:justify;mso-pagination:none;mso-layout-grid-align: none;text-autospace:none'>[15] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'İ-Birri ve's-Sıla, B.3, Hds. 1962.

[16] Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'1-Edeb, B.l, Hds. 3663. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'İ-Birri Ve's-Süa, B.3, Hds. 1961.

[17] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri Ve's-Sıla, B.7, Hds. 1970. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Vitr, B.29, Hds. 1536. Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'd-Dua, B.l 1, Hds. 3862.

[18] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.4, Hds. 4. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.38, Hds. 146. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'I-Edeb, B.129, Hds. 5141. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.4, Hds. 1965.

[19] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.5, H.

Kitabu'l-Enbiya, B.55, Hds. 132. Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zikr Ve'd-Dua Ve't-Tc./be, B. 27, Hds. 100.

[20] Sahih-i Buhârî, Kitabu'I-Edeb, B.6, Hds. 7. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.38, Hds. 143. İmam Buhârî, Edebu'l-Müfred, B.7, Hds. 15.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri Ve's-Sıla, B.4, Hds. 1964.

[21] En'am, 6/151.

[22] Sahih-i Buhârî, Kitabun Fi'I-İstikraz, B.20, Hds. 22.

[23] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Enbiya, B.50, Hds. 107. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri Ve's-Sıla, B.2, Hds. 7-8.

[24] Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, İst. 1983, CIO, Sh. 489.

[25] Sahih-İ Müslim, Kitabu'1-Itk, B.6, Hds. 25. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B. 129, Hds. 5137. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'I-Birri ve's-Sıla, B. 8, Hds. 1971. Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'1-Edeb, B.l, Hds. 3659. İmam Buhârî, Edebu'l-Müfred, B.6, Hds. 10.

[26] İmam Buhârî, Edebu'l-Müfred, B.6, Hbr. 11.

İmam Zehebî, Kitabu'l-Kebair-İslâm Şeriatinde Büyük Günahlar, Çev. Sıdkı Gülle, İst. 1986. Sh. 43.

[27] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'-Edeb, B.129, Hbr. 5144. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'r- Rada, B.6, Hds. 1162.

[28] Sahih-i Buharı, Kitabu'I-Edeb, B.7, Hds. 9. Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zekat, B.14, Hds. 49-50. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'z-Zekat, B.34, Hds. 1668.

İbn Kesir, Hadislerle Kur'ân-ı Kerîm Tefsiri, C.I4, Sh. 7840. Abdulfettah El-Kadî, A.g.e. Sh. 389. İmam El-Vahidî, A.g.e. Sh. 494.

[29] Sahih-i Buhârî ve Tercemesi, Çev. Mehmed Sofuoğlu, İst. 1989, c-13, Sh. 5981, Dip not: 11.

Ebu Cafer Muhammed b.Cerir et-Taberî, Taberî Tefsin, Çev. Kerim Aytekin.Hasan Karakaya, İst. 1996 C.8, Sh.259.

[30] Mümtehine, 60/9.

[31] İbn Hişam, İslâm Tarihi-Siret-i İbn Hişam Tercemesİ, Çev. Hasan Ege.îst 1985,C.4,Sh, 51.

İtmu'1-Esir, El-Kâmİl Fi't-Tarih-İslâm Tarihi, Çev. M. Beşir Eryarsoy,îst. 1985, C.2, Sh. 224

[32] Tevbe,9/113,

[33] Nisa, 4/48 ve 116.

[34] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.3, Hds. 9-10

[35] îsrâ, 17/23-24.

[36] Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tıb, B.l, Hds. 1. Sünen-i İbn Mâce, Kitabu't-Tıb, B. 1, Hds. 3438-34.

[37] Sahih-İ Müslim, Kitabu's-Selâm, B.26, Hds. 69.

[38] Sünen-i Ebu Davud, Kİtabu't-Tıb, B.l, Hds. 3855. Sünen-İ Tirmizî, Kitabu't-Tıb, B.2, Hds. 2109, Sünen-i tbn Mâce, Kitabu't-Tıb, B.l, Hds. 3436.

[39] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri Ve's-Sıla, B.4, Hds. 12. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birrî ve's-Sıla, B.5, Hds. 1966. Söncn-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.129, Hds. 5143.

[40] Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'1-Edeb, B.2, Hds. 3664. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B.129, Hds. 5142.

[41] İbrahim, 14/41-Nuh, 71/28.

>Ya Rasulullah, benim güzel hizmet ve ülfet etmeme insanlar içinde en layık ve en haklı olan kimdir? diye sordu.

Rasulullah (s.a.s.):

"Annendir" diye cevab verdi.

O zat:

Sonra kimdir? dedi.

Rasuhıİlah:

"Sonra annendir" buyurdu.

O zat:

Sonra kimdir? dedi.

Rasuluİlah:

"Sonra annendir" buyurdu.

O zat:

Sonra kimdir? deyince.

