Aynısının Tıpkısı

 

Yeniden İslâm'a!..

Şu ana kadar öğretilen ve zorla kabul ettirilmeye çalı­şılan tüm gayr-ı İslâmî değerleri tamamıyla bırakıp yeniden İslâm'a...

Resmî veya gayr-ı resmî birilerinin, din adına, mâne-vîyat adına, İslâm adına beyinlere şırıngalamak istediği bütün gayr-ı İslâmî kültürü, bütün hurafeleri, bütün bid'atları beyinlerden ve zihinlerden silip süpürerek tertemiz beyinler, saflaştırılmış kalblerle yeni baştan İslâm'a!...

Muyahhid mü'min ferd olarak, aile ve cemaat olarak kendimizi yeniden İslâm'a arzetmeliyiz... Gerek akidemizi, gerekse amelî anlayışımızı, gerçek İslâm'a, yani Kur'ân-ı Kerîm'e ve Rasulullah (s.a.s.)'in Sahih Sünnetine, ümmetin adil, muttaki müctehıd ulemânın icmasına ve yine müctehıd imamların ictihadlarına arzetmeliyizl..

Bir noksanlığımız, bir yanlışlığımız varsa, onu tashih etmemeliyiz!.. Kendimizi İslâm'la düzeltmeli, İslâm'a teslim olmalıyız...

Yegane Rabbimiz Allah (c.c.) ve yegane önderimiz Rasulullah (s.a.s.), ne emretmişlerse, nasıl hükmetmişlerse, hiç bir itiraz etmeden her şeyiyle teslim olmak, inanmak ve amel etmek muvahhid mü'minlerin vazgeçilmez, olmazsa olmaz fıtrî özelliğidir... Çünkü muvahhiddir, yani Tevhidin gereğini yapandır... Çünkü mü'mindir, yani katıksız iman etmiş ve hayatını ona göre tanzim etmiştir...

Rabbimiz Allah, böyle muvahhid mü'min kullan için şöyle buyurur:

"Allah ve Rasulü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min olan bir erkek ve rnü'min olan bir kadın için o işte kendi is­teklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Rasulüne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapıl­mıştır.[1]

Yine muvahhid mü'minlerin tabiî özelliklerinden biri­si de, aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Rasulullah (s.a.s.)'e davet edildikleri zaman, hiç bir itiraz ve şahsî görüş gündeme getirmeden, "işittik ve itaat ettik,demeleridir. [2]Ay­nı zamanda işittiklerine itaat edecekleri sözü verdikleri gibi, hâl ve hareketleriyle de itaat ederek, bunu isbat ederler...

Böyle sağlam katıksız iman ve salih amel sahibi olan muvahhid mü'min kadın ve erkeğin, Allah'ın emri, Rasulullah (s.a.s.)'in Sünnet'i üzere nikâhlaşıp oluşturdukları mu­vahhid aileye Allah'ın dini, hayat nizamı İslâm hakim ol­muştur... Allah ve Rasulullah (s.a.s.)'ın emirlerince gerek ferdî, gerekse ailevî hayatlarını tanzim eden muvahhid mü'min karı ve koca, kendilerine Rabbleri Allah tarafından verilmiş olan haklarına razı olmuş, Rasulullah (s.a.s.)'in gösterdiği şekilde bu haklarını kullanırlar... Yalnızca Allah'a kuldurlar... Kul olma ve Allah'ın emirleriyle Rasulullah (s.a.s.)'ın Sünnetlerine tabi olma konusunda birbirlerinden farkları olmadıkları gibi,üstünlükleri de yoktur. Üstünlük, Allah'ın indinde ancak takvadadır. [3] Kim daha çok muttaki ise, üstün olan odur!..

Muvahhid ailenin sevk ve idaresinde, ne kocanın, ne de hanımın sözü geçerlidir... Bu iman ve takva ailesinin ida­resinde yegane Rabbimiz Allah'ın ve O'nun "Âlemlere rah­met olan" Rasulü (s.a.s.)'in sözü, yani emirleri geçerlidir... Muvahhid ailede koca ve hanım, muvahhid ve mü'minler oldukları için Allah ve Rasulü (s.a.s.)'in emirlerine teslim olmuş ve haklarına rıza göstermişlerdir... Herkes üzerine düşen vazifeyi hakkıyla edâ edince, bu iman ve takva ailesi, huzur ve saadet yuvası olur...

Böyle bir yuvayı oluşturan ve İslâmî ilkeler doğrultu­sunda idare etmeye gayret eden muvahhid mü'min erkek ve kadın, yani koca ve karının haklarından ve vazifelerinden bahsedilecek olursa, şunlar gündeme girer... Şimdi bu me­seleler üzerinde duralım... Allah'a kul olma noktasında birbi­rinin benzeri, yani aynısının tıpkısı olan mü'min müslüman kadın ve kocanın huzur ve saadet yuvası hâline getirdikleri, bir İslâm ailesindeki duruma bir nazar edelim!..

Önce şu hadis-i şeriflere bakalım!..

Ebu Eyyub (EI-Ensarî, r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyu­rur Rasulullah (s.a.s.):

"Dört şey Rasullerin Sünnetlerindendir: Haya,güzel koku sürmek, misvak kullanmak ve evlenmek.[4]

Ve Enes (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

"Bana dünyada, Kadınlar ve güzel koku sevdirildi. Gözümün nuru da namazdır. [5]

Rabbimiz Allah'ın yeryüzünde insan kulları için vazi­feli kıldığı hidayet rehberi olan Rasullerin ve Nebilerin en sonuncusu, kendisinden sonra ne bir rasul, ne de bir nebî gelmeyecek olan önderimiz Rasulullah (s.a.s.), ayrıca şöyle buyururlar:

Rasulullah (s.a.s.)'in bu buyruğunu mü'minlerin anne­si Aişe (r.anha) rivayet eder:

"Evlenmek, benim Sünnetimdir. Kim, benim Sünne­timle amel etmezse (bundan yüz çevirirse) benden değildir.

Ve evleniniz, çünkü ben (kıyamet günü diğer) üm­metlere karşı çokluğunuzla iftihar ediciyim. Kimin evlenme harçlığı var ise, evlensin. Kim (bu masrafı) bulamazsa (nafîle) oruç tutmalıdır, Çünkü şübhesiz oruç, sahibi için şehvet kırıcıdır.[6]

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti'nden yüz çe­virmek, O'na uymamak demek olduğu gibi, aynı zamanda "O'ndan olmamak" demektir. "Sünnetimi işlemeyen, benden değildir." beyanı, yalnızca evlenme konusunda anlaşılma­malıdır... Sünnet-i Seniyye'nin tümü için aynı hüküm geçer­lidir...Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), gibi oruç tutmayan, O'nun gibi namaz kılmayan ve O'nun gibi davranmayıp, O'nun Sünneti'ne aykırı davrananların tümü bu hükmün i-çinde muteâlâ edilir. [7] Halbuki Rabbimiz Allah, Rasulullah  (s.a.s.) uymayı, mü'min kullarına emretmiş ve imanın gereği olduğunu beyan buyurmuştur.[8]

"Her kim, benim Sünnetimden, yüz çevirirse benden değildir." cümlesinden murad, Sünnetimden yüz çeviren be­nim yolumda değildir, demektir. Yani buradaki Sünnetten murad, tarikat ve yoldur. Bu da, Farz, nafile bütün amellere ve akaide şamildir. [9]

Aynı konuda önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'den bir başka rivayet de şöyledir:

Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.) anlatıyor:

Kadınları terk edip (onlardan uzak yaşayan) kimseler­den olan Osman b. Maz'un'un işi ortaya çıktığında, Rasulul­lah (s.a.s.), O'na (haber) gönderip çağırttı. (Gelince) de şöyle buyurdu:

"Osman, şübhe yok ki, ben, ruhbanlıkla emrolunma-dım. Sen, benim Sünnetimi terk mi ettin?"

(Osman:).

Hayır, Ya Rasulullah, cevabını verdi.

