İmam Şafiî dedi ki:
"Allah-u Teâlâ'nın dinine ihlasla teslim olan bir insanın, tek bir
meselesi bile yok ki, Allah Teâlâ (c.c.) kitabında çözümünü ve hidayete
götürücü delilini göstermemiş olsun!" Yani her meselenin çözümü ve
hidayete götürücü delili mevcuddur.[1]
Vasat ve insanların
içinden en hayırlı olarak çıkarılan ümmet için birer rahmet olan müttakî ve
âdil mücte-hid ulemâdan İmam Şafiî (rh.a) böyle buyuruyor. Hayatın tüm
ihtiyaçlarına cevab verecek ve tüm problemlerini çözecek deliller, hayat
rehberimiz olan Kur'ân-ı Kerîm'de mevcuddur... Bu deliller, Allah'ın dinine,
yani İslâm'a ihlas ile teslim olmuş mü'min muvahhidler için yeterlidir. Çünkü
hiç bir noksanlık söz konusu değil ve her yönüyle mükemmel bir nizâmıdır...
Zerreden kürreye, kurudan yaşa tüm hayatî meseleler dile gelmiş ve izah
edilmiştir... Rabbimiz Allah'ın Kur'ân-ı Kerîm'de buyurdukların!, Önderimiz
Rasuiullah (s.a.s.), olması gerektiği şekilde yaşayarak ümmet için hayat
örneği olmuştur...
Rabbimiz Allah (c.c.)
şöyle buyurur:
"Elif-Lâm-Mim, İşte
o Kitab, kendisinde hiç bir şübhe yoktur, müttakîler için yol göstericidir.[2]
Ebu Salih ve Said b.
Cubeyr'in rivayetiyle İbn Abbas (r.a.) " Elif Lam Mim hakkında: "Bu,
"Ben, en iyi bilen Allahım" demektir", demiştir.
Dahhak ise:
"Elif, Allah'a,
Lâm Cebrail'e, Mim, Muhammed'e delâlet eder. Yani Allah Teâlâ, Cebrail
(a.s.)'ın lisanı ile kitabını Muhammed (s.a.s.)'e indirmiştir, demektir",
demiştir. [3]
Allahu âlem
bi's-sevab. En iyi bilen Rabbimiz Allah tarafından, Cebrail (a.s.) aracılığı
ile önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'e indirilen ve içinde hiç bir şübhe olmayan,
yalnızca müttakîlere hidayet rehberi olan Kur'ân-ı Kerim, yegane düsturumuz,
yani anayasamızdır...
Yegâne anayasamız olan
Kur'ân-i Kerim, yalnızca O'na iman eden ve gereği gibi itaati göstererek amel
eden müttakîler için hidayet rehberi, yani yol gösterendir... Çünkü Kur'ân-ı
Kerîm'i gereği gibi ancak müttakîler anlar ve amel eder...
Kur'ân, kâfirlerin,
müşriklerin rehberi olmadığı gibi, zâlim ve fasıklar da, istikâmetten
saptıkları için Kur'ân-ı Kerim'i kendilerine rehber etmemişlerdir... Zalimler
ve fasıklar, her ne kadar iman noktasında, imanlarına şirk karıştırmamışlarsa
da, amel noktasındaki sapmaları, Kur'ân'ı anlamalarını ve gereğini yerine
getirmelerini engellemektedir... Bundan dolayı içinde hiç bir şübhe bulunmayan
Kitabullah, yâni Kur'ân-i Kerîm, müttakîlerin hidayet rehberidir... Ancak
muttaki mü'min muvahhidler, gerektiği şekilde sapasağlam bir imanla inanır ve
tüm
kânlarını zorlayarak,
inandıklarını hayatlarına tatbik ederler...
Bu ilâhî Kitab, yani
Kur'ân, O'na inanan, O'nun rehberliğini kabul eden tüm insanları, şirk, küfür,
bid'at ve hurafe karanlıklarından nura çıkarmak için inzal edilmiştir... Bütün
insanlar, Kur'ân'a muhatabdırlar. Kur'ân, insanların her birilerine her
topluluğuna aynı vaad ile hitab etmektedir: İman edin ve karanlıklardan
kurtulup nura kavuşun!..
"Bu Kur'ân,
muhakkak ve elbette Âlemlerin Rabbi katından indirilmiştir. [4]diye
buyuran Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
"Elif-Lâm-Râ. Bu,
bir kitabtır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, o güçlü ve
övgüye lâyık o-lanın yoluna çıkarman için sana indirdik.[5]
Kendisine, Kur'ân-ı
Kerîm indirilen önderimiz Rasu-lullah (s.a.s), bu ilâhî anayasa ile insanları
karanlıklardan nura çıkarmak için vazifeli kılınmıştır... Bu ilâhî beyandan
ayrıca şu gerçek anlaşılmaktadır ki, Kur'ân ve Rasu-lullah (s.a.s.), beraberce
insanları karanlıklardan nura çıkarmaya yetkili kılınmıştır: Allah (c.c.)
onlara, yani insanlara birbirinden ayrılmaz iki rehber göndermiştir... Birisi,
Allah'ın kelâmı olan Kur'ân-ı Kerîm, diğeri Allah'ın son Nebisi ve son Rasulü
olan Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.)!.. Allah'ın izniyle Rasulullah (s.a.s.),
hidayet rehberi, hayat anayasası Kur'ân-ı Kerîm ile insanlık âlemini, her
türlü karanlıklardan, yani küfür, şirk, bid'at, hurafe, beşerî ideolojiler,
şeytanî ve tağutî fikirlerden kurtarıp i-man, Tevhid, salih amel ve en
faziletli ahlâk nuruna ulaştıracaktır... Çünkü şirkin ve küfrün, yani tağutî ideolojilerin
her türlüsü, fıtrata aykırı olup zulemâttır!... Bu zulemattan kurtulmak için
Kur'ân nuruna ve Sünnet aydınlığına ihtiyaç vardır... Rabbimiz Allah (c.c),
biz insan kullan için bu nuru göndermiş ve aydınlık yol besbelli olmuştur...
