Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah
(s.a.s):
"Ben, ancak ahlâkın güzellerini tamamlamak için
gönderildim. [1]
Muvahhid mü'minlerin, muttaki müslümanlarm yegâne önderi ve hayatın her yönüyle biricik
örneği Rasulullah Muhammed (s.a.s.), böyle
buyurmuştu... O (s.a.s.), güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilmişti... O
(s.a.s.), Allah'ı ve ahiret gününü uman mü'min müslümanlar için yegâne
örnek idi... O (s.a.s.), Allah'ı çok zikredenlerin hayat ve hidayet rehberiydi. [2]
O (s.a.s.), yegâne Rabbimiz Allah'ın tamamlanmış
nimeti olan İslâm'ı[3] noksansız bir şekilde
hayata hakim kılmak için vazifelendirilmişti. [4]
Rasulullah (s.a.s.)'in ahlâkı, yani her yönüyle hayatı, yegâne
hayat düsturumuz Kur'ân-ı Kerim'in uygulanmasından
başka bir şey değildi... O (s.a.s.)'in ahlâkı, Kur'ân-ı
Kerimi'in aynısının tıpkısıydı... Bu hakikati,
müminlerin annesi Aişe (r.anha)
beyan etmektedir...
Katade'nin Zürara'dan naklen rivayet
ettiği Sa'd İbn Hişam'm kıssasından...
(Sa'd, Mü'minlerin
annesi Aişe (r.anha)'dan
sorar):
Ey mü'minlerin annesi, bana Rasulullah (s.a.s)'in ahlâkını anlat, dedim,
Aişe:
Sen, Kur'ân okuyorsun değil
mi? dedi.
Evet, okuyorum, dedim.
İşte Nebiyullah (s.a.s.)'in
ahlâkı Kur'ân idi, dedi. [5] Mümin
müslümanların kendisine uyacağı [6] ve
izini takib etmekle mükellef olduğu Rasulullah (s.a.s)'in ahlâkî yapısını, yine mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'dan dinleyelim!..
Ümmü'1-mü'minin Aişe (r.anha) şöyle anlatıyor:
Rasulullah(s.a.s.) -dünya işlerinde iki şey arasında muhayyer
kaldığında muhakkak onlardan -günah olmadığı müddetçe- en kolay olanını alırdı.
Eğer günah gerektirecek olursa, o kolay şeyden insanların en uzak bulunanı Rasulullah olurdu.
Rasulullah, kendisi için kin tutup öcalmamıştır.
Ancak Allah'ın hürmetine saygısızlık edilmesi hâli müstesnadır. İşte bu hâlde
yapılan hürmetsizlik sebebiyle Allah için (öfkelenir) intikam alırdı.[7]
Muvahhid mü'minlerin yegâne önderi
ve Örneği olan Rasulullah (s.a.s.)'in ahlâkını,
yegâne Rabbimiz Allah şöyle beyan buyurur:
"Şüphesiz sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin.[8] Kadın
olsun, erkek olsun bütün mü'min müslümanlan
ahlâk bakımından kendisine iman ederek tabi olmaları gereken merci Rasulullah (s.a.s.)'dir. [9]
Önderleri ve hayat rehberleri olan Rasulullah
(s.a.s.) gibi davranmaları gerekir... Ahlâkları, Rasulullah
(s.a.s.)'in ahlâkı gibi olmalı... Hayatlarını, Rasulullah
(s.a.s.)'in hayatına benzetmelidirler... Rasulullah
(s.a.s.)'in yaptıklarını yapar, kaçındıklarından kaçınacak olurlarsa,'Allah'ın
sevdiği ve kendilerinden razı olduklarından olurlar... Allah'ın dostluğunu
kazanmanın tek yolu, Rasulullah (s.a.s.)'in
Sünneti'ne sarılmak ve hayatını Sünnet üzere tanzim etmektir... Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti, Kur'ân-ı
Kerim'in hayata tatbik şeklidir... Âlemlerin Rabbi Allah'ın sevgisini ve
dostluğunu kazanmak, Rasululllah (s.a.s.)'e tabi
olmak ile gerçekleşir. [10] Rabbimiz Allah (Azze ve Celle) kimleri sevdiğini,
O'nun ayetlerinden okuyalım... Okudaklarımızı iyice
idrak edip üzerinde hakkıyla düşünüp O'nun sevdiklerinden olmaya gayret
edelim...
Şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah: "Allah,
sabredenleri sever. [11]
"(Her konuda) adil davranın. Şübhesiz
Allah, adil
olanları sever.[12]
"Şübhesiz Allah, kendi
yolunda sanki birbirine kenetlenmiş, bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları
sever. [13]
"Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler,
öfkelerini yenenler ve insanlar(daki haklarm)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir.
