ortFootnotes]>[18]
Sakalını başıboş
bırakan ve bakımını yapmayan, dolayısıyla vahşî bir görünüm sergileyene karşı
İmam Ömer (r.a.)'ın tavrı böyle idi... Emiru'l-Mü'minin İmam Ömer (r.a.)'atabi
olmamızı Rasulullah (s.a.s.) emrediyor.[19] İmam
Ömer (r,a.), ümmetin imamlarından ve Örneklerindendir... Çünkü O, Rasulullah
(s.a.s.)'in Sünnetine sıkı sıkıya bağlıydı... O'nun uygulamaları, önderimiz ve
örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)'in uygulamasıydı...
Ata b. Yesar (r.a.)
anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.),
mescidde idi. İçeri, saçı-sakalı dağınık bir adam girdi. Rasulullah (s.a.s.),
eliyle ona:
"Çık!" diye
işaret etti.
Sanki saçını, sakalını
düzeltmesini kast ediyordu. A-dam da, saçını, sakalın] düzelttikten sonra
gelince, Rasulullah (s.a.s.), (onu göstererek):
"Herhangi birinizin
şeytan gibi saçı, başı dağınık bir hâlde gelmesinden, böyle gelmesi daha iyi
değil mi?" buyurdu. [20]
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın
rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.),
şöyle buyurur:
"Kİmin saçı
varsa, saçına ikram etsin (baksın). [21]
Muvahhid mü'minler, saçlarının ve sakallarının temizliğine, düzenli ve
kendilerine yakışır olmasına titizlikle dikkat ederken, aynı zamanda diş ve
ağız temizliğine de titiz davranmaları gerekir. Dişlerinin temizlenmesi ve
ağızlarının kokmaması için, yatarken, kalkarken ve yemeklerden sonra misvak
kullanmalı, misvak ile beraber helâl ve sıhhate uygun diş macunu ve diş
fırçası kullanılmalıdır...
Önderimiz Rasulullah
(s.a.s.)'in vücud temizliği için üzerinde hassasiyetle durduğu konulardan
birisiydi diş ve ağız temizliği...
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın
rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
"Ümmetime, (diğer
bir rivayete göre yahud insanlarameşakkat vermem endişesi olmasaydı,
kendilerine her namaz kılarken misvak kullanmalarını emrederdim.[22]
Huzeyfe (r.a.),
anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), geceleyin
(teheccüd namazı kılmaya) kalktığı zaman ağzını (ve dişlerini misvakla) iyice
ovalayıp temizler idi. [23]
Mü'minlerin annesi Aişe
(r.anha) rivayet eder ki, Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuşlardır:
"Misvâklanmak,
ağzın temiz kalmasına ve Rabbin razı olmasına sebebtir. [24]
Emiru'l-Mü'minin İmam
Ali (r.a.) da, misvak konusunda şöyle buyurmuştur:
"(Ey
müslümanlar,) şübhesiz, ağızlarınız Kur'ân'ın yollandır. Onun için ağızlarınızı
misvak ile temizleyiniz.[25]
Saçının ve sakalının
bakımını, temizliğini yapan, dişlerinin misvâklayıp temizleyen ve fıtrattan
olan el ve ayak tırnaklarım kesen muvahhid mü'minler, vücudlarını yıkamakla,
yani haftada en az bir kere banyo olmakla, üzerlerine vacib olan bir hakkı edâ
etmiş olurlar...
Ebu Said eudrî (r.a.)'ın
rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurur:
"Cuma günü
yıkanması, her baliğ olan kimse üzerine vacibdir. [26]
Cuma günü, muvahhid
mü'min müslümanların, haftalık bayram, toplanma, görüşme ve ziyaretleşme
günüdür... İslâm ülkesinde, yani "Daru'l-İslâm'"da Cuma günü, resmî
tatil günüdür... Muvahhid mü'min müslümanlar, Cuma günleri genel
temizliklerini yaparlar, hem bedenen hem de ruhen temizlenir, gusül eder,
çokça tevbe ederek tesbihatt gerçekleştirir ve Rasulullah (s.a.s.)'e bolca
salavat getirirler... O bölgedeki üzerlerine Cuma namazını edâ etmenin vacib olduğu
bütün müslümanlar, Cuma vaktinde bölgenin Cuma camiînde buluşur, vaz-u nasihat
dinler, Cuma hutbesinde kendilerine hatırlatılan takvalı olmanın şartlarını
yerine getirmeye gayret eder, huşu içinde diğer mü'min kardeşleriyle Cuma
namazını kılarlar... Gerek Cuma'dan Önce, gerekse Cuma'dan sonra mü'min
kardeşleriyle ziyaretleşir, sohbet ederek dertleşirler... Birbirlerinin
dertlerine deva olmaya çalışırken, bölgenin çözüm bekleyen meselelerini gündeme
getirir ve el birliği ile çözmeye çalışırlar...
