Allah'ı
Tanımak Ve Allah'a İman Etmek
Göklerde ve yerde,
yani bütün kâinatta kendisinden başka hiçbir yaratan, rab, ilâh ve melik
bulunmayan âlemlerin yegâne yaratıcısı, Rabb'i, İlâh'i ve Melik'i olan
Rabbimiz Allah'ı tanımak isteyen insan önce kendisini tanımalıdır... İnsan,
kendi varlığına birbaksm, iyice araştırsın... Bu bakış ve derin araştırma onu,
yegâne Rabbi olan Allah'ın varlığı, birliği, tekliği ve ortaksızlığıyla
tanıştıracaktır... Yaratılışını, hayatını ve varlığını idrak eden insan,
kendisim bir gaye için yaratan yegâne ilâhı Allah'ı tanıyacak, bilecek ve
hiçbir şübhe duymadan iman edecektir... Vücudunun her organı, hakikatin
araştırıcısı olan ve Allah'ın verdiği en güzel nimet olan aklını kullanabilen
insan için Rabbi Allah'ın varlığına ve birliğine en büyük delildir...
İnsanın yaratılışı,
vücud yapısı, ruh yapısı, akli, fikri, zihnî, zekası, yaşantısı, ferdî, ailevî
ve toplumsal hayatı, bunların bütünü akledenler için Âlemlerin Rabbi Allah'ın
eşsiz varlığına ve birliğine birer delildir. Kendisinden araştırmaya başlayan
insan, kendisinin dışındaki tabiatı da incelediği zaman her bakışı, her görüşü,
her duyuşu ve her hisseddiği ona, Alemlerin Rabbi Allah'ın varlığını, birliğini
ve yegâne egemen ilâh oluşunu apaçık beyan edecektir...
Yegâne Rabbimiz Allah,
fıtratı dumura uğramamış, kendisine verilen akıl nimetini kullanabilen ve
düşünen her kuluna, gerek kendi içinde, gerekse onu dışında ayetlerini apaçık
gösterir... Bu fıkhedebilen kuluna, afakî ve enfusî olarak ayetlerini beyan
edip ona hidayet eder ve her anında bu hidayeti arttırır... Rabbi Allah'ın
ayetleriyle tanışan, buluşan ve ayne'l-yakîn olan insan, yegâne Rabbi Allah'ın
varlığından, birliğinden ve kayıtsız-şartsız kendisine aid olan egemenliğinden
asla şübhe etmez... Böyle mutmain bir kalb ile ve böyle idrak etmiş bir beyin
ile Rabbi Allah'a katıksız iman edip itaat eder. Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"Biz,
ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz. Öyle ki,
şübhesiz Onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Her şeyin üzerinde
Rabbinin şahid olması yetmez mi?" [1]
İnsan, afaka
baktığında gördüğü her canlı varlık ona Rabbini hatırlatır... İnsanların
sayamayacağı kadar ve daha keşfedemediği nice bitkiler, ağaçlar, madenler,
dağlar, ovalar, nehir, göl ve denizler... Güneş, ay ve yıldızlar... İlkbahar,
yaz, sonbahar ve kış... Dört mevsimdeki atmosfer... Yağmur, kar, dolu, fırtına,
güneşli tertemiz hava... Karakterleri, kültürleri, renkleri ve dilleri çeşit
çeşit olan insanlar... Daha neler yok ki, insanın ufkunda... Bunların her biri,
yegâne Rabbimiz Allah'ın birer ayetidir. O'nun varlığının, birliğinin ve hiçbir
ortağının olmayışının birer
delilidir.
Yegâne Rabbimiz
Allah'ın varlığını, birliğini ve eşsiz egemenliğini bizlere en açık
delilleriyle anlatan, yine Rabbimiz Alİah'dır. Allah, inzalinden kıyamete kadar
muttaki kullarına rehber ve hidayet aracı kıldığı yegâne düsturumuz Kur'an-ı
KerimMe kendisini insan kullarına tanıtmıştır..., İnsan kullarına, afakî ve
enfusî ayetlerini açıklamış, onları, yaratılış gayeleri olan yalnızca kendisine
ibadet etmeye davet etmiştir!..
Rabbimiz Allah,
Kur'an-i Kerim'de varlığının delillerini şu şekilde beyan buyurmuştur:
1) İnsanın
varlığı, Rabbimiz Allah'ın varlığına delildir. Rabbimiz (Azze ve Celle) şöyle
buyuruyor: "Sizi, basbayağı bir sudan yaratmadık mı? Sonra onu, savunması
sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
Belli bir süreye
kadar.
İşte (buna) güç
yetirdik. Demek ki Biz, ne güzel güç yetirenleriz.
O gün yalanlayanların
vay hâline!" [2]Kahrolası insan, ne kadar
nankördür. (Allah,) onu hangi şeyden yarattı?
Bir damla sudan
yarattı da onu, bir ölçüyle biçime soktu.
Sonra ona yolu
kolaylaştırdı. Sonra onu öldürdü, böylece kabre gömdürdü. Sonra dilediği zaman
onu diriltir. [3]
"Rabbinin yüce ismini teşbih et! Ki O, yarattı, bir düzen içinde biçim
verdi. Takdir etti, böylece yol gösterdi. [4]
"Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir alaktan yarattı. [5]"Yerin
bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün
çiftleri yaratan (Allah çok) yücedir.[6]
"İnsan, Bizim
kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman
kesilmiştir.
Kendi yaratılışını
unutarak Bize bir örnek verdi, dedi ki: 'çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim
diri itecektir?'
De ki: 'Onları, ilk
defa yaratıp inşâ eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir. [7]
"İnsanı bir sudan
yaratıp onu, neseb
ve sihriyyet (sahibi) kılan
O'dur. Senin Rabbin güç yetirendir. [8]
"İnsan, kendi
başına ve sorumsuz bırakılacağını mı sanıyor?
Kendisi, akıtılan
meniden bir damla su değil miydi?
Sonra bir alak
(embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir düzen içinde biçim verdi.
Böylece ondan, erkek
ve dişi olmak üzere çift kıldı.
(Öyleyse Allah,)
ölüleri diriltmeye güç yetiren değil midir?" [9]
"Allah, sizi
topraktan yarattı, sonra bir damla sudan sonra da sizi çift çift kıldı. O'nun
bilgisi olmaksızın, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene, Ömür
verilmesi ve onun ömründen kısaltılmasında mutlaka bir kitabta (yazılı)dır.
Gerçekten bu, Allah'a göre kolaydır. [10]
"Allah'ın
gökyüzünden su indirdiğini görmedin mi? Böylece Biz onunla, renkleri değişik
olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri değişik ve siyah
yollan (kıldık).
İnsanlardan,
hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır...[11]
"Sizleri Biz
yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz?
Şimdi (rahimlere)
dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü?
Onu, sizler mi
yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcı Biz miyiz?
Sizin aranızda ölümü
takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir.
(Yerinize)
benzerlerinizi getirip değiştirme ve sizi, şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde
inşâ etme konusunda.
Andolsun, ilk inşâ
(yaratma)yı bildiniz, amma öğüt alıp düşünmeniz gerekmez mi?" [12]
"Ya da halkı
sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi, gökten ve yerden
rıziklandıran mı? Allah ile beraber başka ilâh mı? De ki: 'Eğer doğru söylüyor
iseniz, kesin kanıt (burhan)ınızı getirin. [13]
De ki: 'Göklerden ve
yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir?
Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip çeviren
kimdir? Onlar: 'Alİah, diyeceklerdir. Öyleyse de ki: 'Peki, siz, yine de korkup
sakınmayacak mısınız?" [14]
"Sizi, tek bir
nefisten yarattı, sonra ondan kendi eşini var eti ve sizin için davarlardan
sekiz çift indirdi. Sizi, annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde bir
yaratılıştan sonra (bir başka) yaratılışa (dönüştürüp) yaratmaktadır. İşte
Rabbiniz olan Allah budur, mülk O'nundur. O'ndan başka ilâh yoktur. Buna rağmen
nasıl çevriliyorsunuz?" [15]
"Allah, yeryüzünü
sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı. Sizi suretlendirdi, suretlerinizi
de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve size güzel, temiz şeylerden rızık
verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir.[16]
"Sizin
yaratılışınızda ve türetip yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim
için ayetler vardır. [17]
"Yeryüzünde kesin
bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır."
