Ebu Hüreyre (r.a.)'ın
rivayetiyle önderimiz Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Bir kimse (Allah
yolunda) savaşmadan ve onu gönlünden geçirmeden ölürse, bir çeşit nifak üzere
ölür.[1]
Ve yine Ebu Hüreyre
(r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s,) şöyle buyurdular:
"Kim, Allah
yolunda (cihadla ilgili) bir eseri (ameli) bulunmadığı halde Allah'a kavuşur
(yani ölür)se, o kimse (kıyamet günü) bir eksiği olduğu hâlde Allah'ın huzuruna
çıkar. [2]
Allahu EkberL. Bu ne
müthiş bir tehdit!... Kalbleri titreten ve tüyleri ürperten bir hakikat!...
Allah yolunda savaşmadan, imkânı olduğu ve fırsat bulduğu halde bu vazifesini
edâ etmeyen bir çeşit nifak üzerine ölüyor!... İmkânı ve fırsatı olmayan mü'min
muvahhidlerin en azında cihad Özlemiyle, Allah yolunda savaş arzusuyla dolup
taşmalıdırlar... Eğer fikirlerinde ve kalblerinde böyle bir Özlem, böyle bir
arzu yok ise, o kalb ölmüş demektir... Hayat süren leşlerden olmak bir yana,
tevbe etmeden ve içinde böyle bir özlem ve arzu uyanmadan ölürse, bir çe-Şit
nifak üzere ölmüş olur...
Allah yolunda
savaşmak, İslâm'ın hâkim olması için cihad etmek, imanın varlığından ileri
gelir... Cihad arzusu, savaş özlemi, imanın varlığının bir belirtisidir...
Allah yolunda
savaşmaktan, İslâm uğrunda cihaddan dolayı müslümanın üzerinde bir eser
bulunmaması, korkunç bir felâkettir... Mü'min muvahhid, Rabbi Allah'a kavuşurken,
Allah yolunda cihaddan dolayı üzerinde bir eser bulunmalıdır... Yoksa Rabbine
karşı verecek bir cevabı, kendisini azabdan kurtaracak bir hücceti bulunmaz...
Nifak şubelerinden bir şube üzerine ölen kişinin ne hücceti olabilir ki?...
Cİhad, Allah Teâlâ'ya gerçek
kul olmaya çalışmanın samimi bir ifadesidir, yani Allah Teâlâ'ya karşı olan kulluk
vazifesini yerli yerinde yapmaktır hakiki cihad!... Ve cihaddan kendisine bir
eser bulunmayanın hâli... Allah muhafaza eylesin.
Rabbimiz Allah
Teâlâ'nın emrettiği şekilde cihad faaliyetini yerine getirirken, bir çok
engelle karşı karşıyadır mü'min muvahhidler... En büyük engellerden birisi, şeytan
(aleyhi lâne)'dir.
Sebre b. Ebu Fakih
(r.a.)'ın rivayetiyle önderimiz Ra-sulullah (s.a.s.) bu konuda şunları beyan
buyurur:
"Şeytan,
Ademoğlunun her yerde önüne çıkar. İslâm yolunda Önüne çıkar. (Müslüman olan
birine):
Sen, nasıl müslüman
olursun, eski dinini, babalarının ve atalarının dinini bırakırsın?, der.
Fakat o kişi şeytanı
dinlemez ve müslüman olur. Sonra hicret ederken şeytan yine yolunu keser ve:
Kendi memleketini terk
edip nasıl hicret edersin? Hicret eden, dizgin vurulmuş at gibidir, der.
O kişi, şeytanı yine
dinlemez ve hicret eder. Sonra o mü'min savaşa giderken, şeytan yine yolunu
keser ve:
Savaş, hem seni yorar,
hem de malını kaybedersin. Hâl böyle iken nasıl savaşa gidersin? Harb
meydanında savaşacaksın, öldürüleceksin. Karın, başkasına nikâhlana-cak, malın
da taksim edilecek, der.
O mü'min, şeytanı yine
dinlemez ve cihada gider."
Daha sonra Rasulullah
(s.a.s.):
"Kim böyle
yaparsa, onu, cennete sokmak va'dı icabı Allah'a vacib olur. Savaşta öldürülse
de, boğulsa da, hayvanı, sırtından atıp öldürse de yine Alİah, cennete sokar.[3]
Hayır üzere, hak üzere
ve iyilik üzere olan mü'min muvahhidi engellemek işini, sadece şeytan yapmıyor,
bütün hizbiyle, insandan olsun, cinden olsun türn ordusuyla bu şer işi
becermeye çalışıyorlar... Mü'min, Alemlerin Rabbi Allah Teâlâ'ya tevekkül
ederek, şeytan ve hizbine karşı savaşa girişmektedir.
Hadis-i şerifte
Rasulullah (s.a.s.)'in buyurduğu hâl ve hareketlerin, yani şeytanın
tavırlarını, onun hizbinden o-lan insanlar da sergilemektedir. Mü'min mücahidi
cihaddan, Allah yolunda savaşmaktan engellemeye çalışmaktadırlar...
