Melekleri
Tanımak Ve Meleklere İman Etmek
8)
Hazene-i Cennet ve Cehennem
10)
İnsanın kalbine doğruyu ilham eden Melekler:
11) Bir
Kısım Melekler, Mü'minler İçin Dua Ederler:
12) Melekler,
Namaz Kılanlar "Fatiha"Yi Bitirince Onlarla Beraber "Âmin"
Derlen
13) Bazı
Melekler, Her Gün Sabah Ve İkindi Namazlarında Mü'minlerle Beraber Olurlar:
14) Meleklerin Bir
Kısmı, Kur'ân Okunurken Yeryüzüne İnerler:
15) Melekler, Sokakları Ve Yollan Dolaşıp Zikir Meclislerini Arar Bulurlar:
16) Melekler,
Muvahhid Mü'minlere Rahmet Okur, İlim Sahihleri İçin İstiğfar Ederler:
18) Melekler,
Mü'minleri Cennet İle Müjdeler, Kâfirlere Vura Vura Cehenneme Sürüklerler:
19) Melekler,
Mescidin Kapısında Bekler Ve Mescide Gelenleri Yazarlar:
20) Melekler,
Allah'ın Sevdiği Ve Buğzettiği Kişileri Sever Ve Buğzederek İlân Ederler:
21) Melekler,
Mü'minleri Müjdelerler:
22)
Meleklerden Bazıları, Her Bir İş İçin İnerler:
23) İnsanlarla
Beraber Bulunan Koruyucu Melekler:
Yegâne önderimiz
ve hayat örneğimiz
Rasulullah (s.a.s.)'in, "Meşhur Cibril Hadisi'nde Cebrail
(a.s.)'ın: -Bana imandan haber ver, demesi üzerine: Rasulullah (s.a.s.):
"Allah'a,
Allah'ın meleklerine... inanmandır.[1]diye
cevab vermek ile. Allah meleklerine katıksız iman etmenin, imanın ikinci ilkesi
olduğunu beyan etmiştir...
Yegâne Rabbimiz Allah,
muvahhid mü'min kullarının imanlarım beyan ederken şöyle buyurur:
"Rasul, kendisine
Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine,
kitablarına ve Rasullerine inandı. 'O'nun Rasulleri arasında hiç birini
(diğerinden) ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz, bağışlamanı
(dileriz). Varış, ancak Sana'dır' dediler. [2]
Katâde (rh.a.) diyor ki:
-Bize anlatıldığına
göre, bu ayet-i kerime nazil olunca Rasulullah (s.a.s.):
"Peygambere,
Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etmek yaraşır." buyurdu. [3]
Rabbimiz Allah Teâlâ,
"Birr"i, yani bütün iyiliği, hayrı, takvayı ve itaati beyan
buyururken, meleklere iman edilmesinin de buna dâhil olduğuna dair şöyle
buyurur:
"Yüzlerinizi
doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik (birr) değildir. Amma iyilik, Allah'a,
ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, mala olan
sevgilerine rağmen onu, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa,
isteyip dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren, namazı dosdoğru kılan,
zekatı veren ve ahidleştik-lerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda,
hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenlerin tutum ve
davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da
bunlardır." [4]
İmam Ömer Nesefî
(rh.a.)'ın, "Metn-ı Akaid"de yer alan:
"Melekler, emrine
göre hareket eden Allah Teâlâ'nm kullarıdır.
Erkeklik ve dişilikle
nitelendirilemezler." Cümlelerini şerh eden allâme Sa'düdin Taftazânî
(rh.a.) şunları kaydeder:
"Zifa bu konuda
nakli bir delil yoktur akıl da onların (erkek ve dişi olduklarını) göstermez.
Puta tapıcıların:
Melekler, Allah
Teâlâ'nm kızlarıdır, diye iddia etmeleri, hem imkânsız, hem batıldır. Melekler
hakkında ifrattır, aşırılıktır. [5]
Allâme Aliyyu'1-Karî
(rh.a.), Şehid İmamımız Ebu Hanife (rh.a.)'in "El-Fıkhu'1-Ekber" adlı
eserinin şerhinde, melekler hakkında şunları söyler:
"Melekler, Allah
tarafından kendilerine ikram olunmuş kullardır. Onlar, Allah'ın emirlerine
muhalefet etmezler, O'nun emirlerini harfiyen yerine getirirler. Onlar,
masumdurlar, günah işlemezler. Onlarda erkeklik, dişilik yoktur. [6]
Meleklerin varlığına
iman eden muvahhid müminlerin bu konudaki bilgilerinin bütünü "Nass"a
dayalıdır... Meleklere iman konusu, gaybî bir konudur... Bu konuda, Rabbimiz
Allah (Azze ve Celle) ile önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in verdiği haberden
başka bir bilgimiz yoktur... Varlıklarından hiçbir şübhemiz olmayan ve katıksız
bir iman ile yakın derecede iman ettiğimiz melekler hakkındaki bilgimiz,
Ayet-i Kerimeler ve Hadis-i şerifler ile sınırlıdır... Meleklerin varlığına
iman etmek farz-ı ayn, inkârı ise mutlak küfürdür...
Rabbimiz Allah Teâlâ
şöyle buyurur:
"Her kim,
Allah'a, Meleklerine, Rasullerine, Cibril'e ve Mikâilc düşman ise, artık
şübhesiz Allah da kâfirlerin
düşmanıdır.[7]
"Ey iman edenler,
Allah'a, Rasulüne, Rasulüne indirdiği kitaba ve bundan önce indirdiği kitaba
iman edin. Kim, Allah'ı, meleklerini, kitablanm Rasullerini ve ahiret gününü
inkâr ederse, şübhesiz uzak bir sapıklıkla sapmıştır. [8]"Allah,
gerçekten kendisinden başka ilâh olmadığına şahidlik etti. Melekler ve ilim
şahibleri de O'ndan başka ilâh olmadığına adaletle şahidlik ettiler. Aziz ve
hakîm olan O'ndan başka ilâh yoktur." [9]
Seyyid şerif Cürcânî
(rh.a.)'m ifadesiyle:
"Çeşitli
şekillere giren, nurânî, Latîf bir cisim" olan melekler, [10]Kur'ân-ı
Kerim'de ve Hadis-i Şeriflerde beyan olunduğu üzere şu şekilde izah
olunmuştur...
Melekler, Allah Teâlâ
tarafından, insanlardan önce ve nurdan yaratılmış olup erkeklik ve dişilikleri
yoktur...
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Hani Rabbin,
meleklere: 'Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife (insan) var edeceğim, demişti.
Onlar da: 'Biz Seni, şükürle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada
bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? Dediler.
(Alİah:) 'Şübhesiz, sizin bilmediğinizi Ben bilirim, dedi.[11]
Ümmü'l-Mü'münin Aişe
(r.anha)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Melekler, nurdan
yaratıldı. Cinler, mâric (ateşin siyahiyle karışmış alev)den, ateşten
yaratıldılar. Âdem ise, size anlatılandan yaratıldı." [12]
1) Melekler,
nuranî ve ruhanî varlıklardır. İnsana aid özelliklerin hiçbiri onlarda
yoktur...
Rabbimiz Allah Teâlâ
şöyle buyurur:
"Göklerde ve
yerde kim varsa O'nundur. O'nun yanında olanlar, O'na ibadet etmekte büyüklüğe
kapılmazlar ve yorgunluk duymazlar.
Gece-gündüz, hiç
durmaksızın teşbih ederler. [13]
"Şimdi Sen,
onlara sor: kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı?
Yoksa onlar, şahidlik
etmekteyken Biz, melekleri dişiler olarak mı yarattık?
Dikkat edin, gerçekten
onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki:
Allah doğurdu.' Onlar,
şübhesiz muhakkak yalanı, söyleyenlerdir.
(Allah,) kızları,
erkek çocuklara tercih mi etmiş?
Size ne oluyor, nasıl
hüküm veriyorsunuz?
Hiç mi Öğüt alıp
düşünmüyor musunuz?
Yoksa sizin apaçık
olan bir deliliniz mi var?
Eğer doğru söylüyorsanız,
öyleyse getirin kitabınızı. [14]
Onlar ki, Rahma'nın
kullan olan melekleri dişiler kıldılar. Kendileri, yaratılışlarına şahid mi
oldular? Onların şahidlikleri yazılacak ve (bundan dolayı) sorumlu
tutulacaklar.[15]
Gerçek şu ki, ahirete
iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar.
Oysa onların bununla
ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa
gerçekten zan, haktan yana hiçbir yarar sağlamaz. [16]
O gün, onların hepsini
bir arada toplayacak (hasredecek), sonra meleklere diyecek ki: 'Size tapanlar,
bunlar mıydı?
(Melekler ) derler ki:
'Sen yücesin, bizim velimiz Sensin, onlar değil. Hayır, onlar, cinlere
tapıyordu ve çoğu onlara iman etmişlerdi. [17]
2) Melekler,
her zaman Allah'a itaat eder, hiçbir vakit isyan etmezler. Ne vazife için
yaratılmış iseler, onu yapar ve Allah'ı devamlı şekilde teşbih ederler...
Şöyle buyuruyor
rabbimiz Allah:
"Göklerde ve
yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler, Allah'a secde ederler ve onlar
büyüklük taslamazlar.
Üstlerinden (her an
bir azab göndermeye kadir olan) Rabblerinden korkarlar ve emrolunduklan şeyi
yaparlar. [18]
"Rahman (olan
Allah) çocuk edindi, dediler. O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, onlar
(melekler) ikrama layık görülmüş kullardır.
Onlar, sözle (bile
olsa) O'nun önüne geçmezler ve onlar, o'nun emriyle yapıp etmektedirler.
O, önlerindekini ve
arkalanndakini bilir. Onlar, şefaat etmezler (kendisinden) hoşnud olunandan
başka ve onlar, O'nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır.[19]
"Melekleri de,
Arş'm etrafını çevirmişler olarak Rabblerini hamd ile teşbih ettiklerini
görürsün. Aralarında hak ile hüküm verilmiştir ve: 'Âlemlerin Rabbine
ham-dolsun' denilmiştir. [20]
"Ey iman edenler,
kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki, onun yakıtı, insanlar ve
taşlardır. Üzerinde oldukça sert, güçlü melekler vardır. Allah, kendilerine
neyi emretmiş ise, ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler. [21]
"Şübhesiz,
Rabbinin katında olanlar, O'na ibadet etmekten büyüklenmezler, O'nu teşbih
ederler ve yalnız O'na secde ederler." [22]
3)Meleklerin kanatları
vardır. Çok güçlü-kuvvetli ve çok sur'atlîdirler. Çok kısa bir anda gökleri ve
yeri dolaşma kabiliyetine sahihtirler...
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Hamd, gökleri ve
yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler kılan
Allah'ındır. O, yaratmada dilediğini arttırır. Şübhesiz Allah, her şeye güç
yetirendir. [23]
"Melek(ler) ise,
onun çevresi üzerindedir. O gün, Rabbinin Arş'ını onlarında üstünde
sekiz.(melek) taşır. [24]
"İstekte bulunan
biri (muhakkak) gerçekleşecek olan bir azab istedi.
Kâfirler için olan bu
(azabı) geri çevirecek yoktur. (Bu
azab), yüce makam sahibi olan Allah 'darıdır.
Melekler ve ruh
(Cebrail) ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.[25]
Ebu İshak eş-Şeybanî
(rh.a.) anlatıyor:
Ben, Zırr İbn
Hubeyş'e, yüce Allah'ın şu kavlinden sordum:
"Sonra yaklaştı
ve derken sarkıverdi.
Nitekim (ikisi
arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı.
Böylece O'nun kuluna
vahyettiğini vahyetti.
O'nun gördüğünü, gönül
yalanlamadı. [26]
Zırr İbn Hubeyş:
Bize, İbn Mes'ud:
Rasulullah (s.a.s.),
Cibril'i (yaratılmış olduğu surette) altıyüz kanatlı olarak gördü, diye tahdis
etti, dedi. [27]Abdullah îbn Mes'ud
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurdu:
"Cebrail'i
gördüm, atıyüz kanadı vardı. Kanadından çeşitli renklerde inci ve yakutlar
dökülüyordu. [28]
Ebu Hüreyre
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Allah,
gökyüzündeki meleklere bir emrin yerine getirilmesini hükmettiği zaman, Allah'ın
düz bir taş üstünde (hareket ettirilen) zincir (sesi) gibi mehabetli olan bu
ilâhî hükme melekler tamamiyle boyun eğerek (korku ile) kanatlarını birbirine vururlar, Gönüllerinden bu korku giderilince de
melekler, Cebrail ve Mikail gibi mukarreb (yani Allah'a yaklaştırılmış)
meleklere:
Rabbimiz ne söyledi,
dile sorarlar.
Onlar da, sorana:
Allah, hakkı söyledi.
O, çok yücedir, çok büyüktür, derler.[29]
Hanzele el-Useydî
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Sizler, benim
yanımda olduğunuz gibi (benden ayrıldıktan sonra da) aynı şekilde olsanız
melekler, sizleri kanatlarıyla gölgelendirir. [30]
4) Melekler,
Allah'ın izni ve emriyle çeşitli şekillere girip kılık değiştirebilirler...
Ayet ve hadislerde, meleklerin insan şekline girdiği beyan olunmuştur... Hz.
İbrahim (a.s.)'a, Lût (a.s.)'a ve Meryem (r.anha)'ya insan şeklinde melekler
gelmiştir...
Şöyle buyurur Rabbimiz
Allah:
"Kitab'da
Meryem'i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere
çekilmişti.
Sonra onlardan yana
(kendini gizleyen) bir perde çekilmişti. Böylece O'na, ruhumuzu (Cibril'i)
göndermiştik. O da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.
Demişti ki: 'Ben,
yalnızca Rabbinden (gelen ) bir elçiyim. Sana, tertemiz bir erkek çocuk
armağan etmek için (buradayım).
O: 'Benim, nasıl bir
erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben, azgm utanmaz
(bir kadın) değilken, dedi.
İşte böyle' dedi.
'Rabbin dedi ki: Bu, Benim için kolaydır. O'nu, insanlara bir ayet ve Bizden
bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır).' Ve iş de olup bitmişti.[31]
"Sana, İbrahim'in
ağırlanan konuklarının haberi geldi mi?
Hani O'nun yanına
girdiklerinde: 'Selâm, demişlerdi. O da: 'Selam, demişti. '(Haklarında bilgim
olmayan) yabancı bir topluluk.
Hemen (onlara)
sezdirmeden ailesine gidip çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) döndü.
Derken onlara
yaklaştırıp (önlerine sürdü) 'yemez misiniz?' dedi.
(Onlar yemeyince)
bunun üzerine onlardan içine bir korku düştü. 'Korkma, dediler ve O'na bilgin
bir erkek çocuk müjdesi verdiler. [32]
"Elçilerimiz,
Lût'a geldiği zaman, onlardan dolayı kaygılandı, göğsünü bir sıkıntı bastı ve :
'Bu, zorlu bir gün'dedi.
Kavmi, O'na doğru
koşarak geldi. Onlar, daha önceden kötülükler işlemekteydiler. 'Ey kavmim,
dedi. 'İşte benim kızlarım, bunlar, sizler için daha temizdir. Artık Allah'dan
korkun ve beni misafirim önünde küçük düşürmeyin. İçinizde hiç aklı başında
olan (reşid) bir adam da yok mu?
Dediler ki: 'Andolsun,
senin kızlarında bizim haktan bir şeyimiz (ilgimiz ve arzumuz) olmadığım sen de
bilmişsindir. Bizim ne istemekte olduğumuzu gerçekten sen biliyorsun.
Dedi ki: 'Size yetecek
gücüm olsaydı veya sağlam bir yere sığmabilseydim. (Elçi Melekler) dediler ki:
'Ey Lût, biz, Rabbinin elçileriyiz. Onlar, sana kesin olarak ulaşamazlar.
Gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü (yola çık). Sakın hiç biriniz
dönüp arkasına bakmasın, fakat senin karın başka. Çünkü onlara isabet edecek
olan, ona da isabet edecektir. Onlara va'dolunan (azab) sabah vaktidir. Sabah
da yakın değil mi?" [33]
Mü'minlerin annesi
Aişe (r.anha) şöyle dedi:
Haris İbn Hişam
(r.a.), Rasulullah (s.a.s.)'den:
-Ya Rasulullah, sana
vahy nasıl gelir? Diye sordu.
Rasulullah (s.a.s.):
"Bazı vakitlerde
bana çıngırak sesi gibi gelir ki, bana en ağır geleni de budur. Benden o hâl
gider gitmez, (meleğin) bana söylediğini iyice bellemiş olurum. Bazan da melek,
bana bir insan olarak temessül eder, benimle konuşur, ben de söylediğini iyice
bellerim." Buyurdu.
Aişe (r.anha) şöyle
dedi:
-Rasulullah'ı, soğuğu
pek şiddetli bir günde kendisine vahy inerken görmüşümdür. (işte böyle soğuk
bir günde bile) kendisinden bu hâl geçtiği vakitte şakaklarından şapır şapır
ter akardı. [34]
Rasulullah (s.a.s.),
Beni Kureyza'ya kavuşmadan önce Medine'nin yakında bir mevki olan Savreyn'de
Ashabından bir topluluğa rastladı ve şöyle dedi:
"Kimse size
rastladı mı?"
Dediler ki:
Ya Rasulullah, bize,
Dıhye b. Halife el-Kelbî rastladı.
Üzerinde eyer bulunan
beyaz bir katır üzerine binmişti. O katırın üzerinde atlastan bir kadife vardı.
Rasulullah (s.a.s.) de
dedi ki:
"Bu, Cibril'dir.
Beni ICureyza'ya gönderildi ki, onların kalelerini sarssın ve kalblerine korku
atsın.[35]
Mü'minlerin annesi
Aişe (r.anha) anlatıyor:
Evde, Rasulullah'la
beraberdik. Adamın biri gelip bize selâm verdi. Rasulullah, korku içinde
yerinden kalktı. Ben de peşi sıra kalktım. Baktım ki, bize selâm veren adam,
Dıhyetu'l-Kelbî'dir. Sonra Rasulullah, bana şöyle dedi:
"Bu, Cibril'dir.