(Dördüncüde) Rasuluİlah:

"Sonra babandır" diye cevab verdi.[8]

Muvahhid mü'mine annenin evlad üzerindeki öden­mesi gerekli hakkı, muvahhid babanın hakkının üç mislidir... Yani ağırlığı bakımından üç hak annenin, bir hak ba­banındır... Çünkü anne, çocuğuna hamile kalışı, onu bede­ninde taşıyışı, şiddetli sancılarla doğuruşu, emzirmesi, bez­lerini değiştirmesi, yıkaması, üstünü-başıni temiz tutması, ağzına lokmaları çiğneyip vermesi ....vs...vs.... Her şeyiyle ilgilenmesi, Allah'ın izniyle büyümesine çok katkıda bu­lunması, onun hakkının ağır olmasını gerektirmektedir...

Çocuğun bedenen gelişmesine katkıda bulunan anne ve baba, onun ruhen ve ahlaken de gelişmesinde birinci de­recede sorumludurlar... Çocuğu terbiye ederken de, bir çok zorluklara katlanıyor anne ve baba... Onu yaratılış gayesinde uygun ve fıtrat üzere bir muvahhid mü'min yetiştirmeye ça­lışmak elbette kolay bir iş değildir... Hele hele gayr-ı müslim tağutların hakim, müslümanlarm mahkûm ve İslâm'ın ha­yattan söküp atıldığı bir Daru'1-Harb ortamında bu işi, çok daha zordur... Anne ve baba bu zorluklarla canhıraş bir mü­cadeleye girişiyor ve çocuklarını vahşî tağutların kanlı pen­çelerinden kurtarmaya gayret ediyorlar!...

Abdullah b. Mes'ud (r.a.) şöyle anlatıyor:

Ben, Rasuluİlah (s.a.s.)' e:

Amellerin hangisi Allah'a daha sevgilidir? diye sordum.

"Vaktinde kılınan namazdır" buyurdu.

Abdullah:

Sonra hangisi? dedi.

"Sonra anne-babaya iyilik etmektir" buyurdu.

Abdullah:

Sonra hangisi? dedi.

"Allah yolunda cihad'dır" buyurdu.

İbn Mes'ud:

Bunları, bana Rasuluİlah söyledi. Daha fazlasını sorsaydım, elbette bana yine haber verecekti, dedi.[9]

Katıksız bir iman ile inanan muvahhid mü'minin üze­rine ilk vazife, farz olan namazı gereği üzere edâ etmektir... Namazdan sonra eğer hayatta iseler anne ve babasına ihti­yaçları olan hizmeti vermektir... Bu hizmet anne-baba mü'min müslümanlar oldukları müddetçe, Allah yolunda cihaddan daha önde gelir... Farz namazın edasından sonra, amma Alİah yolunda Cihad'dan Önce gelen mü'min müslü-man anne-babaya hizmet için Abdullah b. Amr (r.a.) şu ha­disi rivayet etmektedir.

Bir adam, Rasuluİlah (s.a.s.)'e:

Ben, cihada gidiyorum, dedi.

Rasuluİlah (s.a.s.):

"Senin annen-baban var mı?" diye sordu.

O zat:

Evet, var,dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

"Öyleyse sen (evvela) onların rızaları yolunda çalış" buyurdu.[10]

Çünkü onların bakıma ve kendileriyle ilgilenilmeye ihtiyaçları vardır. Anneyi ve babayı ihtiyaçlı bir hâlde bıra­kıp cihada gitmeyi uygun görmeyen önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'den Muaviye b. Cahime (r.a.), şu hadisi rivayet eder:

Cahime, Rasulullah (s.a.s.)'e gelerek:

Ya Rasulullah, savaşa katılmak istiyorum. Bunu sormaya geldim, dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

"Annen sağ mı?" diye sordu.

Evet, deyince Rasulullah (s.a.s.):

"Annene hizmet et. Çünkü cennet, onun ayakları al­tındadır." buyurdu. [11]

"Cennetin annenin ayağı altında" oluşu, bize, Enes b. Malik (r.a.)'ın rivayet ettiği halk arasında şöhret bulmuş şu hadisi hatırlatıyor.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

"Cennet, annelerin ayağı altındadır. [12]

"Cennetin annenin ayağının altında" olması, mü'mine annenin rızası, yani evladından razı olması, evladın cennete girmesi ve Allah'ın rızasına nail olması demektir!... Anne, muvahhid mü'min evladından razı olması, Allah'ın da razı olması demektir...

Çünkü muvahhide mü'mine anne, ancak Rabbimİz Al­lah'ın memnun olup rıza gösterdiği itikad ve amelden razı olur... Mü'mine annenin ölçüsü, Allah'ın dinidir... O, ancak İslâm'a uygun hâl, hareket ve sözlerden hoşnut olur...

Bu, böyledir!...

Ayrıca bu hadis-i şeriflerden şu gerçek de net olarak anlaşılmaktadır ki, mü'mine anne evladı için vazgeçilmez bir eğitimci ve öğreticidir... Onun eğitimi ve Öğretimi sonucun­da evlad, cenneti kazanacak bir seviyeye ulaşır ve annenin yetiştirmesiyle bunu elde edebilir... mü'mine anne, çocuğuna ilk imanî bilgileri ve ahlâkî eğitimi verendir... Anlattığı hi­kaye ve masallarla, söylediği ninnilerle çocuğun kültür altı yapısını hazırlar... Çocuktaki temel alt yapı sağlam olunca, onun üzerinde yükselen bina sapasağlam olur...