Yine Rasulullah
(s.a.s.)'in beyan buyurduğu mümin gibi, cihad yoluna çıkmış mü'min mücahidler,
şeytanın vesvesesine ve şeytanîlerin engellemesine kanmayacak, yoluna devam
edecektir... Her zamanda ve her mekânda mü'min muvahhid ve mücahidin tavrı bu
olmalıdır... Böylece insanların en hayırlısı olur!...
Ebu Said el-Hudri
(r.a.)'ın rivayetiyle Rasululiah (s.a.s.)'e, bir Bedevî Arab geldi de:
Yâ Rasulullah,
insanların hangisi hayırlıdır?, diye sordu.
Rasulullah (s.a.s.):
"Canıyla, malıyla
(Alİah yolunda) cihad eden adamdır ve bir de vadilerden bir vadi içinde (yalnızlığa
çekilerek) Rabbine ibâdet eden ve insanları şerrinden rahat bırakan adamdır.[4]
İnsanların en
hayırlısı, canıyla, malıyla Allah yolunda cihad eden mü'min... Dünya hayatının
tadı ve tuzu... Saadet ve lezzeti... Mutluluk ve izzeti... Şeref ve haysiyeti...
Allah yolunda cihad etmek!...
Cihaddan el çekip,
rahatlık içinde uzlete çekilmeye karşı Rasuluîtah (s.a.s.)'in tavrına
bakalım...
Ebu Hüreyre (r.a.)
şöyle anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)'in
Ashabından bir zat, tatlı su kay-nakçığı bulunan bir boğazdan geçti ve
tatlılığından ötürü kaynakçık hoşuna giderek:
Halktan uzlet edip
keşke şu boğazda ikâmet etsem! (Amma) Rasulullah'dan müsaade almadan yapmayacağım,
dedi.
Durumu Rasul-i Ekrem'e
anlattı. Bunun üzerine (Rasulullah) şöyle buyurdu:
"Yapma (halktan uzlet
etme!) Sizden birinin Alİah yolunda kıyamı, yetmiş sene evinde kıldığı namazdan
daha faziletlidir. Allah'ın sizi affetmesini ve cennete koymasını sevmez
misiniz? (O halde) Allah yolunda savaşın! Her kim Allah yolunda, devenin
sağılması müddeti kadar savaşırsa, cennet kendisine vacib olur. [5]
Allah yolunda kıyam
etmek, Allah'a kul olurken, diğer tüm yalancı ilâhları reddetmek... Allah'ın
Kitabını, yani Kur'ân-ı Kerîm'i yegane düstur olarak kabul ederken, tüm beşerî
anayasaları reddetmek... İslâm'ı din ve hayat nizamı olarak kabul ederken,
beşerî ve tağutî tüm ideolojileri, tüm devlet düzenlerini, kurum ve
kuruluşlarıyla reddetmek...
Alİah yolunda kıyam
etmenin özetle ifadesi budur... Yegâne önder ve hayatın her yönünün örneği
olarak Rasulullah (s.a.s.)'i kabul ederken, diğer beşerî ideoloji sahibi tüm
liderleri reddetmek, Alİah yolunda kıyamın özellikle-rindendir...
Kabul ettiklerini
korurken, reddettikleriyle savaşma-Iıdır mü'min mücahidler... Bu, onlar için
evlerinde kıldıkları yetmiş yıllık namazlarından daha faziletli bir a-meldir,
yani ibadet ve itaattir. Bu kadar faziletli ve amellerin zirvesi olan cihadın
da en faziletlisi vardır ve yine Rasulullah (s.a.s.) tarafından beyan
edilmiştir...
Ebu Said el-Hudrî
(r.a.)'m rîvayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Cihadın en
efdali, zâlim sultanın veya zâlim emirin yanında söylenecek adaletli sözdür.[6]
Zalim, kim olursa
olsun, onun yüzüne hak ve adaletli sözü haykırmak, eliyle karşı koyma ve
alaşağı etme imkânı olmadığı İçin diliyle karşı koymak, cihadın en
fazi-letlisidir... Ola ki, bu sayede ya zâlim, zulmünden vazgeçer veya hak ve
adaletli sözü duyan mazlumlar, zâlim yöneticilere karşı kıyam ederler...
Mazlum müstaz'aflarm hep beraber, bir emir etrafında teşkilatlı bir şekilde
zulme ve sömürüye karşı kıyam edişleri, zâlimleri ve tağutları zelil bir duruma
düşürecektir... Bunun gerçekleşmesi için de, mazlum müstaz'aflarm
uyandırılması, uyarılması ve onlara hakkın işittirilmesi, doğruların idrâk
ettirilmesi lâzımdır... İşte bu görevi üstlenen mü'min mücahid, cihadın en
faziletlisini gerçekleştirmiş olur...
Rabbimiz Allah
Teâlâ'nın kullarına, yani mü'min ve muttaki kullarına bahşettiği en büyük nimet
cennettir... Mü'min muttaki mücahidlere cennet va'd etmiş ve onlar i-çin vacib
kılmıştır...
