Allah için seven ve
Allah için buğzeden mü'minlerin gönlü, önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in
getirdiği dine tam teslim olması gerekir. Kitab ve Sünnet'e bağlılık imanın
gereğidir...
Abdullah b. Amr b.
El-Ass (r.a.)'m rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:'
"Sizden herhangi
birinin gönlü, benim getirdiğim dine tabi oluncaya kadar hakkıyla iman etmiş
olmaz!.[1]
Seksiz ve şübhesiz
Tevhid akidesinin gereğidir bu teslimiyet... Katıksız bir iman ve bu imanın
salih amel olarak tezahürüdür teslimiyet...
Önderimiz Rasulullah
(s.a.s.)'in getirdiği dine yani Kitab ve Sünnet'e hiç bir kuşku duymadan teslim
olmak, imanın göstergesidir...
Sözüyle, özüyle,
tavrıyla, fikriyle, zikriyle, hal ve hareketleriyle Allah'ın dinine teslim
olmuş mü'minlerin cennete gireceğini beyan buyuruyor Rasulullah (s.a.s.)...
Güzide sahabîden Ebu Zerr
el-Gifârî (r.a.) anlatıyor:
Ben, bir keresinde
Rasulullah (s.a.s.)'ı ziyarete geldim. O, üzerinde beyaz bir elbisesi olduğu
halde uyuyordu. (Döndüm) sonra yine geldim. Bu defa uyanmıştı.
Rasulullah:
"Lâ ilahe
illallah, deyip de sonra bu ikrar ve iman ü-zere vefat eden her kul, muhakkak
cennete girecektir" buyurdu.
Ben:
O kul, zina etse,
hırsızlık yapsa da mı?, diye sordum.
O:
"Zina etse,
hırsızlık yapsa da girecektir" buyurdu.
Ben:
Zina etse de,
hırsızlık yapsa da mı?, diye tekrar sordum, O:
"Zina etse de,
hırsızlık yapsa da", buyurdu.
Ben (üçüncü defa):
Zina etse, hırsızlık
yapsa da mı?, diye sordum.
Rasulullah:
"Evet, Ebu
Zerr'in burnu toprakta sürünmesine rağmen o kul, zina etse de, hırsızlık yapsa
da (cennete girecektir" buyurdu.[2]
Kalb ile tasdik, dil
ile ikrar ve idrâk ederek gereğini salih amel olarak yerine getirerek Lâ ilahe
illallah diyen her kul, cennete girecektir. Amel, imandan bir cüz olmadığı
için, imanında bir sakatlık olmayan, fakat amel konusunda günahkâr olan
müslüman kulun cennete gireceğini buyuran Rasulullah (s.a.s.), Tevhid'in
önemini beyan etmişlerdir...
Bir kulun imanı sağlam
olduktan sonra mümkündür ki, büyük günah işlesin. İşlemiş olduğu bu günahın
helâl sayan herhangi bir fikir de, ya da harekette bulunmadıkça o kul, günahkâr
bir müslümandır. Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in buyurduğu üzere o kul,
cennete girecektir. Amma İslâm Akidesi'ni bozucu herhangi bir fikir ve bir
düşünce sahibi olur, ya da yine imanı zedeleyici veya yok e-dici herhangi bir
harekette bulunursa, bu hâl üzere hayata devam ettikçe, günahlardan kaçınıp
salih amellerde bulunmasının kendisine hiç bir faydası olmayacaktır. Çünkü
imansız amel geçersiz olup Rabbimiz Allah tarafından kabul olunucu değildir.
Amelin kabul olunması için, seksiz, şübhesiz ve katıksız bir iman gereklidir.
Bu konuda Ebu Zerr
(r.a.) bize bir başka hadis daha nakleder. Ebu Zerr (r.a.) şöyle diyor:
Rasulullah (s.a.s.):
"Bana, Rabbim
tarafından gelen (Cibril) geldi de: Ümmetimden her kim Allah'a hiç bir şeyi
ortak tanımayarak ölürse, o kimse cennete girer, diye haber verdi veya bununla
beni müjdeledi, buyurdu.
Ben: (Yâ Rasulullah) O
adam, zina ettiği ve hırsızlık yaptığı takdirde de (yine cennete girer) mi?,
dedim.