Şöyle buyurur Rabbimiz
Allah:
"Hiç şübhesiz o
(Kur'ân), şerefli bir elçinin kesin sözüdür.
O, bir şairin sözü
değildir. Ne kadar az inanıyorsunuz?
Bir kâhinin de sözü
değildir. Ne kadar az öğüt alıp düşünüyorsunuz?
Âlemlerin Rabbi'nden
bir indirilmedir.
Eğer O, bize karşı
bazı sözleri uydurup söylemiş olsaydı,
Muhakkak O'nun sağ
elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.
Sonra O'nun can
damarım elbette keserdik. O zaman sizden hiç kimse araya girerek bunu,
Kendisinden engelleyip uzaklaştıramazdı.
Çünkü O (Kur'ân, Allah'dan
sakınan) müttakîler için bir öğüttür.[6]
O Kur'ân, bir şâirin
veya bir kâhinin, yani büyücünün, sihirbazın veya gaybdan haber aldığı boş
yere iddia eden bir yalancının sözü değildir!... O, şerefli bir elçinin kesin
sözüdür, yani Alİah'dan aldığını Rasulullah (s.a.s.)'e getiren Cebrail'in
bildirdiği kesin vahiydir... Bu konuda insanlar, çok az düşünüyor ve çok az
öğüt alıyorlar... Gerçekten iman edenlerin azınlıkta olduğu düşünülecek olursa,
bu hakikat apaçık anlaşılır...
Alemlerin Rabbinden
indirilme olan Kur'ân-ı Kerîm, bir insan veya başka bir yaratığın sözü
değildir... O'nu, insanlara ulaştırmakla vazifeli kılınan örnek ve önder
şahsiyet Rasulullah (s.a.s.), bu İlâhî vahye ne bir şeykatabilir, ne de bir şey
çıkarabilirdi. Buna, hiç bir vakit ne yetkisi vardı, ne de imkânı!... İşte
ilâhî tehdid:
"Eğer O, bize
karşı bazı sözleri uydurup söylemiş olsaydı,
Muhakkak O'nun sağ
elini (bütün güç ve kudretini) çekip ahverdik.
Sonra O'nun can
damarını elbette keserdik."
Kur'ân,
Kelamullah'dır. Mü'min muvahhidler bunu, böyle kabul eder, iman ederler!.. İman
etmeyen ve iman etmemekte direnen o günün müşrik ve kâfirleri ile bugünün
böyle laik ve demokratları, Kur'ân'ı -hâşâ- Rasulullah (s.a.s.)'in kendi
sözleri ve kendi felsefesinin beyanı olarak kabul ederler...[7] Dünkü
ehl-i küfür ve ehl-i şirkin iddiaları ile günümüzün gayr-ı müslimlerinin, yani
Allah'ı yegane kanun koyucu, hakimiyetin kayıtsız ve şartsız sahibi,
Rasulullah (s.a.s.)'i yegane hayat önderi, Kur'ân-ı Kerîm'i değişmez, geri
bırakılmaz, bir tarafa konulmaz, yalnızca kabul edilip O'nunla amel edilen
temel yasa ve İslâm'ı da hayat nizamı olarak kabul etmeyenlerin iddialarının
aynı olduğu görülmektedir. Çünkü, "küfür, tek millettir." A-sırların
geçmesi, çağların değişmesi, küfür cephesini değiştirmez ve ehli küfrün
karakterinde bir değişme olmaz. Her zaman ve her mekânda küfür cephesinde yeni
bir şeyin olmadığı anlaşılmıştır...
Rabbimiz Allah,
anayasamız olan Kur'ân'm indiriliş hikmetini ve önderimiz Rasulullah
(s.a.s.)'in de vazifesini şöyle beyan buyuruyor:
"(O
Peygamberleri) apaçık deliller ve Kitablarla (gönderdik). Sana da zikri
(Kur'ân'ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirilenleri acıklayasın ve
onlara da iyice Q düşünsünler diye.[8]
.Biz, Kitabı sana, her
şeyin açıklayıcısı, müslümanlara da bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak
indirdik. [9]
İnsanlar, iyice
düşünsünler ve hakkı bulup, kabul e-dip kavrasınlar diye indirilen hayat
rehberimiz Kur'ân-ı Kerîm, Rasulullah (s.a.s.) tarafından açıklanmıştır...
Kur-'ân'ı insanlara, gereği gibi açıklanması ruhsatı ve emri Rasulullah
(s.a.s.)'e verilmiştir... Bu ayet-i kerimeden de apaçık anlaşıldığı gibi,
Kur'ân'ı anlamak, kavramak ve
O'nunla amel etmek
isteyenler, Rasulullah (s.a.s.)'in Kur'ân-ı Kerim'i açıklamalarına mutlaka
ihtiyaçları vardır... Hiç bir mü'min muvahhid, bu açıklamalardan müstağni
olamaz!... Kur'ân, Rabbimiz Allah tarafından indirildi ve aynı zamanda bu
vahiy ile Rasulullah (s.a.s.)'in a-çıklamaîan, müslümanlar için bir hidayet,
bir rahmet ve bir müjdedir... Zaten Rasulullah (s.a.s.)'in kendisi âlemlere
bir rahmettir. Bunun için Rabbimiz Allah (c.c):
"Biz, seni
âlemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik[10]
buyurmaktadır. Bundan dolayı Rasulullah (s.a.s.)'in sahih Sünneti, Kur'ân-ı
Kerîm'in hayata tatbik şeklinden başka bir şey değildir...