İslâm ülkesinde, yani
Daru'l-İslâm'da, yani devlet yönetimi İslâm olan, ekonomisi İslâmî emirler
çerçevesinde yapılan, geçerli hukuku İslâm hukuku olan, kısacası, devletinden,
hükümetinden tutun da, mahalle muhtarına kadar bütün kurum ve kuruluşlarına
İslâm'ın hakim olduğu, muvahhid mü'min müsliimanların emniyet içinde, din,
can, mal, nesil ve akıl emniyetinin sağlandığı, helâlin gündemde, haramın
yasaklandığı, haramı işleyenlere İslâm'ın gereği olan cezaların, yani hatlerin
uygulandığı İslâm ülkesinde Cuma günü, böyle idrak edilir ve böyle
değerlendirilir!..
İslâm'ın devİet
yönetiminden ve hayata hakîm olmaktan uzaklaştırıldığı, Kur'ân-ı Kerîm'in ve
Sünnet-i Seniyye'nin yönetim ve hayat dışı bırakıldığı, İslâm'ın yerine
ta-ğutun hakim olduğu, Kur'ân'm yerine beşerî ideolojilerin anayasalarının
geçirildiği, Rasulullah (s.a.s.)'in önderliği reddedilerek, kendilerince millî
ve ebedî önderlerin ortaya çıkarıldığı gayr-ı îslâmî düzen ve ülkelerde,
muvahhid mü'min-lerin kendileri gibi, Cumaları da mahkûm edilmiştir!... Cumanın
vücûb şartlarına darbe indirilmiş ve edâ şartları ortadan kaldırılmıştır!..
Böyle mü'min
müslümanların mahkûm ve gayr-ı müs-limİerin hakim olduğu işgal altındaki İslâm
topraklarında, imkânlar dahilinde yegane Rabbieri Allah'a kul olmaya ve gerekli
ibadetlerini yerine getirmeye çahşan müstaz'af muvahhid mü'minler, hiç olmazsa
haftada bir defa banyo yapmalı ve vücudlarını temiz tutmalıdırlar...
Ebu Hüreyre (r.a.) şu
hadisi rivayet eder.
Rasulullah (s.a.ş.)
şöyle buyurur:
"Her yedi günde
bir gün yıkanmak, her müslüman kişi üzerine Allah'ın bir hakkıdır.[27]
Muvahhid ailenin kadın
olsun, erkek olsun her muvahhid mü'min ferdî, bu haklara dikkat etmesi
gerekir... Giyim, kuşamlarına da özen göstermelidir... Gerek mü'minler, gerekse
mü'mineler, kendilerine vacib olan giyim meselelerinde hassas olmalıdırlar...
Yegane Rabbimiz Allah
ve yegane önderimiz Rasu-lullah (s.a.s.)'in kendilerine emrettikleri ölçüde
giyinmeli mü'min müslüman erkek ve kadınlar... Ayrıca giyimleri temiz ve
düzenli olması lazımdır...
Ebu'l-Ahves,
babasından naklen rivayet eder:
Rasulullah (s.a.s.)'in
huzuruna eski elbise ile gelmiştim.
Bana:
"Malın var
mı?" dedi.
Evet, her çeşit malım
var, dedim.
Rasuî-i Ekrem:
"Nelerin var?"
dedi.
Ben:
Allah bana, deve,
koyun, at ve köleler verdi, dedim.
"Allah, mal
verince, nimetinin eseri ve şerefi üzerinde gözüksün." buyurdu.[28]
Diğer bir hadisi Cabir
b. Abdullah (r.anhuma) rivayet ediyor: Rasulullah (s.a.s.) bize gelmişti.
Saçları bölük bölük birbirine karışmış bir zat gördü:
"Ve şu şahıs,
saçını yatıştıracak bir şey bulamaz mı idi?" buyurdu.
Elbisesi kirli, paslı
başka bir zat gördü:
"Şu şahıs da,
elbisesini yıkayacak su bulamaz mıydı?" buyurdu. [29]
Muvahhide mü'mineler
de, gerek evlerindeki giyim, kuşamlarına, gerekse evlerinin dışına
çıktıklarında, yani herhangi bir zarurî ihtiyaç için sokağa çıktıklarında,
Alİah ve Rasulü (s.a.s.)'in emrettikleri ölçüde giyinmelerine çok ciddî mânâda
dikkat etmelidirler... Çünkü mü'minlerin hicabı, hem imanî, hem de amelî bir
mes'eledir... İmanîdir, çünkü yegane Rabbimiz Allah buyurmuştur. Buna, inanmak
gerek!.. Amelîdir, çünkü Rabbimiz Alİah buyurmuştur, buna. İtaat etmek
gerekir...