Rasulullah:
"(Evet) Zina
ettiği, hırsızlık yaptığı takdirde de." buyurdu.[3]
Görüldüğü gibi Allah'a
şirk koşulmadıktan sonra işlenen günâhların affı, ya da gerekli cezanın
sonunda affı Rasulullah (s.a.s.) tarafından beyan buyrulmuştur. Böyle bir
müjdeden, şu yanlış sonuç çıkarılamaz: "Allah'a şirk koşma da, ne yaparsan
yap, işlediğin günahlar sana bir zarar vermez..." Böyle bir düşünce bile,
başlı başına imandaki rahatsızlığın ifadesidir. Elbette bir çok zararlar
verir. Burada ifade edilmek istenen şey, imanda şirk ve küftir olmadıktan sonra
mü'min ebedî cehennemde kalmaz, seksiz ve şübhesiz imandan ve katıksız
akidesinden dolayı sonunda cennete girecektir!..
Ashabın ileri gelen
şahsiyetlerinden Enes b. Mâlik (r.a.) şu hadisi rivayet ediyorlar.
Rasulullah (s.a.s.)
suyurdu ki:
"Lâ ilahe
illallah deyip de, kalbinde bir arpa ağırlığınca hayır (yani iman) bulunan
kimse, cehennemden çıkacaktır. Lâ ilahe illallah deyip de, kalbinde bir buğday
a-ğırlığınca hayır (iman) bulunan kimse cehennemden çıkacaktır. Lâ ilahe
illallah deyip de, kalbinde bir zerre ağırlığınca hayır (iman) bulunan kimse,
cehennemden çıkacaktır.[4]
Demek ki, mü'minin
kalbinde şirksiz ve küfürsüz i-man olduktan sonra, isterse arpa, buğday ve
zerre ağırlığınca olsun, o iman kendisini cehennemden kurtarır... Fakat eğer
Allah'ın zâtına, ya da sıfatlarına şirk koşmuşsa, kesinlikle cehennemden
kurtuluşu yoktur ve orada ebedî kalır... Dünya hayatında Allah'dan başka
rabblar edinmiş-, se, yani Allah'ın kanunlarının yerine tağutların kanunlarına
rıza göstermiş, tabi olmuş ve onları desteklemişse, Kur'ân-ı Kerîm'e rağmen
tağutların anayasalarına tabi o-lup, onların beşerî düzenlerine uymuş ise,
ahirette de hüsrana uğrayanlardan olur...
Bu hakikati, böylece
ifade ettikten sonra, Cabir b. Abdillah (r.anhum)'un Rasulullah (s.a.s.)'den
duyduğu hadise kulak verelim:
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurmuş:
"Zikrin (Allah'ı
anmanın) en faziletlisi, Lâ ilahe illallah kelimesidir ve duanın en
faziletlisi, Elhamdülillah sözüdür. [5]
Rabbimiz Allah'ı
anmak, sadece "Lâ ilahe illallah" kelime-i tayyibeyi dil ile söylemek
olmadığı bilinen bir gerçektir... Kalben tasdik, dil ile ikrar ve aleyhinde hiç
bir suç işlemeden salih amel ile isbat etmektedir kâmil iman!..
Rabbimiz Allah'ın,
mü'min ve muvahhid kullan tarafından anılmasının mükâfatını, Ebu Hüreyre
(r.a.)'in rivayetiyle önderimiz Rasulullah (s.a.s.) şöyle beyan buyurur:
"Yüce Allah şöyle
buyurur: Ben, kulumun beni zannı yanındayım (İradem, kulumun beni anlayışına
göre ilgilenir.) Kulum, Beni andığı zaman Ben, muhakkak onunla beraber
bulunurum. O, beni gönlünde gizlice zikrederse, Ben de onu, bu suretle nefsimde
(yâni zatımda) zikrederim. Eğer o, Beni bir cemaat içinde zikrederse Ben de, onu
bu cemaat ferdlerinden daha hayırlı bir cemiyet içinde anarım. Kulum, Bana bir
karış yaklaşırsa, Ben ona bir arşın yaklaşırım. Kulum, Bana bir arşın
yaklaşırsa Ben, ona bir kulaç yaklaşırım. O, Bana yürüyerek gelirse Ben, ona
koşarak gelirim.[6]
Bu hadis-i kudsî,
benzer lafızlarla Sünen-i tbni Mâce'de de kaydedilmiş ve Ebu Zerr (r.a.)'dan
rivayet edilerek şu ziyâde yapılmıştır:
"Kim Bana, bir
şeyi ortak etmeksizin hemen hemen yer dolusu hata ile huzuruma gelirse Ben, onu
o kadar mağfiretle karşılarım. [7]
Bir ayet-i kerîmede de
şöyle buyurur Rabbimiz:
"De ki: Şübhesiz
ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim. Yalnızca bana, sizin ilâhınızın tek
bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir
amelde bulunsun ve Rabbine hiç kimseyi ortak tutmasın.[8]
Ayetlere ve hadislere
dikkat edilecek olursa, hep şu hakikat vurgulanıyor: Rabbimiz Allah'ı birlemek,
O'na hiç bir şeyi ortak kılmamak ve bu Tevhid akidesinin gereği olan salih
ameli işlemek!
