İMAN KARDEŞLİĞİ
İzzet ve şeref sahibi olan
İslâm Milleti’nin oluşumunda iman kardeşliği esastır… İzzetin kendilerine aid
olduğu muvahhid mü’minler,([1]) İslâm kardeşliklerini, kan ve soy bağı üzere
değil, iman ve Tevhid bağı üzere kurmuşlardır!.. İnsan kullarını yalnızca
kendisine ibadet etsinler diye yara-tan Allah Teâlâ,([2]) insanlar arasında
katıksız iman edenleri kardeş ilân buyurmuş ve ancak mü’minlerin kardeş olduk-ları
beyan etmiştir:
“Mü’minler, ancak
kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah’dan
korkup sakının. Umulur ki,
esirgenirsiniz.”([3])
İman kardeşliğini, yegâne
önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.) uygulamalı bir şekilde
örneklemiştir… Her muvahhid mü’minin diğer mü’minlerle kardeşliği gibi,
kendisinin de muvahhid mü’minlerle kardeş olduğunu beyan buyurmuştur…
Urve (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), Ebu
Bekr’den Aişe’yi nikâhlamak için istedi.
Ebu Bekr (r.a.),
Rasulullah’a:
- Sen benim, Allah’ın
dininde ve Kitabında kardeşimsin. Bu cihetle Aişe, sana helâldır.”([4]) dedi.
Emirü’l-mü’minin İmam Ömer
(r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)’den
umre için izin istedim. Bana, izin verdi ve:
“Kardeşçiğim, bizi de
duada unutma!” buyurdu.
Bana, öyle bir söz
söylemiş oldu ki, onun yerine bütün dünyaya sahib olmam beni o kadar
sevindirmezdi.([5])
Önderimiz Rasulullah
(s.a.s.) böyle idi! O, ümmetiyle iman ve İslam kardeşliği bağını, olması
gerektiği sağlamlık-ta ve emrolunduğu gibi gerçekleştirmişti… O’na ve
Al-lah’dan getirdiklerine katıksız iman eden ümmetinin mu-vahhid mü’min
ferdleri de, O’nun gibi yapmış ve mü’min müslümanlar arasında iman kerdeşliği
bağını esas kabul ederek, bu bağı olanca imkânlarıyla sağlamlaştırmışlardı…
İbn İshak (rh.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.),
(Bedir’den) esirleri getirdiği zaman ashabı arasında onları dağıttı ve:
“Esirlere iyi davranın!”
buyurdu.
Mus’ab b. Umeyr (r.a.)’ın
ana-baba bir kardeşi Ebu Aziz b. Umeyr b. Hişam, esilerin içinde idi.
Ebu Aziz şöyle dedi:
- Kardeşim Mus’ab b. Umeyr
ve Ensar’dan bir adam, bana vardılar. Ensar’dan olan adam, beni esir ediyordu.
Mus’ab, Ensarî’ye dedi ki:
- Ellerini sıkı tut! Çünkü
onun annesi mal sahibidir. Umulur ki o, senden onu kurtarmak için sana fidye
verir!
Mus’ab b. Umeyr, Ebu
Aziz’i esir eden Ensar’dan Ebu Yeser’e bir şey söylediği zaman, Ebu Aziz, ona
dedi ki:
- Senin ev sahibin bu
mudur?
Mus’ab, ona şöyle dedi:
- Benim kardeşim odur, sen
değilsin!
Bunun üzerine onun annesi,
Kureyş esirlerine karşılık verilen en yüksek fidyeyi sordu.
Ona, denildi ki:
- Dört bin dirhem.
