ortFootnotes]>[18]

Sakalını başıboş bırakan ve bakımını yapmayan, dola­yısıyla vahşî bir görünüm sergileyene karşı İmam Ömer (r.a.)'ın tavrı böyle idi... Emiru'l-Mü'minin İmam Ömer (r.a.)'atabi olmamızı Rasulullah (s.a.s.) emrediyor.[19] İmam Ömer (r,a.), ümmetin imamlarından ve Örneklerindendir... Çünkü O, Rasulullah (s.a.s.)'in Sünnetine sıkı sıkıya bağlıy­dı... O'nun uygulamaları, önderimiz ve örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)'in uygulamasıydı...

Ata b. Yesar (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), mescidde idi. İçeri, saçı-sakalı da­ğınık bir adam girdi. Rasulullah (s.a.s.), eliyle ona:

"Çık!" diye işaret etti.

Sanki saçını, sakalını düzeltmesini kast ediyordu. A-dam da, saçını, sakalın] düzelttikten sonra gelince, Rasulullah (s.a.s.), (onu göstererek):

"Herhangi birinizin şeytan gibi saçı, başı dağınık bir hâlde gelmesinden, böyle gelmesi daha iyi değil mi?" bu­yurdu. [20]

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.),

şöyle buyurur:

"Kİmin saçı varsa, saçına ikram etsin (baksın). [21] Muvahhid mü'minler, saçlarının ve sakallarının te­mizliğine, düzenli ve kendilerine yakışır olmasına titizlikle dikkat ederken, aynı zamanda diş ve ağız temizliğine de titiz davranmaları gerekir. Dişlerinin temizlenmesi ve ağızlarının kokmaması için, yatarken, kalkarken ve yemeklerden sonra misvak kullanmalı, misvak ile beraber helâl ve sıhhate uy­gun diş macunu ve diş fırçası kullanılmalıdır...

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in vücud temizliği için üzerinde hassasiyetle durduğu konulardan birisiydi diş ve ağız temizliği...

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasu­lullah (s.a.s.):

"Ümmetime, (diğer bir rivayete göre yahud insanlarameşakkat vermem endişesi olmasaydı, kendilerine her namaz kılarken misvak kullanmalarını emrederdim.[22]

Huzeyfe (r.a.), anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), geceleyin (teheccüd namazı kılmaya) kalktığı zaman ağzını (ve dişlerini misvakla) iyice ovalayıp temizler idi. [23]

Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) rivayet eder ki, Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuşlardır:

"Misvâklanmak, ağzın temiz kalmasına ve Rabbin ra­zı olmasına sebebtir. [24]

Emiru'l-Mü'minin İmam Ali (r.a.) da, misvak konu­sunda şöyle buyurmuştur:

"(Ey müslümanlar,) şübhesiz, ağızlarınız Kur'ân'ın yollandır. Onun için ağızlarınızı misvak ile temizleyiniz.[25]

Saçının ve sakalının bakımını, temizliğini yapan, diş­lerinin misvâklayıp temizleyen ve fıtrattan olan el ve ayak tırnaklarım kesen muvahhid mü'minler, vücudlarını yıka­makla, yani haftada en az bir kere banyo olmakla, üzerlerine vacib olan bir hakkı edâ etmiş olurlar...

Ebu  Said  eudrî  (r.a.)'ın  rivayetiyle  Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Cuma günü yıkanması, her baliğ olan kimse üzerine vacibdir. [26]

Cuma günü, muvahhid mü'min müslümanların, hafta­lık bayram, toplanma, görüşme ve ziyaretleşme günüdür... İslâm ülkesinde, yani "Daru'l-İslâm'"da Cuma günü, resmî tatil günüdür... Muvahhid mü'min müslümanlar, Cuma gün­leri genel temizliklerini yaparlar, hem bedenen hem de ru­hen temizlenir, gusül eder, çokça tevbe ederek tesbihatt ger­çekleştirir ve Rasulullah (s.a.s.)'e bolca salavat getirirler... O bölgedeki üzerlerine Cuma namazını edâ etmenin vacib ol­duğu bütün müslümanlar, Cuma vaktinde bölgenin Cuma camiînde buluşur, vaz-u nasihat dinler, Cuma hutbesinde kendilerine hatırlatılan takvalı olmanın şartlarını yerine ge­tirmeye gayret eder, huşu içinde diğer mü'min kardeşleriyle Cuma namazını kılarlar... Gerek Cuma'dan Önce, gerekse Cuma'dan sonra mü'min kardeşleriyle ziyaretleşir, sohbet ederek dertleşirler... Birbirlerinin dertlerine deva olmaya çalı­şırken, bölgenin çözüm bekleyen meselelerini gündeme geti­rir ve el birliği ile çözmeye çalışırlar...