Ebu Ümame (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadiste mesele, daha da açıklık kazanmaktadır...

Bir adam:

Ya Rasulullah, çocuğu üzerinde baba ve annenin hakkı nedir? diye sordu.

Rasui-ı Ekrem (s.a.s.):

"Onlar (baban ve annen), senin cennetin ve cehenne­mindir." buyurdu.[13]

Onların rızasını kazanmak, diğer İslâmî vazifelerini yapmak ve imanı korumak kaydıyla kişiyi cennete ulaştırır... Onların, hoşnutsuzluğu, kişiyi cehennemlik eder... Aynı za­manda anne ve baba, çocuklarını yetiştirmeleri yönü ve öl­çüşünce, çocuklarım cennete veya cehenneme hazırlama o-torlar... Bundan dolayı anne ve babanın tavrı ve tutumu, kîsiyi cennetlik veya cehennemlik yapmakta... Bu, bir eğitim ve hayat görüşüdür... Kişinin dünya görüşü ne ise, yaşantısı ona göre olur... Dünya görüşü, yani akidesi ve ameli!... Neye inanmış ve nasıl yaşamış ise, öyle ölür, hangi hâl üzere öl­müş ise, öyle dirilip hesab vererek karşılık bulur....

Cabir (r.a.)'ın rivayetiyle önderimiz Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Her kul, öldüğü hâl üzere diriltilecektir.[14]

İmtihan sahası olan dünya hayatında, imtihanı başarılı bir şekilde kazanmak veya iflâs edip kaybetme noktasında, anne ve babanın payı büyüktür...

"Cennet, annenin ayağı altındadır" diye buyuran Ra­sulullah (s.a.s.), babanın hakkı için de Abdullah b. Amr (r.a.)'m rivayetiyle şöyle buyurur:

"Rabb'm rızası, babanın rızasında, Rabb'ın hışmı (gadabı), babasının hışmındadır. [15]

Güzide Ashab'dan (Allah cümlesinden razı olsun) Ebu'd-Derda (r.a.) da, bize şu hadisi nakleder. Önderimiz Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Baba, cennet kapılarının en hayırlısı (ndan girmeye vesile) dir. Artık (ya baba hakkını ihmal etmekle) o kapıyı yetir, (ya onun hakkına riâyetle) o kapıyı koru (elde etmeye çalış). [16]

Ve muvahhid ailenin muvahhİd mü'min babasının du­ası, Rabbimiz Allah'ın indinde kabul gören üç zümrenin du­asından biridir...

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

 

15 16

" Üç dua müstecab ve ontar(ın müstacab olduğun) da şübhe yoktur: Mazlumun duası, misafirin duası ve babanın evladına duası.[17]

Mü'min ve mü'mine olmak kaydıyla anne ve babanın değeri böyle beyan edilmekte ve haklarına dikkat edilmesi emredilmektedir... Muvahhid ailenin diğer ferdleri için dün­yada da, ahirette de mutluluk ve saadetin vesilesidir anne ve baba!... Onların haklarının gereği gibi edâ etmeye gayret e-derken, onlara karşı kişinin ne kendisi kötü söylemeli, ne de onlara kötü bir sözün gelmesine vesile olmalı, yani hâl ve hareketinden dolayı diğer insanlar, onun anne ve babasına kötü söz söylememeli... Kendisi, anne ve babasının hakkını korurken, başkalarına karşı da korumalı ve haklarına tecavüz ettirmemelidir...

Abdullah b. Amr (r.a.) bize şu hadisi rivayet etmektedir.

Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:

"Büyük günahlardan en büyüğünün birisi, kişinin an­nesine, babasına lanet etmesidir."

Orada bulunanlar tarafından kendisine:

- Ya Rasulullah, insan, annesine, babasına nasıl lanet eder? denildi.

Rasulullah (s.a.s.):

"O kimse, birisinin babasına söver, o da karşılık ola­rak onun babasına söver. Yine o kişi, birisinin annesine sö­ver, o da, karşılık olarak onun annesine söver." buyurdu. [18]

Önderimiz ve ahlâkta en güzel örneğimiz Rasulullah (s.a.s.) bu buyruğuyla, gerek ferdde, gerekse toplumda bulunması gereken en güzel ahlâkın ilkelerinden birisini beyan buyurmuşlardır... İslâm toplumunun huzuru ve saadeti için, toplum ferdlerinin karşılıklı sevgi ve saygıyı gündemde ve canlı tutmalıdırlar... Birbirlerinin haklarına karşı saygılı ol­malı ve korumalıdırlar... O zaman, toplum huzur toplumu hâline gelir... Böylesi topluma, refah toplumu denir... Cahi-Hyyenin gerek inanç, gerekse hareketten doğan düşük ka­rakterinden kurtulmuş, ferdden topluma, aileden devlete her kurum ve kuruluş İslâmî ölçülerde hayatiyetine devam eder durumda olan İslâm toplumu, huzur, saadet ve her iyilikle güzelliğin en olgununun bulunduğu bir toplumdur... Çünkü o ülke, muvahhid mü'minlerin İslâm üzere yaşadığı bir Daru'1-İsIâm'dır...Ferdler, mü'min ve müslim, devlet İslâm, toplumun hâl ve gidişi Kur'ân ve Sünnet ölçülerindedir!...