(O zaman Rasulullah,) şöyle buyurdu:

"Şübhe yok ki, namaz kılmam, uyumam, oruç tutmam, yemek yemem, evlenmem, boşamam benim Sünnetimdir. Artık kim benim Sünnetimi terk ederse, benden değildir.

Osman, muhakkak ki, üzerinde ailenin hakkı vardır, üzerinde nefsinin hakkı vardır.[10]

Bu, böyledir!..

Muvahhid mü'minler, Rasulullah (s.a,s.), bütün Sün­netine sarılmayı, uygulamayı hassasiyetle gündeme getiren ve canlı tutan şahsiyetlerdir.

Rabbimizin emirlerine ve Rasulullah (s.a.s.), bütün Sünneti'ne sarılmayı, uygulamayı hassasiyetle gündeme ge­tiren ve canlı tutan şahsiyetlerdir...

Rabbimizin emirlerine ve Rasulullah (s.a.s.)'ın Sün­netine tabi olanlar, taviz vermeyenler ve bu yoldan sapma­yanlar, ancak Rasulullah (s.a.s.), kendileriyle övündüğü ümmet olma hakkını kazanmışlardır!.. Yoksa adının müslü-man adı olanlar, kendisini müslüman sayanlar, diğer yanda gayr-ı îslâmî tağutî rejimlere tabi olmuş, şeytanî ideolojileri benimsemiş kişiler, bu ümmetten değildirler... Onlar, hayat nizamı olarak neyi benimsemiş ve neye tabi olmuşlarsa, on­lardandır... Biraz müslüman, biraz gayr-i müslim, biraz i-man, biraz küfür, ya da biraz Tevhid, biraz şirk hâlinde ol­mak, kesinlikle, iman ve Tevhidin kabul edemeyeceği bir durumdur... Böyle bir durum, gayr-i müslim, küfür ve şirk durumudur...

Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti'ne tabi olmak, dolayı­sıyla Rasulullah (s.a.s.)'den olmak, O'nun gibi yaşamak ver­diği emirlere, yaptığı tavsiyelere uymaktır... Yani Kur'ân-ı Kerim'i, O'nun gibi anlayıp yaşamaktır... Küfürle, şirkle, e-gemen tağutî düzenlerle, müşrik ve kâfirlerle savaşmakta O'na uymak, O'nun gibi davranmak Sünnettir... Ülke yöne­timinde O'na uymak, ekonomide O'na uymak, hukukta O'na uymak, ferdî ve toplumsal meselelerde O'na uymak Sünnet­tir... O'nun Sünneti'ne uymamak veya kendi görüşüne itibar etmek, ya da tağutî ideolojilere, kanunlara uymak, elbette Kitab'ın ve Sünnet'in dışına çıkmak demektir!.. Kitab ve

Sünnet'in dışına çıkmanın da hükmü açık ve net bellidir: İs­lâm'dan dönmek!...

Bu, böyledir!..

Demek ki, evlilik, yani Allah'ın emri ve Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti gereği, Kitab ve Sünnet'in hükmü gereği evlenen, mü'min erkek ve mü'mine kadın, evlilik hayatları boyunca Allah ve Rasulullah (s.a.s.)'in hükmüne tabi ola­caklarını nikâh sırasında kesin bir ahd ile söz vermişlerdir... Hayatlarının her hâl ve hareketlerinde uymaya söz verdikleri Kitab ve Sünnet'e bu konuda da uyacaklarına söz vermişler­dir... Muvahhid ailelerinde tüm uyum ve uyumsuzluklarda Alİah ve Rasulullah (s.a.s.)'e uyacaklarına ahd ederler, nikâh sırasında!..

Allah'a kul, Rasulullah (s.a.s.)'e ümmet olma konu­sunda iman etmiş erkek ve kadın arasında bir farkın olmadı­ğı belirtilmişti...

Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'ın rivayetiyle Rasu­lullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Kadınlar, (yaratılışta ve tabiatta) erkeklerin benzeri­dirler (diğer yarılarıdır.)[11]

Rabbimiz Allah'a gereği üzere kul olmak konusunda birbirinin aynısının tıpkısı olan mü'min erkekler ve mü'mine kadınlar için Rabbimiz şöyle buyurur:

"Hiç şübhesiz, müslüman erkekler ve müslüman ka­dınlar, mü'min olan erkekler ve mü'min olan kadınlar, gö­nülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) i-taat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadın­lar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Al-tah'dan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'dan) korkan ka­dınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan er­kekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden erkekler ve (Allah'ı çokça) zikreden kadınlar, (işte) bunlar i-çin Allah, bir bağışlama ve büyük bir ecir hazırlamıştır.[12]

Ayet-i Kerime'nin esbâb-ı nüzulünde şu olayı görüyo­ruz. ÜmmÜ Umâre el-Ensarî (r.anha) anlatmış.

Ümmü Umâre, RasuluHah (s.a.s.)'e gelerek: Her şeyi yalnız erkekler için görüyor ve kadınların her hangi bir şeyle anıldıkların görmüyorum, demiş.

Bunun üzerine: "Hiç şübhesiz, müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar...." ayet-i kerimesi inzal oldu. [13]

Diğer bir rivayet de şöyle: Katade şöyle dedi:

Allah Teâlâ, Nebî (s.a.s.)'in zevcelerini zikredince, müslüman kadınlardan bir grup, onlara uğradı ve dediler ki:

Sizin isminiz, Allah Teâlâ tarafından zikredildi, bi­zimki zikredilmedi, Eğer bizde bir hayır bulunsaydı, bizim de ismimiz zikredilirdi.

Bunun üzerine Allah Teâlâ, bu ayeti indirdi. [14] Bir ayette de şöyle buyurur Rabbimiz Allah: "Nitekim Rabbleri onlara (dualarını kabul ederek) cevab verdi: Şübhesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam. Sizim kiminiz, kiminizdendir. İşte hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp çıkarı­lanların ve yolunda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenle­rin, mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları atlarından ır­maklar akan cennetlere sokacağım. (Bu), Allah katından bir karşılık (sevab) tır. (O) Allah, karşılığın (sevabın) en güzeli O'nun kalındadır. [15]

Bu ayet-i kerimenin esbâb-ı nüzulünde de şunu görü­yoruz:

Mü'minlerin annesi Ümmü Seleme (r.anha), Rasulul­lah (s.a.s.)'e dedi ki:

Ya Rasulullah, Allah'ın hicret hususunda herhangi bir şeyde kadınları zikrettiğini işitmiyorum.

Bunun üzerine Allah Teâlâ, bu ayeti indirdi.[16]

Dikkat edilecek olunursa, gerek iman, gerekse amel konusunda mü'min ve mü'mineler eşittirler... Rabbimiz Allah (c.c.)'nin ve RasuluHah (s.a.s.)'in emirleri doğrultusunda üzerlerine düşen vazifeyi yapmak ile mükelleftirler... Bu ko­nuda birbirlerinden üstünlükleri, ancak takva ile olduğu de­falarca beyan edildi... Mü'min erkek, kendisine Allah tara­fından emredileni yerine getirirken, kendisine Allah'ın ver­diği haklara rıza göstermelidir... Bu, onun imanının gereği­dir... Aynı şekilde mü'min kadın, kendisine Allah tarafından emredileni yerine getirirken, yine kendisine Allah'ın verdiği haklara rıza göstermelidir... Bu, Onun imanının gereğidir... Hayatın her konusunda muvahhid mü'minlerin örneği ve önderi Rasulullah (s.a.s.) olduğu gibi, bu konuda da önderi, Rasulullah (s.a.s.)'dır. O hâlde Rabbimiz Alİah (c.c.)'nin aüe hukukuna dair buyurduğu emir ve vazifeleri, karşılıklı hak­ları, Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti'ne uyarak icra etmemeli­dirler... Bu da, muvahhid mü'min ve mü'minenin imanının bir gereğidir... Yoksa, "Bizi yalnız Kur'ân bağlar" deyip Ra­sulullah (s.a.s.)'i devreden çıkararak, okudukları ayet-i keri­meleri kendi zevklerine, menfaatlerine ve şahsî görüşlerine göre yorumlayamazlar... Eğer böyle bir yanlışlığın, böyle bir felaketin içine düşerlerse, aile faciası ortaya çıkar, yani aile­de anarşizm baş gösterir...