İslâm ülkesinde, yani Daru'l-İslâm'da, yani devlet yö­netimi İslâm olan, ekonomisi İslâmî emirler çerçevesinde yapılan, geçerli hukuku İslâm hukuku olan, kısacası, devletinden, hükümetinden tutun da, mahalle muhtarına kadar bütün kurum ve kuruluşlarına İslâm'ın hakim olduğu, mu­vahhid mü'min müsliimanların emniyet içinde, din, can, mal, nesil ve akıl emniyetinin sağlandığı, helâlin gündemde, ha­ramın yasaklandığı, haramı işleyenlere İslâm'ın gereği olan cezaların, yani hatlerin uygulandığı İslâm ülkesinde Cuma günü, böyle idrak edilir ve böyle değerlendirilir!..

İslâm'ın devİet yönetiminden ve hayata hakîm olmak­tan uzaklaştırıldığı, Kur'ân-ı Kerîm'in ve Sünnet-i Seniyye'nin yönetim ve hayat dışı bırakıldığı, İslâm'ın yerine ta-ğutun hakim olduğu, Kur'ân'm yerine beşerî ideolojilerin anayasalarının geçirildiği, Rasulullah (s.a.s.)'in önderliği red­dedilerek, kendilerince millî ve ebedî önderlerin ortaya çıka­rıldığı gayr-ı îslâmî düzen ve ülkelerde, muvahhid mü'min-lerin kendileri gibi, Cumaları da mahkûm edilmiştir!... Cu­manın vücûb şartlarına darbe indirilmiş ve edâ şartları orta­dan kaldırılmıştır!..

Böyle mü'min müslümanların mahkûm ve gayr-ı müs-limİerin hakim olduğu işgal altındaki İslâm topraklarında, imkânlar dahilinde yegane Rabbieri Allah'a kul olmaya ve gerekli ibadetlerini yerine getirmeye çahşan müstaz'af mu­vahhid mü'minler, hiç olmazsa haftada bir defa banyo yap­malı ve vücudlarını temiz tutmalıdırlar...

Ebu Hüreyre (r.a.) şu hadisi rivayet eder.

Rasulullah (s.a.ş.) şöyle buyurur:

"Her yedi günde bir gün yıkanmak, her müslüman kişi üzerine Allah'ın bir hakkıdır.[27]

Muvahhid ailenin kadın olsun, erkek olsun her mu­vahhid mü'min ferdî, bu haklara dikkat etmesi gerekir... Giyim, kuşamlarına da özen göstermelidir... Gerek mü'minler, gerekse mü'mineler, kendilerine vacib olan giyim meselele­rinde hassas olmalıdırlar...

Yegane Rabbimiz Allah ve yegane önderimiz Rasu-lullah (s.a.s.)'in kendilerine emrettikleri ölçüde giyinmeli mü'min müslüman erkek ve kadınlar... Ayrıca giyimleri te­miz ve düzenli olması lazımdır...

Ebu'l-Ahves, babasından naklen rivayet eder:

Rasulullah (s.a.s.)'in huzuruna eski elbise ile gelmiştim.

Bana:

"Malın var mı?" dedi.  

Evet, her çeşit malım var, dedim.

Rasuî-i Ekrem:

"Nelerin var?" dedi.

Ben:

Allah bana, deve, koyun, at ve köleler verdi, dedim.

"Allah, mal verince, nimetinin eseri ve şerefi üzerinde gözüksün." buyurdu.[28]

Diğer bir hadisi Cabir b. Abdullah (r.anhuma) rivayet ediyor: Rasulullah (s.a.s.) bize gelmişti. Saçları bölük bölük birbirine karışmış bir zat gördü:

"Ve şu şahıs, saçını yatıştıracak bir şey bulamaz mı idi?" buyurdu.