Her ne olursa olsun,
hangi halde bulunulursa bulunulsun Allah'a şirk koşmamak!.. Bu, İslâm
akidesinin temeli ve zirvesidir... Salih amelin işlenmesi, imanı kuvvetlendirmek
ve kâmil hale getirmek demektir... Gerek akidede, gerekse amelde şirkin her
türlüsünden, yani gizlisinden ve açığından kaçınmak, mü'minlerin en önemli vazifesidir.
Bu konudaki Hadis-i
kudsîlerden birisini Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor.
Rasulullah (s.a.s.),
şöyle buyurdular:
"Allah Tebâreke
ve Teâlâ: Ben, ortakların şirkten en ganisiyim. Her kim bir amel işler, onda
benimle birlikte başkasını ortak eylerse, onu şirkiyle başbaşa bırakırım,
buyurdu. [9]
Bu konuda bir başka
hadisi de, Sahabîlereden Ebu Sa'd b. Ebi Fadale el-Ensarî (r.a.) rivayet
ediyor.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Allah, önce
gelen ve sonra gelenleri (yani tüm insanları ve cinleri) kıyamet günü, vuku1
bulmasında şübhe olmayan (hesab) günü için topladığı zaman bir çağırıcı:
Kim Allah (rızası)
için işlediği bir ibâdete (Alİah'dan başka bir kimsenin rızasını) ortak etti
ise sevabını, Allah'dan başkasının (yani ortak koştuğu kimsenin) yanında taleb
etsin. Çünkü Allah, ortakların ortaklıktan en
müstağni olanıdır.
(Yani hiç bir ortaklığa ihtiyacı yoktur), diye çağrıda bulunacaktır.[10]
Şirkin açığından var
gücüyle kaçınan mü'minler, şirkin gizlisinden de tüm imkânları kullanarak
kaçınmalıdırlar.
Ashabdan Ebu Said
el-Hudrî (r.a.), şunu anlatıyor:
Biz (Sahabîler bir
gün) Mesih Deccal'ı(n fitnesin hakkında kendi aramızda) müzâkere ederken
Rasulullah (s.a.s.) üzerimize çıkageldi ve:
"Bence sizin için
Mesih Deccal'den daha korkunç o-lan şeyi size haber vereyim mi?" buyurdu.
Ebu Said, demiştir ki:
Biz de: Buyur (haber
ver), dedik.
Bunun üzerine:
"(Sizin için daha
korkunç şey;) Gizli şirk(tir) ki; a-damın namaza durup da, gördüğü bir başka
adamın (kendisine) bakmasından dolayı namazını güzelleştirmesi d ir."