Okunan ayeti, erkek ayrı tefsir edip kendine göre bir sonuca varırken, kadın ayrı tefsir edip kendine göre bir sonuca varır... Bu iki zıd görüş bir arada barınamaz elbette... Veyahud ikisi aynı tefsirde, aynı görüş ve sonuçta birleşirler amma bu defa da, Kur'ân'ın gayesine ve Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti'ne ters düşerler... Bundan dolayı muvahhid ailede hüküm, Allah ve Rasulü'nün olmalıdır... Bu, vazgeçilmez, olmazsa olmaz bir ilkedir...

Daha öncede bir vesile ile andığımız şu ayet-i kerime konuyu daha net anlamaya vesiledir...

"Mü'min erkekler ve kadınlar birbirilerinin velileridir. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Rasulü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şübhesiz Allah, üstün ve güçlüdür. Hüküm ve hikmet sahibidir.[17]

Bu, böyledir!...

Allah'ın kendilerine rahmet edeceği mü'minler ve mü'minelerde aranan şartlara tekrar bakalım:

1) Biribirilerinin velileridir.

2) İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar.

3) Namazı dosdoğru kılarlar.

4) Zekatı verirler.

5) Allah ve Rasulü'ne itaat ederler.

Biribirilerinin velileri olma, iyiliği emretme, kötülük­ten nehyetme, namazı kılma, zekatı verme ve diğer vazifele­rin bütününde Allah ve Rasulü (s.a.s.)'e itaat ederler. Yani Kitab ve Sünnet ile amel ederler... Kitab ve Sünnet'in gere­ğini yerine getirirler... İcmâ ve Kıyasın da, kitab ve Sün­net'in gereği olduğu gerçeği unutulmamalıdır!..

Mü'minler oldukları için birbirilerinin üzerlerinde velayet hakkı bulunan mü'min erkek ve mü'min kadın için şunları beyan buyurur Rabbimiz Allah:             ,

"Onda sükûn bulup durmanız için size, kendi nefisle­rinizden eşler yaratması ve arınızda bir sevgi ve bir merha­met kılması da, O'nun ayetlerindendir. Hiç şübhe yok bunda, düşünebilmekte olan bir kavim için gerçekten ayetler vardır.[18]

Ve yine buyurur Rabbimiz Alİah:

"Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak, size helâl kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz.. [19]

Rabbimiz Allah, erkek ve kadın kullarının aralarına merhamet ve sevgiyi koymuş ve kadın kulunu, erkek kulunun tabiatından yaratmıştır. Bu konu, iyice düşünülüp fıkıh edilince, Rabbimizin eşsizliği, yüceliği bir kez daha apaçık anlaşılacaktır... Çünkü bu durum, O'nun yüceliğinin bir işa­reti, O'nun Rabb, ilâh ve Meîik oluşunun bir delilidir... Ka-dm ve erkek arasındaki bu sevgi ve bu merhamet, onları bir­birinden kılıyor, bir bütünlük sağlayarak sükûn, huzur ve sa­adet ortamına ulaşıyor ve   böylece mutluluğu elde ediyor­lar...   Birbirine   dost   oluyor,   barışı   sağlıyorlar...   Çünkü mü'min erkek ve mü'min kadın birbirilerinin Örtüleridirler... Bu, Allah'ın emri ve Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti ölçüsünde bir araya geldikleri için sarmaş, dolaş olmaları, sanki bir örtü gibi birbirilerini sarmalan demek olduğu gibi, birbi­rilerinin sırlarını saklamakta, gizliliklerini açığa vurmamak konusunda da,  birbirilerine  örtüdürler...  Birbirilerini  zi-nâ'dan ve benzeri sapmalardan korudukları gibi, birbirilerini kem gözlerden de korurlar... Gizli yanlarını açığa vurmaz, toplum nezdinde birbirilerini küçük düşürmez ve rüsvây et­mezler...

Bunu, ancak iman etmiş ve salih amel üzere olan mü'min erkek ve mü'min kadın becerebilir... Çünkü bu emre tabi olmak, imanın, hem de sapasağlam bir imanın gereği­dir...

Bundan dolayı tâ evlenmeye niyet edilirken iyi araş­tırmalı ve adaylar iyi tesbit edilmelidir... Eş seçiminde, Al­lah ve Rasulullah (s.a.s.)'ın emirlerine tabi olanlar, muvahhid aileyi oluşturabilirler... Çünkü muvahhid aile, Allah ve Rasulullah (s.a.s.)'e tabi olunmakla oluşur..

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:

"Kadın dört (hâl ve sıfat) için nikâh olunur: Malı için, soyu için, güzelliği için, dini için. (Ey mü'min, sen bunlardan) dindar olanı ele geçirmeye bak! (Eğer dediğimi yap­mazsan) iki elin fakirleşir.[20]

Eş seçiminde aranacak ilk ve en büyük şart, onun din­dar, yani mü'mine ve saliha olmasıdır... Akide noktasında, Tevhid akidesi sağlam, amel noktasında ise, salih amel üzere olması, temel şarttır!...

Bu, evlenecek mü'minin cephesinden bir bakış idi... Evlenecek, mü'minenin cephesinden bakıldığında aynı şart gündeme gelmelidir... Kendisine tâlib olan erkeği tercih e-derken, onun boyuna poşuna, aşiretine soyuna, malına ser­vetine meyletmeden ve kendisinde bunları aramadan, onun dindar olup olmaması aranmalıdır... Erkeğin akidesi düzgün mü, ameli salih mi? Ona bakılmalı... İmanı sağlam ve ameli salih olduktan sonra diğer şeyler fazlaca aranmamalıdır... Muvahhid ailenin oluşması için, böyle bir mü'min ve salih erkek ile, böyle bir mü'mine ve saliha kadına ihtiyaç vardır... Yani kadın İçin hangi şart düşünülüyor ve isteniliyorsa, er­kek için de aynı şart düşünülmeli ve istenmelidir!... İki tara­fın da, imanları, amelleri sağlam, İslâm şuuruyla şuurlanmış ve kendileriyle iftihar edilen ümmetin birer ferdî olmuş şah­siyetler olmalıdırlar..

Abdullah b. Amr (r.a.)'m rivayetiyle önderimiz Rasu­lullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Kadınları, (sırf) güzellikleri için nikahlamayınız. Çünkü onların güzelliğinin (böbürlenmek ve kibirlenmek yüzünden) onları tehlikeye atmaları umulur, (sırf) malları i-çin de onları nikahlamayınız. Çünkü mallarının onları az­dırması (ve günahları ile serlere sokması) umulur. Lâkin dindarlıkları için onları nikahlayınız.

Şübhesiz, burnunun bir kısmı kesik, kulağı delik ve teni siyah dindar bir cariye (dindar olmayan hür bir kadın­dan nikahlamak bakımından) efdaldır.[21]

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in bu emri, hem kadın, hem erkek için geçerlidir... Evlenecek ve muvahhid aileyi oluşturacak muvahhid mü'min erkek ve kadın, eş seçimi sı­rasında arayacakları şart, Rasulullah (s.a.s.) tarafından be­yan edilmiştir, hem de efdal olanı da gösterilmiştir... Bu şartlara dikkat ederek yuva kuran mü'min müslümanlar, Al­lah'ın izni ve yardımıyla mutlu yuvayı, yani muvahhid aileyi oluştururlar... Yoksa iman ve salih amel şartı geri plana iti­lecek ve güzellik, yakışıklık, servet ve şöhret Ön plana çıkar, evlilik bunun üzerine kurulursa, huzursuz, mutsuz bir yuva gündeme gelir... Belediye evlendirme dairesinde başlayan, bal ayı ile devam eden, bal ayının geçmesinden sonra mah­keme salonunda ayrılık ile sonuçlanan bir evlilik yapılmış olur... Laik, demokratik ve gayr-ı İslâmî düzenin belediye başkanının veya vekilinin evlendirmesi ve yine aynı düzenin yargıcının boşaması İle gündeme gelen bir evlilik...