Bana, Beni Kureyza yurduna gitmemi emrediyor. [36]
Ebu Zerr ve Ebu
Hüreyre (r.anhuma)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Muhammed'i
hidayet edici ve müjdeci olan dinle gönderen Allah'a yemin ederim ki, onu,
herhangi birinizden daha iyi bilmiyordum. O, Cibril'dir. Dihyetu'l-Kelbî'nin
suretinde geldi. [37]
Emjrü'l-Mü'minin İmam
Ömer b. Hattab (r.a,) anlatıyor:
Bir gün Rasulullah'ın
yanında bulunduğumuz bir sırada aniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı
simsiyah bir zat çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor ve bizden de
kendisini kimse tanımıyordu. Doğru, Rasulullah (s.a.s.)'in yanına oturdu ve
dizlerini O'nun dizlerine dayadı. Ellerini de uyluğunun üzerine koydu ve:
İmam Ömer (r.a.) dedi
ki:
Bundan sonra o zat
gitti. Ben, hayli bir müddet (bekledim) durdum.
Nihayet Rasulullah
(s.a.s.) bana:
Ya Ömer, o sual soran
zatın kim olduğunu biliyor musun?" dedi.
Allah ve Rasuhı bilir,
dedim.
Gerçekten O,
Cibril'di. Size dininizi Öğretmeye gelmişti." Buyurdu.[38]
5) Melekler,
gaybı bilmezler. Gaybtan, Allah'ın bildirmesiyle ve dilediği kadar haberdar
olurlar...
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"(Alİah) Adem'e,
isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: 'Eğer doğru
söyleyenseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin dedi.
(Melekler) dediler:
'Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Gerçekten
Sen, her şeyi bilejı, hüküm ve hikmet sahibi olansın.'
(Allah: ) 'Ey Âdem,
bunları, onlara isimleriyle haber ver, dedi. O, bunları, onlara isimleriyle
haber verince de dedi ki: 'Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten
Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim.'
Ve Meleklere: 'Âdem'e
secde edin, dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve
kibirlendi, (böylece) kâfirlerden oldu. [39]
"Gaybm anahtarları
O'nun (Allah'ın) kalındadır.
O'ndan başka hiç kimse
gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü o, bilir. O, bilmeksizin bir
yaprak dahi düşmez. Yerin karanhklarmdaki bir tane, yaş ve kum dışta olmamak
üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitabtadır.[40]
"De ki: 'Göklerde ve yerde gaybı, Allah'dan başka kimse bilmez. [41]
Meleklerin sayısını,
yalnız ve yalnız onları yaratan Âlemlerin Rabbi Allah bilir... Ayet-i
Kerimelerde ve Hadis-i şeriflerde bu konuda net bir bilgi verilmemiştir....Ayet
ve hadislerden anlaşılan odur ki, her ne kadar net bir rakam verilmediyse de,
meleklerin çokluğundan bahsedilmiştir... Melekler, Rabbimiz Allah'ın gayb
ordusudur...
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Rabbinin
ordularını kendisinden başka (hiç kimse) bilmez. [42]
"Göklerin ve
yerin orduları Allah'ındır. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. [43]
Ebu Zerr (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurdu:
"Şübhesiz ben,
sizin görmediğiniz (gerçekler)i görürüm ve işitmediğiniz (gerçekler)i işitirim.
Gök (adeta) gıcırdadı ve gıcırdaması da hakkıdır. (Çünkü) gökte dört parmak
yeri yoktur ki, bir melek Allah'a secde etmek üzere (o yere) alnını koymasın. [44]
Malik İbn Sa'Saa
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.),
(Mi'rac olayını) şöyle anlatıyor:
"Sonra bana,
el-Beytu'l-Ma'mûr gösterildi. Ben, Cibril'e bunu sordum.
Cibril:
Bu,
el-Beytu'1-Ma'mûr'dur. Hergün onun içinde yetmiş bin melek namaz kılar. Bundan
çıktıkları zaman artık bu, onların son girişidir. Bir daha oraya dönmezler,
dedi.
Abdullah İbn Mes'ud
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Cehennem
getirilecek. O gün onun yetmiş bin yedeği (bağı) olacak. Her yedekle beraber
onu çeken yetmiş bin melek bulunacaktır. [45]
Meleklerin ne kadar
olduğu net bildirilmemiştir, fakat gerek ayet-i kerimelerde, gerekse Rasulullah
(s.a.s.) beyanları olan hadis-i şeriflerde, insanoğlunu ilgilendiren bazı
meleklerin isimleri ve vazifeleri beyan buyrulmuş-tur... Beyan buyrulan
meleklerin başlicaları şunlardır:
Büyük meleklerin en
büyüğü, Rasul ve Nebilere vahiy getirmekle vazifelidir... Cebrail, meleklerin
Rasulü'dür... yegane Rabbimiz Allah, insanlardan Rasuller seçtiği gibi
meleklerden de Rasuller seçmiştir... Cebrail (a.s.), ayet ve hadislerde çeşitli
isimlerle adlandırılmıştır... Rabbimiz Allah şöyle buyurur: "Hiç
tartışmasız O (Kur'ân), üstün onur sahibi olan bir elçinin gerçekten (Allah'dan
getirdiği) sözüdür. (Bu elçi,) bir güç sahibidir, arşın sahibi katında şereflidir.
Ona itaat edilir,
sonra güvenilir.[46]
Gerçekten O
(Kur'ân), Âlemlerin Rabbi'nin (bir) indirmesidir.
Onu, Ruhu'1-Emin
indirdi.
Uyarıcı-korkutuculardan
olman için, senin kalbinin üzerine
(indirmiştir). [47]
"Mcryemoğlu
İsa'ya da apaçık belgeler verdik ve O'nu, Ruhu'l-Kudüs ile teyid ettik. [48]
"Böylece O'na,
ruhumuzu (Cibril'i) göndermiştik. [49]
De ki: 'Cibril'e kim
düşman ise (bilsin ki,) gerçekten onu (kitabı), Allah'ın izni ile kendinden öncekileri
doğrulayıcı ve mü'minler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine
indiren O'dur. [50]
Enes (r.a.) şöyle
dedi:
Abdullah İbn Selâm,
Rasulullah (s.a.s.) 'e:
Şübhesiz meleklerden
Cibril (a.s.), yahudîlerin düşmanıdır, dedi.
Vahyin başlangıcı
kıssasında, mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) şöyle anlatıyor:
Bundan sonra Hadîce
Rasulullah'ı birlikte alıp amcasıoğlu Varaka İbn Nevfel İbn Esed İbn
Abdi'l-Uzza'ya götürdü.
Bu zat, cahiliyyet
zamanında Hristiyan dinine girmiş bir kimse olup İbranice yazı bilir ve
İncil'den Allah'ın dilediği mikdarda bazı şeyleri İbranîce yazardı. Varaka,
gözlerine körlük gelmiş bir ihtiyardı.
Hadîce, Varaka'ya:
Amcamoğlu, dinle bak,
kardeşinin oğlu ne söylüyor? Dedi.
Varaka:
Ne var kardeşimin
oğlu? Diye sorunca, Rasulullah, gördüğü şeyleri kendisine haber verdi.
Bunun üzerine Varaka
şöyle dedi:
Bu gördüğün, Allah'ın
Musa'ya gönderdiği Nâmûs'dur. Ah! Keski senin davet günlerinde genç olsaydım.
Kavmin, seni çıkaracakları zaman keşke hayatta olsam.[51]
Cabir b. Abdullah
(r.anhuma)'dan.
Rasulullah (s.a.s,)
şöyle buyurdu:
"Sonra benden
Vahy, bir süre habs olundu. Ben, bir gün yürürken birdenbire gökyüzü tarafından
bir ses işittim. Başımı kaldırdım. Bir de baktım ki, Hıra'da bana gelen melek
(yani Cibril) semâ ile arz arasında bir kürsî üzerinde oturmuş. O'ndan pek
ziyade korktum, hatta yere düştüm. Akabinde aileme geldim ve:
Beni örtünüz, beni
ördünüz, dedim. [52] Rabbimiz Allah, melek
kullarından da Rasul seçip vazifeli kıldığını şöyle beyan buyurur.
"Allah,
meleklerden Rasuller seçer ve insanlardan da. Şübhesiz Allah, işitendir,
bilendir.
O, önlerindekini va
arkalanndakini bilir. Bütün işler, Allah'a döndürülür.[53]
İmam Taberî (rh.a.),
bu ayetlerin tefsirinde şöyle söyler:
"Allah, Cebrail,
Mikâil gibi meleklerden de elçiler seçip peygamberlerine gönderir. Muhammed
(s.a.s.) gibi insanlardan da elçiler seçer ve insanlara gönderir. Şübhesiz ki
Allah, her şeyi çok iyi işitendir ve çok iyi görendir. Allah, elçi olarak
gönderdiği meleklerinin de, peygamberlerinin de geçmişlerini ve geleceklerini
çok iyi bilmektedir. Onlar, Allah'ın emrine muhalif hareket etmezler. Bütün
işler, sonunda Allah'a döner. Allah, kullarını ona göre cezalandıracak veya
mükafatlandıracaktır. [54]
Abdullah b. Abbas, Ali
b. Hüseyn, ikrime ve müfessir-ler, Cebrail ve Mikâil kelimelerinin iki
kelimeden meydana gelmiş birer isim olduklarını söylemişlerdir.
Cebrail'in, kul
mânâsına gelen "Cibr" ve Allah mânâsına gelen "il"
kelimesinden meydana gelmiş bir isim olduğunu, mânâsının, "Allah'ın
kulu" demek olduğunu söylemişlerdir.
Mikâil'in ise, kulluk
mânâsına gelen "Mik" ve Alİah mânâsına gelen "İl"
kelimelerinden meydana gelmiş bir isim olduğunu ve mânâsının da, "Allah'ın
kufcağızı" olduğunu söylemişlerdir. [55]
İmam İbn Kesir
(rh.a.), "el-Bidaye ve'n-Nihaye adlı eserinde, Mikâil (a.s.)'ın görevini
şöyle beyan eder:
"Mikâil, yağmur
ve nebatat işleri ile görevlidir. Bu dünyadaki rızıklar, yağmur ve bitkilerden
meydana gelir. Ayrıca Mikâil'in, ilâhi emirleri yerine getirme hususunda
buyruğunu yerine getiren yardımcıları da vardır. Onlar, Aziz ve Celîl olan
Allah'ın dilediği yerlere rüzgarları ve bulutlan sevk ederler.[56]
İmam İbn Kesir
(rh.a.), aynı eserinde, "Garib" olarak nitelendirip kaydettiği bir
hadiste, meleklerin görevleri beyan olunmuştur...
İbn Abbas (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.),
Cebrail'e şöyle sorar:
Ey Cebrail, sen hangi
işle görevlisin?"
Rüzgar ve ordularla
görevliyim.
Mikâil, hangi işle
görevlidir?"
Yağmur ve nebatat
işleriyle görevlidir.
Ölüm meleği, hangi
işle görevlidir?"
Ruhları teslim almakla
görevlidir. [57]
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
Her kim, Allah'a,
meleklerine, Rasullerine, Cibril'e ve Mikâil'e düşman ise, artık şübhesiz Allah
da kâfirlerin düşmanıdır. [58]
Enes (r.a.)'ın
rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):
Cehennem yaratıldığı
günden beri Mikâil gülmemiştir.[59]
Ebu Said el-Hudrî
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Hiçbir peygamber
yoktur ki, onun gök halkından iki veziri (yardımcısı) ve dünya halkından da iki
veziri bulunmasın.
Benim gök halkından
iki vezirim ise, Cebrail ve Mikâil'dir. Dünya halkından iki vezirim de Ebu Bekr
ile Ömer'dir. [60]
Bütün ölenlerin
yeniden dirilmesi ve mezarlarından çıkmaları için "Sûr"u üflemekle
vazifeli kılınan melek, İsrafil'dir...
İsrafil (a.s.), iki
defa Sûr'u üfleyecektir... Allah'ın izniyle Sûr'un ilk üflenişinde bütün
insanlar öleceklerdir... ikinci üfleyişte ise, yeniden dirilip
kalkacaklardır...
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Sûr'a
üfürülmüştür, böylece onlar, kabirlerinden (diriltilip) Rabblerine doğru
(dalgalar hâlinde) süzülüp giderler. [61] Çağrıcının
(Münâdî) yakın bir yerden çağrıda bulunacağı güne kulak ver.
O gün, o çığlığı bir
gerçek (hak) olarak işitirler. İşte bu (dirilip kabirleinden) çıkış günüdür.
Gerçek şu ki, dirilten
ve öldüren Biziz, Biz. Ve dönüş de Bizedir. [62]
Sûr'a üfürüldü,
böylece Allah'ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp
yıkılıverdi. Sonra bir daha ona üfürüldü, artık onİar, ayağa kalkmış durumda
gözetliyorlar.[63]
Ebu Said (r.a.)'ın
rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
"Sûr'un sahibi
(İsrafil, a.s.), Sûr'u ağzına almış ve üfleme emri gelir gelmez, derhâl üflemek
için izin beklemeye koyulmuş iken ben, nasıl safa sürerim?"
Bu söz, Rasulullah
(s.a.s.)'in Ashabına ağır gelmiş olacak ki Rasulullah, onlara şöyle buyurdu:
"Allah'a
güveniyoruz, en iyi vekil O'dur ve yalnız Allan'a bel bağlamışızdır, deyiniz! [64]
Ebu Seleme İbn
Abdurrahman İbn Avf dedi ki:
Ümmü'l-Mü'minin Aişe
(r.anha)'ya sordum:
Nebiyyullah (s.a.s.),
geceleyin kalktığı zaman, namazına ne ile başlardı? Dedim.
Aişe:
Geceleyin kaltığı
zaman namazına:
"Allahim, ey
Cebrail, Mikâil ve İsrafil'in Rabbi, göklerle yerin yaradanı, hazırı ve gayıbı
bilen Allahım!
Kulların ihtilaf
ettikleri şeylerde, onların aralarında ancak Sen hükmedersin. İhtilaf edilen
hakka, izninle beni hidayet eyle. Çünkü dilediğini dağru yola ancak Sen hidayet
eylersin." Duası ile başlardı, dedi. [65]
Ebu Hüreyre
(r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Sûr'a iki üfleme arasında
kırk vardır. [66]
İmam Tahâvî (rh.a.),
"El-Akidetu't-Tahâviyye'1 adlı eserinde şöyle der:
"Bütün canlıların
ruhlarını almakla görevlendirilmiş olan ölüm meleğine iman ederiz.[67]
Haberlerden bazısında
bu ölüm meleğinin adı, Azrail olarak geçmektedir ki bu, meşhurdur. [68]
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"De ki: 'Size
vekil kılman ölüm meleği, sizin hayatınıza son verecek, sonra da Rabbinize
döndürülmüş olacaksınız. [69]
"Tâ... en
derinden acıyla sökerek çıkaranlara andolsun.
Yumuşacık çekip
alanlara. [70]
"Adn cennetleri,
ona girerler. Onun altından ırmaklar akar, içinde, onların her diledikleri şey
vardır. İşte Allah, takva sahihlerini böyle ödüllendirir.
Ki Melekler,
güzellikle canlarını aldıklarında: 'Selâm size' derler. 'Yaptıklarınıza
karşılık olmak üzere cennete girin.[71]
"Münafıklar ve
kalblerinde hastalık bulananlar, şöyle diyorlardı: 'Bunları (müslümanları),
dinleri aldattı.' Oysa kim Allah'a tevekkül ederse, hiç şübhesiz Allah, üstün
ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
Melekleri, onların
yüzlerine ve arkalarına vurarak: 'yakıcı azabı tadm' diye o küfredenlerin
canlarını alırken görmelisin.
Bu, ellerinizin önceden
takdim ettiği işler yüzündendir. Yoksa şübhesiz Allah, kullara zulmedici
değildir.[72]
"Öyleyse
melekler, onların yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl
olacak?" [73]
"Öyleyse, Allah
katında yalan uydurup iftira eden ve ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim
kimdir? Kitab'dan kendilerine bir pay erişecek olanlar bunlardır. Nihayet
elçilerimiz (ölüm melekleri) hayatlarına son vermek üzere kendilerine
gittiklerinde onlara diyecekler ki: 'Allah'dan başka tapmakta olduklarınız
nerede?' Onlar: 'Bizi (yüzüstü) bırakıp kayboldular' diyecekler. (Böylelikle)
bunlar, gerçekten kâfirler olduklarına kendi aleyhlerinde şehadet ettiler. [74]
"Allah'a karşı
yalan yere iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken bana da:
'vahy geldi' , diyen ve: 'Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim'
diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün şiddetli sarsıntıları
sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: 'canlarınızı (Bu kıskıvrak
yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı söylediğiniz ve
O'nun ayetlerinden
büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçalücı bir azabla karşılık
göreceksiniz' (dediklerinde) bir görsen.[75]
"Melekler, kendi
kendilerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: 'Nerde
idiniz?' Onlar: 'Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (Müstaz'aflar) idik'
derler. (Melekler de: ) 'Onda, hicret etmeniz için Allah'ın arzı geniş değil
miydi?' derler, işte onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü yataktır o. [76]
"Melekler, kendi
nefislerinin zalimleri olarak onların canlarını aldıklarında, 'biz, hiçbir
kötülük yapmıyorduk' diye teslim olurlar. Hayır, şübhesiz Allah, sizin neler
yaptığınızı bilendir. [77]
"O, kullan
üzerinde kahredici (kahhar) olandır. Size, koruyucular gönderiyor. Sonunda sizden
birinize ölüm gelip çattığı zaman, elçilerimiz onun hayatına son veirrler.
Onlar (bu işte ne noksan, ne fazla) kusur etmezler. [78]"Allah,
ölümleri vaktinde canlarını alır, ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar).
