İkinci İlke. 1

Melekleri Tanımak Ve Meleklere İman Etmek. 1

A) Yaratılışları 3

B) Özellikleri 3

C) Sayıları 8

1) Cebrail 9

2) Mikâil 11

3) İsrafil 12

4) Azrail (Meleku'I-Mevt) 13

5) Kiramen Katibin. 15

6) Münker ve Nekîr 17

7) Hamele-i Arş. 18

8) Hazene-i Cennet ve Cehennem.. 19

9) Mukarrebûn Melekler 20

10) İnsanın kalbine doğruyu ilham eden Melekler: 20

11) Bir Kısım Melekler, Mü'minler İçin Dua Ederler: 21

12) Melekler, Namaz Kılanlar "Fatiha"Yi Bitirince Onlarla Beraber "Âmin" Derlen. 22

13) Bazı Melekler, Her Gün Sabah Ve İkindi Namazlarında Mü'minlerle Beraber Olurlar: 22

14) Meleklerin   Bir   Kısmı,   Kur'ân   Okunurken Yeryüzüne İnerler: 23

15)  Melekler, Sokakları Ve Yollan  Dolaşıp Zikir Meclislerini Arar Bulurlar: 24

16) Melekler, Muvahhid Mü'minlere Rahmet Okur, İlim Sahihleri İçin İstiğfar Ederler: 25

17) Bir Kısım Melekler, Aliah Yolunda Savaşan Mü'minlere Yardım Eder Ve Kainlerine Sebat İlham Verirler: 25

18) Melekler, Mü'minleri Cennet İle Müjdeler, Kâfirlere Vura Vura Cehenneme Sürüklerler: 27

19) Melekler, Mescidin Kapısında Bekler Ve Mescide Gelenleri Yazarlar: 28

20) Melekler, Allah'ın Sevdiği Ve Buğzettiği Kişileri Sever Ve Buğzederek İlân Ederler: 28

21) Melekler, Mü'minleri Müjdelerler: 29

22) Meleklerden Bazıları, Her Bir İş İçin İnerler: 29

23) İnsanlarla Beraber Bulunan Koruyucu Melekler: 30

24) Dağlar Meleği 31

Cin Ve Şeytan. 31

A) Cin. 32

B) Şeytan. 40

 

 

 

İkinci İlke

 

Melekleri Tanımak Ve Meleklere İman Etmek

 

Yegâne  önderimiz  ve  hayat  örneğimiz  Rasulullah (s.a.s.)'in, "Meşhur Cibril Hadisi'nde Cebrail (a.s.)'ın: -Bana imandan haber ver, demesi üzerine: Rasulullah (s.a.s.):

"Allah'a, Allah'ın meleklerine... inanmandır.[1]diye cevab vermek ile. Allah meleklerine katıksız iman etmenin, imanın ikinci ilkesi olduğunu beyan etmiştir...

Yegâne Rabbimiz Allah, muvahhid mü'min kullarının imanlarım beyan ederken şöyle buyurur:

"Rasul, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, kitablarına ve Rasullerine inandı. 'O'nun Rasulleri arasında hiç birini (diğerinden) ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz, bağışlamanı (dileriz). Varış, ancak Sana'dır' dediler. [2] Katâde (rh.a.) diyor ki:

-Bize anlatıldığına göre, bu ayet-i kerime nazil olunca Rasulullah (s.a.s.):

"Peygambere, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etmek yaraşır." buyurdu. [3]

Rabbimiz Allah Teâlâ, "Birr"i, yani bütün iyiliği, hayrı, takvayı ve itaati beyan buyururken, meleklere iman edilmesinin de buna dâhil olduğuna dair şöyle buyurur:

"Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik (birr) değildir. Amma iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, mala olan sevgilerine rağmen onu, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştik-lerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır." [4]

İmam Ömer Nesefî (rh.a.)'ın, "Metn-ı Akaid"de yer alan:

"Melekler, emrine göre hareket eden Allah Teâlâ'nm kullarıdır.

Erkeklik ve dişilikle nitelendirilemezler." Cümlelerini şerh eden allâme Sa'düdin Taftazânî (rh.a.) şunları kaydeder:

"Zifa bu konuda nakli bir delil yoktur akıl da onların (erkek ve dişi olduklarını) göstermez. Puta tapıcıların:

Melekler, Allah Teâlâ'nm kızlarıdır, diye iddia etmeleri, hem imkânsız, hem batıldır. Melekler hakkında ifrattır, aşırılıktır. [5]

Allâme Aliyyu'1-Karî (rh.a.), Şehid İmamımız Ebu Hanife (rh.a.)'in "El-Fıkhu'1-Ekber" adlı eserinin şer­hinde, melekler hakkında şunları söyler:

"Melekler, Allah tarafından kendilerine ikram olun­muş kullardır. Onlar, Allah'ın emirlerine muhalefet et­mezler, O'nun emirlerini harfiyen yerine getirirler. Onlar, masumdurlar, günah işlemezler. Onlarda erkeklik, dişilik yoktur. [6]

Meleklerin varlığına iman eden muvahhid müminlerin bu konudaki bilgilerinin bütünü "Nass"a dayalıdır... Meleklere iman konusu, gaybî bir konudur... Bu konuda, Rabbimiz Allah (Azze ve Celle) ile önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in verdiği haberden başka bir bilgimiz yoktur... Varlıklarından hiçbir şübhemiz olmayan ve katıksız bir iman ile yakın derecede iman ettiğimiz melekler hakkın­daki bilgimiz, Ayet-i Kerimeler ve Hadis-i şerifler ile sınırlıdır... Meleklerin varlığına iman etmek farz-ı ayn, inkârı ise mutlak küfürdür...

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Her kim, Allah'a, Meleklerine, Rasullerine, Cibril'e ve Mikâilc düşman ise, artık şübhesiz Allah da kâfirlerin

düşmanıdır.[7]

"Ey iman edenler, Allah'a, Rasulüne, Rasulüne indirdiği kitaba ve bundan önce indirdiği kitaba iman edin. Kim, Allah'ı, meleklerini, kitablanm Rasullerini ve ahiret gününü inkâr ederse, şübhesiz uzak bir sapıklıkla sap­mıştır. [8]"Allah, gerçekten kendisinden başka ilâh olmadığına şahidlik etti. Melekler ve ilim şahibleri de O'ndan başka ilâh olmadığına adaletle şahidlik ettiler. Aziz ve hakîm olan O'ndan başka ilâh yoktur." [9]

Seyyid şerif Cürcânî (rh.a.)'m ifadesiyle:

"Çeşitli şekillere giren, nurânî, Latîf bir cisim" olan melekler, [10]Kur'ân-ı Kerim'de ve Hadis-i Şeriflerde beyan olunduğu üzere şu şekilde izah olunmuştur...

 

A) Yaratılışları

 

Melekler, Allah Teâlâ tarafından, insanlardan önce ve nurdan yaratılmış olup erkeklik ve dişilikleri yoktur...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Hani Rabbin, meleklere: 'Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife (insan) var edeceğim, demişti. Onlar da: 'Biz Seni, şükürle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? Dediler. (Alİah:) 'Şübhesiz, sizin bilmediğinizi Ben bilirim, dedi.[11]

Ümmü'l-Mü'münin Aişe (r.anha)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Melekler, nurdan yaratıldı. Cinler, mâric (ateşin siyahiyle karışmış alev)den, ateşten yaratıldılar. Âdem ise, size anlatılandan yaratıldı." [12]

 

B) Özellikleri

 

1) Melekler, nuranî ve ruhanî varlıklardır. İnsana aid özelliklerin hiçbiri onlarda yoktur...

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Göklerde ve yerde kim varsa O'nundur. O'nun yanın­da olanlar, O'na ibadet etmekte büyüklüğe kapılmazlar ve yorgunluk duymazlar.

Gece-gündüz, hiç durmaksızın teşbih ederler. [13]

"Şimdi Sen, onlara sor: kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı?

Yoksa onlar, şahidlik etmekteyken Biz, melekleri dişi­ler olarak mı yarattık?

Dikkat edin, gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki:

Allah doğurdu.' Onlar, şübhesiz muhakkak yalanı, söyleyenlerdir.

(Allah,) kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş?

Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?

Hiç mi Öğüt alıp düşünmüyor musunuz?

Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var?

Eğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı. [14]

Onlar ki, Rahma'nın kullan olan melekleri dişiler kıldılar. Kendileri, yaratılışlarına şahid mi oldular? Onların şahidlikleri yazılacak ve (bundan dolayı) sorumlu tutulacaklar.[15]

Gerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, melekleri dişi isimlerle isimlendiriyorlar.

Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekten zan, haktan yana hiçbir yarar sağlamaz. [16]

O gün, onların hepsini bir arada toplayacak (hasrede­cek), sonra meleklere diyecek ki: 'Size tapanlar, bunlar mıydı?

(Melekler ) derler ki: 'Sen yücesin, bizim velimiz Sensin, onlar değil. Hayır, onlar, cinlere tapıyordu ve çoğu onlara iman etmişlerdi. [17]

2) Melekler, her zaman Allah'a itaat eder, hiçbir vakit isyan etmezler. Ne vazife için yaratılmış iseler, onu yapar ve Allah'ı devamlı şekilde teşbih ederler...

Şöyle buyuruyor rabbimiz Allah:

"Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler, Allah'a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar.

Üstlerinden (her an bir azab göndermeye kadir olan) Rabblerinden korkarlar ve emrolunduklan şeyi yaparlar. [18]

"Rahman (olan Allah) çocuk edindi, dediler. O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, onlar (melekler) ikrama layık görülmüş kullardır.

Onlar, sözle (bile olsa) O'nun önüne geçmezler ve onlar, o'nun emriyle yapıp etmektedirler.

O, önlerindekini ve arkalanndakini bilir. Onlar, şefaat etmezler (kendisinden) hoşnud olunandan başka ve onlar, O'nun haşmetinden içleri titremekte olanlardır.[19]

"Melekleri de, Arş'm etrafını çevirmişler olarak Rabblerini hamd ile teşbih ettiklerini görürsün. Aralarında hak ile hüküm verilmiştir ve: 'Âlemlerin Rabbine ham-dolsun' denilmiştir. [20]

"Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki, onun yakıtı, insanlar ve taşlardır. Üzerinde oldukça sert, güçlü melekler vardır. Allah, kendilerine neyi emretmiş ise, ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler. [21]

"Şübhesiz, Rabbinin katında olanlar, O'na ibadet etmekten büyüklenmezler, O'nu teşbih ederler ve yalnız O'na secde ederler." [22]

3)Meleklerin kanatları vardır. Çok güçlü-kuvvetli ve çok sur'atlîdirler. Çok kısa bir anda gökleri ve yeri dolaş­ma kabiliyetine sahihtirler...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Hamd, gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler kılan Allah'ındır. O, yaratmada dilediğini arttırır. Şübhesiz Allah, her şeye güç yetirendir. [23]

"Melek(ler) ise, onun çevresi üzerindedir. O gün, Rabbinin Arş'ını onlarında üstünde sekiz.(melek) taşır. [24]

"İstekte bulunan biri (muhakkak) gerçekleşecek olan bir azab istedi.

Kâfirler için olan bu (azabı) geri çevirecek yoktur.  (Bu azab), yüce makam sahibi olan Allah 'darıdır.

Melekler ve ruh (Cebrail) ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.[25]

Ebu İshak eş-Şeybanî (rh.a.) anlatıyor:

Ben, Zırr İbn Hubeyş'e, yüce Allah'ın şu kavlinden sordum:

"Sonra yaklaştı ve derken sarkıverdi.

Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı.

Böylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti.

O'nun gördüğünü, gönül yalanlamadı. [26]

Zırr İbn Hubeyş:

Bize, İbn Mes'ud:

Rasulullah (s.a.s.), Cibril'i (yaratılmış olduğu surette) altıyüz kanatlı olarak gördü, diye tahdis etti, dedi. [27]Abdullah îbn Mes'ud (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Cebrail'i gördüm, atıyüz kanadı vardı. Kanadından çeşitli renklerde inci ve yakutlar dökülüyordu. [28]

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Allah, gökyüzündeki meleklere bir emrin yerine getir­ilmesini hükmettiği zaman, Allah'ın düz bir taş üstünde (hareket ettirilen) zincir (sesi) gibi mehabetli olan bu ilâhî hükme melekler tamamiyle boyun eğerek (korku ile) kanatlarını  birbirine vururlar,  Gönüllerinden bu korku giderilince de melekler, Cebrail ve Mikail gibi mukarreb (yani Allah'a yaklaştırılmış) meleklere:

Rabbimiz ne söyledi, dile sorarlar.

Onlar da, sorana:

Allah, hakkı söyledi. O, çok yücedir, çok büyüktür, derler.[29]

Hanzele el-Useydî (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Sizler, benim yanımda olduğunuz gibi (benden ayrıldıktan sonra da) aynı şekilde olsanız melekler, sizleri kanatlarıyla gölgelendirir. [30]

4) Melekler, Allah'ın izni ve emriyle çeşitli şekillere girip kılık değiştirebilirler... Ayet ve hadislerde, melek­lerin insan şekline girdiği beyan olunmuştur... Hz. İbrahim (a.s.)'a, Lût (a.s.)'a ve Meryem (r.anha)'ya insan şeklinde melekler gelmiştir...

Şöyle buyurur Rabbimiz Allah:

"Kitab'da Meryem'i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.

Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çek­ilmişti. Böylece O'na, ruhumuzu (Cibril'i) göndermiştik. O da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.

Demişti ki: 'Ben, yalnızca Rabbinden (gelen ) bir elçi­yim. Sana, tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım).

O: 'Benim, nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben, azgm utanmaz (bir kadın) değilken, dedi.

İşte böyle' dedi. 'Rabbin dedi ki: Bu, Benim için kolaydır. O'nu, insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmet kıl­mak için (bu çocuk olacaktır).' Ve iş de olup bitmişti.[31]

"Sana, İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi?

Hani O'nun yanına girdiklerinde: 'Selâm, demişlerdi. O da: 'Selam, demişti. '(Haklarında bilgim olmayan) yabancı bir topluluk.

Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip çok geçme­den semiz bir buzağı ile (geri) döndü.

Derken onlara yaklaştırıp (önlerine sürdü) 'yemez misiniz?' dedi.

(Onlar yemeyince) bunun üzerine onlardan içine bir korku düştü. 'Korkma, dediler ve O'na bilgin bir erkek çocuk müjdesi verdiler. [32]

"Elçilerimiz, Lût'a geldiği zaman, onlardan dolayı kaygılandı, göğsünü bir sıkıntı bastı ve : 'Bu, zorlu bir gün'dedi.

Kavmi, O'na doğru koşarak geldi. Onlar, daha önceden kötülükler işlemekteydiler. 'Ey kavmim, dedi. 'İşte benim kızlarım, bunlar, sizler için daha temizdir. Artık Allah'dan korkun ve beni misafirim önünde küçük düşürmeyin. İçinizde hiç aklı başında olan (reşid) bir adam da yok mu?

Dediler ki: 'Andolsun, senin kızlarında bizim haktan bir şeyimiz (ilgimiz ve arzumuz) olmadığım sen de bilmişsindir. Bizim ne istemekte olduğumuzu gerçekten sen biliyorsun.

Dedi ki: 'Size yetecek gücüm olsaydı veya sağlam bir yere sığmabilseydim. (Elçi Melekler) dediler ki: 'Ey Lût, biz, Rabbinin elçi­leriyiz. Onlar, sana kesin olarak ulaşamazlar. Gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü (yola çık). Sakın hiç biriniz dönüp arkasına bakmasın, fakat senin karın başka. Çünkü onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. Onlara va'dolunan (azab) sabah vaktidir. Sabah da yakın değil mi?" [33]

Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) şöyle dedi:

Haris İbn Hişam (r.a.), Rasulullah (s.a.s.)'den:

-Ya Rasulullah, sana vahy nasıl gelir? Diye sordu.

Rasulullah (s.a.s.):

"Bazı vakitlerde bana çıngırak sesi gibi gelir ki, bana en ağır geleni de budur. Benden o hâl gider gitmez, (meleğin) bana söylediğini iyice bellemiş olurum. Bazan da melek, bana bir insan olarak temessül eder, benimle konuşur, ben de söylediğini iyice bellerim." Buyurdu.

Aişe (r.anha) şöyle dedi:

-Rasulullah'ı, soğuğu pek şiddetli bir günde kendisine vahy inerken görmüşümdür. (işte böyle soğuk bir günde bile) kendisinden bu hâl geçtiği vakitte şakaklarından şapır şapır ter akardı. [34]

Rasulullah (s.a.s.), Beni Kureyza'ya kavuşmadan önce Medine'nin yakında bir mevki olan Savreyn'de Ashabından bir topluluğa rastladı ve şöyle dedi:

"Kimse size rastladı mı?"

Dediler ki:

Ya Rasulullah, bize, Dıhye b. Halife el-Kelbî rastladı.

Üzerinde eyer bulunan beyaz bir katır üzerine binmişti. O katırın üzerinde atlastan bir kadife vardı.