Elbisesi kirli, paslı başka bir zat gördü:

"Şu şahıs da, elbisesini yıkayacak su bulamaz mıydı?" buyurdu. [29]

Muvahhide mü'mineler de, gerek evlerindeki giyim, kuşamlarına, gerekse evlerinin dışına çıktıklarında, yani herhangi bir zarurî ihtiyaç için sokağa çıktıklarında, Alİah ve Rasulü (s.a.s.)'in emrettikleri ölçüde giyinmelerine çok ciddî mânâda dikkat etmelidirler... Çünkü mü'minlerin hica­bı, hem imanî, hem de amelî bir mes'eledir... İmanîdir, çün­kü yegane Rabbimiz Allah buyurmuştur. Buna, inanmak gerek!.. Amelîdir, çünkü Rabbimiz Alİah buyurmuştur, buna. İtaat etmek gerekir...

Muvahhid ailedeki imanlı müslüman kadınlarına şöy­le emreder Rabbimiz Allah:

"Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama çe­virmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar. Süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Ba­şörtülerini, yakaların üstüne (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından, ya da babalarından, ya da ko­calarının babalarından, ya da oğullarından, ya da kocalarının oğullarından, ya da kendi kardeşlerinden, ya da kardeşleri­nin oğullarından, ya da kız kardeşlerinin oğullarından, ya da kendi kadınlarından, ya da sağ ellerinin altında bulunanlar­dan, ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden, ya da kadınların henüz mahrem yerlerini ta­nımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep bir­likte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki, felah bu­lursunuz.[30]

Bu ayet-i kerimenin iniş sebebi olarak şu olay zikre­dilir:

Cabir b. Abdullah (r.anhuma)'dan rivayet olunmuştur:

Esma binti Mersed, kendisine aid bir hurmalıkta bu­lunduğu sırada kadınlar, örtüsüz olarak yanma gelmeye başlamışlardı. Ayaklarındaki halhallar (bilezikler), göğüsleri ve zülüfleri görünüyordu.

Bu durumu gören Esma:

Bu ne kadar çirkin bir durum, dedi.

Bunun üzerine Allah, bu ayet-i kerimeyi inzal buyurdu. [31]

Bu konuda, mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) şu hadi­si rivayet etmektedir:

Ebu Bekir'in kızı Esma (yani Hz. Aişe'nin ablası), ü-zerinde ince bir elbise olduğu hâlde Rasulullah (s.a.s.)'in yanına girdi. Rasulullah (s.a.s.), O'ndan yüz çevirip:

"Ey Esma, kadm bülûga erdiği (hayız görmeğe) baş­ladığı vakit kadının, şu ve şu azası hariç diğer uzuvlarının görünmesi uygun olmaz."buyurdu.

Görünmesini hariç tuttuğu iki uzuv için yüz ve elleri­ne işaret etti.[32]

Fitne korkusu olmazsa, bülûga ermiş kadının elleri ve yüzü avret olmaz, yani ellerinin ve yüzünün görünmesi caiz­dir. Eğer fitne korkusu varsa, elleri ve yüzü avret sayılır, ya­ni örtünmesi gerek...

Evlerdeki durum böyle!...

Mü'mine müslüman kadın, ihtiyacını gidermek için sokağa çıkacağı zaman nasıl örtünecek ve nasıl davranacak?..

Rabbimiz Allah (c.c.) şöyle buyurur.

"Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle, onların (özgür ve iffetli) tanınması ve e-ziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok ba­ğışlayandır, çok esirgeyendir. [33]

Rabbimiz Allah (c.c.), bu ayet-i kerime ile mü'min­lerin anneleri olan Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in hanım­larına, Rasulullah (s.a.s.)'in kızlarına ve mü'mine hanımlara ihtiyaçlarını görmek için dışarı çıkmalarına izin vermişti. Yalnız dışarı çıkarken, üzerlerine tanınmaları ve rahatsız e-dilmemeleri için dış örtülerini almaları şartıyla izin veril­mişti...

Bu iznin esbâb-ı nüzulü de şu olay idi:

Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) şöyle demiştir:

Rasulullah (s.a.s.)'in kadınlarından Şevde binti Zem'a, Hicab ayeti indikten sonra bir ihtiyacı için evinden dışarı çıkmıştı. Şevde, iri yapılı bir kadındı. Bu sebeble kendisini tanıyanlara (örtülü olsa da) gizli olmazdı. Bu defa Ömer Îbnu'l-Hattab, O'nu dışarıda gördü:

Ya Şevde, iyi bil ki, Vallahi, sen bize karşı gizli o-lamıyorsun. Bak, düşün! Sen, nasıl evinin dışına çıkıyor­sun?, dedi.

