“DAĞILIP
AYRILMAYIN!”
Rabbimiz
Allah (Azze ve Celle) şöyle buyurur:
“Allah’ın ipine hepiniz
sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın!”([1])
“Allah’a ve Rasulüne itaat
edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider.
Sabredin! Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir.”([2])
Zeyd
b. Erkam (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Dikkat
edin! Ben, sizin aranızda iki ağır yük bırakıyorum. Bunların biri, Allah (Azze
ve Celle)’nin Kitabı’dır. O, Allah’ın ipidir. Her kim ona tabi olursa, doğru
yolda ve kim terk ederse, dalâlette olur.”([3])
Abdullah
İbn Mes’ud (r.a.) şöyle der:
-
“Topluca Allah’ın ipine sarılın ve ayrılığa düşmeyin.” buyruğu, cemaat
olun demektir.([4])
Hangi
kavimden, hangi renkten, hangi dilden ve hangi bölgeden olursa olsunlar, İslâm
Milleti’nin mensubu olmuş, iman kardeşleri muvahhid mü’minlere verilen ilâhî
bir emirdir bu!.. Bütün ümmet, Allah’ın ipi olan Kur’ân-ı Kerim’e hep beraber
sımsıkı sarılacak, dağılmayacak ve bir-birlerin kıymetini bilecekler... Allah’a
ve Rasulü (s.a.s.)’e itaat edecek, aralarındaki bütün problemlerini İslâm’a
göre çözecekler... Kavimlerini, aşiretlerini, kabilelerini, ırklarını,
renklerini ve dillerini, ön plana çıkarıp birbirlerine üstünlük sağlamaya
kalkışmayacak, ırkçı-milliyetçi duygularla hareket etmeyecekler!..
Eğer
böyle bir hataya düşecek olurlarsa, onlar için korkunç bir felâket vardır...
Cemaat oluştaki rahmet, ayrılık azabına döner!.. Böyle olursa, büyük bir
yılgınlığa düşer ve ümmetin gücü-kuvveti tükenir, birliği dağılır... Böylece
güçsüzleşir ve düşmanlarına yenilip yem olurlar... Paramparça parçalanır ve
birbirine düşerler...
Bu
felâketin baş sebebi de, ırkçı-milliyetçiliktir... İslâm olmuş kavimler, iman
kardeşi oldukları diğer kavimlerden,
İslâm
düşmanları, dün aynı şeytanî tuzakla ümmeti parçaladılar, bugünde aynı şeytanî
tuzağı kullanmaktadırlar... Onların şeytanî tuzağı, birbirlerinin iman kardeşleri
olan müslüman kavimleri, ırkçı-milliyetçi anlayışlarla, ya-ni ulusalcılık
hareketiyle birbirinden koparmak, din bağının yerine kan bağını esas kabul
etmektir... Maalesef İslâm düşmanlarının bu şeytanî tuzaklarına, cehalet,
gaflet ve ihanet sonucu bir çok kavimler korkunç bir şekilde düştü-ler... Öyle
bir düştüler ki, Allah’ın kendilerini kardeş ilân ettiği müslüman kardeşine
silah çekip katliâm girişimlerinde bulundular!..
İslâm
Milleti’nin mensubları olan muvahhid mü’min-ler, İslâm düşmanlarının bu şeytanî
tuzağının farkına var-malı ve bu tuzağa düşmemelidirler... Ayrıca bu tuzağa
dü-şen diğer insanları, kavimleri ve kabileleri uyarmalı, onlara dosdoğru yolu
gösterip yanlıştan vazgeçmelerini sağlama-lıdırlar!.. Bu, her muvahhid
mü’minin vazifesidir... Bu va-zife hakkıyla yapılacak ve iyi bir sonuç alınacak
olursa, düşmanlar tarafından dağıtılan ve parçalanan İslâm Milleti, yeniden bir
araya gelip birliğini kurmaya çalışır...
“Su
uyur, düşman uyumaz!” gerçeğini iyice idrak eden ve hiç unutmayan muvahhid
mü’minler, ümmet birliğini istemeyen ve İslâm Milleti’ni parçalamaya çalışan
çağın süper müstekbir tağutî güçlerine karşı çok uyanık, sabırlı ve dirençli
olmalıdırlar...
En
hayırlı neslin yaşadığı ”Asr-ı Saadet”te, çağın İslâm düşmanları olan süper
tağutların selefleri olanlar, muvah-hid mü’minlerden oluşa ümmeti parçalamak
için aynı şey-tanî tuzağı kullanmışlardı... Müslüman olmuş kavimleri ve
kabileleri birbirine düşürmek, böylece İslâm Milleti’ni bölüp yok etmek,
onların en büyük emeli olmuştur...