Bunun üzerine dört bin
dirhemi gönderdi ve onun fidyesini ödemiş oldu.([6])
Millet-i İbrahim ve
Ümmet-i Muhammed olan muvah-hid mü’minler, kadın olsun, erkek olsun, dünyanın
hangi bölgesinden ve hangi ırktan, hangi renkten, hangi dilden, hangi kavimden
olursa olsunlar, birbirlerinin iman kardeşi ve İslâm dostlarıdırlar… ümmetin
bütün bir vücûd gibi-dir… Birbirlerini sevmede, saymada, hukukunu korumada,
canına, malına ve ırzına sahib çıkmada, parçalanmaz bir bütünlük arzeder… Bütün
muvahhid mü’minler böyle ina-nır ve böyle davranırlar… Rabbleri Allah, böyle
emretmiş, önderleri Rasulullah (s.a.s.), böyle öğretmiştir…
Numan b. Beşir (r.a.)’ın
rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):
“Bütün mü’minleri, birbirlerine
merhamet, muhabbet, lütuf ve yardımlaşma hususlarında sanki bir vücûd misali
görürsün! O vücûdun bir organı hastalanınca, vücûdun diğer kısımları birbirlerini hasta organın elemine –uyku-suzlukla
hararete- ortak olmaya çağırırlar.”([7])
Numan b. Beşir (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurur:
“Mü’minler, bir tek adam
gibidir. Başı ağrısa, cesedin sair yerleri humma ve uykusuzlukla ona (iştirake)
çağrışırlar.”
Devamı olan rivayette
Numan b. Beşir (r.a.)'ın rivaye-tiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Müslümanlar, bir tek adam
gibidir. Gözü ağrısa, bütün vücûdu ağrır. Başı da
ağrısa, bütün vücûdu ağrır.”([8])
Sehl b. Sa’d (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurur:
“Mü’min, iman ehli
yanında, cesed üzerinde baş gibi-dir. Cesed, nasıl ki, başta olandan dolayı
ızdırap duyarsa, mü’min de iman ehli için öyle elem
duyar.”([9])
Ebu Musa (r.a.)’dan:
Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurdu:
“Mü’min ile mü’min
(birbirlerine karşı) duvar gibidir. Birbirini sımsıkı tutarlar.”
Bunu söylerken, parmaklarını
birbirine geçirip sımsıkı kilitledi.([10])
Hubeyb b. Hiraş
(r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurdu:
“Müslümanlar kardeştir.
Takva hariç, hiçbirinin diğerinden üstünlüğü yoktur.”([11])
Yegâne önderimiz
Rasulullah (s.a.s.)’in bu buyruklarından apaçık anlaşıldığı gibi, nasıl ki,
iman bir bütündür ve parçalanmaz ise, mü’minler de iman kardeşliği bakımından
bir bütündürler ve asla parçalanmayı kabul etmemelidirler…
Bütün mü’minler,
birbirlerinin velileri, yani kardeşleri, dostları ve yardımcılarıdırlar…
Muvahhid mü’minlerin bir-birlerinin üzerinde
velayet hakkı vardır… Onlar, iyilik ve takva üzere yardımlaşır, hayırda
yarışırlar… Bütün yeryüzünde huzur ve barışı sağlamak için iyiliği emreder,
kötülükten sakındırırlar… Mazlum kardeşleri olan mü’min müslümanların zulümden
kurtulmaları için kendilerine yardımcı olurken, zulmeden müslüman kardeşleri
ortaya çıktığında onların zulmünü engellemek, onları ıslâh etmek üzere onlara
karşı durup bu zulümden vazgeçirir, böylece onlara da yardım etmiş olurlar… Ümmetin
derdiyle dertlenir, İslâm Milleti’nin yaralarını sarmaya gayret ederler…
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, birbirlerinin velileridirler.
İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı
verirler ve Allah’a ve Rasulüne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet
edeceği bunlardır. Şübhesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hik-met
sahibidir.”([12])
İbn Mes’ud (r.a.)’ın
rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Kim ki, sabahleyin kalkarken
düşüncesi Allah’dan başka bir şey olursa, onun, Allah’ın hoşnudluk ve yakınlığından
nasibi yoktur.