buyurdu. [11]
Bir başka hadisi de,
Şeddad b. Evs (r.a.)'dan dinleyelim.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Ümmetim hakkında
en çok korktuğum şey, Allah'a ortak koşma (suçunu işlemeleredir. Bilmiş olunuz
ki, şübhesiz onlar, güneşe, aya ve puta tapacaklar diyecek değilim, velâkin bir
takım ibâdetleri Allah'dan başkası için işleyecekler ve gizli bir şehvet
arzulayacaklar.[12]
Ahmed'in Müsned'inde,
Nevadiru'l-Usul'de ve El-Müstedrek'te olan bazı rivayetlerde bu hadiste geçen
"Şehveti Hafiye"'yi açıklayıcı şu ilâve vardır:
Gizli şehvet nedir?,
diye soruldu,
Rasul-i Ekrem
(s.a.s.):
"Kul, oruçlu
olarak sabahlar, sonra şehvetlerinden biri kendisine sunulur. Kendisi de, o
şehvete uyar ve orucunu bırakır (yani bozar)" buyurdu. [13]
Kelime-i Tevhid'in ve
Tevhid dâvasının, dolayısıyla Tevhid dâvasına sahib çıkan mü'min muvahhidlerin
düşmanları çok olduğu için, Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), bu dâvayı canlı
tutmamızı, her zaman için uyanık ve de şuurlu olmamızı emretmektedir.
Ebu Hüreyre (r.a.)'ın
rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyuruyorlar:
"İmanınızı
yenileyiniz: Lâ ilahe illallah Kelime-i Tevhid'ini çokça söyleyiniz. [14]
İmanlarım canlı tutan
Ehl-i Tevhid mü'minleri şöyle vasfediyor Rabbimİz Allah:
"İman edip salih
amellerde bulunanlar ise, işte onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır.
Rabbleri katında
onların ödülleri, içinde ebedî kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan
Adn Cennetleri'dir. Allah, onlardan razı olmuştur. Kendileri de O'ndan razı
(hoşnut/memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden içi titreyerek korku duyan
kimse içindir. [15]
Önderimiz Rasulullah
(s.a.s.) de, imtihan sahası olan dünya hayatlarında "Lâ ilahe
illallah"ı söyleyip gerektiğini yapan ve Allah'a şirk koşmayanların
ahiretteki hallerini şöyle beyan eder.
Abdullah b. Amr b.
El-Ass (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Kıyamet günü,
bütün yaratıkların duyacağı biçimde ümmetunden bir adam (hesaba) çağırılır ve
ona (günahlarının yazılı olduğu) doksan dokuz sicil (yani büyük defter açılıp)
yayılır. Her defter, gözün görebileceği saha kadar uzundur. Sonra Alİah (Azze
ve Celle), (o kula):
Bu sicillerde yazılı
(günahlardan bir şey inkâr eder misin?, buyurur.
Kul:
Hayır, yâ Rabbi, der.
Sonra Allah (ona):
(Kulların sevablarmı
ve günahlarını) Kaydedip tutan yazıcı melekler, sana haksızlık ettiler mi?,
buyurur.
Sonra (yine) Allah
(Azzc ve Celle):
Şu (kadar günahlarına
karşılık bir iyiliğin/hayrın var mı?, diye sorar.
Bunun üzerine adam,
büyük bir korkuya kapılarak (telaştan):
Hayır (hiç bir iyi
amelim yok), diyecek.
Sonra Alİah (Azze ve
Celle):
Bilâkis (vardır).
Şübhesiz katımızda senin bir takım iyi amellerin bulunur ve şübhesiz bugün sana
hiç bir zulüm yoktur, buyurur.
Sonra o adam için bir
yaprak kağıt çıkarılır ki, onda:
"Eşhedü ella
ilahe illallah ve eşhedü enne Muham-meden abduhu ve Rasuluhû" bulunur.
Rasul-i Ekrem (s.a.s.)
buyurmuş ki:
"Adam:
Yâ Rabbi, şu (koskoca)
büyük defterler yanında bu kağıt nedir?
Allah (ona):
Şübhesiz, sana zulüm
edilmeyecek, buyurur.
Sonra siciller (yani
günahlarının yazılı olduğu büyük defterler), terazinin bir kefesine konulur.
Şehadet kelimesinin yazılı olduğu kağıt da terazinin diğer kefesine konulur
(ve tartılır). Büyük defterler hafif gelir ve o kağıt parçası ağır gelir.[16]
İmam Tirmizî (r.a.),
aynı hadisi rivayet edip şu sözleri ziyâde eder:
"Hiç bir şey
Allah'ın isminin yanında ağır basamaz.11 Böyle buyuran Rasulullah (s.a.s.)'m
mektebinde yetişmiş selefimiz Ashab-ı Kiram (Allah cümlesinden razı olsun)
Tevhid dâvasını çok iyi kavramışlardı. Bütün tağutları, kurum ve kuruluşlarıyla
inkâr ederek reddetmişlerdi. Onlar, putlara ve putçu düzenlere en küçük tâviz
vermemiş ve en küçük bir tazimde bulunmamışlardı. Böyle küçük ve önemsiz
görülen bir taviz ve tazimin bile imanı zedeleyici olduğunu çok iyi
kavramışlardı...