Salim dedi ki:
Abdullah ibn Ebi Evfa, Ömer ibn Ubeydullah'a (gönderdiği) mektubunda:
Rasulullah (s.a.s.):
"İyi biliniz ki,
cennet, kılıçların gölgesi altındadır" buyurdu, diye yazmıştı.[7]
Cennetin bahası,
kılıçların kınlarında durmaması ve Allah yolunda savaşmak için çekilmesi, savaş
meydanında havada parıldaması, şimşek gibi çakıp, yıldırım gibi müşrik ve
kâfirlerin beyinlerine inmesidir!...
Allah yolunda,
Allah'ın rızası için çekilen kılıç daha havada iken, kâfir ve müşrikler, ya
hakkı kabul edecek veya hakkın üstünlüğüne rıza gösterecekler, ya da hakkı,
yani İslâm'ı kabul etmemekle beraber, İslâm'a karşı savaşan kelleleri
bedenlerinden ayrılacaktır...
Abdullah b. Hubşî el
Has'amî (r.a.) anlatır:
Rasulullah (s.a.s.)'e
hangi amellerin daha üstün olduğu soruldu.
Rasulullah (s.a.s.):
"Şübhe olmayan
iman, helâl yolla kazanılan malla yapılan cihad, icablarına uyularak yapılan
Hac" buyurdu.
Hangi namazın daha
efdal olduğu soruldu.
"Kıyamı uzun olan
namazlardır", buyurdu.
Hangi zekâtın daha
makbul olduğu soruldu.
"Durumuna göre
verilen zekattır" buyurdu.
Hangi hicretin daha
efdal olduğu soruldu.
Rasulullah:
"Aziz ve Celil
Allah'ın haram kıldığı şeyleri terktir" buyurdu.
Hangi tür cihad daha
üstün olduğu soruldu. "Müşriklere karşı mal ve canla yapılan
cihaddır" buyurdu.
Hangi tür şehadetin
daha üstün olduğu soruldu. Rasulullah:
"Kanı akarak ve
atı yaralanarak şehid olan kimsenin şehadetı" buyurdu.[8]
"Helâl yolla
kazanılan malla yapılan cihad" amellerin üstün olanlarındandır... Allah yolunda
yapılan cihad-da,riya, gurur ve kibir karışmaması şart olduğu gibi, ayrıca
haram mal da ve haram kazanç da karışmaması lazımdır... Mü'min mücahid, Allah
yolunda cihadını ihlasla ve ihsanla sürdürürken canını ortaya koymuştur... Aynı
niyet ve aynı tavırla sürdürdüğü cihadına haram hiç bir mal ka-nştırmamalı!..
Meşru hedefine, yine meşru yollardan gitmelidir... Yalnız Alİah rızası için
devam ettiği cihada, hiç bîr batıl usulü, yani metodu bulaştırmamalıdır...
Hedef meşru, yol meşru ve meşru yoldan hedefe gidecek aracın da meşru olması
şarttır!.. Her şeyi helal ve meşru, yani Allah'ın Şeriatına uygun olmalıdır...
Bu arada İslâm
ordusunun başkumandanı önderimiz Rasulullah (s.a.s.), Allah yolunda savaş
usulüne bir bakalım.
Musa b. Ukbe, şöyle
demiştir:
Bana, Ömer İbn
Ubeydullah'ın himayesinde bulunan Ebu'n-Nadr Salim, tâhdis edip:
Ben, Ömer b.
Ubeydullah'ın katibi idim, diyerek şöyle söyledi:
Kumandan Ömer İbn
Ubeydullah, Harûriye taifesine doğru sefere çıktığı zaman, Abdullah ibn Evfa
(r.a.), kumandan Ömer İbn Ubeydullah'a bir mektup yazdı. (Bu mektup, kumandana
ulaştığında) mektubu ben okudum. Mektubda şunlar yazılmış olduğu gördüm:
Rasulullah (s.a.s.),
düşmanla karşılaştığı bazı harb günlerinde (hemen harbe girişmeyip) tâ güneş
semâ ortasından batıya meyledinceye kadar bekleyip düşmanı gözetledi. Sonra
ordu içinde ayağa kalktı da:
"Ey insanlar,
düşmanla karşılaşmak (harb etmek) temenni etmeyiniz. Allah'dan afiyet
isteyiniz. Fakat sizler, düşmanla karşılaştığınız zaman (harbin üstün şiddetlerine
karşı) sabrediniz. Ve biliniz ki, cennet, muhakkak kılıçların gölgesi
altındadır.", buyurdu.
Bundan sonra şu duayı
söyledi:
"Ya Allah, ey
Kitab'ı indiren, ey bulutlan akıtıp yürüten, ey toplanıp gelmiş olan düşman
ordularını bozup dağıtan (Allahım) sen, düşmanları bozguna uğrat, onlar
ü-zerine bizleri galib kıl, yardım et!" [9]
Aynı konuda bir hadisi
de Ebu Hüreyre (r.a.) bizlere haber vermektedir.