Kim ki, sabahleyin
kalkarken müslümanların sıkıntılarını kalbinden hissetmezse, onlardan
değildir.”([13])
Enes (r.a.)’dan:
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Ey mü’min, sen, mü’min
kardeşine zalim iken de, mazlum iken de yardım et!”
Sahabîler:
- Ya Rasulullah, şu mazlum
olan kişiye yardım edebiliriz. Fakat o zalime nasıl yardım ederiz? diye
sordular.
Rasulullah:
“Zalimin iki elinin üstünü
tutarsın (yani onu, zulmünden men’edersin).”([14])
Muvahhid
mü’minler, mü’min müslümanlar kardeşlerine yardım ederken, kendilerinin
ihtiyacı olan yardımı muvahhid mü’min kardeşlerinden beklerler… Şirk ve küfür
ehlinden yardım talebi etmezler… Yardımı, yalnızca Al-lah’dan ve O’nun salih
mü’min kullarından beklerler… Allah'ın salih kulları, Allah’ın rızası için ve
Allah’ın emret-tiği gibi, diğer salih mü’min kardeşlerinin yardımına koşar-lar…
İman kardeşliğinin gereği budur!..
Rasulullah
(s.a.s.)’in zevcesi Aişe (r.anha) anlatıyor:
Rasulullah
(s.a.s.), Bedir tarafına yola çıktı. Harratu’l-Vebera’ya varınca kendisine bir
adam yetişti ki, bu adamın cür’et ve cesareti söyleniyordu. Bu sebeble
Rasulullah (s.a.s.)’in ashabı, onu gördükleri vakit sevindiler.
Rasulullah
(s.a.s.)’e yetişince, O’na:
-
Sana tabi olmak ve seninle beraber yer almak için gel-dim, dedi.
Rasulullah
(s.a.s.), kendisine:
“Allah’a
ve Rasulüne iman ediyor musun?” diye sordu.
-
Hayır! dedi.
“Öyle
ise, dön! Ben, asla bir müşrikten yardım alamam!” buyurdu.
Sonra
gitti. Ağacın yanına vardığımızda o adam, Rasu-lullah (s.a.s.)’e yine yetişti
ve O’na ilk defa söylediği gibi söyledi. Rasulullah (s.a.s.) de, ona ilk defa
söylediği gibi söyledi.
“Öyle
ise, dön! Ben, aslâ bir müşrikten yardım alamam!” buyurdu.
Sonra
döndü. Ve Rasulullah (s.a.s.)’e Beyda’da yetişti. O da, ilk defa dediği gibi:
“Allah’a
ve Rasulüne iman ediyor musun?” diye sordu.
Adam:
-
Evet! cevabını verdi.
Rasulullah
(s.a.s.), ona:
“O
hâlde yürü!” buyurdu.([15])
İman
ve İslâm’ın kopmaz, eskimez ve pörsümez sapasağlam bağıyla birbirine bağlanan
ümmetin muvahhid mü’min ferdleri, birbirlerini sevmek, birbirlerinin kadr-u
kıymetini bilmek ile mükelleftirler… Bu hâl, onların katıksız imanlarından
kaynaklanmaktadır…
Ebu Hüreyre (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurur:
“Siz, iman etmedikçe
cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (tam) iman
etmiş olamazsınız.”([16])
Ebu Hüreyre (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle
buyurur:
“Birbirinize hasedlik
çekmeyin. Müşteri kızıştırmayın. Birbirinize buğz etmeyin. Birbirinize sırt
çevirmeyin. Biriniz, diğerinin pazarlığı üzerine satış yapmasın.
Kardeş olun ey Allah’ın
kulları!