İbn
İshak (r.a.) anlatıyor:
Şe’s
b. Kays, yaşı ilerlemiş ihtiyâr bir yahudî kişi idi, Küfrü büyük, müslümanlara
şiddetli kindar olan bir kimse idi.
Rasulullah
(s.a.s.)’in Evs ve Hazrec’den olan ashabından bir topluluğun yanına, onların
toplanmış olduğu bir mecliste konuşurken
geldi ve cahiliyyette aralarında düşmanlığın olmasından sonra ülfet ve
cemaatlarına, İslâm üzere aralarının iyi olmasına kızdı. Sonra gelip şöyle
dedi:
-
Beni Kayle’nin cemaatı bu memlekette toplanmıştır. Hayır, vallahi, onların
cemaatı ve eşrafı oralarda toplandıkları zaman biz, onlarla hiçbir zaman karar
kılamayız.
Sonra
o, yahudîlerden yanında olan genç bir kişiye emretti ve şöyle dedi:
-
Onlara git ve onlarla birlikte otur. Sonra “Buâs Günü”nü ve ondan önce geçen
şeyleri anlat. Onun hakkın-da söylemiş oldukları şiirlerden bazılarını onlara
oku!
Buâs
Günü, bir gündür ki, onda Evs ve Hazrec (savaşıp) birbirini katletmişler ve o
gün zafer, Hazrec’e ve karşı Evs’te idi.
O
genç de, bu emrini yerine getirdi. Bu esnada millet konuştu, münazaa ettiler ve
birbirine karşı tefahür ettiler. Nihayet iki kabileden binekler üzerinde olan
iki adam kapıştı. Bunlar, Evs’den Beni Harise b. Harsi’den biri olan Evs b.
Kayzî,dir. Biri de, Hazrec’den Beni Seleme’den biri olan Cabbâr b. Sahr’dır.
Bu
ikisi, birbirine karşı söz düellosuna giriştiler. Sonra o ikisinden biri,
diğerine şöyle dedi:
-
Eğer dilerseniz, başa dönelim!
Bunun
üzerine iki fırka birden gazablandı ve:
-
Yapalım! Buluşma yerimiz, Zahire olsun. Silaha sarılınız! Silaha sarılınız!
dediler ve o Harre'ye çıktılar.
Bu
haber, Rasulullah (s.a.s.)’e vardı ve beraberindeki Muhacirler’den olan
ashabıyla birlikte çıktı. Onların yanına geldi ve şöyle dedi:
“Ey
müslümanlar topluluğu, Allah’dan sakınınız! Allah’dan sakınınız! Allah, sizi İslâm’a hidayet
ettikten, sizi, O’nunla şereflendirdikten, sizden cahiliyyet durumunu
İslâmiyet’le kestikten, O’nunla sizi küfürden kurtardıktan ve O’nunla sizin
kalbinizi telif ettikten sonra, ben, sizin aranızda bulunduğum hâlde cahiliyyet
dâvâsıyla mı birbirinize düşeceksiniz?”
Bunun
üzerine millet anladı ki o, şeytandan bir if
Allah
onlardan, Allah’ın düşmanı Şe’s b. Kays’ın hilesi-ni söndürmüştü. Bunun üzerine
Allah Teâlâ, Şe’s b. Kay-s’ın ve yaptığı şeyin hakkında şu ayetleri inzâl buyurdu:
“De ki: ‘Ey Kitab Ehli,
Allah, yaptıklarınıza şahid iken, ne diye Allah’ın ayetlerini inkâr
ediyorsunuz?’
De ki: ‘Ey Kitab Ehli,
sizler, şahidler olduğunuz hâlde, ne diye iman edenleri Allah yolundan –onda
bir çarpıklık bulmaya yeltenerek- çevirmeye çalışıyorsunuz? Allah,
yap-tıklarınızdan gafil değildir.” (Âl-i İmrân, 3/98-99)
Allah,
Evs b. Kayzî ile Cabbâr b. Sahr ve o ikisiyle birlikte kavimlerinden olan
kimseler hakkında (ki onlar, yaptıklarını Şe’s’in cahiliyyet içinden onlara
bulaştırdığı şey yüzünden yapmışlardı.) şu ayetleri indirdi:
“Ey iman edenler, eğer
kendilerine Kitab verilenlerden herhangi bir gruba boyun eğecek olursanız, sizi
imanınızdan sonra tekrar küfre döndürürler.