Rasulullah (s.a.s.):
"Müslümanın
aldığı her yara Allah yolundadır. Sonra kıyamet gününde bu yara, vurulduğu
günkü kılığında olacak, kan fışkıracaktır. Renk, kan rengi, koku, misk kokusu"
buyurdu.
Rasulullah (s.a.s.)
(söze devamla):
"Muhammed'in
nefsi yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, müminlere meşakkat vermiş
olmasam, Allah yolunda gaza eden hiç bir seriyyeriin ardında oturmazdım!
Velâkin varlık bulamıyorum ki, onları (hayvan) üzerinde taşıyayım. Onlara da,
varlık bulamıyorlar ki, benim arkamdan gelebilsinler. Benim arkamdan oturup
kalmaya da, gönülleri razı olmuyor!", buyurdular.[10]
Rabbimiz Allah Teâlâ
(c.c.) şöyle buyurur:
"Ancak Allah'a ve
ahiret gününe inanmayan, kaîbleri şübheye düşüp, kuşkular içinde bocalayan
(savaştan geri kalmak için) senden izin isterler.
Eğer onlar, (savaşa)
çıkmak isteselerdi elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah,
onların davranışlarını çirkin gördü ve onları (böyle cihad gibi güzel bir
amelden) geri koydu. Onlara: Oturanlarla (Kadın ve çocuklarla) beraber oturun,
denildi.
Eğer içinizde (onlar
da savaşa) çıksalardı, bize bozgunculuktan başka bir katkıları olmazdı... Ve
mutlaka fitne çıkarmak isteyerek aranızda koşarlardı. Halbuki, içinizde de
onlara iyice kulak verecekler vardır. (Bunları kuşkulandırıp büyük bir fitne
çıkarabilirlerdi.) Allah, zâlimleri gayet iyi bilir.[11]
Allah Teâlâ, bu
ayetlerde münafıkların tavırlarını o-lumsuz hâllerini ve her zaman
sergiledikleri vasıflarını apaçık beyan buyuruyorlar.
"Eğer onlar
(savaşa) çıkmak isteselerdi elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı."
gerçeği, münafık ve fasık yüzlere çarpılılarak, yalancı alınlara tarihî bir
damga olarak vuruluyor...
Evet, Alİah yolunda
savaşmakta ve her yönüyle ciha-dıa kuşanmakta samimi, ihlas ve ihsan üzere
olanlar, bu konuda yapacakları maddî ve manevî hâzırlıklarıyla belli olurlar...
Dâva, Kelime-i Tevhid davasıdır ve çok ciddî bir dâvadır... Ciddî dâvalar,
ciddî şahsiyetler ister, ciddî şahsiyetler de, ciddî dâvanın adamıdırlar...
Dâva ciddî ve dâva adamları da ciddî ve büyük olmalıdır!..
İslâm, yeryüzünün eşi
ve benzeri olmayan yalnız ve yalnız ciddî ve en büyük davasıdır...
İslâm'a sahiblenen
mü'min müslümanlar da, dâvaları kadar ciddî ve büyük olmaları gerekir... Bu
yüce dâva, cüce insanların dâvası değildir, olamaz da!..
Ebu Said el-Hudrî
(r.a.) anlatıyor.
Rasulullah (s.a.s.):
"Ya Eba Said, her
kim, Rabb olarak Allah'a din olarak İslâm'a, Peygamber olarak da Muhammed'e
razı olursa, o kimseye cennet vacibdir.", buyurmuş. Ebu Said, buna
şaşmış ve:
Bunları, bana tekrarla
ya Rasulullah, demiş.
O da, tekrarlamış.
Sonra:
"Başka bir şey
var ki, onunla cennete bir kul yüz derece yükseltir. Her iki derecenin arası,
yerle gök arası gibidir.", buyurmuş.
Ebu Said:
-Nadir o, ya
Rasulullah?, diye sormuş.
"Allah yolunda
cihaddır, Alİah yolunda cihaddır!" buyurmuştur.[12]
Hayatın iki kanadı
olan iman ve cihadı beraberce kullanarak haklarını verip cennete doğru süzülen
mü'min muvahhid ve mücahidlere şu emri veriyor Rabbimiz Allah (c.c.):
"Küfre sapanlar,
kaçıp kurtulduklarını sanmasınlar, gerçek şu ki, onlar (Bizi) aciz
bırakamazlar.
Onlara karşı gücünüzün
yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla Allah'ın düşmanı ve
sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah'ın bildiği diğer
(düşmanları) korkutup caydırasınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz, size
noksansız ödenir ve siz, haksızlığa uğratılmazsınız.[13]
Küfredenlere, Allah'a
şirk koşanlara, Allah'ın kanunlarının hakim olmasını istemeyen Allah
düşmanları olan zâlim müstekbirlere karşı tüm imkânları seferber e-dip kuvvet
ve savaş aracı hazırlamak, mü'min muvahhid-lerin üzerine farzdır... Bununla,
Allah düşmanlarını ve mü'min müslümanîarm düşmanlarını korkutacak ve sindireceklerdir...
