih-i Buhârî, Kitabu'I-Edeb, B.70, Hbr.123. (Abdullah
ibn Mes'ud'un sözü)
Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.7, Hds.45-46.
[15] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Hıyel, B.3, Hds.4.
Kitabu'1-İman, B.34, Hds.39
Kitâbu's-Savm, B.l, Hds.l
Kitabu'ş-Şehadet, B.27, Hds.40.
Sahih-i Müslim, Kitabu'1-îman, B.2, Hds.8-9, B.3, Hds.10. Sünen-i Ebu Davud,
KitabuVSalât, B.l, Hds.391. Sünen-i Neseî, KitabuVSalât, B.4, Hds.457-458.
Kitabu's-Siyam, B.l, Hds.2092. Kitabu'1-îman, B.23, Hds.4995. Sünen-i Dârimî,
Kitabu's-Salât, B.208, Hds.1586. Muhammed b. İdris eş-Şafıî, er-Risale, çev.
Prof. Dr. Abulkadir Şe-ner-Prof. Dr. İbrahim Çalışkan, Ank. 1996, Sh.73,
Md.344. İmam Malik, Muvatta', Kitabu Kasru's-Salât, Hds.94.
[16] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İlm, B.4, Hds.7.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sünnet, B.6, Hds.4608. Sünen-i İbn Mace,
Kitabu'l-Menasık, B.63, Hds.3029. Kadı Iyaz, Şifa-i Şerif, çev. Suat Cebeci,
Ank. 1992, Sh.3O8.
[17] Sünen-i Neseî, Kitabu Mensiku'1-Hacc, B.217, Hds.3044.
[18] Bkz. Mâide, 5/3.
[19] Sünen-i Tirmİzî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.59,
Hds.2065.
İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.643, Hbr.1321. (İmam Ali,
r.a'm sözü olarak)
Seyyid Mansur Ali Nasif el-Hüseynî eş-Şafıî, Et-Tacu'1-Câmiu-li'l-Usûl
fi Ahâdisi'r-Rasul-Taç Tercemesi, çev. Bekir Sadak, İst, 1980, C.5, Sh.153,
Hds.283. Beyhakî ve Taberânî'den.
[20] İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.644, Hbr.1322.
[21] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.62,
Hds.2075.
[22] Bakara, 2/185.
[23] Sahih-i Buhârî, Kitabu'I-İman, B.29, Hds.32. Sünen-i
Neseî, Kitabu'1-İman, B.28, Hds.5001.
[24] İmam Suyutî, A.g.e. C.l, Sh.440, Hds.941 (1628).
Beyhakî, Şu-abu'l-İman'dan.
Not: Hadis, zaîf olup senedi münkatidir. Bkz.
Muhammed Abdurrauf Münâvî, Feyzu'l-Kadir, Şerhu'l-Cami'us-Sağir. C.2,
Sh.188, Hds.1628. Beyhâki, Sünen'den. Aclunî, Keşfu'1-Hafa, C.l, Sh.391,
Hds.1247.
[25] İmam Suyutî, A.g.e. C.l, Sh.426, Hds.921 (1582).
Beyhakî, Şu-abu'l-İman'dan.
Not: Hadis, zaîf olup senedi münkatidir. Bkz. Münâvî, Feyzu'l-Kadir,
C.2, Sh.161, Hds.I582.
[26] Sahih-İ Buhârî, Kitabu'n-Nikâh, B.l, Hds.l. Sahih-i
Müslim, Kitabu'n-Nikâh, B.l, Hds.5. Sünen-i Neseî, Kitabu'n-Nikâh, B.4,
Hds.3203.
[27] Bkz. Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi,
İst. T.Y.C.7,Sh.216.
[28] Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O
(söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir." Necm, 53/3-4.
[29] Nisa, 4/80.
[30] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cihad, B.108, Hds.164.
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmare, B.8, Hds.32-33. Sünen-i
Neseî, Kitabu'1-Biat, B.30, Hds.4178. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B.151,
Hds.2757. Sünen-İ İbn Mace, Mukaddime, B.l, Hds.3.
[31] İmam Malik, Muvatta', Kitabu'l-Kader, Hds.3.
İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.l, Sh.99, Hds.6. Hakim,
İbn Abbas (r.a)'dan.