Elbette ki, mü'min müslümanlar, böyle bir evlilik ya­pamazlar... Çünkü böyle bir evlilik , gayr-ı İslâmî'dir...

İslâm üzere ve gereken şartlarda evlenen, huzur, saa­det yuvası olan muvahhid aileyi oluşturan muvahhid mü'minler, şeytandan ve şeytanîlerden Rabbimiz Allah'a sı­ğınarak, "Besmele" çekerek evinin kapısını açar ve içeri girer... O muvahhid mü'min, Rabbimiz Allah'ın her buyruğuna tabi olarak hareket eder, yani İslâm eğitimiyle eğitilmiş ola­rak davranır...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

Evlere girdiğini vakit, Allah tarafından kutlu ve güzel bir yaşama dileği olarak birbirinize selâm verin. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklamaktadır, umulur ki, ak­lınızı kullanırsınız.

Enes b. Malik (r.a.) da şöyle anlatıyor: Rasulullah (s.a.s.), bana:

"Oğulcuğum, ailenin yanma girdiğin zaman selam ver. Senin ve evinin halkı için bereket olur.[22]

Bütün kâinatı yaratan ve yöneten, yaratma ve emrin yalnız ve yalnız kendisine aid olan Rabbimiz Allah," muvahhid ailede, [23]muvahhid mü'min kadın ve erkeğin nasıl dav­ranacağı hakkında şöyle buyurur:

"Allah'ın bazısını, bazısına üstün kılması ve onların kendi mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar ü-zerine sorumlu yöneticidirler. İyi kadınlar, gönülden (Al­lah'a) itaat edenler-Allah (onları ve haklarını) nasıl koruduy-sa-görünmeyeni koruyanlardır. Baş kaldırıp diretmelerinden korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) dövün. Size itaat e-derlerse, aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah, yü­cedir, büyüktür.

(Kadın ile kocanın) Aralarının açılmasından korkar-sanız, bu durumda, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının da ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar (arayı) düzeltmek is­terlerse, Allah da, aralarında başarı sağlar. Şübhesız, Allah, bilendir, haberdar olandır. [24]

Muvahhid mü'minlerin gerek şahsî hayatına, gerek a-ilevî, gerek toplumsal, gerekse devlet hayatlarına yalnız ve yalnız Alemlerin Rabbi Allah, müdahale eder... Şöyle yapın, böyle yapmayın emrini yalnız Allah verir... Muvahhid niü'minler, yalnızca Allah'ın emrine tabi olurlar... Bununla beraber Rasulullah (s.a.s.) itaat etmek, yine Allah'ın emri ge­reğidir!..

Aile hayatının tanzimi, haklar ve vazifeler Alİah tara­fından emredilir, mü'min ve mü'mine kullar da o emre tabi olurlar... İman, itaati gerektirir... Muvahhid ailede, bütün problemlerin çözümü İslâm Ölçülerince olmalıdır... Zaten bu ailenin, gayr-ı müslim ailelerden en büyük farkı budur...

İnsanlık hâlidir... Ola ki, mü'min kadın ile mü'min ko­ca arasında bir anlaşmazlık oldu. Bunun çözümü çok kolay­dır!... Yeter ki, isyan edilmesin, yeter ki, imanın gereği olan itaat gündeme gelsin... Bütün anlaşmazlıkların çözülmesi i-çin Allah'a ve Rasulullah (s.a.s.)'e döndürüldüğü ve hüküm­lerine razı olunduğu gibi,[25] mü'minler için en güzel ve en hayırlı sonuca ulaşılması için ailevî anlaşmazlıkların çözü­mü, Allah'a ve Rasululiah (s.a.s.)'e döndürülmelidir.

Eğer problem kadında ise, önce öğüt gerekir... Birbirilerine takvayı hatırlatmak ve problem olan durumun ortadan kalkması için Allah'ın emirleri ve Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti yeni baştan izah edilir... Karşılıklı haklar gözden geçirilir ve ortaya çıkan noksanlığın giderilmesi sağlanır... Bu fayda vermez ise, yatakların ayrılmasıyla mâ­nevi bir ceza verilir. Bu da, kâr etmez ise, yüze ve hassas bölgelere vurmamak şartıyla kadının ıslâhı için hafifçe dö­vülür... Bu da yetmez ise, arabulucu hakeme baş vurulur... Bütün bunlar yuvanın sağlığı, selameti ve devamı için yapı­lır... Bu konuda, akrabalar, hısımlar, hatta tüm iyi niyetli "asihatcılar devreye girerler...

Eğer problem kocadan geliyorsa, onun çözümünü yine Allah ve Rasulü (s.a.s.)'e döndürmek gerek... Bu konuda Rabbimiz Allah (c.c), Şöyle buyurur:

"Eğer bir kadın, kocasının zulmü ile eziyet etmesin­den veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa, barış ile aralarını bulup, düzeltmekte ikisi içinde sakınca yoktur. Barış, daha hayırlıdır. Nefisler ise, kıskançlığa ve bencil tut­kulara hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakı­nırsanız, şübhesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.[26]

Muvahhid ailede, erkeğin aile reisi olması, onun yü­künün ağır olmasındandır, yoksa ailede yalnız onun sözü ge­çerlidir mânâsına değildir. Muvahhid ailede, ne erkeğin, ne de kadının sözü geçerlidir... O İslâm ailesinde, Allah ve Ra-sulullah (s.a.s.)'in sözü geçerlidir... Ailenin tüm ferdleri, Al­lah ve Rasulullah (s.a.s.)'ın emrine tabi olurlar ve kendileri­ne tanınan haklarına rıza gösterir, üzerlerine düşen vazifele­rini itirazsız yerine getirirler...

Rabbimiz Allah'ın buyruğu:

Erkeklerin kadınların üzerindeki hakları gibi, ka­dınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak er­kekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahihtirler. Allah azizdir, hakimdir. [27]

İslâm'ın gelişiyle kadın, hakkı olan değeri buldu ve toplumsal makamına yükselip oturdu. İslâm'ın, yani Allah ve Rasulü (s.a.s.)'in kendisine tanıdığı değere ve hak ettiği haklarına kavuşan kadın, Cahiliyye düzeninin zulmünden

kurtulmuş oldu.

İbn Abbas (r.a.)'ın rivayetiyle, Emirü'l-Mü'minin 1-mam Ömer b. Hattab (r.a.), o günleri şöyle anlatıyor:

"Bizler, Cahiliyye devrinde kadınları bir şey saymaz­dık. Nihayet İslâm Dini gelip de Allah, onları ("Onlarla iyi geçinin[28] diye) zikredince bizler, Allah'ın onları zikretme-siyle onları işlerimizden hiç birine girdirmeksizin üzerimiz­de onlar için hak olduğunu düşündük. [29]

İslâmın gelişi ve insanların iman edişleri, aynı zaman­da imanın gereğinin hayatta uygu lan ısıyla, yaratılış gayesine uygun gerçek değerine kavuşan mü'min müslüman kadın i-çin, İbn Abbas (r.a.)'ın rivayetiyle önderimiz Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Sizin en hayırlınız, ailesine en iyi olanınızdır. Ben de, aileme en iyi olanınızim. [30]

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle de Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur.

"Mü'minlerin iman bakımından en kâmili, ahlâkça en güzel olanınızdır ve sizin iyileriniz, kadınlarına hayırlı olapınızdır. [31]

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.) Allah'a ve kendisine i-man eden, yine Allah'a ve kendisine itaat eden muvahhid mü'min erkeklere, muvahhid mü'min kadınlara karşı nasıl davranacaklarını böyle beyan buyuruyorlar... En hayırlı mü'min, aile ferdlerine iyi davranandır, yani Rasulullah (s.a.s.) nasıl davrandiysa!... Çünkü Rasulullah (s.a.s.)'ın hâl ve hareketi, en hayırlı ve en iyi olandır!..