Allah'ın, İslâm'ın ve mü'min müslümanîarm düşmanlarına korku vermek, Allah'ın,
mü'min mücahidlere bir emridir ki, anın vacibidir!...
Utbe b. Amir (r.a.)
şöyle demiştir:
Ben, Rasulullah
(s.a.s.)'i minber üzerinde:
"Onlara karşı
gücünüzün yettiği kadar kuvvet hazırlayın"[14]
Dikkat! Kuvvet
atıcılıktır. Dikkat! Kuvvet atıcılıktır. Dikkat! Kuvvet atıcılıktır.",
buyururken işittim. [15]
"Kuvvet,
atıcılıktır" ve attığını tam on ikiden vurmaktır... Hedefi iyi tesbit
etmek ve dikkatli atıp tam hedeften vurmaktır... Kuklaları değil, kuklacıyı
vurmaktır e-sas olan ve meseleyi kökten hâl edip, problemi sağlam bir şekilde
çözen...
Yine Ukbe b. Amir
(r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
"Her kim,
atıcılığı öğrenir de sonra terk ederse, bizden değildir, yahud muhakkak isyan
etmiştir. [16]
Önderimiz Rasululiah
(s.a.s.), her mücahid mü'min üzerine bir borç olan atıcılığı öğrenmek ve ara
vermeden ya talimlerle, ya da icraatla bu bilgiyi canlı tutmamızı e-mir ederken,
ihmal edip unutanları da şiddetli bir tehditle ikaz edip uyanık ve şuurlu
olmaya davet ediyor...
Rabbimiz Alİah
(c.c.)'de, mü'mintere şu emri veriyor:
"Ey iman edenler,
küfre sapanlardan size en yakın olanlarla savaşın, sizde, bir güç ve
caydırıcılık görsünler. Ve büin .ki, gerçekten Allah, takva sahibleriyle
beraberdir.[17]
İslâm'ı tebliğ ve
İslâm'a davet, önce en yakınlarından başlandığı gibi[18]
kendileriyle Allah yolunda savaşılacak kişiler de, en yakında olan müşrik ve
kâfirlerdir. Çünkü gerek davet, gerekse savaş, suya atılan bir çakıl taşının
merkezden etrafa giderek genişleyen daireler gibi olmalıdır... En yakınlar,
yani hısımlar, akrabalar, komşular, kabileler, aşiretler, kavimler... vs...
Eğer fetih, merkezden etrafa gerçekleşecek olursa, sıhhatli bir yapılanma ve
doğru bir usul gündeme gelmiş demektir. Eğer en yakınlar hâl edilmeden,
uzaklardakine el atılacak olursa, en şiddetli darbe ansızın yakınlardan
gelir... Bundan dolayı sıhhatli bir büyümenin en güzel yolu, merkezden çevreye
doğru fethetmek suretiyle yapıyı sağlamlaştırarak ilerlemedir...
Mü'min muvahhidler,
Allah yolunda ya bizzat, yani canıyla cihad edecek, ya da malıyla veya hem
canıyla, hem de malıyla cihad edecektir... Bu farzın edası için başka bir
alternatif yoktur. Bizzat savaşa gidemeyecek durumda olan mü'min müslümanlar,
Allah yolunda yapılan savaşa, mücahidleri hazırlamak, savaş araç ve gereçlerine
yardımcı olmak, bir de mücahidler savaşa gittikleri vakit geride bıraktıkları
çoluk-çocuklarına gerektiği şekilde sahib çıkmak, onun baş vazifesidir...
Savaşacak durumda olmayan mü'min müslümanlar, cephe gerisindeki bu vazifelerini
ihmal etmemeli, can-u gönülden dualarıyla beraber, mallarıyla savaşa iştirak
edip diğer hizmetleri yerine getirmelidirler...
Zeyd b. Halid
(el-Cuhenî (r.a.))'ın rivayetiyle Rasululiah (s.a.s.) şöyle buyurur;
"Her kim, Alİah
yolunda gaza edecek bir askeri (araç ve gereçlerini temin ederek) sefere
hazırlarsa, o da, gaza (etmişçesine sevaba nail) olur. Yine her kim Allah yolunda
gaza eden bir askerin (geride işlerini görmekte ve ailesine bakmakta) hayırla
onun yerini tutarsa, o da, gaza etmiş olur." [19]
Başka bir hadiste de,
şu hakikati görüyoruz. Ebu Said el-Hudrî (r.a.)'ın rivayetiyle, Rasululiah
(s.a.s.), Beni Lâhyân'a müfreze göndermiş:
"Her iki adamdan
biri çıksın!" buyurmuş.
Sonra oturanlara:
"Çıkanın ailesi
ve malı hakkında hanginiz hayırla yerini tutarsa, çıkanın yan ecri kadar ona
verilir.", buyurmuştur: [20]
Alİah yolunda cihada
giden mücahidin, geride kalan çoluk-çocuğu ve malına sahib çıkan mü'min müslü-manların
mükafatı bu kadar çok iken, bu vazifesine ihanet edenin de, cezası çoktur...