Allah, iyilik yapanları sever. [14]
"Allah, iyilikte bulunanları sever. [15]
"Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi
ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şübhesiz
Allah, iyilik
edenleri sever. [16]
"Allah'dan bir rahmet
dolayısıyla onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar,
çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma
dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül
et Şübhesiz Allah, tevekkül edenleri sever. [17]
"Şübhesiz Allah, müttakîleri sever. [18]
"Hayır, kim ahdine vefa eder sakınırsa, şübhesiz Allah da sakınanları sever. [19]
"Daha ilk günlerde takva temeli üzerinde kurulan mescid, senin bunda (namaza ve diğer işlere) durmana daha
uygundur. Onda, arınmayı içten arzulayan adamlar vardır. Allah, arınanları
sever.[20]
"Yine de onları affet, aldırış etme. Şübhesiz Allah, muhsinleri
(ihsanda bulunanları) sever. [21]
"Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri
döner (irtidad eder)se,
Allah, (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların da kendisini sevdiği, mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise güçlü
ve onurlu, Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının
kınamasından korkmayan bir topluluk getirir.Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu
dilediğine verir. Allah, (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. [22]
"Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun Rasulü, rükû ediciler olarak, namaz kılan ve zekat veren mü'minlerdir.
Kim Allah'ı, Rasulünü ve
iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şübhe yok,
galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdırlar. [23]
"İzzet (güç, onur ve üstünlük), Allah'ın, O'nun Rasulü'nün ve mü'minlerindir. [24]
Yegâne Rabbimiz Allah ( Azze
ve Celle)'nin kimleri
sevmediğini, yine O'nun ayetlerinden öğreniyoruz...
Şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah:
"De ki: 'Allah'a ve Rasulüne
itaat edin. 'Eğer yüz çevirirlerse şübhesiz Allah,
kâfirleri sevmez. [25]
"Şübhesiz O (Allah),
kâfirleri sevmez.[26]
"Allah, zalim olanları sevmez. [27]
"Allah, günahkâr kâfirlerin hiç birini sevmez. [28]
"Kendi nefislerine ihanet edenlerden yana
mücadeleye girişme. Hiç şübhesiz Allah, hıyanette
ilerlemiş günahkârı sevmez. [29]
"İsraf etmeyin. Çünkü O (Allah), israf edenleri
sevmez. [30]
"Allah'ın sana verdiğiyle ahiret
yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah'ın sana ihsan
ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü
Allah, bozgunculuk yapanları sevmez. [31]
"Hani Kavmi ona (Karun'a) demişti ki:' Şımararak
sevinme. Çünkü Allah, şımararak sevince kapılanları sevmez. [32]Allah'a
ibadet edin ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya,
yetimlere-yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda
kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü Allah,
her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. [33]
"Gerçekten O (Allah), müstekbirleri
sevmez.[34]
"İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde
yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. [35]
"Ey iman edenler, Allah'ın sizin için helâl
kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şübhesiz
Allah, haddi aşanları sevmez. [36]
"Rabbinize yalvara yalvara
ve için için dua edin. Şübhesiz
O, haddi aşanları sevmez. [37]
"Gerçekten Alİah,
hıyanet edenleri sevmez. [38]"Şübhesiz
Allah, (müşriklerin saldın ve sinsi tuzaklarım) İman edenlerden
uzaklaştırmaktadır. Gerçekten Allah, hain ve nankör olan kimseyi sevmez. [39]
"Allah, zulme uğrayanlar dışında, kötü sözün
açıkça söylenmesini sevmez. Allah, işitendir, bilendir. [40]
"Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın,
(ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah, aşırı gidenleri sevmez. [41]
Alemlerin Rabbi Allah'ın dostu olmak kâmil iman ve salih amel sahibi bir şahsiyete bürünebilmek için, Allah'ın
sevdiği ahlâk üzere bulunmak gerekir... Bu ahlâkî yapı, insan olmanın
gereğidir... Bu edeb, kişiyi olgun insan yapar ve
insanın yaratılış gayesine uygun bir şekilde hareket etmeyi sağlar... Allah'ın
sevmediği hâl ve tavırlardan alabildiğine kaçman kâmil mü'minler,
dünya hayatlarında kurtuluşa ermek ve ahirette
Allah'ın rızasını kazanmış kullara karışmak için, kendisine emredilenleri
dosdoğru yapmak zorundadırlar... ,
Rabbimiz Alİah, kurtuluşa
erme saadetine ulaşan muvahhid mü'minlerin
vasıflarını şöyle beyan buyurmaktadır:
"Mü'minler, gerçekten
felah bulmuştur.
Onlar, namazlarında huşu içinde olanlardır.
Onlar, tümüyle boş şeylerden yüz çevirenlerdir.
Onlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine
getirenlerdir.
Ve onlar, ırzlarını koruyanlardır.
Ancak eşleri, ya da sağ
ellerinin sahib olduklarına karşı (tutumları) hariç.
Bu konuda kınanmış değillerdir.
Fakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar, sınırı
çiğneyenlerdir.
(Yine) onlar, emanetlerine ve ahidlerine
riâyet edenlerdir.
Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır.
İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin
nimetlerine) varis olacak olanlardır.
Ki onlar, Firdevs
(Cennetlerin)e de varis olacaklardır. İçinde de ebedî olarak kalacaklardr.[42]
"Tevbe edenler, ibadet
edenler, hamd edenler, (İslâm uğrunda) seyahat
edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiligi
emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarım koruyanlar,
sen(bütün) mü'minleri müjdele.[43]
"O Rahman (olan Allah)'m kullan, yeryüzü üzerinde
alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatab
oldukları zaman, 'selâm' derler.