Böylece kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olan (in ruhunu) tutar öbürünü
ise, adı konulmuş bir ecele kadar salıverir. Şübhesiz bunda, düşünebilmekte
olan bir kavim için gerçekten ayetler vardır. [79]
Ebu Ümâme (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Şübhesiz Allah (Azze ve Celle), ruhları
almak görevini Ölüm meleğine (Azrail'e) vermiştir. Ancak deniz şehidini bu
hükmün dışında tutmuştur. Çünkü deniz şehidlerinin ruhlarını bizzat Allah alır.[80]
Berâ b.Azib
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"İnanmış bir kul,
dünya ile ilgisini kesip, ahirete yönelince Ölüm gelince, yüzleri güneş gibi
bembeyaz -görevli-melekler, cennet kefenlerinden bir kefen ve üzerine serpmek
için cenriet kokularından güzel koku getirip gözünün gördüğü yere kadar
otururlar.
Ölüm meleği de gelip
başucuna oturur ve:
Ey temiz ruh, Allah'ın
bağışlaması ve rızasına yönelip çık, der.
Ruh da, su kabının
ağzından damlaların aktığı gibi rahatça çıkar. Ölüm meleği de onu alır. Fakat
melekler onu, ölüm meleğinin elinde göz açıp kapayıncaya kadar bile bırakmayıp
alır, getirdikleri güzel kokular serpilmiş kefene sararlar. Etrafa ondan,
yeryüzünün en güzel misk kokusu gibi güzel bir koku yayılır. Melekler, onu yükseltirler.
Karşılaştıkları her melek topluluğu:
Bu temiz ruh kimdir?
Diye sorarlar.
Onlar da, dünyadaki en
güzel ismi ile onu tanıtıp:
Filanoğlu filan,
derler.
Böylece birinci kat
semâya ulaşırlar. Ona, semânın açılmasını isterler, açılır. Her semânın
melekleri onu, diğer semâya kadar uğurlarlar. Yedinci semâya ulaşınca, Allah
Teâlâ:
Kulumun yerini,
cennetin en yüce yerinde yazınız. Ruhunu da geri çevirip cesedine götürünüz,
diye emreder[81]
İmam Tahâvî (rh.a.),
"El-Akîdetu't-Tahâviyye" adlı eserinde şunu beyan eder:
"Kiramen katibin
meleklerine ve Allah'ın onları üzerimize koruyucu ve yaptıklarımızı yazan
şerefli varlıklar olarak tayin ettiğine iman ederiz.[82]
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Andolsun, insanı
Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz, ona
şah-damarmdan daha yakınız.
Onun sağında ve
solunda oturan iki tesbit edici ve yazıcı tesbit edip yazarlarken,
O, söz olarak
(herhangi bir şey) söylevi versin, mutlaka yanında hazır bir gözetleyici
vardır.
O ölüm sarhoşluğu, bir
gerçek olarak gelip de (insana): 'İşte bu, senin yan çizip kaçmakta olduğun
şeydir' (denildiği zaman).
Sûr'a üfürülmüştür.
İşte bu, tehdidin (gerçekleştiği) gündür.
(Artık) her bir nefis,
sanında bir sürücü ve bir şahid ile gelmiştir.
[83]
"Oysa gerçekten
sizin üzerinizde koruyucular var.
Şerefli üstün
yazıcılar (Kiramen katibin).
Her yapmakta olduğunuzu
bilirler. [84]
"Yoksa, onlar,
işi sıkı mı tuttular. İşte şübhesiz. Biz de işi sıkı tutanlarız.
Yoksa onlar, gerçekten
Bizim sır tuttuklarını ve aralarındaki fısıldaşmalarını işitmediğimizi mi
sanıyorlar? Hayır (işitiyoruz) ve onların yanlarındaki elçilerimiz de (her şeyi) yazıyorlar.[85]
Ümmü'l-Mü'minin Aişe
(r.anha)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Ya Aişe, (günah
sayılan) amellerin küçümsenenlerinden (de) sakın! Çünkü şübhesiz onlar için
(de) Allah (tarafm)dan bir araştırıcı (melek) vardır. [86]
İbn Abbas
(r.anhuma)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurur:
"Şübhesiz yüce
Allah (eşyadaki) güzellikleri ve çirkinlikleri takdir edip yazdı. Sonra
güzellerin güzelliğini, fenaların ve kötülerin de çirkinliklerini beyan edip
açıkladı.
Her kim, bir güzel iş
yapmak diler de onu yapamazsa, Allah, o kimse hesabına kendi divanında
(meleklerine) tam bir hasene (sevab) yazdırır.
Eğer o kimse, güzel
bir iş yapmak ister ve yaparsa, Allah, o kimse lehine kendi divanında on hasene
sevabından yediyüz misline ve daha çok emsaline kadar hasene sevabı yazdırır.
Bir kimse de, çirkin
bir iş yapmayı kasdeder ve onu işlemezse, Allah, kendi divanında onun lehine
tam bir hasene sevabı yazdırır. Eğer o kimse, fena bir iş yapmak ister de o
fenalığı yaparsa, Allah, onun aleyhine bir tek kötülük yazdırır. [87]
İmam Hasen el-Basrî
(rh.a.):
"Onun sağında ve
solunda oturan iki yazıcı kaydederlerken.[88]
ayetini okumuş ve şöyle demiş:
Ey Âdemoğlu, senin
için bir sayfa açıldı. Senin için iki şerefli melek görevlendirildi. Birisi
sağında, diğeri solun-dadır. Sağında olanı, senin iyiliklerini tesbit eder,
solundaki ise, kötülüklerini tesbit eder. Az veya çok dilediğini işle. Öldüğün
zaman sayfan kapatılır ve seninle beraber kabrinde boynuna konulur. Tâ ki,
kıyamet günü sen çıkıncaya kadar.[89]
Rabbimiz Allah (Azze
ve Celle), Nebisi Rasulullah Muhammmed (s.a.s.) vasıtasıyla varlıklarını biz
muvahhid mü'min kullarına beyan buyurduğu meleklerin varlığına katıksız iman
ediyoruz.... Her ne kadar biz, onları görmüyorsak da onlar, bizleri görüyorlar...
Gözlerimiz fıtrat-en, onları görecek şekilde yaratılmamıştır... Biz, var olan
gözlerimizle göremediğimiz fakat varlıkları ilmen tesbit edilmiş bir çok
yaratık vardır... Bundan dolayı bir kişinin, "mutlaka melekleri gördükten
sonra inanacağını görmediğine inanmadığım" iddia etmesi, ne aklî, ne mantıkî,
ne de ilmî bir iddiadır...
Biz Allah'ın kulları,
her nerede olursak olalım yalnız değiliz... Bizim için Rabbimiz Allah
tarafından vazifeli kılınmış, bizleri gözetleyen, hayır olsun, şerr olsun her
ne yapıyorsak kaydeden melekler vardır... Onlar, bizimle beraber ve bizlerin
adil şahidleridir... Onları görmeye imkân sahibi değiliz, amma onların bizleri
gördüğüne ve varlıklarına iman ediyoruz...
Muvahhid mü'min
Müslümanlar, kendileriyle beraber olan meleklerin farkına varıp, her an
gözetlendiklerini idrak ederek hâl ve hareketlerine çeki-düzen vermeleri,
onların olgun imana ve salih amellerin sahibi şuurlu izzetli şahsiyetler
olduklarının bir göstergesidir...
Varlıklarına katıksız
iman ettiklerimiz melekler tarafından gözetleniyoruz... onlar, bizleri görüyor
ve vazifesi icabı bizimle beraberlikleri her anda devam etmektedir...
Ümmü'l-Mü'minin Aişe
(r.anha)dan.
Rasuîullah (s.a.s.),
Aîşe'ye:
Ya Aişe, şu
(yanımdaki) Cibril'dir. .Sana selâm ediyor." Buyurmuş.
Aişe (r.anha)da:
Selâm, Allah'ın
rahmeti ve bereketi o'nun üzerine olsun, demiş.
Rasulullah'ı
kasdederek:
Benim görmediğimi, sen
görüyorsun, demiştir.[90]
Şehid İmamımız İmam
Ebu Hanife (rh.a.), "El-Fıkhuİ-Ekber" adlı eserinde şöyle der:
"Kabirde, Münker
ve Nekîr'in sualleri haktır. Kabirde, ruhun cesede iade edilmesi haktır. Bütün
kâfirler ve âsî mü'minler için kabir sıkıntısı ve azabı haktır. [91]
Ebu Hüryere (r.a.)'dan
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle" buyurur:
"Ölü-veya 'sizden
biriniz'-defnedildiği zaman ona, siyah tenli ve Mavi (gözlü) iki melek gelir.
Birine Münker ve öbürüne de Nekîr denir.
Müteakiben o iki melek
sorar:
Bu adam (Muhammed)
için ne demiştin?
Bunun üzerine o
(ölmeden önce) söylediğini aynen söyler:
O, Allah'ın kulu ve
Rasulü'dür. Allah'dan başka hak ilâh olmadığına ve Muhammed'in o'nun Kulu ve
Rasulü olduğuna şehadet ederim.
Sonra o iki melek:
Senin, bunu
söylediğini esasen biliyorduk! Derler.
Sonra onun kabri,
yetmiş arşın kare olarak genişletilir, sonra aydınlatılır ve sonra kendisine:
Uyu (istirahat et)!
Denir.
Oda:
Aileme dönüp onlara
haber vereyim mi? der.
O iki melek:
Gelin-güvey gibi uyu
ki, onu (gelin-güveyi) ailesinden elbet en çok sevdiği kişi uyandırır, derler.
O kişi, Allah onu, o
yatağından mahşere kaldırıncaya kadar (rahat rahat uyur). Şayet münafık ise:
İnsanların (O'na
peygamber dediklerim işittim ve ben de aynı şeyi söyledim (hakikat mıdır?)
bilemiyorum, diyecek.
Bunun üzerine o iki
melek: -Senin, bunu söylediğini esasen biliyorduk, derler. Sonra toprağa:
Çullan onun üzerine,
denilir.
Toprak, onun üzerine
çullanır. (Bu çullanma neticesinde) yan kaburga kemikleri yerlerinden oynar ve
Allah onu, o yatağından mahşere kaldırıncaya kadar toprakta devamlı olarak azab
içinde kalır.[92]
Rabbimiz Allah'ın
Arşı'nı taşımakla görevli olan meleklerdir...
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Arş'ı
yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rabblerini hamd ile teşbih
etmekte, O'na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler.[93]
"Melekler de,
Arş'ın etrafım çevirmişler olarak Rabblerini hamd ile teşbih ettiklerini
görürsün. Aralarında hak ile hüküm verilmiştir ve "Âlemlerin Rabbine hamd
olsun, denilmiştir. [94]
"Melekler ise,
onun çevresi üzerindedir. O gün, Rabbinin Arşı'nı onlarında üstünde sekiz
(melek) taşır. [95] İbn Zeyd (rh.a.) diyor
ki:
Burada zikredilen
melekler, Arş'ı taşıyacak kadar güçlü ve kuvvetli olan sekiz tane melektir.
Arş'ı yüklenen meleklerin hâlen dört olduğu, ahirette sekiz olacağı, Rasulullah
(s.a.s.)'den rivayet edilmiştir. [96]
İbn Abbas (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.):
Ümeyye'nin, içinde,
Arş'ı taşıyan meleklerin dört olarak sayıldığı şiirini doğrulamıştır. [97]
İbn Abbas
(r.anhuma)dan.
Rasıılullah (s.a.s.)
şöyle buyurmuştur:
"Ümeyye (b.Ebi
Salt), şiirinin şu iki beytinde ne doğru söylemiştir;
Bir adam ve onun sağ
ayağının altında bir boğa.
Diğer ayağının altında
ise, kartal ve aslan gözetmektedir."
Rasulullah (s.a.s.):
"Ümeyye. aoğru
söyledi." Buyurdu. [98]
Cabir b.Abdullah
(r.anhuma)dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Allah'ın, Arş'ı yüklenen meleklerinden bir melek ,
hakkında söz söylememe izin verildi.
O meleğin kulak yumuşağı arası,
yedi yüz yıllık valdur. [99]
Cennet ve cehennem
işlerini yürütmekle vazifeli meleklerdir... Cennet meleklerin başkanına
"Rıdvan" denir... [100]Cehennem
meleklerine "Zebani* adı verilmiş ve başkanları "Mâlik" tir...
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Onlar, Adn
cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından
salih davranışlarda bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara,
her bir kapıdan girip (şöyle derler):
'Sabrettiğinize
karşılık selâm size. (Dünya) yurdun (un) sonu ne güzel.[101]
"Onları, o en
büyük korku hüzne kaptırmaz ve: 'İşte bu, sizin gününüzdür, size
va'dedilmiştir' diye melekler onları karşılayacaktır." [102]
':Rabblerinden korkup
sakınanlar da, cennete bölük bölük sevk edildiler. Sonunda oraya geldikleri
zaman kapılan açıldı. Ve onlara (cennetin) bekçileri dedi ki: 'Selâm üzerinize
olsun, hoş ve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girir. [103]
"Şübhesız
suçlu-günahkârlar, cehennem azabı içinde ebedi kalacak olanlardır.
Onlardan (azab)
hafifletilmeyecek ve orda onlar, umudlarını kaybetmiş kimselerdir.
Biz, onlara
zulmetmedik, ancak onların kendileri zalimlerdir.
(Cehennem bekçisine:)
'Ey Mâlik, Rabbin bizim işimizi bitirsin' diye haykırdılar. O: 'Gerçek şu ki,
siz (burada) kalacak olanlarsınız' dedi. [104]
"İnkâr edenler,
cehenneme bölük bölük sevk edildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları
açıldı ve onlara (cehennem) bekçileri dedi ki: 'Size, Rabbinizin ayetlerini
okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyen) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?'
Onlar: 'Evet' dediler. Ancak azab kelimesi kâfirlerin üzerine hak oldu. [105]
Ey iman edenler,
kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki, onun yakıtı, insanlar ve
taşlardır. Üzerinde oldukça sert, güçlü melekler vardır. Allah, kendilerine
neyi emretmişse, ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler.[106]
Cehennem (sakar)
nedir, sen bilir misin?
Ne alıkoyar, ne
bırakır.
Beşere delice
susamıştır.
Onun üzerinde on dokuz
(melek) vardır.
Biz, o ateşin
koruyucularım, meleklerden başkasını kılmadık. [107]
Ateşin içinde olanlar,
cehennem bekçilerine dediler ki: 'Rabbinize dua edin, azabdan bir günü (olsun)
bize hafifletsin.
(Bekçiler:) 'Size,
kendi Rasulleriniz açık belgelerle gelmez miydi?' dediler. Onlar: 'Evet'
dediler. (Bekçiler:) 'Şu hâlde siz dua edin' dediler. Oysa kâfirlerin duası,
çıkmazda olmaktan başkası değildir. [108]
Rabbimiz Alİah (Azze
ve Celle)'ye en yakın ve çok şerefli meleklerdir...
Rabbimiz şöyle
buyurur:
"Mesih de,
yakınlaştırıİmiş (yüksek derece sahibi) melekler de, Allah'a kul olmaktan
kesinlikle çekimser kalmazlar. Kim, o'na ibadet etmeğe karşı çekimser
davranırsa ve büyüklenme (istikbâr) gösterirse (bilsin ki) onların tümünü
huzurunda toplayacaktır. [109]
Abdullah İbn Mes'ud
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurur:
"İnsanoğluna
şeytanın dokunma (vesvese) sı var ve meleğin de dokunması (ilhamı) vardır.
Şeytanın dokunması, kötülükle korkutma ve hakkı (gerçeği) yalanlamaktır.
Meleğin dokunması ise,
hayrı va'detmek ve hakkı doğrulamaktır. Bunu, her kim (vicdanında) bulursa, Allah'dan
olduğunu bilsin ve Cenab-ı Allah'a, hamdetsin. Öbürünü bulan da, şeytandan
Allah'a sığınsın."
Sonra Rasulullah
(s.a.s.):
"Şeytan sizi,
fakirlikle korkutuyor ve size çirkin hayasızlığı emrediyor.[110]ayetini
okudu.[111]
Safvan (r.a.)'m
rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
"Herkesin
yanında, kendisine gizlice telkin eden bir melek ve gizlice telkin eden bir
şeytan vardır. Şeytan, onun üzerine, diğerinden daha üstün gelenidir.
Melek, velisine:
Zikret, der.
Ona, kendi zikrinin
ecri ve zikretmesiyle beraber, zikredenin ecri kadar bir ecir vardır. Bu fazla
ecir, onların mükafatından bir şey noksanla ştırmaz.
Şeytan da, velisine:
Gürültü et, der.
Bunun üzerine gürültü
edenin kendi günahı ve onun gürültüsü sebebiyle gürültü edenin de günahı,
(şeytana uyana aiddir).
Bu fazla günah, her
ikisinin de kendi günahlarından bir şey noksanlaştırmaz.[112]
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Arş'ı
yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rabblerini hamd ile teşbih
etmekte, O'na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler:
'Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp sardın, tevbe edenlere
ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru.
Rabbimiz, onları Adn
cennetlerine sok ki, onlara (bunu) va'dettin, babalarından, eşlerinden ve
soylarından salih olanları da. Gerçekten Sen, üstün ve güçlü olansın, hüküm ve
hikmet sahibisin.
Ve onları,
kötülüklerden koru. O gün
Sen, kimi kötülüklerden korumuşsan, gerçekten
ona rahmet etmişsin. İşte büyük
kurtuluş ve mutluluk budur. [113]Ebu
Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Sizlerden biri,
abdeste niyet edip abdesti tamamen aldığı ve namazdan başka bir kasdı
olmaksızın mescide gittiği zaman, tâ mescide girinceye kadar hiçbir adım atmaz
ki, Allah Teâlâ, o adımından dolayı onu bir derece daha yükseltmesin ve bir
günahını eksiltmesin.
Mescide girince de,
mescid onu ahkoydukça (orada kaldıkça) hep namazda (gibi) olur. Ve namaz
kıldığı yerden ayrılmadığı ve kendisinden hades vâki olmadığı müd-dükçe
(yanındaki) melekler:
Ya Allah, ona mağfiret
et! Ya Allah, ona merhamet eyle, diye dua ve istiğfar ederler.[114]
Ebu Hüreyre
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Kulların
kendisinde sabaha erdiği her bir günde muhakkak iki melek iner. Bu iki melekten
biri:
Ya Alİah, infak
ediciye bir bedel ver, der.