Allah’ın ayetleri size
okunuyorken ve O’nun Rasulü içinizdeyken nasıl oluyor da inkâr ediyorsunuz? Kim
Allah’a sımsıkı tutunursa, artık elbette o, dosdoğru olan bir yola
iletilmiştir.
Ey iman edenler, Allah’dan
nasıl korkup sakınmak gerekiyorsa, öylece korkup sakının ve siz, ancak
müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin.
Allah’ın ipine hepiniz
sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini
hatırlayın. Hani siz, düşmanlar idiniz. O, kalblerinizin arasını uzlaştırıp
ı-sındırdı ve siz, O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz,
tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki, hidayete
erersiniz diye, Allah size ayetlerini böyle açıklar.
Sizden, hayra çağıran,
iyiliği (ma’rufu) emreden ve kö-tülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk
bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.
Kendilerine apaçık
belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi
olmayın. İşte onlar için büyük bir azab vardır.” (Âl-i İmrân, 3/100-105)([5])
İslâm
düşmanları, her çağda İslâm Milleti için ırkçı-milliyetçi şeytanî tuzaklarını
hazırlamış, onu bölüp parçalamaya çalışmıştır... Zaman zaman başarılı olmuş ve
İslâm Milleti’ni oluşturan kavimler, bu şeytanî planın farkına varmadan
tuzaklarına düşmüş, iman kardeşiyle kavga edip savaşmıştır... Bazen kavmiyet
dâvâsı, bazen vatan dâvâsı, bazen de şehircilik ve bölgecilik milliyetçiliği
olarak ortaya çıkan bu şeytanî tuzağın parçalanıp yok edilmesi için Rasulullah
(s.a.s.)’in Sünneti’ni işlemek gerekir...
Yahudînin
körüklediği Evs ve Hazrec arasındaki ırkçı-milliyetçi duyguları, Allah
korkusuyla ve iman gücüyle gideren Rasulullah (s.a.s.)’in vazifesini, O’nun ve
bütün Peygamberlerin varisleri olan muttaki ulemâ yerine getirmelidir...
“Muttaki âlimler, Peygamberlerin mirasçılarıdır.
Şüphesiz Peygamberler, ne altın, ne de gümüş miras bırakırlar. Peygamberler,
miras olarak ilim bırakırlar. Bu itibarla kim, Peygamberlerin mirası olan ilmi
elde ederse, tam bir hisse almış olur.”([6])
İslâm Milleti içinde “Vilayet-i Fakîh” makamında
olan mücahid ve muttaki ulemâ, “Hakka davet eden, iyiliği emreden ve
kötülükten nehyeden” bir ümmet, yani vazifeli bir topluluktur... Muttaki İslâm
ulemâsı, İslâm Milleti’nin birlik ve beraberliğini sağlamak için ellerinden
gelen bütün gayreti sarfetmelidirler... Ümmeti parçalamaya yönelik bütün
şeytanî ve tağutî hareketlerin karşısında durmalı, bu konuda mü’min
müslümanları uyarmalı, bilgilendirmelidirler... Müslüman kavimler, iman
bağıyla, İslâm bağıyla birbirine bağlanıp, Allah’ın ipi olan Kur’ân-ı Kerim’e
sımsı-kı sarılırken onları, ırkçı-milliyetçi duygularla birbirinden koparmak
isteyen her türlü ihanet hareketlerinin yok ol-ması, ve mü’minlerin
kardeşliğinin pekişmesi için çalışmalı, bunun için gereken gayreti
göstermelidirler...
Arfece (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyuruyor
Rasulullah (s.a.s.):
“Hiç şüphesiz bir şeyler olacak. O hâlde her kim,
bu ümmet derli toplu iken onun işini dağıtmak isterse, kim olursa olsun hemen
kılıçla onu vurun.”([7])
Arfece (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“İşiniz, bir adam üzerinde toplu iken kim sizin
sopanızı yarmak isterse, veya cemaatinizi dağıtmak isterse, onu he-men
öldürün.”([8])
Hadisin şerhinde şunlar beyan edilmiştir:
“Sopanızı yarmak” tabiri, cemaatı dağıtmaktan kinâyedir.
Yani sizin cemaatınızı yarılmış sopanın dağıldığı gibi birbirinden ayırmak
isterse, onu vurun demektir. Cemaatın birbirinden ayrılıp dağılması,
anlaşamamak ve birbirini sevmemekle olur.