Aişe, (rivayetine devamla) dedi ki:

Bunun üzerine Şevde, evine dönüp geldi. O sırada Ra­sulullah, benim odamda idi, akşam yemeği yemekteydi, elinde de etli bir kemik vardı. Bu hâlde iken, Şevde içeri girdi ve:

Ya Rasulullah, ben, bazı ihtiyacım için evimden çıkmıştım. Ömer, bana şöyle şöyle söyleyip çıkışıma itiraz etti, diye şikayet etti.

Aişe, devamla dedi ki:

Bunun üzerine Allah, Peygamberi'ne vahy gönderdi. Sonra kendisinde vahy hâli kaldırıldı. O kemik elinde olduğu hâlde ve onu yere koymaksızın Sevde'ye:

"Siz kadınlara, kendi ihtiyaçlarınız için (örtünmüş o-larak) evlerinizden dışarı çıkmanıza izin verilmiştir." buyurdu.[34]

Mü'mine müslüman kadınların örtüsünün şekli ve sı­nırı için müctehid İslâm ulemâsının görüşleri, fıkıh kitapla­rında mevcuddur... Fıkıh kitaplarına müracaat ile mes'ele daha net anlaşılmış olur. [35]

Muvahhid mü'minler, vücud temizliğine ve giyecekle­rinin düzenli olmasına dikkat ettikleri kadar, yiyeceklerine de dikkat etmeli ve dengeli olmalıdırlar...

Rabbimiz Allah'ın bizler için helâl kıldığı yiyecekleri yerken, yiyeceğimizin yeterli olmasına hassasiyet göstere­cek, midemizi aburcubur şeylerle tıka basa doldurmayaca­ğız... Bu konuda da israf etmeyecek, dengeli beslenmeye gayret edeceğiz...

Mikdad b. Ma'dikerib (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah

(s.a.s.) şöyle buyurur:

"İnsanoğlu, karından daha zararlı bir kap doldurma­mıştır. İnsanoğluna kendini ayakta tutacak bir kaç lokma yeter. Şayet (bu miktarın aşılması) kaçınılmaz ise, bu du­rumda üçte biri yemeği, üçte biri içmesi, üçte biri de nefesi için (ayrılmalı) dır.[36]

İslâm Dini, hayatın her biriminde temizliği, düzenli olmayı, adaleti, ve güzelliği emreder... Bu emir, hem hayatın maddî cephesi, hem de manevî cephesini kapsar...

Abdullah b. Mes'ud (r.a.), şu hadisi rivayet eder. Rasuluilah (s.a.s.);

"Kalbinde zerre miktarı kibir olan kimse, cennete gi­remez." buyurmuş.

Bir zat:

İnsan, elbisesinin güzel, ayakkabısının güzel olma­sını istiyor,.deyince, Rasulullah (s.a.s.):

"Şübhesiz ki, Allah, güzeldir, güzeli sever. Kibir, hakkı inkâr ve insanları tahkir (küçük görmek) etmektir." buyurmuşlar. [37]

Salih b. Ebi Hassan, şöyle anlatır:

Said b. el-Museyyeb'den şöyle dediğini işittim:

Allah, güzeldir, güzeli sever. Temizdir, temizliği sever. Lütufkârdır, lütufkârlığı sever. Cömerttir, cömertliği sever. Siz de -zannedersem avlularınızı, dedi- temiz tutunuz. Yahudilere benzemeyinİz.

Salih b. Ebi Hassan, dedi ki:

Bu hadisi, Muhacir b. Mismar'a anlattım ve Muhacir: Bu hadisi bana, Âmir b. Sa'd. babası tarikiyle Rasu­lullah (s.a.s.)'den buradaki gibi anlattı, dedi.

Ne var ki, Muhacir, (şübheyi kaldırarak) "avlularınızı temiz tutun!" demektedir.[38]

