Birinci İlke. 1

Allah'ı Tanımak Ve Allah'a İman Etmek. 1

 

Birinci İlke

 

Allah'ı Tanımak Ve Allah'a İman Etmek

 

Göklerde ve yerde, yani bütün kâinatta kendisinden başka hiçbir yaratan, rab, ilâh ve melik bulunmayan âlem­lerin yegâne yaratıcısı, Rabb'i, İlâh'i ve Melik'i olan Rabbimiz Allah'ı tanımak isteyen insan önce kendisini tanımalıdır... İnsan, kendi varlığına birbaksm, iyice araştırsın... Bu bakış ve derin araştırma onu, yegâne Rabbi olan Allah'ın varlığı, birliği, tekliği ve ortaksızlığıyla tanıştıracaktır... Yaratılışını, hayatını ve varlığını idrak eden insan, kendisim bir gaye için yaratan yegâne ilâhı Allah'ı tanıyacak, bilecek ve hiçbir şübhe duymadan iman edecektir... Vücudunun her organı, hakikatin araştırıcısı olan ve Allah'ın verdiği en güzel nimet olan aklını kullan­abilen insan için Rabbi Allah'ın varlığına ve birliğine en büyük delildir...

İnsanın yaratılışı, vücud yapısı, ruh yapısı, akli, fikri, zihnî, zekası, yaşantısı, ferdî, ailevî ve toplumsal hayatı, bunların bütünü akledenler için Âlemlerin Rabbi Allah'ın eşsiz varlığına ve birliğine birer delildir. Kendisinden araştırmaya başlayan insan, kendisinin dışındaki tabiatı da incelediği zaman her bakışı, her görüşü, her duyuşu ve her hisseddiği ona, Alemlerin Rabbi Allah'ın varlığını, birliğini ve yegâne egemen ilâh oluşunu apaçık beyan edecektir...

Yegâne Rabbimiz Allah, fıtratı dumura uğramamış, kendisine verilen akıl nimetini kullanabilen ve düşünen her kuluna, gerek kendi içinde, gerekse onu dışında ayetlerini apaçık gösterir... Bu fıkhedebilen kuluna, afakî ve enfusî olarak ayetlerini beyan edip ona hidayet eder ve her anında bu hidayeti arttırır... Rabbi Allah'ın ayetleriyle tanışan, buluşan ve ayne'l-yakîn olan insan, yegâne Rabbi Allah'ın varlığından, birliğinden ve kayıtsız-şartsız kendi­sine aid olan egemenliğinden asla şübhe etmez... Böyle mutmain bir kalb ile ve böyle idrak etmiş bir beyin ile Rabbi Allah'a katıksız iman edip itaat eder. Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Biz, ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz. Öyle ki, şübhesiz Onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Her şeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi?" [1]

İnsan, afaka baktığında gördüğü her canlı varlık ona Rabbini hatırlatır... İnsanların sayamayacağı kadar ve daha keşfedemediği nice bitkiler, ağaçlar, madenler, dağlar, ovalar, nehir, göl ve denizler... Güneş, ay ve yıldızlar... İlk­bahar, yaz, sonbahar ve kış... Dört mevsimdeki atmosfer... Yağmur, kar, dolu, fırtına, güneşli tertemiz hava... Karakterleri, kültürleri, renkleri ve dilleri çeşit çeşit olan insanlar... Daha neler yok ki, insanın ufkunda... Bunların her biri, yegâne Rabbimiz Allah'ın birer ayetidir. O'nun varlığının, birliğinin ve hiçbir ortağının olmayışının birer

delilidir.

Yegâne Rabbimiz Allah'ın varlığını, birliğini ve eşsiz egemenliğini bizlere en açık delilleriyle anlatan, yine Rabbimiz Alİah'dır. Allah, inzalinden kıyamete kadar muttaki kullarına rehber ve hidayet aracı kıldığı yegâne düsturumuz Kur'an-ı KerimMe kendisini insan kullarına tanıtmıştır..., İnsan kullarına, afakî ve enfusî ayetlerini açıklamış, onları, yaratılış gayeleri olan yalnızca kendi­sine ibadet etmeye davet etmiştir!..

Rabbimiz Allah, Kur'an-i Kerim'de varlığının delil­lerini şu şekilde beyan buyurmuştur:

1) İnsanın varlığı, Rabbimiz Allah'ın varlığına delildir. Rabbimiz (Azze ve Celle) şöyle buyuruyor: "Sizi, basbayağı bir sudan yaratmadık mı? Sonra onu, savunması sağlam bir karar yerine yer­leştirdik.

Belli bir süreye kadar.

İşte (buna) güç yetirdik. Demek ki Biz, ne güzel güç yetirenleriz.

O gün yalanlayanların vay hâline!" [2]Kahrolası insan, ne kadar nankördür. (Allah,) onu hangi şeyden yarattı?

Bir damla sudan yarattı da onu, bir ölçüyle biçime soktu.

Sonra ona yolu kolaylaştırdı. Sonra onu öldürdü, böylece kabre gömdürdü. Sonra dilediği zaman onu diriltir. [3] "Rabbinin yüce ismini teşbih et! Ki O, yarattı, bir düzen içinde biçim verdi. Takdir etti, böylece yol gösterdi. [4] "Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir alaktan yarattı. [5]"Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) yücedir.[6]

"İnsan, Bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir.

Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi, dedi ki: 'çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diri itecektir?'

De ki: 'Onları, ilk defa yaratıp inşâ eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir. [7]

"İnsanı bir sudan yaratıp  onu,  neseb  ve  sihriyyet (sahibi) kılan O'dur. Senin Rabbin güç yetirendir. [8]

"İnsan, kendi başına ve sorumsuz bırakılacağını mı sanıyor?

Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi?

Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir düzen içinde biçim verdi.

Böylece ondan, erkek ve dişi olmak üzere çift kıldı.

(Öyleyse Allah,) ölüleri diriltmeye güç yetiren değil midir?" [9]

"Allah, sizi topraktan yarattı, sonra bir damla sudan sonra da sizi çift çift kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene, Ömür ver­ilmesi ve onun ömründen kısaltılmasında mutlaka bir kitabta (yazılı)dır. Gerçekten bu, Allah'a göre kolaydır. [10]

"Allah'ın gökyüzünden su indirdiğini görmedin mi? Böylece Biz onunla, renkleri değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri değişik ve siyah yollan (kıldık).

İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır...[11]

"Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz?

Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü?

Onu, sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcı Biz miyiz?

Sizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir.

(Yerinize) benzerlerinizi getirip değiştirme ve sizi, şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde inşâ etme konusunda.

Andolsun, ilk inşâ (yaratma)yı bildiniz, amma öğüt alıp düşünmeniz gerekmez mi?" [12]

"Ya da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi, gökten ve yerden rıziklandıran mı? Allah ile beraber başka ilâh mı? De ki: 'Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin kanıt (burhan)ınızı getirin. [13]

De ki: 'Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip çeviren kimdir? Onlar: 'Alİah, diyeceklerdir. Öyleyse de ki: 'Peki, siz, yine de korkup sakınmayacak mısınız?" [14]

"Sizi, tek bir nefisten yarattı, sonra ondan kendi eşini var eti ve sizin için davarlardan sekiz çift indirdi. Sizi, annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde bir yaratılış­tan sonra (bir başka) yaratılışa (dönüştürüp) yaratmak­tadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur, mülk O'nundur. O'ndan başka ilâh yoktur. Buna rağmen nasıl çevriliyor­sunuz?" [15]

"Allah, yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı. Sizi suretlendirdi, suretlerinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve size güzel, temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir.[16]

"Sizin yaratılışınızda ve türetip yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. [17]

"Yeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır."