Yegane hayat nizâmı olan İslâm, böyle bir toplumun, yani her türlü iyilik ve güzelliklerle bezenmiş erdemli top­lumun oluşmasını önerir... Bu toplumun oluşması için tüm plan ve programların en mükemmeli, İslâm'da mevcuddur... Yeter ki, insanlar, İslâm'ı katıksız kabul edip gereği gibi ya­şasınlar!...

Mü'min anne ve babaya karşı iyi muamele etmenin gereği, müttefekunaleyh bir hadiste şöyle beyan edilir... Ha­disi, Abdullah b. Ömer (r.anhuma) bize rivayet eder. Rasu-lullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Üç kişi beraber yürürlerken onları yağmur yakaladı. Hemen dağdaki bir mağaraya meyledip sığındılar. Akabinde mağaraların ağzına dağdan büyük bir kaya düşüp üzerlerini tamamen kapattı. Bunun üzerine onlardan biri diğerlerine:

Riya ve şöhret isteği olmaksızın, sırf Allah rızası i-çin yapmış olduğumuz amellere bakın da, onları anmak suretiyle Allah'a dua ediniz. Umulur ki, Allah mağaranın kapı­sını açar, dedi."

Bu teklif üzerine onlardan biri, şu duayı söyledi: Ya Allah, şu muhakkak ki, benim yaşlı, ihtiyar anne-babam   ve küçük çocuklarım vardı. Ben, sürü otlatarak onları intak eder, geçindirirdim. Akşamleyin sürüyü otlaktan döndürüp onların yanına getirdiğim zaman sütü sağar, ço­cuklarımdan evvel anne, babama süt içirir idim. Şu da mu­hakkak ki, bir gün otlak bana uzak oldu da ben, tâ akşam o-luncaya kadar sürüyü getirememiştim. Geç vakit geldiğimde onları uyumuş hâlde bulmuştum. Sağa geldiğim gibi yine sütleri sağdım ve sağdığım sütü kabıyla getirip başuçlarına dikildim. Onları, uykularından uyandırmak istemiyordum.

Onlardan önce çocuklarıma süt içirmeyi de istemiyor­dum. Çocuklar ise, ayaklarımın dibinde açlıktan sızlanıyorlardı, tşte o gece fecr doğuncaya kadar benim halim, böyle dikilmekle, onların hâli de uyumakla devam etti.

Şübhesiz Sen, bilmektesin ki, ben bunu, sırf senin rı­zanı istemek için yapmıştım. Bundan ötürü bizim için bir ya­rık aç da, biz oradan semâyı görelim, diye dua etti.

Allah, onlara semâyı görecek kadar bir yarık açtı.[19]

Bu hadiste anlatılan olay, hem mü'minin kerametine, hem de mü'min müslümanın yalnız Allah için yaptığı salih ameliyle duada tevessül etmesine delildir... Ayrıca, anne ve babaya karşı saygı ve sevginin derecesini belirtiyor bu o-lay.... Bakıma muhtaç mü'min anne ve babasına yalnız Al­lah'ın rızasını kazanmak için hizmet etmenin değerini beyan ediyor bu olay... Çünkü mü'min anne ve babasına hizmet e-derek, onların İslâm'a uygun arzularını yerine getirerek, Al­lah'ın rızasını kazanabilir muvahhid mü'minler!... Böyle mü'min ihtiyar anne ve babanın yaşadığı ve muvahhid aile­nin diğer ferdlerinin tutumlarında, razı olup onlar için hayır dualarda bulunmaları, o evi huzur ve saadet yuvası yapar Al­lah'ın izniyle!..

Çünkü Rabbimiz Alİah, rızasını, mü'min anne ve ba­banın rızasına bağladı. . Kendi rızasını, onların nzalanyla kayıtlandırdı... Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), bize doğrula­rın en doğrusunu haber verdi... Cennet, annenin ayağı altında iken, Allah'ın rızası da, babanın rızasındaydı... Muvahhid mü'min anne ve babaya isyan etmek, onlara eziyet etmek, Allah'a şirk koşmak suçundan sonra en büyük suç ve günah­tır!...

Ebu Bekre (Nufey, r.a.)'m rivayetiyle önderimiz Rasu-

lullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Büyük günahların en büyüğünü size haber vereyim mi?"

Biz Sahabîler:

Evet, haber ver ya Rasulullah, dedik.

Rasulullah:

"Allah'a ortak koşmak, anneye, babaya isyan ve ezâ etmektir." buyurdu.

Ve dayanmakta iken oturdu da:

"İyi dinleyin, bir de yalan söz ve yalan şahidliğidir." buyurdu ve bu sözü durmadan tekrar tekrar söylüyordu.