Muvahhid ailedeki
imanlı müslüman kadınlarına şöyle emreder Rabbimiz Allah:
"Mü'min kadınlara
da söyle: Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını
korusunlar. Süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Başörtülerini,
yakaların üstüne (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından,
ya da babalarından, ya da kocalarının babalarından, ya da oğullarından, ya da
kocalarının oğullarından, ya da kendi kardeşlerinden, ya da kardeşlerinin
oğullarından, ya da kız kardeşlerinin oğullarından, ya da kendi kadınlarından,
ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan, ya da kadına ihtiyacı olmayan
(arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden, ya da kadınların henüz mahrem
yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri
bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey
mü'minler, umulur ki, felah bulursunuz.[30]
Bu ayet-i kerimenin
iniş sebebi olarak şu olay zikredilir:
Cabir b. Abdullah
(r.anhuma)'dan rivayet olunmuştur:
Esma binti Mersed,
kendisine aid bir hurmalıkta bulunduğu sırada kadınlar, örtüsüz olarak yanma
gelmeye başlamışlardı. Ayaklarındaki halhallar (bilezikler), göğüsleri ve
zülüfleri görünüyordu.
Bu durumu gören Esma:
Bu ne kadar çirkin bir
durum, dedi.
Bunun üzerine Allah,
bu ayet-i kerimeyi inzal buyurdu. [31]
Bu konuda, mü'minlerin
annesi Aişe (r.anha) şu hadisi rivayet etmektedir:
Ebu Bekir'in kızı Esma
(yani Hz. Aişe'nin ablası), ü-zerinde ince bir elbise olduğu hâlde Rasulullah
(s.a.s.)'in yanına girdi. Rasulullah (s.a.s.), O'ndan yüz çevirip:
"Ey Esma, kadm
bülûga erdiği (hayız görmeğe) başladığı vakit kadının, şu ve şu azası hariç
diğer uzuvlarının görünmesi uygun olmaz."buyurdu.
Görünmesini hariç
tuttuğu iki uzuv için yüz ve ellerine işaret etti.[32]
Fitne korkusu olmazsa,
bülûga ermiş kadının elleri ve yüzü avret olmaz, yani ellerinin ve yüzünün
görünmesi caizdir. Eğer fitne korkusu varsa, elleri ve yüzü avret sayılır, yani
örtünmesi gerek...
Evlerdeki durum
böyle!...
Mü'mine müslüman
kadın, ihtiyacını gidermek için sokağa çıkacağı zaman nasıl örtünecek ve nasıl
davranacak?..
Rabbimiz Allah (c.c.)
şöyle buyurur.
"Ey Peygamber,
eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden
(cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle, onların (özgür ve iffetli)
tanınması ve e-ziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir. [33]
Rabbimiz Allah (c.c.),
bu ayet-i kerime ile mü'minlerin anneleri olan Önderimiz Rasulullah
(s.a.s.)'in hanımlarına, Rasulullah (s.a.s.)'in kızlarına ve mü'mine hanımlara
ihtiyaçlarını görmek için dışarı çıkmalarına izin vermişti. Yalnız dışarı
çıkarken, üzerlerine tanınmaları ve rahatsız e-dilmemeleri için dış örtülerini
almaları şartıyla izin verilmişti...
Bu iznin esbâb-ı
nüzulü de şu olay idi:
Mü'minlerin annesi
Aişe (r.anha) şöyle demiştir:
Rasulullah (s.a.s.)'in
kadınlarından Şevde binti Zem'a, Hicab ayeti indikten sonra bir ihtiyacı için
evinden dışarı çıkmıştı. Şevde, iri yapılı bir kadındı. Bu sebeble kendisini
tanıyanlara (örtülü olsa da) gizli olmazdı. Bu defa Ömer Îbnu'l-Hattab, O'nu
dışarıda gördü:
Ya Şevde, iyi bil ki,
Vallahi, sen bize karşı gizli o-lamıyorsun. Bak, düşün! Sen, nasıl evinin
dışına çıkıyorsun?, dedi.
