MÜ’MİNLER KURTULMUŞTUR
Yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ, katıksız iman sahibi ve
salih amel üzere olan muvahhid mü’minlerin mutlaka kurtulmuş olduklarını kesin
bir ifâde ile şöyle beyan buyurmuştur:
“Mü’minler, gerçekten felâh bulmuştur.”[1]
Emirü’l-mü’minin İmam Ömer b. Hattab (r.a.) anlatıyor:
- Rasulullah (s.a.s.)'e vahiy indiği zaman başının ucunda
arı uğuldamasına benzeyen bir ses işitilirdi. Bir gün kendisine vahiy indirildi.
Bir müddet bekledik ve sonra vahiy (durumu) O’ndan ayrıldı.
Rasulullah (s.a.s.) Kıble’ye karşı durdu, ellerini
kaldırdı ve:
“Allah’ım, arttır bizi, eksiltme bizi, şerefli kıl
bizi, alçatma bizi, ver bize, mahrum etme bizi, gözet bizi, başkalarını tercih
etme bize, memnun et bizi, bizden de razı ol!” diye dua etti.
Sonra:
“Bana,
on ayet indirildi ki, kim onların gereğini yaparsa, muhakkak cennete girecektir.” buyurdu ve peşinden:
“Mü’minler gerçekten felâh bulmuştur.” (Mü’minun,
23/1) diye oku(maya başla)yarak on ayet bitirdi.[2]
Yezid İbn Babenûs (rh.a.) şöyle anlatmıştır:
Hz. Aişe’nin yanına varıp dedik ki:
- Ey mü’minlerin annesi, Rasulullah (s.a.s.)'in ahlâkı
ne idi?
Hz. Aişe (r.anha) şöyle dedi:
- Onun ahlâkı, Kur’ân idi. Mü’minun Sûresi’ni okur
musunuz? “Mü’minler, gerçekten felâh bulmuştur.”dan itibaren oku, dedi.
Ben de, “Mü’minler gerçekten felâh bulmuştur.”dan
itibaren, “Ve onlar, ırzlarını koruyanlardır.” (Mü’minun, 23/1-5)
ayetine kadar okudum.
Hz. Aişe (r.anha) buyurdu ki:
- İşte bu vasıflar, Rasulullah (s.a.s.)'in ahlâkı idi.[3]
Muvahhidlerin ve Muttakilerin önderi Rasulullah
(s.a.s.)'in ahlâkıyla ahlâklanan, yani O’nun sahih Sünneti üzere inanarak yaşayan
mü’min müslümanlar, dünya hayatlarında izzet ve şeref sahibi, ahirette ise
cennet ehli olarak kurtulmuş, ededî saadete ulaşmışlardır...
Mü’minlerin annesi Aişe (r.anha)’nın beyanıyla,
Rasu-lullah (s.a.s.)'in ahlâkı, Allah Teâlâ’nın muvahhid mü’min-ler için hayat
ve hidayet rehberi kıldığı, yegâne dusturu-muz Kur’ân-ı Kerîm idi... Kelâmullah
olan Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz Allah nasıl buyurduysa, Rasulullah (s.a.s.)
öylece inanmış ve öylece amel etmiştir... Bu yüce ahlâkî yapı, Mü’minun
Sûresi’nin ilk on ayetinde özet olarak beyan buyrulmuştur... Annemiz Aişe
(r.anha) da, bunun için:
- Rasulullah (s.a.s.)'in ahlâkı, Kur’ân idi, dedikten
sonra bu ayetleri delil olarak okumuştu...
Emirü’l-mü’minin İmam Ömer b. Hattab (ra)’ın rivayet
etmiş olduğu hadiste Rasulullah (s.a.s.), bütün mü’min müslümanlara bu müjdeyi
vermiştir:
“Bana, on ayet indirildi ki, her kim onların gereğini
yaparsa, muhakkak cennete girecektir.”
Beyan olunacak bu on ayet ile amel eden muvahhid
mü’minler, hem ferd ferd, hem de ümmet olarak kurtulurlar... Çünkü onlar, Allah’a
ve Allah’ın iman edilmesini emrettiği şeylerin bütününe gereği gibi inanmış,
kalb ile tasdik, dil ile ikrar edip amel ve tavırlarıyla isbat etmişlerdir...