"Biz, Kitab'ta hiç
bir şeyi noksan bırakmadık! [11] diye
buyuran Rabbimiz, Rasulullah (s.a.s.)'e de şöyle buyurur:
"Böylece sana da
Biz, kendi emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, Kitab nedir, iman nedir
biliniyordun. Ancak Biz onu, bir nur kıldık. Onunla kullarımızdan dilediklerimizi
hidayete erdiririz. Şübhesiz sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip iletiyorsun.
Göklerde ve yerde
bulunanların tümü kendisine aid ilan Allah'ın yoluna. Haberiniz olsun işler
Allah'a döner. [12]
Kitab nedir, İman
nedir bilmeyen ümmî bir Rasul ve mmî bir Nebî, hem de Rasullerin sonuncusu ve
Nebilerin sonuncusu: Rasulullah Muhammed (s.a.s.)!.. Rabbimiz Alİah, kendi
emrinden O'na bir vahiy bir ruh vahyetti ve O'na kitab indirdi. Öyle bir kitab
ki, hakikati yakalamaya çalışan bütün kitabların, kendisine başvurdukları ana
kaynak kitab... Hakikatin tek kaynağı... Bozulmamış vs bozulmayacak biricik
eser, hem de ilâhî eser... Mü'min muvahhidlerin yegane anayasası... Hidayet
rehberi... Ve O'nu Rabbimizden alan son Rasul ve son Nebî, insanları bu hidayet
rehberi ve hayat anayasasıyla dosdoğru yola yöneltip götürmektedir...
Kendisine iman eden ve itaatte bulunan mü'min muvahhidlerin hayatî tüm
ihtiyaçlarına cevab veren ve problemlerinin her türlüsünü hangi çağda olursa
olsun en mükemmel bir şekilde çözen Kur'ân ve Sünnet'in insanları yöneltip
ulaştırdıkları yol, milkin ve mülkün sahibi Allah'ın yoludur!...
Kur'ân-ı Kerîm'in,
Alemlerin Rabbi Allah tarafından, Rasulullah (s.a.s.)'e vahyedildiğinde şübhesi
olanları, yani Kur'ân'ın Allah sözü olmayıp (hâşâ) insan/beşer sözü olduğunu
iddia edenleri, Allah Teâlâ isbata davet ediyor... O, müşrik ve kâfirlere
meydan okuyor... Günün ifadesiyle lâik ve demokrat zihniyetin Kur'ân hakkındaki
şeytanî düşüncelerini ve yersiz şübhelerini apaçık sergiliyor!... Şöyle
buyuruyor Rabbimiz Allah: "Eğer kulumuza (Muhammed'e) indirdiğimiz
Kur'ân-'dan şübhede iseniz, haydi siz de O'nun benzerinden (fesahat ve
belagatta ona eş) bir sûre getirin de, Allah'dan başka şahidlerinizi (putlarınızı,
şâir ve âlimlerinizi) de yardıma çağırın. Şayet (bu, beşer kelâmıdır) sözünde
sâdık (doğru söyleyen) kimseler iseniz.
Bunu yapamazsanız (bir
sûreye eş getiremezsiniz) -ki, hiç bir zaman yapamayacaksınız- Artık o ateşten
ssfkı-• nın ki, onun tutuşturucu
odunu, insanlarla taşlardır. O (ateş) kâfirler için hazırlanmıştır.[13]
Mü'min muvahhidlerin
tek ve eşsiz anayasası Kur'ân-ı Kerîm, kıyamete kadar bütün insanlık âlemi için
yegane kurtuluş rehberi ve reçetesidİr...
Değişmez ve
değiştirilmesi teklif edilemez, ne kadar zaman geçerse geçsin, hangi çağda
olursa olsun eskimez ve ilk değerinden hiç bir şey kaybetmez, son değeri diye
bir şeyi olmaz, her zaman ilk değerinde olan anayasamız Kur'ân-i Kerîm tüm
insanlık âleminin biricik mutluluk kaynağıdır...
O'na inanmayan ve
itibar etmeyen geçmiş asırların kâfir ve müşriklerin, münafık ve mürtedlerin
perişan, rezil ve zelil oldukları gibi, içinde yaşadığımız çağın ve gelecekte
yaşanacak olan çağlardaki kâfir ve müşrikler de, rezalet ve zillet
içindedirler, aynı şekilde olmaya devam e-decektirler... Çünkü onlar, insanları
ve içinde yaşadığı ortamı yaratan, yarattığı insan kullarının nasıl mutlu olacağını
bildiği için onların fıtratlarına uygun nizâmı indirip Peygamberleri vasıtasıyla insanlara açıklayan Allah'ın
kurtuluş reçetesini, hayat rehberini bırakıp, bunca bilgi-sizlikleriyle,
Kur'ân'ın yerine geçirmek gayesiyle heva ve heveslerinden kaynaklanan
anayasalar yaptılar. İnsanları ve şartları tanımayan, yarının ne olacağını
bilemeyen ve bilmek konusunda hiç bir yetkisi bulunmayan bu âcizlerin
yaptıkları anayasalar, insanlara hiç bîr zaman mutluluk getirmediği gibi, her
gün zevklerine ve menfaatlanna uygun bir şekilde değiştirmeye devam ettiler...