Hadis-i Şerif, hükümdar aleyhine ayaklanan veya
müslümanların birliğini bozmak isteyen bir kimsenin öldü-rülmesini
emretmektedir. Böylesi, evvelâ nasihatle yola getirilmeye çalışır. Vazgeçmezse,
kendisi ile çarpışır. Öldür-meden şerrinden kurtulunmazsa, öldürülür.”([9])
İslâm Milleti’ne karşı düşmanlık yapıp savaşan ve
onları bölüp parçalayıp yok etmek isteyenlere karşı, Emirü’l-mü’minin İmam
Ömer İbnü’l-Hattab (r.a.), çok sert davranmıştı... Onun sert davranışı, İslâm
düşmanlarını korkutmak, onların belini kırmak ve bir daha ümmete karşı savaşma
konusunda kendilerinde cesaret bulmasınlar için-di... Onun, kendilerine karşı
sert davrandığı İslâm düşman-ları, onlarla kan bağları olan akrabalarından
Mekke müş-rikleri idiler...
İbn Abbas (r.a.) anlatıyor:
Müslümanlar, (Bedir savaşı sonunda) esirleri
aldıktan sonra Rasulullah (s.a.s.), Ebu Bekr’le Ömer’e:
“Bu esirler hakkında reyiniz nedir?” diye sordu.
Ebu Bekr:
- Ya Rasulullah, bunlar, amcaoğulları ve
akrabadırlar. Ben, onlardan fidye alman fikrindeyim. Bu suretle küffâr üzerine
kuvvetimiz olur. Umulur ki Allah, onları İslâm’a hidayet buyurur, dedi.
Bundan sonra Rasulullah (s.a.s.):
“Sen ne fikirdesin ya İbnü’l-Hattab?” diye sordu.
(Ömer diyor ki:)
Ben:
- Hayır, vallahi ya Rasulullah, ben, Ebu Bekr’in
fikrin-de değilim.
Lâkin ben, bize müsaade buyursan da, şunların boyun-larını
vuruversek fikrindeyim. Ukaly (Akîl)’e karşı (kardeşi) Ali’ye müsaade
buyurmalısın ki, onun boynunu vursun. Bana da, filana (bir yakınına) karşı
müsaade buyurmalısın, ben de onun boynunu vurmalıyım. Zirâ bunlar, küfrün
imamları ve eşrafıdırlar, dedim.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), Ebu Bekr’in
söylediğine meyletti. Benim söylediğimi beğenmedi.([10])
İmam Ahmed b. Hanbel (r.a.)’in rivayetinde
Emirü’l-mü’minin İmam Ömer İbnü’l-Hattab (r.a.), şunları da söy-lemiştir:
- Hamza’ya da, filan kardeşini ver ki Hamza, onun
boynunu vursun! Tâ ki Allah, bizim kalblerimizde müşrik-lere karşı bir
yumuşama kalmadığını bilsin. (Ortaya çık-sın)([11]).
Muvahhid mü’minlere hiçbir şey, Allah’dan, O’nun
Rasulü’nden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli değildir!.. Onlar, Allah ve
Rasulullah (s.a.s.)’in sevgisini her şey-den, hatta canlarındanda yüce
tutarlar... Onlar, İslâm’ın kadrini, diğer kadirlerden daha yüksek görür ve
değer verirler...
Muvahhid mü’minler, her zaman ve her mekânda İslâm
Milleti’nin birlik ve beraberliğini sağlamak için bütün imkânlarını
harcarlar... Mü’min müslümanları, halklara, uluslara ve ırklara bölüp ayırmak
isteyen bütün şeytanî ve tağutî güçlere karşı mücadele ederler... Her türlü
bölücü teröre karşı sert tavır alır, İslâm Milleti’nin bütünlüğünü sağlamaya
gayret ederler...
Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah
(s.a.s.)’in şu emirlerini hiç unutmaz ve ümmeti bölen ırkçı-milliyetçi akımlara
karşı uyanık olup onları önlemeye çalışırlar!..
1) İbn Abbas (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Allah’a, insanların en sevimsiz olanı üç
sınıftır:
Harem içinde zulüm ve haksızlık eden.
İslâm camiası içinde cahiliyyet adetini araştırıp,
onu bulup yaşatmak isteyen (mürteci).
Haksız yere dökmek için ma’sum bir kişinin kanını
külfetle araştıran.”([12])
2) Ebu Katâde (r.a.)’dan:
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Ümmetimin helâki üç şeydedir:
Kaderi yalanlamak,
Irkçılık dâvâsı gütmek,
Tahkîk etmeksizin dinî konuları nakletmek.”([13])
3) Ebu Malik el-Eş’arî (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Ümmetimde cahiliyyet adetlerinden kalma dört şey
vardır ki, onları terk edemezler.