Ve kendi nefislerinizde de yine görmüyor musunuz? [18]

"Allah, sizi yarattı, sonra sizi öldürüyor, sizden kimi de

bildikten sonra bir şey bilmesin diye, ömrünün en aşağı

ucuna (yaşlılığa) geri çevrilir. Şübhesiz Allah, bilendir,

her şeye güç yetirendir." [19]

"Allah, size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve size, eşlerinizden çocuklar ve torunlar yarattı ve sizi güzel şeylerden rıziklandırdı. Şimdi onlar, batıla mı inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?" [20]

"Ey insanlar, sizi, tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden bir çok erkek ve kadın türetip yaratan Rabbinizden korkup sakının. [21]

"Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.

Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık. Ardından o alakı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık. Daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık. Böylece kemiklerine de et giydirdik. Sonra bir başka yaratılışla onu inşâ ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.

Sonra bunun ardından siz gerçekten ölecek olan­larsınız.

Sonra siz, gerçekten kıyamet günü diriltileceksiniz." [22]

"Sizi topraktan yaratmış bulunması, O'nun ayet­lerindendir. Sonra siz, (yeryüzünün her yanına) yayılmak­ta olan bir beşer (tüm) oldunuz.

Onda sukün bulup durulmanız için size, kendi nefis­lerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve mer­hamet kılması da, O'nun ayetlerindendir. Şübhesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.

Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renk­lerinizin ayrı olması, O'nun ayetlerindendir. Şübhesiz bunda âlimler için gerçekten ayetler var. [23]

"Kendi nefisleri konusunda düşünmüyorlar mı?" [24]

"Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinizc kulluk edin ki, sakmasmız.

O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah'a eşler koşmayın. [25]

"Nasıl oluyor da Allah'ı inkâr ediyorsunuz? Oysa Ölü iken sizi O, diriltti. Sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz.

Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O dur. sonra göğe.yönelip (istiva  edip) de onları  yedi  gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir. [26]

"Rahman (olan Allah,)

Kur'an'ı öğretti.

İnsanı yarattı.

Ona beyanı öğretti.[27]

"İnsanı, ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı. [28]

"Kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı ona dedi ki: 'Seni, topraktan sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli-ayağı tutan, gücü-kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah'ı) inkâr mı ettin?

Fakat o Allah, benim Rabbimdir ve ben, Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam. [29]

2) Eşsiz ve sonsuz bir kudretin eseri olan hayvanlar, yaratıhşiarıyla, yürüyeni, uçanı, sürüngeni, iki ve dört ayaklı olan her türüyle yegâne Rabbimiz Allah'ın var­lığının birer delilleridir... En küçüğünden en büyüğüne kadar incelendiğinde muazzam bir kudretin eserleri olduğu apaçık görülecektir... Ve yine görülecektir ki, bu hayvanlar insanoğlunun hizmetine verilmiştir... İnsanoğlu, kendi âlemini ve Alİah tarafından hizmetine verilmiş hay­vanlar âlemini keşfedip tanıdıkça, bu konuda ilim sahibi oldukça Rabbi Allah'ı daha iyi tanıyacaktır. Bütün bu deliller, Allah'ın insan kullarına verdiği akıl nimetini kul­lanabilen ve düşünebilen insanlar için, Allah'ın varlığım ve birliğini tanıyıp yegâne İlâh ve Rabb oluşunu idrak etmeye yeterlidir.

Rabbimiz Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurur:

"Ellerimizin yaptıklarından kendileri için nice hayvan­ları yarattığımızı görmüyorlar mı? Böylece bunlara malik oluyorlar.

Biz, onlara kendileri için boyun eğdirdik. İşte bir kısmı bineklerdir, bir kısmını(n da etini) yiyorlar.

Onlardan kendileri için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Yirie de şükretmeyecekler mi?" [30]

"Ki O, bütün çiftleri yarattı ve sizin için gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyleri var etti.

Onların sırtlarına binip doğrulmanız, sonra doğrul-duğunuz zaman, Rabbinizin nimetini zikretmeniz ve: 'Bunlara bizim için boyun eğdiren (Allah) ne yücedir. Yoksa biz bunu (kendi hizmetimize) yanaştıramazdık' demeniz için. [31]"Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip yayması, O'nun ayeti erindendir. Ve O, dileyeceği zaman onların hepsini toplamaya güç yetirendir. [32]

"Geceyi, gündüzü, güneşi ve ay'ı sizin emrinize verdi, yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şübhesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır.

Yerde sizin için üretip türettiği çeşitli renklerdeki 1 eri de (faydanıza verdi). Şübhesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayetler vardır. [33]

"Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır. Size onların karmlarındaki fers (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla kayan bir süt içirmekteyiz. [34]

"Rabbin bal ansına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin.

Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınların­dan türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şübhcsiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.[35]

"Göğün boşluğunda boyun eğdirilmiş (musahhar kılın­mış) kuşları görmüyorlar mı? Onları (böyle boşlukta) Allah*dan başkası tutmuyor. Şübhesiz iman eden bir topluluk için bunda ayetler vardır. [36]

"Gerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır. Karınlarının içinde olanlardan size içirmekteyiz ve . onlardan sizin için daha bir çok yararlar var. Sizler, onlar­dan yemektesiniz.

Onların üzerinde ve gemilerde taşınmaktasınız. [37]

"Onlar, üstlerinde dizi dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları, Rahman (olan Allah)'dan başkası (boşlukta) tutmuyor. Şübhesiz O, her şeyi hakkıy­la görendir." [38]

"Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimileri iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağt) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şübhe yok Allah, her şeye güç yetirendir.

Andolsun Biz, açıklayıcı ayetler indirdik. Allah dilediğini doğru yola yöneltip iletir. [39]

3) Göklerin ve yerin ve her ikisi arasında yaratilanların insana hizmet etmesi için insanın emrine verilişi, Allah'ın yegâne  Rabb oluşunun varlığının birer delil­leridir. Düşünen insan, bunların boş yere yaratılmadığını, herbirinin   kendisine   has   bir   vazifesi   ve   hedefinin olduğunu, bunları böyle yerli yerinde yaratanın Allah olduğunun farkına varır... Âlemleri yaratan Rabb Allah'a iman edip emrine teslim olur... İman etmek ve teslimiyet, ancak Allah'ın vazifeli kıldığı Rasuller aracılığıyla emret­tiği, Rasullerin gösterdiği şekilde olmalıdır... Bu konuda şöyle buyurur Rabbimiz Allah: "Biz, yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı? Dinlere ve ölülere Ve ondan sabit yüksek dağlar var etmedik mi? Size tatlı bir su içirmedik mi?" [40]

"Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik. Ve onu nasıl süsledik? Onun hiçbir çatlağı yok. Yeri de (nasıl) döşeyip yaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda göz alıcı ve iç açıcı her çiftten (nice bitkiler) bitirdik. (Bunlar,) içten Allah'a yönelen her kul için, hikmetle bakan bir içgöz ve bir zikirdir. [41]

"Ölü toprak, kendileri için bir ayettir. Biz, onu dirilttik, onda taneler çıkarttık, böylelikle ondan yemektedirler.

Biz, orada hurmalıklardan ve üzüm bağlarından bahçeler kıldık ve içlerinde pınarlar fışkırttık.

Onun ürünlerinden ve kendi ellerinin yaptıklarından yemeleri için. Yine de şükretmiyorlar mı?

Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah) çok yücedir." [42]

"iki denizi (birbirine) salıp katan O'dur. Bu, tatlı susuz­luğu giderici, bu da tuzlu ve acıdır. İkisinin arasında (birbirlerine karışmalarını önleyen) bir engel (berzah) ve aşıl­mayan bir sınır koymuştur." [43]

"İki deniz bir değildir. Şu tatlı, susuzluğu keser ve içimi kolay, şu da tuzlu ve acıdır. Ancak her birinde taze et yersiniz ve takınmakta olduğunuz süs eşyalarını çıkarırsınız. O'nun fazlından aramanız ve umulur ki, şükretmeniz için gemilerin onda (denizde) suları yara yara akıp gittiğini görürsün.

(Allah), geceyi gündüze bağlayıp katar, gündüzü de geceye bağlayıp katar. Güneşi ve ay'ı emre amade kılmıştır. Herbiri adı konulmuş bir süreye kadar akıp git­mektedir. İşte bunları (yaratıp düzene koyan) Allah, sizin Rabbinizdir. Mülk, O'nundur. O'ndan başka taptıklarınız ise, bir çekirdeğin incecik zarına bile malik olmazlar." [44]"(Onlar mı,) yoksa gökleri ve yeri yaratan ve size gök­ten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçel­er bitirdik. Sizin içinse bir ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir ilâh mı? Hayır, onlar, sapıklıkta devam eden bir kavimdir.

Ya da yeryüzünü bir karar yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden ve ona (yeryüzü için) sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir ara engel (haciz) "koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı? Hayır, onların çoğu bilmiyorlar." [45]

"Gerçekten gece ile gündüzün ardarda gelişinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde, korkup sakı­nan bir topluluk için elbette ayetler vardır." [46]

"Andolsun, onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı" diye soracak olursan, şübhesiz: 'Allah' diyecekler. Şu halde nasıl otur da çevrili­yorsunuz?" [47]

"Andolsun, onlara: 'Gökten su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?' diye soracak olursan, şübhesiz: 'Allah' diyecekler. De ki: 'Hamd, Allah'ındır.' Hayır, onların çoğu akletmiyorlar. [48]

"Andolsun, onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye soracak olsan, tartışmasız 'Allah' diyecekler. De ki: 'Hamd, Allah'ındır.' Hayır, onların çoğu bilmezler." [49]

"Andolsun, onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' Diye soracak olsan, elbette: 'Allah' diyecekler. De ki: 'Gördünüz mü haber verin: Allah'dan başka taptıklarınız, eğer Allah, bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup önleyecekler mi? De ki: 'Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler. [50]

"Andolsun, onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye soracak olsan, tartışmasız: 'Onları, üstün ve güçlü (aziz) olan, bilen (Allah) yarattı' diyecekler." [51]

"De ki: 'Göklerde ve yerde sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip çeviren kimdir?' Onlar: 'Alİah' diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz, yine de korkup sakınmayacak mısınız? [52]

"De  ki:   'Gördünüz mü  söyleyin:  Allah,  kıyamet gününe kadar geceyi sizin üzerinizde kesintisiz sürdüre­cek olsa, Allah'ın dışında size aydınlık verecek ilâh kimdir? Yine de dinlemeyecek misiniz?

De ki: 'Gördünüz mü söyleyin: Allah, kıyamet gününe kadar gündüzü sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek olsa, Allah'ın dışında size içinde din­leneceğiniz geceyi getirecek ilâh kimdir? Yine de görmeyecek misiniz?

Kendi rahmetinden olmak üzere O, sizin için dinlen­meniz ve O'nun fazlından (geçinmenizi) aramanız için geceyi ve gündüzü var etti. Umulur ki, şükredersiniz.[53] "İşte bu, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'dir. Öyleyse, haktan sonra sapıklıktan başka ne var? Peki, nasıl hâlâ çevriliyorsunuz?

Böylece Rabbinin sözü, o fasık kimseler üzerinde (şöyle) gerçekleşmiştir ki: 'Onlar, şübhesiz iman etmezler." De ki: 'Sizin şirk koştuklarınızdan ilk kez yaratacak, sonra onu iade edecek olan var mı?' De ki: 'Allah, yarat­mayı (ilkin) başlatır, sonra onu iade eder. Öyleyse nasıl çevriliyorsunuz?"

De ki: 'Sizin şirk koştuklarınızdan hakka ulaştırabile­cek var mı?' De ki: 'Hakka ulaştıracak Allah'dır.' Öyleyse, hakka ulaştıran mı uyulmaya daha hak sahibidir, yoksa doğru yola ulaştırılmadıkça kendisi hidayete ulaş­mayan mı? Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?

Onların çoğunluğu, zandan başkasına uymaz. Gerçekten zan ise, haktan hiçbir şeyi sağlayamaz. Şübhesiz Allah, onların işlemekte olduklarını bilendir?" [54]

Gökleri ve yeri hak olmak üzere yarattı ve size düzenli bir biçim (suret) verdi, suretlerinizi de güzel yaptı. Dönüş, O'nadır.[55]

"Sizi  yaratan  O'dur.  Buna rağmen  sizden  kiminiz kâfirdir, kiminiz mü'min. Allah, yaptıklarınızı görendir. [56]

"Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip yayması, O'nun ayetlerindendir. Ve O, dileyeceği

zaman onların hepsini toplamaya güç yetirendir. [57]

"Görmüyorlar mı gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinden şübhe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler ise, ancak inkârda ayak direttiler. [58]

4) Bütün canlıların mayasını oluşturan su, suyun müjdeleyicisi ve bulutlan sevk eden rüzgar, ölmüş bulu­nan toprağı yağmurla dirilterek çeşitli yiyecekler vermesi, insanların ihtiyacını gideren ateşin yaratılışı, Allah'ın varlığının delillerindendir...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik. Böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.

Ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da.

Kullara rızık olmak üzere ve onunla (o suyla) ölü bir şehri dirilttik. İşte (ölümden sonra) diriliş böyledir. [59]

"Bir de insan, yediğine bir bakıversin.

Biz, şübhesiz suyu akıttıkça akıttık.

Sonra yeri yardıkça yardık.

Böylece onda taneler bitirdik.

Üzümler, yoncalar.

Zeytinler, hurmalar.

Boyları birbiriyle yarışan ve içice girmiş ağaçlı bahçeler

Meyveler ve otlar.

Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere.[60]

"Kendi rahmetinin Önünde rüzgarları müjdeciler olarak gönderen O'dur. Biz, gökten tertemiz su indirdik.

Onunla ölü bir beldeyi (toprağı) canlandırmak ve yarat­tığımız hayvanlardan ve insanlardan bir çoğunu onunla

sulamak için.

Andolsun bunu, onların arasında öğüt alıp düşünsünler diye çeşitli biçimlerde açıkladık. Amma insanların çoğu nankörlük edip ayak direttiler." [61]

"Allah, rüzgarı gönderir, onlar da bulutu kaldırır. Böy­lece Biz, onu ölü bir beldeye sürükleriz.

Onunla yeri, ölümünden sonra diriltiriz. İşte (ölümden sonra) dirilip yayılmada böyledir. [62]

"Ya da karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgarları müjde vericiler olarak gönderen mi? Allah ile beraber başka bir ilâh mı? Allah, onların şirk koştuklarından yücedir. [63]

"O, gökten su indirendir. Bununla herşeyin bitkisini bitirdik. Ondan bir yeşillik çıkardık. Ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomur­cuğundan da yere sarkmış salkımlar birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçe­ler (kılıyoruz). Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şübhesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.[64]

"Görmüyor musun gerçekten Allah, gökyüzünden su indirdi de onu, yerin içindeki kaynaklara yürütüp geçirdi. Sonra onunla çeşitli renklerde ekinler çıkarıyor. Sonra kurumaya başlar, böylece onu, sararmış görürsün. Sonra da onu, kurumuş kırıntılar kılıyor. Şübhesiz bunda, temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak bir ders (zikir) vardır. [65]

"Ki O, belli bir mikdar ile gökten su indirdi de onunla ölü bir memleketi dirilttik (ve her yanma yeniden hayat) yaydık. Siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip) çıkanlacaksınız. [66]

"Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve O'nun emriyle gemileri denizde yüzmeleri için size emre âmâde kılandır. Irmakları da sizin için emre âmâde kılandır. [67]

5) Güneş, ay, yıldız ve gezegenlerin tabi oldukları değişmez nizam, gündüzün geçim temini ve gecenin dinlenmek için yaratılışı, güneş, ay ve gezegenleri tabi olduk­ları Sünnetullah'ın inceliği, bunların insanoğlunun faydalı olduğuna dair ayetler, Allah'ın varlık ve birliğine delildir...