Onlar Rablerine secde ederek, ve kıyama durarak gecelerler.
Onlan'Rabbimiz, cehennem azabını bizden geri çevir, gerçekten, onun
azabı ödenmesi kaçınılmaz bir borç (veya sürekli bir acıdır).'derler.
'Şübhesiz O, ne kötü bir
karargâh ve ne kötü bir konuklama yeridir.'
Onlar, harcadıkları zaman, ne israf ederler, ne kısarlar
(harcamaları), ikisi arası orta bir yoldur.
Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha tapmazlar.
Allah'ın haram kıldığı cam haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim
bunları yaparsa, ağır bir ceza ile karşılaşır.
Kıyamet günü, azab ona kat kat arttırılır ve içinde
aşağılanmış olarak temelli kalır.
Ancak tevbe eden, iman eden
ve salih amellerde bulunup davranan başka. İşte
onların günahlarını Allah, iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok
esirgeyendir.
Kim tevbe eder ve salih amellerde bulunursa, gerçekten o, tevbesi (ve kendisi) kabul edilmiş olarak Allah'a döner.
Ki onlar, yalan şahitlikte bulunmayanlar, boş ve faydasız
sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir.
Onlar, kendilerine Rabblerinin
ayetleri hatırlatıldığı zaman, onun üstünde sağır ve körler olarak kapanıp
kalmayanlardır.
Ve onlar: 'Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan,
gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiblerine
önder kıl diyenlerdir.
İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde
yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orada esenlik, dileği e selâmla
karşılanırlar.
Orada ebedî olarak kalıcıdırlar. O, ne güzel bir ka-argâh ve ne güzel bir konaklama
yeridir.
De ki:'Sizin duanız olmasaydı, Rabbim size değer erir
miydi? Fakat siz, gerçekten yalanladınız. Artık (buun
azabı da) kaçınılmaz olacaktır.[44]
İnsanı, yaratılmaşlarm en
şereflisi kılan bu Tevhidi akîde ve bu imandan kaynaklanan ahlâkî yapıdır...
İnsan, insan şahsiyetine yakışan ahlâkı ile insan olur... Kendisini sadece bir
canlı olmaktan, olgun insan olma seviyesine yükselten tek şey, yaratılış
gayesine uygun bir ahlâk ile ah-lâklanmaktır... Bu
ahlâk ile ahlâklanınca, yani yegâne Rabbi Allah'a tam
teslimiyetle itaat edip bütün hayatını ibadet hâline getirince,"İnsan-ı
Kâmil" olur... İnsan-ı kâmil, mü'min-i
kâmildir...
İnsan-ı kâmil olanların yegâne önderi Rasulullah (s.a.s.) insanı, "eşrefi mahlukat"
eden güzel ahlâk konusunda şunları beyan buyururlar... Ebu
Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah
(s.a.s.) şöyle buyurur:
"Mü'minlerin iman
bakımından en mükemmel olanları, ahlâk bakımından en güzel olanlarıdır.
Mesruk (r.a.) anlatıyor:
Bizler, Abdullah ibn Amr (r.a.)'in beraberinde oturuyorduk. O da, bize hadis tahdis ediyordu.[45]
Bu sırada:
Rasulullah (s.a.s.), aşırılık yapıcı seciyede değildi, aşırılık
yapıcı da olmamıştır. Muhakkak olan şu ki:
"Sizin en hayırlı olanlarınız, ahi âkı en güzel
olanlarınızdır." buyurur dururdu. [46] Usame b. Şerik (r.a.)'dan. Bedeviler, Rasulullah
(s.a.s.)'e:
Ya Rasulullah, kula verilen
(hasletler)in en hayırlısı nedir? diye sordular.
Rasulullah (s.a.s.):
"Güzel ahlâktır." buyurdu. [47]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.)'e: (Mü'mini)
cennete dahil eden (yani cennete girmesine sebeb
olan) amellerin en çoğu hangisidir? diye soruldu. O (s.a.s.):
"Takva ve ahlâk güzelliğidir." buyurdu.
(Mü'mini) cehenneme sokan
günahların en çoğu hangisidir? diye soruldu.
O: "(Şu) iki organ:
Ağız ve tenasül uzvu." buyurdu.[48]
Abdullah ibn Ömer (r.anhuma)'dan.
Bir adam, Rasulullah
(s.a.s.)'e:
Mü'minlerin hangisi daha faziletlidir? diye sordu. Rasulullah (s.a.s.):
"Ahlâkı en iyi olandır." buyurdu.