Aişe, (rivayetine
devamla) dedi ki:
Bunun üzerine Şevde,
evine dönüp geldi. O sırada Rasulullah, benim odamda idi, akşam yemeği
yemekteydi, elinde de etli bir kemik vardı. Bu hâlde iken, Şevde içeri girdi
ve:
Ya Rasulullah, ben,
bazı ihtiyacım için evimden çıkmıştım. Ömer, bana şöyle şöyle söyleyip çıkışıma
itiraz etti, diye şikayet etti.
Aişe, devamla dedi ki:
Bunun üzerine Allah,
Peygamberi'ne vahy gönderdi. Sonra kendisinde vahy hâli kaldırıldı. O kemik
elinde olduğu hâlde ve onu yere koymaksızın Sevde'ye:
"Siz kadınlara,
kendi ihtiyaçlarınız için (örtünmüş o-larak) evlerinizden dışarı çıkmanıza izin
verilmiştir." buyurdu.[34]
Mü'mine müslüman
kadınların örtüsünün şekli ve sınırı için müctehid İslâm ulemâsının görüşleri,
fıkıh kitaplarında mevcuddur... Fıkıh kitaplarına müracaat ile mes'ele daha
net anlaşılmış olur. [35]
Muvahhid mü'minler,
vücud temizliğine ve giyeceklerinin düzenli olmasına dikkat ettikleri kadar,
yiyeceklerine de dikkat etmeli ve dengeli olmalıdırlar...
Rabbimiz Allah'ın
bizler için helâl kıldığı yiyecekleri yerken, yiyeceğimizin yeterli olmasına
hassasiyet gösterecek, midemizi aburcubur şeylerle tıka basa doldurmayacağız...
Bu konuda da israf etmeyecek, dengeli beslenmeye gayret edeceğiz...
Mikdad b. Ma'dikerib
(r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah
(s.a.s.) şöyle
buyurur:
"İnsanoğlu,
karından daha zararlı bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna kendini ayakta
tutacak bir kaç lokma yeter. Şayet (bu miktarın aşılması) kaçınılmaz ise, bu durumda
üçte biri yemeği, üçte biri içmesi, üçte biri de nefesi için (ayrılmalı) dır.[36]
İslâm Dini, hayatın
her biriminde temizliği, düzenli olmayı, adaleti, ve güzelliği emreder... Bu emir,
hem hayatın maddî cephesi, hem de manevî cephesini kapsar...
Abdullah b. Mes'ud
(r.a.), şu hadisi rivayet eder. Rasuluilah (s.a.s.);
"Kalbinde zerre
miktarı kibir olan kimse, cennete giremez." buyurmuş.
Bir zat:
İnsan, elbisesinin
güzel, ayakkabısının güzel olmasını istiyor,.deyince, Rasulullah (s.a.s.):
"Şübhesiz ki,
Allah, güzeldir, güzeli sever. Kibir, hakkı inkâr ve insanları tahkir (küçük
görmek) etmektir." buyurmuşlar. [37]
Salih b. Ebi Hassan,
şöyle anlatır:
Said b.
el-Museyyeb'den şöyle dediğini işittim:
Allah, güzeldir,
güzeli sever. Temizdir, temizliği sever. Lütufkârdır, lütufkârlığı sever.
Cömerttir, cömertliği sever. Siz de -zannedersem avlularınızı, dedi- temiz
tutunuz. Yahudilere benzemeyinİz.
Salih b. Ebi Hassan,
dedi ki:
Bu hadisi, Muhacir b.
Mismar'a anlattım ve Muhacir: Bu hadisi bana, Âmir b. Sa'd. babası tarikiyle
Rasulullah (s.a.s.)'den buradaki gibi anlattı, dedi.
Ne var ki, Muhacir,
(şübheyi kaldırarak) "avlularınızı temiz tutun!" demektedir.[38]
Muvahhid ailenin
içinde yaşadıkları ve bütün aile ferdleri olarak Rabbimiz Allah'a gereği
şekilde ibadet ettik-İeri evlerini de, tertemiz tutmalı, bu konuda Yahudilere,
yani gayr-ı müslimlere benzememelidir... Muvahhid mü'minler, nasıl ki,
kalkmasıyla, oturmasıyla, konuşmasıyla, yürümesiyle, iş yapmasıyla, yemesiyle, içmesi
ve giyinmesiyle gayr-ı müslimlere benzemiyorsa, O, bütün bu hayatî
mes'ele-lerinde İslâm'a tabi olduğu gibi evlerinin düzeninde de İslâm'a uymalı
ve gayr-ı müslimfere benzememeye çalışmalıdır... Dışarıdan gelen bir kişinin,
müslüman ile gayr-ı müs-limin evini bir birinden ayıracak bir kanaate sahib
olmalıdır... Evin, oturma odalarının döşenmesinden, haremlik selâmlık,
mutfağından, banyo ve tuvaletine kadar, hatta evin girişinden itibaren
temizliğinden düzenine muvahhid İslâm ailesine uygun olmalıdır... Ev eşyası,
ihtiyaca göre olmalı ve israftan alabildiğine kaçınmalıdır... Muvahhid
mü'minler, ne müsrif, ne de cimri olmalıdırlar... Müsriflik ve cimrilik,
mü'min müslümanların vasfı
değildir... Mü'min müslü-manlar, israfın ve cimriliğin tamamen
dışında, ifrat ve tefridin yanına yaklaşmadan, hayatlarını İslâm üzere ve vasat
ölçülerde Alİah için kılmaya devam edenlerdir!..