îbn Büreyde'nin babası
Büreyde'den naklettiğine göre Rasululiah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Mücahidlerin
hanımları, (evlerinde) oturan erkeklere anneleri gibi haramdır. (Evinde)
oturanlardan bir erkek, mücahidlerden bir adama ailesi hususunda vekil olur (da
sonra hıyanet ederse, vekil olan kimse) kıyamet gününde mücahid için durdurulur
ve (mücahide:)
Şu (adam) ailen
hususunda sana (kötü bir) vekil olmuştu. Onun iyiliklerinden dilediğin
kadarını al, denir."
Rasululİah (s.a.s.),
bize dönüp:
(Mücahidin, onun
sevabını alma hususundaki tutumunun nasıl olacağı hakkında) "Tahmininiz
nedir?", diye sordu.[21]
Diğer bir hadiste de,
bu konu şöyle beyan edilmiştir. Ebu Ümame (r.a.)'m rİvayetiyle Rasululİah
(s.a.s.) şöyle
buyurmuştur:
"Kim savaşma veya
bir gaziyi techizatladırma, ya da savaşa giden bir mücahidin çoluk-çocuğuna
namusluca bakıp (işlerini görmekle) yerini tutmaz ise, Allah Sübhâne, kıyamet
gününden önce onun başına ansızın bir felaket getirir. [22]
Mü'min müslumanların,
Allah yolunda savaşa çıkmaları veya imkânların elverişsiz oluşundan dolayı
cephe gerisinde kalmaları sırasında ertelenmesi imkânsız olan vazifelerini,
Önderimiz Rasululİah (s.a.s.) beyanlarıyla izâh ettikten sonra, İslâm'da savaş
siyasetine ve hukukuna kısa da olsa bir göz atalım!..
Süleyman b.
Büreyde'den, O da, babasından naklen şöyle anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.),
bîr orduya veya müfrezeye kumandan tâyin ettiği zaman, kendisine hassaten
Allah'ın takvasını, beraberindeki müslümanlara da, hayır tavsiye eder, sonra
şöyle buyururdu:
"Allah yolunda
besmele ile gaza edin! Allah'a küfredenlerle çarpışın! Gaza edin, amma
ganimete hiyanette bulunmayın! Gadir etmeyin, ölülerin burnunu, kulağını
kesmeyin! Çocuk öldürmeyin!
Müşriklerden olan
düşmanınla karşılaştığın zaman onları, üç haslete (veya güzel huya) davet et!
Bunların hangisinde sana icabet ederlerse, onu kabul et ve kendilerini bırak!
Sonra:
Onları, îslâm'a davet
et! Şayet sana icabet ederlerse, onu kabul et ve kendilerini (serbest) bırak.
Sonra kendilerini
yurtlarından, Muhacirler diyarına göçmeye davet et! Ve onlara haber ver ki,
bunu yaparlarsa, Muhacirlerin lehine olan, onların da lehine, aleyhine olan,
onların da aleyhine olacaktır. Yurtlarından göçmeyi kabul etmezlerse, onlara
haber ver ki, müslümanlarm Bedevileri gibi olacaklar. Kendilerine Allah'ın,
müminler üzerine cereyan eden hükmü uygulanacak, ganime ve haraçta hiç bir
haklan olmayacaktır. Meğer ki, müslümanlarla birlikte mücadele edeler!
Eğer bunu kabul
etmezlerse, onlardan cizyeyi iste! Şayet sana icabet ederlerse, onu kabul et ve
kendilerini (serbest) bırak!
Kabul etmezlerse,
artık Allah'dan yardım dileyerek onlarla harb et!
Bir Kal'a ahalisini
muhasara eder de, senden Allah'ın ahdini ve Peygamberin ahdini kendilerine
bahşetmeni dilerlerse onlara, ne Allah'ın ahdini ver, ne de Peygımber’nin
ahdini! Lâkin onlara kendi ahdini ve arkadaşlarının ahdini ver! Çünkü sizin
kendi ahidlerinizi ve daşlarınızm
ahidlerini bozmanız, Allah'ın ve Rasulü'nün ahdini bozmaktan ehvendir.
Bir Kal'a ahalisini
muhasara eder de, senden kendilerine Allah'ın hükmünü tatbik etmeyi
isterlerse, onlara Allah'ın hükmünü tatbik etme! Lâkin onlara kendi hükmünü
tatbik et! Zira Allah'ın onlar hakkındaki hükmüne isabet edip etmeyeceğini
bilmezsin!"[23]
Dikkat edilecek
olursa, İslâm'daki cihad siyasetinde esas gaye, insanların müslüman olmalarını
ve kurtulmalarını sağlamaktır... Yoksa Öldürmek, kesmek, doğramak değildir...
Bir çok İslâm düşmanlarının bu konudaki iftiralarına kanmayıp hakikati
araştıranlar, doğruyu bulduklarına şahid olunmaktadır... Gaye, hayat
sürenlerin dirilmelerine vesile olmaktır, yoksa onları o hâl üzere bırakmak
ve üstünlük sağlayınca öldürmek değildir!.. Sehi b. Sa'd (r.a.) rivayet eder.