Yegâne Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Gece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü, ondan sıyırıp yüzeriz, hemen artık karanlıkta kah vermişlerdir.

Güneş de kendisi için (tesbit edilmiş) olan müstakarra (karar bulacağı hedefe) doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir. Ay'a gelince Biz, onun içinde uğrak yerleri takdir ettik. Sonunda O, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner).

Ne güneşin aya erişip yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler.[68]

"Rabbini görmedin mi, gölgeyi nasıl uzatıvermiştir? Eğer dilemiş olsaydı onu durgun kılardı. Sonra Biz, güneşi ona bir delil kılmışızdır.

Sonra da onu tutup kendimize ağır ağır çekmişizdir.

O, geceyi sizin için bir elbise, uykuyu bir dinlenme ve gündüzü de yayılıp çalışma (zamanı) kılandır. [69]

"Allah, kendisinde sükun bulmanız için geceyi, aydın­lık olarak da gündüzü sizin, için var etti. Şübhesiz Allah, insanlara karşı (sınırsız) fazl sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmiyorlar.

İşte bu, sizin Rabbiniz Allah'dır. Her şeyin yaratıcısıdır. O'ndan başka ilâh yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?

İşte Allah'ın ayetlerini inkar edenler, böyle çevriliyor­lar?" [70]

"Güneşi bir aydınlık, ayı bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar tesbit eden O'dur. Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır. O, bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklamaktadır.

Gerçekten gece  ile gündüzün  ardarda gelişinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde, korkup sakı­nan bir topluluk için elbette ayetler vardır.[71]

"Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah, her şeye güç yetirendir.

Şübhesiz göklerin ve yerin yaratılışında gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. [72]

"Allah,'O'dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti, onları görmektesiniz. Sonra Arş'a istiva etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedir. Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki, Rabbinlze kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız. [73]

"Geceleyin ve gündüzün uyumanız ile O'nun fazlından (geçinmenizi temin için rızkınızı) aramanız, O'nun ayetlerindendir. Şübhesiz işitebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır. [74]

6) İnsanların, yiyeceklerin ve her türlü eşyanın taşın­masında hizmete âmâde kılman gemiler, denizlerden çıkarılan gıdalar ve süs eşyaları Allah'ın varlığı ve bir­liğinin delilleridir...

Rabbimiz Allah, ,bunu şöyle beyan buyurur: "Onların soylarını dolu gemilerde taşımamız da kendi­leri için bir ayettir.

Ve onlar için binmekte oldukları bunun benzeri (nice) şeyleri yaratmamız da. Eğer dilersek, onları batırır boğarız. Bu durumda ne onların imdadına yetişen olur, ne kurtulabilirler.

Ancak Bizden bir rahmet olması ve (onları) belirli bir zamana kadar yararlandırmamız başka.

"Ki O, bütün çiftleri yarattı ve sizin için gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyleri var etti."

"Denizi de sizin emrinize veren O'dur. Ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs eşyası çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunları) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir." [75]

7) İnsanların felâket anlarında, Allah'dan gayrı güvendikleri, inanıp ibadet ettikleri bütün ilâhları ve tağutları terk edip yalnızca Allah'a yalvarıp yakararak dönüş­leri de, Allah'ın varlığına delildir...

Bu konuda şöyle buyurur Rabbimiz Allah: "Başlarına iğrenç bir azab çökünce dediler ki: 'Ya Musa, Rabbine Sana verdiği ahid adına bizim için dua et. Eğer bu iğrenç azabı üzerimizden çekip giderirsen, andolsun, sana iman edeceğiz ve İsrail oğullarını seninle gön­dereceğiz.

Ne zaman ki, onların erişebileceği bir süreye kadar, o iğrenç azabı çekip giderdik onlar, yine andlarım bozdu­lar. [76] İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otu­rurken, ya da ayaktayken bize dua eder. Zararım üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan o zarar için Bizi, hiç çağırmamış gibi döner gider. İşte ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir.

"De ki: 'Düşündünüz mü hiç? Eğer size Allah'ın azabı gelirse, ya da saat (kıyamet) gelip çatarsa, Allah'dan başkasını mı çağıracaksınız? Eğer doğru sözlüler iseniz (çağırın bakalım).

Hayır, yalnızca O'nu çağırırsınız. Dilerse, kendisini çağırdığınız şeyi açar (giderir) ve şirk koşmakta olduk­larınızı unutursunuz.

Andolsun, senden önceki ümmetlere (peygamberler) gönderdik de onları dayanılmaz zorluk (yoksulluk) ve sıkıntılarla çeviriverdik, umulur ki, yalvarırlar diye.

Onlara, zorlu azabımız geldiği zaman yalvarmaları gerekmez miydi? Amma onların kalbleri katılaşti ve şey­tan onlara yapmakta olduklarını çekici (süslü) gösterdi.

Derken kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onların üzerlerine herşeyin kapılarım açtık. Öyle ki, kendilerine verilen şeylerle sevince kapılıp şımannca, onları apansız yakalayıverdik. Artık onlar, umutlan suya düşenler oldular.

Böylece zulmeden topluluğun kökü kurutuldu. Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah'adır."

"Sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı? Ne az öğüt alıp düşünüyorsunuz?"

"Sonra sizden zararı kaldırdığında, sizden bir grup (hemen) Rabblerine şirk koşar.

"Fakat onlardan azabı çekip giderince, bir de görürsün

ki onlar, andlarmı bozuyorlar." [77]

"Karada ve denizde sizi gezdiren O'dur. Öyleki siz, gemide bulunduğunuz zaman, onlar da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmektelcrken ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan dalgalar onları kuşatıverir. Onlar, artık bu (dalgalarla) gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde O'na gönülden katık­sız bağlılar (muhlisler) olarak Allah'a dua etmeye başlar­lar: 'Andolsun, eğer bundan bizi kurtaracak olursan, muhakkak sana şükrcdcnîerden olacağız.'

Amma (Allah) onları kurtarınca, hemen haksız yere, yeryüzünde taşkınlığa koyulurlar. Ey insanlar, sizin taşkınlığınız, ancak kendi aleyhinizedir. (Bu,) dünya ha­yatının geçici metaldir. Sonra dönüşünüz Bizedir. Biz de, yaptıklarınızı size haber vereceğiz." [78]

"Size, denizde bir sıkıntı (tehlike) dokunduğu zaman, O'nun dışında taptıklarınız kaybolur gider. Fakat karaya (çıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt çevirirsiniz. İnsan, pek nankördür. [79]

"Onlar, gemiye bindikleri zaman dini yalnızca O'na hâlis kılan, gönülden bağlılar olarak Allah'a yalvarıp yakanrlar. Amma onları karaya çıkarıp kurtarınca hemen şirk koşarlar.[80]

"Görmüyor musun ki, size ayetlerinden (bazılarını) göstermek için, gemiler, Allah'ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir. Hiç şübhesiz bunda, çok sabreden, çok şükre­den için gerçekten ayetler vardır.