(Ebu Bekre, dedi ki:)

Hatta ben, Rasulullah susmayacak, dedim.[20]

Rabbimiz Allah (c.c.) şöyle buyurur:

"De ki: Gelin, size Rabbinizin neleri haram kıldığını okuyayım. O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilikedin.. [21]

Dikkat edilirse, anne ve babaya iyilik etmek, onlara karşı sevgili ve saygılı davranmak hep Tevhid'den sonra zikredilmiştir... Oluşturulması zarurî olan muvahhid ailedeki her muvahhid mü'min ferd, iman noktasında sağlam, amei noktasında takva üzere olmalı gereğini daha önce beyan edilmişti... Bu muvahhid mü'min ferdler, İmam zedeleyici söz, hâl ve hareketlerin yanma kesinlikle yaklaşmadıkları gibi günah, yani haram olan meselelerde de böyle titiz ol­malıdırlar...

Muğire b. Şu'be (r.a.)'m rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Allah size, annelere itaatsizlik etmeyi, kız çocukları­nı diri diri gömmeyi, verilmesi gereken borcunuzu men et­meyi ve alma hakkınız olmayan şeyi almayı haram kıldı ve yine Alİah sizin için, dedi-kodu etmeyi, çok soru sormayı ve malı zayi etmeyi kerih gördü.[22]

Her zaman haberlerin en doğrusunu, doğruların en doğrusunu haber veren önderimiz Rasulullah (s.a.s.) "Abid Cureyc"'in kıssasını bizlere haber vermektedir!.... Abid Cu-reyc'in kıssası, bize anne hakkının değerini daha da net bir şekilde beyan etmektedir.

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:

"Beşikte yalnız üç çocuk konuşmuştur. Biri, İsa'dır. (İkincisi de şu kıssadaki çocuktur:)"

İsrâiloğulları zamanında Cureyc denilen ruhban bir kişi vardı. Cureyc, savmıasmda (İbadethanesinde) namaz kı­larken, annesi gelmiş, kendisini çağırmış.

Cureyc:

Namazı bozup anneme cevab mı vereyim, yoksa namaz mı kılayım? diye düşünmüş.

(Annesi üç defa çağırdığı hâlde namaza devam etmiş.)

Bunun üzerine annesi:

Ya Alİah, bu oğluma fahişe kadınların yüzlerini göstermedikçe onun canım alma! diye beddua etmiş.

Cureyc, savmıasmda bulunduğu sırada bir kadın gelip kendisine musallat olmuş ve ona zina teklif etmiş. Fakat Cureyc, bundan çekindiği için, bu kızgın kadın bir çobana gitmiş ve kendini ona teslim etmiştir. Kadın, bu cinsî münasebetten bir oğlan doğurmuş. (Kendisinden sorulduğunda) bu çocuğun, Cureyc'den olduğunu söylemiş.

Bunun üzerine halk rahibe gelmişler, savmıasım (baltalarla, kazmalarla) kırıp yıkmışlar, kendisini de, savmıadan aşağı indirip çıkarmışlar ve kendisine küfürler et­mişler.

Cureyc, abdest alıp namaz kıldıktan sonra, o gayr-ı meşru çocuğun yanma gelmiş ve:

Ey oğul, baban kimdir? diye sormuş.

Çocuk:

Çobandır, diye cevab vermiş.

Bu garip hadiseyi gören halk, rahibe:

Senin savmıam, yani ibadet yerini altından yaparız, demişler.

Cureyc:

Hayır, eskisi gibi çamurdan yapın, demiş.[23]

Ulemâ diyor ki:

"Bu hâl, Cureyc'in annesine cevab vermesinin daha doğru olduğuna delildir. Çünkü kıldığı namaz nafile idi. Annesine itaat ederek cevab vermesi ise, vacib idi. Anneye âsî olmak haramdır.

Namazını hafif tutarak, çabuk bitirmesi, annesine cevab verdikten sonra tekrar kılması da mümkündü. İhtimâl ki, annesinin kendisini ibadethanesinden ayrılıp dünyaya müteallik işlere davet edeceğinden çekinmiştir. [24]

Bu kıssa, şunu da ortaya koymaktadır ki, Cureyc, yal­nız âbid değil de, aynı zamanda âlim ve fakîh olmuş olsaydı, elbette işin ilmini bilir, mü'mine anne hakkı ile nafile namaz arasındaki tercihin ne olduğunu fark eder ve tercihini önem sırasına göre yapardı...

Mü'mine annenin hakkı böyle, ya mü'min babanın hakkı... Muvahhid ailede, mü'min anne ve baba birbirinden ayrılmaz bir bütündür... Birisini anmak, diğerini anmayı ge­rektir..."

Ebu Hüreyre (r.a.)'m rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Hiç bir evlad babasının hakkını ödeyemez. Meğer ki, onu köle olarak bulup da satın ala ve âzâd eyleye.[25]

Ebu Musa el-Eş'arî'nin oğlu Ebu Bürde, şöyle anlat­mıştır:

İbn Ömer, Yemenli bir adamın, sırtından annesini ta­şıyarak Ka'be'yi tavaf ederken şöyle demekte olduğuna şahid oldu:

Annemin zelil bir devesiyim ben,

(Başka) binekleri usansa da, usanmam ben.