İmanı kâmil, ahlâkı güzel olan hayırlı mü'minler, ha­nımlarına karşı hayırlı davranışlar içinde olanlardır... Mü'min müslüman hanımlara karşı iyi hâl içinde olmak, ol­gun bir imanın ve onun gereği olan güzel ahlâkın belirtisi­dir... Çünkü katıksız ve sağlam iman, Allah ve Rasulü (s.a.s.)'in emrini vakit geçirmeden istenilen ölçülerde yerine getirir... Bundan dolayı, kişinin görünen ameli,' yani fikri, zikri, hâli ve tavrı, onun imanî durumunun bir göstergesi­dir... Bunun için İslâm zahire göre hüküm verir. Gaybı, an­cak Rabbimiz Allah bilir!.[32]

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), İslâm'ın kadına verdiği yüce değeri beyana devam ediyor....

Abdullah   b.   Amr   (r.a.)'ın   rivayetiyle   Rasulullah

(s.a.s.) şöyle buyurur:

"Dünya bir meta'dır (geçici yararlanma yeridir.) Dün­ya meta'ının en hayırlısı ise, saliha kadındır. [33]

Sevban (r.a.) şöyle anlatır:

Altını, gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar ise, onlara da acıklı bir azabı müjdele. [34] ayeti indiği zaman, seferlerinde birinde Rasulullah (s.a.s.) ile beraberdik.

Rasulullah1 in bazı Ashabı:

Bu ayet, altın ve gümüş (biriktirmenin kötülüğü) hakkında indi. Keşke hangi malın daha hayırlı olduğunu bilsek de, onu kullansak! dediler.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Malın en faziletlisi, zikreden dil, şükreden kalb ve iman hususunda erkeğine yardım eden imanlı bir kadın­dır.[35]

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), imanlı ve saliha kadın için böyle buyururken, hükmünde son derece şiddetli, azimli ve kararlı olan Hz. Ömer (r.a.), bu konuda şöyle demekte­dir:

Kişiye yakışan, çoluk-çocuğu arasında bir sabi gibi (yani küçük çocuk) olmalı, toplum içinde dirayetli bir adam tavrını takınsın. [36]

Muvahhid ailede mü'min koca, aile ferdlerine ve ha­nımına karşı böyle davranırken, mü'mine hanımı da, mü'min kocasına karşı hayırlı ve iyilik üzere davranmalıdır... Koca­sının kıymetini bilmeli, onu üzmemeli, onun varlığında ve gıyabında haklarını korumalıdır... Muvahhid aile yuvasını karşılıklı sevgi ve saygı temelleri üzerine bina etmeli, böy­lece huzur ve saadet ortamını elbirliği ile oluşturmalıdırlar...

Mü'minlerin annesi Ümmü Seleme (r.anha)'ın rivaye­tiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Kocası, kendisinden razı olduğu hâlde hangi (mü'mi-ne) kadın ölürse cennete girer. [37]

Bu mü'mine kadının üzerinde kocasının her hangi bir hakkı kalmadığı için, kocası ondan razı olduğu için, diğer vazifelerini de edâ etmiş ise, Rabbinin Cennetine ve salih kullarının arasına girmeye hak kazanmış olur. Çünkü Rabbi­miz Allah'a ve önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'e katıksız iman etmiş, imanına hiç bir şirk ve küfür karıştırmamış, imanın gereği olan salih ameli işlemiştir!... Allah, ondan razı olmuş ve o da, Allah'dan razıdır.[38]

Mü'mîn koca ve mü'mine hanım birbirlerine karşı sevgilerini, saygılarını hergün biraz daha ziyadeleştirmeye gayret etmelidirler... Meşru ölçülerde, espiriler, şakalar, eğ­lenceli oyunlar aradaki sevgiyi altıncı hâllerdir... Rasulullah (s.a.s.) ile bir seferde bulunan mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) şunu anlatır:

Ben, Rasulullah ile yaya olarak bir koşu yaptım ve O'nu geçtim. Bir süre sonra şişmanlayınca O'nunla bir müsabaka daha yaptım, bu sefer O, beni geçti ve:

"İşte bu (benim sent geçmem), şu (daha önce senin beni) geçme (nin) karşılığıdır." buyurdu. [39]

Muvahhid ailenin birinci derecedeki sorumlusu aile reisi muvahhid mü'min erkektir... Mü'min koca, evin ve hâne halkının çobanı durumundadır... Onları her türlü şeytanî tu­zaklardan korumalı ve kollamalıdır... Bu vazifesi, Rabbimiz Allah tarafından emredilmiştir...

"Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı (ehlinizi) ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Üzerin­de oldukça sert güçlü melekler vardır. Allah, kendilerine ne­yi emretmişse, O'na isyan etmezler ve emredildiklerini yeri­ne getirirler. [40]

Emiru'l-Mü'minin Ömer b. Hattab (r.a,):

Ya Rasulullah, nefislerimizi koruruz, fakat ehlimizi nasıl koruyabiliriz? demişti.

Bunun üzerine Allah'ın Rasulü (s.a.s.) de, şöyle bu­yurdu:

"Allah'ın sizi nehyettiği şeylerden onları nehyedeniz ve Allah'ın size emrettiği şeyleri onlara emredersini i" îşte bu, onları korumak demektir.[41]

Kendimizi ve ehlimizi, Allah'a isyan etmenin her tür­lüsünden, günahlardan ve suçlardan korumaya çalışırken onlara giden bütün yolları tıkamak ve bütün davetçilerini ortadan kaldırmalıyız... Neslimizi korumak, hem şu andaki çoluk-çocuğumuzu korumak, hem de bizden türeyen bizden sonra gelecek neslimizi de korumak demektir...

Şu anda hayatta olan bizler, hem yaşadığımız ortam­dan, hem de bizden sonra gelenlerden sorumluyuz... O hâlde yükümüzün ağırlığının farkına varmalı ve durmadan sistemli çalışmalıyız... Bizim mağlub oluşumuz, sadece günümüzün mağlubiyeti değil, nesillerin mağlubiyeti ve mazlumiyeti demektir... Aynı zamanda zaferimiz, gelecek nesillerin de zaferi demektir... Biz, muvahhid mü'minler, yalnız gününü gün eden eyyamcı tiplerden olamayız... Biz, bir ümmetin ve nesillerin temsilcileriyiz... O hâlde bu yüce dâvayı ve vazi­femize kuşanmalıyız...

Bu durumda kâfirler için hazırlanmış ve yakıtı in­sanlar ve taşlar plan ateşten sakının. [42]

Kendimizi, ailemizi, yakın çevremizi ve bütün İslâm

(Milletini, cehennem ateşini hak edecek her türlü hâl ve ha­reketlerden, fikir ve düşüncelerden korumak, vazgeçilmez olmazsa olmaz temel vazifelerimizdendir... Bu, öyle bir va­zifedir ki, ertelenmesi imkânsız ve hemen yapılmalıdır!... Çünkü İslâm toprakları, ehl-i küfür ve ehl-i şirk olan gayr-ı müslimierin işgali altında, tağutlar hakim, müslümanlar mahkûm olmuşlardır... Emperyalist müşriklerin sömürüsü altında bulunan İslâm topraklarında onların yerli tnürted uşakları, onların adına mü'min müslümanları ezmektedirler... Fitne, İslâm topraklarında devlet olmuş, hükümet olmuş­tur.[43] Aldatılmış, uyutulmuş, cahili eğitimle İslâm'dan ko­parılmış milyonlarca kendisini müslüman zannedenlerden de almış oldukları destekle İslâm topraklarında egemen olmuş tağuti güçler, her tarafa fitne ve fesadı yaygmlaştırmışlardır... İşin en korkuncu, bu gayr-ı müslim müşrikler, fırsat buldukça da "Müslüman" (!) olduklarını söylemekten de ge­ri kalmıyorlar... Bu mürtedler, bu hareketleriyle kanmaya hazır milyonları peşlerine de takıp götürmektedirler. [44]

Bu konuda, muvahhid mü'minlere çok iş düşmektedir. Daha öncede beyan edildiği gibi muvahhid mü'min, Önce kendi kendisiyle barışık olmah ve kuvvetli imanla Rabbimiz Alİah ile rabıtasını sağlamlaştırmakla iç huzurunu sağlama­lıdır... Daha sonra muvahhid aile ortamını huzurlu kılacak tavırlar sergilemelidir... Bu huzuru sağlayacak tavırlardan birisi, en yakını, örtüsü, sırdaşı hanımıyla iyi olmak, karşı­lıklı sevgi ve saygıyı oluşturup pekiştirmekle iyi geçinmek­tir...