Onları, kara gölgeler gibi dalgalar sarıverdiği zaman dini, yalnızca O'na hâlis kılan gönülden bağlılar olarak

Allah'a yalvarıp yakanrlar (dua ederler). Böylece onları karaya çıkarıp kurtarınca, artık onlardan bir kısmı ortayolu tutuyor. Bizim ayetlerimizi gaddar, nankör olandan başkası inkâr etmez. [81]

"İnsana nimet verdiğimiz zaman, yüz çevirir ve yan çizer. Ona bir şey dokunduğu zaman ise, artık o, geniş (kapsamlı ve derinlemesine) bir dua sahibidir (yalvarır durur): [82]

"İnsana bir zarar dokunduğu zaman, gönülden katıksız­ca yönelmiş olarak Rabbinc dua eder. Sonra O'na, kendinden bir nimet verdiği zaman,daha önce O'na dua ettiğini unutur ve O'nun yolundan saptırmak amacıyla Allah'a eşler koşmaya başlar. De ki: 'İnkârınla biraz (dünya zevk­lerinden) yararlan. Çünkü sen, ateşin halkmdansın. [83]

"Allah dedi ki: 'İki ilâh edinmeyin. O, ancak tek bir ilâhtır. Öyleyse Ben'den, yalnızca Ben'den korkun.

Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. İtaat ve kulluk da (din de) sürekli olarak O'nundur. Böyle iken, Allah'dan başkasından mı korkup sakınıyorsunuz?

Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah Mandır. Sonra size bir zarar dokunduğunda (yine) ancak O'na yalvarmaktasınız.

Sonra sizden zararı kaldırdığında, sizden bir grup (hemen) Rabbine şirk koşar.

Kendilerine verdiklerimize karşı nankörlük etmek için. Öyleyse yararlanın, ileride bileceksiniz. [84]

"De ki: 'Sizi, karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye O'na

yalvararak dua etmektesiniz.: ' Andolsun, bizi bundan kur­tarırsan gerçekten şükredenlerden oluruz."

De ki: 'Ondan ve her türlü sıkıntıdan sizi, Allah kurtar­maktadır. Sonra siz, yine şirk koşmaktasınız.[85]

"İnsanlara bir zarar dokunduğu zaman,gönülden katık­sız bağlılar olarak Rabblerine dua ederler. Sonra kendin­den onlara bir rahmet tattırınca hemencecik bir grup Rabblerine şirk koşarlar. [86]

8) Âlemlerin Rabbi Allah'ın her yarattığı varlık, O'nun varlığına ve birliğine şahidlik yapmakta ve O'nun varlığının birer delili olduğunu bütün akıllı insanlara ilân etmektedir...

Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor:

"Allah, kimi hidayete erdirirse işte o, hidayet bulmuş­tur. Kimi saptırırsa onlar için, O'nun dışında asla veliler bulamazsın. Kıyamet günü Biz, onları yüzükoyun körler, dilsizler ve sağırlar olarak hasrederiz. Onların barınma yerleri cehennemdir. Ateşi sükûn buldukça çılgın alevini

onlara arttırırız.

Bu, şübhesiz, onların ayetlerimizi inkâr etmelerine ve: 'Biz, kemikler hâline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltile­ceğiz?' demelerine karşılık cezalarıdır. [87]

"Onlar, görmüyorlar mı ki, gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan (Allah) ölüleri de diriltmeye güç yetirir. Hayır, gerçekten O, herşeye güç yetirendir. [88]

"Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratıl­masından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu bilmezler.

Kör olanla (basiretle) gören bir olmaz, iman edip salih amellerde bulunanlarla kötülük yapanlar da. Ne az öğüt alıp düşünüyorsunuz.[89]

"O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsıl­maz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz, gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik.

Bu, Allah'ın yaratmasıdır. Şu halde O'nun dışında olanların yarattıklarını bana gösterin. Hayır, zulmeden-ler,açıkça bir sapıklık içindedirler. [90]

"Size, bir korku ve umut (unsuru) olarak şimşeği göstermesi ile gökten su indirmek suretiyle ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi de, O'nun ayetlerindendir. Şübhesiz bunda, aklını kullanabilecek bir kavim için gerçekten ayetler vardır.

Göğün ve yerin Onun emriyle (hareketten kesilip olduğu yerde veya bu düzen içinde) durması da, O'nun ayetlerindendir. Sonra sizi yerden (toprağın altından) bir (kere) çağırma ile çağırdığı zaman hemencecik siz (bir de bakarsınız ki,) çıkarılmışsınız.

Göklerde ve yerde bulunanlar, O'nundur. Hepsi O'na gönülden boyun eğmiş bulunuyorlar.

Yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O'dur. Bu, O'na göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misal, O'nundur. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hik­met sahibidir. [91]

"Allah'ın, gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmüyor musunuz? Dilerse sizi giderir-yok eder ve yeni bir halk getirir.

Bu, Allah'a göre güç değildir.[92]

"Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasmdakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüb-hesiz o saat da yaklaşarak - gelmektedir. Öyleyse onlara karşı güzel davranışlarla davran.

Çünkü Rabbin, yaratan ve bilenin tâ kendisidir. [93]

"Gökleri ve yeri hak ile yarattı. O, şirk koştukları şeylerden yücedir.

İnsanı bir damla sudan yarattı. Buna rağmen O, apaçık bir düşmandır.

Ve hayvanları da yarattı. Sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz. [94]

"Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir oyun ve oyalanma konusu olsun diye yaratmadık.

Biz, onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler. [95]

"Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın Rabbi (olan Allah) onların nitelendirdiklerinden yücedir. [96]

"Göklerde ilâh ve yerde ilâh O'dur. O,hükünrve hik­met sahibidir, bilendir.

Göklerin,yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü kendisinin olan (Allah) ne yücedir. Kıyamet saatinin ilmi O'nun katındadır ve O'na döndürüleceksiniz." [97]

"Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.[98]

"Bakmıyorlar mı o deveye, nasıl yaratıldı?

Göğe, nasıl yükseltildi?

Dağlara, nasıl oturtulup kuruldu?

Yere, nasıl yayılıp döşendi?

Artık sen, öğüt verip hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısm. [99]

"De ki: 'Göklerin ve yerin Rabbi kimdir? De ki: Allah'tır. 'Öyleyse O'nu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen bir takınr veliler mi (ilâhlar mı) edindiniz?' De ki: 'Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?' yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma kendilerince bir­birine mi benzeşti? De ki: 'Alİah, her şeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır. [100]

"Şübhesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve ken­disiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada türetip yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutlan evirip çevirmesinde, düşünen bir topuluk için gerçekten ayetler vardır. [101]

"De ki: 'Göklerde ve yerde ne var? Bir bakıverin.' İman etmeyen bir topluluğa apaçık ayetler ve uyarmalar bir şey sağlamaz." [102]

"Göklerde ve yerde ne varsa, O'ndan ister. O, hergün bir iştedir.

Şu halde  Rabbinizin hangi  nimetlerini  yalanlaya­bilirsiniz?" [103]

"Ha, Mim.

Kitabın indirilmesi, üstün ve güçlü olan, hüküm ve hik­met sahibi Allah'dandır.

Şübhesiz, mü'minler için göklerde ve yerde ayetler vardır.

Sizin yaratılışınızda ve türetip yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.

Gece ile gündüzün ardarda gelişinde (veya aykırılığın­da) Allah'ın gökten rızık indirip ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları (belli bir düzen içinde) yönetmesinde,  aklını kullanan bir kavim için

ayetler vardır.

İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir. Sana, bunları hak olmak üzere okuyoruz. Öyleyse onlar, Allah'dan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze iman edecekler?" [104]

"O, biri diğeriyle tam bir uyum (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Alİah)'in yaratmasın­da hiçbir çelişki ve uygunsuzluk (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip gezdir. Her hangi bir çatlak (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun?