Sonra (Yemenli) dedi ki:

Ey İbn Ömer, annemin hakkını ödemiş oldum mu ne dersin?..

İbn Ömer:

Hayır, dedi, tek bir "ah!" çekmesini bile karşılayamadın. [26]

Ebu't-Tufeyl (r.a.), şu olayı nakleder:

Rasulullah (s.a.s.)'i Cirane (Mevkiin) de et taksim e-derken gördüm. Ben, o gün (kesilmiş) devenin kemiğini ta­şıyan bir çocuktum.

Bir kadın geldi, Rasulullah'a kadar yaklaştı. Rasulul­lah (s.a.s.), o kadına sırtındaki cübbesini serdi, kadın da onun üzerine oturdu.

Ben:

Bu kadın kimdir? dedim.

Bu kadın, Rasulullah'ı emziren sütannesi (Ha)i-me)'dir, dediler.[27]

Sütanne, öz anne hükmünde olduğu bilinmektedir. Süt emmeden dolayı olan kardeşlik de, öz kardeşlik gibidir...

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.) sütannesine karşı da, öz anne gibi muamele yapmıştır... Mü'mine anne her zamanda ve her mekânda aynı değere sahibdir... Anne, harbî olmadık­ça, yani müşrik ve kâfir olduğu hâlde mü'min müsİümanlarla harb hâlinde olmadıkça, İslâmî ölçülerde iyi geçinmeye gay­ret edilir... Eğer İslâm'a ve mü'min müslümanlara saldın hâ­linde olan bir harbi konumuna düşerse ona karşı olan tavır, İslâm düşmanlarına karşı olan tavrın aynısı olmalıdır...

Esma bintu Ebu Bekr (r.anha), şöyle demiştir:

Rasulullah (s.a.s.) zamanında annem, beni özleyerek ziyaretime gelmişti.

Ben, Rasulullah'a:

Annemle ilgüenip, onu kabul edeyim mi? diye sor­dum.

Rasulullah (s.a.s.):

"Evet, (Onunla ilgilenip iyilik eyle!)"

Ravî Süfyan b. Uyeyne, dedi ki:

Yüce Allah, o kadın hakkında şu ayeti indirmiştir:

"Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtla­rınızdan sürüp çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. [28]

"İmam Taberî de, bu ayetin, Ebu Bekir'in eski zevcesi Kuteyle bintu Abduluzza hakkında indiğini haber veriyor. Ebu Bekir, Kuteyle'yi Cahiliyyet devrinde boşamiştı. Kuteyle, Rasulullah Mekke müşrikleriyle sulh anlaşmalı bulun­duğu sırada Medine'ye kızı Esma'ya ziyarete gelmiş ve Ona, kuru üzüm, yağ gibi bazı hediyeler getirmişti.

Bu ayet, yüce Allah tarafından mü'minlere düşmanlık yapmayan ve onlarla harb etmeyenlerle irtibat kurmak ve onlara iyi muamele yapmak, hakkında bir ruhsattır.[29]

Çünkü bir sonraki ayet-i kerimede Rabbimiz Alİah (c.c.) şöyle buyurur:

"Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp çıkaranları ve sürülüp çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kİm, onları dost edinirse, artık onlar, zalim olanların tâ kendileridir. [30]Bu ayet-i kerimedeki ilâhî emrin, en hayırlı nesil tara­fından ve en hayırlı asır, Asr-ı Saadet'teki bir örnek uygula­masına bakalım!...

Sonra Ebu Süfyan, çıkıp Medine'de Rasulullah (s.a.s.)'in yanına geldi. Kızı Ümmü Habibe bintu Ebu Süf-yan'm yanına girdi. Rasulullah (s.a.s.)'in yatağı üzerine otur­mak için gittiğinde kızı, hemen yatağı dürüp kaldırdı.

Bunun üzerine (Ebu Süfyan) şöyle dedi:

Ey Kızım, bilmiyorum ki, beni mi yatağa çok gör­dün, yoksa onu mu bana çok gördün?

Kızı da, şöyle dedi:

Hayır, bilakis o, Rasulullah (s.a.s.)'in yatağıdır, sen ise, necis müşrik bir adamsın. Rasulullah (s.a.s.)'in yatağı üzerine oturmanı istemedim.

(Ebu Süfyan) dedi ki:

Vallahi ey kızım, benden sonra sen kötüleşmişsin.[31]

Rasulullah (s.a.s.)'ın hanımlarından ve müzminlerin annelerinden Ümmü Habibe (r.anha), Ebu Süfya'nın kızıdır. Ebu Sütyan, o dönemde müşrik idi ve Mekke şirk devletinin lideriydi. Olay, Mekke'nin fethinden önce Medine'de geç­mektedir...

Ebu Süfyan, daha sonra müslüman olmuştu...