Rasulullah (s.a.s.) de dedi ki:

"Bu, Cibril'dir. Beni ICureyza'ya gönderildi ki, onların kalelerini sarssın ve kalblerine korku atsın.[35]

Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) anlatıyor:

Evde, Rasulullah'la beraberdik. Adamın biri gelip bize selâm verdi. Rasulullah, korku içinde yerinden kalktı. Ben de peşi sıra kalktım. Baktım ki, bize selâm veren adam, Dıhyetu'l-Kelbî'dir. Sonra Rasulullah, bana şöyle dedi:

"Bu, Cibril'dir. Bana, Beni Kureyza yurduna gitmemi emrediyor. [36]

Ebu Zerr ve Ebu Hüreyre (r.anhuma)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Muhammed'i hidayet edici ve müjdeci olan dinle gönderen Allah'a yemin ederim ki, onu, herhangi biriniz­den daha iyi bilmiyordum. O, Cibril'dir. Dihyetu'l-Kelbî'nin suretinde geldi. [37]

Emjrü'l-Mü'minin İmam Ömer b. Hattab (r.a,) anlatı­yor:

Bir gün Rasulullah'ın yanında bulunduğumuz bir sıra­da aniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zat çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor ve biz­den de kendisini kimse tanımıyordu. Doğru, Rasulullah (s.a.s.)'in yanına oturdu ve dizlerini O'nun dizlerine dayadı. Ellerini de uyluğunun üzerine koydu ve:

İmam Ömer (r.a.) dedi ki:

Bundan sonra o zat gitti. Ben, hayli bir müddet (bek­ledim) durdum.

Nihayet Rasulullah (s.a.s.) bana:

Ya Ömer, o sual soran zatın kim olduğunu biliyor musun?" dedi.

Allah ve Rasuhı bilir, dedim.

Gerçekten O, Cibril'di. Size dininizi Öğretmeye gelmişti." Buyurdu.[38]

5) Melekler, gaybı bilmezler. Gaybtan, Allah'ın bildirmesiyle ve dilediği kadar haberdar olurlar...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"(Alİah) Adem'e, isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: 'Eğer doğru söyleyenseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin dedi.

(Melekler) dediler: 'Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Gerçekten Sen, her şeyi bilejı, hüküm ve hikmet sahibi olansın.'

(Allah: ) 'Ey Âdem, bunları, onlara isimleriyle haber ver, dedi. O, bunları, onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: 'Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduk­larınızı da Ben bilirim.'

Ve Meleklere: 'Âdem'e secde edin, dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kâfirlerden oldu. [39]

"Gaybm   anahtarları   O'nun  (Allah'ın)  kalındadır.

O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü o, bilir. O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanhklarmdaki bir tane, yaş ve kum dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitabtadır.[40] "De ki: 'Göklerde ve yerde gaybı, Allah'dan başka kimse bilmez. [41]

 

C) Sayıları

 

Meleklerin sayısını, yalnız ve yalnız onları yaratan Âlemlerin Rabbi Allah bilir... Ayet-i Kerimelerde ve Hadis-i şeriflerde bu konuda net bir bilgi verilmemiştir....Ayet ve hadislerden anlaşılan odur ki, her ne kadar net bir rakam verilmediyse de, meleklerin çokluğundan bahsedilmiştir... Melekler, Rabbimiz Allah'ın gayb ordusudur...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Rabbinin ordularını kendisinden başka (hiç kimse) bilmez. [42]

"Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. [43]

Ebu Zerr (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Şübhesiz ben, sizin görmediğiniz (gerçekler)i görürüm ve işitmediğiniz (gerçekler)i işitirim. Gök (adeta) gıcırdadı ve gıcırdaması da hakkıdır. (Çünkü) gökte dört parmak yeri yoktur ki, bir melek Allah'a secde etmek üzere (o yere) alnını koymasın. [44]

Malik İbn Sa'Saa (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.), (Mi'rac olayını) şöyle anlatıyor:

"Sonra bana, el-Beytu'l-Ma'mûr gösterildi. Ben, Cibril'e bunu sordum.

Cibril:

Bu, el-Beytu'1-Ma'mûr'dur. Hergün onun içinde yetmiş bin melek namaz kılar. Bundan çıktıkları zaman artık bu, onların son girişidir. Bir daha oraya dönmezler, dedi.

Abdullah İbn Mes'ud (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Cehennem getirilecek. O gün onun yetmiş bin yedeği (bağı) olacak. Her yedekle beraber onu çeken yetmiş bin melek bulunacaktır. [45]

Meleklerin ne kadar olduğu net bildirilmemiştir, fakat gerek ayet-i kerimelerde, gerekse Rasulullah (s.a.s.) beyanları olan hadis-i şeriflerde, insanoğlunu ilgilendiren bazı meleklerin isimleri ve vazifeleri beyan buyrulmuş-tur... Beyan buyrulan meleklerin başlicaları şunlardır:

 

1) Cebrail

 

Büyük meleklerin en büyüğü, Rasul ve Nebilere vahiy getirmekle vazifelidir... Cebrail, meleklerin Rasulü'dür... yegane Rabbimiz Allah, insanlardan Rasuller seçtiği gibi meleklerden de Rasuller seçmiştir... Cebrail (a.s.), ayet ve hadislerde çeşitli isimlerle adlandırılmıştır... Rabbimiz Allah şöyle buyurur: "Hiç tartışmasız O (Kur'ân), üstün onur sahibi olan bir elçinin gerçekten (Allah'dan getirdiği) sözüdür. (Bu elçi,) bir güç sahibidir, arşın sahibi katında şeref­lidir.

Ona itaat edilir, sonra güvenilir.[46]

Gerçekten  O  (Kur'ân),  Âlemlerin  Rabbi'nin (bir) indirmesidir.

Onu, Ruhu'1-Emin indirdi.

Uyarıcı-korkutuculardan olman için,  senin kalbinin üzerine (indirmiştir). [47]

"Mcryemoğlu İsa'ya da apaçık belgeler verdik ve O'nu, Ruhu'l-Kudüs ile teyid ettik. [48]

"Böylece O'na, ruhumuzu (Cibril'i) göndermiştik. [49]

De ki: 'Cibril'e kim düşman ise (bilsin ki,) gerçekten onu (kitabı), Allah'ın izni ile kendinden öncekileri doğrulayıcı ve mü'minler için hidayet ve müjde verici olarak senin kalbine indiren O'dur. [50]

Enes (r.a.) şöyle dedi:

Abdullah İbn Selâm, Rasulullah (s.a.s.) 'e:

Şübhesiz meleklerden Cibril (a.s.), yahudîlerin düş­manıdır, dedi.

Vahyin başlangıcı kıssasında, mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) şöyle anlatıyor:

Bundan sonra Hadîce Rasulullah'ı birlikte alıp amcasıoğlu Varaka İbn Nevfel İbn Esed İbn Abdi'l-Uzza'ya götürdü.

Bu zat, cahiliyyet zamanında Hristiyan dinine girmiş bir kimse olup İbranice yazı bilir ve İncil'den Allah'ın dilediği mikdarda bazı şeyleri İbranîce yazardı. Varaka, gözlerine körlük gelmiş bir ihtiyardı.

Hadîce, Varaka'ya:

Amcamoğlu, dinle bak, kardeşinin oğlu ne söylüyor? Dedi.

Varaka:

Ne var kardeşimin oğlu? Diye sorunca, Rasulullah, gördüğü şeyleri kendisine haber verdi.

Bunun üzerine Varaka şöyle dedi:

Bu gördüğün, Allah'ın Musa'ya gönderdiği Nâmûs'dur. Ah! Keski senin davet günlerinde genç olsay­dım. Kavmin, seni çıkaracakları zaman keşke hayatta olsam.[51]

Cabir b. Abdullah (r.anhuma)'dan.

Rasulullah (s.a.s,) şöyle buyurdu:

"Sonra benden Vahy, bir süre habs olundu. Ben, bir gün yürürken birdenbire gökyüzü tarafından bir ses işittim. Başımı kaldırdım. Bir de baktım ki, Hıra'da bana gelen melek (yani Cibril) semâ ile arz arasında bir kürsî üzerinde oturmuş. O'ndan pek ziyade korktum, hatta yere düştüm. Akabinde aileme geldim ve:

Beni örtünüz, beni ördünüz, dedim. [52] Rabbimiz Allah, melek kullarından da Rasul seçip va­zifeli kıldığını şöyle beyan buyurur.

"Allah, meleklerden Rasuller seçer ve insanlardan da. Şübhesiz Allah, işitendir, bilendir.

O, önlerindekini va arkalanndakini bilir. Bütün işler, Allah'a döndürülür.[53]

İmam Taberî (rh.a.), bu ayetlerin tefsirinde şöyle söyler:

"Allah, Cebrail, Mikâil gibi meleklerden de elçiler seçip peygamberlerine gönderir. Muhammed (s.a.s.) gibi insanlardan da elçiler seçer ve insanlara gönderir. Şübhesiz ki Allah, her şeyi çok iyi işitendir ve çok iyi görendir. Allah, elçi olarak gönderdiği meleklerinin de, peygamberlerinin de geçmişlerini ve geleceklerini çok iyi bilmektedir. Onlar, Allah'ın emrine muhalif hareket etmez­ler. Bütün işler, sonunda Allah'a döner. Allah, kullarını ona göre cezalandıracak veya mükafatlandıracaktır. [54]

 

2) Mikâil

 

Abdullah b. Abbas, Ali b. Hüseyn, ikrime ve müfessir-ler, Cebrail ve Mikâil kelimelerinin iki kelimeden meydana gelmiş birer isim olduklarını söylemişlerdir.

Cebrail'in, kul mânâsına gelen "Cibr" ve Allah mânâsı­na gelen "il" kelimesinden meydana gelmiş bir isim olduğunu, mânâsının, "Allah'ın kulu" demek olduğunu söylemişlerdir.

Mikâil'in ise, kulluk mânâsına gelen "Mik" ve Alİah mânâsına gelen "İl" kelimelerinden meydana gelmiş bir isim olduğunu ve mânâsının da, "Allah'ın kufcağızı" olduğunu söylemişlerdir. [55]

İmam İbn Kesir (rh.a.), "el-Bidaye ve'n-Nihaye adlı eserinde, Mikâil (a.s.)'ın görevini şöyle beyan eder:

"Mikâil, yağmur ve nebatat işleri ile görevlidir. Bu dünyadaki rızıklar, yağmur ve bitkilerden meydana gelir. Ayrıca Mikâil'in, ilâhi emirleri yerine getirme hususunda buyruğunu yerine getiren yardımcıları da vardır. Onlar, Aziz ve Celîl olan Allah'ın dilediği yerlere rüzgarları ve bulutlan sevk ederler.[56]

İmam İbn Kesir (rh.a.), aynı eserinde, "Garib" olarak nitelendirip kaydettiği bir hadiste, meleklerin görevleri beyan olunmuştur...

İbn Abbas (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.), Cebrail'e şöyle sorar:

Ey Cebrail, sen hangi işle görevlisin?"

Rüzgar ve ordularla görevliyim.

Mikâil, hangi işle görevlidir?"

Yağmur ve nebatat işleriyle görevlidir.

Ölüm meleği, hangi işle görevlidir?"

Ruhları teslim almakla görevlidir. [57]

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

Her kim, Allah'a, meleklerine, Rasullerine, Cibril'e ve Mikâil'e düşman ise, artık şübhesiz Allah da kâfirlerin düşmanıdır. [58]

Enes (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):

Cehennem yaratıldığı günden beri Mikâil gülmemiştir.[59]

Ebu Said el-Hudrî (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Hiçbir peygamber yoktur ki, onun gök halkından iki veziri (yardımcısı) ve dünya halkından da iki veziri bulunmasın.

Benim gök halkından iki vezirim ise, Cebrail ve Mikâil'dir. Dünya halkından iki vezirim de Ebu Bekr ile Ömer'dir. [60]

 

3) İsrafil

 

Bütün ölenlerin yeniden dirilmesi ve mezarlarından çıkmaları için "Sûr"u üflemekle vazifeli kılınan melek, İsrafil'dir...

İsrafil (a.s.), iki defa Sûr'u üfleyecektir... Allah'ın iz­niyle Sûr'un ilk üflenişinde bütün insanlar öleceklerdir... ikinci üfleyişte ise, yeniden dirilip kalkacaklardır...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Sûr'a üfürülmüştür, böylece onlar, kabirlerinden (diriltilip) Rabblerine doğru (dalgalar hâlinde) süzülüp giderler. [61] Çağrıcının (Münâdî) yakın bir yerden çağrıda bulu­nacağı güne kulak ver.

O gün, o çığlığı bir gerçek (hak) olarak işitirler. İşte bu (dirilip kabirleinden) çıkış günüdür.

Gerçek şu ki, dirilten ve öldüren Biziz, Biz. Ve dönüş de Bizedir. [62]

Sûr'a üfürüldü, böylece Allah'ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp yıkılıverdi. Sonra bir daha ona üfürüldü, artık onİar, ayağa kalkmış durumda gözetliyorlar.[63]

Ebu Said (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

"Sûr'un sahibi (İsrafil, a.s.), Sûr'u ağzına almış ve üfleme emri gelir gelmez, derhâl üflemek için izin bekle­meye koyulmuş iken ben, nasıl safa sürerim?"

Bu söz, Rasulullah (s.a.s.)'in Ashabına ağır gelmiş ola­cak ki Rasulullah, onlara şöyle buyurdu:

"Allah'a güveniyoruz, en iyi vekil O'dur ve yalnız Allan'a bel bağlamışızdır, deyiniz! [64]

Ebu Seleme İbn Abdurrahman İbn Avf dedi ki:

Ümmü'l-Mü'minin Aişe (r.anha)'ya sordum:

Nebiyyullah (s.a.s.), geceleyin kalktığı zaman, namazına ne ile başlardı? Dedim.

Aişe:

Geceleyin kaltığı zaman namazına:

"Allahim, ey Cebrail, Mikâil ve İsrafil'in Rabbi, gök­lerle yerin yaradanı, hazırı ve gayıbı bilen Allahım!

Kulların ihtilaf ettikleri şeylerde, onların aralarında ancak Sen hükmedersin. İhtilaf edilen hakka, izninle beni hidayet eyle. Çünkü dilediğini dağru yola ancak Sen hidayet eylersin." Duası ile başlardı, dedi. [65]

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Sûr'a iki üfleme arasında kırk vardır. [66]

 

4) Azrail (Meleku'I-Mevt)

 

İmam Tahâvî (rh.a.), "El-Akidetu't-Tahâviyye'1 adlı eserinde şöyle der:

"Bütün canlıların ruhlarını almakla görevlendirilmiş olan ölüm meleğine iman ederiz.[67]

Haberlerden bazısında bu ölüm meleğinin adı, Azrail olarak geçmektedir ki bu, meşhurdur. [68]

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"De ki: 'Size vekil kılman ölüm meleği, sizin hay­atınıza son verecek, sonra da Rabbinize döndürülmüş olacaksınız. [69]

"Tâ... en derinden acıyla sökerek çıkaranlara andolsun.

Yumuşacık çekip alanlara. [70]

"Adn cennetleri, ona girerler. Onun altından ırmaklar akar, içinde, onların her diledikleri şey vardır. İşte Allah, takva sahihlerini böyle ödüllendirir.

Ki Melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: 'Selâm size' derler. 'Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin.[71]

"Münafıklar ve kalblerinde hastalık bulananlar, şöyle diyorlardı: 'Bunları (müslümanları), dinleri aldattı.' Oysa kim Allah'a tevekkül ederse, hiç şübhesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

Melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak: 'yakıcı azabı tadm' diye o küfredenlerin canlarını alırken görmelisin.

Bu, ellerinizin önceden takdim ettiği işler yüzündendir. Yoksa şübhesiz Allah, kullara zulmedici değildir.[72]

"Öyleyse melekler, onların yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak?" [73]

"Öyleyse, Allah katında yalan uydurup iftira eden ve ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir? Kitab'dan kendilerine bir pay erişecek olanlar bunlardır. Nihayet elçilerimiz (ölüm melekleri) hayatlarına son vermek üzere kendilerine gittiklerinde onlara diyecekler ki: 'Allah'dan başka tapmakta olduklarınız nerede?' Onlar: 'Bizi (yüzüstü) bırakıp kayboldular' diyecekler. (Böylelikle) bunlar, gerçekten kâfirler olduklarına kendi aleyhlerinde şehadet ettiler. [74]

"Allah'a karşı yalan yere iftira düzenden veya kendi­sine hiçbir şey vahyolunmamışken bana da: 'vahy geldi' , diyen ve: 'Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben indi­receğim' diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün şiddetli sarsıntıları sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: 'canlarınızı (Bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı söylediğiniz ve

O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçalücı bir azabla karşılık göreceksiniz' (dediklerinde) bir görsen.[75]

"Melekler, kendi kendilerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: 'Nerde idiniz?' Onlar: 'Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (Müstaz'aflar) idik' derler. (Melekler de: ) 'Onda, hicret etmeniz için Allah'ın arzı geniş değil miydi?' derler, işte onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü yataktır o. [76]

"Melekler, kendi nefislerinin zalimleri olarak onların canlarını aldıklarında, 'biz, hiçbir kötülük yapmıyorduk' diye teslim olurlar. Hayır, şübhesiz Allah, sizin neler yap­tığınızı bilendir. [77]

"O, kullan üzerinde kahredici (kahhar) olandır. Size, koruyucular gönderiyor. Sonunda sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, elçilerimiz onun hayatına son veirrler. Onlar (bu işte ne noksan, ne fazla) kusur etmezler. [78]"Allah, ölümleri vaktinde canlarını alır, ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olan (in ruhunu) tutar öbürünü ise, adı konulmuş bir ecele kadar salıverir. Şübhesiz bunda, düşünebilmekte olan bir kavim için gerçekten ayetler vardır. [79]

Ebu Ümâme (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Şübhesiz Allah (Azze ve Celle), ruhları almak görevini Ölüm meleğine (Azrail'e) vermiştir. Ancak deniz şehi­dini bu hükmün dışında tutmuştur. Çünkü deniz şehidlerinin ruhlarını bizzat Allah alır.[80]

Berâ b.Azib (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"İnanmış bir kul, dünya ile ilgisini kesip, ahirete yönelince Ölüm gelince, yüzleri güneş gibi bembeyaz -görevli-melekler, cennet kefenlerinden bir kefen ve üzer­ine serpmek için cenriet kokularından güzel koku getirip gözünün gördüğü yere kadar otururlar.