O muvahhid mü’minler, reddedilmesi gereken tağutî her inancı ve hareketi
reddetmiş, yegâne Rabb Allah’ın hoşnud olmadığı bütün anlayış ve tavırlardan
uzaklaşmış, Allah’ın razı olduğu amelleri işlemişlerdir... Allah tarafından
kendilerine örnek ve önder kılınan Rasulullah (s.a.s.)'i takip etmiş, O’na tâbi
olmuş ve O’nun izi üzere yürümeye gayret etmişlerdir... Heva ve heveslerini tamamıyla
terk ederek, emrolundukları gibi Allah’a ve Rasulullah (s.a.s.)'e itaat etmişlerdir...
Rabbimiz Allah, bu muvahhid mü’minlerin kurtulmuş
olduklarını şu ayetlerinde de beyan buyurmaktadır:
“Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa,
işte onlar, felâh (kurtuluş) bulanlardır.”[4]
“Doğrusu, temizlenip arınan felâh bulmuştur.
Ve Rabbinin ismini zikredip namaz kılan.”[5]
Nefsine karşı cihad eden, heva ve hevesine karşı mücadele
edip onları ıslah eden ve Allah’ın emirlerine teslim edip bu teslimiyetin
devamını sağlayan Mücahid mü’minler, kurtuluş bulanlardır... Cimrilik ve
bencillikten kurtulan, Allah yolunda helâl yoldan kazandığı malını sarfeden, gerektiğinde
canını ortaya koyup, kendisinden ziyade diğer mü’min müslüman kardeşlerini
düşünen, onların yardımına koşan muvahhid mü’minler, kendilerini cennetten alı
koyan bütün bağlardan kurtulmuşlardır... Bütün münker olan şeylerden arınmış ve
ma’ruf üzere yaşayan mü’min müslümanlar, her hâllerinde Rabbleri Allah’ı zikretmekte,
yani ihsan hâlini devamlı korumakta ve daimî namaz durumunu korumaktadırlar...
İşte korktuklarından emin, umduklarına nâil olanlar
bunlardır!.. Çünkü bunlar, gerçekten iman etmişlerdir... Bunlar, her türlü
şirkten arınıp Tevhid’e iman ettikleri için muvahhiddirler... Bunlar, her türlü
küfrü reddedip gereği gibi inandıkları için mü’mindirler... Bunlar, bütün hayatlarını
Allah yoluna fedâ ettikleri ve Allah’ın emirlerine teslim oldukları için
müslümandırlar...
Bu muvahhid mü’minler, Allah’dan başka kanun koyucu
tanımadıklarından ve yalnızca Allah’ın hükümlerini kabul ettikleri için, aynı
zamanda Allah’dan başka rab, ilâh ve melik kabul etmedikleri için, gerçek imanın
tadını tatmış, şuurlu bir şekilde idrak etmişlerdir...
Bu mü’min müslümanlar, “Lâ ilâhe illallah”ın yegâne
Canlarını, mallarını ve sahib oldukları her şeyi, “Lâ
ilâhe illallah”
Yegâne Rabbleri Allah, onların mallarını ve canlarını
cennet karşılığında satın almıştır...[6]
Onlar da, katıksız iman edip teslim oldukları için hiçbir tereddüt duymadan hemen
mallarını ve canlarını Rabbleri Allah’a vermişlerdir...
“Lâ ilâhe illallah” dünyada izzet ve şeref üzere yaşamak,
insanı, yaradılış gayesi dışına çıkaran ve insan olmaktan uzaklaştırıp
yücelerden en aşağılara düşüren bütün hâllerden kurtulmak için yegâne kurtuluş
yoludur...
“Lâ ilâhe illallah, Muhammeden Rasulullah” olmazsa
olmaz
Rasulullah (s.a.s.)'den sonra gelen emir sahibleri,
O’na tâbi oldukça, O’nun Sünnetiyle amel ettikçe ümmete imam olabilirler...
Ümmet, Allah’a iman edip itaat eden, Rasu-lullah (s.a.s.)'e iman edip itaat
eden Ulu’l-emr’e itaat etmekle mükelleftir... Eğer bu vasıflar kendilerinde
yoksa, onlara tâbi olunmayacaklarının şuurundadırlar...