Hayber günü (fetih uzayınca) Rasulullah
(s.a.s.), şöyle buyurdu:
"Müslümanların
bayrağını artık Öyle bir kimseye vereceğim ki, Allah, onun elleriyle fetih
verecektir."
Bunun üzerine orada
bulunan Sahabîler, bayrağın kendilerinden hangisine verileceği meselesi için
umud eder oldular. Onların hepsi, bayrağın kendisine verilmesini umarak, ertesi
güne erdiler. Fakat Rasulullah, ertesi gün:
"Ali
nerede?", diye sordu.
Sahabîler tarafından:
Ali, gözlerinden
şikayet ediyor, denildi.
Rasulullah emretti de,
Ali çağrıldı. Rasulullah, Ali'nin gözlerine tükürdü, hemen orada gözleri onda hiçbir
ağrı yokmuş gibi iyi oldu. (Rasulullah, sancağı O'na verdi).
Bunun üzerine Ali:
Hayber Yahudîleriyle,
onlar da bizim gibi (müslüman) oluncaya kadar harb ederiz!, dedi.
Rasulullah (s.a.s.):
"Ya AH, yavaş oİ!
Sükûnetle (yani harb etmeden) Hayberlilerin sahasına ininceye kadar ilerle.
Sonra onları, İslâm'a çağır ve üzerlerine vacib olan İslâm esaslarını onlara
haber ver.
(Ya Ali), Allah'a
yemin ederim ki, senin irşadınla tek bir kişinin hidayete kavuşturulması, senin
için kırmızı develerin olmasından hayırlıdır.", buyurdu. [24]
Bu böyledir!... Kâfir
ve müşriklerin, çağımızın ifadesiyle kapitalistlerin, liberalistlerin,
komünistlerin, sosyalistlerin, faşistlerin, nasyonalistlerin, rasyonalistlerin,
pozivistlerin ve diğer tağutîlerin... vs... vs... İslâm ile şeref bulmasına,
hidayete ermesine vesile olmak, bütün dünya servetinden hayırlıdır... Mü'min
müslümanlar buna, böyle inanır ve böyle amel ederler...
Ve yegane Rabbimiz
Allah Teâlâ (c.c.)'in va'dı:
"Bizim uğrumuzda
cihad edenlere, hiç şübhesiz onlara yollarımızı gösteririz. Gerçek şu ki,
Allah, ihsan edenlerle beraberdir. [25]
Ve yegane öridiremizi
Rasulullah (s.a.s.)'in dilinden... Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Üç kişi vardır
ki, Allah Teâlâ'nın bunların hepsine yardım va'dı vardır:
Allah yolunda savaşan
gazi, (Azadlanması için vermesi gereken
parayı/malı) ö-demek isteyen mukateb köle.
Ve nefsini harama
girmekten men'etmek isteğiyle evlenen adam.[26]
Allah yolunda cihad
ederken ve bu uğurda savaşırken, cihad öncesi ve fiilî cihad sırasında yerine
getirilmesi gerekli şartlar vardır. Cihad öncesi şu şartlara dikkat edilmeli ve
İslâmî ölçüde gerçekleştirilmelidir:
1) Cemaat
olmak.
2) Emiri
seçmek.
3) Seçilen
emire bey'at etmek.
Fiilî cihad sırasında
dikkat edilecek ve İslâmî ölçülerde gerçekleştirilecek şartlar da şunlardır:
1) Mal
fedâkârlığı. ,
2) Can
fedâkârlığı.
3) Her
yönüyle hassas bir tedbir.
4) İhsan
üzere olmak, yani verilen görevleri hakkıyla yapmak.
Bu şartların mü'min
muvahhid müslümanlann arasında hakkıyla gerçekleşmesi lazımdır ki, Rabbimiz
Allah (c.c.) ve önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in emrettikleri, anın vacibi olan
ve kerahat vakti bulunmayan Allah yolunda cihad farzı edâ edilmiş olsun...
Mü'min mücahidler
için, Ka'b b. Mürre (r.a.)'ın riva-yetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Her kim
müslümanhkta bir kıl ağartırsa, o (ağarmış kıl), kendisi için kıyamet günü ışık
olacaktır. [27]
Amr b. Abese (r.a.)'ın
rivayetiyle de, önderimiz Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Her kim Allah
yolunda (savaşlarda) bir kıl ağartırsa, o (ağarmış kıl), kıyamet günü kendisi
için ışık olacaktır.[28]
Böylece Özet de olsa,
Allah yolunda cihad ve bu u-ğurda savaşla ilgili Kitab ve Sünnet'ten hareketle
konuyu gündeme getirmeye çalıştık... Bu konuda yegane Rabbimiz, İlâhımız ve
Melikimiz Allah Teâlâ'nın emirlerini, ve yegane önderimiz Rasulullah
(s.a.s.)'in örnek uygulamasını, talimatlarını izah etmeye gayret ettik...