Ölüm meleği de gelip başucuna oturur ve:

Ey temiz ruh, Allah'ın bağışlaması ve rızasına yönelip çık, der.

Ruh da, su kabının ağzından damlaların aktığı gibi rahatça çıkar. Ölüm meleği de onu alır. Fakat melekler onu, ölüm meleğinin elinde göz açıp kapayıncaya kadar bile bırakmayıp alır, getirdikleri güzel kokular serpilmiş kefene sararlar. Etrafa ondan, yeryüzünün en güzel misk kokusu gibi güzel bir koku yayılır. Melekler, onu yük­seltirler. Karşılaştıkları her melek topluluğu:

Bu temiz ruh kimdir? Diye sorarlar.

Onlar da, dünyadaki en güzel ismi ile onu tanıtıp:

Filanoğlu filan, derler.

Böylece birinci kat semâya ulaşırlar. Ona, semânın açılmasını isterler, açılır. Her semânın melekleri onu, diğer semâya kadar uğurlarlar. Yedinci semâya ulaşınca, Allah Teâlâ:

Kulumun yerini, cennetin en yüce yerinde yazınız. Ruhu­nu da geri çevirip cesedine götürünüz, diye emreder[81]

 

5) Kiramen Katibin

 

İmam Tahâvî (rh.a.), "El-Akîdetu't-Tahâviyye" adlı eserinde şunu beyan eder:

"Kiramen katibin meleklerine ve Allah'ın onları üzer­imize koruyucu ve yaptıklarımızı yazan şerefli varlıklar olarak tayin ettiğine iman ederiz.[82]

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz, ona şah-damarmdan daha yakınız.

Onun sağında ve solunda oturan iki tesbit edici ve yazıcı tesbit edip yazarlarken,

O, söz olarak (herhangi bir şey) söylevi versin, mutla­ka yanında hazır bir gözetleyici vardır.

O ölüm sarhoşluğu, bir gerçek olarak gelip de (insana): 'İşte bu, senin yan çizip kaçmakta olduğun şeydir' (denildiği zaman).

Sûr'a üfürülmüştür. İşte bu, tehdidin (gerçekleştiği) gündür.

(Artık) her bir nefis, sanında bir sürücü ve bir şahid ile gelmiştir. [83]

"Oysa gerçekten sizin üzerinizde koruyucular var.

Şerefli üstün yazıcılar (Kiramen katibin).

Her yapmakta olduğunuzu bilirler. [84]

"Yoksa, onlar, işi sıkı mı tuttular. İşte şübhesiz. Biz de işi sıkı tutanlarız.

Yoksa onlar, gerçekten Bizim sır tuttuklarını ve aralarındaki fısıldaşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır (işitiyoruz) ve onların yanlarındaki elçilerimiz de  (her şeyi) yazıyorlar.[85]

Ümmü'l-Mü'minin Aişe (r.anha)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Ya Aişe, (günah sayılan) amellerin küçümsenen­lerinden (de) sakın! Çünkü şübhesiz onlar için (de) Allah (tarafm)dan bir araştırıcı (melek) vardır. [86]

İbn Abbas (r.anhuma)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Şübhesiz yüce Allah (eşyadaki) güzellikleri ve çirkin­likleri takdir edip yazdı. Sonra güzellerin güzelliğini, fenaların ve kötülerin de çirkinliklerini beyan edip açıkladı.

Her kim, bir güzel iş yapmak diler de onu yapamazsa, Allah, o kimse hesabına kendi divanında (meleklerine) tam bir hasene (sevab) yazdırır.

Eğer o kimse, güzel bir iş yapmak ister ve yaparsa, Allah, o kimse lehine kendi divanında on hasene sevabın­dan yediyüz misline ve daha çok emsaline kadar hasene sevabı yazdırır.

Bir kimse de, çirkin bir iş yapmayı kasdeder ve onu işlemezse, Allah, kendi divanında onun lehine tam bir hasene sevabı yazdırır. Eğer o kimse, fena bir iş yapmak ister de o fenalığı yaparsa, Allah, onun aleyhine bir tek kötülük yazdırır. [87]

İmam Hasen el-Basrî (rh.a.):

"Onun sağında ve solunda oturan iki yazıcı kaydeder­lerken.[88] ayetini okumuş ve şöyle demiş:

Ey Âdemoğlu, senin için bir sayfa açıldı. Senin için iki şerefli melek görevlendirildi. Birisi sağında, diğeri solun-dadır. Sağında olanı, senin iyiliklerini tesbit eder, solunda­ki ise, kötülüklerini tesbit eder. Az veya çok dilediğini işle. Öldüğün zaman sayfan kapatılır ve seninle beraber kabrinde boynuna konulur. Tâ ki, kıyamet günü sen çıkın­caya kadar.[89]

Rabbimiz Allah (Azze ve Celle), Nebisi Rasulullah Muhammmed (s.a.s.) vasıtasıyla varlıklarını biz muvahhid mü'min kullarına beyan buyurduğu meleklerin varlığına katıksız iman ediyoruz.... Her ne kadar biz, onları gör­müyorsak da onlar, bizleri görüyorlar... Gözlerimiz fıtrat-en, onları görecek şekilde yaratılmamıştır... Biz, var olan gözlerimizle göremediğimiz fakat varlıkları ilmen tesbit edilmiş bir çok yaratık vardır... Bundan dolayı bir kişinin, "mutlaka melekleri gördükten sonra inanacağını görmediğine inanmadığım" iddia etmesi, ne aklî, ne man­tıkî, ne de ilmî bir iddiadır...

Biz Allah'ın kulları, her nerede olursak olalım yalnız değiliz... Bizim için Rabbimiz Allah tarafından vazifeli kılınmış, bizleri gözetleyen, hayır olsun, şerr olsun her ne yapıyorsak kaydeden melekler vardır... Onlar, bizimle beraber ve bizlerin adil şahidleridir... Onları görmeye imkân sahibi değiliz, amma onların bizleri gördüğüne ve varlıklarına iman ediyoruz...

Muvahhid mü'min Müslümanlar, kendileriyle beraber olan meleklerin farkına varıp, her an gözetlendiklerini idrak ederek hâl ve hareketlerine çeki-düzen vermeleri, onların olgun imana ve salih amellerin sahibi şuurlu izzetli şahsiyetler olduklarının bir göstergesidir...

Varlıklarına katıksız iman ettiklerimiz melekler tarafın­dan gözetleniyoruz... onlar, bizleri görüyor ve vazifesi icabı bizimle beraberlikleri her anda devam etmektedir...

Ümmü'l-Mü'minin Aişe (r.anha)dan.

Rasuîullah (s.a.s.), Aîşe'ye:

Ya Aişe, şu (yanımdaki) Cibril'dir. .Sana selâm edi­yor." Buyurmuş.

Aişe (r.anha)da:

Selâm, Allah'ın rahmeti ve bereketi o'nun üzerine olsun, demiş.

Rasulullah'ı kasdederek:

Benim görmediğimi, sen görüyorsun, demiştir.[90]

 

6) Münker ve Nekîr

 

Şehid İmamımız İmam Ebu Hanife (rh.a.), "El-Fıkhuİ-Ekber" adlı eserinde şöyle der:

"Kabirde, Münker ve Nekîr'in sualleri haktır. Kabirde, ruhun cesede iade edilmesi haktır. Bütün kâfirler ve âsî mü'minler için kabir sıkıntısı ve azabı haktır. [91]

Ebu Hüryere (r.a.)'dan

Rasulullah (s.a.s.) şöyle" buyurur:

"Ölü-veya 'sizden biriniz'-defnedildiği zaman ona, siyah tenli ve Mavi (gözlü) iki melek gelir. Birine Münker ve öbürüne de Nekîr denir.

Müteakiben o iki melek sorar:

Bu adam (Muhammed) için ne demiştin?

Bunun üzerine o (ölmeden önce) söylediğini aynen söyler:

O, Allah'ın kulu ve Rasulü'dür. Allah'dan başka hak ilâh olmadığına ve Muhammed'in o'nun Kulu ve Rasulü olduğuna şehadet ederim.

Sonra o iki melek:

Senin, bunu söylediğini esasen biliyorduk! Derler.

Sonra onun kabri, yetmiş arşın kare olarak genişletilir, sonra aydınlatılır ve sonra kendisine:

Uyu (istirahat et)! Denir.

Oda:

Aileme dönüp onlara haber vereyim mi? der.

O iki melek:

Gelin-güvey gibi uyu ki, onu (gelin-güveyi) ailesinden elbet en çok sevdiği kişi uyandırır, derler.

O kişi, Allah onu, o yatağından mahşere kaldırıncaya kadar (rahat rahat uyur). Şayet münafık ise:

İnsanların (O'na peygamber dediklerim işittim ve ben de aynı şeyi söyledim (hakikat mıdır?) bilemiyorum, diyecek.

Bunun üzerine o iki melek: -Senin, bunu söylediğini esasen biliyorduk, derler. Sonra toprağa:

Çullan onun üzerine, denilir.

Toprak, onun üzerine çullanır. (Bu çullanma ne­ticesinde) yan kaburga kemikleri yerlerinden oynar ve Allah onu, o yatağından mahşere kaldırıncaya kadar toprakta devamlı olarak azab içinde kalır.[92]

 

7) Hamele-i Arş

 

Rabbimiz Allah'ın Arşı'nı taşımakla görevli olan meleklerdir...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Arş'ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rabblerini hamd ile teşbih etmekte, O'na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler.[93]

"Melekler de, Arş'ın etrafım çevirmişler olarak Rabblerini hamd ile teşbih ettiklerini görürsün. Aralarında hak ile hüküm verilmiştir ve "Âlemlerin Rabbine hamd olsun, denilmiştir. [94]

"Melekler ise, onun çevresi üzerindedir. O gün, Rabbinin Arşı'nı onlarında üstünde sekiz (melek) taşır. [95] İbn Zeyd (rh.a.) diyor ki:

Burada zikredilen melekler, Arş'ı taşıyacak kadar güçlü ve kuvvetli olan sekiz tane melektir. Arş'ı yüklenen meleklerin hâlen dört olduğu, ahirette sekiz olacağı, Rasulullah (s.a.s.)'den rivayet edilmiştir. [96]

İbn Abbas (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.):

Ümeyye'nin, içinde, Arş'ı taşıyan meleklerin dört olarak sayıldığı şiirini doğrulamıştır. [97]

İbn Abbas (r.anhuma)dan.

Rasıılullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

"Ümeyye (b.Ebi Salt), şiirinin şu iki beytinde ne doğru söylemiştir;

Bir adam ve onun sağ ayağının altında bir boğa.

Diğer ayağının altında ise, kartal ve aslan gözetmekte­dir."

Rasulullah (s.a.s.):

"Ümeyye. aoğru söyledi." Buyurdu. [98]

Cabir b.Abdullah (r.anhuma)dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Allah'ın,  Arş'ı yüklenen meleklerinden bir melek , hakkında söz söylememe izin verildi.

O  meleğin kulak yumuşağı  arası,  yedi yüz  yıllık valdur. [99]

 

8) Hazene-i Cennet ve Cehennem

 

Cennet ve cehennem işlerini yürütmekle vazifeli meleklerdir... Cennet meleklerin başkanına "Rıdvan" denir... [100]Cehennem meleklerine "Zebani* adı verilmiş ve başkanları "Mâlik" tir...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Onlar,   Adn   cennetlerine   girerler.   Babalarından, eşlerinden ve soylarından salih davranışlarda bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara, her bir kapı­dan girip (şöyle derler):

'Sabrettiğinize karşılık selâm size. (Dünya) yurdun (un) sonu ne güzel.[101]

"Onları, o en büyük korku hüzne kaptırmaz ve: 'İşte bu, sizin gününüzdür, size va'dedilmiştir' diye melekler onları karşılayacaktır." [102]

':Rabblerinden korkup sakınanlar da, cennete bölük bölük sevk edildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman kapılan açıldı. Ve onlara (cennetin) bekçileri dedi ki: 'Selâm üzerinize olsun, hoş ve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girir. [103]

"Şübhesız suçlu-günahkârlar, cehennem azabı içinde ebedi kalacak olanlardır.

Onlardan (azab) hafifletilmeyecek ve orda onlar, umudlarını kaybetmiş kimselerdir.

Biz, onlara zulmetmedik, ancak onların kendileri za­limlerdir.

(Cehennem bekçisine:) 'Ey Mâlik, Rabbin bizim işimizi bitirsin' diye haykırdılar. O: 'Gerçek şu ki, siz (burada) kalacak olanlarsınız' dedi. [104]

"İnkâr edenler, cehenneme bölük bölük sevk edildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cehennem) bekçileri dedi ki: 'Size, Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyen) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?' Onlar: 'Evet' dediler. Ancak azab kelimesi kâfirlerin üzerine hak oldu. [105]

Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki, onun yakıtı, insanlar ve taşlardır. Üzerinde oldukça sert, güçlü melekler vardır. Allah, kendilerine neyi emretmişse, ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler.[106]

Cehennem (sakar) nedir, sen bilir misin?

Ne alıkoyar, ne bırakır.

Beşere delice susamıştır.

Onun üzerinde on dokuz (melek) vardır.

Biz, o ateşin koruyucularım, meleklerden başkasını kıl­madık. [107]

Ateşin içinde olanlar, cehennem bekçilerine dediler ki: 'Rabbinize dua edin, azabdan bir günü (olsun) bize hafifletsin.

(Bekçiler:) 'Size, kendi Rasulleriniz açık belgelerle gelmez miydi?' dediler. Onlar: 'Evet' dediler. (Bekçiler:) 'Şu hâlde siz dua edin' dediler. Oysa kâfirlerin duası, çık­mazda olmaktan başkası değildir. [108]

 

9) Mukarrebûn Melekler

 

Rabbimiz Alİah (Azze ve Celle)'ye en yakın ve çok şerefli meleklerdir...

Rabbimiz şöyle buyurur:

"Mesih de, yakınlaştırıİmiş (yüksek derece sahibi) melekler de, Allah'a kul olmaktan kesinlikle çekimser kalmazlar. Kim, o'na ibadet etmeğe karşı çekimser davranırsa ve büyüklenme (istikbâr) gösterirse (bilsin ki) onların tümünü huzurunda toplayacaktır. [109]

 

10) İnsanın kalbine doğruyu ilham eden Melekler:

 

Abdullah İbn Mes'ud (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"İnsanoğluna şeytanın dokunma (vesvese) sı var ve meleğin de dokunması (ilhamı) vardır. Şeytanın dokun­ması, kötülükle korkutma ve hakkı (gerçeği) yalanlamaktır.

Meleğin dokunması ise, hayrı va'detmek ve hakkı doğrulamaktır. Bunu, her kim (vicdanında) bulursa, Allah'dan olduğunu bilsin ve Cenab-ı Allah'a, hamdetsin. Öbürünü bulan da, şeytandan Allah'a sığınsın."

Sonra Rasulullah (s.a.s.):

"Şeytan sizi, fakirlikle korkutuyor ve size çirkin hayasızlığı emrediyor.[110]ayetini okudu.[111]

Safvan (r.a.)'m rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

"Herkesin yanında, kendisine gizlice telkin eden bir melek ve gizlice telkin eden bir şeytan vardır. Şeytan, onun üzerine, diğerinden daha üstün gelenidir.

Melek, velisine:

Zikret, der.

Ona, kendi zikrinin ecri ve zikretmesiyle beraber, zikredenin ecri kadar bir ecir vardır. Bu fazla ecir, onların mükafatından bir şey noksanla ştırmaz.

Şeytan da, velisine:

Gürültü et, der.

Bunun üzerine gürültü edenin kendi günahı ve onun gürültüsü sebebiyle gürültü edenin de günahı, (şeytana uyana aiddir).

Bu fazla günah, her ikisinin de kendi günahlarından bir şey noksanlaştırmaz.[112]

 

11) Bir Kısım Melekler, Mü'minler İçin Dua Ederler:

 

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Arş'ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rabblerini hamd ile teşbih etmekte, O'na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: 'Rabbimiz, rah­met ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp sardın, tevbe edenlere ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru.

Rabbimiz, onları Adn cennetlerine sok ki, onlara (bunu) va'dettin, babalarından, eşlerinden ve soylarından salih olanları da. Gerçekten Sen, üstün ve güçlü olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.

Ve  onları,  kötülüklerden koru.  O  gün  Sen,  kimi kötülüklerden   korumuşsan,    gerçekten   ona   rahmet etmişsin. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. [113]Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Sizlerden biri, abdeste niyet edip abdesti tamamen aldığı ve namazdan başka bir kasdı olmaksızın mescide gittiği zaman, tâ mescide girinceye kadar hiçbir adım atmaz ki, Allah Teâlâ, o adımından dolayı onu bir derece daha yükseltmesin ve bir günahını eksiltmesin.

Mescide girince de, mescid onu ahkoydukça (orada kaldıkça) hep namazda (gibi) olur. Ve namaz kıldığı yer­den ayrılmadığı ve kendisinden hades vâki olmadığı müd-dükçe (yanındaki) melekler:

Ya Allah, ona mağfiret et! Ya Allah, ona merhamet eyle, diye dua ve istiğfar ederler.[114]

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Kulların kendisinde sabaha erdiği her bir günde muhakkak iki melek iner. Bu iki melekten biri:

Ya Alİah, infak ediciye bir bedel ver, der.