Diğeri de:
Ya Allah, (malı)
tutucu olana telef ver, diye beddua eder. [115]
Ebu Hüreyre
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Okuyucu, yani
Fatiha okuyan kimse, 'âmin' dediği zaman siz de, 'âmin' deyin. Çünkü melekler
de 'âmin' derler. Her kimin 'âmin' demesi, meleklerin 'âmin' demesine uyarsa,
geçmiş günahları mağfiret olunur. [116]
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s,)
şöyle buyurur:
"Bir takım
melekler geceleyin, diğer takım-melekler de gündüzün birbirilerini müteakip,
size gelirler. Bunlar, sabah ve ikindi namazlarında birleşirler. Sonra içinizde
kalmış olan melekler semaya yükselirler.
Rabbleri, namaz kılmış
kullarının hâllerini iyi bilir olduğu hâlde, yine o meleklere:
Kullarımı ne hâlde
bıraktınız? Diye sorar.
Onlar da:
Biz, onları namaz
kılar hâlde bıraktık ve yanlarına da namaz kılarken varmıştık, derler.[117]
Ebu Hüreyre
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Cemaat
namazının, tek kişi namazı üzerine fadlı, yırmibeş derecedir. Gece melekleri
ile gündüz melekleri de sabah namazında birleşirler."
Ebu Hüreyre:
İsterseniz:
"Fecir vakti
(namazda okunan) Kur'ân'ı, işte o, şahıd olunandır. [118] ayetini okuyunuz, der idi. [119]
"Kur'âne'l-Fecrî"
için Mücahid: -Sabah namazıdır, demiştir.[120]
Useyd İbn Hudayr
(r.a.) anlatıyor:
Bir kerre Useyd, gece
vakti "el-Bakara Sûresi" ni okuyordu. Atı 4a yanında bağlanmıştı.
Kur'ân'ı okuy-orken birden at, deprenmeye başladı. Useyd sustu. O, susunca at
da sakinleşti. Useyd, tekrar okumaya başladı. At, yine şahlandı. Useyd sustu,
at da sakinleşti. Bundan sonra Useyd, bir daha okumaya başladı, at yine
hırçınlaştı. Useyd de artık vazgeçti. Useyd'in oğlu Yahya ise, ata. yakın bir
yerde (yatmakta) idi. Atın, çocuğa bir zararı dokunmasından endişe ederek,
çocuğu geriye çekti.
Bu sırada başını
kaldırıp göğe baktığın da (beyaz bulut gölgesine benzer bir sis içinde
kandiller gibi bir takım şeylerin parlamakta olduklarını gördü de) nihayet onu
göremez oldu.
Sabah olduğunda Useyd,
Rasulullah'a bunu söyledi. Rasulullah (s.a.s.) de, O'na:
"Oku ey
Hudayroğlu, oku ey Hudayroğlu!" buyurdu. Useyd:
-Ya Rasulullah, atın
Yahya'yı çiğnemesinden endişelendim. Çünkü çocuk, ata yakın bir yerde idi.
Başımı kaldırıp çocuğa gittim. Başımı, göğe doğru kaldırdığımda, beyaz bulut
gölgesine benzer bir sis içinde kandiller gibi bir çok şeylerin parlamakta
olduklarını gördüm. Artık bu beyaz gölge tabakası içindeki ışıklı parlak
cisimler manzumesi göğe doğru çekilip çıktı. Nihayet onu görmez oldum, dedi.
Rasulullah (s.a.s.):
"Bilir misin
onlar nedir?" buyurdu.
Useyd: -Hayır, dedi.
Rasulullah (s.a.s.):
"Onlar,
meleklerdi. Senin Kur'ân okuyuş sesine yaklaşmışlardı. Eğer okumaya devam
etseydin, sabaha kadar seni
dinlerlerdi. İnsanlar da onlara
bakarlardı. Onlar, insanların gözünden
gizlenemezlerdi." buyurdu. [121] Ebu
Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s,) şöyle buyurur: "Bir kavm, Allah'ın
evlerinden bir evde toplanarak Kitabullah'ı okurlar ve onu aralarında müzakere
ederlerse, üzerlerine sekinet iner. Allah'ın rahmeti onları kaplar. Melekler de
etraflarım kuşatırlar. Allah onları, kendi nezdindekilere anar. Bir kimseyi ameli yavaşlatırsa,
nesebi hızlandırmaz.[122]
Ebu Hüreyre
(r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Allah'ın bir sınıf
melekleri vardır ki bunlar, yollarda, sokaklarda dolaşırlar, zikir ehlini
ararlar. Onlar (Aziz ve Celîl olan) Allah'ı anan bir cemaat bulunca
birbirlerine:
Aradığınıza geliniz!
Diye seslenirler.
Bunun üzerine
melekler, zikir ehlini dünya semâsına kadar kanatlarıyla tavaf edip etrafını
kuşatırlar.
Rabbleri, onları pek
iyi bildiği hâlde, Meleklere:
Kullarım ne
söylüyorlar? Diye sorar.
Onlar da:
(Sübhânallah, diyerek)
Seni teşbih ediyorlar, (Allahu Ekber, diyerek) Seni tekbir ediyorlar,
(El-Hamdulillahi, diyerek) Seni hamd ve sena ediyorlar, suretinde cevab
verirler.
Sonra Allah:
Bu kullarım, Beni
görürler mi ki? Diye sorar.
Melekler:
Hayır, vallahi onlar,
Seni görmezler, derler.
Allah:
O kullarım, ya Beni
görseler nasıl olurlar? Buyurur.
Melekler:
Onlar, Seni görseler,
Sana ibadet ve uluhiyetleri daha şiddetli, temcid ve tahmidleri daha çetin,
teşbihleri daha çok olur, derler.
Allah Teâlâ:
Benden ne diliyorlar?
Diye sorar.
Melekler:
Cennet istiyorlar,
diye cevab verirler.
Allah Teâlâ:
Onlar, cenneti
görmüşler mi?
Hayır, vallahi, onlar
cenneti görmemişlerdir!
Ya onlar, cenneti
görselerdi?
Eğer görselerdi,
cennete karşı, hevesleri daha çok, ta-lebleri daha şiddetli, rağbetleri daha
büyük olurdu.
Allah:
O kullarım, neden
istiaze ederler?
Melekler:
Cehennem ateşinden.
Cehennemi gördüler mi?
Hayır, vallahi onu
görmediler.
Ya görselerdi, nasıl
olurlardı?
Ondan daha çok
kaçınırlardı, korkulan daha çok olurdu.
Bunun üzerine Allah
Teâlâ, Meleklere:
Ey melekler, Ben,
sizleri şahid yapıyorum ki, Ben, bu zikreden kullarımı mağfiret ettim, buyurur.
Meleklerden birisi:
O zikredenlerin arasında
filan kişi var ki, o zikredenlerden değildir. Bir haceti için gelmiş
oturmuştu, der.
Allah Teâlâ:
O mecliste oturanlar,
öyle kemâl sahibi kimselerdir ki, onlarla birlikte oturanlar şakı olamaz,
cevabını verir.[123]
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"O'dur ki, sizi
karanlıklardan nura çıkarmak için size rahmet etmekte, melekler de (size dua
etmektedir). O, mü'minleri çok esirgeyendir. [124]
Ebu'd-Derda
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Kim bir yola
ilim aramak üzere girerse Allah, onun için cennete giden bir yolu kolaylaştırır
ve şübhesiz melekler, ilim öğrencisinin rızasını istedikleri (veya) ondan razı
oldukları için kanatlarını indirirler. Yine şübhesiz göktekiler ve yerdekiler,
hatta sudaki balıklar bile ilim talebi için istiğfar ederler. Keza gerçekten
âlim adamın, abid kişiden üstünlüğü, gök ayının diğer yıldızlardan üstünlüğü
gibidir. Muhakkak âlimler, peygamberlerin varisleridirler. Şübhesiz peygamberler,
miras olarak ancak ilim bırakırlar. Bu itibarla kim, peygamberlerin mirası olan
ilmi elde ederse, tam bir hisse almış olur.[125]
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"Siz, Rabbinizden
yardım taleb ediyordunuz, O da: 'Şübhesiz Ben size, birbiri ardınca bin melek
ile yardım ediciyim' diye cevab verdi. [126]
"Rabbin,
meleklere vahyetmişti ki: 'Şübhesiz Ben, sizinleyim. îman edenlere sağlamlık
katm, inkâr edenlerin kalblerine amansız bir korku salacağım. Öyleyse (ey
Müslümanlar,) vurun boyunların üstüne, vurun onların büu parmaklarına. [127]
"Andolsun, siz
güçsüz iken, Allah size Bedir'de yardımıyla zafer verdi. Şu hâlde Allah'dan
sakının, O'na şükredebilesiniz.
Sen, mü'minlere:
'Rabbinizin size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım iletmesi, size
yetmez mi?' diyordun.
Evet, eğer
sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanı verirlerse,
Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır.
Allah, bunu (yardımı)
size ancak bir müjde olsun ve kalbleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı.
Yardım ve zafer (nusret) ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan
Allah'ın katındandır.
(Ki bununla) inkâr
edenlerin önde gelenlerinden bir kısmını kessin (helak etsin), ya da umutlan
suya düşmüşler olarak onları tepesi aşağı getirsin de geri dönüp gitsinler.[128]
Abdullah İbn Abbas (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) Bedir günü;
"İşte şu
Cibril'dir! Atının başım tutmuş, harb silahı üzerindedir." Buyurdu. [129]
Abdullah İbn Abbas
(r.anhuma), Ömer b. Hattab (r.a.)'dan rivayet eder:
Bedir Harbi olduğu
gün, Rasulullah (s.a.s.) müşriklere baktı. Onlar, bin nefer, Ashabı ise, üç yüz
on dokuz kişi idiler. Bunun üzerine Nebiyyullah (s.a.s.), Kıble'ye döndü. Sonra
ellerini uzatarak Rabbine:
"Allahım, bana
va'dettiğini yerine getir! Allahım, bana va'dettiğini ver! Allahım, eğer Ehl-i
İslâm'dan olan şu cemaatı helak edersen, (bundan sonra) yeryüzünde sana ibadet
olunmaz!" diye niyaz etmeye başladı.
Ellerini uzatarak
Kıble'ye karşı Rabbine o derece niyazda bulundu ki, nihayet omuzlarından
cübbesi düştü. Müteakiben Ebu Bekr, yanma gelerek cübbesini aldı ve omuzlarına
koydu. Sonra arkasından O'na sarılarak:
Ya Nebiyyuilah,
Rabbine yaptığın dilek yeter! Şübhesiz O, sana va'dettiğini yerine
getirecektir, dedi.
Az sonra Allah (Azze
ve Celle):
"Siz, Rabbinizden
yardım tateb ediyordunuz. O da: 'Şübhesiz Ben size, birbiri ardınca bin melek
ile yardım ediciyim' diye cevab verdi.[130]
ayetini indirdi ve Allah o'na, meleklerle imdat gönderdi.[131]
İbn Abbas
(r.anhuma)'dan dedi ki:
O gün (Bedir günü)
müslümanlardan bir zat, önünde müşriklerden bir adamın peşinden koşarken,
ansızın üzerinde bir kırbaç darbesi işitti.
Ve Süvarinin:
Dur, ya Hayzûm, diyen
sesini duydu.
Birde önündeki müşrike
baktı ki, boylu boyunca yere serilmiş, burnu berelenmiş, yüzü de kırbacın
vurduğu şekilde yarılmış olduğunu gördü. Bütün bunlar, yemyeşil olmuştu.
Az sonra Esarî gelerek
bu hadiseyi Rasulullah (s.a.s.)'e anlattı da (Rasulullah):
"Doğru söyledin.
Bu, semadan gelen üçüncü imdattandır." Buyurdular.
Artık o gün
(Müslümanlar), yetmiş kişi öldürdüler, yetmiş de esir aldılar. [132]
Rifaa İbn Rafı'
ez-Zurakî (r.a.) şöyle demiş:
Bedir Harbi sırasında
bir ara Cibril (a.s.) Rasulullah (s.a.s.)'e
geldi de:
İçinizdeki Bedir
mücahidi erini ne mertebe sayarsınız? Diye sordu.
Rasulullah (s.a.s.):
"Biz onları,
Müslümanların en faziletli olanlarından sayarız" dedi. Yahud buna benzer
bir söz söyledi.
Cibril;
Biz de, meleklerden
Bedir'de hazır bulunanları böyle meleklerin hayırlısı sayarız, dedi. [133]
Ümmü'l-Mü'minin Aişe
(r.anha)'dan.
Rasulullah (s.a.s.),
Hendek Harbi'nden (Medine'deki evine) dönüp geldiğinde, silahını bırakıp yerine
koymuş ve yıkanmıştı. Bu sırada Cibril (a.s.), Rasulullah'a geldi de:
Sen, silahını
çıkarmışsın! vallahi, biz melekler, henüz silahlarımızı çıkarmadık. Haydi
onlara doğru yola çık! dedi.
Rasulullah:
"Nereye doğru
çıkıyoruz?" diye sordu.
Cibril, Beni Kureyza
yurdunu işaret ederek:
İşte şuraya, dedi.
Bunun üzerine
Rasulullah, Beni Kureyza'ya doğru hareket etti. [134]
Enes b.Malik (r.a.)
anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.),
Beni Kureyza'ya sefer ettiğinde ben, Cibril'in melekler alayının Beni Ganim
sokağından geçtikleri sırada yükselen tozunu bugün bile hâlâ görür gibiyim. [135]
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Şübhesiz: 'Bizim
Rabbimiz AHah'dır' deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu),
onların üzerine melekler iner (ve der ki:) 'Korkmayın ve hüzne kapılmayın,
size va'dolunan cennete sevinin.
Biz, dünya hayatında
da, ahirette de sizin velileriniziz. Orda nefislerinizin arzuladığı her şey
sizindir ve istemekte olduğunuz her şey de sizindir.
Çok bağışlayan, çok
esirgeyen (Allah)dan bir ağırlanma olarak.[136]
"Melekleri, onların
yüzlerine ve arkalarına vurarak: 'Yakıcı azabı tadın' diye o küfredenlerin canlarını
alırken görmelisin. [137]
Hasan el-Bâsrî
(rh.a)'den.
Bir adam, Rasulullah
(s.a.s.)'e:
Ben, Ebu CemTin
sırtında kayış gibi bir şey gördüm, deyince,
Rasulullah (s.a.s.):
"O, Meleklerin
darbesidir." Buyurmuşlardır. [138]
İbn Abbas'dan naklen
İbn Cüreyc der ki:
Müşrikler,
Müslümanlara doğru yürüdüklerinde Müslümanlar, onların yüzlerine kılıçla
vuruyor, geri döndüklerinde ise melekler, onlara yetişip arkalarından
vuruyorlardı. [139]
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın
rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):
"Cuma günü olduğu
zaman mescidin kapısı yanında melekler durur, gelenleri öncelik sırasına göre
yazarlar.
Erken gelenin meseli,
bir deve kurban eden kimse gibidir. Ondan sonraki bir sığır kurban eden gibi,
ondan sonra bir koç kurban eden gibi, ondan sonraki bir tavuk sadaka eden,
sonra bir yumurta sadaka eden gibidir.
İmam, hutbeye çıkınca
melekler, sahifeleri durup zikri dinlerler.[140]
Ebu Hüreyre
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurur:
"Şübhesiz ki
Allah, bir kulu sevdiği zaman Cibril'i çağırır da:
Ben, filanı seviyorum,
onu sen de sev, der.
Ve onu, Cibril de
sever, sonra semâda seslenerek:
Gerçekten Allah,
filanı seviyor, onu siz de sevin! der.
Artık onu, semâ ehli
de severler. Sonra onun için yeryüzüne kabul konur.
(Allah,) bir kula da
buğzetti mi, Cibril'i çağırarak. -Ben, filana buğzediyorum, ona sen de buğzet!
Der.
Ve Cibril, ona
buğzeder. Sonra semâ ehli arasında:
Allah, filana
buğzediyor, ona siz de buğzedin! Diye seslenir.
Onlar da, kendisine
buğzederler. Sonra o kul için yeryüzüne buğz konur.[141]
Ebu Hüreyre
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Bir adanı, başka
bir köydeki kardeşini ziyaret etmiş, bunun üzerine Allah, onun için yoluna bir
gözcü melek oturtmuş.
Adam, meleğin yanma
gelince (ona):
Nereye gitmek
istiyorsun? Diye sormuş.
Adam:
Şu köydeki kardeşime
gitmek istiyorum, cevabını vermiş.
Melek:
Onun üzerinde ıslahına
çalıştığın bir nimetin var mı? diye sormuş.
Adam:
Hayır, şu kadar var
ki, ben onu, Allah (azze ve Celle) için sevdim, cevabını vermiş.
Melek:
O halde ben, şenin o
kardeşini Allah için sevdiğin gibi Allah da seni sevidiğini bildirmek üzere
Allah'ın sana gönderdiği elçiyim, demiş. [142]
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Melekler ve ruh,
onda Rabblerinin izniyle her bir iş için inerler.[143]
Abdullah İbn Abbas
(r.anhuma)'dan.
Rasulullah (s.a.s.),
Cibril'e:
"Sen, bize şu
ziyaretinden daha çok ziyaret etmez misin?" demişti, (yani daha sık
gelmesini arzulamıştı.)
İbn Abbas dedi ki:
Bunun üzerine:
Biz (elçiler) ancak Rabbiniz
emriyle ineriz. Önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan her şey O'nundur.
Senin Rabbin kesinlikle unutkan değildir. [144] ayeti indi. [145]
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
Onun (insanın) önünde
ve arkasında izleyenleri vardır. Onu, Allah'ın emriyle gözetip korumaktadırlar. [146]
O, kulları üzerinde
kahredici (kahhar) olandır. Size koruyucular gönderiyor. [147]
Üzerinde
gözetleyici-koruyucu bulunmayan hiçbir nefis (kimse) yoktur.[148]
Abdullah tbn Ömer
(r.anhurna)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurur:
Çıplaklaşmaktan
sakınınız! Çünkü beraberinizde, ancak abdest bozma anında ve kişi karısına
yaklaşacağı zaman sizden aynlan varlıklar (melekler) vardır. Onlardan haya
ediniz ve onlara karşı saygılı olunuz! [149]
İbn Abbas (r.anhuma)
şöyle der:
İnsanı, ardından ve
önünden takib edip himaye edenler meleklerdir. Onu, Allah'ın emrinden
korurlar. Melekler onu, Önden ve arkadan koruma altına alırlar. Alllah'ın
kaderi geldiğinde yanından uzaklaşırlar.