Ve kendi nefislerinizde
de yine görmüyor musunuz? [18]
"Allah, sizi
yarattı, sonra sizi öldürüyor, sizden kimi de
bildikten sonra bir
şey bilmesin diye, ömrünün en aşağı
ucuna (yaşlılığa) geri
çevrilir. Şübhesiz Allah, bilendir,
her şeye güç
yetirendir." [19]
"Allah, size
kendi nefislerinizden eşler yarattı ve size, eşlerinizden çocuklar ve torunlar
yarattı ve sizi güzel şeylerden rıziklandırdı. Şimdi onlar, batıla mı
inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?" [20]
"Ey insanlar,
sizi, tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden bir çok
erkek ve kadın türetip yaratan Rabbinizden korkup sakının. [21]
"Andolsun, Biz
insanı, süzme bir çamurdan yarattık. Sonra onu bir su damlası olarak, savunması
sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
Sonra o su damlasını
bir alak (embriyo) olarak yarattık. Ardından o alakı (hücre topluluğu) bir
çiğnem et parçası olarak yarattık. Daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak
yarattık. Böylece kemiklerine de et giydirdik. Sonra bir başka yaratılışla onu
inşâ ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.
Sonra bunun ardından
siz gerçekten ölecek olanlarsınız.
Sonra siz, gerçekten
kıyamet günü diriltileceksiniz." [22]
"Sizi topraktan
yaratmış bulunması, O'nun ayetlerindendir. Sonra siz, (yeryüzünün her yanına)
yayılmakta olan bir beşer (tüm) oldunuz.
Onda sukün bulup
durulmanız için size, kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir
sevgi ve merhamet kılması da, O'nun ayetlerindendir. Şübhesiz bunda,
düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
Göklerin ve yerin
yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O'nun
ayetlerindendir. Şübhesiz bunda âlimler için gerçekten ayetler var. [23]
"Kendi nefisleri konusunda
düşünmüyorlar mı?" [24]
"Ey insanlar,
sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinizc kulluk edin ki, sakmasmız.
O, sizin için
yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek
bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları)
bile bile Allah'a eşler koşmayın. [25]
"Nasıl oluyor da
Allah'ı inkâr ediyorsunuz? Oysa Ölü iken sizi O, diriltti. Sonra sizi yine
öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz.
Sizin için yerde
olanların tümünü yaratan O dur. sonra göğe.yönelip (istiva edip) de onları yedi
gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir. [26]
"Rahman (olan Allah,)
Kur'an'ı öğretti.
İnsanı yarattı.
Ona beyanı öğretti.[27]
"İnsanı, ateşte
pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı. [28]
"Kendisiyle
konuşmakta olan arkadaşı ona dedi ki: 'Seni, topraktan sonra bir damla sudan
yaratan, sonra da seni düzgün (eli-ayağı tutan, gücü-kuvveti yerinde) bir adam
kılan (Allah'ı) inkâr mı ettin?
Fakat o Allah, benim
Rabbimdir ve ben, Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam. [29]
2) Eşsiz ve
sonsuz bir kudretin eseri olan hayvanlar, yaratıhşiarıyla, yürüyeni, uçanı,
sürüngeni, iki ve dört ayaklı olan her türüyle yegâne Rabbimiz Allah'ın varlığının
birer delilleridir... En küçüğünden en büyüğüne kadar incelendiğinde muazzam
bir kudretin eserleri olduğu apaçık görülecektir... Ve yine görülecektir ki, bu
hayvanlar insanoğlunun hizmetine verilmiştir... İnsanoğlu, kendi âlemini ve
Alİah tarafından hizmetine verilmiş hayvanlar âlemini keşfedip tanıdıkça, bu
konuda ilim sahibi oldukça Rabbi Allah'ı daha iyi tanıyacaktır. Bütün bu
deliller, Allah'ın insan kullarına verdiği akıl nimetini kullanabilen ve
düşünebilen insanlar için, Allah'ın varlığım ve birliğini tanıyıp yegâne İlâh
ve Rabb oluşunu idrak etmeye yeterlidir.
Rabbimiz Allah (Azze
ve Celle) şöyle buyurur:
"Ellerimizin
yaptıklarından kendileri için nice hayvanları yarattığımızı görmüyorlar mı?
Böylece bunlara malik oluyorlar.
Biz, onlara kendileri
için boyun eğdirdik. İşte bir kısmı bineklerdir, bir kısmını(n da etini)
yiyorlar.
Onlardan kendileri
için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Yirie de şükretmeyecekler
mi?" [30]
"Ki O, bütün
çiftleri yarattı ve sizin için gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyleri
var etti.
Onların sırtlarına
binip doğrulmanız, sonra doğrul-duğunuz zaman, Rabbinizin nimetini zikretmeniz
ve: 'Bunlara bizim için boyun eğdiren (Allah) ne yücedir. Yoksa biz bunu (kendi
hizmetimize) yanaştıramazdık' demeniz için. [31]"Göklerin
ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip yayması, O'nun ayeti
erindendir. Ve O, dileyeceği zaman onların hepsini toplamaya güç yetirendir. [32]
"Geceyi, gündüzü,
güneşi ve ay'ı sizin emrinize verdi, yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır
kılınmıştır. Şübhesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır.
Yerde sizin için
üretip türettiği çeşitli renklerdeki 1 eri de (faydanıza verdi). Şübhesiz
bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayetler vardır. [33]
"Sizin için
hayvanlarda da elbette ibretler vardır. Size onların karmlarındaki fers (yarı
sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla kayan
bir süt içirmekteyiz. [34]
"Rabbin bal
ansına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine
evler edin.
Sonra meyvelerin
tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver.
Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir
şifa vardır. Şübhcsiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet
vardır.[35]
"Göğün boşluğunda
boyun eğdirilmiş (musahhar kılınmış) kuşları görmüyorlar mı? Onları (böyle
boşlukta) Allah*dan başkası tutmuyor. Şübhesiz iman eden bir topluluk için
bunda ayetler vardır. [36]
"Gerçekten
hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır. Karınlarının içinde
olanlardan size içirmekteyiz ve . onlardan sizin için daha bir çok yararlar
var. Sizler, onlardan yemektesiniz.
Onların üzerinde ve
gemilerde taşınmaktasınız. [37]
"Onlar,
üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları,
Rahman (olan Allah)'dan başkası (boşlukta) tutmuyor. Şübhesiz O, her şeyi
hakkıyla görendir." [38]
"Allah, her
canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimileri
iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağt) üzerinde yürümektedir.
Allah, dilediğini yaratır. Hiç şübhe yok Allah, her şeye güç yetirendir.
Andolsun Biz,
açıklayıcı ayetler indirdik. Allah dilediğini doğru yola yöneltip iletir. [39]
3) Göklerin
ve yerin ve her ikisi arasında yaratilanların insana hizmet etmesi için insanın
emrine verilişi, Allah'ın yegâne Rabb
oluşunun varlığının birer delilleridir. Düşünen insan, bunların boş yere
yaratılmadığını, herbirinin
kendisine has bir
vazifesi ve hedefinin olduğunu, bunları böyle yerli
yerinde yaratanın Allah olduğunun farkına varır... Âlemleri yaratan Rabb
Allah'a iman edip emrine teslim olur... İman etmek ve teslimiyet, ancak
Allah'ın vazifeli kıldığı Rasuller aracılığıyla emrettiği, Rasullerin
gösterdiği şekilde olmalıdır... Bu konuda şöyle buyurur Rabbimiz Allah:
"Biz, yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı? Dinlere ve ölülere Ve ondan
sabit yüksek dağlar var etmedik mi? Size tatlı bir su içirmedik mi?" [40]
"Üzerlerindeki
göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik. Ve onu nasıl süsledik? Onun
hiçbir çatlağı yok. Yeri de (nasıl) döşeyip yaydık? Onda sarsılmaz dağlar
bıraktık ve onda göz alıcı ve iç açıcı her çiftten (nice bitkiler) bitirdik. (Bunlar,)
içten Allah'a yönelen her kul için, hikmetle bakan bir içgöz ve bir zikirdir. [41]
"Ölü toprak,
kendileri için bir ayettir. Biz, onu dirilttik, onda taneler çıkarttık,
böylelikle ondan yemektedirler.
Biz, orada
hurmalıklardan ve üzüm bağlarından bahçeler kıldık ve içlerinde pınarlar
fışkırttık.