Diğeri de:

Ya Allah, (malı) tutucu olana telef ver, diye beddua eder. [115]

 

12) Melekler, Namaz Kılanlar "Fatiha"Yi Bitirince Onlarla Beraber "Âmin" Derlen

 

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Okuyucu, yani Fatiha okuyan kimse, 'âmin' dediği zaman siz de, 'âmin' deyin. Çünkü melekler de 'âmin' derler. Her kimin 'âmin' demesi, meleklerin 'âmin' deme­sine uyarsa, geçmiş günahları mağfiret olunur. [116]

 

13) Bazı Melekler, Her Gün Sabah Ve İkindi Nama­zlarında Mü'minlerle Beraber Olurlar:

 

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s,) şöyle buyurur:

"Bir takım melekler geceleyin, diğer takım-melekler de gündüzün birbirilerini müteakip, size gelirler. Bunlar, sabah ve ikindi namazlarında birleşirler. Sonra içinizde kalmış olan melekler semaya yükselirler.

Rabbleri, namaz kılmış kullarının hâllerini iyi bilir olduğu hâlde, yine o meleklere:

Kullarımı ne hâlde bıraktınız? Diye sorar.

Onlar da:

Biz, onları namaz kılar hâlde bıraktık ve yanlarına da namaz kılarken varmıştık, derler.[117]

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Cemaat namazının, tek kişi namazı üzerine fadlı, yırmibeş derecedir. Gece melekleri ile gündüz melekleri de sabah namazında birleşirler."

Ebu Hüreyre:

İsterseniz:

"Fecir vakti (namazda okunan) Kur'ân'ı, işte o, şahıd olunandır. [118]  ayetini okuyunuz, der idi. [119]

"Kur'âne'l-Fecrî" için Mücahid: -Sabah namazıdır, demiştir.[120]

 

14) Meleklerin   Bir   Kısmı,   Kur'ân   Okunurken Yeryüzüne İnerler:

 

Useyd İbn Hudayr (r.a.) anlatıyor:

Bir kerre Useyd, gece vakti "el-Bakara Sûresi" ni okuyordu. Atı 4a yanında bağlanmıştı. Kur'ân'ı okuy-orken birden at, deprenmeye başladı. Useyd sustu. O, susunca at da sakinleşti. Useyd, tekrar okumaya başladı. At, yine şahlandı. Useyd sustu, at da sakinleşti. Bundan sonra Useyd, bir daha okumaya başladı, at yine hırçınlaştı. Useyd de artık vazgeçti. Useyd'in oğlu Yahya ise, ata. yakın bir yerde (yatmakta) idi. Atın, çocuğa bir zararı dokunmasından endişe ederek, çocuğu geriye çekti.

Bu sırada başını kaldırıp göğe baktığın da (beyaz bulut gölgesine benzer bir sis içinde kandiller gibi bir takım şey­lerin parlamakta olduklarını gördü de) nihayet onu göre­mez oldu.

Sabah olduğunda Useyd, Rasulullah'a bunu söyledi. Rasulullah (s.a.s.) de, O'na:

"Oku ey Hudayroğlu, oku ey Hudayroğlu!" buyurdu. Useyd:

-Ya Rasulullah, atın Yahya'yı çiğnemesinden endişe­lendim. Çünkü çocuk, ata yakın bir yerde idi. Başımı kaldırıp çocuğa gittim. Başımı, göğe doğru kaldırdığımda, beyaz bulut gölgesine benzer bir sis içinde kandiller gibi bir çok şeylerin parlamakta olduklarını gördüm. Artık bu beyaz gölge tabakası içindeki ışıklı parlak cisimler manzumesi göğe doğru çekilip çıktı. Nihayet onu görmez oldum, dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

"Bilir misin onlar nedir?" buyurdu.

Useyd: -Hayır, dedi. Rasulullah (s.a.s.):

"Onlar, meleklerdi. Senin Kur'ân okuyuş sesine yak­laşmışlardı. Eğer okumaya devam etseydin, sabaha kadar seni  dinlerlerdi.  İnsanlar da onlara bakarlardı.  Onlar, insanların gözünden gizlenemezlerdi." buyurdu. [121] Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s,) şöyle buyurur: "Bir kavm, Allah'ın evlerinden bir evde toplanarak Kitabullah'ı okurlar ve onu aralarında müzakere ederlerse, üzerlerine sekinet iner. Allah'ın rahmeti onları kaplar. Melekler de etraflarım kuşatırlar.  Allah onları,  kendi nezdindekilere anar. Bir kimseyi ameli yavaşlatırsa, nese­bi hızlandırmaz.[122]

 

15)  Melekler, Sokakları Ve Yollan  Dolaşıp Zikir Meclislerini Arar Bulurlar:

 

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Allah'ın bir sınıf melekleri vardır ki bunlar, yollarda, sokaklarda dolaşırlar, zikir ehlini ararlar. Onlar (Aziz ve Celîl olan) Allah'ı anan bir cemaat bulunca birbirlerine:

Aradığınıza geliniz! Diye seslenirler.

Bunun üzerine melekler, zikir ehlini dünya semâsına kadar kanatlarıyla tavaf edip etrafını kuşatırlar.

Rabbleri, onları pek iyi bildiği hâlde, Meleklere:

Kullarım ne söylüyorlar? Diye sorar.

Onlar da:

(Sübhânallah, diyerek) Seni teşbih ediyorlar, (Allahu Ekber, diyerek) Seni tekbir ediyorlar, (El-Hamdulillahi, diyerek) Seni hamd ve sena ediyorlar, suretinde cevab verirler.

Sonra Allah:

Bu kullarım, Beni görürler mi ki? Diye sorar.

Melekler:

Hayır, vallahi onlar, Seni görmezler, derler.

Allah:

O kullarım, ya Beni görseler nasıl olurlar? Buyurur.

Melekler:

Onlar, Seni görseler, Sana ibadet ve uluhiyetleri daha şiddetli, temcid ve tahmidleri daha çetin, teşbihleri daha çok olur, derler.

Allah Teâlâ:

Benden ne diliyorlar? Diye sorar.

Melekler:

Cennet istiyorlar, diye cevab verirler.

Allah Teâlâ:

Onlar, cenneti görmüşler mi?

Hayır, vallahi, onlar cenneti görmemişlerdir!

Ya onlar, cenneti görselerdi?

Eğer görselerdi, cennete karşı, hevesleri daha çok, ta-lebleri daha şiddetli, rağbetleri daha büyük olurdu.

Allah:

O kullarım, neden istiaze ederler?

Melekler:

Cehennem ateşinden.

Cehennemi gördüler mi?

Hayır, vallahi onu görmediler.

Ya görselerdi, nasıl olurlardı?

Ondan daha çok kaçınırlardı, korkulan daha çok olurdu.

Bunun üzerine Allah Teâlâ, Meleklere:

Ey melekler, Ben, sizleri şahid yapıyorum ki, Ben, bu zikreden kullarımı mağfiret ettim, buyurur.

Meleklerden birisi:

O zikredenlerin arasında filan kişi var ki, o zikreden­lerden değildir. Bir haceti için gelmiş oturmuştu, der.

Allah Teâlâ:

O mecliste oturanlar, öyle kemâl sahibi kimselerdir ki, onlarla birlikte oturanlar şakı olamaz, cevabını verir.[123]

 

16) Melekler, Muvahhid Mü'minlere Rahmet Okur, İlim Sahihleri İçin İstiğfar Ederler:

 

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"O'dur ki, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size rahmet etmekte, melekler de (size dua etmektedir). O, mü'minleri çok esirgeyendir. [124]

Ebu'd-Derda (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Kim bir yola ilim aramak üzere girerse Allah, onun için cennete giden bir yolu kolaylaştırır ve şübhesiz melekler, ilim öğrencisinin rızasını istedikleri (veya) ondan razı oldukları için kanatlarını indirirler. Yine şübh­esiz göktekiler ve yerdekiler, hatta sudaki balıklar bile ilim talebi için istiğfar ederler. Keza gerçekten âlim adamın, abid kişiden üstünlüğü, gök ayının diğer yıldızlardan üstünlüğü gibidir. Muhakkak âlimler, peygamberlerin varisleridirler. Şübhesiz peygamberler, miras olarak ancak ilim bırakırlar. Bu itibarla kim, peygamberlerin mirası olan ilmi elde ederse, tam bir hisse almış olur.[125]

 

17) Bir Kısım Melekler, Aliah Yolunda Savaşan Mü'minlere Yardım Eder Ve Kainlerine Sebat İlham Verirler:

 

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Siz, Rabbinizden yardım taleb ediyordunuz, O da: 'Şübhesiz Ben size, birbiri ardınca bin melek ile yardım ediciyim' diye cevab verdi. [126]

"Rabbin, meleklere vahyetmişti ki: 'Şübhesiz Ben, sizinleyim. îman edenlere sağlamlık katm, inkâr edenlerin kalblerine amansız bir korku salacağım. Öyleyse (ey Müslümanlar,) vurun boyunların üstüne, vurun onların büu parmaklarına. [127]

"Andolsun, siz güçsüz iken, Allah size Bedir'de yardımıyla zafer verdi. Şu hâlde Allah'dan sakının, O'na şükredebilesiniz.

Sen, mü'minlere: 'Rabbinizin size meleklerden indirilmiş üç bin kişiyle yardım iletmesi, size yetmez mi?' diyordun.

Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanı verirlerse, Rabbiniz size melek­lerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır.

Allah, bunu (yardımı) size ancak bir müjde olsun ve kalbleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. Yardım ve zafer (nusret) ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ın katındandır.

(Ki bununla) inkâr edenlerin önde gelenlerinden bir kıs­mını kessin (helak etsin), ya da umutlan suya düşmüşler olarak onları tepesi aşağı getirsin de geri dönüp gitsinler.[128] Abdullah İbn Abbas (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.) Bedir günü;

"İşte şu Cibril'dir! Atının başım tutmuş, harb silahı üzerindedir." Buyurdu. [129]

Abdullah İbn Abbas (r.anhuma), Ömer b. Hattab (r.a.)'dan rivayet eder:

Bedir Harbi olduğu gün, Rasulullah (s.a.s.) müşriklere baktı. Onlar, bin nefer, Ashabı ise, üç yüz on dokuz kişi idiler. Bunun üzerine Nebiyyullah (s.a.s.), Kıble'ye döndü. Sonra ellerini uzatarak Rabbine:

"Allahım, bana va'dettiğini yerine getir! Allahım, bana va'dettiğini ver! Allahım, eğer Ehl-i İslâm'dan olan şu cemaatı helak edersen, (bundan sonra) yeryüzünde sana ibadet olunmaz!" diye niyaz etmeye başladı.

Ellerini uzatarak Kıble'ye karşı Rabbine o derece niyazda bulundu ki, nihayet omuzlarından cübbesi düştü. Müteakiben Ebu Bekr, yanma gelerek cübbesini aldı ve omuzlarına koydu. Sonra arkasından O'na sarılarak:

Ya Nebiyyuilah, Rabbine yaptığın dilek yeter! Şübhesiz O, sana va'dettiğini yerine getirecektir, dedi.

Az sonra Allah (Azze ve Celle):

"Siz, Rabbinizden yardım tateb ediyordunuz. O da: 'Şübhesiz Ben size, birbiri ardınca bin melek ile yardım ediciyim' diye cevab verdi.[130] ayetini indirdi ve Allah o'na, meleklerle imdat gönderdi.[131]

İbn Abbas (r.anhuma)'dan dedi ki:

O gün (Bedir günü) müslümanlardan bir zat, önünde müşriklerden bir adamın peşinden koşarken, ansızın üzerinde bir kırbaç darbesi işitti.

Ve Süvarinin:

Dur, ya Hayzûm, diyen sesini duydu.

Birde önündeki müşrike baktı ki, boylu boyunca yere serilmiş, burnu berelenmiş, yüzü de kırbacın vurduğu şekilde yarılmış olduğunu gördü. Bütün bunlar, yemyeşil olmuştu.

Az sonra Esarî gelerek bu hadiseyi Rasulullah (s.a.s.)'e anlattı da (Rasulullah):

"Doğru söyledin. Bu, semadan gelen üçüncü imdat­tandır." Buyurdular.

Artık o gün (Müslümanlar), yetmiş kişi öldürdüler, yet­miş de esir aldılar. [132]

Rifaa İbn Rafı' ez-Zurakî (r.a.) şöyle demiş:

Bedir Harbi sırasında bir ara Cibril (a.s.) Rasulullah  (s.a.s.)'e geldi de:

İçinizdeki Bedir mücahidi erini ne mertebe sayarsınız? Diye sordu.

Rasulullah (s.a.s.):

"Biz onları, Müslümanların en faziletli olanlarından sayarız" dedi. Yahud buna benzer bir söz söyledi.

Cibril;

Biz de, meleklerden Bedir'de hazır bulunanları böyle meleklerin hayırlısı sayarız, dedi. [133]

Ümmü'l-Mü'minin Aişe (r.anha)'dan.

Rasulullah (s.a.s.), Hendek Harbi'nden (Medine'deki evine) dönüp geldiğinde, silahını bırakıp yerine koymuş ve yıkanmıştı. Bu sırada Cibril (a.s.), Rasulullah'a geldi de:

Sen, silahını çıkarmışsın! vallahi, biz melekler, henüz silahlarımızı çıkarmadık. Haydi onlara doğru yola çık! dedi.

Rasulullah:

"Nereye doğru çıkıyoruz?" diye sordu.

Cibril, Beni Kureyza yurdunu işaret ederek:

İşte şuraya, dedi.

Bunun üzerine Rasulullah, Beni Kureyza'ya doğru hareket etti. [134]

Enes b.Malik (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), Beni Kureyza'ya sefer ettiğinde ben, Cibril'in melekler alayının Beni Ganim sokağından geçtikleri sırada yükselen tozunu bugün bile hâlâ görür gibiyim. [135]

 

18) Melekler, Mü'minleri Cennet İle Müjdeler, Kâfir­lere Vura Vura Cehenneme Sürüklerler:

 

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Şübhesiz: 'Bizim Rabbimiz AHah'dır' deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu), onların üzer­ine melekler iner (ve der ki:) 'Korkmayın ve hüzne kapıl­mayın, size va'dolunan cennete sevinin.

Biz, dünya hayatında da, ahirette de sizin velileriniziz. Orda nefislerinizin arzuladığı her şey sizindir ve istemekte olduğunuz her şey de sizindir.

Çok bağışlayan, çok esirgeyen (Allah)dan bir ağırlan­ma olarak.[136]

"Melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak: 'Yakıcı azabı tadın' diye o küfredenlerin canlarını alırken görmelisin. [137]

Hasan el-Bâsrî (rh.a)'den.

Bir adam, Rasulullah (s.a.s.)'e:

Ben, Ebu CemTin sırtında kayış gibi bir şey gördüm, deyince,

Rasulullah (s.a.s.):

"O, Meleklerin darbesidir." Buyurmuşlardır. [138]

İbn Abbas'dan naklen İbn Cüreyc der ki:

Müşrikler, Müslümanlara doğru yürüdüklerinde Müslümanlar, onların yüzlerine kılıçla vuruyor, geri döndüklerinde ise melekler, onlara yetişip arkalarından vuruyorlardı. [139]

 

19) Melekler, Mescidin Kapısında Bekler Ve Mescide Gelenleri Yazarlar:

 

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):

"Cuma günü olduğu zaman mescidin kapısı yanında melekler durur, gelenleri öncelik sırasına göre yazarlar.

Erken gelenin meseli, bir deve kurban eden kimse gibidir. Ondan sonraki bir sığır kurban eden gibi, ondan sonra bir koç kurban eden gibi, ondan sonraki bir tavuk sadaka eden, sonra bir yumurta sadaka eden gibidir.

İmam, hutbeye çıkınca melekler, sahifeleri durup zikri dinlerler.[140]

 

20) Melekler, Allah'ın Sevdiği Ve Buğzettiği Kişileri Sever Ve Buğzederek İlân Ederler:

 

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Şübhesiz ki Allah, bir kulu sevdiği zaman Cibril'i çağırır da:

Ben, filanı seviyorum, onu sen de sev, der.

Ve onu, Cibril de sever, sonra semâda seslenerek:

Gerçekten Allah, filanı seviyor, onu siz de sevin! der.

Artık onu, semâ ehli de severler. Sonra onun için yeryüzüne kabul konur.

(Allah,) bir kula da buğzetti mi, Cibril'i çağırarak. -Ben, filana buğzediyorum, ona sen de buğzet! Der.

Ve Cibril, ona buğzeder. Sonra semâ ehli arasında:

Allah, filana buğzediyor, ona siz de buğzedin! Diye seslenir.

Onlar da, kendisine buğzederler. Sonra o kul için yeryüzüne buğz konur.[141]

 

21) Melekler, Mü'minleri Müjdelerler:

 

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Bir adanı, başka bir köydeki kardeşini ziyaret etmiş, bunun üzerine Allah, onun için yoluna bir gözcü melek oturtmuş.

Adam, meleğin yanma gelince (ona):

Nereye gitmek istiyorsun? Diye sormuş.

Adam:

Şu köydeki kardeşime gitmek istiyorum, cevabını vermiş.

Melek:

Onun üzerinde ıslahına çalıştığın bir nimetin var mı? diye sormuş.

Adam:

Hayır, şu kadar var ki, ben onu, Allah (azze ve Celle) için sevdim, cevabını vermiş.

Melek:

O halde ben, şenin o kardeşini Allah için sevdiğin gibi Allah da seni sevidiğini bildirmek üzere Allah'ın sana gönderdiği elçiyim, demiş. [142]

 

22) Meleklerden Bazıları, Her Bir İş İçin İnerler:

 

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Melekler ve ruh, onda Rabblerinin izniyle her bir iş için inerler.[143]

Abdullah İbn Abbas (r.anhuma)'dan.