Mücahid (rh.a.) dedi
ki:
Her kulu, uyku
hâlinde, uyanıklık hâlinde, cinlere, insanlara ve yırtıcı hayvanlara karşı
koruyan görevli bir melek vardır. Başına bir iş geleceği zaman melek, onu
uyararak:
Arkana bak! der.
Ancak Allah Un
yapılmasına izin verdiği şey geldiğinde melek, onu uyarmaz ve o şey, kulun
başına gelir.
Ebu Üsame (rh.a.) dedi
ki:
Her Âdemoğluyla
birlikte bir melek vardır ki, onu, korur ve savunur. Ancak takdir gelince onu,
takdire teslim eder.
Ebu Miclez dedi ki:
Adamın biri, Hz.
Ali'nin yanma gelip şöyle dedi:
Murad kabilesinden
bazı kimseler, seni öldürmek istiyorlar.
Hz. AH de, o adama şu
cevabı verdi:
Her adamın beraberinde
koruyucu iki melek vardır. Bunlar onu, hakkında takdir edilmemiş şeye karşı
korurlar. Amma takdir edilen şey geldiğinde onu, yalnız bırakırlar. Doğrusu
ecel, sağlam bir kalkandır.[150]
Emirü'l-Mü'minin İmam
Ömer b. el-Hattab (r.a.) şöyle
demiştir:
İnsanlardan kimisi
bedbaht olarak yaşar.
Kalbi, cehalet
içerisinde uyanıkken de gaflettedir.
Eğer bu kişi, bir vefa
ve sağlam bir görüş sahibi ise,
Ölümden korkar ve
Hafaza Meleklerinden de sakınır.
İnsanlardan kimisi
yola koyulur gider, kimisi yerinde ikamete devam eder.
Ayrılıp giden, kalana
bir öğüttür. [151]
Ümmü'1-Mü'minin Aişe
(r.anha)'dan. .
Aişe, Rasulullah
(s.a.s.)'e:
Sana Uhud gününden
daha şiddetli olan bir gün erişti mi? Dedi.
Oda:
"Yemin olsun ki,
kavmin Kureyş'ten gelen bir çok zorluklarla karşılaştım. Fakat onlardan Akabe
günü karşılaştığım zorluk, hepsinden şiddetli idi.
Şöyle ki:
Ben, (Kureyş'ten
gördüğüm ezâ üzerine Taife git-tim)hayatımın korunmasını Abdu Kulâl'ın oğlu
İbnü Abdu Yalîl'e teklif ettiğim zaman o, benim dileğime cevab vermemişti. Ben
de, kederli ve hayretîi bir hâlde yüzümün doğrusuna (Mekke'ye) dönmüştüm. Bu
hayretim 'Karnü's-Seâlib Mevkii' ne kadar devam etti. Burada başımı kaldırıp
(semâya) baktığımda beni gölgelemekte olan bir bulut gördüm.
Buluta dikkatli
baktığımda, bunun içinde Cibril bulunduğunu gördüm.
Cibril, bana nida etti
de:
Allah, kavminin senin
hakkında dediklerini ve seni korumayı reddettiklerini muhakkak işitti. Ve
Allah, sana şu dağlar meleğini gönderdi. Kavmin hakkında ne dilersen, ona
emredebilirsin, dedi.
Bunun üzerine dağlar
meleği, bana nida edip selâm verdi. Sonra:
Ya Muhammed, Cibril'in
bu söylediği bir hakikattir. Sen, ne istersen emrine hazırım. Eğer (Ebu Kubeys
ile Kuaykan demlen) şu iki yalçın dağın Mekkeliler üzerine kapaklamamı istersen
(onu da emret), dedi."
Buna karşı Rasulullah
(s.a.s.):
"Hayır, ben,
Allah'ın bu müşriklerin sulblerinden yalnız Allah'a ibadet eder ve Allah'a
hiçbir şeyi ortak kılmaz (nıuvahhid) bir nesil meydana çıkarmasını arzu
ederim." dedi. [152]
Cinlerin, yegâne
yaratan Rabbimiz Allah tarafından yalın-dumansız ateşten yaratılmış olduklarına
katıksız bir şekilde iman ederiz... cinlerin varlığıyla ilgili bilgimiz,
Rabbimiz Allah'ın ve önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in bize bildirdiği
kadardır... Cinler, görünmez varlıklar oldukları için, onlarla ilgili haberleri
ancak ayet-i kerimeler ve hadis-i şeriflerden almaktayız... Burada özet olarak
gündeme getirdiğimiz cin ve şeytan konusunda, varlıklarını ve özelliklerini
kısaca izah etmeye gayret edeceğiz... Bu konudaki delillerimiz, Rabbimiz
Allah'ın beyanı olan ayet-i kerimeler ye yegâne önderimiz Rasulullah
(s.a.s.)'ün sahih hadis-i şerifleridir...
1) Rabbimiz
Allah tarafından, insanlar gibi yalnızca kendisini bilsinler, tanısınlar ve
ibadet etsinler diye mükellef kılmılan cinler, yalın-dumansız ve nüfuz eden
kavurucu ateşten yaratılmışlardır... Kendilerine, Rabbimiz Allah'ın ayetlerini
okuyan, onları bilgilendiren, Allah'a iman ve ibadet etmeye davet eden Rasuller
de gönderilmiştir... onlardan kimisi iman edip hidayete ererken, kimisi de
küfredip Rasullerin davetini reddetip kâfir ve müşrik olmayı tercih etmiştir...
yaratılışları, insanlardan öncedir...
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Ben, cinleri ve
insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.[153]
"İnsanı, ateşte
pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı.
Cann'ı (cinni) da
yalın-dumansız bir ateşten yarattı.[154]
Andolsun, insanı kuru
bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.
Ve cann'ı da, daha
önce nüfuz eden kavurucu ateşten yaratmıştık. [155]
"Ey cin ve insan
topluluğu, içinizde size ayetlerimi aktarıp okuyan ve size, bu karşı karşıya
geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp korkutan Rasuller gelmedi mi? Onlar:
'nefislerimize karşı şehadet ederiz' derler. Dünya hayatı onları aldattı ve
gerçekten kâfir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadet ettiler. [156]
"Ey insan ve cin,
sizin de hesabınızı ele alacağız. [157]İbn
Abbas (r.anhuma) der ki:
Peygamberler, Âdemoğullarındandır. Cinlerden ise, sadece inzâr ediciler,
uyarıcılar vardır. [158] Mücahid frh.a.) de şöyle
demiştir: -Peygamberler (Rasul) insanlardan
olur. Nüzur (uyarıcılar) ise,
cinlerden olur. Bundan sonra da yüce Allah'ın: "Kavimlerine inzâr ediciler olarak geri
döndüler. [159] ayetini okudu. İşte İbn Abbas'm sözünün anlamı
da" budur.[160]
2) Cinlerin,
erkeklik, dişilikleri vardır. Doğar, büyür ve ölürler. Yerler ve içerler...
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Bir de şu gerçek
var: İnsanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı. Öyle
ki, onların azgınlıklarını arttırırlardı.[161] İbn
Abbas (r.anhuma)'dan. Rasuhıllah (s.a.s.) şöyle dua ederdi: "AUahım, Senin izzetine sığınırım.
Sen, o kudret sahibisin ki, Sen'den başka ibadet edilecek
ma'bûd yoktur, yalnız Sen varsın. Ve Sen, ebedî hayat sahibisin. Halbuki cin
ve ins ölürler. [162] Alkame (rh.a.)
anlatıyor: Ben, İbn Mes'ud'a sordum:
Sizden biriniz, Rasulullah (s.a.s.) ile birlikte
cin gecesinde bulundu mu? dedim. İbn Mes'ud:
Hayır, Lâkin bir gece
biz, Rasulullah (s.a.s.) ile birlikte bulunduk. Bir ara O'nu kaybettik ve
kendisini, vadilerde, dağ yollarında aradık. Acaba (cinler tarafından) uçuruldu
mu, yoksa gizlice öldürüldü mü? dedik.
Ve böylece bir kavmin
geceleyebileceği en kötü geceyi geçirdik. Sabahlayınca bir de baktık Rasulullah
(s.a.s.), Hirâ tarafından çıkageldi.
Ya Rasulullah, seni
kaybettik, aradık fakat bulamadık. Bu yüzden bir kavmin geceleyeceği en kötü
geceyi geçirdik, dedik.
Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.s.):
"Bana, cinlerin
davetçisi geldi. Onunla gittim de cinlere Kur'ân okudum." Buyurdular.
Ve bizi götürerek
cinlerin izlerini, ateşlerinin eserlerini bize gösterdi." [163]
Cabir (r.a.)
anlatıyor.
Rasulullah (s.a.s.),
ashabının yanına çıkageldi ve onlara, "Er-Rahman Sûresi"ni başından
sonuna kadar okudu. Ashab sustular.
Rasulullah (s.a.s.)
buyurdu ki:
Cin gecesi, bu sûreyi
cinlere okudum ve onlar cevab bakımından sizden daha iyi idiler. Çünkü ben:
Şu hâlde Rabbinizin
hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?" [164] ayetine
her geldiğimde cinler:
Ey Rabbimiz, Senin
nimetlerinden hiç birini inkar etmeyiz ve Sana hamd olsun, dediler. [165]
Ebu Hüreyre
(r.a.)'dan.
Ebu Hüreyre,
Rasulullah (s.a.s.)'in beraberinde abdest alması ve istina suyu için küçük bir
kırba taşırdı. Bir keresinde Rasulullah, hacetini yerine getirmesi için çıktığında
Ebu Hüreyre, arkası sıra kırba ile O'nu takib ederken Rasulullah (s.a.s.):
Kimdir o?" diye
sordu.
Ebu Hüreyre:
Ben, Ebu Hüreyre, diye
cevab verdi.
Rasulullah:
"Benim için
istinca' edeceğim birkaç taş ara. Sakın bana kemik ve hayvan gübresi
getirme!" buyurdu.
Ebu Hüreyre dedi ki:
Ben, elbisemin
kenarında birkaç taş naklederek kendisine getirdim ve onları yanı başına
koydum. Sonra yanından ayrıldım. Nihayet hacetini bitirdikten sonra
Rasulullah'ın beraberinde yürüdüm.
Yolda, kendisine:
Kemik ve hayvan
gübresi ile temizlenmekte ne var ki? Diye sordum.
Rasulullah (s.a.s.):
"Bu ikisi,
cinlerin taâmmdandır. Şu muhakkak ki, bana nasibin (Nusaybin) cinlerinin bir
heyeti geldi, bunlar, ne hoş cinlerdir. Benden azık istediler. Ben de, onlar
için Allah'a, cinlerin uğrayacağı her kemik ve tezek makûlesi üzerinde
kendileri için muhakkak bir teâm bulunmalarına dua ettim." Buyurdu.[166]
İbn Mes'ud (r.a.)
şöyle demiştir:
Cin taifesinin heyeti,
Rasulullah (s.a.s.)'in huzuruna geldiler:
Ya Muhammed, ümmetine
kemik, tezek ve kömürle taharetlenmeyi yasak et. Zira Allah Teâlâ, onları bize
rızk kıldı, dediler.
Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.s.), bunlarla taharetlenmeyi yasakladı. [167]
Sehman-ı Farsî (r.a.)
şöyle demiştir:
O (Rasulullah) bizi,
hayvan tersi ve kemiklerle taharetlenmekten men'etti.[168]
3) Cinlerin,
mü'min Müslüman olanları ve müşrik kâfir olanları vardır.
Rabbimiz Allah (Azze
ve Celle), cin kullarından naklen beyan buyurduğu ayet-i kerimelerde cinler,
şöyle diyorlar:
"Elbette bizden
Müslüman olanlarda var, zulmedenler de. İşte (Allah'a) teslim olanlar, artık
onlar gerçeği ve doğruyu araştırıp bulanlardır.
Zulmedenler ise, onlar
da cehennem için odun olmuşlardır. [169]
Ma'n İbn Abdurrahman
şöyle demiştir:
Ben, babam
(Abdurrahman İbn Abdullah İbn Mes'ud)dan işittim, şöyle dedi:
Ben, Mesruk'a:
Cinden bir zümre,
Kur'ân dinlemek istedikleri gece, Rasulullah (s.a.s.)'e cinni kim bildirdi?
diye sordum.
O:
Bana baban, yani
Abdullah İbn Mes'ud: Cinleri, bir ağaç bildirdi, diye tahdis etti, dedi. [170]
Abdullah İbn Mes'ud
(r.a.) anlatıyor:
Ben, cinin
Rasulullah'a:
Senin Rasulullah
olduğuna kim şehadet eder? Diye suallerini işittim.
Bulunduğumuz yere
yakın bir sakız ağacı vardı. Rasulullah, ona işaret ederek cinlere:
"Şu ağacı
gördünüz mü? O, şehadet ederse iman eder misiniz? diye sordu.
Cinler:
Evet, iman ederiz!
Dediler.
Bunun üzerine
Rasuİullah (s.a.s.), o ağcı çağırdı. Ağaç icabet etti de ben,
dallarım-budaklarını sürüyerek geldiğini gördüm.
Rasulullah, ağaca:
Benim, Rasulullah
olduğuma şehadet edermisin?" diye sordu.
Ağaç:
Şehadet ederim ki sen,
Allah'ın Rasulüsün! Dedi.[171]
Cabir (r.a.)
anlatıyor:
Biz, Rasulullah
(s.a.s.) ile beraber geldik ve Neccaroğulları (yurdundaki) bir bahçeye vardık.
Bir de ne görelim! Bir deve, bahçeye giren herkese hücum ediyor. Bunu,
Rasulullah (s.a.s.)'e bildirdiler. Bunun üzerine O, yanına gelip onu çağırdı. O
da, dudağını yere koyarak gelip O'nun önünde çöktü.
Rasulullah:
"Bir yular
getirin!" buyurdu.
(Yuları getirdiler,) O
da, onu yularlayıp sahibine verdi. Sonra döndü ve şöyle buyurdu:
"Yerle gök
arasında, cinlerin ve insanların âsileri hariç, hiçbir şey yoktur ki benim,
Allah'ın Rasulü olduğumu bilip tasdik etmiş olmasın. [172]
4) Cinler,
çok güçlü kuvvetli yaratılmışlardır.
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"(Elçinin gitmesinden
sonra Süleyman:) 'Ey önde gelenler, onlar, bana teslim olmuş (Müslüman) lar
olarak gelmeden önce, sizden kim onun (belkisin) tahtını bana getirebilir?'
dedi.
Cinlerden ifrit: 'Sen,
daha makamından kalkmadan ben, onu sana getirebilirim. Ben, gerçekten buna
karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim' dedi." [173]
"(Süleyman dedi
ki:) 'Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü
bana armağan et. Şübhesiz Sen, karşılıksız armağan edensin.'
Böylece rüzgarı o'nun
buyruğunun altına verdik. O'nun emriyle dilediği yöne yumuşakça eserdi.
Şeytanları da, her
bina ustasını ve dalgıç olanı.
Ve (kötülük
yapmamaları için) sağlam kementlerle birbirine bağlanmış diğerlerini. [174]
"Süleyman için
de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun
eğdirdik). Erimiş bakır madenini O'na, sel gibi akıttık. O'nun eli altında
Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı. Onlardan kim bizim emrimizden
çıkıp sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından taddınrdık.
O'na, dilediği şekilde
kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen
kazanlar yapıyorlardı.[175]
5) Cinler
gaybı bilmezler.
Gaybın, sadece
Alemlerin Rabbi Allah tarafından bilindiğini, Allah'dan başka hiç kimsenin
gaybı bilmediğine dair Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyrulur:
"De ki: 'Göklerde
ve yerde gaybı, Allah'dan başka kimse bilmez." [176]
"(Nuh dedi ki: )
'Ben size, Allah'ın hazineleri yanım-dadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum. [177]
"(Ey Rasulüm) de
ki: 'Size, Allah'ın hazineleri yanım-dadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve
ben size, bir meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedüenden başkasına uymam.' De
ki: 'kör olanla, gören bir olur mu? yine de düşünmeyecek misiniz? [178]
"Eğer gaybı bile
bilseydim, muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük
dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için bir uyarıcı ve bir müjde vericiden
başkası değilim.[179]
"De ki: 'Gayb,
yalnızca Allah'ındır. [180]
"Göklerin ve yerin
gaybı O'nun (Allah'm)dır. [181]
"O, gaybı
bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona
muttali kılmaz).
Ancak Rasulleri içinde
razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka. Çünkü o, bunun önüne ve arkasına izleyici
(gözetleyici)ler dizer. [182]
"Böylece O'nun
(Süleyman'ın) ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü onlara (cinlere), asasını
yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıp
düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı, böylesine
aşağılayıcı bir azab içinde kalıp yaşamazlardı. [183]
Bu da, gösteriyor ki,
cinler ve insanlar gaybı bilmezler. [184]
6) Cinler,
önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'den Kur'ân-ı Kerim dinleyip iman etmişlerdir.
"De ki: 'Bana,
gerçekten şu vahyolundu: cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler:
'Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur'ân dinledik.
O 'Kur'ân), gerçeğe ve
doğruya yöneltip iletiyor. Bu yüzden ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimize hiç
kimseyi ortak koşmayacağız.
Elbette Rabbimizin
şanı yücedir. O, ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk.
Doğrusu şu: Bizim
beyinsizlerimiz Allah'a karşı bir sürü saçma şeyler söylemişler.
Oysa biz, insanların
ve cinlerin Allah'a karşı asla yalan söylemiyeceklerini sanmıştık. [185]
"Hani cinlerden
bir kaçını, Kur'ân dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böylece onun huzuruna
geldikleri zaman, dediler ki: 'Kulak verin!1 sonra bitirilince kendi kavimlerine
uyarıcılar olarak döndüler.
Dediler ki: 'Ey
kavmimiz, gerçekten biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri
doğrulayan bir kitab dinledik. Hakka ve doğru olan yola yöneltip iletmektedir.