Mü'minlerin hangisi daha akıllıdır? diye sordu. Rasulullah (s.a.s.):
"Ölümü en çok hatırlayanları, ölüme en iyi
hazırlık yapanlarıdır, işte akıllılar bunlardır." buyurdu. [49]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Ebu'l-Kasim (s.a.s.) şöyle
buyurdu:
"İslâm bakımından sizin en hayırlınız, bilgili
oldukları takdirde ahlâk yönünden en güzel olanlarınızdır.[50]
Büyük ve kâmil ahlâk sahibi, insanlık âleminde güzel
ahlâkı tamamlamaya gelen yegâne önderimiz Rasulullah
(s.a.s.)'in beyanlarından apaçık anlaşıldığı gibi, insana yakışan, güzel ahlâk
sahibi olmaktır... Fıtrat üzere yaratılan[51] ve
yaratılışı gayesine uygun[52] bir
hayat yaşamaya azimli olan her muvahhid mü'min, güzel ahlâk sahibi şerefli bir şahsiyettir... Bu
şerefi, imanı, itaati ve güzel ahlâkı sayesinde elde etmiştir... Önderi Rasulullah (s.a.s.)'e tabi olmakla, O'na itaat edip
Sünnetini yaşamakla ulaştığı ahlâk yüceliğindeki makamını korumak, onun ilk
vazifesidir... Güzel ahlâk, Allah Teâla'nın yarattığı
en büyük şeylerdendir. [53]Ve güzel ahlâk, cennet
amellerindendir. [54]
Önderi Rasulullah
(s.a.s.)'den öğrendiği gibi güzel ahlâk üzere olmaya devam eden muvahhid mü'min şahsiyet, dünya
hayatının her anında iyilik üzere olmaya devam eder ve huzur içinde yaşar... Bu
katıksız imanı ve güzel ahlâkı, onu öyle bir seviyeye çıkarır ki, O kendisini
devamlı kontrol edebilir ve nefsini hesaba çekebilir bir duruma gelir... Üzerine
farz olan ilimleri elde ettikten sonra gerekli ameli işler ve her anı
olgunluğa doğru atılan ciddi adımlarla dopdolu geçer.'..
Böylece muvahhid mü'min şahsiyet, kendisine karşı, ailesine karşı, akraba ve
dostlarına karşı, içinde bulunduğu topluma karşı samimi davranıp iyi ahlâk ile
muamele eder...
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Mü'minin şerefi
dinidir, kişiliği aklıdır. Nesebi de ahlâkıdır.[55]
Nevvas b. Sem'an el-Ensarî (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)'e iyilik ve günahı sordum da şöyle buyurdu:
"İyilik, ahlâk güzelliğidir. Günah ise, kalbinde
gıcık yapan ve başkalarının muttali olmasından hoşlanmadığın şeydir. [56]
İbn Abbas (r. anhuma)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Suyun (güneşin) buzu erittiği gibi, güzel ahlâk
da günahları eritir (yok eder).
Kötü ahlâk da, sirkenin balı bozduğu gibi (güzel)
amelleri bozar.[57]
Cabir b. Semure (r.a.) anlatıyor:
Babam Semure ve Ebu Ümâme'nin de bulunduğu Rasulullah (s.a.s.)' in meclisinde idim.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Kötülüğün ve kötülüğe özenmenin İslâm'da asla
yeri yoktur. İnsanların İslâm'da en güzel olanı, ahlâkı en güzel olanlarıdır. [58]
Rabbimiz Allah'ın razı olup emrettiği ve önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in örnek olarak ortaya koyup yaşayarak
gösterdiği gibi, inanıp davranan mü'min müslümanlar, güzel ahlâk üzere olmuşlardır... Güzel ahlâk
sayesinde, iç olgunluğu tamamlamış, dış güzelliğini olgunlaştırmalardır...
İçin ve dışın temizliği, güzel ahlâk ile gerçekleşir...
Ümmü'l- mü'minin Aişe (r.anha)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Muhakkak mü'min, güzel
ahlâkı sayesinde (nafile) oruç tutan ve namaz kılanların derecesine
yetişebilir.[59]
Usame b. Şerik (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)'in yanında oturuyorduk. Sanki başımızın
üstünde kuş varmış gibi sessiz ve hareketsiz duruyorduk. O sırada bir grup
insan gelerek, Rasulullah'a:
Allah'a, kullarından en sevgili olanı hangisidir?
dediler.
Rasulullah (s.a.s.) de:
"Ahlâkı en güzel olanıdır." buyurdu.[60]
Âlemlerin Ra'obi Allah Teâlâ'nın katında en kıymetli insan, mü'min
olan müttakî bir kuldur... Mü'min
ve müttakî kullar, güzel ahlâkları ile Allah katında
kıymet bulmuşlardır. [61]
Güzel ahlâk, Allah ve Rasulü
(s.a.s.)'in hükmüne tabi olmak ve Allah'ın koyduğu sınırlara dikkat edip
onları aşmamaktır... Her kulun, Allah tarafından beyan edilen hakkına riâyet
edip, haklarına tecavüz etmemek ve hakkı, hak edene vermek, güzel ahlâklı
olmanın gereğidir...
Güzel ahlâk, muvahhid mü'minlerin dünya hayatlarını huzurlu ve mutlu, sıhhat ve
afiyetli kıldığı gibi, ahiret-lerinin
de ebedî bir saadet yurdu olmasını sağlar...