Tarık b. Şihab,
Süleyman'dan (yani Selman-ı Farisî'den) naklen diyor ki:
Bir sinek yüzünden bir
adam cennete, bir başkası da cehenneme girmiştir.
Kendisine:
Bu nasıl olur?,
dedikleri vakit:
İki adam, putları olan
ve onlara kurban takdim etmek istemeyen hiç bir kimseye müsaade vermeyen bir
kavimle karşılaşmışlar.
Kavim, adamlardan
birine:
Putlarımıza bir kurban
takdim et, deyince Onun:
Benim verebileceğim
hiç bir şeyim yo ki, demesi ü-zerine:
Bir sinek bile olsa
yeter, demişler.
Bunun üzerine o da,
putlara bir sinek takdim etmiş, yolunu serbest bırakmışlar. Tabii adam, bu
yüzden cehennemi boylamış.
Diğer adama yonelip
ona da:
Sen de, bir sinek dahi
takdim etsen yeterlidir, demişler. .
Fakat o:
Aziz ve celîl olan
Allah'dan başkasına hiç bir şey kurban edemem, karşılığını verince boynunu
vurmuşlar.
Ve tabii o da, bu
yüzden cennete kavuşmuştur.[17]
Ashab, bu akide ile
yetiştirilmişti. Tavizsiz bir iman ve bir amel anlayışı içindeydiler. Bu uğurda
mallarını ve canlarını verdiler ama imanlarından hiç bir şey vermediler...
Allah'dan başka hiç kimseye boyun eğmediler... Allah'a has olan ibâdetlerde
hiç kimseyi Allah'a ortak koşmadılar... Katıksız bir din anlayışları ve
katıksız bir i-manlan vardı... Hayatlarında ve ölümlerinde Allah için ve
Allah'a göre olmaya çalışmışlardı...
Ve Rabbimiz Allah
şöyle buyurur:
"Hiç şübhesiz
Biz, sana kitabı hakk ile indirdik. Öyleyse sen de dini, yalnızca O'na halis
kılarak Allah'a ibâdet et.
Haberin olsun, halis
(katıksız) olan din, yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler,
(şöyle derler:) "Biz, bunlara, bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar
diye ibâdet ediyoruz" Hiç şübhesiz Alİah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden
hüküm verecektir.
Gerçekten Alİah-,
yalancı kâfir olan kimseyi hidayete eriştirmez.[18]
"De ki: Ben, dini
yalnızca O'na halis kılarak Allah'a
ibâdet etmekle
emrolundum.
Ve ben, müslümanların
ilki olmakla emrolundum. [19]
"De ki: Ben,
dinimi yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibâdet ederim. [20]
Kendisine Kitab
indirilen önder Rasul (s.a.s.) ve O'nun kitabı açıklayarak tebliğ ettiği
ümmeti, dini yalnızca Allah'a has kılarak ibâdet etmekle emrolunmuşlardır.
Çünkü halis din, yalnız ve yalnız Allah'ındır. O'nun, kendisinin dışında
olanların hiç birisine ihtiyacı yoktur. Allah'ın dininde olmayan ibâdet
şekilleriyle Allah'a ibâdet etmek, korkunç sapıklığın tâ kendisidir. Bu konuda
iyi niyet, hiç bir zaman kötü ve bâtıl ameli temize çıkarmaz.
Sapık kâfirler,
kendilerini Allah'a daha çok yaklaştırsınlar veya yaklaştırırlar düşüncesi ve
inancıyla putları i-lâh edinmiş ve onları Allah ile kendileri arasında vâsıta
kılmışlardı. Bu itikadla put heykellere ta'zimde bulunuyor, onlara ibâdet
ediyorlardı...