Rasulullah (s.a.s.), Cibril'e:

"Sen, bize şu ziyaretinden daha çok ziyaret etmez misin?" demişti, (yani daha sık gelmesini arzulamıştı.)

İbn Abbas dedi ki:

Bunun üzerine:

Biz (elçiler) ancak Rabbiniz emriyle ineriz. Önümüzde, ardımızda ve bunlar arasında olan her şey O'nundur. Senin Rabbin kesinlikle unutkan değildir. [144]  ayeti indi. [145]

 

23) İnsanlarla Beraber Bulunan Koruyucu Melekler:

 

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

Onun (insanın) önünde ve arkasında izleyenleri var­dır. Onu, Allah'ın emriyle gözetip korumaktadırlar. [146]

O, kulları üzerinde kahredici (kahhar) olandır. Size koruyucular gönderiyor. [147]

Üzerinde gözetleyici-koruyucu bulunmayan hiçbir nefis (kimse) yoktur.[148]

Abdullah tbn Ömer (r.anhurna)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

Çıplaklaşmaktan sakınınız! Çünkü beraberinizde, ancak abdest bozma anında ve kişi karısına yaklaşacağı zaman sizden aynlan varlıklar (melekler) vardır. Onlardan haya ediniz ve onlara karşı saygılı olunuz! [149]

İbn Abbas (r.anhuma) şöyle der:

İnsanı, ardından ve önünden takib edip himaye eden­ler meleklerdir. Onu, Allah'ın emrinden korurlar. Melekler onu, Önden ve arkadan koruma altına alırlar. Alllah'ın kaderi geldiğinde yanından uzaklaşırlar.

Mücahid (rh.a.) dedi ki:

Her kulu, uyku hâlinde, uyanıklık hâlinde, cinlere, insanlara ve yırtıcı hayvanlara karşı koruyan görevli bir melek vardır. Başına bir iş geleceği zaman melek, onu uyararak:

Arkana bak! der.

Ancak Allah Un yapılmasına izin verdiği şey geldiğinde melek, onu uyarmaz ve o şey, kulun başına gelir.

Ebu Üsame (rh.a.) dedi ki:

Her Âdemoğluyla birlikte bir melek vardır ki, onu, korur ve savunur. Ancak takdir gelince onu, takdire teslim eder.

Ebu Miclez dedi ki:

Adamın biri, Hz. Ali'nin yanma gelip şöyle dedi:

Murad kabilesinden bazı kimseler, seni öldürmek istiyorlar.

Hz. AH de, o adama şu cevabı verdi:

Her adamın beraberinde koruyucu iki melek vardır. Bunlar onu, hakkında takdir edilmemiş şeye karşı korurlar. Amma takdir edilen şey geldiğinde onu, yalnız bırakırlar. Doğrusu ecel, sağlam bir kalkandır.[150]

Emirü'l-Mü'minin İmam Ömer b. el-Hattab (r.a.) şöyle

demiştir:

İnsanlardan kimisi bedbaht olarak yaşar.

Kalbi, cehalet içerisinde uyanıkken de gaflettedir.

Eğer bu kişi, bir vefa ve sağlam bir görüş sahibi ise,

Ölümden korkar ve Hafaza Meleklerinden de sakınır.

İnsanlardan kimisi yola koyulur gider, kimisi yerinde ikamete devam eder.

Ayrılıp giden, kalana bir öğüttür. [151]

 

24) Dağlar Meleği

 

Ümmü'1-Mü'minin Aişe (r.anha)'dan.  .

Aişe, Rasulullah (s.a.s.)'e:

Sana Uhud gününden daha şiddetli olan bir gün erişti mi? Dedi.

Oda:

"Yemin olsun ki, kavmin Kureyş'ten gelen bir çok zor­luklarla karşılaştım. Fakat onlardan Akabe günü karşılaştığım zorluk, hepsinden şiddetli idi.

Şöyle ki:

Ben, (Kureyş'ten gördüğüm ezâ üzerine Taife git-tim)hayatımın korunmasını Abdu Kulâl'ın oğlu İbnü Abdu Yalîl'e teklif ettiğim zaman o, benim dileğime cevab vermemişti. Ben de, kederli ve hayretîi bir hâlde yüzümün doğrusuna (Mekke'ye) dönmüştüm. Bu hayretim 'Karnü's-Seâlib Mevkii' ne kadar devam etti. Burada başımı kaldırıp (semâya) baktığımda beni gölgelemekte olan bir bulut gördüm.

Buluta dikkatli baktığımda, bunun içinde Cibril bulun­duğunu gördüm.

Cibril, bana nida etti de:

Allah, kavminin senin hakkında dediklerini ve seni korumayı reddettiklerini muhakkak işitti. Ve Allah, sana şu dağlar meleğini gönderdi. Kavmin hakkında ne dil­ersen, ona emredebilirsin, dedi.

Bunun üzerine dağlar meleği, bana nida edip selâm verdi. Sonra:

Ya Muhammed, Cibril'in bu söylediği bir hakikattir. Sen, ne istersen emrine hazırım. Eğer (Ebu Kubeys ile Kuaykan demlen) şu iki yalçın dağın Mekkeliler üzerine kapaklamamı istersen (onu da emret), dedi."

Buna karşı Rasulullah (s.a.s.):

"Hayır, ben, Allah'ın bu müşriklerin sulblerinden yal­nız Allah'a ibadet eder ve Allah'a hiçbir şeyi ortak kılmaz (nıuvahhid) bir nesil meydana çıkarmasını arzu ederim." dedi. [152]

 

Cin Ve Şeytan

 

Cinlerin, yegâne yaratan Rabbimiz Allah tarafından yalın-dumansız ateşten yaratılmış olduklarına katıksız bir şekilde iman ederiz... cinlerin varlığıyla ilgili bilgimiz, Rabbimiz Allah'ın ve önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in bize bildirdiği kadardır... Cinler, görünmez varlıklar oldukları için, onlarla ilgili haberleri ancak ayet-i kerimeler ve hadis-i şeriflerden almaktayız... Burada özet olarak gün­deme getirdiğimiz cin ve şeytan konusunda, varlıklarını ve özelliklerini kısaca izah etmeye gayret edeceğiz... Bu konudaki delillerimiz, Rabbimiz Allah'ın beyanı olan ayet-i kerimeler ye yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'ün sahih hadis-i şerifleridir...

 

A) Cin

 

1) Rabbimiz Allah tarafından, insanlar gibi yalnızca ken­disini bilsinler, tanısınlar ve ibadet etsinler diye mükellef kılmılan cinler, yalın-dumansız ve nüfuz eden kavurucu ateşten yaratılmışlardır... Kendilerine, Rabbimiz Allah'ın ayetlerini okuyan, onları bilgilendiren, Allah'a iman ve ibadet etmeye davet eden Rasuller de gönderilmiştir... onlardan kimisi iman edip hidayete ererken, kimisi de küfredip Rasullerin davetini reddetip kâfir ve müşrik olmayı tercih etmiştir... yaratılışları, insanlardan öncedir...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.[153]

"İnsanı, ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı.

Cann'ı (cinni) da yalın-dumansız bir ateşten yarattı.[154]

Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.

Ve cann'ı da, daha önce nüfuz eden kavurucu ateşten yaratmıştık. [155]

"Ey cin ve insan topluluğu, içinizde size ayetlerimi aktarıp okuyan ve size, bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp korkutan Rasuller gelmedi mi? Onlar: 'nefislerimize karşı şehadet ederiz' derler. Dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten kâfir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadet ettiler. [156]

"Ey insan ve cin, sizin de hesabınızı ele alacağız. [157]İbn Abbas (r.anhuma) der ki:

Peygamberler,  Âdemoğullarındandır.  Cinlerden ise, sadece inzâr ediciler, uyarıcılar vardır. [158] Mücahid frh.a.) de şöyle demiştir: -Peygamberler   (Rasul)   insanlardan   olur.   Nüzur (uyarıcılar) ise, cinlerden olur. Bundan sonra da yüce Allah'ın: "Kavimlerine  inzâr ediciler  olarak geri  döndüler. [159]  ayetini okudu. İşte İbn Abbas'm sözünün anlamı da" budur.[160]

2) Cinlerin, erkeklik, dişilikleri vardır. Doğar, büyür ve ölürler. Yerler ve içerler...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Bir de şu gerçek var: İnsanlardan bazı erkekler, cin­lerden bazı erkeklere sığınırlardı. Öyle ki, onların azgın­lıklarını arttırırlardı.[161] İbn Abbas (r.anhuma)'dan. Rasuhıllah (s.a.s.) şöyle dua ederdi: "AUahım,  Senin izzetine  sığınırım.  Sen,  o  kudret sahibisin ki, Sen'den başka ibadet edilecek ma'bûd yok­tur, yalnız Sen varsın. Ve Sen, ebedî hayat sahibisin. Halbuki cin ve ins ölürler. [162] Alkame (rh.a.) anlatıyor: Ben, İbn Mes'ud'a sordum:

Sizden biriniz,  Rasulullah (s.a.s.)  ile birlikte  cin gecesinde bulundu mu? dedim. İbn Mes'ud:

Hayır, Lâkin bir gece biz, Rasulullah (s.a.s.) ile birlik­te bulunduk. Bir ara O'nu kaybettik ve kendisini, vadil­erde, dağ yollarında aradık. Acaba (cinler tarafından) uçu­ruldu mu, yoksa gizlice öldürüldü mü? dedik.

Ve böylece bir kavmin geceleyebileceği en kötü geceyi geçirdik. Sabahlayınca bir de baktık Rasulullah (s.a.s.), Hirâ tarafından çıkageldi.

Ya Rasulullah, seni kaybettik, aradık fakat bulamadık. Bu yüzden bir kavmin geceleyeceği en kötü geceyi geçirdik, dedik.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

"Bana, cinlerin davetçisi geldi. Onunla gittim de cin­lere Kur'ân okudum." Buyurdular.

Ve bizi götürerek cinlerin izlerini, ateşlerinin eserlerini bize gösterdi." [163]

Cabir (r.a.) anlatıyor.

Rasulullah (s.a.s.), ashabının yanına çıkageldi ve onlara, "Er-Rahman Sûresi"ni başından sonuna kadar okudu. Ashab sustular.

Rasulullah (s.a.s.) buyurdu ki:

Cin gecesi, bu sûreyi cinlere okudum ve onlar cevab bakımından sizden daha iyi idiler. Çünkü ben:

Şu hâlde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlaya­bilirsiniz?" [164] ayetine her geldiğimde cinler:

Ey Rabbimiz, Senin nimetlerinden hiç birini inkar etmeyiz ve Sana hamd olsun, dediler. [165]

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Ebu Hüreyre, Rasulullah (s.a.s.)'in beraberinde abdest alması ve istina suyu için küçük bir kırba taşırdı. Bir keresinde Rasulullah, hacetini yerine getirmesi için çık­tığında Ebu Hüreyre, arkası sıra kırba ile O'nu takib ederken Rasulullah (s.a.s.):

Kimdir o?" diye sordu.

Ebu Hüreyre:

Ben, Ebu Hüreyre, diye cevab verdi.

Rasulullah:

"Benim için istinca' edeceğim birkaç taş ara. Sakın bana kemik ve hayvan gübresi getirme!" buyurdu.

Ebu Hüreyre dedi ki:

Ben, elbisemin kenarında birkaç taş naklederek kendi­sine getirdim ve onları yanı başına koydum. Sonra yanın­dan ayrıldım. Nihayet hacetini bitirdikten sonra Rasulullah'ın beraberinde yürüdüm.

Yolda, kendisine:

Kemik ve hayvan gübresi ile temizlenmekte ne var ki? Diye sordum.

Rasulullah (s.a.s.):

"Bu ikisi, cinlerin taâmmdandır. Şu muhakkak ki, bana nasibin (Nusaybin) cinlerinin bir heyeti geldi, bunlar, ne hoş cinlerdir. Benden azık istediler. Ben de, onlar için Allah'a, cinlerin uğrayacağı her kemik ve tezek makûlesi üzerinde kendileri için muhakkak bir teâm bulunmalarına dua ettim." Buyurdu.[166]

İbn Mes'ud (r.a.) şöyle demiştir:

Cin taifesinin heyeti, Rasulullah (s.a.s.)'in huzuruna geldiler:

Ya Muhammed, ümmetine kemik, tezek ve kömürle taharetlenmeyi yasak et. Zira Allah Teâlâ, onları bize rızk kıldı, dediler.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), bunlarla taharetlen­meyi yasakladı. [167]

Sehman-ı Farsî (r.a.) şöyle demiştir:

O (Rasulullah) bizi, hayvan tersi ve kemiklerle taharetlenmekten men'etti.[168]

3) Cinlerin, mü'min Müslüman olanları ve müşrik kâfir olanları vardır.

Rabbimiz Allah (Azze ve Celle), cin kullarından naklen beyan buyurduğu ayet-i kerimelerde cinler, şöyle diyorlar:

"Elbette bizden Müslüman olanlarda var, zulmedenler de. İşte (Allah'a) teslim olanlar, artık onlar gerçeği ve doğruyu araştırıp bulanlardır.

Zulmedenler ise, onlar da cehennem için odun olmuşlardır. [169]

Ma'n İbn Abdurrahman şöyle demiştir:

Ben, babam (Abdurrahman İbn Abdullah İbn Mes'ud)dan işittim, şöyle dedi:

Ben, Mesruk'a:

Cinden bir zümre, Kur'ân dinlemek istedikleri gece, Rasulullah (s.a.s.)'e cinni kim bildirdi? diye sordum.

O:

Bana baban, yani Abdullah İbn Mes'ud: Cinleri, bir ağaç bildirdi, diye tahdis etti, dedi. [170]

Abdullah İbn Mes'ud (r.a.) anlatıyor:

Ben, cinin Rasulullah'a:

Senin Rasulullah olduğuna kim şehadet eder? Diye suallerini işittim.

Bulunduğumuz yere yakın bir sakız ağacı vardı. Rasulullah, ona işaret ederek cinlere:

"Şu ağacı gördünüz mü? O, şehadet ederse iman eder misiniz? diye sordu.

Cinler:

Evet, iman ederiz! Dediler.

Bunun üzerine Rasuİullah (s.a.s.), o ağcı çağırdı. Ağaç icabet etti de ben, dallarım-budaklarını sürüyerek geldiğini gördüm.

Rasulullah, ağaca:

Benim, Rasulullah olduğuma şehadet edermisin?" diye sordu.

Ağaç:

Şehadet ederim ki sen, Allah'ın Rasulüsün! Dedi.[171]

Cabir (r.a.) anlatıyor:

Biz, Rasulullah (s.a.s.) ile beraber geldik ve Neccaroğulları (yurdundaki) bir bahçeye vardık. Bir de ne görelim! Bir deve, bahçeye giren herkese hücum ediyor. Bunu, Rasulullah (s.a.s.)'e bildirdiler. Bunun üzerine O, yanına gelip onu çağırdı. O da, dudağını yere koyarak gelip O'nun önünde çöktü.

Rasulullah:

"Bir yular getirin!" buyurdu.

(Yuları getirdiler,) O da, onu yularlayıp sahibine verdi. Sonra döndü ve şöyle buyurdu:

"Yerle gök arasında, cinlerin ve insanların âsileri hariç, hiçbir şey yoktur ki benim, Allah'ın Rasulü olduğumu bilip tasdik etmiş olmasın. [172]

4) Cinler, çok güçlü kuvvetli yaratılmışlardır.

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"(Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) 'Ey önde gelenler, onlar, bana teslim olmuş (Müslüman) lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun (belkisin) tahtını bana getirebilir?' dedi.

Cinlerden ifrit: 'Sen, daha makamından kalkmadan ben, onu sana getirebilirim. Ben, gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim' dedi." [173]

"(Süleyman dedi ki:) 'Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şübhesiz Sen, karşılıksız armağan edensin.'

Böylece rüzgarı o'nun buyruğunun altına verdik. O'nun emriyle dilediği yöne yumuşakça eserdi.

Şeytanları da, her bina ustasını ve dalgıç olanı.

Ve (kötülük yapmamaları için) sağlam kementlerle bir­birine bağlanmış diğerlerini. [174]

"Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik). Erimiş bakır madenini O'na, sel gibi akıttık. O'nun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı. Onlardan kim bizim emrimizden çıkıp sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından taddınrdık.

O'na, dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyük­lüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yapı­yorlardı.[175]

5) Cinler gaybı bilmezler.

Gaybın, sadece Alemlerin Rabbi Allah tarafından bilindiğini, Allah'dan başka hiç kimsenin gaybı bilmediğine dair Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyrulur:

"De ki: 'Göklerde ve yerde gaybı, Allah'dan başka kimse bilmez." [176]

"(Nuh dedi ki: ) 'Ben size, Allah'ın hazineleri yanım-dadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum. [177]

"(Ey Rasulüm) de ki: 'Size, Allah'ın hazineleri yanım-dadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size, bir meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedüenden başkasına uymam.' De ki: 'kör olanla, gören bir olur mu? yine de düşünmeyecek misiniz? [178]

"Eğer gaybı bile bilseydim, muhakkak hayırdan yap­tıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.[179]

"De ki: 'Gayb, yalnızca Allah'ındır. [180]

"Göklerin ve yerin gaybı O'nun (Allah'm)dır. [181]

"O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazi­nesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz).

Ancak Rasulleri içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka. Çünkü o, bunun önüne ve arkasına izleyici (gözetleyici)ler dizer. [182]

"Böylece O'nun (Süleyman'ın) ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü onlara (cinlere), asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıp düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı, böylesine aşağılayıcı bir azab içinde kalıp yaşamazlardı. [183]

Bu da, gösteriyor ki, cinler ve insanlar gaybı bilmezler. [184]

6) Cinler, önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'den Kur'ân-ı Kerim dinleyip iman etmişlerdir.