Saf Tevhid'den ve katıksız imandan kaynaklanan muvahhid mü'minlerin tavrı bu kadar açık ve net idi... Eğer an­ne, baba veya yakın akrabalardan herhangi birileri harbî ol­mayan bir müşrik, yahud kâfir iseler, onlarla dünya hayatın­da iyi geçinilir, hatta kalbleri İslâm'a isındırılmaya çalışılır... Eğer harbî iseler, onlarla ilişkilerimizi ona göre ayarlama­mız gerekir... Her iki hâlde de, küfür ve şirk üzere ölürler i-se, hiç bir muvahhid mü'min onlar için hayır duada bulun­maz ve onlar için Allah'dan af dileğinde bulunmamalıdır... Böyle bir durum, Rabbimiz Allah tarafından yasaklanmış­tır... Elbette Muvahhid mü'minler, red etmek için, şirk ve küfrü, müşrik ve kâfiri her türlü sıfatları, hâl ve tavırlarıyla tanımalıdır!...

"(Kafir olarak ölüp) Cehennem ehli olduklarını onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dâhi olsalar (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek, ne Peygamber'e yaraşır, ne de mü'minlere. [32]

Çünkü Rabbimiz Alİah, müşrik ve kâfirleri bağışla­mayacağını beyan buyurmuştur.

"Gerçekten Allah, kendisine şirk koşulmasını bağış­lamaz. Bunun dışında kalan ise, dilediğini bağışlar. Kim, Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.[33]

Bu, böyledir!...

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetleriyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Burnu yere sürünsün, sonra burnu yere sürünsün, sonra burnu yere sürünsün!..."

Kimin, ya Rasulullah? diye sorulunca:

"İhtiyarlığı anında annesi ile babasından birine, yahud her ikisine yetişip de onlar sebebiyle cennete giremiyenin!" buyurmuştur. [34]

Rabbimiz Allah (c,c), şöyle buyurdu:

"Rabbin, O'ndan başkasına kulluk etmemenizi ve an-ne-babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara "öf bile deme ve onları azarlama, onlara güzel söz söyle.

Onlara acıyarak alçak gönüllülük kanadını ger ve de kİ: Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse, sen de onları esirge. [35]

Muvahhid ailenin temel taşları olan mü'min anne ve baba yaşlanabilir, bununla beraber hastalanabilirler... Ailenin diğer ferdleri, onların her hâlini hoş görmeli ve onlardan sıkılmamalıdırlar... Onlara hitab ederken, "anneciğim, baba­cığım" sevgi ve saygı kelimelerinden gayrisini kullanmama­ya, onlara adlarıyla hitab etmemeye ve onlara bağırıp çağırıp kendilerini azarlayarak üzmemelidirler... Yaşlılık hâli, kolay bir hâl değildir... Hem yaşlılık, hem de hastalık... İşte bu hâle dayanabilen evlad, Allah'ın rızasını kazanmaya müsta­hak olur!...

Ailenin diğer ferdleri gibi, yaşlanmış ve rahatsız olan anne ve baba da tıbbî veya ruhî tedavi edilmelidir... Onların da dertlerine deva aranmalı ve hastalıklarının şifaya kavuşmasına çalışılmalıdır... Hem maddî tedavi, hem de dualarla güzel hâl ve hareketlerle manevî tedavî edilmeli, şifayı Allah'dan beklemelidir...

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.)

şöyle buyurur:

"Allah, indirdiği derde, muhakkak şifâsını da indirdi.[36]

Cabir (r.a.) da, şu hadisi rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Her derdin bir devası vardır. Derdin devasına rastla­nırsa, Allah (Azze ve Celle)'nin izniyle düzelir. [37]

Diğer bir hadisi de Üsame b. Şerik (r.a.) bize naklede­rek şöyle anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.)'e gelmiştim. Rasulullah (s.a.s.)'in Ashabı sanki başlarında kuş varmışcasına (sessiz sakin bir durumda) idiler. Selâm verdim, sonra oturdum. Şuradan, bu­radan Bedevîler geldi ve:

Ey Allah'ın Rasulü (hastalıklara karşı) tedavi olalım mı? dediler.

Rasuiullah (s.a.s.):

"Tedavi olunuz! Gerçekten Aziz ve Celil olan Allah, ne kadar hastalık koymuş ise, onun için ilaç da koymuştur. Yalnız bir hastalık var ki, onun tedavisi yoktur. O da, ihti­yarlıktır." buyurdular. [38]

Tedavisi olmayan ihtiyarlık hastalığına yakalanmış anne ve baba, çocukları tarafından kendilerine merhamet ve şefkat edilmesini, sevilip sayılmasını isterler... O dönemde çok daha hassas ve ince ruhlu olurlar... Daha önce hiç aldırış etmedikleri bir söz, ya da bir hareketten hemen alınırlar...

Bundan dolayı çocukları bu konuda çok titiz olmalı, onları üzmemeye gayret etmelidirler... İstemeyerek üzmüşlerse de, onların gönüllerini almalı, özrünü beyan edip kendilerini af-fettirmelidirler!..

Mü'min anne ve babanın ahirete irtihallerinde, yani vefatlarından sonra, onlar için hayır-hasenatta bulunmalı, onların dostlarını ziyaret etmeli ve onları hayırla anmalıdır-lar...