Onun ürünlerinden ve
kendi ellerinin yaptıklarından yemeleri için. Yine de şükretmiyorlar mı?
Yerin
bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün
çiftleri yaratan (Allah) çok yücedir." [42]
"iki denizi
(birbirine) salıp katan O'dur. Bu, tatlı susuzluğu giderici, bu da tuzlu ve
acıdır. İkisinin arasında (birbirlerine karışmalarını önleyen) bir engel
(berzah) ve aşılmayan bir sınır koymuştur." [43]
"İki deniz bir
değildir. Şu tatlı, susuzluğu keser ve içimi kolay, şu da tuzlu ve acıdır.
Ancak her birinde taze et yersiniz ve takınmakta olduğunuz süs eşyalarını
çıkarırsınız. O'nun fazlından aramanız ve umulur ki, şükretmeniz için gemilerin
onda (denizde) suları yara yara akıp gittiğini görürsün.
(Allah), geceyi
gündüze bağlayıp katar, gündüzü de geceye bağlayıp katar. Güneşi ve ay'ı emre
amade kılmıştır. Herbiri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedir. İşte
bunları (yaratıp düzene koyan) Allah, sizin Rabbinizdir. Mülk, O'nundur. O'ndan
başka taptıklarınız ise, bir çekirdeğin incecik zarına bile malik
olmazlar." [44]"(Onlar mı,) yoksa
gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla)
gönül alıcı bahçeler bitirdik. Sizin içinse bir ağacını bitirmek (bile) mümkün
değildir. Allah ile beraber başka bir ilâh mı? Hayır, onlar, sapıklıkta devam
eden bir kavimdir.
Ya da yeryüzünü bir
karar yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden ve ona (yeryüzü için)
sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir ara engel (haciz)
"koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı? Hayır, onların çoğu
bilmiyorlar." [45]
"Gerçekten gece
ile gündüzün ardarda gelişinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı
şeylerde, korkup sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır." [46]
"Andolsun,
onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı"
diye soracak olursan, şübhesiz: 'Allah' diyecekler. Şu halde nasıl otur da
çevriliyorsunuz?" [47]
"Andolsun,
onlara: 'Gökten su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?' diye
soracak olursan, şübhesiz: 'Allah' diyecekler. De ki: 'Hamd, Allah'ındır.'
Hayır, onların çoğu akletmiyorlar. [48]
"Andolsun,
onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye soracak olsan, tartışmasız 'Allah'
diyecekler. De ki: 'Hamd, Allah'ındır.' Hayır, onların çoğu bilmezler." [49]
"Andolsun,
onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' Diye soracak olsan, elbette: 'Allah'
diyecekler. De ki: 'Gördünüz mü haber verin: Allah'dan başka taptıklarınız,
eğer Allah, bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi?
Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup önleyecekler mi? De
ki: 'Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler. [50]
"Andolsun,
onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye soracak olsan, tartışmasız:
'Onları, üstün ve güçlü (aziz) olan, bilen (Allah) yarattı' diyecekler." [51]
"De ki: 'Göklerde
ve yerde sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir?
Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip çeviren
kimdir?' Onlar: 'Alİah' diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz, yine de
korkup sakınmayacak mısınız? [52]
"De ki:
'Gördünüz mü söyleyin: Allah,
kıyamet gününe kadar geceyi sizin üzerinizde kesintisiz sürdürecek
olsa, Allah'ın dışında size aydınlık verecek ilâh kimdir? Yine de dinlemeyecek
misiniz?
De ki: 'Gördünüz mü
söyleyin: Allah, kıyamet gününe kadar gündüzü sizin üzerinizde kesintisizce
sürdürecek olsa, Allah'ın dışında size içinde dinleneceğiniz geceyi getirecek
ilâh kimdir? Yine de görmeyecek misiniz?
Kendi rahmetinden
olmak üzere O, sizin için dinlenmeniz ve O'nun fazlından (geçinmenizi)
aramanız için geceyi ve gündüzü var etti. Umulur ki, şükredersiniz.[53]
"İşte bu, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'dir. Öyleyse, haktan sonra
sapıklıktan başka ne var? Peki, nasıl hâlâ çevriliyorsunuz?
Böylece Rabbinin sözü,
o fasık kimseler üzerinde (şöyle) gerçekleşmiştir ki: 'Onlar, şübhesiz iman
etmezler." De ki: 'Sizin şirk koştuklarınızdan ilk kez yaratacak, sonra
onu iade edecek olan var mı?' De ki: 'Allah, yaratmayı (ilkin) başlatır, sonra
onu iade eder. Öyleyse nasıl çevriliyorsunuz?"
De ki: 'Sizin şirk
koştuklarınızdan hakka ulaştırabilecek var mı?' De ki: 'Hakka ulaştıracak Allah'dır.'
Öyleyse, hakka ulaştıran mı uyulmaya daha hak sahibidir, yoksa doğru yola
ulaştırılmadıkça kendisi hidayete ulaşmayan mı? Ne oluyor size? Nasıl
hükmediyorsunuz?
Onların çoğunluğu,
zandan başkasına uymaz. Gerçekten zan ise, haktan hiçbir şeyi sağlayamaz.
Şübhesiz Allah, onların işlemekte olduklarını bilendir?" [54]
Gökleri ve yeri hak
olmak üzere yarattı ve size düzenli bir biçim (suret) verdi, suretlerinizi de güzel
yaptı. Dönüş, O'nadır.[55]
"Sizi yaratan
O'dur. Buna rağmen sizden
kiminiz kâfirdir, kiminiz mü'min. Allah, yaptıklarınızı görendir. [56]
"Göklerin ve
yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip yayması, O'nun
ayetlerindendir. Ve O, dileyeceği
zaman onların hepsini
toplamaya güç yetirendir. [57]
"Görmüyorlar mı
gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar
için kendisinden şübhe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler ise, ancak
inkârda ayak direttiler. [58]
4) Bütün
canlıların mayasını oluşturan su, suyun müjdeleyicisi ve bulutlan sevk eden
rüzgar, ölmüş bulunan toprağı yağmurla dirilterek çeşitli yiyecekler vermesi,
insanların ihtiyacını gideren ateşin yaratılışı, Allah'ın varlığının
delillerindendir...
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Gökten mübarek
(bereket ve rahmet yüklü) su indirdik. Böylece onunla bahçeler ve biçilecek
taneler bitirdik.
Ve birbiri üstüne
dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da.
Kullara rızık olmak
üzere ve onunla (o suyla) ölü bir şehri dirilttik. İşte (ölümden sonra) diriliş
böyledir. [59]
"Bir de insan,
yediğine bir bakıversin.
Biz, şübhesiz suyu
akıttıkça akıttık.
Sonra yeri yardıkça
yardık.
Böylece onda taneler
bitirdik.
Üzümler, yoncalar.
Zeytinler, hurmalar.
Boyları birbiriyle
yarışan ve içice girmiş ağaçlı bahçeler
Meyveler ve otlar.
Size ve hayvanlarınıza
bir yarar (meta) olmak üzere.[60]
"Kendi rahmetinin
Önünde rüzgarları müjdeciler olarak gönderen O'dur. Biz, gökten tertemiz su
indirdik.
Onunla ölü bir beldeyi
(toprağı) canlandırmak ve yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan bir çoğunu
onunla
sulamak için.
Andolsun bunu, onların
arasında öğüt alıp düşünsünler diye çeşitli biçimlerde açıkladık. Amma
insanların çoğu nankörlük edip ayak direttiler." [61]
"Allah, rüzgarı
gönderir, onlar da bulutu kaldırır. Böylece Biz, onu ölü bir beldeye
sürükleriz.
Onunla yeri, ölümünden
sonra diriltiriz. İşte (ölümden sonra) dirilip yayılmada böyledir. [62]
"Ya da karanın ve
denizin karanlıkları içinde size yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgarları
müjde vericiler olarak gönderen mi? Allah ile beraber başka bir ilâh mı? Allah,
onların şirk koştuklarından yücedir. [63]
"O, gökten su
indirendir. Bununla herşeyin bitkisini bitirdik. Ondan bir yeşillik çıkardık.
Ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan
da yere sarkmış salkımlar birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden,
zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz). Meyvesine, ürün verdiğinde ve
olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şübhesiz inanacak bir topluluk için bunda
gerçekten ayetler vardır.[64]
"Görmüyor musun
gerçekten Allah, gökyüzünden su indirdi de onu, yerin içindeki kaynaklara
yürütüp geçirdi. Sonra onunla çeşitli renklerde ekinler çıkarıyor. Sonra
kurumaya başlar, böylece onu, sararmış görürsün. Sonra da onu, kurumuş
kırıntılar kılıyor. Şübhesiz bunda, temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak
bir ders (zikir) vardır. [65]
"Ki O, belli bir
mikdar ile gökten su indirdi de onunla ölü bir memleketi dirilttik (ve her
yanma yeniden hayat) yaydık. Siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip)
çıkanlacaksınız. [66]
"Allah, gökleri
ve yeri yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler
çıkarandır. Ve O'nun emriyle gemileri denizde yüzmeleri için size emre âmâde
kılandır. Irmakları da sizin için emre âmâde kılandır. [67]
5) Güneş,
ay, yıldız ve gezegenlerin tabi oldukları değişmez nizam, gündüzün geçim temini
ve gecenin dinlenmek için yaratılışı, güneş, ay ve gezegenleri tabi oldukları
Sünnetullah'ın inceliği, bunların insanoğlunun faydalı olduğuna dair ayetler,
Allah'ın varlık ve birliğine delildir...
Yegâne Rabbimiz Allah
şöyle buyurur:
"Gece de
kendileri için bir ayettir. Gündüzü, ondan sıyırıp yüzeriz, hemen artık
karanlıkta kah vermişlerdir.
Güneş de kendisi için
(tesbit edilmiş) olan müstakarra (karar bulacağı hedefe) doğru akıp
gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir. Ay'a gelince
Biz, onun içinde uğrak yerleri takdir ettik. Sonunda O, eski bir hurma dalı
gibi döndü (döner).
Ne güneşin aya erişip
yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede
yüzüp gitmektedirler.[68]
"Rabbini görmedin
mi, gölgeyi nasıl uzatıvermiştir? Eğer dilemiş olsaydı onu durgun kılardı.
Sonra Biz, güneşi ona bir delil kılmışızdır.
Sonra da onu tutup
kendimize ağır ağır çekmişizdir.
O, geceyi sizin için
bir elbise, uykuyu bir dinlenme ve gündüzü de yayılıp çalışma (zamanı)
kılandır. [69]
"Allah,
kendisinde sükun bulmanız için geceyi, aydınlık olarak da gündüzü sizin, için
var etti. Şübhesiz Allah, insanlara karşı (sınırsız) fazl sahibidir. Ancak
insanların çoğu şükretmiyorlar.
İşte bu, sizin
Rabbiniz Allah'dır. Her şeyin yaratıcısıdır. O'ndan başka ilâh yoktur. Öyleyse
nasıl olur da çevriliyorsunuz?
İşte Allah'ın
ayetlerini inkar edenler, böyle çevriliyorlar?" [70]
"Güneşi bir
aydınlık, ayı bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona
duraklar tesbit eden O'dur. Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır. O, bilen
bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklamaktadır.
Gerçekten gece ile gündüzün
ardarda gelişinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde,
korkup sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır.[71]
"Göklerin ve
yerin mülkü Allah'ındır. Allah, her şeye güç yetirendir.
Şübhesiz göklerin ve
yerin yaratılışında gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri
için gerçekten ayetler vardır. [72]
"Allah,'O'dur ki,
gökleri dayanak olmaksızın yükseltti, onları görmektesiniz. Sonra Arş'a istiva
etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir süreye kadar
akıp gitmektedir. Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur
ki, Rabbinlze kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız. [73]
"Geceleyin ve
gündüzün uyumanız ile O'nun fazlından (geçinmenizi temin için rızkınızı)
aramanız, O'nun ayetlerindendir. Şübhesiz işitebilen bir kavim için gerçekten
ayetler vardır. [74]
6)
İnsanların, yiyeceklerin ve her türlü eşyanın taşınmasında hizmete âmâde
kılman gemiler, denizlerden çıkarılan gıdalar ve süs eşyaları Allah'ın varlığı
ve birliğinin delilleridir...
Rabbimiz Allah, ,bunu
şöyle beyan buyurur: "Onların soylarını dolu gemilerde taşımamız da kendileri
için bir ayettir.
Ve onlar için binmekte
oldukları bunun benzeri (nice) şeyleri yaratmamız da. Eğer dilersek, onları
batırır boğarız. Bu durumda ne onların imdadına yetişen olur, ne
kurtulabilirler.
Ancak Bizden bir
rahmet olması ve (onları) belirli bir zamana kadar yararlandırmamız başka.
"Ki O, bütün
çiftleri yarattı ve sizin için gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyleri
var etti."
"Denizi de sizin
emrinize veren O'dur. Ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs
eşyası çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini
görüyorsun. (Bütün bunları) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz
içindir." [75]
7) İnsanların
felâket anlarında, Allah'dan gayrı güvendikleri, inanıp ibadet ettikleri bütün
ilâhları ve tağutları terk edip yalnızca Allah'a yalvarıp yakararak dönüşleri
de, Allah'ın varlığına delildir...
Bu konuda şöyle
buyurur Rabbimiz Allah: "Başlarına iğrenç bir azab çökünce dediler ki: 'Ya
Musa, Rabbine Sana verdiği ahid adına bizim için dua et. Eğer bu iğrenç azabı
üzerimizden çekip giderirsen, andolsun, sana iman edeceğiz ve İsrail oğullarını
seninle göndereceğiz.
Ne zaman ki, onların
erişebileceği bir süreye kadar, o iğrenç azabı çekip giderdik onlar, yine
andlarım bozdular. [76] İnsana bir zarar
dokunduğunda, yan yatarken, otururken, ya da ayaktayken bize dua eder. Zararım
üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan o zarar için Bizi,
hiç çağırmamış gibi döner gider. İşte ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları
böyle süslenmiştir.
"De ki:
'Düşündünüz mü hiç? Eğer size Allah'ın azabı gelirse, ya da saat (kıyamet)
gelip çatarsa, Allah'dan başkasını mı çağıracaksınız? Eğer doğru sözlüler
iseniz (çağırın bakalım).
Hayır, yalnızca O'nu
çağırırsınız. Dilerse, kendisini çağırdığınız şeyi açar (giderir) ve şirk
koşmakta olduklarınızı unutursunuz.
Andolsun, senden
önceki ümmetlere (peygamberler) gönderdik de onları dayanılmaz zorluk
(yoksulluk) ve sıkıntılarla çeviriverdik, umulur ki, yalvarırlar diye.
Onlara, zorlu azabımız
geldiği zaman yalvarmaları gerekmez miydi? Amma onların kalbleri katılaşti ve
şeytan onlara yapmakta olduklarını çekici (süslü) gösterdi.
Derken kendilerine
hatırlatılanı unuttuklarında, onların üzerlerine herşeyin kapılarım açtık. Öyle
ki, kendilerine verilen şeylerle sevince kapılıp şımannca, onları apansız
yakalayıverdik. Artık onlar, umutlan suya düşenler oldular.
Böylece zulmeden
topluluğun kökü kurutuldu. Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah'adır."
"Sıkıntı ve
ihtiyaç içinde olana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp
gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir
ilâh mı? Ne az öğüt alıp düşünüyorsunuz?"
"Sonra sizden
zararı kaldırdığında, sizden bir grup (hemen) Rabblerine şirk koşar.
"Fakat onlardan
azabı çekip giderince, bir de görürsün
ki onlar, andlarmı
bozuyorlar." [77]
"Karada ve
denizde sizi gezdiren O'dur. Öyleki siz, gemide bulunduğunuz zaman, onlar da
güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmektelcrken ona
çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan dalgalar onları kuşatıverir.
Onlar, artık bu (dalgalarla) gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde
O'na gönülden katıksız bağlılar (muhlisler) olarak Allah'a dua etmeye başlarlar:
'Andolsun, eğer bundan bizi kurtaracak olursan, muhakkak sana şükrcdcnîerden
olacağız.'
Amma (Allah) onları kurtarınca,
hemen haksız yere, yeryüzünde taşkınlığa koyulurlar. Ey insanlar, sizin
taşkınlığınız, ancak kendi aleyhinizedir. (Bu,) dünya hayatının geçici
metaldir. Sonra dönüşünüz Bizedir. Biz de, yaptıklarınızı size haber
vereceğiz." [78]
"Size, denizde bir
sıkıntı (tehlike) dokunduğu zaman, O'nun dışında taptıklarınız kaybolur gider.