Çünkü yaşadığımız atmosferde, lâik ve demokratik zihniyetin kavra-yamayacağı
bir çok hikmetler vardır...Ve yine onlarda bulunan anlayışın kavrayamayacağı
bir çok şartların değişmesi söz konusudur... Bütün bunları hesaba katma yetki
ve imkânına sahib olamadıkları ve dahi olamayacakları için, yaptıkları
anayasalar günübirlik ve yarınlardan mahrumdur... Bundan dolayı insanlığa bir
mutluluk, bir kurtuluş yolu sunamıyorlar... Böyle bir iddia ile ortaya çıkıyor,
ama çok kısa bir zamanda iddiaların boş ve çürüî: olduğu, körlerin bile fark
edeceği bir şekilde apaçık oraya Çıkıyor...
İşte o zaman inkâr da
etseler, onların da yegane Rabbİ Alİah Teâlâ'ya karşı baş kaldırmalarının,
isyan etmelerinin acı faturasını ödemek zorunda katıyorlar... Yaşanılan
toplumda ne huzur kalıyor, ne de saadet... Her anları kargaşa her anları
dert... Birbirine düşman oluyor devlet ile ferd... Anarşi, terör, fâil-i mechûl
cinayetler, tedirginlikler, güvensizlikler ve yaşama sevincini yitiren
birbirinden nefret eden bir toplum...
Ekonomisi çökmüş, alın
terinin değeri düşmüş, sömürülen ve battıkça batan bir toplum...
Her zamanda olduğu
gibi, böyle bir zaman ve durumda yine kurtuluş İslâm'da... Yegâne Rab Allah,
önder Rasulullah (s.a.s.) ve kurtuluş reçetesi Kur'ân-ı Kerîm!..
"Hamd, o Allah'a
mahsustur ki, kulu Muhammed'e Kur'ân'ı indirdi. Onun mânâ ve lafzında bir
çarpıklık yapmadı.
Dosdoğru (bir
kitabtır) ki, kendi katından şiddetli bir
azabla
uyarıp-korkutmak ve salih amellerde bulunan mü'minlere müjde vermek için (onu
indirdi), şübhesiz onlara güzel bir ecir vardır.[14]
İşgal altındaki İslâm
topraklarında, lâiklik ve demokrasi adına gayr-ı İslâmî iktidarları ellerinde
tutan devletler ve hükümetler, müslüman oldukları iddiasında!... Hâkimiyet,
yalnız ve yalnız Allah'a aid iken, hem de hiç bir kayıt ve şart olmadan, [15]
hâkimiyetin, yâni egemenliğin Allah'a aid olmadığını, yani kânun koyucunun,
anayasa va'zedicinin Allah olmadığını, hâkimiyetin kayıtsız şartsız milletin,
yâni ulusun, halkın, insanların olduğunu ve kanun koyma hakkında onların adına
millet vekillerinin olduğuna inanıyor ve inandıklanyla da malları, canları bahasına
amel ediyorlar.! [16]
Lâik-demokratik ve
gayr-ı İslâmî Türkiye Cumhuri-yeti'nin inancına ve zihniyetine göre kanun
koyma, yani yasama Millet Meclisi'nin görevidir... Halkın, hür iradeleriyle
seçtikleri millet vekilleri, onların adına kanun koyma ve kanunları iptal etme
yetkisine sahihtirler... Millet vekilleri, kendilerini seçenler ve
destekleyenlerden aldıkları yetki ile mü'min muvahhidlerin anayasası olan
Kur'ân-ı Kerîm'İ bir yana bırakıp onu, ama hiç mi hiç göz önünde bulundurmadan,
hiç hesaba katmadan, kendi heva ve heveslerinden kaynaklanan, Kur'ân'ın yerine
geçirdikleri anayasalarına göre kanun yapma ve iptal etme yetkisine sahib
kılınmışlardır...
Kur'ân'ı ve Kur'ân'a
iman edip onunla amel edenleri hesaba katmadıkları gibi, Kur'âriın da hesaba
katılmasını, hatta tamamen olmasa bile kısmen göz önünde bulundurulmasını,
bazı hayatî meselelerin Kur'ân'a uygun olmasının teküfıne bile tahammülleri yok
olup böyle bir teklifi, devletin bütünlüğü ve vatanın bölünmezliğine karşı işlenmiş
en büyük bir suç sayıyorlar... Böyle bir teklifte bulunanları ve bu doğrultuda
çalışmak için fikren bir araya gelenleri anarşist ve terörist kabul ediyor,
onlara karşı emniyet güçlerini sevk ederek, yakalıyor, DGM'de yargılıyor ve
zindanlara atıyorlar... Bütün bunlara rağmen, İslâm'a, Kur'ân'a ve mü'min
muvahhidlere karşı bu şiddeti gösterenler, hâlâ müslümanlık iddiasında ve hâîâ
Cuma camilerini dolduran milyonlarca insan onları müsİüman saymakta!... Aynı
zamanda dualarıyla ve her türlü destekleriyle onlara yardım edip ayakta
tutmaktadırlar!...
Ve Rabbirniz Allah
buyurur:
"Onlar hâlâ
Kur'ân'ın Allah kelâmı olduğunu ve mânâsını düşünmeyecekler mi? Eğer O,
Allah'dan başkası tarafından olsaydı, muhakkak ki, içinde birbirini tutmayan
bir çok söz ve ifadeler bulunurdu.[17]
"Ey Rasulüm, bu
Kur'ân'ı sana ancak insanların ayrılığa düştükleri din işlerini beyan etmek
için ve iman edecek kimselere bir hidayet, bir rahmet olsun diye indirdik. [18]
"Celâlim hakkı
için Biz, bu Kur'an'da insanlara (muhtaç oldukları) her çeşit misâli açık
olarak beyan ettik. İnsan ise, bâtıl ile düşmanlık ve münakaşa etmekle her
şeyden fazladır. [19]
Mü'min muvahhidlerin
anayasası Kur'ân-ı Kerîm'de, insanların ihtiyaç oldukları her şeyin onların
menfaatine, orilarm mutluluğu ve sağlığına uygun olanı Rabbimiz Allah
tarafından beyan edilmiş, çağlar içi ve çağlar üstü çözümleri dile
gelmiştir... Kur'ân, zaman içinde değişmesi mümkün olmayan ve hiç bir zaman da
buna ihtiyaç duyulmadan bütün zamanlan ve mekânları kuşatıcı Allah kelâmıdır
ve Allah (c.c.) tarafından koruma altına alınmıştır.