(Bunlar):
Asaleti ile övünmek,
Neseblere ta’n,
Yıldızlarla yağmur isteme,
Ve niyâha (ölü için feryad ederek ağlama)dır.”([14])
“Onları terk edemezler” sözünden murad: Tamamiyle
terk edemezler, demektir. Çünkü bunları, müslümanlardan bir tâife terk ederse,
başka bir tâife yapmakta devam eder.([15])
4) Cabir b. Abdullah (r.anhuma)’dan:
Rasulullah (s.a.s.), (Vedâ Hutbesi’nde) şöyle
buyurdu:
“Şüphesiz ki, sizin kanlarınız ve mallarınız, şu
beldenizde, şu ayınızda, şu gününüzün hürmeti gibi birbirinize haramdır.
Dikkat edin!.
Cahiliyyet işlerine aid her şey ayağımın altına
konmuştur!
Cahiliyyet devrinin kan dâvâları sakıttır. İlk
iskat ettiğim dâvâ, İbn Rabiate’bni’l-Haris’in kan dâvâsıdır. İbn Rabia, Beni
Said kabilesinde süt anaydı. Onu, Hüzeyl kabilesi öldürdü.
Cahilliyet devrinin ribâsı da sakıttır. İlk iskat ettiğim ribâ,
bizim (yani) Abbas b. Abdulmuttalib’in ribâsıdır. Bu ribânın hepsi mutlaka
sakıttır...”([16])
İslâm Milleti ,yegâne önderi ve hayat örneği
Rasulullah (s.a.s.) gibi, cahiliyyete aid her ne varsa ayaklarının altına
almalıdır!..
İşte o zaman, onlar için yegâne Rabbimiz Allah’ın
va’dı gerçekleşir:
“Allah,içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara
va’detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi
kıldıysa, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak, kendileri için
seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları
korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet
ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse,
işte onlar fasıktır.”([17])
Dâvâmızın başı ve sonu, Âlemlerin Rabbi Allah’a
hamd etmektir.
[1]) Âl-i İmrân, 3/103.
[2]) Enfâl, 8/46.
[3]) Sahih-i Müslim, Kitabu Fedaili's-Sahabe,
B.4, Hds.37.
Sünen-i Dârimî, Kitabu
Fedaili'l-Kur'ân, B.1, Hds.3319-3320.
[4]) İmam Kurtubî, A.g.e., C.4, Sh.311.
[5]) İbn Hişam, A.g.e., C.2, Sh.257-260.
İmam el-Vahidî, A.g.e., Sh.120-122.
Abdulfettah el-Kadî, A.g.e.,
Sh.77-78.
Taberânî, Mu'cemu's-Sağir, C.2,
Sh.87, Hbr.421.
et-Taberî, A.g.e., C.2, Sh.327.
[6]) Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.17, Hds.223.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İlm, B.19,
Hds.2822.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-İlm, B.1,
Hds.3641.
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.32,
Hds.349.
İmam Hafız el-Munzirî, A.g.e., C.1,
Sh.26, Hds.7. İbn Hıbban ve
Beyhakî'den.
[7]) Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmare, B.14,
Hds.59.
Sünen-i Neseî, Kitabu Tahrimi'd-Dem,
B.6, Hds.4007-4009.
et-Taberî, A.g.e., C.2, Sh.333.
[8]) Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmare, B.14,
Hds.60.
Sünen-i Neseî, Kitabu Tahrimi'd-Dem,
B.6, Hds.4010.
[9]) Ahmed Davudoğlu, A.g.e., C.9, Sh.24.
[10]) Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer,
B.18, Hds.58.
İmam el-Vahidî, A.g.e., Sh.259.
[11]) İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, C.3,
Sh.447. Ahmed b. Hanbel'den.
İmam el-Vahidî, A.g.e., Sh.259.
[12]) Sahih-i Buhârî, Kitabu'd-Diyet, B.8, Hds.21.
[13]) Taberânî, Mu'cemu's-Sağir, C.1, Sh.406,
Hds.305.
Ayrıca bkz. Mu'cemu'l-Evsat, C.4,
Sh.336, Hds.3579.
[14]) Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cenaiz, B.10,
Hds.29.
İmam Suyutî, A.g.e., C.1, Sh.264,
Hds.516 (913). Ahmed b. Hanbel, Müsned,
C.5, Sh.342-344'den.
[15]) Ahmed Davudoğlu, A.g.e., C.5, Sh.151-152.
[16]) Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Hacc, B.19,
Hds.147.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Menasık, B.84, Hds.3074.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Menasik,
B.56, Hds.1905.
[17]) Nur, 24/55.