Anlatılan tüm doğrular İslâm'a aiddir. Bir noksanlık veya bir hata var ise, O
da, bizim yetersizliğimizdendir. Bundan dolayı affı bol Rabbimiz Allah'ın
rahmetine ve affına sığınıyoruz!...
[1] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-îmare, B.47, Hds.158 SüneiM
EbuDavud, Kitabu'l-Cihad, B.17, Hds.2502. Şünen-i Neseî, Kitabu'l-Cihad, B.2,
Hds.3083. '
[2] Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'l-Cihad, B.5, Hds.2763.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedaîlu'1-Cihad, B.25, Hds. 1717.
[3] Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Cihad, B.19, Hds.3I20
[4] Sahih-i Buhârî, Kitabu'r-Rikaak, B.34, Hds.81 Sahih-i
Müslim, Kitabu'l-îmâre, B.34, Hds.122-127. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad,
B.5, Hds.2485 Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedailu'l-Cihad, B.24, Hds.1711. Sünen-i
Neseî, Kitabu'z-Zekat, B.74, Hds.2559. Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'l-Fiten, B.13,
Hds.3978.
[5] Sünen-i Tinnizî, Kitabu Fedailu'l-Cihad, B. 17, Hds.
1702
[6] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Melahim, B.I7, Hds.4344.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu11-Fiten, B.12, Hds.2265^-Sünen-i Neseî,
Kitabu'l-Bey'at, B.37, Hds.4191. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.20,
Hds.4011-4012
[7] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cihad ve's Siyer, B.22,
Hds.34 Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cihad ve's Siyer, B.6, Hds.20 Sünen-i Tirmizî,
Kitabu Fedailu'İ Cihad, B.3, Hds.1710.
[8] Sünen-i Neseî, Kitabu'z-Zekat, B.49, Hds.2516 Sünen-i
Ebu Davud, Kitabu'I-Vitr, B.12; Hds.1449. Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'l-Cihad,
B-15, Hds.2794 (Kısmen) Sünen-i Dârimî, Kitabu's-Salat, B.135, Hds.1431
[9] Sahih-i Buhâri, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer, B.155,
Hds.228 Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer, B.6, Hds.20 Sünen-i Ebu
Davud, Kitabu'l-Cihad, B.89, Hds.2631
[10] Sahih-i Müslim, Kitabu'I-İmâre, B.28, Hds.106.
[11] Tevbe, 9/45-47
[12] Sahih-i Müsüm, Kitabu'l-İmare, B.31, Hds. 116 Sünen-i
Ebu Davud, Kitabu'l-Vitr, B.26, Hds. 1529 Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Cihad, B.18,
Hds.3117.
[13] Enfal . 8/59-60
[14] Enfal, 8/60
[15] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmare, B.52, Hds. 167.
Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'l-Cihad, B.19, Hds.2813. Sünen-i Ebu
Davuds!Kitabu'l-Cihad, B.23, Hds.2514. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l
Kur'ân, B.9, Hds.3277
[16] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmâre, B.52, Hds.169 Sünen-i
İbn Mâce, Kitabu'l-Cihad, B.19, Hds.2814
[17] Tevbe, 9/123
[18] "(Önce) en yakın hısımlarını uyar." (Şuara,
26/214)
[19] Sahih-i Buhârî, Kitabu'I-Cihad ve's-Siyer, B.38,
Hds.58 Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmare, B.38, Hds.135-136 Sünen-i Tirmizî,
Kitabu Fedaiiu'l Cihad, B.6, Hdş.İ 678-1679 Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'I-Cihad,
B.20, Hds.2509, Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'I-Cihad, B.3, Hds.2758-2759.
[20] Sahih-i Müslim, Kitabu11-İmare, B.38, Hds.138 sünen-i
Ebu Davud, Kitabu'İ-Cihad, B.20. Hds.2510
[21] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B.U, Hds.2496.
Sünen-i Neseî,
Kitabu'l-Cihad, B.47, Hds.3175-B.48, Hds.3176-77
Sahih-i Müslim,
Kitabu'l-îmare, B.39, Hds.139
İmam Azam, Müsned, Kitabu'l-Cihad ve's Siyer, Hds.315/1
[22] Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'l-Cihad, B.5, Hds.2762.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B.17, Hds.2503 Sünen-i Neseî,
Kitabu'l-Cihad, B.44, Hds.3166-3167.
[23] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer, B.2, Hds.3
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B.82, Hds.2612. Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'l-Cihad,
B,38, Hds.2858. Sünen-i Tinnizî, Kitabu's-Siyer, B.47, Hds.1666. İmam Azam,
Müsned, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer, Hds.316/2
[24] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer, B.101,
Hds.152. Sahih-i Müslim, Kitabu Fedailu's-Sahabe, B.4, Hds.34.
[25] Ankebut, 29/69
[26] Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'1-Itk, B.3, Hds.2518. Sünen-i
Ncseî, Kitabu'n-Nikâh, B.5, Hds.3204 Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedailu'i-Cihad,
B.20, Hds.1706
[27] Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedailu'l-Cihad, B.9,
Hds.1684.
[28] Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedailu'l-Cihad, B.9, Hds.1685