Çağdaş müşrikler, o
günkü müşriklerden daha azgın sapıklar olduğu apaçık bir gerçektir... Geçmiş
dönemin cahiliye müşrikleri, put heykellere kendilerini Allah'a yaklaştırsınlar
diye tapınıyorlardı. Yani bu şirklerinde yine bir Allah inancı vardı, ya
çağdaş cahiliyye müşrikleri ıe diye tapınıyorlar put heykellere? Görüldüğü
kadarıyla Dunlarda tek Allah inancı da yoktur... Direkt put heykellere ve
onların temsil ettiği şirk ideolojilerine tapınıyorlar ve o uğurda canlarını
veriyorlar...
Gerçek mü'min
muvahhidler, geçmiş cahiliyye dönemlerindeki iktidar mevkiindeki tağutları
reddettiği gibi, çağdaş cahiliyye şirkinin temsilcisi olan tağutları da reddetmesi
gerekir... Bu reddetme, mü'min muvahhidlerin en önemli vazifesidir... Bu
vazifeyi hiçbir zaman unutmamak ve her an birbirlerine hatırlatmak lâzımdır...
Rabbimiz Allah (c.c),
bu mü'min kullarını müjdeliyor ve onların özelliklerini şöyle beyan buyuruyor:
"Tağuta kulluk
etmekten kaçınan ve Allah'a içten yönelenler ise, onlar için bir müjde vardır,
öyleyse kullanma müjde ver.
Ki onlar, sözü
işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete
eriştirdikleridir ve onlar temiz akıl sahibleridir.[21]
Allah'dan başka ilâh,
rabb ve hâkim olmadığını, Allah'ın dini olan İslâm'dan başka bir hayat
nizâmının olmadığını kavrayamayanlar için de, Rabbimİz Allah şöyle buyurur:
"Peki onlar,
Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne
varsa -istese de, istemese de- O'na teslim olmuştur ve O'na döndürülmektedir. [22]
"Kitab Ehli'nden
olanlar, ancak kendilerine hanifler (Allah'ı birleyenler) olarak sadece Allah'a
kulluk etmek, namazı dosdoğru kılmak ve zekâtı vermekten başkasıyla
emrolunmadılar. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam olan) din budur. [23]
Rabbimiz Allah, insan
kullarını yeryüzüne imtihan i-çin gönderince, onları tek başlarına ve kendi
kendilerine bırakmadı. Onlara, zaman içinde ve bütün ihtiyaçlarına cevab
verecek Kitab ve nizâmı indirdi... Bu kitabı e nizâmı kendilerine açıklayacak,
onların aralarından e.», hâlis, en sâdik, en emin ve en güzel ahlâklı bir de
Peygember seçip onu vazifeli kıldı. Seçkin Nebîler ve Rasuller (Allah'ın selât
ve selâmı cümlesinin üzerine olsun), Rabbimiz Allah'ın emirlerini vahiy
yoluyla aldılar, gereğini önce kendileri uyguladılar ve insanlara emredip
örneğini ortaya koydukları nizâmın yaşanmasına çalıştılar... Reddedenler,
küfıir ve şirk cephesini oluştururken, kabul edenler de iman ve Tevhid saftım
oluşturdu... tşte Tevhid ve iman saffını oluşturanlar, insanların en hayırlısı
olduğunu beyan buyuran Rabbimiz, yalnız ve yalnız kurtulanların da, bu
akideyi taşıyan ve gereğini yapanlar olduğunu bildirmiştir.
Itban b. Mâlik (r.a.)
şöyle bir vakayı anlatıyor:
Ertesi sabah
Rasulullah (s.a.s.), gün yükseldiği zaman bana geldi. Evimizin bir tarafında
bize namaz kıldırdı.
Bizimle beraber namaz
kılanlardan biri:
Malik İbnu'd-Duhşun
nerede?, dedi.
Bizlerden bir adam da:
O, Allah'ı ve
Rasulullah'ı sevmeyen bir münafıktır, dedi.
Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.s.):
"Ona, öyle
demeyiniz! O, Lâ ilahe illallah diyor, bunu da,-Allah'ın rızasını istemek için
söylüyor" buyurdu.
Bu sözü söyleyen
kimse:
Evet öyledir (Allah ve
Rasulü en iyi bilendir), dedi.