"Hiç şübhe yok
ki, zikri (Kur'ân'ı) Biz indirdik, Biz!
Ve muhakkak onu, Biz
koruyacağız! [20]
Ve bu İlâhî Kitab
okununca susulmah, iyice dinlenmeli ve iman etmenin gereği olan itaat
edilmelidir...
"Kur'ân okunduğu
zaman, hemen onu dinleyin ve susun. Olur ki, merhamet edilirsiniz. [21]
Rabbimiz Allah'ın
bizlere merhamet etmesini ve günahlarımızın affedilmesini istiyorsak, Kur'ân'ı
dinlemeli ve gereğiyle amel etmeliyiz. Kurtuluşumuz ve dünya ile ahiret
saadetimizin yegane reçetesi budur...
Biricik önderimiz ve
örneğimiz Rasulullah (s.a.s.), İmam Osman b. Affan (r.a.)'ın rivayetiyle mü'min
muvahhidlerin anayasası, hayat kaynağı Kur'ân-ı Kerim için şöyle buyurur:
"Muhakkak ki, en
faziletli olanınız, Kur'ân'ı Öğrenen ve Öğretendir.[22]
En faziletli ve İlâhî
Kitab' ı öğrenen ve onunla inanarak amel eden, ayrıca öğreten ve onunla
inanılarak amel edilmesini sağlayandan başka bir fazilet ve faziletli olabilir
mi?..
El-Haris b.
el-A'ver'den rivayet edilmiştir. Dedi ki:
Mescide uğradım ve
cemaatı bir takım konuşma (de-di-kodu)lara dalmış olarak buldum. Sonra AH
(k.v.)'nin yanına girerek:
Ey mü'minlerin emiri,
dedim, cemaatın dedi-kodu-lara daldıklarının farkında değil misin?
Bunun üzerine Ali:
Bunu, gerçekten yaptılar
mı?, diye sordu.
Evet, dedim.
Ali (r.a.), şöyle
dedi:
Bakınız ben,
Rasulullah (s.a.s.)'den:
Dikkat ediniz! Bir
(büyük) fitne kopacaktır!", buyurduğunu İşittim.
Bunun üzerine:
Yâ Rasulullah, dedim,
bu fitneden çıkış (kurtuluş) nasıi (olacak)tır?
Buyurdu ki:
"Allah'ın kitabı
(na sarılmak), Sizden öncekilerin tarihi, sizden sonrakilerin haberi ve
aranızdaki meselelerin hükmü ondadır. O, (hak ile bâtılı birbirinden ayıran)
kesin bir hükümdür, saçma değildir. Her kim zorbalığından ötürü onu bırakırsa
Allah, onu(n boynunu) kırar. Her kim hidayeti ondan başkasından ararsa Allah,
onu delâlete düşürür. O, Allah'ın habl-i metin'i (sapasağlam ip)'dir. O zikri
hakim (hikmet dolu sözler)dir. O, arzuların hakikatten saptıramadığı, dillerin
iltibasa düşüremediği, ilim adamlarının doymadığı, fazla tekrarlanmaktan
eskimeyen ve acaibi (hayranlık veren tarafları) bitmeyen bir Kitabtır.
O, öyle bir Kitabtır
ki, cinn (den bir grup), O'nu dinlediği zaman: "Biz, doğruluk ve
olgunluğun yolunu gösteren hayretamiz bir Kur'ân dinledik ve O'na derhal iman
ettik.[23]
demekten kendilerini alamadılar. Ona dayanarak konuşan, doğru söz söylemiştir.
Onunla amei eden sevab kazanmış, ona dayanarak hüküm veren adalet etmiş ve ona
davet eden, doğru yola hidayet edilmiş olur."
Ey Aver, bu sözlere
sahib ol. [24]
Cabir b. Abdillah
(r.anhuma)'nın rivayetiyle Rasulul-lah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Size öyle bir
şey bıraktım ki, ona sımsıkı sarılırsa-nız bir daha asia sapmazsınız: Size,
Kitabullah'ı bıraktım. [25]
İmam Malik (rh.a.)'ın
kaydıyla Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Size iki şey
bırakıyorum. Bunlara sımsıkı bağlandığınız müddetçe, asla doğru yoldan
sapmayacaksınız. Bunlar: Allah'ın kitabı ve Peygamberinin Sünnetidir. [26]
Bir başka rivayetiyle
Zeyd b. Erkam (r.a.)'ın nakliyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
"Ben, sizde (yek
vücûd) bir şey bırakacağım ki, buna sarıldığınız takdirde, benden sonra asla
dalâlete düşmeyeceksiniz. İkisi de, birbirinden büyüktür: Gökten yere uzanan
bir ip (ilâhî nizâm) ofan Allah'ın kitabı ve yakınlarım, Ehl-i Beytim. Bu iki
şey (kıyamet günü) havuz başında bana varıncaya kadar birbirinden zinhar
ayrılmayacaklardır. Bunlar hakkında bana nasıl halef olacağınıza dikkat
edin!..[27]
Önderimiz Rasulullah
(s.a.s.) tarafından bize bırakılan miras: Allah'ın kitabı Kur'ân-ı Kerîm,
Rasulullah'ın Sünneti ve Rasulullah'ın Ehl-i Beyti, Rasulullah (s.a.s.)'e
gereği gibi varis olmanız lâzımdır!....