Ebu'd-Derda (r.a.)'m rivayetiyle
şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s):
"Teraziye koyulan hiç bir şey, güzel ahlâktan
daha ağır değildir. Güzel ahlâk sahibi, bu sayede (nafile) oruç tutanın ve
namaz kılanın derecesine ulaşır. [62]
Cabir (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Kıyamet gününde bana en sevgili ve meclis bakı-mından en yakın olanınız, ahlâkça en güzel olanımzdır. Ve kıyamet gününde bana en sevimsiz ve benden
en uzak olanınız, sersar (hezeyana saçmalayan)lar, boşboğazlar ve mütefeyhıklerdir."
Ashab:
Ya Rasulullah, hezeyancıları
ve boşboğazları bildik, (fakat) bu mütefeyhıkler
kimlerdir? dediler.
Rasulullah (s.a.s.):
"Ululuk taslayanlar (mütekkeburun)dır."
buyurdu. [63]
Rabbimiz Allah'ın razı olduğu güzel ahlâk, dünya
servetinin ve nimetinin en kıymetlisidir... Gönül zengini olan güzel ahlâk
sahibi, dünyalık başka bir şeyi yoksa bile dünyanın en zengin kişisi sayılır...
Başkalarının malı ve servetine karşılık onun baha biçilmez şahsiyeti vardır...
O, güzel ahlakıyla toplumda en büyük bir mevki elde etmiş ve insanlar arasında
gerekli otoritesini sağlayıp,şahsiyetinin ağırlığını hissettirmiştir...
Abdullah İbn Amr (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
"Eğer sende şu dört özellik varsa, dünyadan kaybettiğin
önemli değil:
Doğru sözlülük,
Emanetin konunması,
Ahlâk güzelliği,
Yemede haramdan korunup helâli gözetmek.[64]
Ebu Zerr (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah
(s.a.s.):
"Her ne hâlde olursan ol, Allah'ı say (Allah'a
karşı gelmekten sakın)! Günahın ardından sevab
ulaştır ki, günahı silsin! insanlara güzel ahlâkla muamele et!" [65]
Abdullah ibn Amr b. As (r.a.)'dan. Muaz b.
Cebel, sefere çıkmak istediğinde:
Ya Nebiyyallah, bana tavsiyede
bulun, dedi. Rasulullah (s.a.s.) de:
"Allah'a ibadet et, O'na hiç bir şeyi ortak
koşma." buyurdu.
Muaz (r.a.): . Daha söyle ya Rasulullah, deyince:
"Bir kötülük yaparsan, arkasından hemen iyilik
yap!" buyurdu.[66]
Muaz:
Biraz daha söyle ya Rasulullah, deyince: "Dürüst ol ve ahlâkın güzel
olsun!" buyurdu. m Muaz b. Cebel (r.a.)
anlatıyor:
(Yemen'e vali olarak giderken) ayağımı üzengiye
koyduğum zaman, Rasulullah (s.a.s.)'in bana son
tavsiyesi şu oldu:
"Ya Muaz
b. Cebel, insanlar için ahlâkını güzelleştir!" [67]
İnsanın fıtratını bozan bütün kötülüklerden kalben,
ruhen ve fikren temizlenmiş katıksız iman sahibi ve güzel ahlâka ermiş olan muvahhid mü'minler, Alemlerin
Rabbinin kendilerinden razı olduğu bir seviyeye yükselmişlerdir... Rabbleri Allah ile aralarını düzeltince, Allah onlarla
diğer insanlann arasını düzeltir... Kim iman ve ihlas ile iç dünyasını düzeltirse, Allah da onun dış
dünyasını düzeltir[68] İç
ve dış dünyaları düzelmiş olan kâmil insanlardan maydana
gelen toplum da kâmil bir toplum olur... Fıtrat üzere ve yaratılış gayelerine
uygun inanıp hareket eden ferdlerin oluşturduğu
toplum, iyilerin ve temizlerin toplumudur... Bu toplum, erdemlilerin toplumu,
yani İslâm toplumudur... Zulmün her türlüsünün yok edildiği adalet toplumu...
Bütün kargaşaların ortadan kaldırıldığı, her şeyin olması gereken yere konulduğu
huzur ve barış toplumu... Kadın olsun, erkek olsun her ferdinin ahlâkın en
güzeline ulaşmaya gayret ettiği, her hak sahibine hakkının verildiği izzetli
bir toplum...
Böyle bir toplum, ancak Allah'ın razı olduğu ve Rasulullah (s.a.s.)'in gösterdiği şekilde güzel ahlâk ile
gerçekleşir... En güzel ahlâk üzere olan ve güzel ahlâkı tamamlamaya gelen
yegâne önderimiz Rasulullah (s.as.), güzel ahlâk
konusunda Rabbimiz Allah'a dua ediyor ve kötü ahlâktan Allah'a sığınıyordu...
Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in bu dualarından bir
kaçını buraya kaydediyoruz...
Emirü'l- Mü'minin İmam Ali b. Ebi Talib (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle dua ederdi:
"Allahım, Melik ancak
Sensin! Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Sen, benim Rabbimsin. Ben de Senin
kulun! Nefsime zulmettim. Günahımı da itiraf eyledim. Bundan dolayı bütün
günahlarımı bana bağışla! Çünkü günahları Senden başka affedecek yoktur.