Müslüman, müslümanın
kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, onu tahkir etmez. (Üç defa
kalbi-ne işaret ederek) takva, şuradadır. Kişiye kötülük namına, müslüman kardeşini tahkir etmesi kâfidir. Müslümanın her şeyi, kanı,
malı ve ırzı, müslümana haramdır.”([17])
Mü’min müslümanların
kardeşler olduğunu ve bu iman kardeşliğinin bağlarının çok sıkı olmasının
gereğini defalarca beyan buyuran önderimiz Rasululllah (s.a.s.), bu bağın
gevşememesi ve hiçbir zaman çözülmemesi için bütün önlemleri almıştır… İlk
sözlerini beyan buyurduğu andan, kıyamet anına kadar iman kardeşliğine herhangi
bir zarar gelmemesi için ne gerekiyorsa beyan buyurmuştur… İlmi, bütün
zamanları ve mekânları kuşatan Rabbimiz Allah’ın bildirmesiyle bilip bildiren
Rasulullah (s.a.s.), Allah’ın izni ve yardımıyla oluşan iman kardeşliğine sahib
çıkılmasını, bunun hiçbir zaman bozulmamasını ümmetine vasiyet etmiştir…
Cabir b. Abdullah
el-Becelî (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), Vedâ
Haccı’nda bana:
“İnsanları sustur da
dinlesinler!” diye emretti.
İnsanlar, sükût ettikten
sonra:
“Benden sonra birbirinin
boyunlarını vuran kâfirlere dönmeyin!” buyurdu.([18])
Ümmet-i Muhammed’in her
muvahhid mü’min ferdi, iman kardeşliği hukukunu canı gibi kıymetli bilip koruma-lıdır…
Mü’minlerin kardeşliğine ve müslümanların birbir-lerine olan velayet hakkına
asla bir zarar gelmemelidir… Allah’ın ipine sımsıkı sarılan İslâm Milleti’ni
bu ipten kopa-rıp parçalayan ve iman kardeşliği hukukunu zedeleyen fitnelerin
başında, ırkçı-milliyetçi duyguların akîde hâline gelmesi yer alır… Müslüman
olmuş ve iman bağlarıyla birbirlerine sımsıkı bağlanmış, mü’min kardeşler olmuş
ka-vimlerin, kendi ırklarını yüceltip diğer ırkları aşağılamak, dolayısıyla o
ırklara mensub olan mü’min kardeşlerini hakir görmek suretiyle ümmeti
parçalamak en korkunç bir fitnedir… Böyle korkunç bir fitneye iştirak edenler,
ırkçı-milliyetçi duygularla, kendi ırkından olmayan diğer mü’-min müslümanların
kanını helâl görebilme cinayetini iş-ler… Böylece haktan sonra batıla dönmüş
olur…
İşte
bu inancı sebebiyle fıska düşer ve topukları üzere gerisin geriye küfre dönmüş
olur… Yalnızca kendi ırkından olmadıkları için ve kendi ırkının yüceliğine
inanarak, diğer mü’min müslümanların katledilmesini helâl görmek, onların
öldürülmesini gerektiren ciddî bir sebebi ve tevili olmadığı hâlde onları, bu
sebebten dolayı öldürmek, insanı iman ve İslâm dairesinde bırakmaz…
Rabbimiz
Allah şöyle buyurur:
“Kim bir mü’mini kasıtlı olarak (taammüden)
öldürür-se cezası, içinde ebedî kalmak üzere cehennemdir. Allah, o-na
gazablanmış, onu lânetlemiş ve ona büyük bir azab ha-zırlamıştır.”([19])
Abdullah
İbn Mes’ud (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Allah’dan
başka (ibadete layık) ilâh bulunmadığına ve benim Allah’ın Rasulü olduğuma
şehadet etmekte olan müslüman bir kimsenin kanı helâl olmaz, ancak şu üç
şey-den biri ile helâl olur:
Maktülün
hayatı karşılığında öldürülmesi (kısas).
Zinâ
edenin evli (veya dul) olması (recm).