Rasulullah:
"Şu muhakkak ki,
kıyamet günü Tevhid ile gelecek her bir kul üzerine Allah, ateşi elbette haram
kılmıştır" buyurdu.[24]
İnsan, iman etmiş bir
kul olarak Tevhid akidesini zedelemeden Rabbi Allah'a kavuşursa cehennem
ateşinden kurtulur. Cehennem ateşinin ona haram olması, ya tamamen affolur, ya
da orada ebedî kalmaz demek olduğunu beyan ediyorlar salih, sadık, müttakî,
devletten ve halktan müstağni olan İslâm âlimleri...
Kelime-i Tevhid
Dâvasını bütün incelikleriyle amel hâline dönüştürmek gereklidir... Sadece
teoride kalmamalı, bu dâvanın gereğini pratikte yaşamalıyız... Çünkü hayat,
iman ve cihaddır... Nefsimizde, ailemizde, içinde bulunduğumuz toplumda ve
bütün dünyada Tevhid'in hâkim olabilmesi için tüm imkânlarımızı seferber etmeli
ve var gücümüzle cehd etmeliyiz... Tevhid, akide de olduğu gibi, amelde de olmalı
ve teşriî tüm birimlerde gerçekleşmelidir... Bunlardan herhangi birisinide
Tevhid gerçekleşmemiş ise, Rabbimiz Allah'a karşı kulluk vazifemizi yapamamışız,
ya da noksan bırakmışız demektir...
Tevhidin ve imanın en
korkunç düşmanı, şirk ve küfürdür... Bu korkunç düşmanla savaşmak ve Allah'ın
izniyle onu mağlub etmek, mü'min muvahhidlerin üzerine farzu'l-ayındir... Bu
farziyeti hakkıyla edâ etmenin usûlünü, yollarını ve silâhlarını Rabbimiz
Allah (c.c.) ve O'nun Rasulü yegane Önderimiz (s.a.s.) öğretmişlerdir... Biz
mü'minlere düşen vazife odur ki, bu bildirilen ve öğretilen hak usûl üzere amel
etmektir!..
Bu konuda
imanlarımızdan Ebu Bekir (r.a.), önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'den şunu
rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Şirk, sizin aranızdan
karıncanın kımıldamasından daha gizlidir."
Ben:
Yâ Nebİyallah, şirk,
ancak Allah Azze ve Celle'den başkasına ibâdet edilmek değil midir? Yahud
Aîlah'la birlikte başkasına tapmak değil midir?, dedim.
Rasulullah (s.a.s.):
"Allah hayrını
versin ey Sıddîk! Şirk sizin aranızda karıncanın kımıldamasından da gizlidir.
Sana, onun küçüklerini büyüklerini, yahud küçüğünü- büyüğünü giderecek bir
şey haber vereyim mi?", dedi.
Ebu Bekir:
Hay hay yâ Rasulullah,
dedi. (Rasulullah, (s.a.s.):
"Günde üç defa:
Ey Allahım, bile bile şirk koşmaktan sana sığınırım. Bilmediklerimden de
senden af dilerim, dersin.
Şirk: Bana filân ve
Allah verdi, demendir. Denkdaş-hk ise: Eğer filân olmasa idi, beni filanca
öldürecekti, demektir", buyurdular.[25]
Allah ve Rasulü
(s.a.s.), mü'min muvahhidlere Tev-hid ve iman yolunu apaçık beyan buyurmuş ve
emretmişlerdir... Yine Alİah ve O'nun Rasulü (s.a.s.), şirk ve küfür yolunu da
apaçık tanıtmış, ondan nasıl sakınılması gerekiyorsa sakındırmış ve nasıl
mücadele edilecekse öğretmiş, örnek olarak gösterilecekleri göstermiştir...
Bize, farzu'l ayn olan, Rabbimiz Allah'a ve önderimiz RasuJullah (s.a.s.)'e tam
teslimiyet ve itaattir!..
[1] İmam.Nevevî, Hadis-i Erbaîn, Hds.41.
Hatib-i Tebrizî, Mişkatu'l-Mesâbih, Kitabi'1-İman, B.5, Fasıl:2, Hds:
167(28)
[2] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Libâs, B.24, Hds.44 Sahih-i
Müslim, Kitabu'1-İman, B.40, Hds.154
[3] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cenâiz, B.I, Hds.l Sahih-i
Müslim, Kitabu'1-İman, B.40, Hds.l53, Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-İman, B.I8,
Hds.2782.