Sonra gözünü iki kere daha çevirip gezdir. O göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir." [105]

"Yaratmak bakımından siz mi daha güçsünüz yoksa gök mü? (Allah) onu bina etti.

Boyunu yükseltti, ona belli bir düzen verdi.

Gecesini kararttı, kuşluğunu açığa çıkarttı.

Bundan sonra yeryüzünü serip döşedi.

Ondan da suyunu ve otlağını çıkardı.

Dağlarını dikip oturttu.

Size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere.[106]

"Bilin ki, gerçekten Allah, ölümünden sonra yeryüzüne hayat verir. Şübhesiz Biz, umulur ki, aklınızı kullanırsınız diye size ayetleri açıkladık. [107]

Yegâne Rabbimiz Allah'ın verdiği akıl nimetini kullanan insanlar için, onların hidayetine yeterli ve hayatî ihtiyaçlarını karşılamaya kâfi gelen bütün ayetler, onların anlayabileceği şekilde açıklanmıştır... Katıksız iman sahibi, izzetli ve şeref­li muvahhid mü'min müslümanlar, kaydedilen ayetleri tekrar tekrar okuyup herbiri üzerinde derin derin düşünür­ler... Bu ayetlerin bahsetmiş olduğu gerçekleri derin derin düşünüp mahiyetini kavrar ve Allah'ın varlığının delillerini iyice anlayıp şuuruna ererler... Rabbimizin bu ayetlerinin beyan buyurduğu olayları inceden inceye araştıran ve düşünüp akleden her insan, yegâne Rabbinin, ilâhının ve Melikinin Allah olduğuna hiçbir şübhe duymadan iman ede­cektir. Nitekim iman edenler de böyle iman ettiler ve iman­larına zulmün en büyüğü olan şirki karıştırmadılar. [108]

Onlar, muvahhid mü'minler ve muttaki müslümanlar olarak Rabbleri Allah'ı tanıdılar, bildiler ve şübheye düşmeden iman ettiler. Rabbleri Allah'ı, O'nun ayetlerinde nasıl beyan buyrulmuş ise, öylece tanıyıp inandılar.

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Allah, O'ndan başka ilâh yoktur. Diridir, Kaimdir, O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde de, yerde de ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindckini ve arkalarındakini bilir. Dilediği kadarının dışında O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp kuş atamazlar... O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. Onların korunması, O'na güç gelmez. O, pek yücedir ve pek büyüktür.[109]

Ebu Musa (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):

"Şübhesiz ki, Allah Azze ve Celle uyumaz. Zaten O'na uyumak da yakışmaz. Tartıyı indirir ve kaldırır. Gündüzün amelinden önce O'na, gecenin ameli, gecenin amelinden önce de gündüzün ameli arz olunur.

Hicabı nurdur. Eğer onu açmış olsa, vechinin sübuhatı (nuru,  celâli), basarının  itaha ettiği bütün  mahlukatı yakardı. [110]

Yegâne  Rabbimiz  Allah,  kendisini  insan kullarına anlatırken şöyle buyurur:

"O Allah ki, O'ndan başka ilâh yoktur. Gaybı da, müşa­hede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur.

O, Allah ki, O'ndan başka ilâh yoktur. Melik'tir (bütün mülkün sahibidir), Kuddûs'tur (çok mukaddes, yüce, erişilmez ve bütün noksanlıklardan uzak), Selâm'dır(barış, esenlik ve güvenliğin kaynağı), Mü'min'dir (eman ve güvenlik veren), Müheymin'dir (koruyup, gözeten), Aziz'dir (üstün ve güçlü olan, asıl izzet sahibi), Cebbar'dır (dilediğini zorla da yaptıran), Mütekebbir'dir (büyüklükte eşi, benzeri ve ortağı olmayan, yalnız büyük olan). Allah (müşriklerin) şirk koşmakta olduklarından çok yücedir. O Allah ki, yaratandır (en güzel bir biçimde kusursuzca var edendir, şekil ve suret verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü, O'nu teşbih etmektedir.   O,  Aziz,  Hamid'dir  (hüküm  ve  hikmet sahibidir).[111]

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), Allah'ın ayetlerini düşünmemizi buyururken, O'nun Zatının nasıl olduğunu düşünmeyi yasaklamıştır... Çünkü insan buna güç yetire-mez. Allah'ın yaratmış olduğu şeyleri düşünerek Rabbimizin büyüklüğü, yüceliği anlaşılır, fakat Zatını düşünmek ve kavramak imkânsızdır...

İbn Abbas (r.anhuma)'nın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):

"Herşeyi  tefekkür edin.  Fakat Allah'ın Zatı'nı  acaba nasıldır diye düşünmeyin. Çünkü yedinci kat semadan Kürsî'ye kadar nurdan yedi bin perde vardır. O, bunun da , ötesindedir. [112]

İbn Abbas (r.anhuma)'dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: "Yaratıkları tefekkür edin. Fakat Yaratıcının Zatı'nı tefekkür etmeyin. Çünkü buna güç yetiremezsiniz." [113]

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Gözler, O'nu idrak edemez. O ise, bütün gözleri idrak eder. O, Lâtif olandır, haberdar olandır.[114]

Bu konuda, gerek cinlerden, gerekse insanlardan olan şeytanlar, muvahhid mü'minlere vesvese vermeye çalışırlar.Bu şeytanlar, Allah'ın Zatı konusunda muvahhid mü'minleri şübheye düşürmeye çaba harcarlar... Bu şey­tanların vesveselerinden ve şübhe tuzaklarından nasıl kur­tulacağımızı, biz muvahhid mü'minlerin muallimi ve önderi Rasulullah (s.a.s.) beyan buyurmuştur...

Enes  b.  Malik  (r.a.)'m  rivayetiyle  şöyle  buyurur

Rasulullah (s.a.s.):

"İnsanlar, birbirilerine bir takım sualler sormaktan asla vazgeçmey ec eklerdir.

Hatta:

Her şeyi yaratan Allah'dır, fakat Allah'ı kim yarat­mıştır? diyecekler. [115]

Ebu Hüreyrc (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"İnsanlar, birbirine sual sormakta devam edecekler.

Hatta şu da söylenecek:

Mahlukatı Allah yarattı, ya Allah'ı kim yarattı? İşte kim bu nev'îden bir şeye rastlarsa hemen: -Ben, Allah'a iman ettim, desin! [116] Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Sizden herhangi birinize şeytan gelir de: -Şunu böyle kim yarattı? (Şunu) böyle kim yarattı? En sonunda:

Rabbini kim yarattı? deyinceye kadar sorup vesvese verir.