Fakat karaya (çıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt çevirirsiniz. İnsan, pek
nankördür. [79]
"Onlar, gemiye
bindikleri zaman dini yalnızca O'na hâlis kılan, gönülden bağlılar olarak
Allah'a yalvarıp yakanrlar. Amma onları karaya çıkarıp kurtarınca hemen şirk
koşarlar.[80]
"Görmüyor musun
ki, size ayetlerinden (bazılarını) göstermek için, gemiler, Allah'ın nimetiyle
denizde akıp gitmektedir. Hiç şübhesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden için
gerçekten ayetler vardır.
Onları, kara gölgeler
gibi dalgalar sarıverdiği zaman dini, yalnızca O'na hâlis kılan gönülden
bağlılar olarak
Allah'a yalvarıp
yakanrlar (dua ederler). Böylece onları karaya çıkarıp kurtarınca, artık
onlardan bir kısmı ortayolu tutuyor. Bizim ayetlerimizi gaddar, nankör olandan
başkası inkâr etmez. [81]
"İnsana nimet
verdiğimiz zaman, yüz çevirir ve yan çizer. Ona bir şey dokunduğu zaman ise,
artık o, geniş (kapsamlı ve derinlemesine) bir dua sahibidir (yalvarır durur): [82]
"İnsana bir zarar
dokunduğu zaman, gönülden katıksızca yönelmiş olarak Rabbinc dua eder. Sonra O'na,
kendinden bir nimet verdiği zaman,daha önce O'na dua ettiğini unutur ve O'nun
yolundan saptırmak amacıyla Allah'a eşler koşmaya başlar. De ki: 'İnkârınla biraz
(dünya zevklerinden) yararlan. Çünkü sen, ateşin halkmdansın. [83]
"Allah dedi ki:
'İki ilâh edinmeyin. O, ancak tek bir ilâhtır. Öyleyse Ben'den, yalnızca
Ben'den korkun.
Göklerde ve yerde ne
varsa O'nundur. İtaat ve kulluk da (din de) sürekli olarak O'nundur. Böyle
iken, Allah'dan başkasından mı korkup sakınıyorsunuz?
Nimet olarak size
ulaşan ne varsa, Allah Mandır. Sonra size bir zarar dokunduğunda (yine) ancak
O'na yalvarmaktasınız.
Sonra sizden zararı
kaldırdığında, sizden bir grup (hemen) Rabbine şirk koşar.
Kendilerine
verdiklerimize karşı nankörlük etmek için. Öyleyse yararlanın, ileride
bileceksiniz. [84]
"De ki: 'Sizi,
karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve)
gizliden gizliye O'na
yalvararak dua
etmektesiniz.: ' Andolsun, bizi bundan kurtarırsan gerçekten şükredenlerden
oluruz."
De ki: 'Ondan ve her
türlü sıkıntıdan sizi, Allah kurtarmaktadır. Sonra siz, yine şirk
koşmaktasınız.[85]
"İnsanlara bir
zarar dokunduğu zaman,gönülden katıksız bağlılar olarak Rabblerine dua
ederler. Sonra kendinden onlara bir rahmet tattırınca hemencecik bir grup Rabblerine
şirk koşarlar. [86]
8) Âlemlerin
Rabbi Allah'ın her yarattığı varlık, O'nun varlığına ve birliğine şahidlik
yapmakta ve O'nun varlığının birer delili olduğunu bütün akıllı insanlara ilân etmektedir...
Rabbimiz Allah şöyle
buyuruyor:
"Allah, kimi
hidayete erdirirse işte o, hidayet bulmuştur. Kimi saptırırsa onlar için,
O'nun dışında asla veliler bulamazsın. Kıyamet günü Biz, onları yüzükoyun
körler, dilsizler ve sağırlar olarak hasrederiz. Onların barınma yerleri
cehennemdir. Ateşi sükûn buldukça çılgın alevini
onlara arttırırız.
Bu, şübhesiz, onların
ayetlerimizi inkâr etmelerine ve: 'Biz, kemikler hâline geldikten, toprak olup
ufalandıktan sonra mı gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?'
demelerine karşılık cezalarıdır. [87]
"Onlar,
görmüyorlar mı ki, gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan
(Allah) ölüleri de diriltmeye güç yetirir. Hayır, gerçekten O, herşeye güç
yetirendir. [88]
"Elbette göklerin
ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Ancak
insanların çoğu bilmezler.
Kör olanla (basiretle)
gören bir olmaz, iman edip salih amellerde bulunanlarla kötülük yapanlar da. Ne
az öğüt alıp düşünüyorsunuz.[89]
"O, gökleri
dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya
uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi.
Biz, gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki
bitirdik.
Bu, Allah'ın
yaratmasıdır. Şu halde O'nun dışında olanların yarattıklarını bana gösterin.
Hayır, zulmeden-ler,açıkça bir sapıklık içindedirler. [90]
"Size, bir korku
ve umut (unsuru) olarak şimşeği göstermesi ile gökten su indirmek suretiyle
ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi de, O'nun ayetlerindendir. Şübhesiz
bunda, aklını kullanabilecek bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
Göğün ve yerin Onun
emriyle (hareketten kesilip olduğu yerde veya bu düzen içinde) durması da,
O'nun ayetlerindendir. Sonra sizi yerden (toprağın altından) bir (kere) çağırma
ile çağırdığı zaman hemencecik siz (bir de bakarsınız ki,) çıkarılmışsınız.
Göklerde ve yerde
bulunanlar, O'nundur. Hepsi O'na gönülden boyun eğmiş bulunuyorlar.
Yaratmayı başlatan,
sonra onu iade edecek olan O'dur. Bu, O'na göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde
en yüce misal, O'nundur. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. [91]
"Allah'ın,
gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmüyor musunuz? Dilerse sizi giderir-yok
eder ve yeni bir halk getirir.
Bu, Allah'a göre güç
değildir.[92]
"Biz, gökleri,
yeri ve her ikisinin arasmdakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla)
yaratmadık. Hiç şüb-hesiz o saat da yaklaşarak - gelmektedir. Öyleyse onlara
karşı güzel davranışlarla davran.
Çünkü Rabbin, yaratan ve
bilenin tâ kendisidir. [93]
"Gökleri ve yeri
hak ile yarattı. O, şirk koştukları şeylerden yücedir.
İnsanı bir damla sudan
yarattı. Buna rağmen O, apaçık bir düşmandır.
Ve hayvanları da
yarattı. Sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz. [94]
"Biz, gökleri,
yeri ve ikisi arasında bulunanları bir oyun ve oyalanma konusu olsun diye
yaratmadık.
Biz, onları yalnızca
hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler. [95]
"Göklerin ve
yerin Rabbi, Arş'ın Rabbi (olan Allah) onların nitelendirdiklerinden yücedir. [96]
"Göklerde ilâh ve
yerde ilâh O'dur. O,hükünrve hikmet sahibidir, bilendir.
Göklerin,yerin ve
ikisi arasında bulunanların mülkü kendisinin olan (Allah) ne yücedir. Kıyamet
saatinin ilmi O'nun katındadır ve O'na döndürüleceksiniz." [97]
"Göklerin ve
yerin orduları Allah'ındır. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.[98]
"Bakmıyorlar mı o
deveye, nasıl yaratıldı?
Göğe, nasıl
yükseltildi?
Dağlara, nasıl
oturtulup kuruldu?
Yere, nasıl yayılıp
döşendi?
Artık sen, öğüt verip
hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısm. [99]
"De ki: 'Göklerin
ve yerin Rabbi kimdir? De ki: Allah'tır. 'Öyleyse O'nu bırakıp kendilerine bile
yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen bir takınr veliler mi (ilâhlar mı)
edindiniz?' De ki: 'Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit
olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?' yoksa Allah'a, O'nun
yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma kendilerince birbirine
mi benzeşti? De ki: 'Alİah, her şeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici
olandır. [100]
"Şübhesiz,
göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde,
insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve
kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada
türetip yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun
eğdirilmiş bulutlan evirip çevirmesinde, düşünen bir topuluk için gerçekten
ayetler vardır. [101]
"De ki: 'Göklerde
ve yerde ne var? Bir bakıverin.' İman etmeyen bir topluluğa apaçık ayetler ve uyarmalar
bir şey sağlamaz." [102]
"Göklerde ve
yerde ne varsa, O'ndan ister. O, hergün bir iştedir.
Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini
yalanlayabilirsiniz?" [103]
"Ha, Mim.
Kitabın indirilmesi,
üstün ve güçlü olan, hüküm ve hikmet sahibi Allah'dandır.
Şübhesiz, mü'minler
için göklerde ve yerde ayetler vardır.
Sizin yaratılışınızda
ve türetip yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler
vardır.
Gece ile gündüzün
ardarda gelişinde (veya aykırılığında) Allah'ın gökten rızık indirip ölümünden
sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları (belli bir düzen içinde)
yönetmesinde, aklını kullanan bir kavim
için
ayetler vardır.
İşte bunlar, Allah'ın
ayetleridir. Sana, bunları hak olmak üzere okuyoruz. Öyleyse onlar, Allah'dan
ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze iman edecekler?" [104]
"O, biri
diğeriyle tam bir uyum (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman
(olan Alİah)'in yaratmasında hiçbir çelişki ve uygunsuzluk (tefavüt)
göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip gezdir. Her hangi bir çatlak (bozukluk ve
çarpıklık) görüyor musun?
Sonra gözünü iki kere
daha çevirip gezdir. O göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde
bitkin olarak sana dönecektir." [105]
"Yaratmak
bakımından siz mi daha güçsünüz yoksa gök mü? (Allah) onu bina etti.
Boyunu yükseltti, ona
belli bir düzen verdi.
Gecesini kararttı,
kuşluğunu açığa çıkarttı.
Bundan sonra yeryüzünü
serip döşedi.
Ondan da suyunu ve
otlağını çıkardı.
Dağlarını dikip
oturttu.
Size ve hayvanlarınıza
bir yarar (meta) olmak üzere.[106]
"Bilin ki,
gerçekten Allah, ölümünden sonra yeryüzüne hayat verir. Şübhesiz Biz, umulur
ki, aklınızı kullanırsınız diye size ayetleri açıkladık. [107]
Yegâne Rabbimiz
Allah'ın verdiği akıl nimetini kullanan insanlar için, onların hidayetine
yeterli ve hayatî ihtiyaçlarını karşılamaya kâfi gelen bütün ayetler, onların
anlayabileceği şekilde açıklanmıştır... Katıksız iman sahibi, izzetli ve şerefli
muvahhid mü'min müslümanlar, kaydedilen ayetleri tekrar tekrar okuyup herbiri
üzerinde derin derin düşünürler... Bu ayetlerin bahsetmiş olduğu gerçekleri
derin derin düşünüp mahiyetini kavrar ve Allah'ın varlığının delillerini iyice
anlayıp şuuruna ererler... Rabbimizin bu ayetlerinin beyan buyurduğu olayları
inceden inceye araştıran ve düşünüp akleden her insan, yegâne Rabbinin,
ilâhının ve Melikinin Allah olduğuna hiçbir şübhe duymadan iman edecektir.
Nitekim iman edenler de böyle iman ettiler ve imanlarına zulmün en büyüğü olan
şirki karıştırmadılar. [108]
Onlar, muvahhid
mü'minler ve muttaki müslümanlar olarak Rabbleri Allah'ı tanıdılar, bildiler ve
şübheye düşmeden iman ettiler. Rabbleri Allah'ı, O'nun ayetlerinde nasıl beyan
buyrulmuş ise, öylece tanıyıp inandılar.
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Allah, O'ndan
başka ilâh yoktur. Diridir, Kaimdir, O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde de,
yerde de ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte
bulunacak kimdir? O, önlerindckini ve arkalarındakini bilir. Dilediği kadarının
dışında O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp kuş atamazlar... O'nun kürsüsü,
bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. Onların korunması, O'na güç gelmez.
O, pek yücedir ve pek büyüktür.[109]
Ebu Musa (r.a.)'ın
rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):
"Şübhesiz ki,
Allah Azze ve Celle uyumaz. Zaten O'na uyumak da yakışmaz. Tartıyı indirir ve
kaldırır. Gündüzün amelinden önce O'na, gecenin ameli, gecenin amelinden önce
de gündüzün ameli arz olunur.
Hicabı nurdur. Eğer
onu açmış olsa, vechinin sübuhatı (nuru,
celâli), basarının itaha ettiği
bütün mahlukatı yakardı. [110]
Yegâne Rabbimiz
Allah, kendisini insan kullarına anlatırken şöyle buyurur:
"O Allah ki,
O'ndan başka ilâh yoktur. Gaybı da, müşahede edilebileni de bilendir. Rahman,
Rahim olan O'dur.
O, Allah ki, O'ndan
başka ilâh yoktur. Melik'tir (bütün mülkün sahibidir), Kuddûs'tur (çok
mukaddes, yüce, erişilmez ve bütün noksanlıklardan uzak), Selâm'dır(barış,
esenlik ve güvenliğin kaynağı), Mü'min'dir (eman ve güvenlik veren),
Müheymin'dir (koruyup, gözeten), Aziz'dir (üstün ve güçlü olan, asıl izzet
sahibi), Cebbar'dır (dilediğini zorla da yaptıran), Mütekebbir'dir (büyüklükte
eşi, benzeri ve ortağı olmayan, yalnız büyük olan). Allah (müşriklerin) şirk
koşmakta olduklarından çok yücedir. O Allah ki, yaratandır (en güzel bir
biçimde kusursuzca var edendir, şekil ve suret verendir. En güzel isimler
O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü, O'nu teşbih etmektedir. O,
Aziz, Hamid'dir (hüküm
ve hikmet sahibidir).[111]
Önderimiz Rasulullah
(s.a.s.), Allah'ın ayetlerini düşünmemizi buyururken, O'nun Zatının nasıl
olduğunu düşünmeyi yasaklamıştır... Çünkü insan buna güç yetire-mez. Allah'ın
yaratmış olduğu şeyleri düşünerek Rabbimizin büyüklüğü, yüceliği anlaşılır,
fakat Zatını düşünmek ve kavramak imkânsızdır...
İbn Abbas
(r.anhuma)'nın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):
"Herşeyi tefekkür edin. Fakat Allah'ın Zatı'nı acaba nasıldır diye düşünmeyin. Çünkü yedinci
kat semadan Kürsî'ye kadar nurdan yedi bin perde vardır. O, bunun da ,
ötesindedir. [112]
İbn Abbas
(r.anhuma)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Yaratıkları tefekkür
edin. Fakat Yaratıcının Zatı'nı tefekkür etmeyin. Çünkü buna güç yetiremezsiniz."
[113]
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Gözler, O'nu
idrak edemez. O ise, bütün gözleri idrak eder. O, Lâtif olandır, haberdar
olandır.[114]
Bu konuda, gerek
cinlerden, gerekse insanlardan olan şeytanlar, muvahhid mü'minlere vesvese
vermeye çalışırlar.Bu şeytanlar, Allah'ın Zatı konusunda muvahhid mü'minleri
şübheye düşürmeye çaba harcarlar... Bu şeytanların vesveselerinden ve şübhe
tuzaklarından nasıl kurtulacağımızı, biz muvahhid mü'minlerin muallimi ve
önderi Rasulullah (s.a.s.) beyan buyurmuştur...
Enes b.
Malik (r.a.)'m rivayetiyle
şöyle buyurur
Rasulullah (s.a.s.):
"İnsanlar,
birbirilerine bir takım sualler sormaktan asla vazgeçmey ec eklerdir.
Hatta:
Her şeyi yaratan
Allah'dır, fakat Allah'ı kim yaratmıştır? diyecekler. [115]
Ebu Hüreyrc (r.a.)'ın
rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"İnsanlar,
birbirine sual sormakta devam edecekler.
Hatta şu da
söylenecek:
Mahlukatı Allah
yarattı, ya Allah'ı kim yarattı? İşte kim bu nev'îden bir şeye rastlarsa hemen:
-Ben, Allah'a iman ettim, desin! [116] Ebu
Hüreyre (r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu: "Sizden herhangi birinize şeytan gelir de: -Şunu böyle kim
yarattı? (Şunu) böyle kim yarattı? En sonunda:
Rabbini kim yarattı?
deyinceye kadar sorup vesvese verir.