Yegane Rabbimiz Allah
(c.c), şöyle buyurur:
"Ey Âdemoğulları,
her mescid yanında ziynetlerinizi takının, yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü
O (Allah), israf edenleri sevmez.
De ki: "Allah'ın
kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" De
ki: "Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir. Kıyamet günü ise,
yalnızca onlarındır." Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer
açıklarız.[39]
"Onlar (Rahman'ın
kullan), harcadıkları zaman ne israf ederler, ne de kısarlar. (Harcamaları,)
ikisi arasında ortak
bir yoldur. [40]
"Akrabaya hakkını
ver, yoksula ve yolda kalmışa da.
İsraf ederek saçıp
savurma.
Çünkü saçıp
savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise, Rabbine karşı
nankördür. [41]
"Nefse ve ona bir
düzen içinde biçim verene, sonra ona, fücurunu (sınır tanımaz günah ve
kötülüğünü) Ve ondan sakınmayı ilham edene (andolusun),
Onu arındırıp,
temizleyen gerçekten felah bulmuştur.
Ve onu (isyanla,
günahla, bozulmalarla) örtüp saran da, elbette yıkıma uğramıştır. [42]
Nefsi, arındırıp
temizlemek, yani nefs tezkiyesi için önce katıksız, seksiz ve şübhesiz iman,
sonra salih amel sonucu takva ve Allah'ın sadık salih kullariyla beraber olmak
gerekir... Hem afakî, hem de en fusî arınmaya ihtiyaç vardır...
Kalbler, iman nuruyla,
beyinler İslâm şuuruyla temizlenirken, yani kalbler mü'min, beyinler müslim
olurken, dış çevreyi de, fısk ve fücurdan, fasık ve fâcirden temizleyip, hem
çevreyi, hem de çevredekileri sadıklardan kılmaya en son gayreti
göstermeliyiz...
Bu hâl ve tavır,
yegane Rabbimiz Allah'ın iman eden muvahhid mü'min kullarına emridir:
"Ey iman edenler,
Allah'dan sakının ve doğru (sadık) olanlarla beraber olun.[43]
Katıksız iman, takva
ve sadıklardan oluşmuş bir temiz çevre!... Sadık olanlar, gerçekten Allah'a ve
Rasulü(s.a.s.)'ne iman ederek itaat edenler, mallan ve canlarıyla Allah yolunda
cihad edenler, Allah ve Rasulullah (s.a.s.)'in emrettikleri gibi yaşamaya
gayret edenler... Tağutu, tüm ideolojisiyle, kurum ve kuruluşlarıyla reddetmiş,
Allah'a katıksız iman e-derek sapasağlam kulpa yapışmış olanlar, sadık olanlardır!. [44]
Bu, böyledir!..
Muvahhid ailenin her
ferdî, hem böyle olacak, hem de böyle olan sadıklardan bir çevre edinecek...
Bu şahsiyetli ailenin
izzet ve şeref sahibi muvahhid mü'min ferdleri, salih amel üzere titizlikle
hayatlarına devam ederken, günahlardan alabildiğine kaçınmaya gayret
e-deceklerdir... Böyle güzel, istenilen ve kabul gören tavır i-çinde iken,
hasbel beşer, bir gaflet sonucu hata edip günaha düşebilirler... Böyle bir
duruma düşen muvahhid mü'minler, hemen toparlanmak, kendine gelmeli ve nefsini
hesaba çekip zaman geçirmeden "Nasuh Tevbesi" ile tevbe etmeli...
Böylece günah ile
üzerine konan kiri ve pası, tevbe suyu ile tertemiz yıkamalı, kendisini yeniden
arındırmalıdır.
"Ey iman edenler,
Allah'a kesin (nasuh) bir tevbe ile tevbe ediniz. Olabilir ki, Allah, sizin
kötülüklerinizi örter ve altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah,
peygamberi ve O'nunla birlikte iman etmekte olanları küçük düşürmeyecektir.
Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşup parıldar. Derler ki: Rabbimiz,
nurumuzu tamamla, bizi bağışla, şübhesiz Sen, her şeye güç yetirensin.[45]
Can-u gönülden tevbeye
yönelen ve nasuh tevbesi ile tevbe edenler için, önderimiz Rasulullah (s.a.s.),
şu müjdeyi vermektedir.
Abdullah b. Mes'ud
(r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:
"Günahdan tevbe
eden kimse, hiç günahı olmayan kimse gibidir. [46]
Abdullah b. Büsr
(r.a.)'ın rivayetiyle bir başka hadiste şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
"Cennet, her
türlü mutluluk o kimseye lâyıktır ki, a-mel defterinde çok istiğfar bulunur. [47]
Muttaki, muvahhid ve
adil İslâm ulemâsı, kabul görülen ve gerçek tevbenin şu şartları taşımasının
gereğini beyan buyururlar... Nasuh Tevbesinin şartlan şunlardır:
1) Günahdan
tamamıyla vazgeçmek.
2) İşlediği
günahlardan pişman olmak.
3) Günaha
dönmemek için kesin karar vermek ve kararında direnmek.
4) İşlediği
suç ve günah, kulların haklarını gasbetmek, onlara zulmetmek gibi insan
hakkıyla ilgili ise, o kişilerle tamamıyla helâlleşmek, haklarını vermek
gerekir!. [48]
Rabbimiz Allah, çok
tevbe eden muvahhid mümin kullarını beyan buyururken, tevbe etmeyi iman ve
salih a-meiden önce zikrediyor. Çünkü kişi, küfürden, şirkten, nifaktan ve
irtidaddan tevbe ettikten sonra, ancak sahih ve katıksız gerçek bir iman ile
iman edebilir... Daha sonra imanın gereği olan salih ameli işleyebilir... Ya
ilk defa iman ediyordur bu kişi, ondan dolayı şirk ve küfürden kesin, yani
nasuh tevbesiyle tevbe ediyordur, ya da iman ettikten sonra elfaz-ı küfür, veya
ahval-ı küfür işlemek suretiyle ayağı kaymış, i-manı zedelenmiş, iman ve İslâm
dairesinin dışına çıkmış, yani mürted olmuş da, bu hâlinden nasuh tevbesi ile
tevbe ederek, yeniden iman ve İslâm dairesine giriyordur... Her iki hâlde de
tevbe, iman ve salih amelden önce geiir...
Rabbimiz Alİah, şöyle
buyurur:
"Ancak tevbe
eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka, işte onların
günahlarını Allah, iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok
esirgeyendir.
Kim tevbe eder ve
salih amellerde bulunursa, gerçekten o tevbesi (ve kendisi) kabul edilmiş
olarak Allah'a döner. Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, boş ve yararsız
sözlerle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir.
Onlar, kendilerine
Rabblerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onun üstünde sağır ve körler olarak
kapanıp kalmayanlardır.
Ve onlar:
"Rabbimiz, bize, eşlerimizden ve soyumuzdan gözün aydınlığı olacak
(çocuklar) armağan et ve bizi takva sahihlerine önderler kıl."
diyenlerdir.[49]
Müttakilerin imamı
olacak muvahhid mü'minlerin vasıfları, böyle beyan buyruluyor Rabbimiz Allah
tarafından...
Mü'min müslüman
kullarına, hatlerini bilmeyi, mütevazı olmayı ve böbürlenmemeyi emrediyor
Rabbimiz Allah:
"Hakkında bilgin
olmayan şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi ondan
sorumludur.
Yeryüzünde
böbürlenerek yürüme, çünkü sen, ne yeri yarabilirsin, ne de dağlara boyca
ulaşabilirsin.[50]
"O Rahman (olan
Atlah)'m kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller
kendilerine muhatab oldukları zaman da, "selâm" derler.
Onlar, Rabblerine
secde ederek ve kıyama durarak gecelerler.
Onlar: "Rabbimiz,
cehennem azabını bizden çevirir. Gerçek şu ki, onun azabı ödenmesi kaçınılmaz
bir borç (veya sürekli bir acıdır.)" derler. [51]
Hz. Lokman (a.s.)'ın
oğluna Öğütlerinden:
"İnsanlara
yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü
Allah, her büyüklük taslayıp, böbürleneni sevmez.