Muvahhid ailenin içinde yaşadıkları ve bütün aile ferdleri olarak Rabbimiz Allah'a gereği şekilde ibadet ettik-İeri evlerini de, tertemiz tutmalı, bu konuda Yahudilere, yani gayr-ı müslimlere benzememelidir... Muvahhid mü'minler, nasıl ki, kalkmasıyla, oturmasıyla, konuşmasıyla, yürüme­siyle,  iş yapmasıyla, yemesiyle,  içmesi  ve giyinmesiyle gayr-ı müslimlere benzemiyorsa, O, bütün bu hayatî mes'ele-lerinde İslâm'a tabi olduğu gibi evlerinin düzeninde de İs­lâm'a uymalı ve gayr-ı müslimfere benzememeye çalışma­lıdır... Dışarıdan gelen bir kişinin, müslüman ile gayr-ı müs-limin evini bir birinden ayıracak bir kanaate sahib olmalı­dır... Evin, oturma odalarının döşenmesinden, haremlik se­lâmlık, mutfağından, banyo ve tuvaletine kadar, hatta evin girişinden itibaren temizliğinden düzenine muvahhid İslâm ailesine uygun olmalıdır... Ev eşyası, ihtiyaca göre olmalı ve israftan alabildiğine kaçınmalıdır... Muvahhid mü'minler, ne müsrif, ne de cimri olmalıdırlar... Müsriflik ve cimrilik, mü'min  müslümanların  vasfı   değildir...   Mü'min   müslü-manlar, israfın ve cimriliğin tamamen dışında, ifrat ve tefridin yanına yaklaşmadan, hayatlarını İslâm üzere ve vasat öl­çülerde Alİah için kılmaya devam edenlerdir!..

Yegane Rabbimiz Allah (c.c), şöyle buyurur:

"Ey Âdemoğulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının, yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O (Allah), israf edenleri sevmez.

De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" De ki: "Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir. Kıyamet günü ise, yalnızca onla­rındır." Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.[39]

"Onlar (Rahman'ın kullan), harcadıkları zaman ne is­raf ederler, ne de kısarlar. (Harcamaları,) ikisi arasında ortak

bir yoldur. [40]

"Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da.

İsraf ederek saçıp savurma.

Çünkü saçıp savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuşlar­dır. Şeytan ise, Rabbine karşı nankördür. [41]

"Nefse ve ona bir düzen içinde biçim verene, sonra ona, fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) Ve ondan sakınmayı ilham edene (andolusun),

Onu arındırıp, temizleyen gerçekten felah bulmuştur.

Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp saran da, elbette yıkıma uğramıştır. [42]

Nefsi, arındırıp temizlemek, yani nefs tezkiyesi için önce katıksız, seksiz ve şübhesiz iman, sonra salih amel sonucu takva ve Allah'ın sadık salih kullariyla beraber olmak gerekir... Hem afakî, hem de en fusî arınmaya ihtiyaç var­dır...

Kalbler, iman nuruyla, beyinler İslâm şuuruyla te­mizlenirken, yani kalbler mü'min, beyinler müslim olurken, dış çevreyi de, fısk ve fücurdan, fasık ve fâcirden temizle­yip, hem çevreyi, hem de çevredekileri sadıklardan kılmaya en son gayreti göstermeliyiz...

Bu hâl ve tavır, yegane Rabbimiz Allah'ın iman eden muvahhid mü'min kullarına emridir:

"Ey iman edenler, Allah'dan sakının ve doğru (sadık) olanlarla beraber olun.[43]

Katıksız iman, takva ve sadıklardan oluşmuş bir temiz çevre!... Sadık olanlar, gerçekten Allah'a ve Rasulü(s.a.s.)'ne iman ederek itaat edenler, mallan ve canlarıyla Allah yolun­da cihad edenler, Allah ve Rasulullah (s.a.s.)'in emrettikleri gibi yaşamaya gayret edenler... Tağutu, tüm ideolojisiyle, kurum ve kuruluşlarıyla reddetmiş, Allah'a katıksız iman e-derek sapasağlam kulpa yapışmış olanlar, sadık olanlardır!. [44]

Bu, böyledir!..

Muvahhid ailenin her ferdî, hem böyle olacak, hem de böyle olan sadıklardan bir çevre edinecek...

Bu şahsiyetli ailenin izzet ve şeref sahibi muvahhid mü'min ferdleri, salih amel üzere titizlikle hayatlarına de­vam ederken, günahlardan alabildiğine kaçınmaya gayret e-deceklerdir... Böyle güzel, istenilen ve kabul gören tavır i-çinde iken, hasbel beşer, bir gaflet sonucu hata edip günaha düşebilirler... Böyle bir duruma düşen muvahhid mü'minler, hemen toparlanmak, kendine gelmeli ve nefsini hesaba çe­kip zaman geçirmeden "Nasuh Tevbesi" ile tevbe etmeli...

Böylece günah ile üzerine konan kiri ve pası, tevbe suyu ile tertemiz yıkamalı, kendisini yeniden arındırmalıdır.

