İslâm ulemasından
Seyyid şerif Cürcânî (r.ha.) "Kitabu't-Ta'rifat" adlı meşhur eserinde
mucizeyi şöyle tarif etmiştir:
"Peygamberlik
davasıyla ilgili olup hayra ve mutluluğa çağıran hariku'1-âde (olağan üstü) bir
olaydır ki, onunla, kendisinin Allah tarafından bir peygamber olduğunu iddia eden
kimsenin doğruluğunu göstermek kasdedilir.[1]
İmam Ömer en-Nesefî
(rh.a.) "Metnu'l-Akâid" adlı eserinde şöyle der:
"Alİah,
peygamberleri, adetleri nakzeden (bozan, yıkan) mucizelerle teyid
etmiştir."
Bu metni şerheden
Allame Sa'düddin Taftazânî (rh.a.) "Şerhu'l-Akâid" adlı meşhur
eserinde şunları beyan eder:
"Mucize
kelimesinin çoğul şekli mücizâttır. (Kur'an'da, mucize yerine daha çok delil ve
delâil kelimeleri kullanılmıştır.) Mucize inkarcıların benzerini getirmekten
aciz kalacakları şekilde, münkirlerin meydan okumaları halinde peygamberlik
iddiasında bulunan zattan âdetin hilafına (ve tabiat kanunlarının aksine)
olarak zuhur eden (hariku'1-âde ve fevku'1-âde) bir iştir.
Bunun sebebi şudur:
Peygamberler mucize
ile teyid edilmemiş olsalardı, sözlerini kabul ve kendilerini tasdik etmek
vacib olmazdı. Peygamberlik davasında sadık ile kâzîb olan doğru ve samimi
olanla, yalancı olan yekdiğerinden ayırd edilemezdi. Mucize zuhur edince,
peygamberin doğru söylediği tabii bir şekilde ve kesinlikle anlaşılmış olur.
Zira Allah Teâlâ mucizesinin zuhur etmesinin ardından peygamberin doğru söylediğine
dair bir bilgi yatar. [2]
Mucize: Adetullah ve
Sünnetullah olan tabiat kanunlarını, kısa ve geçici bir süre durduran,
peygamberlik iddiasının ısbatı için Allah tarafından yaratılan olağanüstü
olaylardır.
Mucize, Kur'an'da,
ayet, beyyine ve burhan kelimeleriyle yer alır. Mucize olarak terim anlamıyla
geçmez.
Mucize, üç şekilde
gündeme gelmiştir:
1) Manevi (aklî)
Mucize: İlk inzalinden kıyamete kadar, bir eşi ve benzerinin
insanlar tarafından asla ortaya konulamayacak
olan Kur'ân-ı Kerim
manevi bir mucizedir.
2) Hissî
Mucizeler: Peygamberlerin kendi zamanında insanlara gösterdiği,
duyu organlarıyla algılanabilen maddi mucizelerdir.
Şekku'l-Kemer, Mi'rac,
taşın konuşması, minber olan kütüğün inlemesi, zehirli etin haberi... vs. gibi
Rasulullah (s.a.s.)'in mucizeleri, Hz. Musa (a.s.)'ın ejderha olan asası ve
yed-i beyzası, Hz. İbrahim (a.s.)'ın ateşte yanmaması, Hz. Salih (a.s.)'ın
duasıyla kayadan devenin çıkması, Hz. İsa (a.s.)'ın çamurdan kuş yapıp
üflemesiyle canlanıp uçması ölüleri diriltmesi, hastalan iyileştirmesi bu tür
mucizelerdir... Bunların cümlesi, Rabbimiz Allah'ın izni ve yaratmasıyla
olmuştur...
3) Haberi
mucizeler: Herhangi bir eğitim görmemiş Ümmî Peygamber olan Rasulullah (s.a.s.)
geçmiş ve gelecek olaylardan sadık haberler vermesi, bu tür mucizelerdir.
Rabbimiz Alİah şöyle
buyurur:
"Ayetlerimiz
(mucizeler), onlara gözler önünde sergilenmiş olarak gelince, dediler ki: 'Bu,
apaçık olan bir büyüdür.'
Vicdanları kabul
ettiği halde, zulüm ve kibirlenme dolayısıyla bunları inkâr ettiler. Artık sen,
bozguncuların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak![3]
"Onların
(Kafirlerin) çoğunluğu, zandan başkasına uyumaz. Gerçekten zan ise, haktan
hiçbir şeyi sağlayamaz. Şübhesiz Allah, onların işlemekte olduklarını
bilendir.[4]
"Andolsun, biz,
her peygamberimizi apaçık belgelerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta
tutsunlar diye, onlarla birlikte kitabı ve mizanı indirdik. Ve kendisinde
çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiridc
indirdik. Öyle ki Allah, kendisine ve peygamberine gayb ile (görmedikleri
halde) kimlerin yardım edeceklerini bilsin (ortaya çıkarsın.) Şübhesiz Allah,
büyük kuvvet sahibidir, üstün olandır. [5]
Onlarca yeminleriyle,
eğer kendilerine bir ayet gelse, kesin olarak inanacaklarına dair Allah'a yemin
ettiler. De ki: 'Ayetler, ancak Allah kalındadır. Onlara (mucizeler) gelse de
kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz?" [6]
Allah'ın izni
olmaksızın (hiç) bir peygambere herhangi bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak
iş değildir. [7]
Peygamberleri onlara
dedi ki: 'Doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz. Ancak Allah,
kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni olmaksızın size bir delil
getirmemiz, bizim için olacak şey değil. Mü'minler, ancak Allah'a tevekkül
etmelidirler. [8]
Ona, Rabbinden bir
ayet (mucize) indirilmeli değil miydi?' dediler. De ki: 'Şübhesiz Allah, ayet
indirmeye güç yetirendir.' Amma onların çoğu bilmezler. [9]
Dediler ki: 'Onu,
Rabbinden ayetler (bir takım mucizeler) indirilmeli değil miydi?' De ki:
'Ayetler, yalnızca Allah katındadir. Ben ise, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım.[10]