"De ki: 'Bana, gerçekten şu vahyolundu: cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler: 'Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur'ân dinledik.

O 'Kur'ân), gerçeğe ve doğruya yöneltip iletiyor. Bu yüzden ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimize hiç kim­seyi ortak koşmayacağız.

Elbette Rabbimizin şanı yücedir. O, ne bir eş edin­miştir, ne de bir çocuk.

Doğrusu şu: Bizim beyinsizlerimiz Allah'a karşı bir sürü saçma şeyler söylemişler.

Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah'a karşı asla yalan söylemiyeceklerini sanmıştık. [185]

"Hani cinlerden bir kaçını, Kur'ân dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böylece onun huzuruna geldikleri zaman, dediler ki: 'Kulak verin!1 sonra bitirilince kendi kavimle­rine uyarıcılar olarak döndüler.

Dediler ki: 'Ey kavmimiz, gerçekten biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan bir kitab dinledik. Hakka ve doğru olan yola yöneltip ilet­mektedir.

Ey kavmimiz, Allah'a davet edene icabet edin ve O'na iman edin. Günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi, acı bir azabdan korusun.

Kim Allah'a davet edene icabet etmezse artık o, yeryüzünde (Allah'ı aciz bırakacak değildir ve onun, O'ndan başka) velileri yoktur. İşte onlar, apaçık bir sapık­lık içindedirler.[186]

İbn Abbas (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), Sahabîlerinden bir topluluk içinde Ukaz panayırına doğru oraya gitmek üzere yürüdü. O tarihte şeytanlar ile sema haberi arasında engel konul­muş, yani semâdan haber almaktan men'edilmişler ve üzerlerine delici ateş parçalan atılmağa başlanmış bulunuyordu.

(Semâya doğru çıkıp kovulan) şeytanlar, kavimleri yanma döndüklerinde kendilerine

Ne oluyorsunuz? (neden bir haber getirmiyorsunuz?) dediler.

Onlar da:

Semâdan haber almaktan men'edildik, üzerimize ateşler gönderildi, dediler.

Bunun üzerine İblis, onlara.

Sizin haber almanıza engel olan muhakkak yeni mey­dana gelmiş bir şeydir. Arzın, doğularını ve batılarını dolaşın da semadan haber almanıza engel olan bu yeni meydana gelmiş işin ne olduğuna bakın, dedi.

Akabinde cinler yürüdüler. Arzın doğularını ve batılarını dolaştılar. Her yerde kendileriyle semâ-heber arasına engel olan bu işin ne olduğuna bakıp arıyorlardı.

İbn Abbas (r.a.) dedi ki:

İşte bunların içinden Tıhâme yönüne yönelip gitmiş olan takım, Ukaz panayırına gitmek üzere Nahle mevkiinde bulunan Rasullullah'm bulunduğu yere varmış oldular.

O sırada Rasulullah, orada sahabîlerine sabah namazını kıldırıyordu. (Namazda okuduğu) Kur'ân'ı işitince bunlar, ona iyice kulak verip işitmeye çalıştılar.

Ve birbirlerine:

-Semâdan haber almamıza mani olan işte budur, dediler.

İşte o zaman bu haberciler, kendi kavimlerinin yanma döndüklerinde:

-Ey kavmimiz: 'Doğrusu biz, (büyük hayranlık uyandıran bir Kur'ân dinledik.

O (Kur'ân), gerçeğe ve doğruya yöneltip iletiyor. Bu yüzden ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimize hiç kim­seyi ortak koşmayacağız." Dediler.

Aziz ve Celîl olan Allah da, peygamberi üzerine:

"De ki: 'Bana, gerçekten şu vahyolundu: Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler: 'Doğrusu biz, (büyük) hayranlık  uyandıran  bir  Kur'ân  dinledik.[187] ayetini indirdi.[188]

7) Müşrik ve Kâfir insanlar, yeryüzünde alemlerin yegane Rabbi Allah'a karşı isyan ve tuğyan ederek ege­menliğini ellerine geçirdikleri ülkelerde Hanlıklarını, rab-İlklerini ilân edip birbirlerine tapınarak aralarından biri­lerinin heva-u heveslerini Allah'a ortak koşarken, aynı müşrikler cinleri de Allah'a ortak koşuyorlardı... Cinlere sığınıyor, onlardan yardım bekliyorlardı...

Rabbimiz Allah, onların bu tuğyan tutumlarını şöyle beyan buyuruyor:

"Cinleri, Allah'a ortak koşutlar. Oysa onları O, yarat­mıştır. Bir de hiçbir bilgiye dayanmaksızın O'na, oğullar ve kızlar yakıştırıp uydurdular. O ise, nitelendire geldik­leri şeylerden yücedir, uzaktır. [189]

"Onlar, kendisiyle (Allah ile) cinler arasında bir soy bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azab için getirilip) hazır bulundurulacaklarım bilmişlerdir. [190]

Abdullah b. Abbas (r.anhuma)'dan rivayet edilen bir görüşe göre bu müşrikler soy bağını, hâşâ Allah ile İblis'in kardeş olduğunu iddia ederek kurmaya çalışmışlardır. [191]

Mücahid (rh.a.) der ki:

Müşrikler:

Melekler, Allah'ın kızlarıdır, demişlerdi.

Ebu Bekr (r.a.):

Peki, onların anneleri kimlerdir? Diye sordu.

Onlar:

Cinlerin ileri gelenlerinin kızlarıdır, diye cevab verdiler.

Katâde ve İbn Zeyd de, böyle haber vermişlerdir. [192]

8) Cin taifesinden gelecek herhangi bir zarardan dolayı nasıl korunacağımızı, Rabbimiz Allah'ın izniyle önderimiz Rasulullah (s.a.s.) bizlere beyan buyurmuştur...

Ebu Said (r.a.) dedi ki:

Rasulullah (s.a.s.), Muavvizetân (fela ve Nâs) Sûreleri ininceye kadar cin çarpmasına ve göz değmesine karşı (çeşitli dualarla) Allah'a sığınırdı. Muavvizetân inince, o iki sûreyi aldı ve diğerlerini bıraktı. [193]

Abdullah b. Hubeyb (r.a.) anlatıyor:

Yağmurlu ve kapkaranlık bir gecede, bize dua etmesi için Rasulullah (s.a.s.)'i aramaya çıktık ki ben, kendisine yetiştim.

Rasulullah (s.a.s.):

"Oku!" buyurdu.

Bir şey okumadım.

Tekrar:

"Oku!" buyurdu.

Bir şey okumadım.

"Oku!" buyurdu.

Ve bunun üzerine:

Ne okuyayım? Dedim. Buyurdu ki:

"Kul  huvallahu  ehad ve  Muavvizeteyn  Sûrelerini, akşama ve sabaha vardığın zaman üç kerre oku!  Her (kötü) şeye karşı sana yeter. [194]Ebu'1-Alâ'dan.

Osman b.Eb'1-As, Rasulullah (s.a.s.)'e gelerek: -Ya Rasulullah, muhakkak şeytan benimle namazım ve kıraatimin araşma girdi. Onu, bana karıştırıyor, dedi. Rasulullah (s.a.s,) de:

"Bu, Hinzeb denilen bir şeytandır. Onu, hissettiğin vakit, ondan Allah'a sığın ve sol tarafına üç defa tükür." Buyurdu. Osman: -Ben, bunu yaptım, Allah da onu benden giderdi, demiş.[195]

Yahya b. Said'den.

Rasulullah (s.a.s.), geceleyin götürüldüğü bir yerde ateşten bir meş'aleyle kendisini arayan bir cin gördü. Nereye dönse, onu arıyordu.

Cebrail, kendisine:

"Sana, okuduğun zaman ateşini söndürecek ve onu yüz üstü düşürecek birkaç kelime öğreteyim mi? Dediğinde, Rasulullah (s.a.s.):

"Evet, öğret" deyince, Cebrail:

Şunları oku, dedi:

Gökten inen azabından, yerden yükselen kötülüklerin şerrinden, Allah'ın yerin altında ve üstünde yarattığı mahlukların şerrinden, gece ve gündüzün fitnelerinden, gece ve gündüz meydana gelen hayırlı şeylerin dışındaki felaketlerden Allah'a ve O'nun noksanlıktan uzak, hiçbir iyinin ve kötünün ulaşamayacağı kelimelerine sığınırım ya Rahman.[196]

 

B) Şeytan

 

1) Yegâne Rabbimiz Allah tarafından, dumansız, yakıcı ve nüfuz eden ateşten yaratılan cinlerden olan İblis, cin şeytanlarının atasıdır... Şeytanlar, insanların ilk atası olan ve ilk peygamber Âdem (a.s.)'dan kıyamete kadar bütün muvahhid mü'min müslümanların düşmandır... Muvahhid mü'minler, bu konuda çok uyarıldıklarından dolayı uyanık ve hassastırlar... Şeytanı düşman bilmiş, tanımış ve ona karşı mücadele başlatmışlardır... Şeytana ve onun hizbine karşı, iman ve takva silahıyla silahlanıp cihad eden muvahhid mü'minler, şeytanı asla veli kabul etmemiş, onun velayetini reddetmişlerdir... Zaman zaman şeytanın hizbi olan tağutlar, muvahhid mü'minleri yenmiş, vatanlarını işgal edip onları esaret altına almışlarsa da, onlara asla egemen olamamış ve muvahhid mü'minler onların velayetlerini kabullenmemişlerdir... Rabbimiz Allah'ın verdiği bütün imkaırı kullanmış, çalışmış, çok gayret edip esaretten kurtulmuşlardır...

Şeytan, şöyle tanıtılıp iç yüzü beyan edilmiştir. Rabbimiz Allah ve önderimiz Rasulullah (s.a.s.) tarafından:

"Hani meleklere: 'Âdem'e secde edin' demiştik, İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O, cinîerdendi. Böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda beni bırakıp, onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz. Oysa onlar, sizin düşmanımzdır. (Bu,) za­limler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.[197]

"Andolsım  Allah'a,  senden  önceki  ümmetlere  de (Rasuller) gönderdik. Fakat şeytan onlara, yapıp ettikleri­ni süslü göstermiştir. Bugün de onların velisi odur ve onlar için acı bir azab vardır. [198] Enes (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Allah, cennette Âdem'e suret verdiği vakit, o'nu, dilediği kadar terketti. Bunun üzerine İblis, O'nun ne olduğunu görmek için etrafında dolaşmaya başladı. O'nu, içi kof görünce bildi ki, kendisine malik olamayacak bir şekilde yaratılmıştır." [199]

Iyaz b. Hımar el-Mişavî (r.a.)'dan. Rasulullah (s.a.s.), bir gün hutbesinde şöyle buyurmuştur: "Dikkat   edin   ki,   Rabbim   bana   öğrettiklerinden bilmediklerinizi bugün size öğretmemi emretti: (Buyurdu ki:)

Bir kula verdiğim her mal helâldir. Ben, kullarımın hepsini Müslüman olarak yarattım. Amma onlara şeytan­lar gelerek, kendilerini dinlerinden alıp götürdüler. Benim kendilerine helâl kıldıklarımı, onlara haram ettiler. Benim hakkında delil indirmediğim bir şeyi, Bana şerik koş­malarını emrettiler.

Şübhcsiz ki Allah, yer halkına bakarak onların Arabına, Acemi ne şiddetle buğz etmiştir. Yalnız Ehl-i kitab'dan bir takım bakiyyeler müstesna!

Allah Teâlâ:

Ben, seni ancak imtihan edeyim ve seninle başkalarını imtihan edeyim diye gönderdim. Sana, su götürmez bir kitab indirdim. Onu, uyurken, uyanırken okursun, buyurdu.[200]

Sebre b.Ebu fakih (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Şeytan, Âdemoğlunun her yerde önüne çıkar.

İslâm yolunda önüne çıkar. (Müslüman olan birine:)

Sen, nasıl Müslüman olursun, eski dinini, babalarının ve atalarının dinini bırakırsın? Der.

Fakat o kişi, şeytanı dinlemez ve Müslüman olur. Sonra hicret ederken şeytan yine yolunu keser ve:

Kendi memleketim terk edip nasıl hicret edersin? Hicret eden, dizgin vurulmuş bir at gibidir, der.

O kişi, şeytanı yine dinlemez ve hicret eder. Sonra O mü'min, savaşa giderken, şeytan yine yolunu keser ve:

Savaş, hem seni yorar, hem de malını kaybedersin. Hâl böyle iken, nasıl savaşa gidersin? Harb meydanında savaşacaksın, öldürüleceksin. Karın, başkasına nikâh-lanacak, malın da taksim edilecek, der.

O mü'min, şeytanı yine dinlemez ve cihada gider."

Daha sonra Rasulullah (s.a.s.):

"Kim böyle yaparsa, onu cennete sokmak, va'dı icabı Allah'a vacib olur. Savaşta öldürülse de, boğulsa da, hay­vanı sırtından atıp öldürsede yine Allah, onu cennete sokar." buyurdu. [201]

2) Şeytan, inanmayan kâfirlere ve inandığı hâlde günah işleyen fasıklara kötü amellerini güzel gösterir... onlara şirk, küfür, fisk ve fücuru işlettikten sonra, onları yüzüstü bırakıp kendilerinden uzaklaşır... Şeytan, insanoğluna, özellikle iman eden Allah'ın kullarının düşmanı olduğu için, onları Allah'a karşı isyan ettirmek için bütün yollara baş vurur... Bir defa onların ayaklarını kaydırdı mı, artık vazifesini yerine getirme rahatlığı içinde kenara çekilir...

Bedir Savaşı günü, bunun en açık örneğidir...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"O zaman şeytan onlara amellerini çekici göstermiş ve onlara: 'Bugün sizi, insanlardan bozguna uğratacak yoktur ve ben de sizin yardımcınızın!, demişti. Ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu (karşılaştı) o, iki topuğu üstünde geri döndü ve: 'şübhesiz ben, sizden uzağını. Çünkü ben, sizin görmediğinizi görüyorum. Ben, Allah'dan da korkuyorum'dedi. Allah, (ceza ile) sonuç­landırması pek şiddetli olandır.[202]

Abdullah b. Abbas (r.anhuma) anlatıyor:

Bedir Savaşı'nın yapıldığı gün İblis, şeytanlardan oluşan bir ordunun içinde, elinde sancak bulunduğu hâlde Müdlic oğullarından şair Şüreka b. Malik'in şeklinde çıkıp geldi ve müşriklere dedi ki:

-Bugün insanlardan sizi yenecek hiçbir kimse yoktur. Ben de mutlaka sizin yanınızdayım, dedi.

İnsanlar, savaş için mcvzilenince Rasulullah, bir avuç toprak alıp onu müşriklerin yüzüne serpti. Onlar da, gerisin geriye dönüp kaçmaya başladılar.

Bu sırada Cebrail, İblis'e geldi. İblis, O'nu görünce elini, müşriklerden birinin eline vermiş durmaktayken elini çekip aldı. Kendisi ve taraftarları gerisin geri kaç­maya başladılar.

Elini tutan adam, ona:

Ey Şüreka, sen, bizim yanımızda olacağını söylüyor­dun, dedi.

İblis dedi ki:

Ben, sizin görmediğiniz şeyleri görüyorum. Ben, Allah'dan korkuyorum. Zira Allah, cezalandırması şid­detli olandır.[203]

Talha b. Übeydullah b. Keriz (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Şeytan, Arefe günü görüldüğünden daha küçük, daha hakir, daha zelil ve daha öfkeli hiçbir zaman görülmedi. Bunun sebebi de, rahmetin indirilişini, Allah'ın, büyük günahları affedişini görmesidir.

Bir de Arefe gününden de daha küçük, daha zelil, daha öfkeli görüldüğü bir gün vardır ki, o da Bedir Savaşı'nın olduğu gündür."

Bu söz üzerine Rasulullah (s.a.s.)'e:

Bedir'de şeytan ne gördü ya Rasulullah? Diye soru­lunca şöyle buyurdu:

"Cebrail'in, melekleri savaş için sıra sıra yaptığını gördü. [204]

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Şeytanın durumu gibi. Çünkü insana: 'inkâr et' dedi. İnkâr edince de: 'Gerçek şu ki ben, senden uzağım. Doğrusu ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'dan korkarım' dedi. [205]

"İş hükme bağlanıp bitince, şeytan der ki: 'Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'dı va'detti. Ben de size va'dde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim, size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu. Yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, Siz, kendinizi kınayın. Ben, sizi kurtaracak değilim, siz de beni kurtara­cak değilsiniz. Doğrusu daha Önce ortak koşmanızı da tanı­mamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azab vardır.[206]

Ukbe b. Âmir (r.a.)'dan.

Rasuhıllah (s.a.s.), şefaat hadisinde şöyle buyurmuştur:

"İsa, diyecek ki:

Ben, size Ümmî peygambere gitmenizi tavsiye ederim.

Bunun üzerine bana gelirler. Allah, bana kalkmak için izin verecek. Benim meclisimden, güzel koku koklamış herkesin kokladığı kokudan daha da hoş bir koku rüzgarı yayılacaktır. Nihayet Rabbimin huzuruna geleceğim, benim şefaatimi kabul edecek ve bana saçımdan ayağımın tırnağına kadar bir nur ihsan edecek. Sonra kâfirler şöyle diyecekler:

Mü'minler, kendilerine şefaat edecek kimseyi buldu­lar, peki bize kim şefaat edecek?

Bu sefer:

Bu, İblis'ten başkası olamaz. Bizi, saptıran odur, diye­cekler ve bunun üzerine iblis'in yanma varacaklar.

Ona:

Mü'minler, kendilerine şefaat edecek kimseyi buldu­lar, haydi sen de bize şefaat et: Çünkü bizi saptıran sen oldun, diyecekler.