"Ey iman edenler, Allah'a kesin (nasuh) bir tevbe ile tevbe ediniz. Olabilir ki, Allah, sizin kötülüklerinizi örter ve altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah, pey­gamberi ve O'nunla birlikte iman etmekte olanları küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşup parıldar. Derler ki: Rabbimiz, nurumuzu tamamla, bizi ba­ğışla, şübhesiz Sen, her şeye güç yetirensin.[45]

Can-u gönülden tevbeye yönelen ve nasuh tevbesi ile tevbe edenler için, önderimiz Rasulullah (s.a.s.), şu müjdeyi vermektedir.

Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.), şöyle buyurur:

"Günahdan tevbe eden kimse, hiç günahı olmayan kimse gibidir. [46]

Abdullah b. Büsr (r.a.)'ın rivayetiyle bir başka hadiste şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

"Cennet, her türlü mutluluk o kimseye lâyıktır ki, a-mel defterinde çok istiğfar bulunur. [47]

Muttaki, muvahhid ve adil İslâm ulemâsı, kabul gö­rülen ve gerçek tevbenin şu şartları taşımasının gereğini beyan buyururlar... Nasuh Tevbesinin şartlan şunlardır:

1) Günahdan tamamıyla vazgeçmek.

2) İşlediği günahlardan pişman olmak.

3) Günaha dönmemek için kesin karar vermek ve ka­rarında direnmek.

4) İşlediği suç ve günah, kulların haklarını gasbetmek, onlara zulmetmek gibi insan hakkıyla ilgili ise, o kişilerle tamamıyla helâlleşmek, haklarını vermek gerekir!. [48]

Rabbimiz Allah, çok tevbe eden muvahhid mümin kullarını beyan buyururken, tevbe etmeyi iman ve salih a-meiden önce zikrediyor. Çünkü kişi, küfürden, şirkten, ni­faktan ve irtidaddan tevbe ettikten sonra, ancak sahih ve ka­tıksız gerçek bir iman ile iman edebilir... Daha sonra imanın gereği olan salih ameli işleyebilir... Ya ilk defa iman ediyor­dur bu kişi, ondan dolayı şirk ve küfürden kesin, yani nasuh tevbesiyle tevbe ediyordur, ya da iman ettikten sonra elfaz-ı küfür, veya ahval-ı küfür işlemek suretiyle ayağı kaymış, i-manı zedelenmiş, iman ve İslâm dairesinin dışına çıkmış, yani mürted olmuş da, bu hâlinden nasuh tevbesi ile tevbe ederek, yeniden iman ve İslâm dairesine giriyordur... Her iki hâlde de tevbe, iman ve salih amelden önce geiir...

Rabbimiz Alİah, şöyle buyurur:

"Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bu­lunup davranan başka, işte onların günahlarını Allah, iyilik­lere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

Kim tevbe eder ve salih amellerde bulunursa, gerçek­ten o tevbesi (ve kendisi) kabul edilmiş olarak Allah'a dö­ner. Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, boş ve yarar­sız sözlerle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir.

Onlar, kendilerine Rabblerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onun üstünde sağır ve körler olarak kapanıp kalma­yanlardır.

Ve onlar: "Rabbimiz, bize, eşlerimizden ve soyumuz­dan gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahihlerine önderler kıl." diyenlerdir.[49]

Müttakilerin imamı olacak muvahhid mü'minlerin va­sıfları, böyle beyan buyruluyor Rabbimiz Allah tarafından...

Mü'min müslüman kullarına, hatlerini bilmeyi, mütevazı olmayı ve böbürlenmemeyi emrediyor Rabbimiz Allah:

"Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi ondan sorumludur.

Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, çünkü sen, ne yeri yarabilirsin, ne de dağlara boyca ulaşabilirsin.[50]

"O Rahman (olan Atlah)'m kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendilerine muhatab oldukları zaman da, "selâm" derler.

Onlar, Rabblerine secde ederek ve kıyama durarak ge­celerler.

Onlar: "Rabbimiz, cehennem azabını bizden çevirir. Gerçek şu ki, onun azabı ödenmesi kaçınılmaz bir borç (ve­ya sürekli bir acıdır.)" derler. [51]

Hz. Lokman (a.s.)'ın oğluna Öğütlerinden:

"İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbür­lenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, her bü­yüklük taslayıp, böbürleneni sevmez.