Yürüyüşünde orta bir
yol tut, sesinden de (yüksek perdeleri) eksilt. Çünkü seslerin en çirkin olanı,
gerçekten e-şeklerin sesidir. [52]
Ahlâk yapısını, en
güzel ahlâk sistemi olan İslâm'la aynîleştiren ve en güzel ahlâk üzere
yaratılmış olan Rasulullah (s.a.s.) [53]
kendisine örnek edinen muvahhid mü'minler, Allah'ın dostları olmuşlardır.[54]
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasulullah,[55]
güzel ahlâkı tamamlamak için gehniştır. [56]
Allah'ı Rabb,
Rasulullah (s.a.s.)'i önder, İslâm'ı din Kur'ân-ı Kerîm'i temel yasa, yani
hayat düsturu kabul edip razı olan muvahhid mü'minler, salih amel ve takva
üzere oldukları müddetçe "Evliyaullah"tirlar. Yani mü'min ve
müt-takilerin cümlesi, Allah'ın velîleridirler... Allah, mü'minlerin velisi, [57]yani
dostu, mü'minler de Allah'ın velisi, yani dostudurlar. [58] Aynı
zamanda kadın olsun, erkek olsun bütün mü'minler birbirlerinin kardeşleri[59] ve
birbirilerinin velileridirler. [60]
"Ehl-i Sünnet ve Cemaat" akidesindeki anlayış ve kabul ediş de budur. [61]
Allah'ın velileri,
birbirilerinin kardeşleri ve birbirlerinin velileri olan muvahhid mü'minler,
kâfirleri veli, yani dost edinemezler. Çünkü kâfirlerin mü'minler üzerinde velayet
hakları yoktur.[62]
Tevhid akidesi sağlam,
katıksız iman etmiş ve salih amel sahibi muttaki, muvahhid mü'min veli kul için
bir "Hadis-i Kudsf'de Rabbimiz Alİah şöyle buyurur. Hadisi, Ebu Hüreyre
(r.a.) rivayet eder ve Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Allah, şöyle
buyurdu: Her kim, Beni tanıyan ve ihlas ile bana ibadet eden (veli) bir kuluma
düşmanlık ederse, Ben de, ona harb ilân ederim.
Kuium Bana, kendisine
farz kıldığım şeylerden daha sevgili olan bir şeyle yaklaşamaz. Kulum Bana,
nafile ibadetlerle de yaklaşmaya devam eder. Nihayet Ben, onu severim. Ben,
kulumu sevince de, artık onun işitir kulağı, görür gözü, tutan eli, yürür ayağı
(mesabesinde) olurum. (Yani bu organlarıyla meydana gelmesini arzu ettiği bütün
dileklerini veririm.)
Diliyle de her ne
isterse, muhakkak onları da kendisine ihsan ederim. Bana sığınmak isteyince
de, muhakkak kulumu sığındırır, korurum... [63]
Yine Ebu Hüreyre
(r.a.)'in rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Şübhesiz ki,
Alİah, bir kulu sevdiği vakit Cibril'i çağırır da:
Ben, filânı seviyorum.
Onu, sen de sev, der.
Ve onu, Cibril de
sever. Sonra Semâda seslenerek:
Gerçekten Alİah,
filânı seviyor, onu, siz de sevin, der. Artık onu, semâ ehli de severler. Sonra
onun için yeryüzüne kabul konur (yani insanların kalbine onu sevmek konur). Bir
kula da buğzetti mi, Cibril'i çağırır: Ben, filâna buğzediyorum, ona sen de
buğzet, der. Ve Cibrîl, ona buğzeder. Sonra Sema ehli arasında: Allah, filâna
buğzediyor, ona, siz de buğzedin, diye seslenir.
Onlar da, kendisine
buğzederler. Sonra o kul için yeryüzüne buğz konur (yani insanların kalbine
onun için kin konur).[64]
Allah'ın, veli kulu
için yeryüzüne koyduğu, yani insanların kalbine yerleştirdiği sevgi için İmam
Müslim (rh.a.)'in Sahih'inde kaydettiği şu olayı zikretmekte fayda vardır.
Cerir'in Süheyl'den, O
da bahasından, o da Ebu Hüreyre (r.a.)'dan rivayet ettiği, "sevgi ve
buğz" hadisi, şu olay üzerine hatırlanmakta...
Süheyl şöyle demiş:
Arafat'da idik. Derken
Ömer b. Abdi'I-Aziz geçti. Kendisi, Hacc emiri idi.. İnsanlar, O'na bakmaya
kalktılar.
Ben, babama:
Babacığım, görüyorum
ki, Allah, Ömer b. Abdi'l-Aziz'i seviyor, dedim.
(Babam):
Ne o? diye sordu.
Çünkü insanların
kalbinde, O'nun sevgisi var, dedim.