Beni ahlâkın en güzeline hidayet buyur! Onun en güzeline
Senden başka hidayet eyleyecek yoktur. Kötü ahlâkı benden def eyle. Onu,
Senden başka benden defedecek yoktur. Senin emrine tekrar tekrar
icabet eder, dinine tekrar tekrar tabi olurum.[69]
Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle dua ederdi:
"Allahım, vücûd yapımı güzel yaptığın gibi, ahlâkımı da güzelleştir. [70]
Abdullah ibn Amr (r.a.)' dan.
Rasulullah (s.a.s.) şu duayı çok ederdi:
"Allahım, Senden,
sıhhat, iffet, emanet, güzel ahlâk ve kadere rıza isterim. [71]
Ziyad b. Ilaka'nn amcası (Kutbe b. Malik, r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle dua ederdi:
"Allahım, ahlâkın,
amelin ve arzuların yaramazlarından Sana sığınırım. [72]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle dua ederdi:
"Allahım, ihtilaf ve
düşmanlıktan, nifaktan ve kötü ahlâktan Sana sığınırım.[73]
Önderimiz Rasulullah
(s.a.s)'in bu duaları, bütün mü'min müslümanlar için geçerli olan ve devamlı yapmaları gerekli
olan dualardır... Allah'dan güzel ahlâk ve onun
devamını dilemek, kötü ahlâktan Allah'a sığınmak her muvahhid
mü'minin kulluk vazifelerindendir... Her ne kadar karekterlerini göre mü'min müslümanların ahlâkları birbirlerinden farklı ise de,
temelde aynı ahlâkî ilkelere bağlandıkları için ahlâkları, güzel ahlâk
olduğundan birbirlerine benzerler...
Ashab-ı Kiram'dan Abdullah ibn Mes'ud (r.a.) şöyle demiştir:
Allah Teâlâ, aranızda nzıkları böldüğü gibi, ahlâklarınızı da aranızda bölmüştür
(ahlâklarınız, birbirinizden farklıdır).
Yine Allah Teâlâ malı,
sevdiğine ve sevmediğine verir. Fakat imanı, ancak sevdiğine verir. Kim malı
harcamakta cimrilik ederse, düşmanla mücahededen
korkarsa ve gecenin, uykusuzluk gibi kendisine meşakkat vermesinden korkarsa:
"Lâ ilahe illallah, Sübhanallah,
Elhamdülillah, Alla-hu Ekber" sözünü çok
söylesin. [74]
Allah'ın, kendilerine rahmet edeceği ve kendilerinden
hoşnut olduğu güzel ahlâk sahibi mü'min müslüman erkek ve kadının vasıfları şöyle beyan olunmuştur
ayet-i kerimelerde:
"Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, birbirlerinin velileridirler. İyiliği
emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve
Allah'a ve Rasu-lüne itaat
ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şübhesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet
sahibidir.
Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere altından
ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel
meskenler va'detmiştir. Al-lah'dan
olan hoşnudluk ise, en büyüktür. İşte büyük kurtuluş
ve mutluluk budur.[75]
Rabbimiz Allah (Azze ve Celle)'nin ayetleri ve Önderimiz
Rasulullah (s.a.s.) hadisleri ile güzel ahlâkı beyan
ettikten sonra, Muvahhid Mü'minlerde
olması gereken İslâm ahlâkını birer birer tanımaya
çalışalım...
[1] İmam Buhârî, Edebü'l- Müfred, B.135, Hds.273. İmam Malik, Muvatta, Kitabu Hüsnü'1-Hulk, Hds.8.
îmam Suyutî, Camiü's-Sağir Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, çev.
İsmail Mutlu, vdğ. İst. 1996, C.2, Sh.65, Hds.1422 (2584) Hakim Müstedrek ve Beyhakî, Şuabu'l-İman'dan.
[2] Bkz. Ahzab,
33/21.
[3] Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki
nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'ı seçip beğendim." Mâide, 5/3.
[4] Bkz. Bakara, 2/193. Enfal, 8/39. Fetih, 48/28. Mücadele, 58/21.
[5] Sahih-i Müslim, Kitabu Salati'l-Müsafirin, B.18, Hds.139. Sünen-i Neseî, Kitabu Kıyamu'1-Leyl, B.2, Hbr.1601. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu Salati't-Tatavvu, B.26, Hds.1342. Sünen-i Dârimî, Kitabu's-Salât, B.165, Hds.1483.
İmam-ı Azam Ebu Hanife, Müsned, çev. Muhammed Selim Köse,
İst.T.y.Sh.214,Hds.356/7.
İmam-ı Buhârî, Halku Ef'ali'1-İbad-Hadis-i
Şerifler ışığında ilâhî
Kelâmın Müdafaası, çev. Yusuf Özbek, İst.
1992, Sh.120, Hds.375.
[6] De ki: 'Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Alİah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah,
bağışlayandır, esirgeyendir." Al-i İmrân, 3/31.
[7] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Menakıb, B.23, Hbr.67.
KitabuU-Edeb, B.80, Hbr.151.
Kitabu'l-Hudud, B.ll,
Hbr.15. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-Fedail,
B.20, Hbr.77. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.5, Hbr.4785. İmam Malik, Muvatta'. Kitabu Hüsnü'1-Hulk, Hbr.2. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.135, Hbr.274. Taberânî, Mu'cemu's-Sağir Tercüme ve Şerhi,
çev. İsmail Mutlu, İst. 1997, C.2, Sh.464, Hbr.758.