Bu sefer, onun meclisinden kokusu alınmış en kötü ve pis bir koku rüzgarı  yayılacak,  sonra da ağlaşmaları oldukça ileri dereceye varacak.

İşte o vakit (İblis):

"Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti. Ben de size va'dde bulundum, fakat size yalan söyledim" diyecektir. [207]

Şeytan, ancak verdiği vesveseye ve yaptığı doğru olmayan va'da aldanan kişileri kandırabilir... Gerek iman konusunda, gerekse amel konusunda onun yalan olan va'dına kanmış olanları aldatır, imanlarını alır, amellerini yok eder...

Bundan dolayı Şehid imamımız İmam Ebu Hanife (rh.a.) şöyle demiştir. "El-Fıkhu'1-Ekber" adlı eserinde:

"Şeytan, mü'min kuldan imanını baskı ve cebirle alır, dememiz doğru değildir. Fakat kul, imanı terk ederse, şeytan da onun imanını alır, deriz. [208]

3) Şeytanlar, gerek gönderilen Rasul ve Nebîlerin, gerekse onların kendilerine gönderildiği ümmetlerinin apaçık düşmanlarıdır...

Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor:

"Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan bazısı, bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu, yapmaz­lardı. Öyleyse onları, yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş başa bırak. [209]

Rasulullah (s.a.s.)'in zevcesi Aişe (r.anha)'dan.

Rasulullah (s.a.s.), geceleyin Aişe'nin yanından çıkmış,

Aişe demiş ki:

Ben, O'nu kıskandım. Az sonra gelerek benim ne yap­tığımı gördü ve:

"Sana ne oldu ya Aişe, kıskandın mı?" diye sordu.

Bana ne olacak, benim gibisi, senin gibi bin zatı kıskanmaz mı? dedim.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

Sana, şeytanın mı geldi?" dedi.

Ben:

Ya Rasulullah, benimle beraber şeytan mı var? diye sordum.

Evet!" cevabını verdi.

Seninle de mi ya Rasulullah? Dedim.

Evet, lâkin Rabbim onun hakkında bana yardım etti, tâ ki, teslim (Müslüman) oldu." buyurdular.[210]

Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

Sizden hiç kimse yoktur ki, kendisine cinlerden bir arkadaşı vekil kılınmamış olsun!"

Ashab:

Ya sana, ya Rasulullah? Dediier.

"Bana da! şu kadar var ki, Allah, onun hakkında bana yardım etti de o, Müslüman oldu. Artık bana hayırdan başka bir şey emretmiyor." buyurdu. [211]

 

Cabir (r.a)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

Gerçekten İblis, tahtını suyun üzerine koyar. Sonra çetelerini gönderir. Bunların, ona derece itibariyle en yakın olanı, en büyük fitne çıkaranıdır.

Bunlardan biri gelerek:

Şöyle şöyle yaptım, der.

Oda:

Hiçbir şey yapmamışsın, der.

Sonra biri gelerek:

Onu, karısıyla birbirinden ayırmadan bırakmadım, der.

Bunu, kendisine yaklaştırır ve:

Sen, ne iyisin, der.[212]

İbn Abbas (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"İblis, en güçlü ve en kuvvetli adamlarını malını hayır yolunda sarfedenlere gönderir." [213]

Şeytan ve taraftarlarının muvahhid mü'min müsliimanlara düşman olup onlara zarar verdikleri konusunda, her biri bir uyan ve bir irşad ilkesi olan yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ'nın şu ayetlerini okuyalım, belleyelim, hiç unutmadan gereğini yerine getirmeye çalışalım...        

Şöyle buyuruyor Rabbimiz Allah: 

"Gerçek şu ki şeytan, sizin düşmanınızdır. Öyleyse siz de onu, düşman edinin. O, kendi grubunu ancak çılgın yanan ateşin halkından olmaya çağırır. [214]

"Ey Âdemoğullan, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belâya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarlar (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz, gerçekten şeytan­ları, inanmayacakların dostları kıldık.[215]

"Hani meleklere: 'Âdem'e secde edin' demiştik. İblis'in dışında (hepsi) secde etmişlerdi. Demişti ki: 'Bir çamur olarak yarattığın kimseye ben, secde eder miyim?'

Demişti ki: 'şu bana karşı yücelttiğine bir bak! Andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre tanırsan, O'nun soyunu -pek az dışında-kuşkusuz kendime bağlı kılacağım.

(Allah) demişti ki: 'Git, onlardan kim sana uyarsa, şüb-hesiz sizin cezanız cehennemdir. Noksansız bir ceza.

Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat. Atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli va'dlarda bulun.' Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey va'detmez.

'Benim kullarım, senin, onlar üzerinde hiçbir zorlayıcı gücün (hakimiyetin) yoktur.' Vekil olarak Allah yeter[216]

"Gerçek şu ki, iman edenler ve Rabblerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı gücü yoktur.

Onun zorlayıcı gücü, ancak onu veli edinenlerle, onun­la O'na (Allah'a) ortak koşanlar üzerindedir. [217]

"(şeytan) dedi ki: 'Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar (ı insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım.

Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulamayacaksın.

(Allah) dedi ki: 'kınanıp alçalmış ve kovulmuş olarak ordan çık! Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehenne­mi sizinle dolduracağım." [218]

"Andolsun, İblis, kendileri hakkında zatınım doğru­lamış oldu. Böylelikle iman eden bir grup dışında, ona uymuş oldular.

Oysa onun, kendilerine karşı hiçbir zorlayıcı gücü yoktu. Ancak Biz, ahirete iman edeni, ondan kuşku içinde olandan ayırtetmek için (ona bu imkânı verdik). Senin Rabbin, her şeyin üzerinde gözetici-koruyucudur[219]

"Hiç şübhesiz Allah, kendisine şirk koşanları bağışla­maz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o, uzak bir sapıklıkla sapmıştır.

Onlar, O'nu bırakıp da (bir takım) dişilere taparlar. Onlar, o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş şeytandan başkasına tapmazlar.

Allah, onu lânetlemiştir. O da (şöyle) dedi: 'Andolsun, kullarından mikdarları tesbit edilmiş bir grubu (kendime uşak) edineceğim.

Onları -ne olursa olsun-şaşırtıp saptıracağım. En olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara, kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim.' Kim Allah'ı bırakır da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır. (Şeytan) onlara va'dler ediyor, onları, en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey va'detmez.

Onların barınma yerleri cehennemdir. Ondan kaçacak bir yer bulamayacaklardır.[220]

"Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor ve size çirkin hayasızlık emrediyor. Allah ise, size kendisinden bağışla­ma ve bol ihsan (fazl) va'dediyor. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir." [221]

"Allah'ın size rızk olarak verdiklerinden yiyin ve şey­tanın adımlarına uymayın. Çünkü o, sizin için apaçık bir

düşmandır. [222]

"Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın! Kim şeytanın adımlarına uyarsa (bilsin ki,) gerçekten o (şeytan), çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder. Eğer Allah'ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiç biri ebedi olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediği­ni temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir. [223]

4) Şeytanlar gaybı bilmezler... Gayıbdanmış gibi verdikleri haberler, onların meleklerden duyduklarıdır... Kulak hırsızlığvyla meleklerin kendi aralarında konuştuk­larından hızlıca kapıp kaçırdıkları haberleri, ona ^bir çok yalanlar katan dostlarına ulaştırırlar... Bu haber hırsızlığı, onların gaybı bildiklerine delil olamaz... Çünkü gayb bil­gisinin bulunduğu "Levh-i Mahfuz", Allah Teâlâ tarafın­dan korunmuştur... Gaybı, Allah'dan başkası bilmez...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Andolsun, Biz, en yakın olan göğü (dünya göğünü) kandillerle süsleyip donattık ve bunları, şeytanlar için taşlama birimleri (rücum) kıldık. Onlar için çılgınca yanan ateşin azabını hazırladık.[224]

"Andolsun, gökte burçlar kıldık ve onu, gözleyenler için süsledik.

Ve onu, her kovulan şeytandan koruduk.

Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler. [225]

"Şübhesiz Biz, dünya göğünü çekici bir süsle, yıldız­larla süsleyip donattık.

Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk.

Ki onlar, Mele'i Ala'ya kulak verip dinleyemezler, Her yandan kovulup atılırlar.

Uzaklaştırılırlar. Onlara, kesintisiz bir azab vardır.

Ancak (sözü hırsızlama) çalıp kapan olursa, artık onu da delip geçen yakıcı bir alev izler (ve yok eder). [226]

"(Cinlerden bir grup dedi ki:) 'Doğrusu biz, göğü yok­ladık, fakat onu güçlü koruyucular ve şihablarla kaplı (doldurulmuş) bulduk.

Oysa gerçekten biz, dinlemek için onun oturma yer­lerinde oturuyorduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur. [227]

Ümmü'l-mü'minin Aişe (r.anha)1dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Melekler, Anan içine -ki o, buluttur-inerlerde , gökte kaza ve hükmolunan emri (istikbale aid bazı şeyleri kendi aralarında) zikrederler. Bu sırada şeytanlar (bu haberi), kulak hırsızlığı yapar ve onu işitirler, işittiklerini de kâhinlere gizlice ulaştırırlar. Kâhinler, şeytanlardan işittikleri kelimelerle beraber yüz yalan da kendi nefislerinden uydururlar.[228]

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Allah, gökyüzündeki meleklere bir emrin yerine getir­ilmesini hükmettiği zaman, Allah'ın düz bir taş üstünde (hareket ettirilen) zincir (sesi) gibi muhabbetli (heybetli) olan bu ilahi hükme melekler, tamamiyle boyun eğerek (korku ile) kanatlarını birbirine vururlar. Gönüllerinden bir korku giderilince de melekler, Cebrail ve Mikâil gibi mukareb (yani Allah'a yaklaştırılmış) meleklere:

Rabbimiz ne söyledi? Diye sorarlar. Onlar da, sorana:

Allah, hakkı söyledi. O, çok yücedir, çok büyüktür, derler.

Bu suretle kulak hırsızı şeytanlar, Allah'ın o emir ve takdirini işitirler. O sırada kulak hırsızı şeytanlar (yerden göğe kadar) birbirinin üstünde zincirleme dizilmiş (ve kulak hırsızlığına hazırlanmış) bulunurlar. Şeytanlar, bu vaziyette iken en üstteki şeytan, meleklerin o konuşmasını işitir de hemen onu, altındakine atar. Sonra diğeri de o sözü, kendinden aşağdakine atar. Nihayet en aşağıdaki o sözü, sihirbazın yahud kâhinin diline atar.

Bazı defa meleklerin konuşmasını işiten en üstteki şey­tana bir ateş parçası yetişip, altındaki şeytana o haberi atıp işittirmeden onu yakar. Bazan da ateş, kendisine erişme­den önce o haberi, altındaki şeytana atıp ulaştırır. Artık o haberi alan sihirbaz kimse, bu haberin beraberinde yüz yalan  daha uydurur  (insanlara  söyler ve  ilâhî  emir yeryüzünde gerçekleşince, insanlar tarafından:)

O, bize filan günü, şöyle, şöyle ve şöyle demiş değil miydi? Diye söylenir de, böylece şeytanın gökyüzünden işitmiş olduğu o kelime sebebiyle sihirbaz yahud kâhin işi doğrulanır.[229]

Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'dan.

Bir takım insanlar, Rasulullah (s.a.s.)'e kâhinlerin mahiyetinden sordular.

Rasulullah (s.a.s.):

"Onlar, hiçbir şey değillerdir." Buyurdu.

Oradakiler:

Ya Rasulullah, onlar, bazı kerreler vakıaya uygun olarak bir şey söylüyorlar, dediler.

Rasulullah (s.a.s.) de:

"Bu kelime, cinden işitilmiştir ki, cinnî, o kelimeyi kulak hırsızlığı yapıp sür'atle kapar ve akabinde onu velisinin (yani dostu olan kâhinin) kulağına, tavuğun tekrar tekrar seslenmesi gibi eğilip boşaltır. Onlar da, bu kelimenin (sözün) içine yüz tane yalan karıştırırlar." Buyurdu. [230]

5) Şeytanların çeşitli kılıklara girebilme Özellikleri vardır... Mü'min müslümanlara bu konuda bilgi veren ve onları irşad eden Rasulullah (s.a.s.)'in hadislerinden şu örnekleri zikredebiliriz:

Ebu Said (r.a.)'dan.

Rasuîullah fs.a.s.) şöyle buyurdu:

"İçinizden biri, kendisini gelen geçen insanlardan koruyacak bir sütreye karşı namaza durup da, biri, önünden geçmeye davranacak olursa onu, defetsin. Dinlemez, daya­tırsa onunla dögüşsün. Çünkü o, ancak bir şeytandır.[231]

Cabir (r.a.) anlatıyor:

Rasuîullah (s.a.s.), bir kadın görmüş. Müteakiben zevcesi Zeyneb'e gelmiş. Zeyneb, kendine aid bir deri ovuyormuş. Rasuîullah (s.a.s.), hemen hacetini bitirmiş. Sonra Ashabının yanma çıkarak:

"Şübhesiz ki kadın, şeytan suretinde gelir, şeytan suretinde gider. Biriniz bir kadın gördümü, hemen ailesine gelsin. Çünkü bu, onun nefsinde olan şeyi giderir." Buyurmuşlar. [232]

Ebu Zerr (r.a.)'dan.

Rasuîullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Kara köpek şeytandır. [233]

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Rasuîullah (s.a.s.) beni, Ramazan zekatını korumaya vekil tayin etti. (Bir gece) bana birisi geldi ve zekat hurmasından avuçfamaya başladı. Ben, onu yakaladım ve: -Allah'a yemin ederim ki, seni muhakkak Rasulullah'a

götüreceğim, dedim. Oda:

Ben, muhtacım. Üzerimde de bana muhtaç bir aile (nafakası) vardır. Benim bu aldığım şeye şiddetle ihti­yacım vardır, dedi.

Ebu Hüreyre dedi ki:

Bunun üzerine ben de onun yolunu boşalttım (yani onu, salıverdim).

Sabaha girdiğimde Rasuîullah (s.a.s.):

Ya Ebâ Hüreyre, dün gece esirin ne yaptı?" dedi.

Ben de:

Ya Rasuîullah, şiddetli ihtiyaçtan ve ailesinin çok­luğundan şikayet etti. Ben de ona acıdım ve yolunu boşalt­tım (yani salıverdim), dedim.

Rasuîullah:

Fakat o, muhakkak sana yalan söylemiştir ve yakında yine gelecektir." Buyurdu.

Rasuîullah, "yakında yine gelecek" buyurduğu için, onun geleceğini bildim de, onu gözetledim. Geldi ve hurmadan avuçlamaya başladı.

Onu, yakaladım ve:

Seni, elbette Rasulullah'a götürürüm, dedim, O:

Beni bırak! Çünkü ben, muhtacım ve üzerimde büyük bir aile (yükü) vardır. Bir daha dönmem, dedi.

Ben de, ona acıdım ve yolunu açtım. Sabaha eriştiğimde Rasuîullah (s.a.s.), bana:

Ya Ebu Hüreyre, esirin ne yaptı?" buyurdu.

Ben de:

Ya Rasuîullah, şiddetli bir ihtiyaçtan, ailesinin çokluğundan şikayet etti de ona acıdım ve yolunu açtım (yani salıverdim), dedim.

Rasulullah:

Fakat o, muhakkak sana yalan söylemiştir, yakında gelecektir." Buyurdu.

Onu, üçüncü defa gözetledim.  Geldi ve hurmadan avuçlamaya başladı. Onu, yine yakaladım ve:

Bu defa  seni, muhakkak  Rasulullah'a  götürürüm. Artık bu, üç defanın sonudur. Sen, bir daha dönmem der­sin, sonra yine dönersin, dedim. O:

 Beni bırak da sana bir takım kelimeler öğreteyim ki Allah, sana bu kelimelerle fayda ihsan eder, dedi. Ben:

Bu kelimeler nedir? Dedim. Oda:

Yatağına girdiğinde, Kursî Ayeti'ni: "Allahu lâ ilahe illa huvel'l-hayyu'l-kayyum" ayetini bitirinceye kadar oku. Muhakkak senin üzerinde Alİah tarafından bir koruyucu bulunmakta devam eder ve sana sabaha kadar hiçbir şeytan yaklaşmaz, dedi.

Ben de, onun yolunu açıp salıverdim. Sabaha girince Rasulullah, bana: "Dün gece esirin ne yaptı?" dedi. Ben de:

Ya  Rasulullah,  bu  esir,  bana bir takım  kelimeler öğreteceğini, bunlar sebebiyle Allah'ın bana hayır ve yarar  ihsan  edeceğini  söyledi.   Ben  de  yolunu  açıp salıverdim, dedim. Rasulullah (s.a.s.): "Bu kelimeler nedir?" buyurdu. Ben de:

Bana, yatağıma girdiğimde, Kursî Ayeti'nin evvelin­den bitirinceye kadar: "Allahu lâ ilahe illa huve'l-hayyu'l-kayyum" diye oku, dedi.

Ve yine bana, o:

Sabaha girinceye kadar senin üzerinde Allah'dan bir koruyucu bulunmakta devam eder, asla ayrılmaz ve sana, şeytan da yaklaşamaz, dedi, diye cevab verdi.

Sahabîler, hayır öğrenmeye pek hırslı idiler.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

"Dikkat! Bu esir, çok yalancı olduğu hâlde sana doğru söylemiştir.

Ya Ebâ Hüreyre, üç geceden beri sana hitab edip konuşan kimdir, bilir misin?" buyurdu.

Ben Ebu Hüreyre de:

Hayır, dedi (m).