Bundan dolayı şeytanın
vesvesesi, Rabbinize kadar erişince, o vesveseli kişi hemen:
Eûzu billahi
mine'ş-Şeytani'r-recîm, desin ve vesveseye son versin.[117]
Rabbimiz Alİah
tarafından yalnız ve yalnız kendisini tanısın, ibadet ve itaat etsin diye yaratılan
insan, [118]aym zamanda yine Rabbimiz
Allah tarafından kendisinin "misak" ahdi alınmıştır. om İnsan, Rabbi
Allah'a verdiği ahde şahid tutulmuş, kendisinin kul, Allah'ın Rabb olduğunu
tasdik etmiştir...
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"(Allah,) doğunun
ve batının Rabbi'dir. O'ndan başka ilâh yoktur. Şu hâlde (yalnızca) O'nu vekil
tut. [119]
"Sizin ilâhınız
tek bir ilâhtır. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bağışlayandır,
esirgeyendir. [120]
Muvahhid mü'min
müslümanlar, Allahjdan başka bir ilâhın, melik'in ve rabbin olmadığına, yegâne
İlâh, Melik, Rabb ve Halik'in
Allah olduğuna katıksız
iman etmişlerdir.
Egemenliğin tamamı kayıtsız
ve şartsız Allah'ındır. [121]
Rabbimiz Allah, göklerde
de yalnız İlândır, yerde de
yalnız İlâh'dır. [122]Gökteki
egemenliğinin ortağı olmadığı gibi, yerdeki egemenliğinin de ortağı yoktur.
Yerdeki egemenliği gasbedip
Allah'ın hükümlerini geçersiz kılarak, hakim oldukları ülkelerde
insanlar için nevalarından kanunlar
koyup yönetenler tağutlardır. Tağutlar,
göklerde de İlâh, yerde de İlâh olan Allah'ın,
yerdeki egemenliğini gasbetmiş,
Allah'ın yeryüzündeki insan kulları için koyduğu hükümleri tanımayıp
bir yana bırakarak, insanları sevk ve idaresi için heva-u heveslerinden
hükümler koymuş, bu hükümleri insanlara yaptırırken, Alİah"n hükümleriyle
amel etmeyi yasaklayarak, Allah"n hükümleriyle amel edenleri cezalandırmışlardır...
Rabbimiz Allah,
kendisine iman edilmesinin ilk şartı olarak, tağutu tanımayıp inkâr ederek red
edilmesini emretmiştir. Kim ki, hak ve batıl, doğru ve yanlış, Tevhid ve Şirk,
iman ve küfür birbirinden tamamen ayrılmış iken, tağutu tanımayıp redederek
Allah'a iman ederse o, kopması mümkün olmayan sapasağlam bir kulpa yapışmış, böylece
kurtuluşa ermiştir. [123]
Böylece Tevhid ve İman
konusunda iki tip insan ortaya çıkmıştır. İnsan, ya, Allah'a ve O'nun
indirdiklerine iman etmiş, O'nu Tevhid ederek muvahhid mü'min olmuştur, ya da
Allah'ı veya O'nun indirdiklerini inkâr etmiş, ya da hafife alarak itibar
etmemiş olduğu için, veyahud Allah'ı Zatına ve sıfatlarına, kendisini veya bir
başkasını ortak kılarak şirk koşmuş, böyle bir durum ile müşrik kâfir olmuştur.
Şehid imamımız îmanı
Ebu Hanife (rh.a.), "El-Âlim Ve'1-Muteallim" adlı eserinde bu konuda
şunları beyan eder:
"Şüphesiz ki,
insanlar yüce Allah'ı bilme ve tasdik etmeleri ile mü'min, inkâr etmeleri
sebebiyle de kâfir olurlar.[124]
"Şüphesiz ki,
onların:
Allah, Rabbimizdir,
dediklerini biliyorum. Oysa ki onlar, bununla da Allah'ı bilmiyorlar. Çünkü
Allah:
"Onlara: 'Gökleri
ve yeri kim yarattı?' diye soracak olsan, 'Alİah' diyecekler. Sen de: 'Allah'a
hamdolsun' de. Onların çoğu bilmezler." [125]
buyurmaktadır.
Yani onların çoğu,
anasından kör olarak doğan bir sabinin hiçbir şey bilmeksizin geceyi, gündüzü,
sarıyı, siyahı söylemesi gibi bu sözü, gayr-ı şuurî olarak söyleyenler gibidir.
Böylece kafirler, Allah'ın ismini mü'minlerden işitmişler. İşittiklerini de
bilmeden söylemektedirler.
Bunun için Kur'an-ı
Kerim'de
"Ahirete
inanmayanların kalbleri, inkâr edicidir, kendileri de kibirlidir." [126] buyrulmuştur. [127]
"Kâfirlerin,
küfrü ve inkârı bir ve fakat ibadetleri farklıdır.
Mesalâ, bir yahudî'ye
kime ibadet ettiğini sorarsanız:
Allah'a ibadet
ediyorum, der.
Allah'ı sorduğun
zaman, O'na, beşer şeklinde yaratılmış olan oğlu Uzeyr olduğunu söyler. Bu
durumda olan kimse, Allah'a iman etmiş olmaz.
Eğer bir Hristiyan'a,
kime ibadet ettiğini sorsan:
Allah'a ibadet
ediyorum, der.
Allah'ı sorduğunda,
O'nun, İsa'nın cesedinde ve Meryem'in karnında gizlenen, bir yere sığan ve
giren varlık olduğunu söyler. Bu durumda bulunan kimse ise, Allah'a iman etmiş
olmaz.
Mecusî'ye de, kime
ibadet ettiğini sorarsan, o da:
Allah'a ibadet
ediyorum, diye cevap verir. Fakat Allah'ı sorduğun zaman, O'nun, ortağı, eşi ve
çocuğu bulunan bir varlık olduğunu söyler.
Bu durumda olan bir
kimse de, Allah'a iman etmiş olmaz.
Bütün bu kimselerin
Allah'ı bilmemeleri ve inkârları
birdir. Vasıfları,
sıfat ve ibadetleri çok ve değişiktir.
Meselâ, üç kişi var.
Bunlardan biri, kendisinde, dünyada eşi bulunmayan bir beyaz inci mevcud
olduğunu iddia ediyor. Daha sonra kara üzümün bir danesini çıkararak bunun,
inci olduğuna yemin ediyor, diğerleri ile de bu konuda tartışmaya giriyor.
Bir başkası,
kendisinde dünyada benzeri bulunmayan bir inci olduğunu iddia ederek bir ayva
çıkarıyor ve bunun inci olduğuna yemin edip insanlarla münakaşaya giriyor.
Üçüncüsü, eşsiz kıymetteki incinin kendisinde bulunduğunu iddia ederek, bir
çamur parçası çıkarıyor ve bunun inci olduğu hususunda yemin ederek,
başkalarıyla bahse giriyor.
Bu üç kişi, inciyi
bilmedikleri konusunda birleşmişlerdir. Zira, sıfatları çok ve değişik
olmasına rağmen, hiç biri inciyi bilmemektedirler. İşte böylece sen, onların
tavsif ve ibadet ettiklerine, ibadet etmediğini bilirsin. Çünkü onlar, üç yahud
iki ilâh tavsif ediyorlar, tavsif ettiklerine de ibadet ediyorlar.
Oysa ki sen, bir olan
Allah'ı tavsif ediyorsun. O hâlde senin ibadet ettiğin mabudun, onların ibadet
ettiklerinden başkadır. Onların mabudu da senin ibadet ettiğinden başkadır.
Bunun için Kur'an'da:
"De ki: 'Ey
kâfırler,ben, sizin taptıklarınıza tapmam, siz de benim taptığıma tapmazsınız. [128]
buyrulmuştur.[129]
"Nimete küfür,
kişinin nimetlerin Allah'dan olduğunu inkâr etmesidir. Eğer nimetlerden birini
inkâr ve onun Allah'dan olmadığım iddia ederse, o kimse Allah katında kâfir
olur. Böylece Allah karşısında kâfir olan, nimetlerini de inkâr eder.