Kur'ân-ı Kerim, gökten
yere uzanan, Allah'ın sapasağlam ipidir ve bu Allah'ın ipine sımsıkı
yapışmamız, onu korumamız ve onu bırakmamamız imanımızın gereğidir. Şöyle
buyurur Rabbimiz Allah
"Allah'ın ipine
hepiniz sımsıkı yapışın. Dağılıp ayrılmayın... [28]
Ve selefimiz olan
Ashab-ı Kiram'ın (Allah cümlesinden razı olsun), Kur'ân'a karşı tavırlarına
bir göz atalım. Anayasamız olan Kur'ân-ı Kerîm'i nasıl anlıyor ve
uyguluyorlardı?..
Hz. Muaz b. Cebel
(r.a.)'m ashabından Humus halkından bazı kimselerden rivayet edildiğine göre
Rasulullah (s.a.s.), Muaz'i Yemen'e göndermek istediği vakit şöyle buyurdu:
"Sana bir dâva
arzedildiğinde nasıl hükmedeceksin?"
Muaz:
Allah'ın kitabı ile
hükmedeceğim, cevabını verdi.
Rasulullah (s.a.s.):
"Eğer Allah'ın
kitabında bulamazsan ne yaparsın?"
Muaz:
Rasulullah Sünnetiyle
hükmederim, dedi.
Rasulullah (s.a.s.):
Eğer Rasulullah'ın
Sünnetinde bulamazsan ne yaparsın?", dedi.
Muaz:
Reyimle ictihadda
bulunurum. Çalışmamda kusur etmemeye gayret ederim, dedi.
Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.s.), Muaz'ın göğsüne vurdu ve:
"Allah'a
hamdolsun ki, Allah'ın Rasulünün elçisini. Rasulullah'ın razı olacağı şeye
muvafık kıldı.", buyurdu.[29]
Nâfî b. Abdulharis,
Usfan'da Ömer'e rastlamış. Ömer, kendisini Mekke'ye vali tayin etmişti.
Ömer, O'na:
Bu vadi halkına kimi
memur tayin ettin?, diye sormuş.
Oda:
İbn Ebza'yı cevabını
vermiş.
Ömer:
İbn Ebza kimdir?,
deyince,
Vali:
Bizin azâdldarımızdan
biridir, cevabını vermiş.
Bunun üzerine Ömer:
Sen onların üzerine
bir âzâdlığı memur ettin ha?, demiş.
Vali:
Ama o, Allah azze ve
celle'nin Kitabını okur, bütün farzları da bilir, demiş.
Ömer:
"Allah, bu
Kitabla bazı kavimleri yükseltir, bir takımlarını da alçaltır."
Dikkat et! Rasulullah
(s.a.s.) buyurdu, demiş [30]
Ve biz mü'min
muvahhidleri uyarıyor önderimiz Rasulullah (s.a.s.). Ebu Hüreyre (r.a.)'ın
rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
Kur'ân ayetleri
üzerinde (şübhe derecesinde) münakaşa küfürdür. [31]
Cundeb b. Abdullah
(r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurdu Rasulullah (s.a.s.):
"Kur'ân'ı,
kalbleriniz onun üzerinde birleştiği müddetçe okuyunuz! O'nun. hakkında
ihtilafa düştünüz mü, hemen kalkın (oradan dağılın). [32]
Abdullah b. Amr (r.a.)
şöyle demiş:
Bir gün erkenden
Rasulullah (s.a.s.)'in yanına gittim. Derken bir ayet-i kerime hususunda
ihtilaf eden iki adamın seslerini işitti de, Rasulullah (s.a.s.) yanımıza
çıktı. Yüzünde gadab belli oluyordu, ve:
"Sizden
Öncekiler, ancak ve ancak Kitab hakkında ihtilafları sebebiyle helak
oldular.", buyurdu. [33]
Önderimiz Rasulullah
(s.a.s.)'in bu beyanlarından sonra, dönüp zamanımızda ilim adamı diye bilinen,
akademik çalışma içinde oldukları söylenenlerin Kur'ân hakkındaki
sergiledikleri tavırlara baktığımızda acaib ve garaib bir hâl ile
karşılaşıyoruz.
Anayasamız Kur'ân-ı
Kerîm, yeryüzüne hakim olmaya ve kendisine iman edenler tarafından fitnenin
giderilip, O'nun hâkim olunması için indirilmiş iken,[34]günümüzde
okumuş zümrenin elinde bir tartışma kitabı, kendi şahsi görüşlerini isbat etmek
için bir delil, bir kaynak olarak algılanılıyor... Cahil bıraktırılmış halk
nezdinde ise, kendisine yaklaşılamaz derecede yükseklerde ve okunup üftirülecek,
ayrıca yalnızca Ölülerin ruhları için hatmedilecek bir mukaddes eser
oluvermiştir...
Kur'ân bir başka
diyarda, O'na inandıklarını söyleyen entelektüel seviyedekiler ve cahil
bıraktırılmış halk bir başka diyarda!..
Yoksa siz, Kitabın bir
kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden bunu yapanların
cezası, dünyada rezil rüsvay olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde
ise, azabın en şiddetlisine atılacaklardır. Allah, sizin yaptıklarınızdan gafil
değildir.
İşte bunlar, ahirete
karşılık dünya hayatını satın alanlardır. Bundan dolayı azabları hafifletilmez
ve kendilerine yardım edilmez. [35]
Mü'min muvahhidlerin
yegane anayasası Kur'ân, ya bütünüyle iman edilip kabullenerek kendisiyle amel
edilir, ya da red edilir... Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını reddetmek
mümkün değildir. Yani bir kısmını alıp kabul etmek, bir kısmını almamak ve
almayı reddetmek... Kendilerini müslüman zannedip iddia eden laik ve demokrat
itikada sahib olanların davranışları aynen böyledir... Zikredilen ayet-i
kerimede durumları beyan buyrulmuştur...