îmam-ı Tirmizî, Şemail-i
Şerif, çev. Muhammed Raif
Efendi, Konya, T.Y. Sh.140, Hbr.303/7.
Ebu'ş-Şeyh
el-İsbehânî, Kitabu Ahlâk
en-Nebî ve Adabuhû - Hz.
Peygamberin Edeb ve Ahlâkı, çev.
Naim Erdoğan, İst. 1995, Sh.35-36.
[8] Kalem, 68/4.
Atiyyetü'1-Kûfî (r.a.):
"Muhakkak ki, sen büyük bir ahlâk üzeresin."
Ayeti hakkında:
Kur'ân edebi üzeresin, buyurdu.
Abdullah ibnü'l-Mübarek Kitabu'z-Zühd, Ve'r-Rekaik, çev,
M. Adil
Teymuri,
İst. 1992, Sh.168 Hbr.678.
[9] Bkz. Âl-i İmrân, 3/32. Ahzab, 33/36.
[10] Bkz. Âl-iİmrân,
3/31.
[11] Âl-i İmrân, 3/146.
[12] Hucurat, 49/9.
[13] Saff, 61/4.
[14] Âl-i İmrân, 3/134. Mâide, 5/13.
[15] Âl-i İmrân, 3/148.
[16] Bakara, 2/195.
[17] Âl-i İmrân, 3/159.
[18] Tevbe,9/4.
[19] Âl-i İmrân, 3/76.
[20] Tevbe, 9/109.
[21] Mâide, 5/13.
[22] Mâide, 5/54.
[23] Mâide, 5/55-56.
[24] Münafıkun, 63/8.
[25] Al-İmrân, 3/32.
[26] Rum, 30/45.
[27] Âl-i İmrân, 3/57 ve 140.
[28] Bakara, 2/276.
[29] Nisa, 4/107.
[30] En'am, 6/141. A'raf, 7/31.
[31] Kasas, 28/77.
[32] Kasas, 28/76.
[33] Nisa, 4/36. Hadid, 57/23.
[34] Nahl, 16/23.
[35] Lokman, 31/18.
[36] Mâide, 5/87.
[37] A'raf, 7/55.
[38] Enfal, 8/58.
[39] Hacc, 22/38.
[40] Nisa, 4/148.
[41] Bakara, 2/190.
[42] Mü'minun, 23/1-11.
[43] Tevbe, 9/112.
[44] Furkan, 25/63-77.
[45] Sünen-i Ebu Davud, Kitabü's-Sünnet, B.16, Hds.4682. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'r-Rada, B.ll, Hds.1171. Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.74, Hds.2795.
İmam Hafız el-Munzİrî, Hadislerle İslâm-Terğİb ve Terhib, çev. A. Muhtar Büyükçınar, vdğ. İst. T.y. C.5, Sh.255, Hds.5. Hakim'den.
[46] Sahîh-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.39, Hds.64.
Kitabu'l-Menakıb, B.23, Hbr.66.
Kitabu Fedailu Ashabu'n-Nebi, B.29, Hds.100. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Fedail, B.16, Hds.68. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.135, Hds.271.
[47] Sünen-i İbn Mace, Kitabu't-Tıbb, B.l, Hds.3436. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.138, Hds.291. İmam-ı
Azam Ebu Hanife, Müsned, Sh.266, Hds.452/6. Taberânî, A.g.e. C.2, Sh.54, Hds.394.
[48] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.29, Hds.4246. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.61, Hds.2072. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.138, Hds.289.
Kuzâî, Şihabü'l-Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr, Ali Yardım, İst. 1999,Sh.200,Hds.670a~b.
[49] Beyhakî, Kitabu'z-Zühd, çev. Enbiya Yıldırım, İst.
2000, Sh.240, Hds.857.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.31, Hds.5259,
[50] İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.138, Hds.285.
[51] Bkz. Rum, 30/30
[52] Bkz. Zariyat,
51/56
[53] Bkz. İmam Suyutî, A.g.e. C.2, Sh.3O5, Hds.1964 (3717). Taberânî, Mu'cemu'l-Kebir'den.
[54] Bkz. İmam Suyutî, A.g.e. C.3, Sh.300, Hds.3481(8195). Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat'tan.
[55] İmam Hafız el-Mımzirî,
A.g.e. C.5, Sh.258, Hds.
11.
İbn Hıbban, Sahih'inde, Hakim ve
Beyhakî, Müslim b. Halid
ez-Zencî'den rivayet etmişlerdir. Hakim, "Müslim'in
şartlarına göre sahih olduğunu" söylemiştir.
Beyhakî de,
Ömer'den mevkuf olarak rivayet etmiş, isnadının sahih olduğunu söylemiştir. Bu,
daha uygundur.
[56] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.6, Hds.14-15. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd. B.40, Hds.2497. Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.73, Hds.2792. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.138, Hds.295.
[57] İmam Hafız el-Munzirî,
A.g.e. C.5, Sh.268, Hds.35.