Yüce Allah, Kur'ân-ı
Kerim'de:
"Onlar, Allah'ın
nimetlerini itiraf ederler, sonra da inkâr ederler." [130] Yani kâfirler, gecenin gece, gündüzün de
gündüz olduğunu bilirler. Sıhhat, zenginlik ve ulaştıkları rahat ve bolluğun
nimet olduğunu itiraf ederler. Fakat onlar, asıl lütuf ve ihsan edici olan
Allah'a değil, kendilerinin ibadet ettikleri şeye nisbet ederler. Bundan dolayı
Allah, onların nimetlerini itiraf edip, sonra da onları inkâr ettiklerini ifade
eder. Yani onlar, nimetlerin hiçbir benzeri olmayan Allah'dan olduğunu inkâr
ederler. [131]
[1] Fussilet, 41/53.
[2] Mürselet", 77/20-24.
[3] Abese, 80/17-22.
[4] A'la, 87/1-3.
[5] Alak, 96/12.
[6] Yasin, 36/36.
[7] Yasin, 36/77-79.
[8] Furkan, 25/54.
[9] Kıyamet, 75/36-40.
[10] Fahr, 35/11.
[11] Fahr, 35/27-28.
[12] Vakıa, 56/57-62.
[13] Nemi, 27/64.
[14] Yunus, 10/31
[15] Zümer, 39/6.
[16] Mü'min, 40/68.
[17] Casiye, 45/4.
[18] Zariyat, 51/20-21.
[19] Nahl, 16/70.
[20] Nah!, 16/72.
[21] Nisa, 4/1.
[22] Mü'minun, 23/12-16.
[23] Rum, 30/20-22.
[24] Rum, 30/8.
[25] Bakara. 2/21-22.
[26] Bakara, 2/28-29.
[27] Rahman, 55/1-4.
[28] Rahman, 55/14.
[29] Kehf, 18/37-38.
[30] Yasin, 36/71-73.
[31] Zuhruf, 43/12-13.
[32] Şura, 42/29.
[33] Nahl, 16/12-13.
[34] Nahl, 16/66.
[35] Nahl. 16/68-69.
[36] Nahl, 16/79.
[37] MÜ'minun, 23/21-22.
[38] Mülk, 67/19.
[39] Nur, 24/45-46.
[40] Mürselat. 77/25-27
[41] Kaf, 50/6-8.
[42] Yasin, 36/33-36.
[43] Furkan, 25/53.
[44] Fatır, 35/12-13.
[45] Nemi, 27/60-61.
[46] Yunus, 10/6.
[47] Ankebut, 25/61.
[48] Ankebut, 29/63.
[49] Lokman, 31/25.
[50] Zümer, 39/38.
[51] Zuhruf, 43/9.
[52] Yunus, 10/31.
[53] Kasas, 28/71-73.
[54] Yunus, 10/32-36.
[55] Teğabun, 64/3
[56] Teğabun, 64/2.
[57] Şura, 42/29.
[58] İsra, 17/99.
[59] Kaf, 50/9-11.
[60] Abese. 80-24/32.
[61] Furkan, 25/48-50.
[62] Faür, 35/9.
[63] Nemi, 27/63.
[64] En'am, 6/99.
[65] Zümer, 39/21.
[66] Zuhruf, 43/11.
[67] İbrahim, 14/32.
[68] Yasin, 36/37-40.
[69] Furkanr 25/45-47.
[70] Mü'min, 40/61-63.
[71] Yunus. 10/5-6.
[72] Âl-İ İmrân. 3/189-190.
[73] Ra'd, 13/2.
[74] Rum. 30/23. Ayrıca bkz. Fatır, 35/13. En'am, 6/75, vd.
Casiyc, 45/5. Bakara,
2/164. Hadid, 57/6. İbrahim, 14/32,
[75] Nahu'6/14. Ayr.ca bkz. Fatır, 35/12, vd. Mü'minun,
23/21, vd. İbrahim, 14/32
[76] A'raf, 7/134-135.
[77] Zuhruf, 43/50.
[78] Yunus, 10/22-23.
[79] İsra, 17/67.
[80] Ankebut, 29/65.
[81] Lokman, 31/31-32.
[82] Fussilet, 41/51.
[83] Zümer, 39/8. Ayrıca bkz. Yunus, 10/12.
[84] Nahl, 16/51-55.
[85] En'am, 6/63-64.
[86] Rum, 30/33.
[87] İsra, 17/97-98
[88] Ahkaf, 46/33.
[89] Mü'min, 40/57-58.
[90] Lokman, 31/10-11.
[91] Rum, 30/24-27.
[92] İbrahim, 14/19-20.
[93] Hicr, 15/85-86.
[94] Nahl, 16/3-5.
[95] Duhan. 44/38-39.
[96] Zuhruf, 43/82.
[97] Zuhruf, 43/84-85.
[98] Fetih, 48/4 ve 7.
[99] Ğaşiye, 88/17-21.
[100] Râ'd, 13/16.
[101] Bakara, 2/164.
[102] Yunus, 10/101.
[103] Rahman, 55/29-30.
[104] Casiye, 45/1-6.
[105] Mülk, 67/3-4.
[106] Naziat, 79/27-33.
[107] Hadid, 57/17?,
[108] Bkz. En'am, 6/82. Lokman, 31/13.
[109] Bakara, 2/255.
[110] Sahih-i Müslim, Kitabu't-İman, B. 79, Hds. 293-295.
Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 13, Hds. 195-196.
[111] Haşr, 59/22-24.
[112] İmam Suyutî, Camiu's.Sağır Muhtasarı, c.2, sh. 229,
Hds. 1796 (3345). Ebu'ş-şeyh el-lsbehânî'nin "Kitabu'l-Azame'den
[113] İmam Suyutî, A.g.e. c.2, sh.229, Hds. 1797 (3346).
Ebu'ş- şeyh el-İsbehanî, "Kitabu'l-Azame"den. AHame Abdurrauf Münâvî
(rh.a) bu hadislerin tahkikinde şunları kaydeder:
"Irakî, isnadının
cidden zayıf olduğunu söylerken Heysemî de, senedinde metruk bir zat olduğunu
beyan eder.
Sahavî:
Senedleri zayıftır,
fakat hepsinin toplamı kuvvet kazandırıyor, demiştir."
Abdurrauf Münâvî,
Feyzu'l-Kadir şerhu'l-Camiu's-Sağır, Beyrut (Dam'l-Marife), 1391/1972, 12. Baskı,
c.3, sh. 264. Ayrıca bkz. Aclunî, Keşfu'1-Hafa, c.l, sh. 311, Hds. 1005.
[114] En'am, 6/103.
[115] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İ'tisam bi'1-Kitabi
Ve's-Sünneti, B.3, Hds, 27. Sahih-İ Müslim, Ritabu'1-İman, B. 60, Hds. 215-216.
[116] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B. 60, Hds. 212.
Sünen-i Ebu Davud,
Kitabu's-Sünnet, B.19, Hds. 4721.
İmam Nesâî, Habisler
Işığında Günlük Hayat, c.2, sh. 112, Hds.
[117] Sahih-i Buhârî, Kitabu Bed'îL-Halk, B.ll, Hds. 83.
Sahih-i Müslim,
Kitabu'1-İman, B. 60, Hds. 214. İmam Neseî A.g.e. C. 2, Sh. 112, Hds. 663.
[118] Bkz. Zariyat, 51/56.
[119] A'raf, 7/172-173.
[120] Müzemmil, 73/9. Ayrıca bkz. Hud, 11/14. Kasas, 28/70.
Mü'min, 40/62 ve 65. Fatır, 35/3
[121] Bkz. Yusuf, 12/40 ve 67. En'am, 6/57 ve 62.
[122] Bkz. Zuhruf, 43/84.
[123] Bkz. Bakara, 2/256.
[124] Imam-ı Azam'ın Beş Eseri, sh. 38.
[125] Lokman, 31/25
[126] Nahl, 16/22
[127] A.g.e. sh. 40.
[128] Kafinin, 110/1-3
[129] A.g.e. sh. 39-40.
Not: şehid İmam (rh.a)'ın bu örneğinden hareketle zamam-mızdaki tağutî
ve beşerî bütün ideolojiler ile düzenleri inceleyebiliriz... Sonuçta hepsinin
Allah'ın hükümlerini reddetme yürürlüğe koymama ve yürürlüğe koymak isteyen
muvahhid mü'minlere amansız karşı koyup mücadele ettiği görülecek tir...
Hareketleri, birbirinden farkiı olsa da, özde birdirler... Hepsi şirk ve küfür
üzere kurulmuşlardır...
[130] Nahl, 16/83
[131] A.g.e sh. 41,42.