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle önderimiz şöyle bu­yurur:

"Kadın, kaburga kemiği gibidir. Eğer sen, onu doğ­rultup düzeltmeye kalkarsan kırarsın. Eğer ondaki eğrilikle beraber ondan faydalanmak istersen, ondan faydalanabilirsin. [45]

Yine Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Her kim, Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa, o mü'min kişi, komşusuna ezâ etmesin. Bir de kadınlar hak­kında birbirinize hayır tavsiye ediniz. Çünkü onlar, kaburga kemiğinden yaratılmışlardır. Bu kemiğin en eğri kısmı en üst tarafıdır. Eğer sen, eğri kemiği doğrultmaya gidersen, onu kırarsın. Onu, kendi hâline bırakırsan, daima eğri kalır. O-nun için sizler, kadınlar hakkında daima hayır tavsiye ediniz.[46]

Yegane önderimiz ve örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)., hem kadının yaratılışı, hem ruhî yapısını beyan etmekte, hem de onlarla nasıl güzel bir geçimle geçinileceğim beyan edip mü'min erkeklere hayır tavsiyesinde bulunmaktadır.

Hakim'in babası Muaviye (b. Hayde, r.a.) şöyle anlatır:

Bir adam, Rasulullah (s.a.s.)'e:

Kadının kocası üzerindeki hakkı nedir? diye sordu.

Rasulullah (s.a.s.):

"Yediğin zaman ona da yedirmek, giydiğin zaman ona da giydirmek, yüzüne vurmamak, hakaret etmemek, küsüp evi terk etmemek" buyurdu. [47]

Rabbimiz Alİah (c.c.) mü'min erkeğin kocalık vazifesi için şöyle buyurur:

"Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler, ço­cuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin), yiyece­ği, giyeceği bilinen (örf)'e uygun olarak, çocuk kendisinden olana (babaya) aiddir. Hiç kimseye güç yetireceğinin dışında (yük:ve sorumluluk) teklif edilmez. [48]

Mü'mine müslüman kadın, Allah'ın emri ve Rasulul-lah (s.a.s.)'in Sünneti ölçüşünce evlenince, onun yiyeceği, giyeceği ve evinin tabiî ihtiyaçları kendisini nikâhı altına a-lan mü'min erkeğe aiddir... Evlenen kadının ev içi işlerinden ve çocuklarının bakımıyla eğitiminden başka bir işi yoktur. Hem ev işleri, hem çocuk bakımı, hem de ayrıca dışarıda bir işte çalışmak, bir zaruret hâli olmadıkça, mü'min müslüman kadına zulüm olur... Hiç bir mü'min müslüman erkek, böyle bir zulmün faili olmak istemez elbet!...

İslâm Dini, muvahhid mü'mine kadının hakkını çok hassas ölçülerde korumuş, her vesile ile gündeme getirmiş ve canlı tutmuştur...

Cabir b. Abdullah (r.anhuma) anlatır: (Rasulullah s,a.s. Veda Hacci sırasında) müteakiben Urane vadisine geldi ve cemaate hutbe okuyarak şöyle bu­yurdu:

Kadınlar hakkında Allah'dan korkun. Çünkü siz, onları Allah'ın emaniyle aldınız ve onları Allah'ın kelimesiy­le kendinize helâl kıldınız. Döşeklerinize (evlerinize) sev­mediğiniz bir kimseye ayak bastırmamaları sizin, onlar üze­rindeki hakkınızdır. Bunu yaparlarsa, onları, zarar verme­mek şartıyla dövün. Onların, sizin üzerinizdeki hakkı da, yi­yeceklerini ve giyeceklerini ma'ruf şekilde vermenizdir.[49]

Muvahhid ailenin erkeği dış işlerini görürken, kendi­sinin ve bakmakla mükellef aile ferdlerinin rızkını, Allah'ın izniyle, Allah'ın helâl kıldığı yollardan kazanmaya çahşırken, aynı ailenin kadını da, evin iç işlerini tanzim etmekle vazifelidir...

Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) O'na şöyle hitab eder:

"Şübhesiz sen, Allah rızasını arayarak yapacağın her bir harcamadan dolayı muhakkak ecre nail olacaksın, hatta eşinin ağzına verdiğin lokmaya kadar![50]

Ebu Mes'ud (r.a.)'ın rivayetinde ise, Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Bir kimse, ecrini yalnız Allah'dan umarak ailesine infak ettiği zaman, onun bu nafakası, kendisi lehine bir sadaka olur. [51]

Ebu Hüreyre (r.a.) da, şu hadisi rivayet eder.

RasuhıUah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Alİah yolunda infak ettiğin bir dinar, köle azadı için infâk ettiğin bir dinar, bir fakire sadaka olarak verdiğin bir dinar, ailene sarf ettiğin bir dinar vardır. Bunların sevabı iti­bariyle en büyüğü; ailene sarf ettiğindir. [52]

Bütün bunlar, muvahhid ailenin rızkını temin etmekle mükellef olan ev reisi vazifelerindendir... O, kesinlikle bu temel vazifesini ihmal edemez... Allah'ın izniyle rızıklarını kazanmaya helâl yollardan elde etmeye çalışırken, yaptığı tüm çalışmalar onun lehine bol sevab olur... Bu vazifesini ihmal ederse, aleyhine suç teşkil eder ve günah kazanmış o-ur...

Abdullah b. Amr b. el-As (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:

"Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter.[53]

Daha önce de beyan olunduğu üzere, dünyanın en ha­yırlı metaı, saliha bir kadındır. Yani mü'mine ve saliha bir kadın, dünyada sahib olunacak şeylerin en hayırlısı ve en güzelidir...

Ebu Usame (r.a.)'ın rivayet ettiği hadiste aynı konu dile gelmiştir. Yegane önderimiz RasululJah (s.a.s.) şöyle buyuruyor:

"Mü'min, Allah'dan korkmak (meziyetin) den sonra saliha bir kadından daha hayırlı hiç bir yararlı şey elde etmiş olamaz. (Çünkü) kendisi, ona (neyi) emrederse emrine itaat eder. Ona bakarsa o, kendisini ferahlandırır. Karısı (nın bir şey yapması veya yapmaması) üzerine yemin ederse, karısı (ona uymakla) kendisinin yeminini yerine getirir. Karısının yanında olmazsa, karısı kendi namusunu ve onun malı (m korumak) hususunda dürüst ve samimi davranır. [54]

Sapasağlam Tevhid akidesine, yani katıksız imana sahib olmak ve muttaki olmaktan sonra, saliha bir kadına sahib olmak, muvahhid mü'min için en faydalı ve hayırlı bir şeydir... Böyle mutlu bir aile ortamı, birbirine kızmak, birbi­rine hakaret etmek, çirkin münakaşalar yapmak, kavga et­mek, ağzını bozmak ve erkeğin hanımını dövmesiyle bozul­maması, aradaki sevgi ve saygı yok olup balları zehire dö­nüşmemesi gerekir... Gerek kadın, gerekse erkek bu konuda çok hassas olmalıdır...

Abdullah b. Zem'a (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur;

"Sizden herhangi biriniz karısını, köle döver gibi dövmesin. Sonra (belki de) o günün ahirinde o kadınla (boyun boyuna sarılıp) koynuna girecektir.[55]

Bu konuda diğer bir hadisi, İyas b. Abdullah b. Ebi Zübab (r.a.) rivayet etmektedir.

Şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):

''Allah'ın cariyeleri olan kadınlarınızı dövmeyiniz!"