Bundan dolayı şeytanın vesvesesi, Rabbinize kadar erişince, o vesveseli kişi hemen:

Eûzu billahi mine'ş-Şeytani'r-recîm, desin ve vesves­eye son versin.[117]

Rabbimiz Alİah tarafından yalnız ve yalnız kendisini tanısın, ibadet ve itaat etsin diye yaratılan insan, [118]aym zamanda yine Rabbimiz Allah tarafından kendisinin "misak" ahdi alınmıştır. om İnsan, Rabbi Allah'a verdiği ahde şahid tutulmuş, kendisinin kul, Allah'ın Rabb olduğunu tasdik etmiştir...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"(Allah,) doğunun ve batının Rabbi'dir. O'ndan başka ilâh yoktur. Şu hâlde (yalnızca) O'nu vekil tut. [119]

"Sizin ilâhınız tek bir ilâhtır. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bağışlayandır, esirgeyendir. [120]

Muvahhid mü'min müslümanlar, Allahjdan başka bir ilâhın, melik'in ve rabbin olmadığına, yegâne İlâh, Melik, Rabb   ve   Halik'in   Allah   olduğuna   katıksız   iman etmişlerdir.  Egemenliğin  tamamı kayıtsız ve  şartsız Allah'ındır. [121] Rabbimiz  Allah,  göklerde  de  yalnız İlândır, yerde de yalnız İlâh'dır. [122]Gökteki egemen­liğinin ortağı olmadığı gibi, yerdeki egemenliğinin de ortağı  yoktur.  Yerdeki  egemenliği  gasbedip  Allah'ın hükümlerini geçersiz kılarak, hakim oldukları ülkelerde insanlar için  nevalarından kanunlar koyup  yönetenler tağutlardır. Tağutlar, göklerde de İlâh, yerde de İlâh olan Allah'ın,   yerdeki   egemenliğini   gasbetmiş,   Allah'ın yeryüzündeki insan kulları için koyduğu hükümleri tanı­mayıp bir yana bırakarak, insanları sevk ve idaresi için heva-u heveslerinden hükümler koymuş, bu hükümleri insanlara yaptırırken, Alİah"n hükümleriyle amel etmeyi yasaklayarak, Allah"n hükümleriyle amel edenleri ceza­landırmışlardır...

Rabbimiz Allah, kendisine iman edilmesinin ilk şartı olarak, tağutu tanımayıp inkâr ederek red edilmesini emretmiştir. Kim ki, hak ve batıl, doğru ve yanlış, Tevhid ve Şirk, iman ve küfür birbirinden tamamen ayrılmış iken, tağutu tanımayıp redederek Allah'a iman ederse o, kop­ması mümkün olmayan sapasağlam bir kulpa yapışmış, böylece kurtuluşa ermiştir. [123]

Böylece Tevhid ve İman konusunda iki tip insan ortaya çıkmıştır. İnsan, ya, Allah'a ve O'nun indirdiklerine iman etmiş, O'nu Tevhid ederek muvahhid mü'min olmuştur, ya da Allah'ı veya O'nun indirdiklerini inkâr etmiş, ya da hafife alarak itibar etmemiş olduğu için, veyahud Allah'ı Zatına ve sıfatlarına, kendisini veya bir başkasını ortak kılarak şirk koşmuş, böyle bir durum ile müşrik kâfir olmuştur.

Şehid imamımız îmanı Ebu Hanife (rh.a.), "El-Âlim Ve'1-Muteallim" adlı eserinde bu konuda şunları beyan eder:

"Şüphesiz ki, insanlar yüce Allah'ı bilme ve tasdik etmeleri ile mü'min, inkâr etmeleri sebebiyle de kâfir olurlar.[124]

"Şüphesiz ki, onların:

Allah, Rabbimizdir, dediklerini biliyorum. Oysa ki onlar, bununla da Allah'ı bilmiyorlar. Çünkü Allah:

"Onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye soracak olsan, 'Alİah' diyecekler. Sen de: 'Allah'a hamdolsun' de. Onların çoğu bilmezler." [125] buyurmaktadır.

Yani onların çoğu, anasından kör olarak doğan bir sabinin hiçbir şey bilmeksizin geceyi, gündüzü, sarıyı, siyahı söylemesi gibi bu sözü, gayr-ı şuurî olarak söyleyenler gibidir. Böylece kafirler, Allah'ın ismini mü'minlerden işitmişler. İşittiklerini de bilmeden söyle­mektedirler.

Bunun için Kur'an-ı Kerim'de

"Ahirete inanmayanların kalbleri, inkâr edicidir, kendi­leri de kibirlidir." [126] buyrulmuştur. [127]

"Kâfirlerin, küfrü ve inkârı bir ve fakat ibadetleri fark­lıdır.

Mesalâ, bir yahudî'ye kime ibadet ettiğini sorarsanız:

Allah'a ibadet ediyorum, der.

Allah'ı sorduğun zaman, O'na, beşer şeklinde yaratılmış olan oğlu Uzeyr olduğunu söyler. Bu durumda olan kimse, Allah'a iman etmiş olmaz.

Eğer bir Hristiyan'a, kime ibadet ettiğini sorsan:

Allah'a ibadet ediyorum, der.

Allah'ı sorduğunda, O'nun, İsa'nın cesedinde ve Meryem'in karnında gizlenen, bir yere sığan ve giren var­lık olduğunu söyler. Bu durumda bulunan kimse ise, Allah'a iman etmiş olmaz.

Mecusî'ye de, kime ibadet ettiğini sorarsan, o da:

Allah'a ibadet ediyorum, diye cevap verir. Fakat Allah'ı sorduğun zaman, O'nun, ortağı, eşi ve çocuğu bulunan bir varlık olduğunu söyler.

Bu durumda olan bir kimse de, Allah'a iman etmiş olmaz.

Bütün bu kimselerin Allah'ı bilmemeleri ve inkârları

birdir. Vasıfları, sıfat ve ibadetleri çok ve değişiktir.

Meselâ, üç kişi var. Bunlardan biri, kendisinde, dünya­da eşi bulunmayan bir beyaz inci mevcud olduğunu iddia ediyor. Daha sonra kara üzümün bir danesini çıkararak bunun, inci olduğuna yemin ediyor, diğerleri ile de bu konuda tartışmaya giriyor.

Bir başkası, kendisinde dünyada benzeri bulunmayan bir inci olduğunu iddia ederek bir ayva çıkarıyor ve bunun inci olduğuna yemin edip insanlarla münakaşaya giriyor. Üçüncüsü, eşsiz kıymetteki incinin kendisinde bulunduğunu iddia ederek, bir çamur parçası çıkarıyor ve bunun inci olduğu hususunda yemin ederek, başkalarıyla bahse giriyor.

Bu üç kişi, inciyi bilmedikleri konusunda bir­leşmişlerdir. Zira, sıfatları çok ve değişik olmasına rağ­men, hiç biri inciyi bilmemektedirler. İşte böylece sen, onların tavsif ve ibadet ettiklerine, ibadet etmediğini bilirsin. Çünkü onlar, üç yahud iki ilâh tavsif ediyorlar, tavsif ettiklerine de ibadet ediyorlar.

Oysa ki sen, bir olan Allah'ı tavsif ediyorsun. O hâlde senin ibadet ettiğin mabudun, onların ibadet ettiklerinden başkadır. Onların mabudu da senin ibadet ettiğinden başkadır. Bunun için Kur'an'da:

"De ki: 'Ey kâfırler,ben, sizin taptıklarınıza tapmam, siz de benim taptığıma tapmazsınız. [128] buyrulmuştur.[129]

"Nimete küfür, kişinin nimetlerin Allah'dan olduğunu inkâr etmesidir. Eğer nimetlerden birini inkâr ve onun Allah'dan olmadığım iddia ederse, o kimse Allah katında kâfir olur. Böylece Allah karşısında kâfir olan, nimetlerini de inkâr eder.

Yüce Allah, Kur'ân-ı Kerim'de:

"Onlar, Allah'ın nimetlerini itiraf ederler, sonra da inkâr ederler." [130]  Yani kâfirler, gecenin gece, gündüzün de gündüz olduğunu bilirler. Sıhhat, zenginlik ve ulaştıkları rahat ve bolluğun nimet olduğunu itiraf ederler. Fakat onlar, asıl lütuf ve ihsan edici olan Allah'a değil, kendilerinin ibadet ettikleri şeye nisbet ederler. Bundan dolayı Allah, onların nimetlerini itiraf edip, sonra da onları inkâr ettiklerini ifade eder. Yani onlar, nimetlerin hiçbir benzeri olmayan Allah'dan olduğunu inkâr ederler. [131]

 



[1] Fussilet, 41/53.