İslâm
Dini’nden çıkıp müslüman cemaatını terk etmesi (irtidad).”([20])
Irkçı-milliyetçi
duygular, kendi kavminin diğer kavim-lerden üstün olduğu inancı ve bunun
harekete dönüşmesi cahiliyye adetlerindendir… Bu cahilî inanç, iman kardeşliği-nin
en vahşî düşmanıdır…
Ümmeti, birbirine düşüren ve müslümanların birbirinin boyunlarını vurup kanlarını
dök-melerine sebeb olan en amansız fitnedir…
Abdullah
İbn Mes’ud (r.a.)’dan.
Rasulullah
(s.a.s.) şöyle buyurur:
“Müslümanlara
sövmek, fısk, onunla savaşmak küfürdür.”([21])
Hadis-i
Şerifin şerhinde şöyle denilmektedir:
“Bir
müslümana haksız yere sövüp saymak, bi'l-icma’ haramdır. Bu işi yapan fasıktır.
Cezası, te’dib olunmaktır. Haksız yere müslümanla kavga ve çarpışma yapan ise,
ehl-i hak müslümanlara göre, dinden çıkmak mânâsına küfret-miş olmaz. Ancak
müslümanla harbetmesinin helâl oldu-ğuna inanırsa, o zaman dinden çıkar.
Müslümanların
birbirlerini öldürmelerini helâl i’tikad etmek küfürdür. Meğer ki, te’vil ile
ola.”([22])
Gerek
İslâm düşmanlarının yardımı ve kışkırtmasıyla, gerekse hevalarına uyarak
müslüman kardeşlerine silah çe-kip onları öldürenler, müslümanların saflarından
ayrılmış-lardır…
Abdullah
İbn Ömer (r.anhuma)’dan.
Rasulullah
(s.a.s.) şöyle buyurur:
“Her
kim biz müslümanlara silah çekip kıtal ederse, artık o kimse biz
müslümanlardan değildir.”([23])
[1]) Bkz. Münafikun, 63/8.
[2]) Bkz. Zariyat, 51/56.
[3]) Hucurat, 49/10.
[4]) Sahih-i Buhârî, Kitabu'n-Nikâh, B.11,
Hds.18.
[5]) Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Vitr, B.23,
Hds.1498.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Menasik,
B.5, Hds.2894.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Daavat,
B.1, Hds.3795.
Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.1, Sh.29.
C.2, Sh.59.
[6]) İbn Hişam, A.g.e., C.2, Sh.385.
İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye,
C.3, Sh.461-462.
[7]) Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Edeb, B.27, Hds.41.
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri
ve's-Sıla, B.17, Hds.66.
Taberânî, Mu'cemu's-Sağir
Tercüme ve Şerhi, Çev. İsmail Mutlu, İst. 1996, C.1, Sh.353, Hds.263.
İmam-ı Azam Ebu Hanife,
Müsned, Çev. Muhammed Selim Köse, İst.
T.Y. Sh. 275, Hds. 473/27.
İmam Suyutî, Camiu's-Sağir Muhtasarı
Tercüme ve Şerhi, Çev. İsmail Mutlu, Vdğ. İst.1996, C.3, Sh. 298, Hds. 3474
(8155). Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.4, Sh. 270'den.
[8]) Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla,
B.17, Hds.67.
[9]) Abdullah İbnü'l-Mübarek,
Kitabu'z-Zühd, Çev. M. Adil Teymur, İst. 1992, Sh.171, Hds. 693.
et-Taberî, A.g.e., C.7, Sh. 509.
İbn Kesir, Hadislerle
Kur'ân-ı Kerim Tefsiri, C.13, Sh. 7409. Ahmed b. Hanbel, (Müsned, C.5, Sh.340)'dan.
[10]) Sahih-i Buhârî, Kitabu's-Salat, B.88,
Hds.124.
Kitabu'l-Edeb, B.36, Hds.56.