Bu emirden sonra Ömer (r.a.), Rasulullah'ın yanma gelerek:

Ya Rasulullah, (bu emirden sonra) kadınlar cesa­retlenip kocalarına itaatsizlik yapmaya başladılar, dedi.

Bunun üzerine (hafifçe ve yara bere bırakmayacak tarzda) kadınları dövme ruhsatı verildi. Kadınlar da dövüldü.

Bundan sonra Muhammed (s.a.s.)'in zevcelerine çok sayıda kadın gitti. (Kendilerini şiddetle döven kocalarını şikayet ettiler.) Ertesi gün sabahleyin Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Bu gece yetmiş kadın, Muhammed'in zevcelerine vardılar. Her biri kendi kocasından (şiddetli dövmesinden) şikayet etti. Artık sizin, hanımlarını (böylesine) döven a-dâmları iyileriniz olarak bilmeyiz. [56]

Müslüman ailede, terbiye gayesiyle ve sulh niyetiyle hafifçe dövmelerden dolayı mü'min erkeği sigaya çekmek, sebebini sormak da uygun olmaz... Çünkü olabilir ki, kadın ve koca arasında kalması ve gizlenmesi gereken bîr sebebten dolayı dövme meselesi gündeme gelmiştir...

Emiru'l-Mü'minin İmam Ömer b. el-Hattab (r.a.)'ın ri-vayetiyle şöyle buyurdu Rasulullah (s.a.s.):

"Kişiye, karısını niçin dövdüğü sorulmaz.[57]

Görüldüğü gibi mü'min erkeğe, mü'mine hanımına karşı her zaman iyilikle, yumuşaklıkla davranmak, emr ve tavsiye edilmiştir... Mü'min saliha hanımına karşı, onun hak­kını koruyucu ve yerine getiren bir tavır sergilemesi, Rabbi-miz Allah'ı razı edeceği beyan edilmiştir... Böylelikle mu-vahhid ailede huzur ve sükûn sağlanmış olur...

Mü'min erkeğin, mü'mine hanımın üzerindeki hakları­na hadislerden hareketle dokunmak gerek... Malum olduğu üzere "kendi kanaatlerimizi" bencelerimizi beyan etmeği bir yana bırakıyor, Kitab ve Sünnet'e teslimiyetimizi ortaya ko­yuyor ve ne söylenecekse îslâmî bir delile dayandırılmasını arzu ediyoruz!...

Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'dan rivayet edilmiş ve Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurmuştur:

"Eğer ben, herhangi bir kimseye, herhangi bir kimse­nin secde etmesini emretmiş olsaydım kadına, kocasına secde etmesini emredecektim. Ve eğer bir erkek, karısına, kır­mızı bir dağdan siyah bir dağa ve siyah bir dağdan kırmızı bir dağa taş taşımasını emretseydi, kadının görevi ve uygun olan hareketi, bu işi yapmak idi[58]

Diğer bir hadisi, Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor ve şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):

"Kadına, zevci (kocası) yanında hazır iken, onun izni olmadıkça (nafile olarak) oruç tutmak helâl olmaz. Yine bir

kadın, kocasının evine, onun izni olmadıkça kimsenin gir­mesine izin veremez. Yine bir ev kadını, kocasının izni ol­maksızın aile nafakasından (adetten fazla) sarfederse, şübhe-siz o fazla sarfiyatın yarısı kocaya döner.[59]

Mü'mine kadın, muvahhid ailenin çobanlarından biri­sidir... Bekçisi olduğu yeri ve eşyayı çok iyi korumalıdır... Kocasının izni olmadan, aile nafakasından yaptığı sadaka­dan dolayı hasıl olan sevab, kazanç sahibi olan kocası ile paylaşır. Yani sevabın yarısı kocasının olur... Her ne kadar, sarfiyatı yapan kendisi ise de, parayı kazanan kocasıdır...

Mü'min müslüman kadın, mü'min müslüman kocasına karşı zevcelik vazifesini ihmal etmemeli, hayız, nifaz ve ciddî hastalık halinin dışında onun arzusunu ve ihtiyacını gidermesi, onun üzerindeki kocasının haklarından Önemli olan bir haktır...

Ebu Hüreyre (r.a.)'m rivayetiyle şöyle buyurur Rasu­lullah (s.a.s.):

"Erkeğin, karısını kendi döşeğine davet ettiği zaman, kadın gelmekten çekinirse, sabaha girinceye kadar melekler, o kadına lanet ederler.[60]

Yine Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivaye ettiği bir hadiste Ra­sulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Nefsim, yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, eğer bir adam karısını yatağına davet eder de kadın razı olmazsa, kocası ondan razı oluncaya kadar yüce Allah, ona gazab eder.[61]

Diğer bir hadisi de bize, Talk b. Ali (r.a.) rivayet eder. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Haceti için bir erkek karısını çağırdığı zaman, tandı­rın başında biîe olsa (bırakıp) kocasına gelsin. [62]

Mü'mine kadın, evliliğin gayesi ve mutluluğun sebebi olan bu temel vazifesini ihmal etmemelidir... Toplumda meydana gelen binlerce aile faciasının temelinde karı-koca ilişkilerinin düzensizliği yatmaktadır... Çoğu zaman aile hu­zursuzluklarının esas sebebi bu olmasına rağmen, bu sebeb gözardı ediliyor... Bir çok bid'at ve hurafe sebebler ileri sü­rülüyor... "O cinci senin, bu büyücü benim" o bid'attan, bu hurafeye koşturulup durulur!... Sonuçta ağır bir masraf ya­pılmasına rağmen, zarardan başka bir şey geçmemektedir, düşüncesiz beyinlerin çaresiz ellerine!... Bu arada itikadlar sarsılıyor, iman noktasından ayaklar kayılıyor... Halbuki bu kadar hurafe ve bid'at işlenip günaha girileceğine olay, İslâ-mî ölçülerde gündeme getirilip ele alınarak, araya nasihat-çıların girmesiyle hayırlı ve güzel bir sonucu erilebilinir...

Mü'rnin kocanın, mü'mine hanımının üzerindeki hak­larını izah eden şu hadis-i şerifi de nakledelim. Abdullah İbn Abbas (r.ahnuma) anlatıyor. Sahabîler:

Ya Rasulullah, namaz içinde durduğun şu yerinde bir şeye elinle uzandığını gördük. Sonra senin geri çekildi­ğini gördük, dediler.

Rasulullah (s.a.s.), cevaben:

"(Evet) ben, cenneti gördüm-yahud-cennet bana gös­terildi de ondan bir salkıma elimle uzandım. Eğer ben, o salkımı ele geçirebilseydim, dünya bakî kaldıkça ondan yerdi­niz.

Ateşi de gördüm. Fakat ömrümde bugün gördüğüm kadar çirkin, berbad hiç bir manzara görmemiştim. Cehennemin ahalisinin çoğunu kadınlar olarak gördüm." buyurdu.

Ya Rasulullah, ne sebeble (kadınlar buna müstehak oluyorlar?) diye sordular.

Rasulullah:

"Küfürleri sebebiyle" buyurdu.

Allah'ı inkâr mı ediyorlar? denildi.

Rasulullah:

"Kocalarına karşı nimeti nankörlük ederler. İçlerinden birine dünya oldukça iyilik etsen de, sonra senden (memnun olmayacağı) bir şey görse (hemen): Senden asla hiç bir hayır görmedim ki, der." buyurdu.[63]

Muvahhid ailenin kurucuları mü'min koca ve mü'mine hanım, iman ve itaat ettikleri Allah'ın ile Rasulullah (s.a.s.)'in hükmüne tabi olarak kendilerine tanınan haklara rıza göstermelidir... Birbirlerinin kıymetini bilmeli, birbirleri hoş görmeli, birbirlerini sevmeli ve saymalıdırlar... Birbirle­rine kin gütmemeli ve buğz etmemelidirler... Ola ki, bir hu­yunu beğenmez, amma beğendiği bir çok huyları vardır. Birbirlerine karşı kusur işledikleri zaman hemen pişman ol­malı, özür dilemeli ve birbirlerini affetmelidirler... Bu ha­yırlı, güze! ve iyi davranışlar, muvahhid ailenin huzuru, sağlık ve selameti için elzem olan davranışlardır...