Tarık el-Muharîbî (r.a.) anlatıyor:
- Rasulullah (s.a.s.)'i gördüm. En yüksek sesiyle
şöyle çağırıyordu:
“Lâ ilâhe illallah deyiniz, kurtulunuz.”[7]
Ümmetinden olan mü’min müslümanlara, imanlarını taze
tutmalarını emreden önderimiz Rasulullah (s.a.s.), “çokça Lâ ilâhe illallah”
demelerini buyuruyor...[8]
Her anda ve her yerde, “Lâ ilâhe illallah”
Bu kesin bilgi, bu iman ve bu idrak, muvahhid Müminleri,
“Lâ ilâhe illallah” hayat proğramına sımsıkı yapışmalarını sağlamış, kopması
imkânsız olan bu kulpu bırakmamalarını gerçekleştirmiştir...
“Lâ ilâhe illallah” hayat proğramını bir yana bırakan,
ona itibar etmeyen, hevalarını ilâhlaştırıp kendi yanlarından oluşturdukları
proğramları hayata hakim kılmak isteyen, bütün tagutî fikirleri, ideolojileri,
hâl ve hareketleri, sistem ve tavırları reddeden, “Lâ ilâhe illallah”ı kavrayıp
yalnızca ona iman eden mü’min müslümanlar, kendinden başka yücelik ve üstünlük
olmayan hayat nizamı İslâm’a teslim olmuşlardır... Bu teslimiyet onları, bütün
aşağılık olan hâllerden kurtarmıştır...
Ebu Zerr (r.a.) anlatıyor:
- Ya Rasulullah, bana bir şeyler öğütle, dedim.
O (s.a.s.) de:
“Bir fenalık işlediğin zaman, hemen ardından onu giderecek
bir iyilik yap!” buyurdu.
- Ya Rasulullah, Lâ ilâhe illallah demek de iyilikler
cümlesinden midir? dedim.
Bana:
“Evet, hem de iyiliklerin en üstünüdür.” karşılığını
verdi.[9]
Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor:
“Şübhesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu öğüt
alanlara bir öğüttür.”[10]
“Kötülüğü, en güzel olanla uzaklaştır.”[11]
Kötülüklerin ve zulmün en korkuncu ve en büyüğü olan
şirk,[12]
iyiliklerin en üstünü olan Tevhid, yani “Lâ ilâhe illallah” ile yok edilip
giderilir... Muvahhid mü’minlerin vazifesi, şirki ve küfrü bütün yeryüzünden silip
süpürecek, bu zulmü, bu kötülüğü ortadan kaldıracak “Lâ ilâhe illallah”
şiarını yüceltmektir... Bu iyiliği her tarafa yaymak ve böylece şirkin-kötülüklerin ortadan kaldırılmasını sağlamaktır
mü’min müslümanların üzerinde borç olan...
Rabbimiz Allah, yeryüzünde şirk ve küfür fitnesi kalmayıncaya
kadar, zulüm ve sömürü yok oluncaya kadar kötülük odaklarıyla mücadele etmeyi
emretmiştir... Hak ve adalet, tüm yeryüzüne egemen olup din, tamamen Allah’ın
oluncaya kadar bu cehd ve gayret devam etmelidir...[13]
Kurtuluşa eren mü’min müslümanların, cennet anahtarı
olan “Lâ ilâhe illallah” ile cennet kapılarını açıp girecek ve en yüce
makamlarda olacaklarını önderimiz Rasulullah (s.a.s.), bize beyan etmekte, bu
müjde haberi vermektedir...
Muaz b. Cebel (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyuruyor
Rasulullah (s.a.s.):
“Cennetin anahtarları, “Lâ ilâhe illallah” diye
şehadette bulunmaktadır.”[14]
Ebu Hüreyre (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Cennet ehli, (dünyada) ufukta batmakta veya doğmakta
olan doğu yıldızına veya batı yıldızına baktıkları gibi, derecelerin birbirinden
yüksek oluşu dolayısıyla bir yüksek köşke bakacaklardır.”