Ey kavmimiz, Allah'a
davet edene icabet edin ve O'na iman edin. Günahlarınızdan bir kısmını
bağışlasın ve sizi, acı bir azabdan korusun.
Kim Allah'a davet
edene icabet etmezse artık o, yeryüzünde (Allah'ı aciz bırakacak değildir ve
onun, O'ndan başka) velileri yoktur. İşte onlar, apaçık bir sapıklık
içindedirler.[186]
İbn Abbas (r.a.)
anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.),
Sahabîlerinden bir topluluk içinde Ukaz panayırına doğru oraya gitmek üzere
yürüdü. O tarihte şeytanlar ile sema haberi arasında engel konulmuş, yani
semâdan haber almaktan men'edilmişler ve üzerlerine delici ateş parçalan
atılmağa başlanmış bulunuyordu.
(Semâya doğru çıkıp
kovulan) şeytanlar, kavimleri yanma döndüklerinde kendilerine
Ne oluyorsunuz? (neden
bir haber getirmiyorsunuz?) dediler.
Onlar da:
Semâdan haber almaktan
men'edildik, üzerimize ateşler gönderildi, dediler.
Bunun üzerine İblis,
onlara.
Sizin haber almanıza
engel olan muhakkak yeni meydana gelmiş bir şeydir. Arzın, doğularını ve
batılarını dolaşın da semadan haber almanıza engel olan bu yeni meydana gelmiş
işin ne olduğuna bakın, dedi.
Akabinde cinler
yürüdüler. Arzın doğularını ve batılarını dolaştılar. Her yerde kendileriyle
semâ-heber arasına engel olan bu işin ne olduğuna bakıp arıyorlardı.
İbn Abbas (r.a.) dedi
ki:
İşte bunların içinden
Tıhâme yönüne yönelip gitmiş olan takım, Ukaz panayırına gitmek üzere Nahle
mevkiinde bulunan Rasullullah'm bulunduğu yere varmış oldular.
O sırada Rasulullah,
orada sahabîlerine sabah namazını kıldırıyordu. (Namazda okuduğu) Kur'ân'ı
işitince bunlar, ona iyice kulak verip işitmeye çalıştılar.
Ve birbirlerine:
-Semâdan haber
almamıza mani olan işte budur, dediler.
İşte o zaman bu
haberciler, kendi kavimlerinin yanma döndüklerinde:
-Ey kavmimiz: 'Doğrusu
biz, (büyük hayranlık uyandıran bir Kur'ân dinledik.
O (Kur'ân), gerçeğe ve
doğruya yöneltip iletiyor. Bu yüzden ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimize hiç
kimseyi ortak koşmayacağız." Dediler.
Aziz ve Celîl olan
Allah da, peygamberi üzerine:
"De ki: 'Bana,
gerçekten şu vahyolundu: Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler:
'Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir
Kur'ân dinledik.[187]
ayetini indirdi.[188]
7) Müşrik ve
Kâfir insanlar, yeryüzünde alemlerin yegane Rabbi Allah'a karşı isyan ve tuğyan
ederek egemenliğini ellerine geçirdikleri ülkelerde Hanlıklarını,
rab-İlklerini ilân edip birbirlerine tapınarak aralarından birilerinin heva-u
heveslerini Allah'a ortak koşarken, aynı müşrikler cinleri de Allah'a ortak
koşuyorlardı... Cinlere sığınıyor, onlardan yardım bekliyorlardı...
Rabbimiz Allah,
onların bu tuğyan tutumlarını şöyle beyan buyuruyor:
"Cinleri, Allah'a
ortak koşutlar. Oysa onları O, yaratmıştır. Bir de hiçbir bilgiye
dayanmaksızın O'na, oğullar ve kızlar yakıştırıp uydurdular. O ise, nitelendire
geldikleri şeylerden yücedir, uzaktır. [189]
"Onlar,
kendisiyle (Allah ile) cinler arasında bir soy bağı kurdular. Oysa andolsun,
cinler de onların gerçekten (azab için getirilip) hazır bulundurulacaklarım
bilmişlerdir. [190]
Abdullah b. Abbas
(r.anhuma)'dan rivayet edilen bir görüşe göre bu müşrikler soy bağını, hâşâ
Allah ile İblis'in kardeş olduğunu iddia ederek kurmaya çalışmışlardır. [191]
Mücahid (rh.a.) der
ki:
Müşrikler:
Melekler, Allah'ın
kızlarıdır, demişlerdi.
Ebu Bekr (r.a.):
Peki, onların anneleri
kimlerdir? Diye sordu.
Onlar:
Cinlerin ileri
gelenlerinin kızlarıdır, diye cevab verdiler.
Katâde ve İbn Zeyd de,
böyle haber vermişlerdir. [192]
8) Cin
taifesinden gelecek herhangi bir zarardan dolayı nasıl korunacağımızı, Rabbimiz
Allah'ın izniyle önderimiz Rasulullah (s.a.s.) bizlere beyan buyurmuştur...
Ebu Said (r.a.) dedi
ki:
Rasulullah (s.a.s.),
Muavvizetân (fela ve Nâs) Sûreleri ininceye kadar cin çarpmasına ve göz
değmesine karşı (çeşitli dualarla) Allah'a sığınırdı. Muavvizetân inince, o iki
sûreyi aldı ve diğerlerini bıraktı. [193]
Abdullah b. Hubeyb
(r.a.) anlatıyor:
Yağmurlu ve
kapkaranlık bir gecede, bize dua etmesi için Rasulullah (s.a.s.)'i aramaya
çıktık ki ben, kendisine yetiştim.
Rasulullah (s.a.s.):
"Oku!"
buyurdu.
Bir şey okumadım.
Tekrar:
"Oku!"
buyurdu.
Bir şey okumadım.
"Oku!"
buyurdu.
Ve bunun üzerine:
Ne okuyayım? Dedim.
Buyurdu ki:
"Kul huvallahu
ehad ve Muavvizeteyn Sûrelerini, akşama ve sabaha vardığın zaman
üç kerre oku! Her (kötü) şeye karşı sana
yeter. [194]Ebu'1-Alâ'dan.
Osman b.Eb'1-As,
Rasulullah (s.a.s.)'e gelerek: -Ya Rasulullah, muhakkak şeytan benimle namazım
ve kıraatimin araşma girdi. Onu, bana karıştırıyor, dedi. Rasulullah (s.a.s,)
de:
"Bu, Hinzeb
denilen bir şeytandır. Onu, hissettiğin vakit, ondan Allah'a sığın ve sol
tarafına üç defa tükür." Buyurdu. Osman: -Ben, bunu yaptım, Allah da onu
benden giderdi, demiş.[195]
Yahya b. Said'den.
Rasulullah (s.a.s.),
geceleyin götürüldüğü bir yerde ateşten bir meş'aleyle kendisini arayan bir cin
gördü. Nereye dönse, onu arıyordu.
Cebrail, kendisine:
"Sana, okuduğun
zaman ateşini söndürecek ve onu yüz üstü düşürecek birkaç kelime öğreteyim mi?
Dediğinde, Rasulullah (s.a.s.):
"Evet,
öğret" deyince, Cebrail:
Şunları oku, dedi:
Gökten inen azabından,
yerden yükselen kötülüklerin şerrinden, Allah'ın yerin altında ve üstünde
yarattığı mahlukların şerrinden, gece ve gündüzün fitnelerinden, gece ve gündüz
meydana gelen hayırlı şeylerin dışındaki felaketlerden Allah'a ve O'nun
noksanlıktan uzak, hiçbir iyinin ve kötünün ulaşamayacağı kelimelerine
sığınırım ya Rahman.[196]
1) Yegâne
Rabbimiz Allah tarafından, dumansız, yakıcı ve nüfuz eden ateşten yaratılan
cinlerden olan İblis, cin şeytanlarının atasıdır... Şeytanlar, insanların ilk
atası olan ve ilk peygamber Âdem (a.s.)'dan kıyamete kadar bütün muvahhid
mü'min müslümanların düşmandır... Muvahhid mü'minler, bu konuda çok
uyarıldıklarından dolayı uyanık ve hassastırlar... Şeytanı düşman bilmiş,
tanımış ve ona karşı mücadele başlatmışlardır... Şeytana ve onun hizbine karşı,
iman ve takva silahıyla silahlanıp cihad eden muvahhid mü'minler, şeytanı asla
veli kabul etmemiş, onun velayetini reddetmişlerdir... Zaman zaman şeytanın
hizbi olan tağutlar, muvahhid mü'minleri yenmiş, vatanlarını işgal edip onları
esaret altına almışlarsa da, onlara asla egemen olamamış ve muvahhid mü'minler
onların velayetlerini kabullenmemişlerdir... Rabbimiz Allah'ın verdiği bütün
imkaırı kullanmış, çalışmış, çok gayret edip esaretten kurtulmuşlardır...
Şeytan, şöyle
tanıtılıp iç yüzü beyan edilmiştir. Rabbimiz Allah ve önderimiz Rasulullah
(s.a.s.) tarafından:
"Hani meleklere:
'Âdem'e secde edin' demiştik, İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O,
cinîerdendi. Böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda beni
bırakıp, onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz. Oysa onlar, sizin
düşmanımzdır. (Bu,) zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.[197]
"Andolsım Allah'a,
senden önceki ümmetlere
de (Rasuller) gönderdik. Fakat şeytan onlara, yapıp ettiklerini süslü
göstermiştir. Bugün de onların velisi odur ve onlar için acı bir azab vardır. [198] Enes
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurur: "Allah, cennette Âdem'e suret verdiği vakit, o'nu, dilediği
kadar terketti. Bunun üzerine İblis, O'nun ne olduğunu görmek için etrafında
dolaşmaya başladı. O'nu, içi kof görünce bildi ki, kendisine malik olamayacak
bir şekilde yaratılmıştır." [199]
Iyaz b. Hımar
el-Mişavî (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.), bir gün hutbesinde şöyle
buyurmuştur: "Dikkat edin ki,
Rabbim bana öğrettiklerinden bilmediklerinizi bugün size
öğretmemi emretti: (Buyurdu ki:)
Bir kula verdiğim her
mal helâldir. Ben, kullarımın hepsini Müslüman olarak yarattım. Amma onlara
şeytanlar gelerek, kendilerini dinlerinden alıp götürdüler. Benim kendilerine
helâl kıldıklarımı, onlara haram ettiler. Benim hakkında delil indirmediğim bir
şeyi, Bana şerik koşmalarını emrettiler.
Şübhcsiz ki Allah, yer
halkına bakarak onların Arabına, Acemi ne şiddetle buğz etmiştir. Yalnız Ehl-i kitab'dan
bir takım bakiyyeler müstesna!
Allah Teâlâ:
Ben, seni ancak
imtihan edeyim ve seninle başkalarını imtihan edeyim diye gönderdim. Sana, su
götürmez bir kitab indirdim. Onu, uyurken, uyanırken okursun, buyurdu.[200]
Sebre b.Ebu fakih
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Şeytan,
Âdemoğlunun her yerde önüne çıkar.
İslâm yolunda önüne
çıkar. (Müslüman olan birine:)
Sen, nasıl Müslüman
olursun, eski dinini, babalarının ve atalarının dinini bırakırsın? Der.
Fakat o kişi, şeytanı
dinlemez ve Müslüman olur. Sonra hicret ederken şeytan yine yolunu keser ve:
Kendi memleketim terk
edip nasıl hicret edersin? Hicret eden, dizgin vurulmuş bir at gibidir, der.
O kişi, şeytanı yine
dinlemez ve hicret eder. Sonra O mü'min, savaşa giderken, şeytan yine yolunu
keser ve:
Savaş, hem seni yorar,
hem de malını kaybedersin. Hâl böyle iken, nasıl savaşa gidersin? Harb
meydanında savaşacaksın, öldürüleceksin. Karın, başkasına nikâh-lanacak, malın
da taksim edilecek, der.
O mü'min, şeytanı yine
dinlemez ve cihada gider."
Daha sonra Rasulullah
(s.a.s.):
"Kim böyle
yaparsa, onu cennete sokmak, va'dı icabı Allah'a vacib olur. Savaşta öldürülse
de, boğulsa da, hayvanı sırtından atıp öldürsede yine Allah, onu cennete
sokar." buyurdu. [201]
2) Şeytan,
inanmayan kâfirlere ve inandığı hâlde günah işleyen fasıklara kötü amellerini
güzel gösterir... onlara şirk, küfür, fisk ve fücuru işlettikten sonra, onları
yüzüstü bırakıp kendilerinden uzaklaşır... Şeytan, insanoğluna, özellikle iman
eden Allah'ın kullarının düşmanı olduğu için, onları Allah'a karşı isyan
ettirmek için bütün yollara baş vurur... Bir defa onların ayaklarını kaydırdı
mı, artık vazifesini yerine getirme rahatlığı içinde kenara çekilir...
Bedir Savaşı günü,
bunun en açık örneğidir...
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"O zaman şeytan
onlara amellerini çekici göstermiş ve onlara: 'Bugün sizi, insanlardan bozguna
uğratacak yoktur ve ben de sizin yardımcınızın!, demişti. Ne zaman ki, iki
topluluk birbirini görür oldu (karşılaştı) o, iki topuğu üstünde geri döndü ve:
'şübhesiz ben, sizden uzağını. Çünkü ben, sizin görmediğinizi görüyorum. Ben,
Allah'dan da korkuyorum'dedi. Allah, (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli
olandır.[202]
Abdullah b. Abbas
(r.anhuma) anlatıyor:
Bedir Savaşı'nın
yapıldığı gün İblis, şeytanlardan oluşan bir ordunun içinde, elinde sancak
bulunduğu hâlde Müdlic oğullarından şair Şüreka b. Malik'in şeklinde çıkıp
geldi ve müşriklere dedi ki:
-Bugün insanlardan
sizi yenecek hiçbir kimse yoktur. Ben de mutlaka sizin yanınızdayım, dedi.
İnsanlar, savaş için
mcvzilenince Rasulullah, bir avuç toprak alıp onu müşriklerin yüzüne serpti.
Onlar da, gerisin geriye dönüp kaçmaya başladılar.
Bu sırada Cebrail,
İblis'e geldi. İblis, O'nu görünce elini, müşriklerden birinin eline vermiş
durmaktayken elini çekip aldı. Kendisi ve taraftarları gerisin geri kaçmaya
başladılar.
Elini tutan adam, ona:
Ey Şüreka, sen, bizim
yanımızda olacağını söylüyordun, dedi.
İblis dedi ki:
Ben, sizin
görmediğiniz şeyleri görüyorum. Ben, Allah'dan korkuyorum. Zira Allah, cezalandırması
şiddetli olandır.[203]
Talha b. Übeydullah b.
Keriz (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Şeytan, Arefe
günü görüldüğünden daha küçük, daha hakir, daha zelil ve daha öfkeli hiçbir
zaman görülmedi. Bunun sebebi de, rahmetin indirilişini, Allah'ın, büyük
günahları affedişini görmesidir.
Bir de Arefe gününden
de daha küçük, daha zelil, daha öfkeli görüldüğü bir gün vardır ki, o da Bedir
Savaşı'nın olduğu gündür."
Bu söz üzerine
Rasulullah (s.a.s.)'e:
Bedir'de şeytan ne
gördü ya Rasulullah? Diye sorulunca şöyle buyurdu:
"Cebrail'in,
melekleri savaş için sıra sıra yaptığını gördü. [204]
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Şeytanın durumu
gibi. Çünkü insana: 'inkâr et' dedi. İnkâr edince de: 'Gerçek şu ki ben, senden
uzağım. Doğrusu ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'dan korkarım' dedi. [205]
"İş hükme
bağlanıp bitince, şeytan der ki: 'Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'dı
va'detti. Ben de size va'dde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim, size
karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu. Yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet
ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, Siz, kendinizi kınayın. Ben, sizi kurtaracak
değilim, siz de beni kurtaracak değilsiniz. Doğrusu daha Önce ortak koşmanızı
da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azab vardır.[206]
Ukbe b. Âmir
(r.a.)'dan.
Rasuhıllah (s.a.s.),
şefaat hadisinde şöyle buyurmuştur:
"İsa, diyecek ki:
Ben, size Ümmî
peygambere gitmenizi tavsiye ederim.
Bunun üzerine bana
gelirler. Allah, bana kalkmak için izin verecek. Benim meclisimden, güzel koku
koklamış herkesin kokladığı kokudan daha da hoş bir koku rüzgarı yayılacaktır.
Nihayet Rabbimin huzuruna geleceğim, benim şefaatimi kabul edecek ve bana
saçımdan ayağımın tırnağına kadar bir nur ihsan edecek. Sonra kâfirler şöyle
diyecekler:
Mü'minler, kendilerine
şefaat edecek kimseyi buldular, peki bize kim şefaat edecek?
Bu sefer:
Bu, İblis'ten başkası
olamaz. Bizi, saptıran odur, diyecekler ve bunun üzerine iblis'in yanma
varacaklar.
Ona:
Mü'minler, kendilerine
şefaat edecek kimseyi buldular, haydi sen de bize şefaat et: Çünkü bizi
saptıran sen oldun, diyecekler.
Bu sefer, onun
meclisinden kokusu alınmış en kötü ve pis bir koku rüzgarı yayılacak,
sonra da ağlaşmaları oldukça ileri dereceye varacak.
İşte o vakit (İblis):
"Doğrusu, Allah,
size gerçek olan va'di va'detti. Ben de size va'dde bulundum, fakat size yalan
söyledim" diyecektir. [207]
Şeytan, ancak verdiği
vesveseye ve yaptığı doğru olmayan va'da aldanan kişileri kandırabilir... Gerek
iman konusunda, gerekse amel konusunda onun yalan olan va'dına kanmış olanları
aldatır, imanlarını alır, amellerini yok eder...
Bundan dolayı Şehid
imamımız İmam Ebu Hanife (rh.a.) şöyle demiştir. "El-Fıkhu'1-Ekber"
adlı eserinde:
"Şeytan, mü'min
kuldan imanını baskı ve cebirle alır, dememiz doğru değildir. Fakat kul, imanı
terk ederse, şeytan da onun imanını alır, deriz. [208]
3)
Şeytanlar, gerek gönderilen Rasul ve Nebîlerin, gerekse onların kendilerine
gönderildiği ümmetlerinin apaçık düşmanlarıdır...