Bundan dolayı Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle Rasu­lullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Bir mü'min, bir mü'mineye buğz etmesin, (çünkü) o-nun bir huyunu beğenmezse, başka bir huyunu beğenir. [64]

Bu konuda yegane Rabbimiz Allah (c.c.) şöyle buyu­rur:

Onlarla güzellikle geçinin. Şayet onlardan hoş-lanmadınizsa, belki bir şey hoşunuza gitmez amma Allah, onda çok hayır kılar.[65]

Muvahhid ailenin kurucuları olan mii'min erkek ve mü'mine kadın arasında ortaya çıkacak herhangi bir anlaşmazlık veya hoşnutsuzluk, kendi aralarında îslâmî ölçülerde hâl olmaz ise, devreye diğer mü'minler ve mü'mineler nasihatçı, arabulucu olarak girmelidirler... Bu iyi niyetli i-manlı nasihatçılar, anlaşmazlığı gidermek için iki tarafa gü­zel sözler söylerken, kırgınlıkların, giderirken, rahatsızlığı giderici doğru olmayan sözler söylemeleri yalan hükmüne girmez!...

Ümmü Külsüm bintu Ukbe (r.anha) şöyle anlatır:

Rasulullah (s.a.s.), üç yerin dışında yalan söyleme­ye müsaade ettiğini işitmedim. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Bir kimse, iki kişinin arasını ıslâh için söz söyler, ancak arabulmayi isterse, bir kimse harbde (düşmanın şerri­ni def için yalana benzer) bir söz söylerse ve bir kimse de hanımına, hanımı da beyine (evin huzuru için yalana benzer) bir söz söyler ise, bunu yalan saymam. [66]

Aynı konuda yine Ümmü Külsüm (r.anha)'mn rivaye-tiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"İnsanlar arasını iyileştirip düzelten ve bunun için ha­yır maksadıyla söz ulaştıran veya hayır kastıyla söz söyleyen kimse, yalancı değildir. [67]

İyi niyetli nas inatçıların, Kur'ân ve Sünnet'ten hare­ketle yapacakları nasihatlar, mü'minlere te'sir eder ve fayda sağlar...[68]

Karısından boşanmak isteyen bir adama Hattab oğlu Ömer'in (Alİah O'ndan razı olsun) verdiği cevab ne muazzamdır... Çünkü adam, karısını sevmiyordu:

Yazıklar olsun sana! yuvanın ancak, sevgi ve şefkat bağlan üzerine kurulacağını bilmiyor musun? Nerede bu duygulara riâyet, nerede zimmeti gözetme?.. [69]

Muvahhid ailede talâk, yani boşanmadan bahsedil-memeli!... Bütün imkânlar en son noktasına kadar harcan­malı ve yuvadaki huzursuzlukların, uyuşmazlıkların gideril­mesi sağlanmalıdır... Muvahhid ailede, helâl olmasına rağ­men Rabbimiz Allah'a en sevimsiz gelen talâk, yani boşan­ma gündeme gelmemelidir!. [70] Yuva dağılmamalı ve îslâmî ölçülerde devam etmelidir...

Erkek için kadın, imtihan yurdu olan dünya hayatında bir imtihan aracıdır, yani bir fitnedir... Bazan fitnenin kendi­si, bazan fitnenin sebebidir... Bazan günahın davetçisi, bazan günahın failidir... Bu fitne ortamını ıslâh etmek için ferdî ve toplumsal inkılâba ihtiyaç vardır... Ferdden hükü­mete, aileden devlete, hayatî değerlerin, insanın yaratılış ga­yesi olan yalnız Allah'a kul olma gerçeği üzerine bina edil­mesi gerek!.. Eğer böyle bir inkılâb, yani cahilî tüm değerle­rin, İslâmî değerlerle yer değiştirme olayı gerçekleşemez ise ve bu ulvî değerler, gerek ferdin, gerekse toplumun vicda­nında yer edinemez ve kökleşmez ise, başta kadın olmak ü-zere hayatî değerler, bir fitneye dönüşüverir... Ferdin ve toplumun ıslâhı mümkün olmaz, fesad, her tarafı kaplar!..

Bu acı gerçeğe işaret buyuran Rasulullah (s.a.s.), Usame b. Zeyd (r.anhuma)'nın rivayetiyle şöyle buyurur:

"Benden sonra erkeklere, kadınlardan daha zararlı hiç bir fitne (fesad ameli) bırakmadım.[71]

Beyan edildiği gibi, hayatî meseleler, İslâm ölçüsüyle değerlendirilmez ve yerli yerine oturtulmaz ise, her biri bir rahmet olan değerler, birer fitne oluverir... Mü'min müslü-manı Rabbi Allah'a yaklaştıracağına, önüne engel olup onu Rabbi'nden, Tevhid'den, dininden uzaklaştırıcı bir tavır ser­gilerler...

Rabbimiz Alİah, bu konuda şöyle buyurur: "De ki: Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğin­den korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Al-lah'dan, O'nun Rasulü'nden ve O'nun yolunda cihad etmek­ten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleye  durun.  Allah,  fasıklar topluluğuna hidayet ver­mez.[72]

Bu gerçeklere kısa da olsa dokunduktan sonra, Mu-vahhid ailede istişareden bahsetmek gerek... Muvahhid mü'minlerin yaşadığı ve bu İslâm yuvasının kurucuları olan mü'min erkek ve mü'mine hanım, işlerini karşılıklı istişare ile yürütmelidirler... İstişareye dayalı aile yönetimi, Allah'ın izni iie hayırlı ve güzel sonuçlara ulaşır... Gerek kadın, ge­rekse erkek birbiriyle danışarak hareket ederlerse, hem birbirilerine güvenleri, hem de sevgi ve saygıları artar...

Rabbimiz Alİah (c.c.) şöyle buyurur:

"Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının metaıdır. Allah katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. (Bu da,) iman edip Rabblerine tevekkül edenler içindir.

(Bunlar,) Büyük günahlardan ve çirkin-utanmazhklar-dan kaçınanlar ve gazablandıkları zaman bağışlayanlardır.

Rabblerine icabet edenler, dosdoğru namazı kılanlar, işleri kendi aralarında şûra ile olanlar ve kendilerine nzık olarak verdiklerimizden infâk edenler,

Ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır. [73]

Birlikte hareket eden mü'min müslümanlar, işlerini şura, yani istişare, yani danışarak yaparlar... Gerek ferdî, ge­rekse cemaati tüm işlerini şûra ile ayarlayanlar ve işleyenler zarara uğramazlar..., İstişarede her zaman için hayır vardır;.. Ve şu bilenen bir gerçektir, istişare ehliyle yapılmalıdır... Hangi iş ise, ehliyle istişare edilecek olursa, ancak hayırlı bir sonuca ulaşması umulur...

Aileden devlete, mü'min müslümanların işleri şûra iledir... İslâm ailesi şûraya dayandığı gibi, İslâm Devleti de şûra ile yönetilir ve tüm işler böyle yürütülür...

Bunun için Rabbimiz Allah, şöyle buyurur:

Eğer (anne-baba) aralarında rıza ile ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlamadan) sütten ayırmayı isterlerse, i-kisi için de bir güçlük (günah) yoktur.[74]

Kendi haklarında, çocukları hakkında, mutfakları hak­kında, akraba, komşu ve diğer meseleler hakkında istişarele­ri gerekir... Her meselelerini İslâm'a arzettikleri gibi, istişare ile halledilecekleri de istişareye arzetmeleri lazımdır...

Öteden beri insanlar arasında dillerde dolaşan ve ha­dis olarak bilinen şu sözlere, İslâm ulemâsı itibar etmemiştir... Çünkü İslâm'ın gayesine aykırıdır. Ayrıca bu anlayış Sünnet'in aleyhinedir... Rasulullah (s.a.s.)'in Sahih Sünneti'nde bunun yanlış olduğunu ortaya konulmuştur...

Sözler şöyledir:

"Kadınlara danışın (istişare edin), sonra da onlara muhalefet edin.