Yürüyüşünde orta bir yol tut, sesinden de (yüksek perdeleri) eksilt. Çünkü seslerin en çirkin olanı, gerçekten e-şeklerin sesidir. [52]

Ahlâk yapısını, en güzel ahlâk sistemi olan İslâm'la aynîleştiren ve en güzel ahlâk üzere yaratılmış olan Rasulullah (s.a.s.) [53] kendisine örnek edinen muvahhid mü'minler, Allah'ın dostları olmuşlardır.[54] Âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasulullah,[55] güzel ahlâkı tamamlamak için gehniştır. [56]

Allah'ı Rabb, Rasulullah (s.a.s.)'i önder, İslâm'ı din Kur'ân-ı Kerîm'i temel yasa, yani hayat düsturu kabul edip razı olan muvahhid mü'minler, salih amel ve takva üzere ol­dukları müddetçe "Evliyaullah"tirlar. Yani mü'min ve müt-takilerin cümlesi, Allah'ın velîleridirler... Allah, mü'minlerin velisi, [57]yani dostu, mü'minler de Allah'ın velisi, yani dostudurlar. [58] Aynı zamanda kadın olsun, erkek olsun bütün mü'minler birbirlerinin kardeşleri[59] ve birbirilerinin velileri­dirler. [60] "Ehl-i Sünnet ve Cemaat" akidesindeki anlayış ve kabul ediş de budur. [61]

Allah'ın velileri, birbirilerinin kardeşleri ve birbirleri­nin velileri olan muvahhid mü'minler, kâfirleri veli, yani dost edinemezler. Çünkü kâfirlerin mü'minler üzerinde ve­layet hakları yoktur.[62]

Tevhid akidesi sağlam, katıksız iman etmiş ve salih amel sahibi muttaki, muvahhid mü'min veli kul için bir "Hadis-i Kudsf'de Rabbimiz Alİah şöyle buyurur. Hadisi, Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet eder ve Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Allah, şöyle buyurdu: Her kim, Beni tanıyan ve ihlas ile bana ibadet eden (veli) bir kuluma düşmanlık ederse, Ben de, ona harb ilân ederim.

Kuium Bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevgili olan bir şeyle yaklaşamaz. Kulum Bana, nafile iba­detlerle de yaklaşmaya devam eder. Nihayet Ben, onu seve­rim. Ben, kulumu sevince de, artık onun işitir kulağı, görür gözü, tutan eli, yürür ayağı (mesabesinde) olurum. (Yani bu organlarıyla meydana gelmesini arzu ettiği bütün dileklerini veririm.)

Diliyle de her ne isterse, muhakkak onları da kendisi­ne ihsan ederim. Bana sığınmak isteyince de, muhakkak kulumu sığındırır, korurum... [63]

Yine Ebu Hüreyre (r.a.)'in rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Şübhesiz ki, Alİah, bir kulu sevdiği vakit Cibril'i ça­ğırır da:

Ben, filânı seviyorum. Onu, sen de sev, der.

Ve onu, Cibril de sever. Sonra Semâda seslenerek:

Gerçekten Alİah, filânı seviyor, onu, siz de sevin, der. Artık onu, semâ ehli de severler. Sonra onun için yeryüzüne kabul konur (yani insanların kalbine onu sevmek konur). Bir kula da buğzetti mi, Cibril'i çağırır: Ben, filâna buğzediyorum, ona sen de buğzet, der. Ve Cibrîl, ona buğzeder. Sonra Sema ehli arasında: Allah, filâna buğzediyor, ona, siz de buğzedin, diye seslenir.

Onlar da, kendisine buğzederler. Sonra o kul için yer­yüzüne buğz konur (yani insanların kalbine onun için kin konur).[64]

Allah'ın, veli kulu için yeryüzüne koyduğu, yani in­sanların kalbine yerleştirdiği sevgi için İmam Müslim (rh.a.)'in Sahih'inde kaydettiği şu olayı zikretmekte fayda vardır.

Cerir'in Süheyl'den, O da bahasından, o da Ebu Hü­reyre (r.a.)'dan rivayet ettiği, "sevgi ve buğz" hadisi, şu olay üzerine hatırlanmakta...

Süheyl şöyle demiş:

Arafat'da idik. Derken Ömer b. Abdi'I-Aziz geçti. Kendisi, Hacc emiri idi.. İnsanlar, O'na bakmaya kalktılar.

Ben, babama:

Babacığım, görüyorum ki, Allah, Ömer b. Abdi'l-Aziz'i seviyor, dedim.

(Babam):

Ne o? diye sordu.

Çünkü insanların kalbinde, O'nun sevgisi var, dedim.