Rabbimiz Allah şöyle
buyuruyor:
"Böylece her
peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan bazısı,
bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu,
yapmazlardı. Öyleyse onları, yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş başa
bırak. [209]
Rasulullah (s.a.s.)'in
zevcesi Aişe (r.anha)'dan.
Rasulullah (s.a.s.),
geceleyin Aişe'nin yanından çıkmış,
Aişe demiş ki:
Ben, O'nu kıskandım.
Az sonra gelerek benim ne yaptığımı gördü ve:
"Sana ne oldu ya
Aişe, kıskandın mı?" diye sordu.
Bana ne olacak, benim
gibisi, senin gibi bin zatı kıskanmaz mı? dedim.
Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.s.):
Sana, şeytanın mı
geldi?" dedi.
Ben:
Ya Rasulullah, benimle
beraber şeytan mı var? diye sordum.
Evet!" cevabını
verdi.
Seninle de mi ya
Rasulullah? Dedim.
Evet, lâkin Rabbim
onun hakkında bana yardım etti, tâ ki, teslim (Müslüman) oldu."
buyurdular.[210]
Abdullah b. Mes'ud
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
Sizden hiç kimse
yoktur ki, kendisine cinlerden bir arkadaşı vekil kılınmamış olsun!"
Ashab:
Ya sana, ya
Rasulullah? Dediier.
"Bana da! şu
kadar var ki, Allah, onun hakkında bana yardım etti de o, Müslüman oldu. Artık
bana hayırdan başka bir şey emretmiyor." buyurdu. [211]
Cabir (r.a)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
Gerçekten İblis,
tahtını suyun üzerine koyar. Sonra çetelerini gönderir. Bunların, ona derece
itibariyle en yakın olanı, en büyük fitne çıkaranıdır.
Bunlardan biri
gelerek:
Şöyle şöyle yaptım,
der.
Oda:
Hiçbir şey
yapmamışsın, der.
Sonra biri gelerek:
Onu, karısıyla
birbirinden ayırmadan bırakmadım, der.
Bunu, kendisine
yaklaştırır ve:
Sen, ne iyisin, der.[212]
İbn Abbas (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"İblis, en güçlü
ve en kuvvetli adamlarını malını hayır yolunda sarfedenlere gönderir." [213]
Şeytan ve taraftarlarının
muvahhid mü'min müsliimanlara düşman olup onlara zarar verdikleri konusunda,
her biri bir uyan ve bir irşad ilkesi olan yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ'nın şu
ayetlerini okuyalım, belleyelim, hiç unutmadan gereğini yerine getirmeye
çalışalım...
Şöyle buyuruyor
Rabbimiz Allah:
"Gerçek şu ki
şeytan, sizin düşmanınızdır. Öyleyse siz de onu, düşman edinin. O, kendi
grubunu ancak çılgın yanan ateşin halkından olmaya çağırır. [214]
"Ey Âdemoğullan,
şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için
elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir
belâya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarlar (kendilerini göremeyeceğiniz yerden)
sizleri görmektedir. Biz, gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları
kıldık.[215]
"Hani meleklere:
'Âdem'e secde edin' demiştik. İblis'in dışında (hepsi) secde etmişlerdi.
Demişti ki: 'Bir çamur olarak yarattığın kimseye ben, secde eder miyim?'
Demişti ki: 'şu bana
karşı yücelttiğine bir bak! Andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre
tanırsan, O'nun soyunu -pek az dışında-kuşkusuz kendime bağlı kılacağım.
(Allah) demişti ki:
'Git, onlardan kim sana uyarsa, şüb-hesiz sizin cezanız cehennemdir. Noksansız
bir ceza.
Onlardan güç
yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat. Atlıların ve yayalarınla onların
üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara
çeşitli va'dlarda bulun.' Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey va'detmez.
'Benim kullarım,
senin, onlar üzerinde hiçbir zorlayıcı gücün (hakimiyetin) yoktur.' Vekil
olarak Allah yeter[216]
"Gerçek şu ki,
iman edenler ve Rabblerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir
zorlayıcı gücü yoktur.
Onun zorlayıcı gücü,
ancak onu veli edinenlerle, onunla O'na (Allah'a) ortak koşanlar üzerindedir. [217]
"(şeytan) dedi
ki: 'Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar (ı insanları saptırmak) için
mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım.
Sonra muhakkak
önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu
şükredici bulamayacaksın.
(Allah) dedi ki:
'kınanıp alçalmış ve kovulmuş olarak ordan çık! Andolsun, onlardan kim seni
izlerse, cehennemi sizinle dolduracağım." [218]
"Andolsun, İblis,
kendileri hakkında zatınım doğrulamış oldu. Böylelikle iman eden bir grup
dışında, ona uymuş oldular.
Oysa onun, kendilerine
karşı hiçbir zorlayıcı gücü yoktu. Ancak Biz, ahirete iman edeni, ondan kuşku
içinde olandan ayırtetmek için (ona bu imkânı verdik). Senin Rabbin, her şeyin
üzerinde gözetici-koruyucudur[219]
"Hiç şübhesiz
Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise,
(onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o, uzak bir
sapıklıkla sapmıştır.
Onlar, O'nu bırakıp da
(bir takım) dişilere taparlar. Onlar, o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş
şeytandan başkasına tapmazlar.
Allah, onu
lânetlemiştir. O da (şöyle) dedi: 'Andolsun, kullarından mikdarları tesbit
edilmiş bir grubu (kendime uşak) edineceğim.
Onları -ne olursa
olsun-şaşırtıp saptıracağım. En olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara,
kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah'ın
yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim.' Kim Allah'ı bırakır da şeytanı
dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır. (Şeytan)
onlara va'dler ediyor, onları, en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan,
onlara bir aldanıştan başka bir şey va'detmez.
Onların barınma
yerleri cehennemdir. Ondan kaçacak bir yer bulamayacaklardır.[220]
"Şeytan, sizi
fakirlikle korkutuyor ve size çirkin hayasızlık emrediyor. Allah ise, size
kendisinden bağışlama ve bol ihsan (fazl) va'dediyor. Allah (rahmetiyle) geniş
olandır, bilendir." [221]
"Allah'ın size
rızk olarak verdiklerinden yiyin ve şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o,
sizin için apaçık bir
düşmandır. [222]
"Ey iman edenler,
şeytanın adımlarına uymayın! Kim şeytanın adımlarına uyarsa (bilsin ki,)
gerçekten o (şeytan), çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder. Eğer Allah'ın
üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiç biri ebedi olarak temize
çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir. [223]
4) Şeytanlar
gaybı bilmezler... Gayıbdanmış gibi verdikleri haberler, onların meleklerden
duyduklarıdır... Kulak hırsızlığvyla meleklerin kendi aralarında konuştuklarından
hızlıca kapıp kaçırdıkları haberleri, ona ^bir çok yalanlar katan dostlarına
ulaştırırlar... Bu haber hırsızlığı, onların gaybı bildiklerine delil olamaz...
Çünkü gayb bilgisinin bulunduğu "Levh-i Mahfuz", Allah Teâlâ tarafından
korunmuştur... Gaybı, Allah'dan başkası bilmez...
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Andolsun, Biz,
en yakın olan göğü (dünya göğünü) kandillerle süsleyip donattık ve bunları,
şeytanlar için taşlama birimleri (rücum) kıldık. Onlar için çılgınca yanan
ateşin azabını hazırladık.[224]
"Andolsun, gökte
burçlar kıldık ve onu, gözleyenler için süsledik.
Ve onu, her kovulan
şeytandan koruduk.
Ancak kulak hırsızlığı
yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler. [225]
"Şübhesiz Biz,
dünya göğünü çekici bir süsle, yıldızlarla süsleyip donattık.
Ve itaatten çıkmış her
azgın şeytandan koruduk.
Ki onlar, Mele'i
Ala'ya kulak verip dinleyemezler, Her yandan kovulup atılırlar.
Uzaklaştırılırlar.
Onlara, kesintisiz bir azab vardır.
Ancak (sözü
hırsızlama) çalıp kapan olursa, artık onu da delip geçen yakıcı bir alev izler
(ve yok eder). [226]
"(Cinlerden bir
grup dedi ki:) 'Doğrusu biz, göğü yokladık, fakat onu güçlü koruyucular ve
şihablarla kaplı (doldurulmuş) bulduk.
Oysa gerçekten biz,
dinlemek için onun oturma yerlerinde oturuyorduk. Ama şimdi kim dinleyecek
olsa (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur. [227]
Ümmü'l-mü'minin Aişe
(r.anha)1dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Melekler, Anan
içine -ki o, buluttur-inerlerde , gökte kaza ve hükmolunan emri (istikbale aid
bazı şeyleri kendi aralarında) zikrederler. Bu sırada şeytanlar (bu haberi), kulak
hırsızlığı yapar ve onu işitirler, işittiklerini de kâhinlere gizlice
ulaştırırlar. Kâhinler, şeytanlardan işittikleri kelimelerle beraber yüz yalan
da kendi nefislerinden uydururlar.[228]
Ebu Hüreyre
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Allah, gökyüzündeki
meleklere bir emrin yerine getirilmesini hükmettiği zaman, Allah'ın düz bir
taş üstünde (hareket ettirilen) zincir (sesi) gibi muhabbetli (heybetli) olan
bu ilahi hükme melekler, tamamiyle boyun eğerek (korku ile) kanatlarını
birbirine vururlar. Gönüllerinden bir korku giderilince de melekler, Cebrail ve
Mikâil gibi mukareb (yani Allah'a yaklaştırılmış) meleklere:
Rabbimiz ne söyledi?
Diye sorarlar. Onlar da, sorana:
Allah, hakkı söyledi.
O, çok yücedir, çok büyüktür, derler.
Bu suretle kulak hırsızı
şeytanlar, Allah'ın o emir ve takdirini işitirler. O sırada kulak hırsızı
şeytanlar (yerden göğe kadar) birbirinin üstünde zincirleme dizilmiş (ve kulak
hırsızlığına hazırlanmış) bulunurlar. Şeytanlar, bu vaziyette iken en üstteki
şeytan, meleklerin o konuşmasını işitir de hemen onu, altındakine atar. Sonra
diğeri de o sözü, kendinden aşağdakine atar. Nihayet en aşağıdaki o sözü,
sihirbazın yahud kâhinin diline atar.
Bazı defa meleklerin
konuşmasını işiten en üstteki şeytana bir ateş parçası yetişip, altındaki
şeytana o haberi atıp işittirmeden onu yakar. Bazan da ateş, kendisine erişmeden
önce o haberi, altındaki şeytana atıp ulaştırır. Artık o haberi alan sihirbaz
kimse, bu haberin beraberinde yüz yalan
daha uydurur (insanlara söyler ve
ilâhî emir yeryüzünde
gerçekleşince, insanlar tarafından:)
O, bize filan günü,
şöyle, şöyle ve şöyle demiş değil miydi? Diye söylenir de, böylece şeytanın
gökyüzünden işitmiş olduğu o kelime sebebiyle sihirbaz yahud kâhin işi
doğrulanır.[229]
Mü'minlerin annesi Aişe
(r.anha)'dan.
Bir takım insanlar,
Rasulullah (s.a.s.)'e kâhinlerin mahiyetinden sordular.
Rasulullah (s.a.s.):
"Onlar, hiçbir
şey değillerdir." Buyurdu.
Oradakiler:
Ya Rasulullah, onlar,
bazı kerreler vakıaya uygun olarak bir şey söylüyorlar, dediler.
Rasulullah (s.a.s.)
de:
"Bu kelime,
cinden işitilmiştir ki, cinnî, o kelimeyi kulak hırsızlığı yapıp sür'atle kapar
ve akabinde onu velisinin (yani dostu olan kâhinin) kulağına, tavuğun tekrar
tekrar seslenmesi gibi eğilip boşaltır. Onlar da, bu kelimenin (sözün) içine
yüz tane yalan karıştırırlar." Buyurdu. [230]
5)
Şeytanların çeşitli kılıklara girebilme Özellikleri vardır... Mü'min
müslümanlara bu konuda bilgi veren ve onları irşad eden Rasulullah (s.a.s.)'in
hadislerinden şu örnekleri zikredebiliriz:
Ebu Said (r.a.)'dan.
Rasuîullah fs.a.s.)
şöyle buyurdu:
"İçinizden biri,
kendisini gelen geçen insanlardan koruyacak bir sütreye karşı namaza durup da,
biri, önünden geçmeye davranacak olursa onu, defetsin. Dinlemez, dayatırsa
onunla dögüşsün. Çünkü o, ancak bir şeytandır.[231]
Cabir (r.a.)
anlatıyor:
Rasuîullah (s.a.s.),
bir kadın görmüş. Müteakiben zevcesi Zeyneb'e gelmiş. Zeyneb, kendine aid bir
deri ovuyormuş. Rasuîullah (s.a.s.), hemen hacetini bitirmiş. Sonra Ashabının
yanma çıkarak:
"Şübhesiz ki
kadın, şeytan suretinde gelir, şeytan suretinde gider. Biriniz bir kadın
gördümü, hemen ailesine gelsin. Çünkü bu, onun nefsinde olan şeyi
giderir." Buyurmuşlar. [232]
Ebu Zerr (r.a.)'dan.
Rasuîullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Kara köpek
şeytandır. [233]
Ebu Hüreyre (r.a.)
anlatıyor:
Rasuîullah (s.a.s.)
beni, Ramazan zekatını korumaya vekil tayin etti. (Bir gece) bana birisi geldi
ve zekat hurmasından avuçfamaya başladı. Ben, onu yakaladım ve: -Allah'a yemin
ederim ki, seni muhakkak Rasulullah'a
götüreceğim, dedim.
Oda:
Ben, muhtacım.
Üzerimde de bana muhtaç bir aile (nafakası) vardır. Benim bu aldığım şeye
şiddetle ihtiyacım vardır, dedi.
Ebu Hüreyre dedi ki:
Bunun üzerine ben de
onun yolunu boşalttım (yani onu, salıverdim).
Sabaha girdiğimde
Rasuîullah (s.a.s.):
Ya Ebâ Hüreyre, dün
gece esirin ne yaptı?" dedi.
Ben de:
Ya Rasuîullah,
şiddetli ihtiyaçtan ve ailesinin çokluğundan şikayet etti. Ben de ona acıdım
ve yolunu boşalttım (yani salıverdim), dedim.
Rasuîullah:
Fakat o, muhakkak sana
yalan söylemiştir ve yakında yine gelecektir." Buyurdu.
Rasuîullah,
"yakında yine gelecek" buyurduğu için, onun geleceğini bildim de, onu
gözetledim. Geldi ve hurmadan avuçlamaya başladı.
Onu, yakaladım ve:
Seni, elbette
Rasulullah'a götürürüm, dedim, O:
Beni bırak! Çünkü ben,
muhtacım ve üzerimde büyük bir aile (yükü) vardır. Bir daha dönmem, dedi.
Ben de, ona acıdım ve
yolunu açtım. Sabaha eriştiğimde Rasuîullah (s.a.s.), bana:
Ya Ebu Hüreyre, esirin
ne yaptı?" buyurdu.
Ben de:
Ya Rasuîullah, şiddetli
bir ihtiyaçtan, ailesinin çokluğundan şikayet etti de ona acıdım ve yolunu
açtım (yani salıverdim), dedim.
Rasulullah:
Fakat o, muhakkak sana
yalan söylemiştir, yakında gelecektir." Buyurdu.
Onu, üçüncü defa
gözetledim. Geldi ve hurmadan avuçlamaya
başladı. Onu, yine yakaladım ve:
Bu defa seni, muhakkak Rasulullah'a
götürürüm. Artık bu, üç defanın sonudur. Sen, bir daha dönmem dersin,
sonra yine dönersin, dedim. O:
Beni bırak da sana bir takım kelimeler
öğreteyim ki Allah, sana bu kelimelerle fayda ihsan eder, dedi. Ben:
Bu kelimeler nedir? Dedim.
Oda:
Yatağına girdiğinde,
Kursî Ayeti'ni: "Allahu lâ ilahe illa huvel'l-hayyu'l-kayyum" ayetini
bitirinceye kadar oku. Muhakkak senin üzerinde Alİah tarafından bir koruyucu
bulunmakta devam eder ve sana sabaha kadar hiçbir şeytan yaklaşmaz, dedi.
Ben de, onun yolunu
açıp salıverdim. Sabaha girince Rasulullah, bana: "Dün gece esirin ne
yaptı?" dedi. Ben de:
Ya Rasulullah,
bu esir, bana bir takım kelimeler öğreteceğini, bunlar sebebiyle
Allah'ın bana hayır ve yarar ihsan edeceğini
söyledi. Ben de
yolunu açıp salıverdim, dedim.
Rasulullah (s.a.s.): "Bu kelimeler nedir?" buyurdu. Ben de:
Bana, yatağıma
girdiğimde, Kursî Ayeti'nin evvelinden bitirinceye kadar: "Allahu lâ
ilahe illa huve'l-hayyu'l-kayyum" diye oku, dedi.
Ve yine bana, o:
Sabaha girinceye kadar
senin üzerinde Allah'dan bir koruyucu bulunmakta devam eder, asla ayrılmaz ve
sana, şeytan da yaklaşamaz, dedi, diye cevab verdi.
Sahabîler, hayır
öğrenmeye pek hırslı idiler.
Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.s.):
"Dikkat! Bu esir,
çok yalancı olduğu hâlde sana doğru söylemiştir.
Ya Ebâ Hüreyre, üç
geceden beri sana hitab edip konuşan kimdir, bilir misin?" buyurdu.
Ben Ebu Hüreyre de:
Hayır, dedi (m).
Rasulullah (s.a.s.):
"İşte o, (insan
suretinde) bir şeytandır." Buyurdu.[234]
İbn İshak (rh.a.) dedi
ki:
Abdullah İbn Abbas
(r.anhuma) şöyle anlatıyor:
Bunu karar verdikleri
ve Darûn-Nedve'ye Rasulullah (s.a.s.)'in durumu hakkında müşavere etmek için
toplanmaya va'deleştikleri günün sabahında toplandılar. Bu günü, "zahmet
gün" ismi verilirdi.
iblis, büyük bir
ihtiyar suretinde onlara göründü. Üzerinde kalınca bir giysi vardı. Evin kapısı
önünde durdu ve onun orda durduğunu gördükleri zaman dediler ki:
Kim bu ihtiyar?