Bunun üzerine Ashab:
- Ya Rasulullah, onlar, peygamberler midir? dedi.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Bütün benliğime hakim olan Zat’a yemin ederim ki,
evet! Aynı zamanda Allah’a ve O’nun Peygamberi’ne iman edip bütün peygamberleri
tasdik eden gruplar.”[15]
Şirk, küfür, bid’at ve hurafe karıştırmadığı katıksız imanı
ve takvasıyla cennette yüce makamlara ulaşan mü’min müslümanlar, ahiretin
tarlası olan dünyada cennet ameli işleyen izzet sahibi şahsiyetlerdir... Gerek
elleriyle gerek dilleriyle haksız yere kimseyi incitmeyen ve insanların,
mallarından, canlarından dolayı kendilerinden emin oldukları kâmil
kimselerdir... Kâmil imanı, güzel ahlâkı ve doğru bilgileriyle etrafını
aydınlatan, diğer insanlara örnek olan muvahhid mü’minler, bu hâlleriyle aynı
zamanda diğerlerin hidayetine vesile olurlar... Diğer insanlar, onların bu iyi,
güzel ve olgun şahsiyetlerinden ders alır, kendilerine rehber edinirler...
Ebu Hüreyre (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Müslüman, diliyle ve eliyle insanları incitmeyen kimsedir.
Mü’min de, insanların, canları ve malları hususunda kendisinden emin olunan
kimsedir.” [16]
Ebu Musa ( r.a.) anlatıyor:
- Ya Rasulullah, müslümanların hangisi efdaldir? diye
sordular.
Rasulullah (s.a.s.):
“Müslümanlar, elinden ve dilinden selâmette kalandır.”
buyurdu.[17]
Her türlü şirkten, kalbini, beynini, ruhunu ve bedenini
tertemiz kılmış, küfrün her çeşidini terk etmiş, bid’at ve hurafelerden arınmış
bir hâlde Allah’a iman ederek tam teslim olmuş muvahhid mü’minin Allah katındaki
değerine eş başka bir değer yoktur... Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.), bu
Abdullah b. Amr (r.a.) anlatıyor:
Ben Rasulullah (s.a.s.)'in Kabe’yi tavaf ettiğini
(tavaf esnasında) şöyle söylediğini gördüm:
“Ey Kabe, sen, ne güzelsin ve senin kokun ne güzeldir.
Senin azametine ve senin kutsallığının azametine hayranım. Muhammed’in canı
(kudret) elinde olan (Allah)’a yemin ederim ki, mü’minin hürmeti, Allah katında
senin hürmetinden şübhesiz daha azametlidir. Mü’minin malının, kanının ve onun
hakkında ancak iyi zan beslemek kutsallığı (seninkinden üstündür).”[18]
Abdullah b. Amr (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Allah katında mü’minden daha değerli hiçbir şey yoktur.”[19]
Muvahhid mü’minin bu değeri, yegâne Rabbi Allah’a
hiçbir şeyi şirk koşmaması, tertemiz imanına zulüm bulaştırmamasından ileri
gelmektedir... Hangi çağda ve hangi bölgede olursa olsun, Allah’ın yeryüzünde
kullarının üzerindeki egemenlik hakkını gasbedip kendilerini o kullar için rab
makamında gören zalim, müşrik ve müstekbir tağutları, tağutların ideoloji ve
düzenlerini reddeden mu-vahhid mü’minler, imanlarını bütün zulümlerden arındırmışlardır...
Bu izzet ve şeref sahibi şahsiyetler, şirke, küfre dönmektense, paramparça
edilmeyi ve ateşe atılmayı göze almışlardır... Çünkü şirke ve küfre dönmek,
paramparça edilmekten, ateşe atılmaktan çok daha ağırdır... İkrah-ı Mülci hâli
için verilen ruhsatın dışında,[20]
batıl te’vil-lerle böyle bir hâle düşemez, bunu asla arzu edemezler mü’min
müslümanlar...
Ebu’d-Derda (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyurur
Rasulullah (s.a.s.):
“Paramparça edilsen ve (ateşte) yakılsan bile Allah’a
hiçbir şeyi ortak etme!”[21]
Tevhid ve iman konusunda böyle sağlam akîde sahibi
olan mü’minler kurtuluşa eren şahsiyetlerdir... İman bakımından bu kadar
dürüst olan, Allah’dan başkasından korkmayan, Allah ve Rasulü (s.a.s.)’e itaat
eden ve imanının gereği gibi bir hayat yaşamaya çalışan, kurtulmuş kullar
zümresinin diğer vasıflarının neler olduğuna bakalım!..
İkinci
Adım
[1] Mü’minun, 23/1.