Abdullah b, Ömer (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:

"İyiliğin en iyisi, baba dostuna sılada bulunmaktır.[39] Mü'min anne ve baba, oluşturdukları muvahhid aile­nin içinde hayatları boyunca çocukları ve aile halkı tarafın­dan sayılıp sevildikleri gibi, ölümlerinden sonra da, onlar ta­rafından hayırla anılırlar... İman ve salih amel, onları salih-ler zümresine katmıştır... Ölümleri, kendilerine sevindirmiş, çünkü Rabbleri Allah'ın salihler için va'dettiği nimetlere ka­vuşmuş, fakat dünyada bıraktıkları yakınları, onlar gibi salih mü'minlerin vefatıyla üzülmüş, ağlamışlardır...

Mü'min anne ve babanın vefatlarından sonra onlara karşı olan vazifelerimizi bize, yegane önderimiz ve mürşi­dimiz Rasulullah (s.a.s.) Öğretmiştir.

Ebu Useyd Malik b. Rebia (r.a.) anlatıyor: Biz, Rasulullah (s.a.s.)'in yanında bulunduğumuz es­nada Beni Selime'den bir adam, O'nun yanma gelerek:

Ya Rasulullah, babam ve anneme karşı yükümlü olduğum vazifelerden, ölümlerinden sonra yapacağım bir şey kaldı mı?, diye sordu. Rasulullah (s.a.s.)

"Evet, onlara rahmet dilemek, onlar için istiğfar (yani günahlarının bağışlanması için dua) etmek, ahidlerini (vari­yetlerini) ölümlerinden sonra yerine getirmek, dostlarına ikram ve hürmet etmek ve yakınlığı ancak onlar vasıtasıyla olan akrabalarla ilgilenip onlara karşı üzerine düşeni yap­mak!" buyurdular. [40]

Ve muyahhid mü'minlerin, Rabbimiz Allah tarafından

kendilerine öğretilmiş duası:

"Rabbimiz,  hesab  gününde  beni,  anne-babamı  ve mü'minleri bağışla. [41] Amin...

 



[1] Nisa, 4/36.

[2] Bakara, 2/215.

[3] Ankebut, 29/8.

[4] Lokman, 31/14-15 ve bkz. Ahkaf, 46/15-16.

[5] Sahih-i Müslim, Kitabu Fedailu's-Sahabe, B.5, Hbr. 43.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu't-Tefsiru'1-Kur'ân, B.30, Hbr. 3404.

İbn Kesir, Hadislerle K.ur"ân-ı Kerim Tefsiri, çev. Dr.Bekir Karlığa, vdğ. İst. 1986, C.ll.Sh. 6263.

İmam El-Vahidî, Esbâb-ı Nüzul, çev. Dr. Necati Tetik, Vdğ, Erzu­rum, T.Y. Sh. 384.

[6] Abdulfettah El-Kadî, Esbâb-ı Nüzul, çev. Doç. Dr. Salih Akdemir, Ank. 1986, Sh. 295.

[7] Sahih-i Buhârî, Kitabu Ahbari'l-Ahadî, B.l, Hds. 12. Sahİh-i Müslim, Kitabu'i-İmare, B.8, Hds. 39.

[8] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.l, Hds. 2. Sahih-i Müslim, Kitabu'I-Birri Ye's-Sıla, B.l, Hds. 1. Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'1-Edeb, B.l, Hds. 3658. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, B. 129. Hds. 5139. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.l, Hds. 1959.

[9] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.l, Hds. I,

Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.36, Hds. 137-138-139.

Not: İmam Müslim'in kaydında;

"Anne-babaya itaattir !"buyrulmuştur.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sila, B.2, Hds. 1960.

[10] Sahih-i Buhârî, Kitabu'1-Edeb, B.l, Hds.3. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.l, Hds. 5. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B.31, Hds. 2529. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Cihad, B.2, Hds. 1722. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Cihad, B.5, Hds. 3089.

[11] Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Cihad, B.6, Hds. 3090. Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'l-Cihad, B.12, Hds. 2781.

[12] İmam Suyutî, Camiu's-Sağir Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, çev. İsmail Mutlu, Vdğ, İst. 1996, C.2, Sh. 294, Hds. 1934 (3642) {Hatib'in Tarih'inden)

Aclunî, Keşfu'1-Hafa, C.l, sh. 335, Hds. 1078 (İbn Abbas, r.a.'dan zayıf isnadla.)

Not: Kudafnin Müsnedu'ş-Şihab'ında Senedinde iki ravînin meçhul olduğu söylenirken, Hatib, isnadı zayıf demiştir. Ayrıca bu hadisin mün-ker olduğu söylenirken, Hakim, isnadının sahih olduğunu beyan etmiştir.

[13] Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'1-Edeb, B.l, Hds. 3662.

[14] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cenne, B.19, Hds. 83.

İmam Suyutî, Camiu's-Sağir Muhtasarı, C.3, Sh. 392, Hds. 3753 (9036) (Ahmed b. Hanbel, Müsned ve Hakim, Müstedrek'ten)