Bunun üzerine babam:

Baban hakkı için yemin ederim ki, ben Ebu Hüreyre'yi, Rasululİah (s.a.s.)'den rivayet ederken dinledim, dedi. [65]

Enes b. Malik (r.a.)'ın rivayetiyle önderimiz Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Hayırlı insan, ahireti için dünyasını, dünyası için ahi-retini terk etmeyen, her ikisini birlikte yürütendir.

Muvahhid ailenin her ferdi, kendisini bilmesi ve ta­nımasının yanı sıra kendi nefsinin üzerindeki hakkını edâ ederek, kendisini iman ve salih âmel noktasında çok iyi ye­tiştirip sağlamlaştırmahdır. Yegane Rabbimiz Allah (c.c.) ile rabıtasını kuvvetlendirmeli, kendi kendisiyle barışık olup iç huzurunu sağlamalıdır...

İşte bu sağlam iman, salih amel, güzel ahlâk ile olgun­laşan muvahhid mü'min ferd, "Bismillah" deyip evinin kapı­sını açarak, hâne içindekilere selâm vererek içeri girmelidir. Bundan sonra muvahhid mü'minlerin hâne halkıyla ilişkile­rini ve birbirlerinin üzerlerindeki haklarını anlatmaya gayret edeceğiz!... Çünkü gayemiz, yaratılış gayemize uygun, İsla-mî ölçülerde davranan muvahhid aileyi oluşturmaktadır...

"Allah, size evlerinizi (içinde) güven ve huzur bula­cağınız yerler kıldı. [66]

 



[1] Hazret-i Emir AH İbn Ebi Talib, Nehcü'l- Belâga, çev. Abdulbâkî Gölpmarlı, Kum, 1989, Sh. 419.

Not: Bu söz, hadis değildir. Ayrıca, Yahya b. Muaz er-Râzî'nin sözü olduğu da söylenmiştir.

Bkz. Aclunî, Keşfiı'1-Hafa, c.2, Sh. 262, No:2532.

Aliyyu'1-Karî, Zayıf Hadisleri öğrenme Metodu, çev. Ahmed Serdaroğlu, İst. 1986, Sh. 118.

[2] Ra'd, 13/28.

[3] Ahzâb, 33/21.

[4] Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.)şöyle bu­yururlar:

"İnsanların hayırlısı, benim asrım (daki Sahabîlerim) dir. Sonra on­lara yakın olan (tabiî) lardır. Sonra onlara yakın olanlardır. (Yani tabiîle­rin tabileri/Etbau tabiîndir.)

Sonra bir takım kavimler gelir ki, onlardan herhangi birisinin şehadeti yeminin önüne, yemini de şehadetinin önüne geçer."

Sahih-i Buhârî, Kitabu'ş-Şehâdat, B.9, Hds. 17.

Sahih-i Müslim, Kitabu Fedailu'i-Sahabe, B.52, Hds. 212-215.

[5] Sahih-i Buhârî, Kitabu's-Savm, B.54, Hds. 83. Sahih-i Müslim, Kitabu's-Siyam, B.35, Hds. 182-193. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Salatu't-Tatavvu, B.27, Hds. 1369. Sünen-i Neseî, Kitabu's-Savm, B.76, Hds. 2384-B.78, Hds. 2394.

[6] Sahih-i Müslim, Kitabu's-Sıyam, B.15, Hds. 90.

[7] Sahih-i Buhârî, Kitabu's-Savm, B.35, Hds. 53. Sahih-i Müslim, Kitabu's-Siyam, B.15, Hds.92.

[8] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cihad, B.70, Hds. 103. Sahih-i Müslim, Kitabu's-Sıyam, B.16, Hd 100.

[9] O, dinlenmeniz için geceyi, gündüzü de aydınlatıcı (mubsir) ola­rak sizin İçin yaratılmıştır, Şübhesiz, işitebilen bir topluluk için bunda, gerçekten ayetler vardır." Yûnus, 10/67.

"O, sabahı da yarıp çıkarandır. Geceyi bir sükûn (dinlenme), güneş ve ay'ı bir hesab kıldı. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen Allah'ın takdiridir." En'am, 6/96. Kendi rahmetinden olmak üzere O, sizin için içinde dinlenmeniz ve O'nun fazlından (geçiminizi) aramanız İçin geceyi ve gündüzü varetti. U-mulurki, şükredersiniz." Kasas, 28/73.

"Geceyi bir örtü yaptık.