Yegâne Rabbimiz Allah,
insan kullarının arasında seçmiş olduğu Rasul ve Nebî kullarına emir ve
nehiyleri-ni beyan eden hükümlerini vahyetmiş, onları, bu ilâhî vahyi diğer
insan kullarına tebliğ etmesi için vazifeli kılmıştır...
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Kendisiyle
Allah'ın konuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir. Ancak bir vahy ile ya
da perde arkasından veya bir elçi gönderip kendi izniyle dilediğine vahyetmesi
(durumu) başka. Gerçekten O, yüce olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. [1]
"Nuh'a ve O'ndan
sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e,
İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve
Süleyman'a da vahyettik. Davud'da da Zebur'u verdik.
Ve gerçekten sana daha
önceden hikayelerini anlattığımız elçilere, anlatmadığımız elçilere (vahyettik).
Allah, Musa ile de konuştu. [2]
"Biz de Musa'ya:
'Asanı fırlatıver' diye vahyettik. (O-da, fırlatı verine e) bir de baktılar ki,
o bütün uydurduklarını derleyip toparlayıp yutuyor. [3]
Kavmi kendisinden su
istediğinde Musa'ya: 'Asanla taşa vur' diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp
fışkırdı. Böylece her bir insan topluluğu su içeceği yen öğrenmiş oldu.[4]
"Andolsun, sana
ve senden öncekilere vahyolundu (ki): 'Eğer şirk koşacak olursan, şübhesiz
amellerin koşa çıka-cak ve elbette sen, hüsrana uğrayanlardan olacaksın. [5]
"Battığı zaman
yıldıza andolsun,
Sahibiniz (arkadaşınız
olan peygamber) sapmadı ve azmadı.
O, hevadan (kendi
istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.
O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.
O'na (bu Kur'ân'ı)
üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi
(Cebrail) öğretmiştir. [6]