"Kur'ân'dan
mü'minler için şifa ve rahmet olanı kısım kısım indiririz. Zâlimlerin ise,
ancak hüsranını arttırır.[36]
Enes b. Malik
(r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) ŞÖyle buyurur:
"Şübhesiz
insanlardan Allah'a yakm olanlar vardır." Sahabiler:
Yâ Rasulullah, Allah'a
yakın insanlar kimlerdir?, diye sordular. Rasulullah: "Onlar, Kur'ân ehli,
Allah ehli ve Allah'ın has kullarıdir." buyurdu. [37]
Emİru'l Mü'minin AH b.
Ebi Talib (r.a.)'mn rivayetle-riyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Her kim Kur'ân'i
okur, onu ezberler, helalini helâl kılar ve haramım haram kılarsa Allah, bu
Kur'ân sebebiyle onu cennete girdirir ve aynı zamanda ailesinden, her birine
cehennem(de yanmak) vacib olan on kişiye şefaatçi olur. [38]
Abdullah b. Ömer
(r.anhuma)'nın rivayet ettiği şu hadisi, firaset ve basiret sahibi olup
yaratılış gayesinin farkında olanların dikkatine arz ederiz. Abdullah b. Ömer
(r.anhuma)derki:
Rasulullah (s.a.s.),
bize yönelerek şöyle buyurdu: "Ey muhacirler cemaatı! Beş şey vardır ki,
onlarla mübtela olacağınız zaman (hiçbir hayır kalmaz). Ben sizlerin o şeyler
(dönemin)e erişmenizden Allah'a sığınırım. (O şeyler şunlardır);
Bir milletin içinde
zinâ-fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu aleni olarak işlediğinde,
mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip geçmiş milletlerde vuku
bulmamış hastalıklar yayılır.
Ölçüyü ve tartıyı
eksik yapan her millet, mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki
hükümdarın zulmü ile cezalandırılır.
Mallarının zekatını
vermekten imtina eden her millet, mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık
cezasıyla cezalandırılır) ve hayvanlar olmasa onlara yağmur yağdırılmaz.
Allah'ın ahdini ve
Rasulü'nün ahdini bozan her milletin başına mutlaka Allah, kendilerinden
olmayan düşmanı musallat eder ve düşman, o milletin elindekinin bazısını
alır.
Ve imamları (yani
devlet adamları) Allah'ın kitabıyla amel etmeyip Allah'ın indirdiği hükümlerden
işlerine geleni seçtikçe (yani diğer hükümleri uygulamadıkça) Allah, onların
azabını kendi aralarında kılar (yani iç fitne, fesad ve anarşi gibi azablarla
tazib eder)."[39]
Sözümüze ara vermeden
mü'min muvahhidler olarak anayasamızın Kur'ân-ı Kerîm olduğunu tekrar vurgulamak
gerekir. Mü'min muvahhidlerin itirazsız dinlemek ve itaat etmek, kendilerine
farz olan Kur'ân'a varis kılınmışlardır. Bundan dolayı miraslarına iyi sahib
olmalı ve gereğini yerine getirmelidirler.
Bir hadis daha
zikrederek sözümüze ara verelim. Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'mn rivayetleriyle
Rasulullah önderimiz (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Her kim Allah'ın
kitabından bir harf okursa, bu harf mukabilinde kendisine bir hasene (sevab)
vardır.' Ve her hasene on misliyle (mukabele görecek)dir. Elif-Lâm-Mim, bir
harftir demiyorum. Fakat elif bir harftir mim de bir harftir.[40]
Kur'ân okumak,
gereğine iman edip emredildiği şekilde amel etmektir!..
[1] imam Şafiî, Er-Risâle, çev. Ubeydullah Dalar, Ank. Ty.
Sh. 20, Md. 48.
Not: Aynı eserin yeni
tercemesi: Muhammed b. İdris eş-Şâfiî, Er-Risâle, Çev. Prof. Dr. Abdulkadir
Şener, Prof, Dr. İbrahim Çalışkan, Ank.1996, Sh.9, Md.48
[2] Bakara, 2/1-2.
[3] Fahmddin Er-Râzî, Tefsir-İ Kebir, Mefatihu'1-Gayb,
çev. Doç. Dr. Suad Yıldırım, vdğ. Ankara 1988, c.l, sh. 417.
[4] Şuara, 26/192.
[5] İbrahim, 14/1.
[6] Hakka. 69/40-48.
[7] Laik, demokratik ve gayr-ı İslâmî Türkiye
Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal, kendi el yazısı ile Rasulullah (s.a.s.)
hakkında şunları yazıyordu:
"Muhammet, iptida
allanın resulüyüm diyerek, ortaya çıkmamıştır, bunu düşünmemiştir. Bu düşünce,
senelerce mücadele ettikten ve fikirlerini neşrettikten sonra kendisinde hasıl
olmuştur." (Saçak Dergisi. Mart 1986, sy. 26, sh.28, el yazma sh. 9 Not:
Yazı aynen alınmıştır. "Muhammet" ve "allah'ın"
kelimelerinin yazılışı Mustafa Kemal'e aiddir.)