Rasulullah (s.a.s.):

"İşte o, (insan suretinde) bir şeytandır." Buyurdu.[234]

İbn İshak (rh.a.) dedi ki:

Abdullah İbn Abbas (r.anhuma) şöyle anlatıyor:

Bunu karar verdikleri ve Darûn-Nedve'ye Rasulullah (s.a.s.)'in durumu hakkında müşavere etmek için toplan­maya va'deleştikleri günün sabahında toplandılar. Bu günü, "zahmet gün" ismi verilirdi.

iblis, büyük bir ihtiyar suretinde onlara göründü. Üzerinde kalınca bir giysi vardı. Evin kapısı önünde durdu ve onun orda durduğunu gördükleri zaman dediler ki:

Kim bu ihtiyar?

Necid halkındanım, dedi.

Muhammed hakkında toplanacağınızı işitmiş, sizi din­lemek için gelmiş ve umulur ki, sizden görüş ve nasihatlerini esirgemez.

Dediler ki:                       

Peki, girsin.

O da, bunun üzerine onlarla beraber girdi ki, orada Kureyş'in eşrafı toplanmışlardı. [235]

Rasulullah (s.a.s.)'in zevcesi Safıyye bintu'l-Huyey b. Ahtab (r.anha)'dan.

Rasulullah (s.a.s.), Ramazan'm son onunda mescidin-deki i'tikâf yerinde iken Safıyye, O'nu ziyaret etmek üzere Rasuİullah'm yanına gelmiş ve huzurunda bir saat konuşmuş. Sonra evine dönmek üzere ayağa kalkmış, Rasulullah da Safıyye'yi evine geçirmek üzere O'nunla beraber kalkmış. Nihayet Ümmü Seleme'nin oda kapısı önündeki mescid kapısına ulaştığında, Ensar'dan iki kimse, oradan geçmiş ve Rasulullah'a selâm vermişlerdi.

Rasulullah (s.a.s.), onlara:

"Yavaş olun, durun! Yanımdaki bu kadın, hanımım Huyey kızı Safiylecür." Buyurdu.

O iki Ensar!î-zat:    .

Sübhanallah,(Allah'ı teşbih ederiz) ya Rasulullah, dediler.     

Ve bu iş (Rasuİullah'm Safıyye'nin hüviyetini tayine mecburiyet duyması) kendilerine ağır geldi.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

"Şübhesiz şeytan, insan vücûdunda kanın dolaştığı yere ulaşır. (Kan deveranı gibi deveran eder). Ben, sizin temiz gönüllerinize şeytanın (kötü) bir şübhe atmasından endişe ettim!" buyurdu.[236]

6) Şeytanın yaratılışında bir çok hikmetler vardır... Allahu âlem bi's-sevab kaydıyla şeytan, muvahhid mü'min Müslümanlar için bir imtihan aracıdır... Mü'min Müslümanlar, şeytan ile imtihan olunuyorlar... Ondan ve taraftarlarından uzaklaşmak, ona kanmamak ve verdiği vesveselere aldırış etmemek mü'min müslümanların va­zifesidir... Zaman zaman şeytanın, her şeye rağmen mü'min müslümanları aldattığı ve günah işlettirdiği bili­nen bir gerçektir... Mü'min Müslümanlar, ma'sum değildirler... Ma'sum olmak, Allah'ın izniyle ancak Rasul ve Nebilere mahsustur... Mü'min Müslümanlar, şeytanın ve nefislerinin kendilerini aldatmasıyla herhangi bir günah işlediklerinde, Rabbleri olan Allah'ı hatırlar ve tevbe istiğ­far ederler... Allah Teâlâ'nın merhametine sığınır, ondan af dilerler... Günah işleyip gafil olan mü'min Müslümanlar, Rabbleri Allah'ı hemen hatırlayarak, bu gafletten kurtulur, tevbe etmekle zikre yönelir, Rabbleri Allah'ı anmaya başlarlar... Günahlarından pişman olur,

Rabbleri Allah'ın kendilerini affetmesi için dua edip yal­varır, yakanrlar... Böylece Rabbleri Allah ile rabıtalarını daha da sağlamlaştırırlar... Bu hâl, mü'min müslümam canlı ve uyanık tutar..

Ebu   Hüreyre   (r.a.)'ın   rivayetiyle   şöyle   buyurur

Rasulllah (s.a.s.):

"Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki siz, günah işlememiş olsanız Allah, sizi giderir de günah işleyen bir kavim getirir. Onlar, Allah'a istiğfar ederler, O da kendilerini affeder.[237]

Muvahhid mü'minler, gerek insandan, gerekse cinlerden olan şeytanların hilelerine ve tuzklarına karşı çok uyanık olmalıdır... Katıksız sapasağlam bir Tevhid akidesi ve riyasız salih amel ile silahlanmalı, hata ve günahları için çok tevbe edip noksanlarını gidermelidir... Şeytanlar, muvahhid mü'minlerin, Rabbleri Allah Teâlâ'ya bağlılıklarından dolayı onlardan ümitlerini keserler, fakat zaman zaman onlan yoklamadan da edemezler... Muvahhid mü'min kulun bir zayıf tarafını, bir gafletini yakaladığı an en şiddetli bir şekilde hücuma geçer ve ona zarar vermek gayretinde bulunur... Bunun için Muvahhid mü'minler, devamlı ibadet hâlinde olmaya, zikir üzere bulunmaya gayret etmelidirler...

Cabir (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

"Şeytan, Arab yarımadasında namaz kılanların kendi­sine ibadet etmesinden ümidini kesmiştir. Lâkin aralarında aldatma hususunda (çalışmaktadır).[238]

Katıksız imandan sonra en büyük hakikat, dosdoğru namaz kılmaktır... Huşuya dikkat edilerek ihlâs ile ve riyasız kılınan namaz, kendisini edâ eden mü'min Müslüman kulu, bütün çirkinliklerden ve günahlardan alıkor... Böyle bir iman sahibi, böyle bir namazı hakkıyla kılacak olursa, şeytanın tüm hilelerini altüst eder ve tuzak­larını bozar... Allah'ın izniyle şeytanı mağlub eder...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Sana Kitab'dan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklardan (fahşadan) ve kötülüklerden vazgeçirir. Allah'ı zikretmek ise, muhakkak en büyüktür (en büyük ibadettir). Allah, yap­makta olduklarınızı bilmektedir. [239]

Şeytana ve şeytanî'lere karşı, Allah'ın emrettiği ve Rasulullah (s.a.s.)'in gösterdiği gibi mücadele verilme­lidir... Emirü'1-Mü'minin İmam Ömer b. Hattab (r.a.), şartlarına riâyet ederek mücadele yaptığı ve mücahedeyi sürdürdüğü için, şeytanın hilelerini bozmuş, tuzaklarını yıkmış ve şeytanın kendisinden kaçtığı bir izzet sahibi şahsiyet olmuştu...

Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.), (İmam Ömer'e hitaben):

"Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, şeytan, sana hiç kavuşamaz. Sen, bir sokağa girersen muhakkak o, senin  bulunduğun  sokaktan  başka  bir  sokağa  girer (kaçar)." buyurdu.[240]

Malik b. Dinar (rh.a.) der ki:

İns şeytanı, benim için cinlerin şeytanından daha zor­ludur. Çünkü ben, Allah'a sığındım mı cin şeytanı yanım­dan uzaklaşır, gider. İns şeytanı ise, bana gelir ve göz göre göre beni masiyetlere çeker. [241]

7) Cinlerden ve insanlardan olan şeytanlardan nasıl korunacağımızı bize, Rabbimiz Allah beyan buyurmuş, yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.) bunun yollarını göstermiştir... Muvahhid mü'minler, her konuda Rabbimiz Allah'a ve önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'e itaat etmekle mükelleftirler... Bu itirazsız itaat, onların sağlam iman­larının bir gereğidir...

Şeytanlardan nasıl korunacağımız hakkında Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"De ki:   'Rabbim,  şeytanın kışkırtmalarından  sana sığınırım.

Ve onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim. [242]

Ebu Said el-Hudrî (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle derdi:

"(Hakkın rahmetinden) koğulmuş olan şeytandan, vesvesinden, kurmasından, büyüsünden, semi' (her şeyi işiten) ve Alim (her şeyi bilen) Allah'a sığınırım. [243]

Ebu'l-Yeser (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle dua ederdi:

"Allahım, yıkıntı (altında kalmak)dan, (yüksek bir yer­den) düşmekten, boğulmaktan, yangından ve ihtiyarlıktan Sana sığınırım.

Beni, ölüm esnasında şeytanın çiğnemesinden (çarp­masından), Senin yolunda (savaşnken) düşmana sırt dönüp kaçarak ölmekten ve (akrep ve yılan tarafından) sokularak ölmekten Sana sığınırım.[244]

Hattabî (rh.a.) şöyle demiş:

Ölürken, şeytanın insana musallat olması, tevbe etme­sine mani olması,' vasiyet yapmasına ve helâlleşmesine engel olması, yahud Allah'ın rahmetinden ümidini kestirmesi ve yahud ölümü kerih gösterip dünyadan ayrıl­mak istemeyerek, Allah'ın kaza ve kaderine razı olmaması, dolayısıyla Allah'ın gazabına uğrayarak ölmesidir. [245]

Rabbimiz Allah şöyle buyurdu:

"Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah'a sığm. Çünkü O, işitendir, bilendir.

(Allah'dan) sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde, (önce) iyice düşünürler (Allah'ı zikredip anarlar), sonra hemen bakarsın ki, görüp bilmişlerdir. [246]

"De ki: 'İnsanların Rabbine sığınırım.

İnsanların Melikine,

İnsanların (gerçek) İlâhına.

Sinsice kalblere vesvese veren ve şübhe düşürüp duran vesvesecinin şerrinden.

Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içleri kuşku, kuruntu fısıldar).

Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olan her hannastan Allah'a sığınırım).[247]

Ebu Zerr (r.a.) anlatıyor:

Mescide girdim. Rasulullah (s.a.s.) orada idi. Yanına varıp oturunca:

Ya Ebu Zerr, cin ve insan şeytanlarının şerrinden Allah'a sığın." Buyurdu.

Ben de:

İnsan şeytanları var mı? dedim.

"Evet." Buyurdu. [248]

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Âdemoğlu, secde ayetini okuyup secde ederse şeytan, ağlayarak uzaklaşır ve der ki:

Vay hâline (hâlime)! Ademoğlu secde etmeye memur oldu ve hemen secde etti. Bundan dolayı cennet onundur.

Ben, secde ile emrolundum, amma ben, secdeden imti­na ettim (isyan eyledim). Bu sebeble cehennem de benimdir. [249]

Cabir b. Abdillah (r.anhuma)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Bir adam, evine gireceği vakit, girerken ve yemek yerken Allah'ı anarsa, şeytan (yardımcılarına):

Sizin için ne mesken var, ne akşam yemeği, der.

Amma evine girerken Allah'ı anmazsa, şeytan:

Meskene yetiştiniz, der.

O adam, yemeğine başlarken besmele çekmezse şeytan:

Hem meskene, hem akşam yemeğine yetiştiniz, der.[250]

Redif (r.a.) şöyle demiştir:

Rasulullah (s.a.s.)'in merkebinin ayağı sürçtü.

Ben de;

Şeytanın nefsine, dedim.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), bana şöyle dedi:

"Şeytanın nefsine, deme. Çünkü sen, şeytanın nefsine dediğin zaman o, büyüklenir ve:

Ben, gücümle onu yıktım, der.

Amma sen, Allah'ın adıyla dediğin zaman o, küçülür. Öyle ki, karasinek kadar olur. [251]

Yahya b. Said'den.

Halid b. Velid (r.a.), Rasulullah (s.a.s.)'e:

Rüyamda korkuyorum, dedi.

Rasulullah (s.ais.) de:

"Şunları oku, buyurdu:

Allah'ın gazabından, azabından, kullarının kötülük­lerinden, şeytanların vesvesesinden ve benimle beraber bulunup bana zarar vermelerinden, Allah'ın noksanlıktan uzak, tam ve üstün kelimelerine sığınırım." [252]

Katıksız iman sahibi, takva üzere yaşamaya gayret eden, izzet ve şeref vasıfları olan muvahhid mü'minler, Allah ve Rasulü (s.a.s)'e itaat ile salih amellerine devam ederken, apaçık düşmanları olan gerek insanlardan, gerekse cinlerden şeytanların şerrinden beyan olunduğu üzere Allah'a sığınırlar... Muvahhid mü'minlerin yegâne Rabbi, dostu ve yardımcısı Âlemlerin Rabbi Allah'dır... Kendisine itaat ile ibadet edilen ve yalnız kendisinden yardım istenen yegâne Rabb, Aîlah'dır... Allah, mü'min-leri karanlıklardan nura çıkarır...

Şöyle buyurur Rabbimiz Allah:

"Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekleyi-cisi)dir. Onları, karanlıklardan nura çıkarır. İnkâr eden­lerin velisi ise, tağuttur. Onları, nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar. Onda, süresiz kala­caklardır. [253]

 



[1] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-iman, B.l, Hds.l. Sahih-i Buhârî, Kitabu'i4man, B.37, Hds.43.

[2] Bakara, 2/285.

[3] et-Taberî, A.g.e. c.2, sh.188. İbri Kesir, A.g.e. c.3, sh.1240.

[4] Bakara, 2/177.

[5] Sa'düddin Taftazânî, A.g.e sh. 304-305.

[6] İmam-ı Azam, Fıkh-ı Ekber şerhi, sh.36.

[7] Bakara, 2/98.

[8] Nisa, 4/136.

[9] Âl-i İrnrân, 3/18.

[10] Seyyid şerif Cürcânî, Arabça-Türkçe Terimler Sözlüğü -Kitabu't-Ta'rîfât, çev. Arif Erkan. İst. 1997, sh.222.

[11] Bakara, 2/30.

[12] Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zühd ve'r-Rekaik, B. 10, Hds. 60. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.6, sh.168.

İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.l, sh. 65.

[13] Enbiya, 21/19-20.

[14] Saffat, 37/149-157.

[15] Zuhruf, 43/19.

[16] Necm. 53/27-28.

[17] Sebe; 34/40-41

[18] Nahl, 16/49-50.

[19] Enbiya, 21/26-28.

[20] Zümer, 39/75.

[21] Tahrim, 66/6.

[22] A'raf, 7/206.

[23] Fatır, 35/1.

[24] Hakka, 69/17.

[25] Meânc, 70/1-4.

[26] Necm, 53/8-1İ

[27] Sahih-i Buhârî, Kitabu Bed'i'1-Halk, B.7, Hbr. 42. Sahih-i Müslim, Kitabu'!-İlman, B.76, Hbr. 280-282. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B. 53, Hbr. 3493.

[28] İbn Kesir, el-Bidaye ve'ne-Nihaye, c.l, sh.52. İmam Ahmed b. Hanbel'den.

[29] Sahih-i Buhârî, Kitaburt-Tefsir, B. 249, Hds. 322. B. 175, Hds- 221.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiri'!-Kur'ân, B.35, Hds. 3438.

[30] Sünen-i Tirmizî, Kitabu Ssfatu'l-Kıyame, B. 14, Hds. 2569.

[31] Meryem, 19/16-21.

[32] Zariyat, 51/24-28. Hud, 11/69-76.

[33] Hud, 11/77-81.

[34] Sahih-i Buhârî, Bed'il-Vahy, B.l, Hds.2.

Sahih-i Müslim, Kitabu'l-FedaU, B.23, Hd. 86-87.

Sünen-i Neseî, Kitabu'l-İftitah, B.37, Hds. 933-934.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Merakıb, B. 15, Hds. 3875.

[35] İbn Hişam, İslâm Tarihi- Siret-İ İbn Hişam Tercümesi, çev. Hasan Ege, İst. 1985, c.3, sh.323.

[36] İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.4, sh.2O3. Beyhakî'den.

[37] Sünen-i Neseî, Kitabu'1-İman, B.6, Hds. 4958. Aynca bkz. Sünen-İ Tirmizî, Kitabu'l-Menakıb, B.27, Hds. 3891.

[38] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.l, Hds.l Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-İman, B. 37, Hds. 43.

İmam er-Rûdânî, A.g.e. c.l, sh.27, Hds. 41. Ahmed b, Hanbel, Müsned, c.4, sh.l29'dan.

[39] Bakara, 2/31-34.

[40] En'am, 6/59.

[41] Müddessir, 74/31.

[42] Fetih, 48/4.

[43] Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B. 19, Hds. 4190. Sünen-t Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.7, Hds. 2414.

İbn Kesir, el-Bidaye, el, sh.49-50. Ahmed b. Hanbel'den

[44] Sahih-i Buhârî, Kitabu Bed'i't-Halk, B.6, Hds. 17. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B. 74, Hds. 259. Şünen-i Neseî, Kitabu's-Salat, B.l, Hds. 447-450. İbn Kesir, el-Bidaye, c.l, sh. 48-49.

Benzer bir hadis için bkz. Taberânî, A.g.e. c.2, sh.367, Hds. 662.

[45] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cenne, B.12, Hds. 29.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu'l-Cehennem, B.l, Hds. 2698

[46] Şuara, 26/192-194.

[47] Bakara, 2/87. Mâide, 5/110. Nahl, 16/102.

[48] Meryem, 19/17. Meâric, 70/4. Kadir, 97/4.

[49] Bakara, 2/97. Tahrîm, 66/4.

[50] Sahth-i Buharı, Kitabu Bed'i'l-Halk, B.6 (Bab başlığında).

[51] Sahih-i Buharı, Bed'i'1-Vahy, B.l, Hds.3.

Kitabu'l-Enbiya, B.24, Hds. 67.

Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B. 73, Hds. 252.

İbn Hişam, A.g.e c.l, sh. 315.