Necid halkındanım,
dedi.
Muhammed hakkında
toplanacağınızı işitmiş, sizi dinlemek için gelmiş ve umulur ki, sizden görüş
ve nasihatlerini esirgemez.
Dediler ki:
Peki, girsin.
O da, bunun üzerine
onlarla beraber girdi ki, orada Kureyş'in eşrafı toplanmışlardı. [235]
Rasulullah (s.a.s.)'in
zevcesi Safıyye bintu'l-Huyey b. Ahtab (r.anha)'dan.
Rasulullah (s.a.s.),
Ramazan'm son onunda mescidin-deki i'tikâf yerinde iken Safıyye, O'nu ziyaret
etmek üzere Rasuİullah'm yanına gelmiş ve huzurunda bir saat konuşmuş. Sonra
evine dönmek üzere ayağa kalkmış, Rasulullah da Safıyye'yi evine geçirmek üzere
O'nunla beraber kalkmış. Nihayet Ümmü Seleme'nin oda kapısı önündeki mescid
kapısına ulaştığında, Ensar'dan iki kimse, oradan geçmiş ve Rasulullah'a selâm
vermişlerdi.
Rasulullah (s.a.s.),
onlara:
"Yavaş olun,
durun! Yanımdaki bu kadın, hanımım Huyey kızı Safiylecür." Buyurdu.
O iki
Ensar!î-zat: .
Sübhanallah,(Allah'ı
teşbih ederiz) ya Rasulullah, dediler.
Ve bu iş (Rasuİullah'm
Safıyye'nin hüviyetini tayine mecburiyet duyması) kendilerine ağır geldi.
Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.s.):
"Şübhesiz şeytan,
insan vücûdunda kanın dolaştığı yere ulaşır. (Kan deveranı gibi deveran eder).
Ben, sizin temiz gönüllerinize şeytanın (kötü) bir şübhe atmasından endişe
ettim!" buyurdu.[236]
6) Şeytanın
yaratılışında bir çok hikmetler vardır... Allahu âlem bi's-sevab kaydıyla
şeytan, muvahhid mü'min Müslümanlar için bir imtihan aracıdır... Mü'min
Müslümanlar, şeytan ile imtihan olunuyorlar... Ondan ve taraftarlarından
uzaklaşmak, ona kanmamak ve verdiği vesveselere aldırış etmemek mü'min
müslümanların vazifesidir... Zaman zaman şeytanın, her şeye rağmen mü'min
müslümanları aldattığı ve günah işlettirdiği bilinen bir gerçektir... Mü'min
Müslümanlar, ma'sum değildirler... Ma'sum olmak, Allah'ın izniyle ancak Rasul
ve Nebilere mahsustur... Mü'min Müslümanlar, şeytanın ve nefislerinin
kendilerini aldatmasıyla herhangi bir günah işlediklerinde, Rabbleri olan
Allah'ı hatırlar ve tevbe istiğfar ederler... Allah Teâlâ'nın merhametine
sığınır, ondan af dilerler... Günah işleyip gafil olan mü'min Müslümanlar,
Rabbleri Allah'ı hemen hatırlayarak, bu gafletten kurtulur, tevbe etmekle zikre
yönelir, Rabbleri Allah'ı anmaya başlarlar... Günahlarından pişman olur,
Rabbleri Allah'ın
kendilerini affetmesi için dua edip yalvarır, yakanrlar... Böylece Rabbleri
Allah ile rabıtalarını daha da sağlamlaştırırlar... Bu hâl, mü'min müslümam
canlı ve uyanık tutar..
Ebu Hüreyre
(r.a.)'ın rivayetiyle şöyle
buyurur
Rasulllah (s.a.s.):
"Nefsim yed-i
kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki siz, günah işlememiş olsanız Allah,
sizi giderir de günah işleyen bir kavim getirir. Onlar, Allah'a istiğfar
ederler, O da kendilerini affeder.[237]
Muvahhid mü'minler,
gerek insandan, gerekse cinlerden olan şeytanların hilelerine ve tuzklarına
karşı çok uyanık olmalıdır... Katıksız sapasağlam bir Tevhid akidesi ve riyasız
salih amel ile silahlanmalı, hata ve günahları için çok tevbe edip noksanlarını
gidermelidir... Şeytanlar, muvahhid mü'minlerin, Rabbleri Allah Teâlâ'ya
bağlılıklarından dolayı onlardan ümitlerini keserler, fakat zaman zaman onlan
yoklamadan da edemezler... Muvahhid mü'min kulun bir zayıf tarafını, bir
gafletini yakaladığı an en şiddetli bir şekilde hücuma geçer ve ona zarar
vermek gayretinde bulunur... Bunun için Muvahhid mü'minler, devamlı ibadet
hâlinde olmaya, zikir üzere bulunmaya gayret etmelidirler...
Cabir (r.a.)'ın
rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
"Şeytan, Arab
yarımadasında namaz kılanların kendisine ibadet etmesinden ümidini kesmiştir.
Lâkin aralarında aldatma hususunda (çalışmaktadır).[238]
Katıksız imandan sonra
en büyük hakikat, dosdoğru namaz kılmaktır... Huşuya dikkat edilerek ihlâs ile
ve riyasız kılınan namaz, kendisini edâ eden mü'min Müslüman kulu, bütün
çirkinliklerden ve günahlardan alıkor... Böyle bir iman sahibi, böyle bir
namazı hakkıyla kılacak olursa, şeytanın tüm hilelerini altüst eder ve tuzaklarını
bozar... Allah'ın izniyle şeytanı mağlub eder...
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Sana Kitab'dan
vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin
utanmazlıklardan (fahşadan) ve kötülüklerden vazgeçirir. Allah'ı zikretmek ise,
muhakkak en büyüktür (en büyük ibadettir). Allah, yapmakta olduklarınızı
bilmektedir. [239]
Şeytana ve
şeytanî'lere karşı, Allah'ın emrettiği ve Rasulullah (s.a.s.)'in gösterdiği
gibi mücadele verilmelidir... Emirü'1-Mü'minin İmam Ömer b. Hattab (r.a.),
şartlarına riâyet ederek mücadele yaptığı ve mücahedeyi sürdürdüğü için,
şeytanın hilelerini bozmuş, tuzaklarını yıkmış ve şeytanın kendisinden kaçtığı
bir izzet sahibi şahsiyet olmuştu...
Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.),
(İmam Ömer'e hitaben):
"Nefsim elinde
olan Allah'a yemin ederim ki, şeytan, sana hiç kavuşamaz. Sen, bir sokağa
girersen muhakkak o, senin
bulunduğun sokaktan başka
bir sokağa girer (kaçar)." buyurdu.[240]
Malik b. Dinar (rh.a.)
der ki:
İns şeytanı, benim
için cinlerin şeytanından daha zorludur. Çünkü ben, Allah'a sığındım mı cin
şeytanı yanımdan uzaklaşır, gider. İns şeytanı ise, bana gelir ve göz göre göre
beni masiyetlere çeker. [241]
7) Cinlerden
ve insanlardan olan şeytanlardan nasıl korunacağımızı bize, Rabbimiz Allah
beyan buyurmuş, yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.) bunun yollarını
göstermiştir... Muvahhid mü'minler, her konuda Rabbimiz Allah'a ve önderimiz
Rasulullah (s.a.s.)'e itaat etmekle mükelleftirler... Bu itirazsız itaat,
onların sağlam imanlarının bir gereğidir...
Şeytanlardan nasıl
korunacağımız hakkında Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"De ki: 'Rabbim,
şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım.
Ve onların benim
yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim. [242]
Ebu Said el-Hudrî
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle derdi:
"(Hakkın
rahmetinden) koğulmuş olan şeytandan, vesvesinden, kurmasından, büyüsünden,
semi' (her şeyi işiten) ve Alim (her şeyi bilen) Allah'a sığınırım. [243]
Ebu'l-Yeser
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle dua ederdi:
"Allahım, yıkıntı
(altında kalmak)dan, (yüksek bir yerden) düşmekten, boğulmaktan, yangından ve
ihtiyarlıktan Sana sığınırım.
Beni, ölüm esnasında
şeytanın çiğnemesinden (çarpmasından), Senin yolunda (savaşnken) düşmana sırt
dönüp kaçarak ölmekten ve (akrep ve yılan tarafından) sokularak ölmekten Sana
sığınırım.[244]
Hattabî (rh.a.) şöyle
demiş:
Ölürken, şeytanın
insana musallat olması, tevbe etmesine mani olması,' vasiyet yapmasına ve
helâlleşmesine engel olması, yahud Allah'ın rahmetinden ümidini kestirmesi ve
yahud ölümü kerih gösterip dünyadan ayrılmak istemeyerek, Allah'ın kaza ve
kaderine razı olmaması, dolayısıyla Allah'ın gazabına uğrayarak ölmesidir. [245]
Rabbimiz Allah şöyle
buyurdu:
"Eğer sana
şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah'a sığm.
Çünkü O, işitendir, bilendir.
(Allah'dan)
sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde, (önce) iyice düşünürler (Allah'ı
zikredip anarlar), sonra hemen bakarsın ki, görüp bilmişlerdir. [246]
"De ki: 'İnsanların
Rabbine sığınırım.
İnsanların Melikine,
İnsanların (gerçek)
İlâhına.
Sinsice kalblere
vesvese veren ve şübhe düşürüp duran vesvesecinin şerrinden.
Ki o, insanların
göğüslerine vesvese verir (içleri kuşku, kuruntu fısıldar).
Gerek cinlerden, gerek
insanlardan (olan her hannastan Allah'a sığınırım).[247]
Ebu Zerr (r.a.)
anlatıyor:
Mescide girdim.
Rasulullah (s.a.s.) orada idi. Yanına varıp oturunca:
Ya Ebu Zerr, cin ve
insan şeytanlarının şerrinden Allah'a sığın." Buyurdu.
Ben de:
İnsan şeytanları var
mı? dedim.
"Evet."
Buyurdu. [248]
Ebu Hüreyre
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Âdemoğlu, secde
ayetini okuyup secde ederse şeytan, ağlayarak uzaklaşır ve der ki:
Vay hâline (hâlime)!
Ademoğlu secde etmeye memur oldu ve hemen secde etti. Bundan dolayı cennet
onundur.
Ben, secde ile
emrolundum, amma ben, secdeden imtina ettim (isyan eyledim). Bu sebeble
cehennem de benimdir. [249]
Cabir b. Abdillah
(r.anhuma)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Bir adam, evine
gireceği vakit, girerken ve yemek yerken Allah'ı anarsa, şeytan
(yardımcılarına):
Sizin için ne mesken
var, ne akşam yemeği, der.
Amma evine girerken
Allah'ı anmazsa, şeytan:
Meskene yetiştiniz,
der.
O adam, yemeğine
başlarken besmele çekmezse şeytan:
Hem meskene, hem akşam
yemeğine yetiştiniz, der.[250]
Redif (r.a.) şöyle
demiştir:
Rasulullah (s.a.s.)'in
merkebinin ayağı sürçtü.
Ben de;
Şeytanın nefsine,
dedim.
Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.s.), bana şöyle dedi:
"Şeytanın
nefsine, deme. Çünkü sen, şeytanın nefsine dediğin zaman o, büyüklenir ve:
Ben, gücümle onu
yıktım, der.
Amma sen, Allah'ın
adıyla dediğin zaman o, küçülür. Öyle ki, karasinek kadar olur. [251]
Yahya b. Said'den.
Halid b. Velid (r.a.),
Rasulullah (s.a.s.)'e:
Rüyamda korkuyorum,
dedi.
Rasulullah (s.ais.)
de:
"Şunları oku,
buyurdu:
Allah'ın gazabından,
azabından, kullarının kötülüklerinden, şeytanların vesvesesinden ve benimle
beraber bulunup bana zarar vermelerinden, Allah'ın noksanlıktan uzak, tam ve
üstün kelimelerine sığınırım." [252]
Katıksız iman sahibi,
takva üzere yaşamaya gayret eden, izzet ve şeref vasıfları olan muvahhid
mü'minler, Allah ve Rasulü (s.a.s)'e itaat ile salih amellerine devam ederken,
apaçık düşmanları olan gerek insanlardan, gerekse cinlerden şeytanların
şerrinden beyan olunduğu üzere Allah'a sığınırlar... Muvahhid mü'minlerin
yegâne Rabbi, dostu ve yardımcısı Âlemlerin Rabbi Allah'dır... Kendisine itaat
ile ibadet edilen ve yalnız kendisinden yardım istenen yegâne Rabb,
Aîlah'dır... Allah, mü'min-leri karanlıklardan nura çıkarır...
Şöyle buyurur Rabbimiz
Allah:
"Allah, iman
edenlerin velisi (dostu ve destekleyi-cisi)dir. Onları, karanlıklardan nura
çıkarır. İnkâr edenlerin velisi ise, tağuttur. Onları, nurdan karanlıklara
çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar. Onda, süresiz kalacaklardır. [253]
[1] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-iman, B.l, Hds.l. Sahih-i
Buhârî, Kitabu'i4man, B.37, Hds.43.
[2] Bakara, 2/285.
[3] et-Taberî, A.g.e. c.2, sh.188. İbri Kesir, A.g.e. c.3,
sh.1240.
[4] Bakara, 2/177.
[5] Sa'düddin Taftazânî, A.g.e sh. 304-305.
[6] İmam-ı Azam, Fıkh-ı Ekber şerhi, sh.36.
[7] Bakara, 2/98.
[8] Nisa, 4/136.
[9] Âl-i İrnrân, 3/18.
[10] Seyyid şerif Cürcânî, Arabça-Türkçe Terimler Sözlüğü
-Kitabu't-Ta'rîfât, çev. Arif Erkan. İst. 1997, sh.222.
[11] Bakara, 2/30.
[12] Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zühd ve'r-Rekaik, B. 10, Hds.
60. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.6, sh.168.
İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.l, sh. 65.
[13] Enbiya, 21/19-20.
[14] Saffat, 37/149-157.
[15] Zuhruf, 43/19.
[16] Necm. 53/27-28.
[17] Sebe; 34/40-41
[18] Nahl, 16/49-50.
[19] Enbiya, 21/26-28.
[20] Zümer, 39/75.
[21] Tahrim, 66/6.
[22] A'raf, 7/206.
[23] Fatır, 35/1.
[24] Hakka, 69/17.
[25] Meânc, 70/1-4.
[26] Necm, 53/8-1İ
[27] Sahih-i Buhârî, Kitabu Bed'i'1-Halk, B.7, Hbr. 42.
Sahih-i Müslim, Kitabu'!-İlman, B.76, Hbr. 280-282. Sünen-i Tirmizî, Kitabu
Tefsiru'l-Kur'ân, B. 53, Hbr. 3493.
[28] İbn Kesir, el-Bidaye ve'ne-Nihaye, c.l, sh.52. İmam
Ahmed b. Hanbel'den.
[29] Sahih-i Buhârî, Kitaburt-Tefsir, B. 249, Hds. 322. B.
175, Hds- 221.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiri'!-Kur'ân, B.35, Hds. 3438.
[30] Sünen-i Tirmizî, Kitabu Ssfatu'l-Kıyame, B. 14, Hds.
2569.
[31] Meryem, 19/16-21.
[32] Zariyat, 51/24-28. Hud, 11/69-76.
[33] Hud, 11/77-81.
[34] Sahih-i Buhârî, Bed'il-Vahy, B.l, Hds.2.
Sahih-i Müslim,
Kitabu'l-FedaU, B.23, Hd. 86-87.
Sünen-i Neseî,
Kitabu'l-İftitah, B.37, Hds. 933-934.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Merakıb, B. 15, Hds. 3875.
[35] İbn Hişam, İslâm Tarihi- Siret-İ İbn Hişam Tercümesi,
çev. Hasan Ege, İst. 1985, c.3, sh.323.
[36] İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.4, sh.2O3. Beyhakî'den.
[37] Sünen-i Neseî, Kitabu'1-İman, B.6, Hds. 4958. Aynca
bkz. Sünen-İ Tirmizî, Kitabu'l-Menakıb, B.27, Hds. 3891.
[38] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.l, Hds.l Sahih-i
Buhârî, Kitabu'1-İman, B. 37, Hds. 43.
İmam er-Rûdânî, A.g.e. c.l, sh.27, Hds. 41. Ahmed b, Hanbel, Müsned,
c.4, sh.l29'dan.
[39] Bakara, 2/31-34.
[40] En'am, 6/59.
[41] Müddessir, 74/31.
[42] Fetih, 48/4.
[43] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B. 19, Hds. 4190.
Sünen-t Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.7, Hds. 2414.
İbn Kesir, el-Bidaye, el, sh.49-50. Ahmed b. Hanbel'den
[44] Sahih-i Buhârî, Kitabu Bed'i't-Halk, B.6, Hds. 17.
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B. 74, Hds. 259. Şünen-i Neseî, Kitabu's-Salat,
B.l, Hds. 447-450. İbn Kesir, el-Bidaye, c.l, sh. 48-49.
Benzer bir hadis için
bkz. Taberânî, A.g.e. c.2, sh.367, Hds. 662.
[45] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cenne, B.12, Hds. 29.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu
Sıfatu'l-Cehennem, B.l, Hds. 2698
[46] Şuara, 26/192-194.
[47] Bakara, 2/87. Mâide, 5/110. Nahl, 16/102.
[48] Meryem, 19/17. Meâric, 70/4. Kadir, 97/4.
[49] Bakara, 2/97. Tahrîm, 66/4.
[50] Sahth-i Buharı, Kitabu Bed'i'l-Halk, B.6 (Bab
başlığında).
[51] Sahih-i Buharı, Bed'i'1-Vahy, B.l, Hds.3.
Kitabu'l-Enbiya, B.24,
Hds. 67.
Sahih-i Müslim,
Kitabu'1-İman, B. 73, Hds. 252.
İbn Hişam, A.g.e c.l, sh. 315.