Taberânî, Mu'cemıTI-Kebir
ve Mu'cemu'l-Evsat'mda ve Beyhakî rivayet etmiştir.
İmam Suyutî, A.g.e. C.2, Sh.305, Hds.l966(3719), İbn Adiyy, el-Kâmil'den (Birinci
Cümle).
C.2, Sh.468, Hds.2362
(4722). Hakim'in Kunnî'sinden. (İkinci cümle).
[58] İmam Hafız el-Munzirî,
A.g.e. C.5, Sh.265, Hds.27.
imam Ahmed b. Hanbel
ve Taberânî'den. İmam Ahmed'in
isnadı ceyd olup ravîleri
sikadır.
[59] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.8, Hds.4798. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.138, Hds.284.
İmam Malik, Muvatta', Kitabu Hiisnü'1-Hulk, Hbr.6.
İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e.
C.5, Sh.256, Hds.6. İbn Hıbban,
"Sahih"inde. Ve Hakim rivayet etmiştir.
[60] İmam Hafız el-Munzirî,
A.g.e, C.5, Sh.264, Hds.25.
Taberânî ve
İbn Hıbban,
"Sahih"inde rivayet etmişlerdir. Taberânî'nin
ravileri
sahih hadis konusunda hüccet kabul edilirler.
İmam Suyutî, A.g.e. C.l, Sh.86,
Hds.134 (218).
[61] Abdullah b. Amr (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Alİah katında, mü'minden daha değerli hiçbir şey yoktur."
Taberânî, A.g.e. C.2, Sh.313, Hds.615.
Rabbimiz Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurur:
"Şübhesiz, Allah katında
sizin en üstün (kerîm) olanınız (ırk ya da
soyca değil), takvaca en ileride olanınızdır. Şübhesiz
Allah, bilendir, haber alandır." Hucurat,49/13.
[62] Şünen-i Tirmizî,
Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.61, Hds.2071. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.135, Hds.270. Taberânî, A.g.e. C.2, Sh.44, Hds.386.
İmam Suyutî A.g.e. C,3, Sh.286-287,
Hds.3441(8046). Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.6, Sh.442,448 ve 451 'den. İmam Hafız el-Munzirî,
A.g.e. C.5, Sh.254, Hds.3, İbn Hıbban'dan. Kuzâî, Şihâbü'l-Ahbâr Tercümesi, Sh.196, Hds.655.
[63] Şünen-i Tirmizî,
Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.70, Hds.2087. İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.135, Hds.272.
İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e. C.5, Sh.271, Hds.40. İmam Ahmed b. Hanbel, Taberânî ve ibn Hıbban, "Sahih"inde rivayet etmişlerdir. Ayrıca bkz. Sh.461,Hds.
12
[64] Ahmed b. Hanbel,
Müsned, C.2, Sh.177.
İbn Kesir, Hadislerle Kur'an-ı
Kerim Tefsiri, çev. Dr. Bekir karhğa-
Dr. Bedrettin Çetiner, İst.
1986, C.12, Sh.6616. Taberânî'den.
İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e.
C.5, Sh.492, Hds.6. İbn Ebi Dünya,
Taberânî ve Beyhakî'den.
İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.138, Hbr.288.
Abdullah İbnü'l-Mübârek, Kitabu'z-Zühd, Sh.278, Hbr.1204.
[65] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.54, Hds.2053.
Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.74, Hds.2794. Taberânî, A.g.e. C.2, Sh.20, Hds.372.
[66] imam Hafız el-Munzirî, A.g.e,
C.5, Sh.266, Hds.28.
İbn Hıbban, "Sahih"inde ve Hakim rivayet etmiştir.
Hakim, isnadının sahih olduğunu söylemiştir.
[67] İmam Malik, Muvattâ, Kitabu Hüsnü'1-Hulk, Hds.l.
[68] Bkz. İmam Suyutî, A.g.e. C.3, Sh.320, Hds.3534 (8339). Hakim Müstedrek'den.
[69] Sahih-i Müslim, Kitabu Salati'l-Müsafirin, B.26, Hds.201. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-İftitah, B.16, Hds.896.
[70] İmam Hafız el-Munzirî,
A.g.e. C.5, Sh.267, Hds.32.
İmam Ahmed b. Hanbel (Müsned, C.l, Sh.403 - C.6, Sh.68 ve 155) rivayet etmiş olup, ravileri
sikadır.
İmam en-Nevevî, El-Ezkâr,
Peygamberimizin En Güzel Duaları ve Zikirleri, çev.
A. Fikri Yavuz, Konya, 1990, Sh.540, İbn Sünni'den. Kuzâî, Şihabu'l-Ahbâr, Sh.264, Hds.886.
[71] İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.144, Hds.307.
İmam Suyutî, A.g.e. C.l, Sh.414,
Hds.891 (1519). Tâberânî, Mu'cemu'l-Kebir'den.
[72] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Daavat (çeşitli
hadisler), B.10, Hds.3823.
[73] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Vitr, B.32, Hds.1546. Sünen-i Neseî,
Kitabu'1-İstiaze, B.21, Hds.5436.
[74] İmam Buharî, Edebü'l-Müfred, B.135, Hbr.275.
[75] Tevbe, 9/71-72,