[4] Sahih-i Buhârî, Kitabu'I-İman, B.33, Hds.37
Kitabu'l-Tevhid, B.19, Hds.39
Sahih-i Müslim, Kitabu'1-lman, B.84, Hds.325 Sünen-i İbn Mace,
Mukaddime, B.9, Hds.60
[5] Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'1-Edeb, B.55, Hds.3800
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Daâvat, B.8, Hds.3605
[6] Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tevhid, B.15. Hd&3£.
Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zikr ve'd-Duâ. B.l, Hd.s.2
[7] Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'1-Edeb. B.58, Hds.3821
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Dâavât, B.İOS, Hds.377O.
[8] Kehf, 18/110
[9] Sahih-i Müslim, Kitabu'z-Zühd ve'r-Rekâik, B.5,
Hds.46. Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'z-Zühd, B.21, Hds.4202
[10] Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'z-Zühd, B.21, Hds.4203
Sünen-i Tirmizî. Kitabu't-Tefsir, B.19, Hds.3360
İmam Hafız El-Munzirî,
Hadislerle İslâm-Terğib ve Terhib, Çev. A. Muhtar BüyÜkçmar, İst. T.Y. C.l,
Sh.79-80, Hds.24.(Beyhakî ve İbn Hib-ban'dan)
İbnu Hacer El-Askalanî, Terğİb ve Terhib, Çev. Abdulvehhab Öztürk, İst.
1982, sh.22, Hds.9 (Bezzar'dan)
[11] Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'z-Zühd, B.21, Hds.4204
İmam Hafız El-Munzirî, Hadislerle İslâm-Terğib ve Terhib. C.l, Sh.77-78,
Hds.21 (İbn Huzeyme'den) İbnu Hacer El-Askalanî, Terğib ve Terhib Sh.22, Hd.8
[12] Sünen-i İbn Mâcc. KKabu'z-Zühd. B.2I. Hds.4205
[13] Haydar Hatiboğlu. Sünen-i İbn Mâce. Tercemesi ve
Şerhi, İst. 1983. CIO, Sii.478.
[14] Ahmed b. Hanbei. Müsncd, C 2. Srı.359'dan İmam
Suyutî-Camius's-Sagîr. Hds.3581 (ci-m harfi)-CamiuVSagîr Muhtasarı Tercüme ve
Şerhi, çev İsmail Muitti, vdg. İst.1996. C.2, sh.288. Hds.1915.
[15] ısbeyyine, 98/7-8
[16] Sünen-i İbn Mâce, Kitabu'z-Zühd, B.35, Hds.4300
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'1-İman, B.17, Hds.2776.
[17] Ahmed b. Hanbel, Kitabu'z-Zühd, çev. Mehmed Emin
İhsanoğhı. îst.1993, C.l, sh.32-33, Haber: 84
[18] Zümer, 39/2-3
[19] Zümer, 39/11-12
[20] Zümer, 39/14
[21] Zümer, 39/17-18
[22] Âi-i İmrân, 3/83
[23] Beyyine, 98/5
[24] Sahih-i Buhârî, Kitabu İstitabetu'l-Mürtedin, B.8,
Hds.20 Ayrıca, Kitabu's-Salat, B.46, Hds.72
[25] İmam Hafız Kadı Ebu Bekir Ahmed b. Ali b. İbrahim-i
Emevî Mervezî, Müsned-i Ebu Bekri1 s-Sıddık, çev. Ahmed Davudoğlu, İst. 1981,
sh.89~93,Hds.l7-18
İmam Suyutî,
Camİu's-Sağîr, Hds. 4934.
Camius's-Sağîr
Muhtasarı Tercüme ve Şerhi c.2, sh.5O4, Hds.2458 (Hakim'den)
İmam Buhârî, Edebu'i-Müfred,
B.296, Hds.716
İmam Hafız El-Munzirî,
Hadislerle İslâm-Terğib ve Terhib, C.l, Sh.95, Hds.33 (İmam Ahmed ve
Taberanî'den)
îbnu Hacer El-Askalanî, Terğib ve Tertııb, S.23, Hds.II, (İmam Ahmed, Taberani ve Ebu
Yâ'fâ'dan)