EI-Hafız Şihabu'd-Din Ahmed b. Ali İbnu Hacer
el-Askalânî,
Terğib ve Terhib, çev. Abdulvehhab Öztürk, İst. 1982,
Sh.27, Hds.16.
İbn Hişam, İslâm Tarihi-Siret-i İbn Hişam Tercemesi,
çev. Hasan
Ege, İst. 1985,C.4,Sh.346.
[32] Sahih-i Buhârî, Kitabu's-Savm, B.48, Hds.73.
Kitabu't-Temennî, B.9, Hds.17.
Sahih-i Müslim, Kitabu's-Siyam, B.l 1, Hds.57.
[33] Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Temennî, B.9, Hds.16. Sahih-i
Müslim, Kitabu's-Siyam, B.l 1, Hds.59-60.
[34] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.75, Hds.135.
Sahih-i Müslim, Kitabu's-Salât, B.37, Hds.182-185. Sünen-i İbn Mace,
Kitabu İkametu's-Salâ, B.48, Hds.984. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Salât, B.124,
Hds.794-795. Sünen-i Tirmizî, Kitabu's-Salât, B.175, Hds.236. Sünen-i Neseî,
Kitabu '1-İmamet, B.35, Hds.823.
[35] Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Teheccüd, B.18, Hds.31.
Sahih-i Müslim, Kitabu Salati'l-Müsafirin, B.31, Hds.219. Sünen-i İbn Mace
Kitabu İkametu's-Salâ, B.184, Hds.1371. Sünen-i Neseî, Kitabu Kıyamu'1-Leyl,
B.17, Hds.1643. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu Salatu't-Tatavvu, B.5, Hds.1312.
[36] Sahih-i Buhârî Kitabu'1-İman, B.32, Hds.36.
Sahih-i Müslim, Kitabu Salati'l-Müsafirin, B.30, Hds.215. Sünen-i Ebu
Davud, Kitabu Salati't-Tatavvu, B.27, Hds.1368. Sünen-i Neseî, Kitabu
Kıyamu'1-Leyl, B.17, Hds.1642. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.28,
Hds.4240-4241. İmam Malik, Muvatîa', Kitabu Salati'1-Leyl, Hds.4. Ahmed ibn
Hanbel, Kitabu'z-Zühd, çev. Mehmed Emin İhsanoğ-lu, İst. 1993, C.1, Sh.35, Hds.95.
[37] Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, C.4,
Sh.331.
[38] Ebu Musa (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur
Rasulullah (s.a.s.): "Benim ümmetim, merhamet olunmuş bir ümmettir.
(Ümmet-i merhume)"
Sünen~i Ebu Davud, Kitabu'l-Fiten, B.7, Hds.4278. Sünen-i İbn Mace,
Kitabu'z-Zühd, B.34, Hds.4292.
[39] İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.126, Hds.254.
[40] Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikak, B.18, Hds.51.
Kitabu'1-İman. B.32, Hds.36.
Sahih-i Müslim, Kitabu Salati'l-Müsafırin, B.30, Hds.215. Stinen-i Ebu
Davud, Kitabu Salati't-Tatavvu, B.27, Hds.1368. Sünen-i Neseî, Kitabu
Kiyamu'1-Leyl, B.17, Hds.1642. Sünen-i İbn Mace Kİtabu'z-Zühd, B.28, Hds.4240.
Ahmed İbn Hanbel Kİtabu'z-Zühd, C.l, Sh.35, Hds.93.
[41] Bkz. İmam Suyutî, A.g.e. C.l, Sh.llO, Hds.171 (299).
Dâre Kut-ni'nın Sünen'în den.
[42] Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikak, B.29, Hds.77. Sahih-i
Müslim, Kitabu'z-Zühd ve'r-Rekaik, Hds.8.
[43] Sahİh-i Müslim, Kitabu'z-Zühd, Hds.9.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu'l-Kıyame, B.21, Hds.2632. Sünen-i İbn
Mace, Kitabu'z-Zühd, B.9, Hds.4142. Ahmed ibn Hanbel, Kitabu'z-Zühd, C.l,
Sh.36, Hds.98. Abdullah ibn Mübarek, Müsned, çev. Tevhid Ajans, İst. 1998,
Sh.28, Hds.90.