Kitabu'l-Mezalim, B.5, Hds.7.
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri
ve's-Sıla, B.17, Hds.65.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri
ve's-Sıla, B.18, Hds.1993.
Sünen-i Neseî, Kitabu'z-Zekat, B.67,
Hds.2550.
[11]) İmam Suyutî, A.g.e., C.3, Sh.406, Hds.3793
(9211).
Taberânî, Mu'cemu'l-Kebir'den.
İbn Kesir, A.g.e., C.13, Sh.7421.
[12]) Tevbe, 9/71.
[13]) İmam Suyutî, A.g.e., C.3, Sh.331, Hds. 3570
(8453). Hakim, Müsted-rek'ten.
Ayrıca bkz. Taberânî, A.g.e., C.2,
Sh.323, Hds.625.
[14]) Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Mezalim, B.4,
Hds.5.
Kitabu'l-İkrah, B.7, Hds.12.
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri
ve's-Sıla, B.16, Hds.62.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Fiten,
B.58, Hds.2356.
Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.40,
Hds.2756.
[15]) Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer,
B.51, Hds.150.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu's-Siyer,
B.10, Hds.1601.
[16]) Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.22,
Hds.93-94.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb,
B.142, Hds.5193.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İsti'zan
ve'l-Adab, B.1, Hds.2828.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Edeb,
B.11, Hds.3692.
Mukaddime, B.9, Hds.68.
İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.448,
Hds.979-981.
[17]) Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri ve's-Sıla,
B.10, Hds.32.
Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Edeb, B.57,
Hds.94.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri
ve's-Sıla, B.18, Hds.1992.
[18]) Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Fiten, B.8, Hds.29.
Kitabu'l-İlm, B.44, Hds.62.
Kitabu'l-Hacc, B.133, Hds.212.
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.29,
Hds.120.
Sünen-i Neseî, Kitabu Tahrimi'd-Dem,
B.28, Hds.4109-4115.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten,
B.5, Hds.3942-3943.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Sünnet,
B.16, Hds.4686.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Fiten,
B.26, Hds.2289.
[19]) Nisa, 4/93.
[20]) Sahih-i Buhârî, Kitabu'd-Diyet, B.5, Hds.17.
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Kaseme, B.6,
Hds.25-26.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Fiten, B.1,
Hds.2247.
Kitabu'd-Diyet, B.10, Hds.1423.
Sünen-i Neseî, Kitabu Tahrimi'd-Dem,
B.14, Hds.4043-4044.
Sünen-i Ebu Davud, Kitab'ul-Hudud,
B.1, Hds.4352-4353.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Hudud,
B.1, Hds.2533-2534.
Sünen-i Dârimî Kitabu'l-Hudud, B.2,
Hds.2302-2303.
Kitabu's-Siyer, B.11, Hds.2451.
[21]) Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İman, B.36, Hds.41.
Kitabu'l-Edeb, B.44, Hds.73.
Kitabu'l-Fiden, B.8, Hds.25.
Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.28,
Hds.116.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İman, B.15,
Hds.2771-2772.
Kitabu'l-Birri ve's-Sıla, B.51,
Hds.2049.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten,
B.4, Hds. 3940-3941.
Sünen-i Neseî, Kitabu Tahrimi'd-Dem, B.27,
Hds.4088-4095.
[22]) Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve
şerhi, ist. 1977, C.1, Sh.326-328.
[23]) Sahih-i Buhârî, Kitabu'd-Diyet, B.1, Hds.13.
Kitabu'l-Fiten, B.7, Hds.19-20.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B.42,
Hds.161-163.
Sahih-i İbn Mace, Kitabu’l-Hudud,
B.19, Hds.2575-2577.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Hudud, B.26
Hds.1486.
Sünen-i Neseî, Kitabu Tahrimi’d-Dem,
B.26, Hds.4084.
Sünen-i Dârimî, Kitabu’s-Siyer, B.77,
Hds.2523.