[2] Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru’l-Kur’ân, B.24, Hds.3384-3385. İbn Kesir,
Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, çev. Dr. Bekir Karlığa - Dr. Bedrettin
Çetiner, İst.1985, C.10, Sh. 5544. İmam Ahmed b. Hanbel’den.
Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Taberî Tefsiri, çev. Hasan Kara-
kaya - Kerim Aytekin, İst. 1996, C.6, Sh.57.
İmam Ebu’l-Hasen Ali b. Ahmed el-Vahidî, Esbâb-ı Nüzûl. çev. Dr. Necati
Tetik - Necdet Çağıl, Erzurum,Ty. Sh.349.
[3] İmam Buhârî, Edebü’l-Müfred, B.144, Hbr.308
İbn Kesir, A.g.e., C.10, Sh.5544. Neseî’nin Tefsir’inden.
Ebu’ş-Şeyh el-Isbehânî, Kitabu Ahlâk en-Nebî ve Adâbuhû - Hz. Peygam-
berin Edep ve Ahlâkı, çev. Naim Erdoğan, İst.1995, Sh.29.
Ayrıca bkz:
Sahih-i Müslim, Kitabu Sıfati’l-Müsafirin, B.18, Hbr.139.
Sünen-i Neseî, Kitabu Kıyamu’l-Leyl, B.2 Hbr.1601.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu Salati’t-Tatavvu, B.26, Hds.1342.
Sünen-i Dârimî, Kitabu’s-Salat, B.165, Hds.1483.
[4] Haşr, 59/9.
[5] A’la, 87/14-15.
[6] “Hiç şübhesiz Allah, mü’minlerden -karşılığında onlara mutlaka cennet
vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar, Allah yolunda
savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. (Bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da
O’nun üzerine gerçek olan bir va’ddır. Allah’dan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu hâlde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip müjdeleşiniz. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” Tevbe, 9/111.
[7] İmam-ı Buhârî, Halku Efali’l-İbad - Hadis-i Şerifler Işığında İlâhî Kelâmın
Müdafaası, çev. Yusuf Özbek, İst.1992, Sh.63, Hds.194.
İmam Muhammmed b. Muhammed b. Süleyman er-Rûdânî, Cemu’l-Feva-
id - Büyük Hadis Külliyatı, çev. Naim Erdoğan, İst. Ty. C.3, Sh.258,
Hds.6395. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.4 Sh.63’den.
[8] Bkz. er-Rûdânî, A.g.e., C.1, Sh.39, Hds.111. Ahmed b. Hanbel, Müsned,
C.2, Sh.359’dan.
[9] Ahmed b. Hanbel, Kitabu’z-Zühd, çev. Mehmed Emin İhsanoğlu, İst.1993,
C.1, Sh.49, Hds.143.
İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e., C.6. Sh.149, Hds.42.
[10] Hud,11/114.
[11] Mü’minun, 23/96.
[12] Bkz. Lokman, 31/13.
[13] Bkz. Bakara, 2/193. Enfal, 8/39.
[14] İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e., C.3, Sh.369, Hds.16. Ahmed b. Hanbel ve
Bezzar’dan.
[15] Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu’l Cenne, B.18, Hds.2681. İmam Hafız el-
Munzirî, A.g.e., C.7, Sh.316, Hds.26.
[16] Sünen-i Neseî, Kitabu’l-İman, B.8, Hds.4962.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-İman, B.12, Hds.2762.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Fiten, B.2, Hds.3934.
[17] Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-İman, B.4, Hds.4.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B.14, Hds.64.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu’l-Kıyame, B.17, Hds.2619.
Kitabu’l-İman, B.12, Hds.2763.
Sünen-i Neseî, Kitabu’l-İman, B.11, Hds.4966.
[18] Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Fiten, B.2, Hds.3932.
[19] Taberânî, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, çev. İsmail Mutlu,
İst.1997, C.2, Sh.313, Hds.615.
[20] Bkz. Nahl,16/106 ve tefsirlerine.
[21] Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Fiten, B.23, Hds. 4034.
İmam Buhârî, Edebü’l-Müfred, B.9, Hds.18.
İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e., C.1, Sh.526, Hds.13, İmam Ahmed ve
Taberânî, Kebir’den.
İbn Kesir, A.g.e., C.6, Sh.2861. İbn Merduyeh ve İbn Ebi Hatim’den.