Mustafa Kemal'in
söyleyip yazdırdığı elyazilarda da şunlar söyleniyordu, Rasulullah (s.a.s.) ve
İlk vahy hakkında:
"İlk vahi
Muhammedin
Peygamberliğinin başlangıcına dair bir çok eski rivayetler vardır. Bunlar
artık efsanelere karışmıştır. Hakikatta Peygamberin ilk söylediği Kuran
ayetinin ne olduğu malum ve'belki de mazbut değildir. Kuran sureleri Muhammede
açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birinde, birdenbire bir taraftan
inmiş değillerdir. Muhammedin beyan ettiği sureler uzun bir devirde dinî
tefekkürlerinin mahsûlü olmuştur. Muhammet bu sûrelere birçok çalıştıktan ve
tedkikler yaptıktan sonra edebî bir şekil vermiştir. Mamafi kendisini tahrik
eden batınî amilin yukarıda söylediğimiz gibi tabiatın üstünde bir vücût
olduğuna kani idi.
Muhammedi harekete
geçiren ilk amil samimi heyecanlar olmuştur. Muhammet daha sonra İrticalen dinî
hitabedde1 bulunan bir vaiz oldu. Vaizlikten nebiliğe, nebilikten de nihayet
Allanın Resulü haline geçti." (Saçak Dergisi, sh. 31-33. El yazma
sh.12-14. Aynı ifadeler, T.T.T Cemi yeti tarafından yazılan, Maarif vekaleti
tarafından 1933 yılında İstanbui Devlet Matbaası'nda basılan "Tarih II,
Orta Zamanlar" adlı kitabın 9! ve 92. Sahifelerinde yer alıyor. Bu kitap,
yıllarca laik ve demokratik gayr-ı İslâmî Türkiye Cumhuriyeti'nin resmî devlet
okullarında okutuldu. Aynı kitabın 90. Sahifesinde şu satır yer alıyor:
"Muhammedin koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kuran denir...")
[8] Nahl Suresi, 16/44..
[9] Nahl Suresi, 16/89.
[10] Enbiya Suresi, 21/107.
[11] En'am Suresi, 6/38.
[12] Şura, 42/52-53.
[13] Bakara, 2/23-24.
[14] Kehf, 18/1-2.
[15] Bkz. Yûsuf, 12/40 ve 67, En'am 6/57
[16] Bkz. T.C. Anayasası, üçüncü kısım, Cumhuriyetin Temel
Organları, Birinci Bölüm, Yasama, Madde: 87-88-89.
[17] Nisa, 4/82.
[18] Nahl, 16/64.
[19] Kehf, 18/54
[20] Hicr, 15/9.
[21] A'raf, 7/204.
[22] Sahih-i Buhârî, Kitabu Fedailu'l-Kur'ân, B.21, Hds.
48. Sünen-i İbn Mâce, Mukaddime, B. 16, Hds. 211-213. Sünen-i Ebu Davud,
Kitabu'1-Vitr, B. 14, Hds. 1452., Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedailu'l-Kur'ân, B.
15, Hds. 3070-3071. Sünen-i Dârimî, Kitabu Fedailu'l-Kur'ân, B.2,
Hds.3340-3342.
[23] Cin, 72/1-2
[24] Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedailu'I Kur'ân (Sevâbu'l
Kur'ân) B.14, Hds. 3069.
Sünen-i Dârimî, Kitabu Fedailu'l-Kur'ân, B.l, Hds.3334-3335.
[25] Sahihi Müslim, Kitabu'I-Hacc, B.19, Hds.147, Sünen-i
İbn Mâce, Kitabu' 1-Menâsik, B.84, Hds. 3074. Sünen-i Ebu Davud,
Kitabu11-Menasik, B.56, Hds.I905
[26] İmam Malik, Muvatta, Kitabü'l-Kader, Hds.3 adhİ' SireM
İbııi Hi§a 26 ç raman Yaymları,
Ist.1985, C.4, Sh.346
[27] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Menâkıb, B.90, Hds 4038
aatnh-ı Müslim, Kitabu Fedailu's-Sahabe, B 4 Hds 36-37 annen-, Dârimî, Kitabu
Fedailu'l-Kur'ân, B.l Hds 3319
[28] AI-ıImrân,3/İ03
[29] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'1-Akdiye, BU, Hds.3592.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Ahkam, B.3, Hds.1343, Sünen-i Dârimî, Mukaddime,
B.20, Hds.170.
[30] Sahih-i Müslim, Kitabu Salati'i Misafirine ve Kasriha,
B.47, Hds.269. Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.16, Hds.218 Sünen-i Dârimî,
Kitabu Fedailu'l-Kur'ân, B.9, Hds.3368.
[31] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sünnet, B.5, Hds. 4603.
Benzer bir hadis için bkz. Sünen-i İbn Mâce, Mukaddime, B.10, Hds. 85
[32] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İIm, B.l, Hds.3-4 Sahih-i
Buhârî, Kitabu Fedailu'l Kur'ân, B.37,Hds.83-84 Sünen-i Dârimî, Kitabu
Fedailu'l-Kur'ân, B.7, Hds.3362-3364.
[33] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İIm, B.l, Hds.2
[34] Bkz. Bakara, 2/193, Enfâl, 8/39
[35] Bakara, 2/85-86
[36] Isrâ, 17/82.
[37] Sünen-i îbn Mâce, Mukaddime, B.16, Hds. 215, SUnen-İ
Dârimî, Kitabu Fedaİlu'l-Kur'ân, B.l, Hds.3329
[38] Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedâilu'l Kur'ân, B.I3,
Hds.3068. =>ünen-İ Ibn Mâce, Mukaddime, B.16, Hds.216,
[39] Sünen-i îbn Mâce, Kitabu'l-Fiten, B.22, Hds.4019
[40] Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedâilu'İ Kur'ân, B.16,
Hds.3074. Sünen-i Dârimî, Kitabu Fedailu'l-Kur'ân, B.l, Hds.3311 ve 3318