[2] Mürselet", 77/20-24.

[3] Abese, 80/17-22.

[4] A'la, 87/1-3.

[5] Alak, 96/12.

[6] Yasin, 36/36.

[7] Yasin, 36/77-79.

[8] Furkan, 25/54.

[9] Kıyamet, 75/36-40.

[10] Fahr, 35/11.

[11] Fahr, 35/27-28.

[12] Vakıa, 56/57-62.

[13] Nemi, 27/64.

[14] Yunus, 10/31

[15] Zümer, 39/6.

[16] Mü'min, 40/68.

[17] Casiye, 45/4.

[18] Zariyat, 51/20-21.

[19] Nahl, 16/70.

[20] Nah!, 16/72.

[21] Nisa, 4/1.

[22] Mü'minun, 23/12-16.

[23] Rum, 30/20-22.

[24] Rum, 30/8.

[25] Bakara. 2/21-22.

[26] Bakara, 2/28-29.

[27] Rahman, 55/1-4.

[28] Rahman, 55/14.

[29] Kehf, 18/37-38.

[30] Yasin, 36/71-73.

[31] Zuhruf, 43/12-13.

[32] Şura, 42/29.

[33] Nahl, 16/12-13.

[34] Nahl, 16/66.

[35] Nahl. 16/68-69.

[36] Nahl, 16/79.

[37] MÜ'minun, 23/21-22.

[38] Mülk, 67/19.

[39] Nur, 24/45-46.

[40] Mürselat. 77/25-27

[41] Kaf, 50/6-8.

[42] Yasin, 36/33-36.

[43] Furkan, 25/53.

[44] Fatır, 35/12-13.

[45] Nemi, 27/60-61.

[46] Yunus, 10/6.

[47] Ankebut, 25/61.

[48] Ankebut, 29/63.

[49] Lokman, 31/25.

[50] Zümer, 39/38.

[51] Zuhruf, 43/9.

[52] Yunus, 10/31.

[53] Kasas, 28/71-73.

[54] Yunus, 10/32-36.

[55] Teğabun, 64/3

[56] Teğabun, 64/2.

[57] Şura, 42/29.

[58] İsra, 17/99.

[59] Kaf, 50/9-11.

[60] Abese. 80-24/32.

[61] Furkan, 25/48-50.

[62] Faür, 35/9.

[63] Nemi, 27/63.

[64] En'am, 6/99.

[65] Zümer, 39/21.

[66] Zuhruf, 43/11.

[67] İbrahim, 14/32.

[68] Yasin, 36/37-40.

[69] Furkanr 25/45-47.

[70] Mü'min, 40/61-63.

[71] Yunus. 10/5-6.

[72] Âl-İ İmrân. 3/189-190.

[73] Ra'd, 13/2.

[74] Rum. 30/23. Ayrıca bkz. Fatır, 35/13. En'am, 6/75, vd.

Casiyc, 45/5. Bakara, 2/164. Hadid, 57/6. İbrahim, 14/32,

[75] Nahu'6/14. Ayr.ca bkz. Fatır, 35/12, vd. Mü'minun, 23/21, vd. İbrahim, 14/32

[76] A'raf, 7/134-135.

[77] Zuhruf, 43/50.

[78] Yunus, 10/22-23.

[79] İsra, 17/67.

[80] Ankebut, 29/65.

[81] Lokman, 31/31-32.

[82] Fussilet, 41/51.

[83] Zümer, 39/8. Ayrıca bkz. Yunus, 10/12.

[84] Nahl, 16/51-55.

[85] En'am, 6/63-64.

[86] Rum, 30/33.

[87] İsra, 17/97-98

[88] Ahkaf, 46/33.

[89] Mü'min, 40/57-58.

[90] Lokman, 31/10-11.

[91] Rum, 30/24-27.

[92] İbrahim, 14/19-20.

[93] Hicr, 15/85-86.

[94] Nahl, 16/3-5.

[95] Duhan. 44/38-39.

[96] Zuhruf, 43/82.

[97] Zuhruf, 43/84-85.

[98] Fetih, 48/4 ve 7.

[99] Ğaşiye, 88/17-21.

[100] Râ'd, 13/16.

[101] Bakara, 2/164.

[102] Yunus, 10/101.

[103] Rahman, 55/29-30.

[104] Casiye, 45/1-6.

[105] Mülk, 67/3-4.

[106] Naziat, 79/27-33.

[107] Hadid, 57/17?,

[108] Bkz. En'am, 6/82. Lokman, 31/13.

[109] Bakara, 2/255.

[110] Sahih-i Müslim, Kitabu't-İman, B. 79, Hds. 293-295. Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 13, Hds. 195-196.

[111] Haşr, 59/22-24.

[112] İmam Suyutî, Camiu's.Sağır Muhtasarı, c.2, sh. 229, Hds. 1796 (3345). Ebu'ş-şeyh el-lsbehânî'nin "Kitabu'l-Azame'den

[113] İmam Suyutî, A.g.e. c.2, sh.229, Hds. 1797 (3346). Ebu'ş- şeyh el-İsbehanî, "Kitabu'l-Azame"den. AHame Abdurrauf Münâvî (rh.a) bu hadislerin tahkikinde şunları kaydeder:

"Irakî, isnadının cidden zayıf olduğunu söylerken Heysemî de, senedinde metruk bir zat olduğunu beyan eder.

Sahavî:

Senedleri zayıftır, fakat hepsinin toplamı kuvvet kazandırı­yor, demiştir."

Abdurrauf Münâvî, Feyzu'l-Kadir şerhu'l-Camiu's-Sağır, Beyrut (Dam'l-Marife), 1391/1972, 12. Baskı, c.3, sh. 264. Ayrıca bkz. Aclunî, Keşfu'1-Hafa, c.l, sh. 311, Hds. 1005.

[114] En'am, 6/103.

[115] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İ'tisam bi'1-Kitabi Ve's-Sünneti, B.3, Hds, 27. Sahih-İ Müslim, Ritabu'1-İman, B. 60, Hds. 215-216.

[116] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B. 60, Hds. 212.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sünnet, B.19, Hds. 4721.

İmam Nesâî, Habisler Işığında Günlük Hayat, c.2, sh. 112, Hds.

[117] Sahih-i Buhârî, Kitabu Bed'îL-Halk, B.ll, Hds. 83.

Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B. 60, Hds. 214. İmam Neseî A.g.e. C. 2, Sh. 112, Hds. 663.

[118] Bkz. Zariyat, 51/56.

[119] A'raf, 7/172-173.

[120] Müzemmil, 73/9. Ayrıca bkz. Hud, 11/14. Kasas, 28/70. Mü'min, 40/62 ve 65. Fatır, 35/3

[121] Bkz. Yusuf, 12/40 ve 67. En'am, 6/57 ve 62.

[122] Bkz. Zuhruf, 43/84.

[123] Bkz. Bakara, 2/256.

[124] Imam-ı Azam'ın Beş Eseri, sh. 38. 

[125] Lokman, 31/25

[126] Nahl, 16/22

[127] A.g.e. sh. 40.

[128] Kafinin, 110/1-3

[129] A.g.e. sh. 39-40.

Not: şehid İmam (rh.a)'ın bu örneğinden hareketle zamam-mızdaki tağutî ve beşerî bütün ideolojiler ile düzenleri incele­yebiliriz... Sonuçta hepsinin Allah'ın hükümlerini reddetme yürürlüğe koymama ve yürürlüğe koymak isteyen muvahhid mü'minlere amansız karşı koyup mücadele ettiği görülecek tir... Hareketleri, birbirinden farkiı olsa da, özde birdirler... Hepsi şirk ve küfür üzere kurulmuşlardır... 

[130] Nahl, 16/83

[131] A.g.e sh. 41,42.