Bunun üzerine babam:
Baban hakkı için yemin
ederim ki, ben Ebu Hüreyre'yi, Rasululİah (s.a.s.)'den rivayet ederken
dinledim, dedi. [65]
Enes b. Malik
(r.a.)'ın rivayetiyle önderimiz Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Hayırlı insan,
ahireti için dünyasını, dünyası için ahi-retini terk etmeyen, her ikisini
birlikte yürütendir.
Muvahhid ailenin her
ferdi, kendisini bilmesi ve tanımasının yanı sıra kendi nefsinin üzerindeki
hakkını edâ ederek, kendisini iman ve salih âmel noktasında çok iyi yetiştirip
sağlamlaştırmahdır. Yegane Rabbimiz Allah (c.c.) ile rabıtasını
kuvvetlendirmeli, kendi kendisiyle barışık olup iç huzurunu sağlamalıdır...
İşte bu sağlam iman,
salih amel, güzel ahlâk ile olgunlaşan muvahhid mü'min ferd,
"Bismillah" deyip evinin kapısını açarak, hâne içindekilere selâm
vererek içeri girmelidir. Bundan sonra muvahhid mü'minlerin hâne halkıyla
ilişkilerini ve birbirlerinin üzerlerindeki haklarını anlatmaya gayret
edeceğiz!... Çünkü gayemiz, yaratılış gayemize uygun, İsla-mî ölçülerde
davranan muvahhid aileyi oluşturmaktadır...
"Allah, size
evlerinizi (içinde) güven ve huzur bulacağınız yerler kıldı. [66]
[1] Hazret-i Emir AH İbn Ebi Talib, Nehcü'l- Belâga, çev.
Abdulbâkî Gölpmarlı, Kum, 1989, Sh. 419.
Not: Bu söz, hadis
değildir. Ayrıca, Yahya b. Muaz er-Râzî'nin sözü olduğu da söylenmiştir.
Bkz. Aclunî,
Keşfiı'1-Hafa, c.2, Sh. 262, No:2532.
Aliyyu'1-Karî, Zayıf Hadisleri öğrenme Metodu, çev. Ahmed Serdaroğlu,
İst. 1986, Sh. 118.
[2] Ra'd, 13/28.
[3] Ahzâb, 33/21.
[4] Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah
(s.a.s.)şöyle buyururlar:
"İnsanların
hayırlısı, benim asrım (daki Sahabîlerim) dir. Sonra onlara yakın olan (tabiî)
lardır. Sonra onlara yakın olanlardır. (Yani tabiîlerin tabileri/Etbau
tabiîndir.)
Sonra bir takım kavimler
gelir ki, onlardan herhangi birisinin şehadeti yeminin önüne, yemini de
şehadetinin önüne geçer."
Sahih-i Buhârî,
Kitabu'ş-Şehâdat, B.9, Hds. 17.
Sahih-i Müslim, Kitabu Fedailu'i-Sahabe, B.52, Hds. 212-215.
[5] Sahih-i Buhârî, Kitabu's-Savm, B.54, Hds. 83. Sahih-i
Müslim, Kitabu's-Siyam, B.35, Hds. 182-193. Sünen-i Ebu Davud,
Kitabu's-Salatu't-Tatavvu, B.27, Hds. 1369. Sünen-i Neseî, Kitabu's-Savm, B.76,
Hds. 2384-B.78, Hds. 2394.
[6] Sahih-i Müslim, Kitabu's-Sıyam, B.15, Hds. 90.
[7] Sahih-i Buhârî, Kitabu's-Savm, B.35, Hds. 53. Sahih-i
Müslim, Kitabu's-Siyam, B.15, Hds.92.
[8] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cihad, B.70, Hds. 103.
Sahih-i Müslim, Kitabu's-Sıyam, B.16, Hd 100.
[9] O, dinlenmeniz için geceyi, gündüzü de aydınlatıcı
(mubsir) olarak sizin İçin yaratılmıştır, Şübhesiz, işitebilen bir topluluk
için bunda, gerçekten ayetler vardır." Yûnus, 10/67.
"O, sabahı da
yarıp çıkarandır. Geceyi bir sükûn (dinlenme), güneş ve ay'ı bir hesab kıldı.
Bu, üstün ve güçlü olan, bilen Allah'ın takdiridir." En'am, 6/96. Kendi rahmetinden
olmak üzere O, sizin için içinde dinlenmeniz ve O'nun fazlından (geçiminizi)
aramanız İçin geceyi ve gündüzü varetti. U-mulurki, şükredersiniz." Kasas,
28/73.
"Geceyi bir örtü
yaptık.